
5.387 kelime · ~27 dk okuma
Tamam Surilerden gerçek İslam değil. İran gerçek İslam değil. Tamam, kim o zaman gerçek İslam? Dindarlar neden bir dönem ezanını Türkçe okumuş olmasına bu kadar sinirleniyorlar? Dini temsil ettiğini söyleyen insanların maalesef vermiş oldukları sınav noktasında düşünürsek tam bir fiyaso, tam bir... LGBTİ bireyler hakkında İslam'ın duruşu nedir? Siz ahlaksız olduğunu mu düşünüyorsunuz gay bireyler? Din çoğunlukla da siyasiler tarafından
halkları uyuşturmak için bir afyon olarak kullanılmıştır. Bugün şu anda Türkiye'de de biraz öyle bir durumda. Son dönemde gündemde olan isimlerden bir tanesiyle konuştum. Lütfü Özşahin, Akit TV'de katıldığı ve çok tepki çeken sözlere söylendiği programdaki konuklardan bir tanesiydi. Lütfü Özşahin'i televizyon ekranlarından tanıyanlarınız var. Kendisi din felsefesiyle uğraşıyor. Daha detayına da gireceğim birazdan. Lütfü Özşahin'e hem gündeme ilişkin sorular sordum hem biraz İslam üzerine sohbet ettik.
Trend Topik'te evet genellikle gündemi derliyoruz, özetliyoruz ama bazen de böyle gündemdeki şeyleri konuklarla irdelemek de güzel oluyor. Böyle bilmediğimiz detayları bize anlatacak ya da işte bakmadığımız bir perspektifi bize sunacak. Konukları biraz böyle tabiri caizse kurcalamayı seviyorum ben. Onun için Trend Topik'in bu bölümünü de yine böyle bir konukla birebir konuşarak yapıyoruz.
Lütfü Öz Şahin kim? Ekranlardan tanıyanlarınız var ama ben kısaca bir tanıtıyorum. Kendisi 19 Mayıs İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Daha sonra Sosyal Bilimler Enstitüsü'nden dinler, tarih yanında yüksek lisans. Sonra da felsefe tarihinde siyaset felsefesi dalında doktorasını bitirmiş bir bilim insanı. Lütfü Öz Şahin'le Ramazan özel programı, şaka yapmıyoruz, Ramazan özel programı yapmıyoruz.
Ona da değiniriz, Ramazan'a da değiniriz ama aslında güncel bir mesele üzerinden ben günümüzde din algısı, dini nasıl yaşıyoruz, siyaset ilişkisini falan konuşmak istedim. Merhabalar. Şimdi en son temasımız şöyle oldu. Akit TV ekranlarındaydınız siz. O meşhur yayın esnasında. İşte Mutalip Kutluk Özgüven'in o meşhur 12-17 yaş çocuk, kadın, süper kadın, en süper vücut onlarla evlensin, doğursun falan dediği programda siz de yayındaydınız. Mutalip Özgüven'in söyledikleri ön plana çıktı. Sonra siz de bana mesaj attınız. Yani hani bu söylenenler çok yanlış numaraydı. İsterseniz öyle başlayalım. Tabii ki öyle.
Orada Mutalip Özgüven onları söylediği zaman bu ifadeleri ne düşündünüz? Ve Mutalip Bey'in bu söylediklerinin dinde mi yeri var acaba? Şimdi tabii akşam talihsiz bir şey oldu. Aslında ben söylediklerinin hiçbirisinin dinde aslında hiçbir yeri yok yani. Kur'an'ın evrensel mesajının ve aynı zamanda Kur'an-ı Kerim'in amaçsal yorumuna çok aykırı bir şey. Ben aslında tepkimi gösterdim zaten çok sinirlendim fakat video kesildiği için daha sonra benim görüşlerim basına çıkmadı.
Sonra ben Twitter'dan da yayladım, size de ulaştım. Bu çok iyi oldu. Zaten Türkiye'de bu rüsvanların başına bu konulara ne geliyorsa saçma sapan açıklamalardan dolayı geliyor. Yani arkadaşımız aslında bir ilahiyatçı değil. Aslında bir müfessir falan da değil ama. o akşam orada hakikaten amacı o olmazsa bile yanlış anlaşılabilecek olan bir açıklamalarda bulundum. Benim anlayamadığım bir şey, inançlı dindar insanlar neden sürekli böyle çılgın açıklamalar yapmaya ihtiyacı hissediyorlar acaba? Yani niye böyle yani tamam bazen bu dünyanın her yerinde oluyor aşağı yukarı değil mi? Kim bilir, işte Amerika'da böyle evangelist şeyler var, papazlar var, onlar da böyle ciddi şeyler söylüyor falan. Niye böyle bir ihtiyaç var acaba? Çünkü
Maalesef yani gelenekte, İslam geleneğinde de maalesef kadın aşağılamıştır, ben açık ifade edeyim yani. Bir köleleştirme damarı var İslam'da kadının. Bir şeytanlaştırma damarı var İslami gelenekte. Bu Kur'an-ı Kerim'e aykırıdır yani. Gelenekte var, örfte var. Ve bu örften dolayı bugün de modern toplumlarda Müslümanlar bu sorunu çok aşamadıkları için sürekli olarak bu kadınların evlenme yaşı gündeme gelir.
Burada da kıstas Kur'an-ı Kerim'e değildir aslında. Kıstas'a giderler, Mekke ve Medine toplumunda yani örfü adetinde ortaya çıkan ölçüleri, evlenme yaşlarını baz alırlar. Getirirler bunu Karadeniz'de veya Türkiye'de, dünyanın başka bir yerinde evlenme yaşı olarak ilan ederler ki bu tamamen kesinlikle entegrizmdir. Yani bilimsel değildir. Kur'an'ın maksadına da aykırı.
Kur'an-ı Kerim'de bir evlenme yaşı için eşet kelimesi yani raşit olması, akil bali olması şeklinde atıflar vardır. Fakat bu şu anlama gelmiyor. Yani bir kız çocuğu 13 yaşına geldiği zaman kadınla adım atmasa bile bu onun evlenme yaşına geldiği anlamını içermiyor. Çünkü siz de bilirsiniz ki yani bu evlenme yaşının olabilmesi için akıl düzeyinde, psikolojik düzeyinde olgunlaşması gerekir. Bu da en azından şehirlerde
17'den tutun, 18'e, 20'ye kadar, hatta 25'e kadar çıkabiliyor değil mi? Model toplumlarda kızlarımız yani... Yani aktörümüzde aslında 30 nerede, 30 yani. Neredeyse, evet yani evet. Kariyer yapması, yaparak kız alıyor falan filan. Evet yani kariyer falan yapıyor. Gerçi yani 30 da üst bir rakam olsa bile yani 25'e kadar bir anlaşma süreci devam ediyor değil mi?
Benim kızım var daha 20 yaşında, ben çocuk diye bakıyorum yani. Onun evlendirmesini dahi 20 yaşında olduğu halde bana göre çocuk gibi duruyor. Dolayısıyla 13-12 yaşındaki çocuklar özel hallerinden dolayı kadınla adım attılar diye bunları evlendirmeye kalkmak, bunları din adına, Kur'an adına savunmak kesinlikle bir çılgınlıktır, insan haklarına aykırıdır. Ve bu maalesef ve maalesef neredeyse pedofilik eğilimleri de içine alabilecek bir bakış tarzını aksettirir ki, bunu kesinlikle baştan sona reddetmeliyiz. Siz diyorsunuz ki, din diyorsunuz, bu hani örfle, gelenekle iç içe geçiyor biraz. Tabii tabii, kesinlikle. Orada diyorsunuz, iş şeyinden sonra... Yani örfü, evet, ne bileyim, örfü getiriyor, kısta sola koyuyor sana. Yani mesela diyelim ki Arap toplumunda, işte 1400 yıl önce olan bir toplumda,
Bu takım çocuk denilecek yaşta evlilikler var. Bunların çok örnekleri var, öğrenmek istemiyorum. Ve bu ırfı alıyorsunuz, bunu bir dini bir dogma olarak, vahiy ilke olarak işe getiriyorsunuz Türkiye'de, Karadeniz'de, Edirne'de, Türkiye'nin bir yerdeki bir aileye evlenme yaşı olarak dayatıyorsunuz. Halen çok acayip rezaletler var. Halen bugün Sudan'da kadın sünnetleri var. Çok yani kan kaybından ölen çocuklar var. Devleti yasaklamasına rağmen bu dinidir diye bir takım kabilelerin bu yapmış olduğu vahşetler var. Firavun sünnetleri, sünnetler falan var. Hüsnü Bey, bu şey gibi sizin Ali Şeriat'in de zamanında çok söyledikleri yani bunun üzerine konferansları var ve Batı'da da çok böyle dikkat çekiyor yani örf ayrıdır, gelenek ayrıdır, İslam ayrıdır diye ama ya şöyle bir şey benzetiyorum ben bunu hani sürtçülü isan ediyorsam affola ama. Ya estağfurullah. İşte Sovyetler gerçek sosyalizm değil ya da işte Maoizm gerçek sosyalizm değil, Tito gerçek sosyalizm değil. Hani bu da ona benzetiyor. Tamam Sürtler, İran gerçek İslam değil. İran gerçek İslam değil. Tamam, kim o zaman gerçek İslam?
Evet, güzel bir soru sordunuz. O zaman gerçek İslam nerede? Şimdi buradan aslında eğer bunu soruyorsak, şunu söyleyeyim. Hz. Peygamber kendi kızını kaç yaşında evlendirdi, Hz. Fatıma'yı? Kaç yaşında? Arap toplumunda 18 yaşında evlendirdi. Demek ki bunun alt sırrını yine 18'de bulabiliyoruz, değil mi? O yılda bulabiliyoruz. Evet ama o zaman Hz. Aişe'yle sanırım daha erken yaşta... İşte Hz. Aişe'yle de ilgili bir spekülasyonlar var fakat aslında tam bir incelemeye tabi tuttunuz da.
Hazreti Ayşe'yle de 17-18 yaşında evlendiği ortaya çıkıyor. Çünkü Hazreti Ayşe'nin bir ablası var, Esma diye Neviçin Hanım, o Medine'ye gittiği zaman bir açıklamada bulunuyor. Yani yaşın soyularla diyor ki, ben diyor şu anda diyor 28 yaşındayım diyor. Ayşe diyor benden diyor 10 yaş küçüktür. Yani son tahilde aralarında 10 yaş var. Yani demek ki Ayşe 17-18 yaşında peygamberle evlenmiş olan
Fakat şöyle bir şey var, hani mesela benim kız kardeşlerim de ben Karadenizli olduğum halde çoğu 17-18 yaşında evlendiler. Ama bana bile erkek çocuğu olarak ağır gelmişti. Halbuki bizim köyde yani bizim toplumda, biliyorsunuz tarım toplumunda bir an önce evlenmek esastır. Çünkü doğanın şartları, tarım toplumunu gerektirir. İnsanlara baskı yapılır yani. 18 bir köylerde bir çocuğun, bir kız çocuğunun yaşı 17-18'i geçtiği zaman evde kaldınız falan derler biliyorsunuz yani. Öyle muamele görürler.
Psikolojik olarak yani zaten köydeki kızlar, tarım toplumundaki kızlar 17-18 yaşlarında falan kendini böyle hazırlarlar. Yani çünkü o psikoloji, o ortam onları annelik işine hazırlar. Bu doğal olarak gözükse bile, ki devletimiz de zaten 18 en altı sırrı olarak kalmıştır, bugün halen televizyon ekranlarında 12 yaşındaki kızların hem de din adını evlenebileceğini savunmak, ben açık konuşuyorum, tam bir sapkınlıktır. Bu asla ve hatta kabul edilemez. Bunu ben şiddetle reddediyorum ve bu artık Türkiye'de bu gündemin içine çıkması lazım. Bugün halen Türkiye'de çocuk gelinler var. Hatta biliyorsunuz Suriye'den bu savaş dolanışıyla ülkeye getirilip küçük çocuklarının neredeyse bir pazar kurulup evlendirdiklerini falan biliyoruz. Bu hakikaten çok önemli bir meseledir ve bu meseleye el atmak lazım. Bu meseleyi çok kesin bir şekilde konuşmamız gerekiyor. Sizin de yani bunu gündeme getirmenin bence çok yerinde oldu.
Sizce Türkiye son 20 yılda dindarlaştı mı yoksa sekülerleşti mi? Hayır, kesinlikle dindarlaştığı falan yok. Sadece kamu alanında bazı dini sembollerin ortaya çıkması demek o toplumun dindarlaştığı anlamına gelmez. Bir toplumun dindarlaşmasından ne anlarsınız? Siz nasıl anlarsınız? Şunu söyleyeyim, bir toplumun dindarlaşması aslında şekilliğidir, içeriktir. Bir insan daha ne kadar merhametliyse, ne kadar zulme karşıysa,
ne kadar haksızlığa karışıysa, ne kadar paylaşımcıysa, ne kadar yaratılanı yaratılandan daha çok seviyorsa, ne kadar komşunun rızasına, insanlığın yararına çalışıyorsa, o kadar daha çok dindardır. Çünkü dindarlığın ölçüsünü Tanrı'yla olan dikey ilişkiyle ölçemeyiz. Ben açık konuşayım, ilahiyatçı olarak da söylüyorum, ilahiyatçı kim bilir ne. Çünkü namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz, tuttuğunuzda bu Tanrı'yla sizin aranızdaki gibi dikey bir ilişkidir, bunun samimiyetini biz bilemeyiz. Bir kişinin dindarlığı,
Yatay ilişkilerde, sosyolojik ilişkilerde ortaya çıkar. Hak yiyor musun, hırsızlık yapıyor musun, emekçinin hakkını gasp ediyor musun, değil mi? Yalnız bu tarihten en iyi dinlerler sosyal demokratlar gibi çıkıyor, Lütfü Bey. Şimdi şöyle bir şey var.
Şimdi sosyal demokratlar da eğer bu benim söylediğim anlamda hakikaten yapıyorlarsa, dindarlılar tabii en azından İslam perspektifinden. Evet, yani böyle felsefeci olarak da ben İslam'ı yorumlarken biraz daha sosyal demokrat olarak yorumlarım. Yani benim İslam'ı yorumlama tarzım muaviye çizgisinde falan değildir. Daha çok Ebuzeri, Gifal gibi sahabelerin, Hz. Ali gibi sahabelerin anlamış olduğu bir İslam çizgisinden yanayım. Fakat Türkiye'de dediğiniz gibi yani dindarlık falan yok, sadece şekil var.
Anlayışı değişti mi sizce son 20 yılda? Hayır, kesinlikle değiştirmedi. Sadece dediğimiz gibi şekilsellik çok arttı. Fakat dindarlarda büyük bir çöküş var. Dindar olduğunu zanneden insanlar yani gösterişten başka, makam ve mevkiden başka veyahut da böyle tekelleşmekten başka maalesef bir şey düşündükleri falan yok. Elbette ki yani gerçekten dindar olanlar da var. Elbette ki Türkiye tamamen boş değil. Ama genel bir yorum yaparsak
Sadece dinin bazı şekilsel sembollerinin sokakta yer alması var. Ama içerik anlamda bir dindarlık falan yok. Genç nesilin dinden uzaklaştığını gözlemliyor musunuz? Sizde böyle bir şey var ya, deist gençler artıyor vs. saptamaları var. Evet, şimdi şöyle güzel bir konuya geldik. Aslında ben tabi uzun yıllar lisete ve kolejlerde de hocalık yaptım. Sadece üniversitede değil. Ama şu var, evet gençler artık
İslam'la arasında özellikle bir mesafe koyuyorlar ama doktriner anlamda ben o kadar çok büyük şekilde deizmi kişiselleştirdiklerini sanmıyorum. Fakat bir tepki var aslında yani şöyle. Diyor ki yani Türkiye'de dini temsil ettiğini söyleyen adamlara bakıyor gençler. Bazı cemaat liderlerine bakıyor. İşte FETÖ hadisesi falan oldu. Bakıyor ki namazında, orucunda bir adam ama maalesef faiz var, haksızlık var, emeğe saygı yok.
zulüm, haksızlık olduğu zaman ona diyeceği hiçbir sözü yok. Dünyevi anlamda çıkanlar için her bir şeyi yapabilecek bir ahlaka sahip. O zaman diyor ki yani, dimduysa biz diyor dinler değiliz diyorlar. Değil mi hak olarak? Çünkü dini temsil ettiğini söyleyen insanların maalesef verbiş oldukları sınav noktasında düşünürsek tam bir fiyaso, tam bir çürüme.
Bu yani dinle siyaset iç içe geçince mi oluyor aslında? Biz tabii Amerika'yı yeniden keşfediyor gibi oluyoruz. Millet söyleyince kızıyorlar. 300-400 yıl önce tartıştı bitirdi de biz şimdi... Acaba o tırnak içinde kirlenme dediğiniz şey, bu siyasetle iç içe geçince herhalde kaçınılmaz oluyor. Tabii yani şunu söyleyeyim, harika bir soru. Çünkü aslında din siyaset ilişkisine girdiğimiz zaman sadece İslam değil, dinler tarihinde siyasallaşan dinler
iş işe girdiği zaman o dinin aleyhini oluyor. Çünkü siyasiler maalesef dini kendi iktidarları için hatta kendi makam ve mülküleri için bir şey olarak gösterebiliyor. Yani bir basamak olarak gösteriyor. Orası açık. Ben Marksist değilim ama Marks'ın veya Fevrbah üzerinden dine yapış olduğu zaten bir takım eleştiriler var. Aslında bunlar mükemmel bir şey. Yani din siyasilerin elinde. Bizantinist bir anlayışla bir uyuşturucu, afyon görevini görüyor.
Marx Hegel'in hukuk felsefesinde din halklarının afyonu duruyor derken şunu söylüyor, bakıyor ki yani sinagoglar, kilise, Hristiyanlık aslında kitleleri uyuşturmaktan başka mevcut kilisenin iktidarını, makam ve mevkisini devam ettirmekten başka bir işe yaramıyor. Bu şuna benziyor, ortalıkta zulüm var, haksızlık var, emeğin ıskalanması var, insanların köleleştirmesi var fakat din onlara şöyle diyor, ey insanlar siz bugünkü duruma bakmayın yani bu servete falan bakmayın. Dünya zaten geçicidir. Yarın ahirette nasıl olsa paylaşım farklı olacak. Ve siz zaten cennete gideceksiniz. Dolayısıyla böyle emektir, özgürlüktür, haktır, adalettir. Bunu sorgulanmanıza gerek yok değil mi? Şimdi bu din afyondur gerçekten. Ve bu din afyon ve uyuşturucu görevi verir. Dolayısıyla her zaman tarihte maalesef, eğer İslam tarihini ele alırsak, Muhabebin Ebu Süfyan'dan itibaren bir çizgi vardır.
çoğu noktada siyasiler tarafından halkları uyuşturmak için bir afyon olarak kullanılmıştır. Bugün şu anda Türkiye'de de biraz öyle bir durum mu var? Var tabii yani bugün mesela din baronları var biliyorsunuz. İsim önemli değil şimdi tekrar onlara mahkemelik olmayalım. Türkiye'de din baronları var biliyorsunuz yani diyorlar ki peygamber işte efendim bir hırka bir gömlek keserdi ve gezerdi değil mi? Kendilerini maşallah fabrikalar, işçiler, beşyüzsel Mercedesler hatta mahalleleri falan değiştirirdiler.
Yani peygamber nerede, kendisi nerede. Hatta diyorsunuz ya hani sosyal demokrat dediniz ya. Hazreti Peygamber aslında çok fakir değildi biliyorsunuz yani. Bir mal varlığı vardı. Eşi epey varlıklı değil mi Hazreti Hatice sanki? Tabii. Ondan dolayı var ya tabii Mekke'de devlet başkanı olduğu zaman, site devlet başkanı olduğu zaman gelirler vardı. Fakat peygamber şunu yapıyordu yani, o gelirlerini günlük olarak ailesinin yettiği kadar alıyordu günlük. Yani ailesine ne kadar yetiyorsa. gerisini fakirlere dağıtıyor. Yani şimdi onlara deseniz ki o din baronlarına, tamam ne kadar güzel, siz de günlük ihtiyacınızı alın ailenizin yettiği kadar ve gerisini halka, bak Türkiye'de o kadar fakir insan var, işsiz insanlar var, halka dağıtın deseniz dağıtırlar mı sizi? O zaman birazcık burada sizin söylediklerinizden şunu anlıyorum, siz diyorsunuz ki İslam'a en büyük zararı tarikatlar veriyor diyorsunuz.
Doğru mu anladın? Yani İslam'a, evet, mülkü çürümüş olan cemaatler ve tarikatlar veriyor. Çünkü bunların hepsi aslında round merkezi olarak yapılan... Bir şey soracağım. Tarikatın çürümeme şansı var mı?
Her şeye bağlı, bu her ideolojik dile bağlı. Yapılamanın amacına bağlı. Gerçekten o tarikatın başında hakikaten İslam'ı bilen, hakikaten adil olan, hakikaten böyle rant merkezi olmayan, alim efendim işte, tasavvuftan, felsefeden anlayan, gerçek bir mürşid varsa, insanlara faydalı olabilir. Son tarafı da biliyorsunuz. Ama o da tabi, bu sadece teoride mümkün değil mi? Yani bir kişiye güç verdiğiniz zaman çünkü, bir kişi işte tarikatın, ne diyorsunuz ona, başından geçiyor.
Ağzının içine bakıyor yani. Ne derse diyor. Ha işte bu tabii harika. Bu iyi sordunuz. Bu konuda her insanı bir güç zehirlenmesine sokmaz mı? Sokar. Yani bir girmeyecek olan herhalde dünya üstüne belki parmakla göstereceğimiz kadar 3-5 var. Çünkü demokrasi de... Yani bir lider, siyasi lider seçiyorsun. Normal demokrasilerde bir zamanı var değil mi? İşte 8 yıl sonra gidiyor, bir daha seçilemiyor. Şimdi tarikat da öyle bir durum söz konusu değil yani. Oranın başına... Ha şöyle.
Aslında tarikatta başlangıçta öyle değildi. O sonradan yozlaşma oldu. Şimdi tarikatta, başlangıçta biliyorsunuz, işte ISV geleneği falan vardır, Anadolu'nun Türkleşmesi'nde, FUTULAT'ında önemli işlevler görülmüştür. Hatta bu biliyorsunuz Ömer Lütfi Barkan'ın ''Kolonizatör Türk Dervişleri'' diye önemli bir kitabı vardır biliyorsunuz. Şimdi buraya baktığınız zaman bunun içerisinde rant falan filan yok. Yani babadan oğula geçmek filan yok. Veyahut da işte post derken, yani o şey olan, başında mürşit olan bir adamın
damadını vekil etmesi falan filan yok. Şimdi daha sonra bu işler tarikat çevresinde bir rant oluştuğu için, büyük bir para oluştuğu için yozlaştı ve bakıyorsunuz tarikat şeyhi öldüğü zaman postun başına ya damadı geliyor ya da işte efendim oğlu geliyor. Buradaki temel amaç ne aslında? Temel amaç bilgi, adaletli olduğu için değil. Veyahut da daha çok insanlara faydalı olabildiği için değil. Orada kontrol edilen bir rant var. Bu rantın ailenin dışına çıkmaması için.
Evet, bugün Türkiye'de de öyle yani. Bir de güç tabii ki, güç. O siyasi... Ha, güç var. Şimdi mesela Haydarbaş vefat etti. Peki, partinin başına kim geçti direkt olarak? Oğlu geçti, değil mi? Aynı zamanda Haydarbaş bir şeyh yani. Soranlar yani bu partisinde mesela Haydar Maç'tan sonra onun oğlundan başka daha bilge, yetkili, daha da bu işi becerebilecek kimse yok mu? Niye daha henüz? İşte 30 yaşına dahi gelmemiş belki bilmiyorum 30'u var mı? Bir çocuk genel başkanı oydu değil mi? Şimdi bu örnek olarak verildi. Mevlat da bizim Türkiye'deki birçok tarikat üreticisi Mehmet Zahit Kodku vardı. Ne oldu? Mehmet Zahit Kodku vefat ettiği zaman başına damadı geçti. Yani bir nevi monarşi devam ediyor.
İdeal, İslam'da bu işler böyle değildir, İslam geleneğinde. Bir yerde bir gerçeğiyle tarikat kuracak diye bir mesele de yok da, eğer bir yerde insanlar, biliyorsunuz, masumlar böyle bir sivil oluşum yapıyor, bir yerde bir sivil oluşum yapacaksa İslam adına, orası bir kere halka açık olur, gizli gündemi yoktur. Burada bir insan eğer konuşacaksa, konuşan insanın en bilgili, en yetkili olması, en adil olması gerekir. Eğer bu özellikleri taşımıyorsa olmaz. Veyahut da bu iş damada veyahut da oğula devredilmez.
Ehliyet ve liyakat esastır, Nevşin Hanım. Ama bu artık... Valla siz bunları söylüyorsunuz diye yalnız nüfuzlu tarikat liderleri çok kızıyordur size herhalde. Valla bana kızsınlar, canım istediği kadar kızsınlar. Ben bunları zaten Abertürk'te falan da söyledim, diğer televizyonlarda da söyledim. Şöyle bir şey var yani artık bu tarikatların da ehliyet ve liyakat tepsi ortadan kalktı. Yani işte bütün cemaatler de böyle maalesef. Çünkü cemaatlerin kontrol ettiği büyük bir zenginlik
okullar var, televizyonlar var, fabrikaları falan var. Bu sefer yani eğer şeyh öldüğünde veyahut da cemaat lideri vefat ettiğinde bu cemaatin başına başka bir aileden birisi geçerse ne olacak bu sefer? Buradaki rant, buradaki zenginlik ne olacak? Ortaya bölmüş olacak veyahut da tehlikeye girecek.
Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim diyor ki, en türeddu emanati ila ehliyye diyor ya, hani siz emanetleri ehliye veririz diyor ya, maalesef bazıları, birileri emanetleri, akrabayı, taallukata peşkeş çekiniz diye anlıyor bunu. Devlette asıl olan biliyorsunuz ehliyet ve liyakattır. İslam'ın temel özelliği, evrensel mesajı budur yani aslında. Vardır da Anadolu'da yani işte bahsettiğimiz gibi tarikatlar var ve tarikatlar evimleşe evimleşe bu şekle gelmişler. Demek ki böyle yaşanabiliyor herhalde Türkiye'de yani hali hazırda. Maalesef ya şöyle oluyor dediğiniz gibi yani ideolojilerin dejenere süreci olduğu gibi, ben dinler tarihçiyim, dinlerin de bir dejenerasyon süreci var yani. Şu anda Türkiye'de yaşanan İslam dejenere bir İslam mı? Kesinlikle, kesinlikle tabii bir dejenere bir İslamdır yani ne kadar
Ne kadar yani ideal olabilir ki? Herkesi izah etmek istemiyorum yani. Gerçekten çok iyi insanlar da var yani. Benim... Otantik İslam nedir o zaman?
Otantik İslam elbette ki yani Kur'an'ı ve sahih sünneti merkeze alan ve bunun üzerine kendini evrensel düzeyde ifade edebilen, kuşatıcı olan bir İslam anlayışıdır ve bunun temelinde de merkezinde siyasal olarak işler nedir? Adalet vardır, emanetlerine ehliye verilmesi vardır, işlerin şuurayla yapılması vardır, seçim vardır. Değil mi siyasal boyutuyla? ve aynı zamanda ahlak vardır. Ezeli ve ebedi değerlere saygı olan bir deontolojik bir ahlak anlayışı vardır. Ve bu asıl da evrensel anlamda tüm toplumların da kabul edeceği temel ilkelerdir. Diğer kısmı kültüreldir birçok tarafı. O da bize ait bir şeydir. Ama bugün bu yapılanmamıştır. Yani İsmet Özel'in güzel bir sözü var. Şöyle derseniz, gençlere nasıl örnek olacaksanız. Onlar yiyorlardı, şimdi onlar yiyeceğine ben yiyeyim. Ama halk ya asıl olan yememektir.
Onları yiyeceğine ben yiyeyim diyenlerin hepsi asaletini kaybetmiştir. Hepsi inancına ihanet etmiştir. Değil mi? İyi de tabii şimdi galiba İslam anlayışının işte son birkaç yıldır milliyetçilikle bir tür iç içe geçmesi hani ve ikisinin bir anlayışı var. Evet. Var evet. Bunu eleştiren sizin gibi teologlar da var falan ama aslında hep de böyle de yaşana gelmemiş miydi? İşte o hani Türk-İslam sentezi diye de tarif ediliyor ama karşılık da buluyor halk arasında. Yani böyle de yaşana geliyor anladığım kadarıyla. Evet. Gerçekten bu doğru. Şimdi şöyle bir şey var. Tabii İslam biliyorsunuz yani evrensel, din üzerinde evrensel. Yani İslam'ı herhangi bir kavimle, Türklükle veyahut da Araplarla veyahut da işte herhangi bir
Endonezyalılık'ı falan eşitleyemeyiz. Fakat bu Türk-İslam sentezi bu son zamanlarda da evet yani biraz bilgin olmaya başladı. İktidarda tabii yani onun yansıması falan var. Bu ileriki zamanda tehlikeli bir şeydir. Yani böyle Arap-İslam'ı, Türk-İslam'ı, İran-İslam'ı, Pakistan-İslam'ı gibi bir takım kavramsallaştırmalar ileride İslam'ın evrensel imajına zarar verir. Evet yani Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı olan herkes Türktür yani yüz bir Çinli
Fakat Türkiye'de etnik düzeyinde işte bir takım insanlar var yani. Görücüsü var, efendim, Kürt'ü var, Laz'ı var, Çerkez'i var, boşuna falan var. Dolayısıyla burada sürekli bir İslam'la Türklük vurgusunu sürekli vurgulamak sıkıntıya neden olabilir. Onun için aslında din söz konusu olduğu zaman etnisi değil, sürekli dinle beraber vurgulamak İslam'ın özünde aykırıdır. Bunu yapmamak lazım.
konu konuyu açıyor gibi oluyor ama evrenseldir İslam diyorsunuz ya benim mesela bu konuda hep kafamı karıştıran şey evet herhalde Allah-u Teala'nın dili yoktur değil mi yani sonuçta? Tabii ki. Acaba dindarlar neden bir dönem ezanın Türkçe okumuş olmasına bu kadar sinirleniyorlar ve bunu İslam'a yapılmış bir saldırı olarak anlıyorlar? Ezan aslında kolay için değil ki. Ezan insanlar için değil mi? Yani şu namaz saati gelmiştir deniyor. Herkesin anladığı bir dilde olmasının acaba ne sakıncası var? Bu hani İslam'a verilir küfür mü oluyor? Niye öyle anlaşılıyor?
Şimdi aslında şöyle bir şey var. Dediniz çok doğru. Biliyorsunuz sakraların hiç bir şey yoktur. Kutsal dili yoktur. Çünkü Allah'ın bize gibi bir dili yoktur. Dudakları falan filan yok. Böyle konuşmuyor yani. Diller Allah'ın ayetleridir. Ve Kur'an-ı Kerim'in de Arapça inmesinin nedeni, Hazreti Peygamber Arap olduğundan dolayıdır. Ona bir çiçecek Kur'an inemez herhalde. Peygamber Türk olsa açıktır. Kur'an Türkçe olacaktır. Veyahut da işte Hazreti Musa İbrahim olduğu için değil mi? Tora, Tana İbrahimicidir.
Fakat ezan da evrenseldir. Ondan dolayı aslında buradaki tepki şundan dolayı oldu. Şimdi dinin bazı sembolleri vardır. Bunları değiştirmeye gerek yok. Çünkü ezan Çin'de Çince okunduğunda, Türkiye'de Türkçe okunduğunda veyahut da İngiltere'de İngilizce okunduğunda, Almanya'da Almanca falan okunduğunda sembol değeri ortadan kalkar yani. Zaten ezan okunduğu zaman
Evrenselliği tam tersine ortadan kalkar diyorsunuz. Evet, evrenselliği ortadan kalkar. Yani şöyle bir şey, ezan okunduğu zaman Arapça bilmenize gerek yok. Siz de biliyorsunuz, Arapça bilmiyor musunuz ama şunu bilirsiniz yani namaza çağrılır, işte Allah'a çağrılır falan. O sembolleri şey yapmak gerekir, yani oynamamak gerekir. Tepki ondan dolayıdır. Mesela bir insan orijinal duaları bilmiyorsa, siz kendiniz namaz kılarken türkçe de kılabilirsiniz. Problem yok.
Ama cemaatte olmaz. Cemaatte neden olmaz? Çünkü cemaatte siz Türkçe kıldırsanız, diğerleri itiraz eder. Anlamı tam olmadı filandır. Veyahut da diyelim ki bir Arap var orada, bir Çinli filan var, o ne olduğunu anlayamaz filan. Cemaat yani toplu halde filan mesela şey yapabilir, sakınca da olur. Ama siz diyelim ki evde Allah'a, Türkçe ibadet ediyorsunuz, bunun bir sakıncası yok.
Ama orijinalinden yaparsanız tabii daha güzel olur. O başka bir şey. Çünkü Allah sadece Arapça falan bilmiyor canım. Yani bir boyacı bile 10 tane yabancı dil biliyor fakat düşünsenize Allah Arapçadan başka bir şey bilmiyor yani. Haşa cahil yani. Öyle bir şey yok tabii ki. Yani ama işte o zaman burada demek ki gelenekle din ne kadar ayrılabiliyor? Nereye kadar? Harika bir soru. Aslında din, tradisyon anlamında gelenektir biliyorsunuz yani. Din de gelenektir ama yani aktarılma anlamında. Çünkü gelenek ek demek de gelen ek yani. Geliyor bize.
Dini de bize bizden önceki nesiller aktarıyor. Bu anlamda din de bir gelenektir. Tamam yani bu vahiydir aynı zamanda Kur'an-ı Kerim ama aktarılma anlamında bir gelenektir. Şimdi dini gelenekten tam böyle soyutlamak mümkün olmuyor. Çünkü bundan 1400 yıllık bir tecrübe var yani. Müslümanların bir uygulamaları var. Elbette ki yani onları yok saydığınız zaman bu son derece dayanıksız bir yol muhtemelen.
Fakat burada dikkat edeceğiniz şey şudur, gelenekten faydalanmak başka bir şey, geleneğe saplanmak başka bir şey. İşte bugün Müslümanlar onu yapıyor, geleneğe saplanıyor. Yani bundan önce ataları, dedeleri yanlış yapmışsa, 13 yaşında çocukları evlendirmişse, diyor ki bugün de evlendirmemiz gerekir. İşte bu gelenekçiliktir, işte bu geleneği din haline getiriyor.
Bu zaman zaman İstanbul'da reform tartışması gündemi, hatta Cumhurbaşkanı da bir sefer böyle bir şey sormuş ama o kastetmediğini söyledi daha sonra. Mesela bu hani dediğiniz mesela Arapça ibadet konusu, hani dediniz ya işte başka yabancılar olsa anlamaz falan. Şimdi yani tabii ki işte onlar gibi davranma, onlara benzersin de tırnak içinde kenara koyuyorum ama şimdi dinler yayıldıkça yani Hristiyanlık daha yaygın değil mi? Şimdi dünyanın dört bir yanında işte Güney Amerika'sından Japonya'sına, Güney Kore'sine Amerika'dan, Kanada'dan her yerde Hristiyanlar var. Şimdi mesela Amerika'da ne yapıyorlar? İki dilli yapıyor. Bir tane Latince yapıyor, Katolik kilisesi, ibadeti isteyenler için. Bir saat sonra da İngilizce yapıyor. Çünkü artık herkes İngilizce konuşuyor. Ne yapsın yani?
İsteyen bir yönetimciye gelsin, isteyen İngilizceye gelsin. Şimdi yani aslında yayıldıkça da din, yani bir tek Arap coğrafyasında uygulanırken İslam, tamam iş aslında daha kolay. Bir tek Orta Doğu'da uygulanırken iş daha kolay. Ama yayıldıkça iş değişiyor, öyle değil mi? Yani ister istemez o zaman inanç ve inancın yaşanış biçimi değişime uğrayacak. Bunun önüne geçilebilir mi Lütfü Hocam? Benim de gördüğüm kadarıyla yani çok modern düzeyde bir takım futuristik hareketler çıkacağına ben de eminim yani. Bir şeyler olacak.
Ama inşallah hayırlı bir şey olur. Aslında Tayyip Bey'imin bence bu zamana kadar yaptığı en güzel önermelerden birisi de oydu ama tokaka edildi yani. İslam'ı güncelleştirmek, yani güncellemeliyiz dedi değil mi? Öyle bir şey söyledi. Evet. Ama arkasında durmadı ama aslında doğru. Şu anlamda doğru. Yani reform başka bir şey, güncellemek başka bir şey. Yani siz İslam'ı çağın gerektiğine göre yorumlamalısınız. Yani yorumlayamıyorsanız burada bir dogmatizm, bir katılaşma başlar.
Katılaşmanın başladığı yerde de çürüme başlar yani. Ölüm başlar biliyorsunuz. Ölüm son tahlilde bir katılaşmaktır değil mi yani? Katılaşmak. Canlılığın kaybedilmesi, katılaşmak. Dinler de böyle olur. Yine Karl Marx'a atıf gitti sizden. Katı her şeyin buharlaşır. Ha evet doğru yani ama bizimkiler aslında Marx'ın kıymetini bilmiyor. Ve şimdi şeyim biliyorsunuz Habermas'ın Marx üzerine bir değerlendirip sıraladım. Beğenirim. Yani Marx'ın değerini bilmek için de Marxist olmak gerekmiyor.
Marksizm, tarihsel ve toplumsal anlamda çok iyi bir eleştiri metodudur. Yani bir toplumun sosyopolitik yapısını, dini yapısını, ekonomik yapısını çözülmememe Marksizm gerçekten iyi bir anahtardır. Ben de bunu yere geldiği zaman falan kullanırım ama Marksist olduğum için değil yani. Bir yöntem olarak kullanırım. E tabii katı olan din de öyledir. Dinasın da dinamiktir. Mesela Heraklitos ne diyor? Pantareyi, her şeyi yakar diyor ya Nevşin abi. Şimdi Kur'an'da bir ayet var. Mesela Allah statik değil diyor. Mesela O her an yeni bir işte diyor.
Şimdi mesela dinamik bir tanrı var. Mesela bazıları derler ya, tanrı her şeyi yarattığı zaman, işte peki şimdi ne yapıyor, dinleniyor mu falan. Tabii bunlar çocukça sorunlar. Ama bugün Koran diyor ki, dinamik bir tanrı anlayışı. O her an yeni bir iştedir. Yani her an yeni bir işte olmak bir devenimdir, bir harekettir. İnsan vücudunda bile bir anda kaç milyar tane hücre ölüyor, doluyor. Bütün her şey bir dinamizm. Dolayısıyla din bu anlamda dinamiktir, devrimcidir.
Yani bana şöyle bir peygamberi gösterebilir misiniz peygamberler tarihinde? Fakirlerin ona muhalefet ettiği, ezilmişlerin, kadınların muhalefet ettiği bir peygamberi var mı? Yok. Peygamberlere karşı çıkanlar böyle işçiler, kadınlara işlediğim gezilenler değildir. Kim karşı çıkar? Firavun karşı çıkar. Siyasi simgesi. Kim karşı çıkar? Karun karşı çıkar. Bu da iktisadi simgesidir. Kim karşı çıkar? Belan-ı Bağur. Bu da dini simgesidir. Dini uyuşturucu olarak kullanır. Şimdi dolayısıyla bu anlamdaki büyük peygamberi kavrayışla
Dediğiniz gibi böyle işte geleneği ilahlaştıran, dedeleri ilahlaştıran ve onlara sapıp kalan bir din anlayışı elbette ki yani... Peki bu dinamizm içini de yavaş yavaş da toparlayacağım. Tabii çok güzel gidiyor sohbet ama bu dinamizm içerisinde mesela ilerleyen zamanda İslam anlayışı içerisinde kadın imam olabilir mi? Almanya'da var böyle bir cami. Olabilir mi mesela? Şimdi şöyle bir şey var. Kadınların erkeklerin önünde imamlık yapmasına gerek olduğunu sanmıyorum.
Gerekti, zorlamaya gerek yok ama Amerika'da oldu zaten. Amine Wadud diye bir kadın vardı, Amerika'da akademisyen. O zaten bayan erkek falan, ortaya namaz kılmaya ve dolayısıyla erkeklerin önüne geçerek imamelik falan yaptı yani. Fakat evet, İslam geleneği, peygamberin böyle bir uygulaması yok ama kadınlar zaten kadınlarla beraber imamlık yapabilirler. Fakat şöyle bir şey var ama yani, ben buna katılmıyorum, camiler maalesef kadınlara kapatılmıştır Türkiye'de.
Çok böyle küçük yerler tahsil edilmiştir kendilerine. Veyahut da üst katta bir yerde bu doğru bir şey değildir mesela. Aslında kadınlara daha çok büyük bir yer ayrılabilir. Yan tarafta büyük bir bölüm de kadınlara ayrılır. Cuma namazına kadınlar niye gidiyor? Kur'an-ı Kerim'de... ...iman edenler dediği zaman sadece erkeklere mi gidiyor? Hayır. Kadınlara da üst üste gidiyor.
Şii geleneğinde bilirsiniz kadın erkekler kadar büyük yer ayrılıyor ayrıca. Aslında bu dediğiniz küçük Anadolu kentlerinde de kadınların daha fazla sokağa çıkmasını, kamusal alana çıkabilmesini sağlar. Tabii sağlar çünkü yani kadından rahatsız olan bir gelenek var. Bak onu açık konuşayım yani ben yani burada peygambere bir tutumu yok. Ben ölçü peygamber ise o insanlara çağrıda yapıyorum. Hazreti Peygamber istisnasız iddia ediyorum ve her zaman kadına karşı pozitif ayrımcılık
Her zaman tavrını kadınlardan yara koymuştur. Çok nezaketli davranmıştır. Siz niye davranmıyorsunuz? Siz kadınları öldürüyorsunuz, değil mi? Bunlar için kastetmiyorum, dindarlaştığım için kastetmiyorum bunu. Türkiye'de düşün işte, ya benimsin, ya toprağımsın. İşte bu cinayetler, şunlar, bunlar, her şey yani. Böyle bir peygamber var mı ortada yani? Dolayısıyla evet, Şiiler bile bu konudan bizden daha iyiler. İranlı, İran Caferi mezhebi. Kadınların camilerde olması, onlara daha geniş yer veriyorlar. Türkiye'de de böyle olmuyor. Türkiye'de de aslında
Kadınlar cumaya gidebilmeliler ve camilerde kadınlara daha çok yer ayrılmalı. Burasını kesinlikle katılıyorum. Bir soru daha sorayım, toparlayalım ondan sonra. Provokatif bir soru da diyebilirsiniz. LGBTİ bireyler hakkında. İslam'ın duruşu nedir? Yani sonuçta mesela Şii şeriatına göre yüksek bir yerden atılarak infaz ediliyorlar. Siz nasıl bakıyorsunuz nefimesiyle? Ben şöyle söyleyeyim. Sadece Şii şeriat değil, Suni şeriatında da öyledir. Yani homoseksüellik, libata olarak geçermiyorsunuz. Bunun böyle bir cezası yoktur ama Kur'an'da böyle bir cezası yok yalnız. Yani ellezani, oradan çıkar. Hatta Kur'an-ı Kerim'de direkt olarak
homoseksüelliğe açık yoktur. Atıf yoluyla vardır. Evet, cezası vardır. İslam kesinlikle işte homoseksüelliği, lezbiyenliği falan, LGBT'yi falan onaylamaz. Ben de onaylamıyorum. Ancak şu var... Ama birçok insan... Mesela ben muhafazakar geyim. Ben Müslüman geyim diyen insanlar var. Ve bu insanlar... Ama işte bu şey... Bu Kuran'a aykırı. Muhafazakar gey, İslam geyi olamaz. Çünkü şöyle bir şey var. Bu fıtratı bozmaktır. Ben şöyle düşünüyorum. Yani eğer bir insan
erkeklik organıyla dünyaya gelmişse, bir kadından, genital olarak, bayan olarak dünyaya gelmişse, bence o fıtrat üzere kendisini geliştirmesi ve o düzeyde cinselik sürmesi fıtratın ve yaratılışın gereğidir. Fakat bir takım insanlar böyle yapıyorlarsa, bunlar kendi dört duvarı arasında yapıyorlarsa, buna bir şey diyemeyiz zaten yani. Bunu, bu insanlar öldürülmeli, bu insanlar Efendimiz'in toplumundan yok edilmediği bir sonuç çıkmaz. Fakat bunu bir örneklik olarak yani topluma dayatmak, aileye dayatmak, ben açık olayım, bu toplumun da ailenin tebelliğine dinamit koymaktır. Yani bu sonuç itibariyle toplumların tarihsel yürüyüşünü dediğim gibi çürümeye, ölümcül bir ahlaksızlığa düşmesine sebep olabilir yani.
Siz ahlaksız olduğunu mu düşünüyorsunuz, gay bireylerin? En azından ahlak tabii yani. Kur'an, İslam ahlakı dışında öyle yani. Çünkü ben şimdi buna bir Kur'an ahlakı, İslam ahlakı buna onay verir dediğim zaman ben de bu sefer kendime ihanet etmiş olurum, inancıma ihanet etmiş olurum. LGBTİ İslam onaylamaz, orayı açık söyleyeyim size yani. Peki Lütfü Bey, teşekkür ederim. Yani ben aklımdaki pek çok soruyu sordum hem gündeme dair hem işte genel Ramazan sohbeti gibi de oldu. Var mı eklemek istediğiniz bir şey?
Ama şöyle bir şey var, yalnız tabii bu LGBT konusunda şunu söyleyeyim, yani buna devlet farklı bir şekilde çözüm bulmalı. Bu insanlar böyleyse, bir de dediğiniz gibi işte bir takım doğuştan gelen işte o hasta olanlar falan var, işte bazı psikiyatralar, bazı doktorlar falan. Devletin her şeye müdahil olmasına gerek yok yani. Belki de kişiler... Hayır, şu an onu söylemiyorum. Devlet her şeyden... Bence artık bu da devlette düşmesin, boş verin.
Yok, devlet illa müdahale etmesini diyorum da yani bu insanların bu sorunlarının bir şekilde çözümlenmesi lazım diyorum yani. Evet, haklıklar konusundan sonuçta. İnsan hakkında, kadın hakkında. Yani şöyle bir şey var, bazı şeylerin illaki sokaklarda sergilenmesi gerekmiyor. Sergilemesinler ne, sergilesin Lütfü Bey. Yani öyle değil mi? Ama şöyle var. Sen öyle yaşasın yani. Gelecek, yarım ay şu var, yani gelecek nesiller açısından iyi olmaz. Şöyle bir şey söyleyeyim, bu Avrupa'nın en büyük filozoflarından olan şu anda yaşayan Hans Künk
şöyle bir sözü var güzel, diyor ki, insanlığın, diyor, zannedildiği gibi, diyor, insanlığın sonu nükleer siyahlara filan olmayacak, diyor. İnsanlığın sonu ortak hiçbir ahlaki değerin kalmamasıyla olacak, diyor. Yani bir takım evrensel değerleri, devontolojik değerleri korumak lazım. sanırım ortaklaşabileceğiniz ahlaki değerler bir öldürmemek, iki eziyet etmemek, üç kul hakkı yememek, başkasının malına göz dikmemek. Yani bence sekse gelene kadar ohooo yani o kadar çok ortaklaştık. Yav şöyle tabii ki yani mutlaka yani.
Evet. Sekse gelene kadar tabii daha çok önemli ahlak ve anlayışlar var. Kim kim ne istiyorsa sevilsin de başkasına eziyet etmesin, çalmasın, kötülük etmesin, öldürmesin. Ben öyle düşünüyorum ama şerh düşmek zorundayım. Zaten ben zorla bir şeye müdahale ettim, yok. Fakat yani LGBT'yi Kur'an ve vahiy onaylamaz, onu söylüyorum. Evet, ben de o açıdan sormuştum. Lütfü Hocam, teşekkür ediyorum. Ağzınıza sağlık, iyi akşamlar diliyorum. Teşekkür ederim, sağ olun. Sağ olun, çok teşekkür ederim.
Evet, Tren Topu'nun bu bölümü de böyleydi. Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir başka bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.