
6.404 kelime · ~32 dk okuma
%5'lerden %10'lardan filan bahsetmeyecek. Yani her ay düzenli anketler yapılır ve halk desteği, toplum desteği %50'nin altına düşen herhangi bir bakanın Dert ve Kalkınma Partisi hükümetlerinde kabinede bakan olarak kalabilmesi imkansıza yakın bir durumdur. E şimdi bakıyoruz mesela aynı anketler yapılıyor zaman zaman kamuoyuyla yansıyor görüyoruz. İşte bir bakanın mesela halk desteği sadece %2. Hangi bakandan bahsediyorsunuz? Berat Bey mi, Berat Albayrak mı diyorsunuz?
Merhabalar, ben Nevşin Mengöçen. Topik'in 12. bölümünü bu sefer sadece bir konukla konuşarak yapacağız. Şimdi genellikle formatımız aslında bizim o hafta olmuş olan olayları biraz derlemek, toparlamak, özetlemek. O hafta Türkiye ne konuştuysa, dünya ne konuştuysa aslında onun bir tür analiz haberini yapmak gibi bir şey. Ama bazen istisnalar da yapıyoruz. Yani bazen konuklarımız oluyor. Konuklarımızla birebir röportaj yapıyoruz.
Bu sefer de öyle bir bölüm yapacağız. Taha Ün ile birebir uzun uzadıya sohbet edeceğiz. Peki Taha Ün kim? Taha Ün bir siyaset stratejisti aslına bakacak olursanız. Uzun yıllar AK Parti ile çalıştı. Daha sonra AK Parti'den ayrıldı. Şimdi Gelecek Partisi'nde Ahmet Davutoğlu ile beraber çalışıyor.
Taha Ün'le hem AK Parti döneminde ne yaptıklarını, nasıl bir strateji yürüttüklerini konuştuk. Şimdi ne yaptıklarını konuştuk ve tabii kendi dönemiyle şimdinin bir karşılaştırmasını yaptık. Güzel bir sohbet oldu. Taha Ün merhabalar, hoş geldiniz. Merhabalar, hoş bulduk. Teşekkür ediyorum. Şimdi ben sizin yaptığınız işi şöyle mi açıklayayım? Siyasal iletişim uzmanı mı diyeyim? Ne demek gerekiyor?
Tabii ki siyasal iletişimci diyebilirsiniz. Çünkü şu an Gelecek Partisi'nin siyasal iletişim çalışmalarına sahip olduğum bir ajans olarak biz yürütüyoruz. Daha önce de aynı şekilde AK Parti için benzer bir hizmet mi sağlıyordunuz? AK Parti'ye zaman zaman belli alanlarda, belirli çalışmalarda bulunduk tabii ki. Özellikle outdoor alanında belli çalışmalarda bulunduk. Belli dönemlerde viral medyayla alakalı bazı alanlarda dikkatim çalışmalarda bulunduk. Saadet Partisi'nde bulunduğum dönemlerde oldu. Şu an Gelecek Partisi.
Şeyde aktiftiniz değil mi? Siz Gezi döneminde galiba özellikle aktiftiniz. AK Parti'nin sosyal iletişimini yürütmek konusunda. Yanlış mı hatırlıyorum? Yok yani Gezi ve Gezi sonrası sosyal medyadaki mevzulardan bahsediyorsanız onlar bizim tamamen kendi kişisel, bireysel çalışmalar. Mesela orada AK Parti ile aramızda entegre, organik bir çalışmadan bahsedemeyiz. Çok doğru olmaz. Ama kendimiz bireysel olarak, bugünkü yaşanan gelişmelere göre aldığımız siyasi pozisyonlar neticesinde ortaya çıkan bir tablo olarak nitelendirebiliriz diye düşünüyorum.
Tabii meslek sırrınızı tabii ki anlatamazsınız. Bana kalsa anlatın isterim ben sorarım tabii ama siz anlatamazsınız. Ama aşağı yukarı biraz hani çerçevese çizilecek olursa bu nasıl iştir? Nasıl bir iştir? Yani partilerin sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar ya da belki işte liderlerin, öne çıkan siyasilerin yaptığı konuşmalarda verilecek mesajlar. Bunlar üzerine mi çalışmalar yürütülüyor? Nasıl oluyor bu iş? Şimdi şöyle siyasal iletişim dediğimiz kavram esasen çok daha bütüncül olarak
ele alınması gereken bir kavram. Yani son 10 senede yaşanan gelişmelerle beraber artık elbette ki sosyal medya ve dijital mecra diye tabir ettiğimiz mecralar majör anlamda belirleyici olabilme vasfına sahip bir hale gelmiş olsalar da yine de hani siyasal iletişim dediğimiz kavram eşittir. Sosyal medya ve dijital medya olarak nitelendiremeyiz. Geleneksel mecraların da olduğu, geleneksel çalışmaların da içerisinde bulunduğu kapsamlı bir faaliyetin adıdır siyasal iletişim.
Şimdi tabii son dönemlerde bunları çok böyle süslü kavramlarla ifade ediyoruz ya da ifade etmeye çalışıyoruz bir taraftan ama bir taraftan vatandaşın yani seçmenin verdiği mesajı doğru anlamak, sizin de seçmene vermek istediğiniz mesajı doğru bir şekilde iletmeniz esasen. Dolayısıyla bütün bu parantezin arasına giren çalışmaların hepsi siyasal iletişim dediğimiz faaliyetlerin kapsamalarının içerisine girer. Bunun içerisinde tabii ki Sayın Genel Başkanların konuşma gündemlerinin içerisine bazı önerilerde bulunmak da bunun içerisindedir. İşte o konuşma bittikten sonra konuşmanın içerisinden gündeme göre en çarpıcı olan ya da en mesajınızı doğru iletebildiğini düşündüğünüz tılsımlı cümlelerin hangileri olduğunu seçmek de Rakiplerinizi takip etmek, rakiplerinizin varsa çelişkileri, tutarsızlıkları onları ortaya koymak... Yani sizin AK Parti'ye çalıştığınız dönemle, şimdi AK Parti'nin yürüttüğü stratejiyi bir karşılaştırın desen.
AK Parti döneminde bir kez daha altını çizmek istedim. Yani benim hani AK Parti'de çalışma yaptığım alanlar genel stratejiyi belirleyen alanların çok dışında alanlardı. Yani daha ziyade outdoor mecallarıyla alakalı ya da yerel bir takım çalışmalarla alakalı faaliyet alanlarını kapsıyordu diyebilirim. Ancak bir gözlemci olarak bir şeyler söyleyebilirim. Tabii bir kere her şeyden önce AK Parti'yi var eden yani AK Parti'yi oluşturan şartları bir kere göz önünde bulundurmak gerekir.
Yani sonuçta siyasal yetişim yapanların ya da yetişimci olanların elinde sihirli bir değnek yoktur. Siyasal yetişimi yapanlar sadece mevcut siyasi partilerin ya da mevcut konjektörün içerisinde bir şeylerin sadece biraz daha optimum bir şekilde gündeme gelebilmesine fayda sağlayabilecek bir tıpı formüller üretebilirler. Şimdi AK Parti, ilk büyük Şubat krizinin üzerine kurulmuş olan bir siyasi parti. Yani bunlardan bir tanesi 28 Şubat 1997, diğeri de Şubat 2001 krizi.
Yani bu iki yaşanan gelişme özellikle Türk toplumunda bazı sosyal, ekonomik ve kültürel pay hatlarının hareketlenmesine sebebiyet verdi. Ve oluşan bu arayış AK Parti de tecessüm etti. Yani Anadolu sermayesi diye tabir edeceğimiz çalışan, üreten, ihracat yapan, ihracat yapmaya çalışan küçük borçlu ölçekli işletmelerin özellikle İstanbul sermayesi karşısında sürekli negatif bir ayrımcılığa tabir tutulmasından tutun. İşte bireysel hak ve özgürlükler alanında pek çok noktada devam eden başörtüsü gibi meslek meselelerini kullanan kasta ya da adaletsizliği gibi bazı adaletsizliklerin artık toplumu isyan ettirir bir hale gelmiş olmasından devam edin. İşte aşağı yukarı 20 küsur yıldır devam eden olağanüstü halin halen daha Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde bazı vilayetlerinde devam ediyor olması gibi Türkiye'nin pek çok birikmiş olan sorunu toplumu bir arayışa yöneltti.
Ve o arayışın ortasında AK Parti kuruldu ve çok köklü ve zengin bir mirasın birikimiyle kuruldu. Yani bir taraftan muhafazakar kesimin, bir taraftan merkez sağın, bir taraftan vizyonu geniş, perspektifi geniş, milliyetçi, entelektüel birikimin de içerisinde olduğu çok büyük bir insan havuzu otomatikman bir anda kendisini Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hikayesinin içerisinde buluverdi. Yani şöyle mesela Erol Oğul çok efsanesi vardı. Oraya geleceğim tabii ki, oraya da geleceğim. mesela daha sonra Erol Olçak'ın vefatından sonra da bak işte Erol Olçak vefat etti bir daha asla AK Parti ne öyle bir kampanya yapabildi ne öyle bir dil yaratabildi diye de yorumlar yapılıyor. Muhakkak tabii Erol Bey'in katkısı da çoktur ama biraz da konjonktür mü aslında yani AK Parti'nin savrulduğu yerle de mi alakası var acaba? Tam da işte oraya doğru geleceğim ben de. Şimdi tabii bütün bu birikimlerin üzerine ortaya çıktı AK Parti ve dediğim gibi yani çok köklü bir mirası
devraldı kendi üzerine. Yani işte rahmetli Özal'ın, rahmetli Menderes'in birikimlerinin de ben mirasçısıyım diyerek yola çıktı. Ve tabii ki kuşkusuz rahmetler olabiliyordu. O çok büyük bir işimciydi yani. Ben kendisine çok öyle yakın, birebir çalışma fırsatı çok bulamadım. Ama yine de dışarıdan baktığımda, gözlemlediğimde hatta böyle birkaç kere fırçasını yeme gibi bir durumum da söz konusu olmuştu yani. Nasıl oldu? Nasıl yemiştiniz fırçasını?
Yani bu işte aşk havayla alakalı bazı çalışmalar yaparken benim yaptığım bazı işleri beğenmedi. Tabii o böyle seçmişim, satmışım hali çok. Çünkü işinde çok böyle titiz ve böyle kusursuzluk isteyen birisiydi. Öyle bir iki kere de böyle ufaktan hafif fırçasını yemişimdir yani rahmetli Erol abinin. Tabii kuşkusuz çok büyük bir iletişimciydi. Bir maestroydu yani o anlamda. Erol Olçok'un döneminde sosyal medya böyle bir şey değildi. Şimdi mesela troller diye bir gerçek var değil mi hayatımızda? Evet. Baktığınız zaman şu anda AK Parti'nin iletişim stratejisi trolleri yönlendirmek üzerine mi kurulur daha ziyade sizce? Şimdi bir kere burada şöyle bir şey var. Artık iktidarı oluşturan bileşenlerin sadece bir tanesi AK Parti. Yani şimdi ben AK Parti, AK Parti'nin içini... DP de var aynı şekilde, Vatan Partisi de var diyorsunuz. İçini çok iyi tanırım. Yani sadece siyasi partiler anlamında bahsetmek çok doğru olmaz. Yani AK Parti bugün itibariyle mevcut oluşturulan iktidarın sadece bir bölümünü ifade ediyor. Mesela bu Pelikanlılar denilen grup mu yönetiyor AK Parti'nin iletişim stratejisini şu anda? Öyle mi? Öyle. Ben AK Parti'nin iletişim stratejisinde tırnak içinde trollerle iş tutmak ya da işte troller üzerinden bir siyasal iletişim kurgulamak gibi bir tarzın olduğunu çok açıkçası zannetmiyorum.
Çünkü sonuçta şöyle bir şey var, AK Parti dediğimiz siyasi parti... Türkiye'nin bir parçası yani bugün işte anketlerde işte yüzde otuz civarında filan gösteriliyor oyu. Bu şu demek yani ortalama Türkiye'de her üç kişiden bir kişinin halen daha oyunu alabilmeyi sürdüren bir siyasi partiden bahsediyoruz. Dolayısıyla böyle bir siyasi partinin gerçeklikle hiçbir bağ olmayan tamamen fantastik paradigmalar üzerinden siyaset üretmeyi ya da söylem üretmeye çalışan bir troll tarzıyla siyasal yetişim kurgulama fikri bana çok gerçekçi gelmiyor.
Burada AK Parti'nin dışında, AK Parti'nin kaptan köşkünü, AK Parti'nin patronajını ele geçirmiş olan kliklerden bahsedebiliriz. Pelikan bunlardan bir tanesi. Yani belki başka yapılanmalar da var mutlak suretle değerlendirebileceğimiz, ikade edebileceğimiz. Dolayısıyla iktidarın aslında iletişim stratejisi mevcut haliyle şu an bir trolleşmiş durumdayız.
Yani dediğim gibi burada AK Parti iktidarını tek sahibi olarak görmek çok gerçekçi olmaz. Yani siz de o iletişim uzmanı olarak bunun etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Yani işte garip garip başlıklar mesela işte TT listesine giriyor Twitter'da falan. Bir garip hesaplar, garip garip şeyler yazıyorlar. Tacizkar falan şu bu. Ama bazı insanları susturuyorlar tabii ki. Yani işte bazen kimi gazetecilere sardırıyorlar tabiri caizse. Sürekli taciz ediyorlar, hakaret ediyorlar falan. Ve kimi gazeteciler de yılıyor, yazmayayım artık sosyal medyaya, bu nedir diyor gidiyor falan. Sizce bu etkili bir strateji mi aslında yoksa bir illüzyon yaratıyor da iktidarı yanıltıyor mu hatta bile? Şimdi etkili olup olmadığını en net sağlamasını her zaman seçimler neticesinde görebiliriz diye düşünüyorum. Hem gerek 31 Mart seçimleri hem sonrasında işte tekrar edilen 23 Haziran seçimleri. Bunların ikisini yan yana koyduğumuz zaman trolleşen iletişim stratejisinin
İktidar partisine bir fayda sağlamalığı çok açık. Yani şimdi siz düşünsenize bir tarafa işte Binali Yıldırım gibi AK Parti döneminin en majör icraatçı bakanlarından bir tanesini getiriyorsunuz. İşte eski başbakan, meclis başkanlığını bırakıp geliyor ve işte İstanbul için bir dolu projeyle geldiğini ifade ediyor. Seversiniz, sevmezsiniz, eleştirirsiniz, eleştirirsiniz. Bir Türkiye markasıdır yani baktığınız zaman. İşte bir proje adamıdır. Hani çok öyle tırnak içinde politiz olmuş bir karakter de değildir.
Normal şartlarda bir tarafa bunu koyuyorsunuz. Diğer tarafa da eski İstanbul diye bile tabir edemeyeceğimiz ilçelerinden bir tanesinde, yanlış hatırlamıyorsam bir dönem yaptı Ekrem Bey belediye başkanlığı. Bir dönem belediye başkanlığı yapmış, çok daha genç, dolayısıyla çok daha tecrübesiz, Türkiye kamuoyunun hakkında çok da fazla fikrin olmadığı bir isim. 1050 Yıldırım'ın karşısına aday olarak çıkıyor ve İstanbul'da yani çeyrek asırdır neredeyse işte Sayın Cumhurbaşkanı'ndan itibaren başlayan bir geleneği yürüttüğü bir şehirde karşısına çıkıyor ve hem ilk seçimde hem ikinci seçimde çok net ve bariz bir şekilde iktidar partisini, iktidar bloğunu yanına Milliyetçi Hareket Partisi'ni de ekleyebilirsiniz. Devasa medya kuruluşları, işte sivil toplum örgütleri, iş adamları, sermaye falan filan filan hepsini üst üste koyuyorsunuz. Ekrem İmamoğlu bir şekilde argo tabiriyle olacak belki ama
Yani vurup geçiyor. Bu neden oluyor? Bu sizin toplumdan kopuk, fantastik ve komplocu iletişim tarzınız ve iletişim stratejinizden kaynaklanıyor. Yani şimdi AK Parti... Galiba şöyle bir on yıl önce ile karşılaştırınca üstten bakımcı bir dil gelişti iktidarda gibi görüyorum ben. Yani hani eskiden mesela Erol Olçoğlu'nun belki bilmiyorum siz de o kampanyada var mıydınız? Aynı bağın gülüyüz biz hatırlarsanız. Tabi tabi, 2011 seçimleri. Aynı yoldan geçmişiz biz. Evet, inanılmaz bir rüzgar. Siz var mıydınız o kampanyanın içinde miydiniz? Bir parçasında. Yani direkt o majör kampanyada yoktum ama o kampanyaya bağlı olarak devam eden daha alt kampanyalardan bir tanesinde ben de çalışmıştım tabii ki yani.
Şimdi mesela o nasıl bir şey yaratmıştı? Yani ben tarafsız olarak söylüyorum, bir gazeteci olarak. Mesela o bir hava yaratmıştı falan. Ama şimdi o dilden çok uzakta. Bir kere çok daha yukarı. Ama şimdi bu tabii şöyle bir şey Nevşin Hanım. Yani bu dediğim gibi bu toplumun, toplumla olan aranızdaki bağın ne derece güncel kaldığıyla ya da toplumu nasıl değerlendirdiğinizle alakalı. Şimdi o yıllara gittiğinizde Erol Olçoğ'un, Rahmetli'nin yapmış olduğu kampanya ve ortaya koymuş olduğu şarkı o bütünün ortaya koyduğu bir ürün.
Yani orada bütüncül bir mekanizma var. O bütüncül mekanizma ortaya bir ürün koyuyor. Şimdi nasıldı o dönem? O zaman çok basit bir örnek verelim. Şimdi AK Parti'nin geçmiş kabinelerini hatırlayalım mesela. Şimdi bakın %5'lerden %10'lardan filan bahsetmeyeceğim. Yani her ay düzenli anketler yapılır ve halk desteği, toplum desteği %50'nin altına düşen herhangi bir bakanın Sarp ve Kalkınma Partisi hükümetlerinde kabinede bakan olarak kalabilmesi imkansıza yakın bir durumdur.
Sürekli anket mi yapılıyordu tüm bakanlar için sizin orada çalışmanız? Tabii ki, tabii ki. Şimdi bakıyoruz mesela aynı anketler yapılıyor zaman zaman kamuoyuna yansıyor görüyoruz. İşte bir bakanın mesela halk desteği sadece yüzde iki. Hangi bakandan bahsediyorsunuz? Böyle o anketler bakarsınız yani şimdi meseleyi falanca bakanlık falanca bakanlık. Berat Bey mi, Berat Albayrak mı diyorsunuz yüzde iki?
Yani sanırım öyle. Yani baktığınız zaman anketlere görürsünüz. Daha önce yanlış hatırlamıyorsam bundan 7-8 ay önce böyle bir anket gelmişti benim gözümün önüne. Öyle hatırlıyorum ben. E şimdi bir bakan çıkıyor ve şimdi bakanın halk desteği sadece yüzde iki. Tamam mı? Şimdi normal şartlar altında bizim klasik bildiğimiz iktidar partisi ve onun genel başkanı ne yapar? Yani böyle bir bakanı kabile tutması mümkün mü? Değildi. E şimdi ne yapılıyor? Ha bu yüzde iki demek ki vatandaş tam anlamıyor kimin daha başarılı, daha başarısız olduğunu. Bunu diyorlar. Daha işte
köpürdün, bunu sürekli manşetlere taşıyın, işte bu bir Türkiye'yi dolaşsın, illere bir gitsin. Tabii gazeteci olarak bizde hani şaşırdığım şey aslında şu anda baktığımız zaman konvansiyonel medya araçları, yani televizyonun gazetesinin büyük ölçüde aslında iktidarın kontrolünde. Şimdi bir yandan iktidar diyor ki, ya kardeşim işte muhalif kanallarda yok mu? Var, tabii TV1 var, Halk TV'si var ama bunların tabii bütçesi bir kere çok daha düşük. Bir de mesajları bir ceza kesiyor, zaten iflahını kesiyor falan. Ama öte yandan iktidarın çevresindeki, periferisindeki televizyon kanallarında çok para var bir de Taha Bey. Yani iyi para var, iyi para harcanıyor. Fakat şimdi ona rağmen bu dediğiniz bakanların mesela desteği arttıramıyor olması, işte bu bir siyasal iletişim başarısızlığının mı işareti? Hayır, bu bir siyasal iletişim başarısızlığının neticesi değil. Bu ortaya konan siyasetin başarısızlığı. Yani şimdi siz ortaya başarısız bir siyaset ortaya koyarsanız bunun iletişimi
İstediğiniz kadar iyi yapın. Sonuçta Bineli Bey'in 23 Haziran seçimlerinde biliyorum ben, çok nitelikli, çok kaliteli insanlar o kampanyada görev aldılar. Yani çok başarılı art direktörler, çok başarılı görsel yönetmenler, çok başarılı metin yazarları, bir sürü alanında uzman, başarılı insan görev aldı o kampanyada, 23 Haziran kampanyasında. Ama bilgisayar iletişimci de şapkadan da tavşan çıkaramaz. Tabii ki şimdi ya, hikaye kötü. Yani sen burada adam seçimi kazanmış, işte 10 bin oyla, 13 bin oyla, 15 bin oyla, kaç bin oydaysa. Ondan sonra sen işte orada çaldılar, maldılar falan filan deyip, ondan sonra bir şekilde tekrar seçime götürüyorsun İstanbul'u. Yani şimdi burada siyasal iletişim ne yapabilir?
Mesela bir de şu, onların için ne düşünüyorsunuz? O İsmail Küçükay'a çağırmıştı hem Ekrem İmamoğlu'yu hem de Binali Bey'i tarafsız bir alanda tartışmak. Mesela oraya geliş biçimleri, orada bence belki fondamental bir hatasıydı AK Parti'nin. Şimdi Ekrem İmamoğlu, çoluğu çocuğu falan böyle yörece basit bir araçla geldi oraya mesela. Şimdi Binali Bey böyle çakarlar, makarlar, korumalar falan böyle büyük bir şeyle, tantanayla geldi yani.
Bilmiyorum. Belki herhalde orada iletişim stratejisi olarak böyle bir devletin... Bakın bu iletişim stratejisi de tabii ki çok önemli. Ama mesela aynı Binali Yıldırım'ı mesela bundan beş sene önce o şekilde sokamazdınız oraya. Yani Binali Bey derdi ki, arkadaşlar bir saniye biz seçime gidiyoruz. Vatandaşa böyle bir fotoğraf vermemiz doğru değil. Ben yanıma hanımı da alır giderim derdi netice itibariyle.
Şimdi dolayısıyla bütün bunların hepsi halktan kopuşun ve halkla olan iletişimin ve üniversitenin kesilmesinin ortaya koymuş olduğu doğal neticeler, doğal sonuçlar. Evet, siyasal yetişimci bir şeyleri yapabilir, bir şeyleri toparlayabilir ama bu şöyle bir şey, yani çok önemli bir misalleştirmek gerekirse, şimdi siz bir toprak parçası var, toprak parçasındaki bütün ağaçları kesiyorsunuz. Ondan sonra orada işte büyük dereler var. Bunları HES yapıyorsunuz. Ondan sonra oraya böyle büyük, devasa, işte filtresiz bacası olan fabrikaları getiriyorsunuz. Ve oranın iklimi değişiyor ister istemez. Ve oranın iklimi değiştikten sonra dönüp diyorsunuz ki, kardeşim burada işte 10 sene önce, 15 sene önce portakal yetişirdi, işte mandalina yetişirdi, limon yetişirdi. Şimdi yine yetişmiyor diyorsunuz. Yani şimdi sen bu Akdeniz iklimini almışsın, karasal iklime çevirmişsin. Artık burada
Ne ekersen onu biçersin. Tabii ki yani şimdi burada iktidar partisinin siyaseti okuması ve siyaseti okuma tarzı problemli ve yanlış olduğu için siyasal iletişimde de otomatikman bocalama durumu söz konusu. Çünkü neticede siyasette bakın 21. yüzyılda bence dört büyük güce sahip olan hareketler başarıya ulaşır. Bunlardan bir tanesi şeffaflık.
Bir tanesi netliktir, yani söyleminde net olmaktır. Ondan sonra hesap verilebilir olmaktır. Ve en önemlisi tutarlı olmaktır. Şimdi bu dört ilkeyi içinde barındırmayan bir siyasetin iletişimini kim yaparsa yapsın, o siyasetin iletişiminden başarılı bir netice ortaya çıkması gerçekten çok zor. E şimdi iktidar partisinin son birkaç senesine bakalım şeffaflık var mı ortada? Yok.
netlik var mı ortada? Biz mesela iktidar partisinin pek çok konuda ne düşündüğünü, nasıl düşündüğünü biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Kamuoyuda bilmiyoruz, toplumda bilmiyoruz. Hesap verilebilirlik gibi bir durumun zaten kimse yanından geçmiyor. Yani ortada hesap verebilir bir siyasi parti yok, bir siyasi yapı yok. Nasıl yapıyor iktidar? Yani ben artık devletim, siz benim işime karışmayın. Tabii tabii, tabii ki. Yani ben hesabı millete veririm falan tarzında bir mantıkla, bir yöntemle işte mevcut günü kurtarmak gibi bir yöntem, bir tarz belirlemiş durumda. Şimdi Ülke TV'de Sevda Noyan'la Esra Elönü'nün yaptığı röportaj. Sevda Noyan diyor ki, bu da iktidara yakın bir kanalda, Ülke TV'de özellikle yer aldığı ve çok konuşulduğu için söylüyorum. Diyor ki benim de sitemde 2-3 tane var, zaten gözüme kestirmiştim diyor Sevda Noyan. Bizim diyor aile de zaten dolu diyor. Cephane var bizde diyor. 50 tane götürürüz diyor. Esra el önünde gülüyor falan. Şimdi dört ayağını denk kalsın bunlar falan filan diyor. Yani diyorlar ki sözde biz bunu FETÖ'cüler için, darbeciler için söylüyoruz.
diyorlar ama şimdi şöyle bir şey var beğenme iktidar yani bu iktidar yalnızsa televizyonlar bana da çok saldırdığı için takip etmek zorunda kalıyorum beğenmedikleri herkesi darbeci olarak addediyorlar yalnız yani böyle bir sorun var şimdi ne diyorsunuz bu dil için şimdi tabii öncelikle şunu söylemem gerekir bunu söylemeden geçemem Tayyip Erdoğan sevgisi tırnak içinde ya da Tayyip Erdoğan nefreti ya da tırnak içinde bu ülkede pek çok insanı tabiri caizse delirtti Yani biz bir sürü makul insanı Tayyip Erdoğan nefretinden dolayı böyle bambaşka bir karaktere sürüldüklerini gördük. Yine bunu tırnak içinde söylüyorum nefreti. Aynı şekilde Tayyip Erdoğan sevgisinin de yine bir sürü insanı bambaşka bir hale getirdiğini hep beraber yaşayarak gördük. Görmeye de devam ediyoruz. Şimdi Sevda Noyan'ı çok eski tanırım. Yani işte geçmişte biz aynı kurumda ben Marmara FM'de program yapardım Sevda'yla.
Esra da Hakez'e aynı şekilde benim çok eski, değer verdiğim bir arkadaşımdır. Uzun yıllardır görüşmüyoruz tabii ki ama... Şimdi normal şartlar altında birisi bana gelip dese ki, ya işte Sevda Noyan böyle böyle bir şey söyledi, işte Esra da onu güldü falan, böyle bir şey yaptı falan deseler ben inanmam yani. Çünkü normal hayatta, gündelik hayatta son derece makul, oturup her meseleyi konuşabildiğimiz aklı başında insanlardırlar. Normal şartlar altında ama...
Şimdi demin bahsettiğim gibi bir iklim var yani ve bu iklim böyle bir yerde esiyor sürekli olarak. Dolayısıyla bu iklim bence bu insanlığı bir şekilde kendiliğinden provoke... olan bir duruma doğru itiyor diye düşünüyorum. Öncelikle bunu söylemek istiyorum. Bu mesela şey mi diyorlar iktidar partisinden mesela? Bilmiyorum bu mesela Recep Tayyip Erdoğan hoşuna gidiyor mudur? Bak Sevda Noyan'a benim için 50 kişi vuracak, helal olsun kıza be falan mı diyordur? Mesela öyle bir şey mi var? Yani yayından sonra arayıp helal olsun hanımlar iyi konuştunuz falan mı diyor AK Parti'den birisi? Böyle bir şey mi?
Böyle bir şeyin olacağına çok ihtimal vermiyorum ama mutlaka neticede ya helal olsun abla ne konuştun falan diyenler mutlaka konuştur. Hani tabii ben direkt senin cumhurbaşkanının kendisinin ya da onun yakın çevresinden birilerinin söylediğine çok ihtimal vermem. Ama mutlak suretle tabii ki böyle söyleyenler olmuştur. Ama videonun ortaya çıkmasıyla beraber toplumun belki tüm kesimde oluşan tepki neticesinde bence onlar da tekrar bir, ya acaba yanlış mı söyledik gibi bir şey. Şimdi burada iki tane mesele var. Birincisi şu, bir kere şimdi tekrar darbe olursa cümlesi kadar saçma bir cümle yapın. Şimdi burada bir kere sorulmamız gereken soru şu, tekrar niye darbe oluyor kardeşim?
Şimdi biz 15 Temmuz'dan sonra bu ülkede yaklaşık 26 ay, 27 ay boyunca, değil mi, bir olağanüstü hal yönetimi altında yaşadık. Niye biz olağanüstü hal yönetimi altında yaşadık? Bu memlekette tekrar bir daha darbe olmasın, tekrar bir daha bu ülkede demokrasi dışında, milli irade dışında iktidar el değiştirmesin diye, o hal dönemi diye tabir edebileceğimiz bir dönem içerisinde hep beraber yaşamaya razı olduk. E, şimdiki tartışması da nihayetinde o dönem bununla mücadele etmek adına pek çok kanun hükmünde kararnameler çıkarttı. Hatta bu konuda o kadar çok başarılı oldu ki, yani tekrar olası bir darbe ihtimalini ortadan kaldırmak adına çıkartılacak olan kararnamelerin tümü çıkartıldı ki biz o hal dönemi altında cam filmleriyle alakalı kanun hükmünde kararname gördük mü? Gördük.
Kış lastikleriyle alakalı hükmünde kararname gördük mü? Gördük. Yani şimdi askeri tesislerin şehir dışına gönderilmesinden, işte zırhlı araçların sınır bölgelerine gönderilmesine kadar pek çok tedbir alındı. Yetmedi. Üzerine derdik ki kardeşim tekrar bir daha bu ülkede bir askeri darbe, bir tehdit oluşmasın diye biz bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi referandumu yaptık. Ben de o referandumda gittim, evet oy verdim, işte şehir şehir çalıştım. Sürecin bir parçasıydım. Bugün itibariyle tabii ki aynı oldu. Yani bugün bu tabloyu gördükten sonra asla o günkü şartlar altında almış olduğum kararı tabii ki tasvip etmiyorum. Ama o günün şartlarında bize dendik, kardeşim bir daha bu ülkede darbe olmayacak, askeri vesayet olmayacak, bu ülkede sandık dışında başka bir iktidar değiştirme yöntemi söz konusu olmayacak. Onun için bu sisteme ihtiyaç dendik ve biz o gittik boy verdik. Şimdi peki biz bütün bunları yaptıktan sonra tekrar biz niye başa dönüp darbe meselesini konuşuyoruz? Bu bir. İkincisi, bunu bir tarafa koyuyorum, bu farslığı kapatıyorum.
Şimdi 15 Temmuz'u ve 15 Temmuz'un şehitlerini göz önüne getirdiğimizde, kendim de bunun bir parçası olarak söylemek istiyorum yani sonuçta işte hani bizler görece biraz göz önünde olan, görece biraz daha yazıp çizen insanlar olduğumuz için Allah 15 Temmuz gecesi süslü cümleler kuran, işte tabiri caizse bellik laflar eden hiç kimseye 15 Temmuz'un tarihsel akışını değiştirebilecek bir rol vermeyi nasip etmedi. Şimdi bakın bizim şehitlerimiz ortada. Halil Kantarcı'nın Twitter hesabı hala duruyor orada. İşte Ömer Halis Demir'in mutlaka Facebook sayfası falan vardır, duruyor. Şunu mu demek istiyorsunuz yani? Hakikaten o gece darbeye direnenler... Bunu ama sen yapmadın mı? Anladım. Mesaj atanlar diyorsunuz, hepsi güvenli bir yerdeydi, rahat rahat... Var mesela, bir tane cumhurbaşkanı baş danışmanı var işte. İki tane silahım, yüzlerce mermim var külliyeyi ölene kadar savunurum falan diye konuşuyordu önceden. Sonra 15 Temmuz'dan kaç gün sonra piyasaya çıktığını herkes biliyor.
Neyi kastettiniz? Ya Yiğit Bulut'un hatırlarsınız iki tane silahım yüzlerce mermim var külliyeyi ölene kadar savunurum falan diye bir cümlesi vardı kendi daha önce 15 Temmuz'dan çok uzun zaman önce. ama sonra bilmiyorum ben hani 15 Temmuz... Yine bütün bunlardaki herkes, çoğu insanı da anlamadı. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan bir siyasetin kurduğu bir adam, tamam mı? Yani bu adamın böyle bir belki hani artık güdüsü mü diyelim, böyle doğmuş değil mi yani? Hemen iyi kokuyu alıyor, halkın nabzını iyi tutuyor, anlıyor falan, hep kararlarını böyle veriyordu. Şimdi bütün bu olan bitenlerden,
Haberi yok mu Cumhurbaşkanı'nın? Mesela bu Sevda Noyan'ın bu konuşmalarından falan mesela haberi oluyor mudur Cumhurbaşkanı'nın? Yoksa Cumhurbaşkanı böyle bir kendi şeyine kapatılmış durumda mı? Sarayına yani tabiri caizse. Bir kere bildiğim kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul'da yani dolayısıyla Ankara'da değil Külliye'ye... Yok bir kere giderken allegorik anlamda söylüyorum. Anladım. Yo, mesela bugün Sancaktepe'deki ve Yeşilköy'deki hastane inşaatlarına da gitmiş. Ben Sayın Cumhurbaşkanı'nın kendisinde yanındaki ekibi tarafından gündemle alakalı sık sık bilgilendirildiğini tahmin ediyorum. Yani sonuçta gündemle yaşayan bir insan, Sayın Cumhurbaşkanı. Ben tabii hani bu konuyla alakalı tam olarak ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilemem. Bu konuda bir şey söylemem de çok doğru olmaz. Ama mutlaka tabii ki bu tarz cümlelerin serdedildiğinden, bu tarz cümlelerin söylendiğinden bence mutlaka bilgisi vardır yani.
Şimdi bir de tabii Devlet Bahçeli'nin bugün bir tweet fırtınası oldu. Bugün derken 9 Mayıs'ta. Bir tane tweetinde de sanki daha önce size laf çarpmış gibi geldi bana. Diyor ki...
Pulumur'da daha yazılan Ne Mutlu Türküm diyene sözünden rahatsızlık duyanlar Türk milletinin utanç vesikalarıdır. Bunlara kulak versek zalimlere, hainlere, teröristlere, ekonomik şantajcılara, emperyalist oyunlara boyun bükmek ne yapalım kaderimiz buymuş demek kaçınılmazdır. Böyle enteresan tweetleri oldu Devlet Bahçeli'nin. Bir de Don Kişot'la Sancho Pancho'yla ilgili bir şey yapmış falan. Demek istediğini anlamadım. Ama Pulumur'da size laf çarpmış galiba. Sizin bir tweetiniz vardı onun üstüne çünkü.
Şimdi tabii Devlet Bey çok nevi şahsına münhastır ve ülkenin belki son 30 senesine damga vurmuş, önemli bir siyasetçi, önemli bir siyasi aktör. Dolayısıyla onun bu şekilde tweetine muhatap olmuş olduysam ben buna ancak mutluluk duyarım. Ama tabii ki onun ötesinde ben Denizliliğim, Aslen'de yörüyüm. Haliyle benim Türklüğümü sorgulamak, benim Türklüğümü yargılamak falan böyle kimsenin hakkı da değildir, haddi de değildir. Kaldı ki Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türklük birinci anlamında iktidardayken vermiş olduğu sınav da öyle çok parlak falan değildir. Yani Çeçenistan'ı Rusya'nın içişleri olarak kabul eden ilk Türk hükümeti, bu anlamda değerlendirecek olursak, Rahmetli Ecevit'le beraber devletliğin kurmuş olduğu Anasolme hükümetlerinde bu gerçekleşmiştir.
Yine aynı şekilde bir Çin devlet başkanına devlet şeref nişanı verilmesi ki o zaman da Uygur Türkler'in tıpkı şimdi olduğu gibi çok baskıcı bir ortam ve atmosfer söz konusuydu. Tüm bunların üzerine Çin devlet başkanına o dönemin şartlarında şeref nişanı verilmesi yine Sayın Devlet Bahçeli'nin başbakan yardımcısı olduğu bir dönemde ortaya çıkmış, yaşanmış bir tablodur. Onun dışında Kemal Derviş yine Sayın Devlet Bahçeli'nin başbakan yardımcısı olduğu hükümette özel yetkilerle donatılmış bir başbakan yardımcısı olarak meclis dışından gelip kabinenin bir parçası olmuştur. 15 günde 15 yasa istiyor IMF demiştir.
ve Sayın Devlet Bahçeli'nin içerisinde bulunduğu Anasolme Hükümetleri Milliyetçi Hareket Partisi'nin de oylarıyla beraber İMF'nin direktifleriyle 15 günde 15 yasa çıkartılması yönünde oylar kullanmışlardır. Dolayısıyla Sayın Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi tabii ki Türkiye'nin siyasi partilerinden ve siyasi geleneklerinden birinin temsilcisi olma baskıla sahiptir. Ama dediğim gibi yani ne bu anlamda, ne devlet ciddiyeti anlamında, ne Türklük şuuru ve bilinci anlamında Yani şahsen bana ders verebilecek bir pozisyona sahip değildir yani. Peki şunu sorayım. Güzel diplomatik bir cevap verdiniz. Peki bu Pelikan nereden peydah oldu diye sorayım. Bu grup nereden çıktı? Ve nasıl oldu da bütün bu partinin ve hatta devletin aklını ele geçirmiş gibi görünüyor? Ne oldu yani? Evet. Şimdi bu tabi Pelikan meselesi çok uzun bir fasıla. Fırat Erez'in galiba bununla alakalı geçmişte Blon'da yazmış olduğu bir yazı vardı.
Belki oradan yola çıkılarak bir takım değerlendirmeler yapılabilir. Ama esasen şöyle bir şey var. Şimdi pelikan tarzı yapılanmalar ne zaman ortaya çıkar? Artık siyasetin bitip mühendisliğin başladığı bir döneme geldiysek o zaman ortaya çıkar. Yani şimdi siyaset üreten bir mekanizma pelikan tarzı bir yapılanmaya ihtiyaç duymaz. Çünkü sonuçta siyaset dediğimiz şey her gün yenilenen, kendi kendini yenileyen ve yaşayan bir organizmadır. Dolayısıyla siyasi de siyasetçilerle yaparsın.
Ama siyaset yapmak, hele hele iktidar partisiysen çok zor bir iştir. Yani bir taraftan tutarlı olman gerekir, bir taraftan memleketin menfaatlerini ve çıkarlarını göz önünde bulundurman gerekir. Tekrar seçime gideceksin, dolayısıyla sandığı gözünde bulundurman gerekir. Burada gördüğümüz tablo şu. Bütün bunların ışığında şunu söyleyebiliriz belki. Son belki birkaç senedir Sayın Cumhurbaşkanı siyaset
Yapmaktan daha ziyade sanki biraz mühendislik yapmayı tercih etmiş gibi bir hal veriyorum ben ortada. Milliyetçi Hareket Partisi'yle kurulan ittifak, şimdi bu ben hani Milliyetçi Hareket Partisi'ni kötülemek adına söylemiyorum ama şimdi bu ittifak normal şartlar altında AK Parti'nin de doğasına aykırı olan bir şey. Kendi tabanına, kendi motivasyonuna, kendi yola çıkış ve kendi varoluş hikayesine. Milliyetçi Hareket Partisi'nin de kendi normal şartlar altında kendini oturtmuş olduğu, konumlandırmış olduğu pozisyona da tezat oluşturan bir şey.
Ancak buradan nasıl sıyrılırsınız? Siyaset yapmak yerine mühendislik yapmaya çalışıyorsanız, o zaman böyle bir takım hasretler gözetmezsiniz. Dolayısıyla ben artık sayın Cumhurbaşkanı'nın siyaset yapmaktan daha ziyade bir mühendislik yapma çabası içerisinde olduğunu sanki görüyorum. Haliyle de mühendislik yapıyorsanız o zaman bir pelikan yetmez. Yani belki birkaç tane daha pelikan tarzı yapı üretmeniz gerekir. Bu arayışın bir neticesi olarak ortaya çıktığını düşünüyorum ben pelikan yapılanmasının.
Ama tabii ki neticesinde bu pelikan yapılanması dediğimiz yapılanma her şeyden önce meşhur siyasete darbe vuruyor. Ve her şeyden önce iktidar partisinin, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bizzat kendisine darbe vuruyor. Çünkü bakın siyasal yetişimi falan bir tarafa koyalım. Siyaseti yaparken elinizde bulundurmanız gereken en önemli güç ahlaki üstünlüktür. Ahlaki üstünlüğü kaybettiğinizde elinizde hiçbir şey tutamazsınız. Yani eğer bir siyasi partiyseniz...
ettiği insanların, müthiş paralar harcanıyor galiba değil mi bu işlere? Yani neyse işte bu Perifen grubunun yürüttüğü, ne diyeyim, strateji projelerine herhalde bu büyük para harcanıyor. Siz bu işi anlayan birisi olarak şöyle bir değerlendirirseniz. Şöyle bir takım rakamlar konuşuluyor tabii. O rakamları ben de ancak kamuoyundan büyüdüğüm kadarıyla biliyorum.
Yani ben şahsen hani oraya verilen her paraya acırım yani çünkü... Nasıl rakamlar konuşuluyor? Ne kadar rakamlar konuşuluyor aşağı yukarı? Yani şimdi burada benim böyle bir rakam telaffuz etmem çok doğru olmaz. Ama nihayet de kamuoyunda zaman zaman bazı şeyler yazılıyor, çiziliyor tabii ki. Yani onlardan belki bakarak bir fikir sahibi olunabilir. Yani şöyle şimdi bilmediğimiz ya da emin olmadığımız meselelerle alakalı net şeyler ifade etmeye çalıştığımızda bu sefer Pelikan'ın bir benzerine dönüşmüş oluruz.
Şimdi benim bugüne kadar Pelikan grubuyla mücadele ederken belki 2016'tan itibaren bu grupla mücadeleyi sürdürme adına kararlılık ortaya koyan belki ilk isimlerden bir tanesi olarak şunu söylemek isterim. Bu yapılanmayla, bu örgütle mücadele ederken benim kendi adıma gözetmeye çalıştığım en önemli haslet bunlara karşı ahlakı üstünde kaybetmemek. Dolayısıyla onu da muhafaza etmek adına çok ciddi anlamda çaba sarf ediyorum. Yoksa biz bu insanların hepsinin geçmişini de biliyoruz, cemaziye levvelini de biliyoruz, nerelerde neler konuştuklarını da biliyoruz ama Biraz böyle mi? Hani şurada çok söyleniyor ya, eskiden cemaate yakın insanlar... Ya eskiden bunun içerisinde cemaate yakın insanlar var, işte eskiden... Herkesten çok Erdoğan'cı oldu. Yani genellikle bagajı olan insanlar mı bu yapı etrafında kümelene geldi?
Ya şimdi şöyle tabi, bu yapının üzerine biçildiği rol ya da bu yapının yapmaya çalıştığı iş normal şartlar altında, tırnak içinde çok şey bir iş. Yani mesela bundan 5 sene sonra filan Türkiye'de hiç kimsenin hayırlanmayacağı işler olduğu için, dolayısıyla zaten aklı başında makul, normal insanlar zaten bu yapılanmanın bir parçası haline gelmezler, gelemezler. Bugün bile halen daha mevkuru talihli iktidarı savunan çok saygın isimler de var neticede ama Mesela bunların hiçbirisinde bu yapılanmanın, bu örgütün bir parçası olarak göremezsiniz. Çünkü bunların yapmaya çalıştığı iş gerçekten ağır işçilik tabiri caizse. Çünkü çok büyük bir ahlaki kırılma gerektiren, çok büyük bir fikirsel ve değersel erozyon gerektiren bir iş olduğu için. Normal, hani biraz böyle işte fikri namusuna önem veren insanların zaten bir örgütün içerisinde olabilmesi mümkün değil. Haliyle ancak işte geçmişte yağmur nereye yağıyorsa tarlasını oraya çeken karakterci olan insanlar ancak zaten böyle bir yapılanmanın içerisinde yer alabilir.
Onlar var yani. Bunların içerisinde geçmişte terör örgütü güzellemesi yapanlar var. Bunların içerisinde işte geçmişte Fetullah Gülen'i, FETÖ yapılanmasını, FETÖ terör örgütünü öven insanlar var. Hepsi var o ekibin içerisinde. Yani ben mesela bakıyorum. Hani mesela hani sol kesimde de geçmiş, yani mesela soldan gelmiş adam. Ama mesela hani o soldayken de zaten kimse sevmiyormuş onu. Şimdi orada mesela duruyor. Mesela hani İslami kesimden gelmiş. Var orada bir tane mesela. Şimdi tanıyoruz biz adamı.
Eskiden de adam nefret objesi, sevilmiyor zaten kendi mahallesinde, kendi muhitinde de. Çıkmış gelmiş orada işte kendince bir pozisyon almış. Hep böyle Türkiye'nin tüm fikirsel mahallelerinden, fikirsel kamplarından nerede sevilmeyen, nerede karakterinde çok ciddi soru işaretle olan insanlar varsa, Bütün bunların hepsinin bir araya geldiği bir yapılanma olmuş orası. Yani tencere kapak misali, hepsi birbirlerine yakışır bir şekilde bir araya gelmişler, buluşmuşlar. Gelecek Partisi'ne gelirsek, şimdi Gelecek Partisi'ndesiniz. Orada çalışmayı yürütüyorsunuz. Oranın siyasal yetişimiyle yürütüyorum. Ahmet Davutoğlu'nu TikTok'a girmek için siz mi ikna ettiniz? Evet, ben ikna ettim.
Peki nasıl oldu TikTok? Neden TikTok? Mesela başka siyasetçi yok TikTok kullanan. Yok mesela bizden zannediyorum herhalde birkaç gün sonra Ekrem Bey geldi. Ekrem İmamoğlu geldi TikTok'a mesela. Hani ilk aklımda gelen o. Ekrem İmamoğlu da kendine ait kişilerden. Nasıl bir etkisi var TikTok'un? Neden TikTok? Şimdi şöyle ben TikTok'u uzun zaman takip ettim. Yani şimdi siyaset dediğimiz şey Türkiye'nin
tüm kesimlerine, tüm katmanlarına, tüm sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel yapılarına erişebilmekle gerçekleşmesi mümkün olan bir şey. Şimdi TikTok'a baktığınızda orada esasen bir Türkiye ortalamasını görebilirsiniz. Yani bir tarafta memleketin en varoşlarında yaşayan gençlerin hayat hikayelerini görürken, işte bir tarafta Maraş'ta, Sivas'ta, Yozgat'ta, Çorum'da bayağı böyle yaşını bu başına almış amcaların, teyzelerin, ninelerin TikTok videolarını da orada görebilirsiniz. Baya böyle iş içinde gücünde esnaf, işte cep telefoncusu, araba tamircisi... Yani orası Türkiye'nin bir mozai asla çıkmıyor. Yani dolayısıyla orada bulunmamız gerektiğini düşündüm ben. Seçmen neredeyse orada olmalı siyasetçi diyorsunuz yani. Tabii ki. Tabii ki yani. Peki bu iş artık siyasal iletişim işi büyük ölçüde sosyal medya üzerinden mi yürüyecek? Gelecek bu mu? Şimdi gelecekte bu olabilir mi? Ben gelecekte işim buraya doğru evrileceğini düşünüyorum.
Tabii ki sosyal medyanın ve dijital medyanın düğüne göre bugün siyasette belirleyicilik rolü çok daha artmış durumda. Ama hala işte majör belirleyici etken sosyal medya mıdır diye sorarsanız değil. Ama sosyal medyada olmadan bu iş olur mu derseniz hayır olmaz. O da imkansız.
İlerleyen süreçte belki mesela korona sonrasında bu işler nereye evrilecek onu hep beraber yaşayarak göreceğiz. Bu konuda da Gelecek Partisi çok kapsamlı bir çalışma yapıyor. Etkin Bey'in başkanlığında bir komisyon kuruldu. Mehmet Ali Pulcu var, eğitimden sonra genel başkan yardımcısı Gelecek Partisi'nin. Neslihan Hanım var, iletişim başkanımız partinin. Onların içerisinde olduğu bir komisyon.
kuruldu. İşte Serkan Beyvar, Kerim Beyvar ekonomistlerimiz mesela korona sonrası siyaset, zihniyet, sağlık ve ekonomik başlıklar altında mesela sürecin nereye evleneceğine dair bir takım çalışmalar yapıyorlar onlar. Biz de zaman zaman ajansta kendi arkadaşlarımızla bir takım beyim fırtınaları yapıyoruz. Mesela korona sonrasında bu denklem nereye evrilir? Onu mesela kestirmek şu an güç ama korona öncesindeki benim kendi kişisel gözlemim anlamında soracak olursanız geleneksel siyasi yöntemler halen daha Türkiye'de siyasetin en belirleyici aktörü olmaya devam ediyor. Bu kapı gezmek mi? Tabii ki. Tabii ki. Yani kapı kapı gezmek, iyi günde kötü günde yanında olmak, haline hakkını sormak. Peki mesela Ahmet Bey şu anda işte ana hakkında gerçek almadı ama tırnak içerisinde ana hakkında konvansiyonel medya araçlarında çok yer bulamıyor değil mi? Yani ne bileyim Kanal D'ye çıkamıyor. Bugün Ahmet Davutoğlu, CNN Türkiye çıkamıyor. Neyse, A Haber'e, ATV'ye çıkamıyor. Onu neyle kompanse ediyorsunuz? Daha çok sosyal medya kullanarak mı? Yani onunla kompanse edilebilir mi şu aşamada?
Şöyle, şimdi neticede ben, Türkiye'yi çok net görmek lazım. 1994 Tayyip Erdoğan'ın geldiği seçimleri falan değerlendirdiğimizde. Mesela hani o zaman sosyal medya diye bir iletişim mecrası da yoktu Türkiye'de ve ana akım dediğimiz medyanın tamamında Tayyip Erdoğan yok gibi davranıyordu. 1994 Mahalli İdareler seçiminde. İşte Ankara'da Melih Gökçek yok gibi davranıyordu Mahalli İdareler seçimlerinde. Ancak bir şekilde, birebir iletişim yöntemiyle
O günün şartlarında siyaseten çok ciddi bir netice alındı. Yani Türkiye'nin siyasi aksi orada kırıldı, başka bir yerlerde değildi. Dolayısıyla bugün elimizde bir tane sosyal medya gibi bir nimet var, bir mecra var. Dolayısıyla 94'ün şartlarına göre değerlendirdiğimizde çok daha avantajlıyız biz gelecek partisi olarak. Tabii ki ana akım medyada olmamak çok büyük bir dezavantaj ama dünyanın sonu değil. Dolayısıyla biz burada ne yapıyoruz? Birincisi, şu an sosyal medyayı bir televizyon mecrası gibi kullanıyoruz.
Yani Sayın Genel Başkan'ın haftada bir gün, pazartesi günleri mutat bir gündem değerlendirmesi var. Ona çok iyi hazırlanıyor Gelecek Partisi. Politikal izleme kurullarından, sağlıkla alakalı, ekonomiyle alakalı, gençlik sporla alakalı, tarımla alakalı, adaletle alakalı çok ciddi bir kapsamlara bakıyor. Sayın Genel Başkan hepsiyle Zoom üzerinden tek tek briefing alıyor, gerekliler toparlanıyor ve her hafta pazartesi günü Türkiye'de gerçekten bugüne kadar tek muhalefetin de kullanmadığı bir tarzda ve bir yöntemle yeni bir muhalefet dili inşa ediyor şu an Gelecek Partisi. Yani sadece eleştirmeyen, eleştirmenin yanında bir takım çok ciddi yapıcı önerilerde de bulunan bir siyaset dili oluşturuyor ve biz bunun dönüşlerini görüyoruz şu taraftan.
En son onu sorayım. Mesela anket yaptırmışsınızdır. Nasıl görünüyor? Kimin oylarını ne görünüyor? Siz sık anket yaptırıyorsunuzdur. Görüyorsunuzdur. Tabii ki. Sık sık anketler yaptırıyoruz. Tabii ki bu anket sonuçlarını şu an benim paylaşmam çok doğru olmaz. Ama şunu söyleyebilirim. Sadece Gelecek Partisi'yle alakalı bazı haber sitelerinde ve sosyal medyada telaffuz edilen rakamların çok çok ötesinde bir takım rakamlarda görüyoruz biz.
Yani gelecek partisi Türkiye'nin yeni dönem siyasetinde önemli bir omurgayı taşıyacak. Yani önemli bir omurga inşa ediyor orada. Bunu çok net olarak görüyoruz biz anket sonuçlarında, anket neticelerinde. Bunun da ötesinde teveccühlerle görüyoruz. Yani işte ben görev almak istiyorum diyen, ben partide aktif vazife almak istiyorum diyen Anadolu'nun dört bir tarafından insanlar ki ben hani partinin sadece iletişimcisiyim. Beni bile arıyorlar. Benim dışımda genel başkan yardımcılarımızı, başkanlık kurulu üyelerimizi, kurucular kurulu üyelerimizi de arayan onlarca yüzlerce insan oluyor Anadolu'nun her tarafında. Dolayısıyla o dinamizmi görüyoruz biz net bir şekilde. Dolayısıyla bizim buradaki birinci stratejimiz tabii ki sosyal medyayı televizyon gibi kullanmak.
Yani hatta öyle bir noktaya geldi ki bu iş... Şu an mesela Gelecek Partisi'nin kurulu il teşkilatları belirli aralıklarla kendi illerinde Ramazan söyleşileri yapıyorlar. İnstagram live'lar mı yoksa? Twitter, Facebook, Instagram, YouTube buralardan canlı yayınlanıyor bunlar da. Başkanlıkların organize ettiği programlarda. Mesela Türkiye'nin her tarafında maske dağıtıyor Gelecek Partisi. Şu ana kadar bir milyon üzerinde maske dağıtıldı il teşkilatları tarafından.
Partinin kendi içerisinde yardım toplayarak organize ettiği kumanyalar var. Eski yöntem, bu gezmeyi de yapıyorsunuz yani bir yandan. Dediniz ya, o olmadan olmaz. Bu olmadan olmaz. Yani şimdi bu olmadan bir siyaset inşa edemezsiniz. Var olan bir yapınız vardır. O yapının üzerine sosyal medyada, sosyal medyayı çok aktif ve çok etkin kullanarak var olan yapının üzerine bir takım şeyler ekleyebilirsiniz.
Bunun aksini kimse iddia edemez. Ama şimdi sahada olmadan, ayak basmadan, kapı çalmadan, işte vatandaşın düğününde, cenazesinde, iyi günde, kötü günde yanında olmadan bir siyaset inşa etmeniz, o vatandaşla bir duygudaşlık kurabilmeniz teknik olarak imkansız. Dolayısıyla siyasal iletişimin de bence en önemli parametrelerinden bir tanesi de budur. Ben mesela o yüzden karayoluyla seyahat etmeyi çok severim.
Yani buradan çıkarım arabayla, işte İstanbul'dan. Ve genelde olabildiğince otoban, otoyol kullanmam. Eski yolları tercih ederim. Yani köylere giderim, işte böyle 40 bin, 50 bin nüfuslu Anadolu metropol ilçelerinde mutlaka dururum. Bir sanayiye giderim, bir berbere giderim, bir esnaf lokantasına giderim. Ve bunu Türkiye'nin olabildiğince hemen hemen bütün vilayetlerinde yaparım. Ve bunu gerçekten severek yaparım. Yani işte yaşlı amcalarla oturup sohbet etmeyi, gençlerle oturup muhabbet etmeyi, tarlasının başında bir çiftçiyle oturup ne olacağım, hübrenin hali diye muhabbet etmeyi çok severim. Çünkü bütün bunların hepsi size işin nihayetinde ortalama bir Türkiye profili ve ortalama bir Türkiye bilinci oluşmasına sebebiyet veriyor. Bunlar olmadan, buralara gitmeden, buralarla bir ünsiyet kurmadan, Türkiye'de herhangi bir siyasi hareketin tabağını tutabileceğini düşünmek zaten gerçekçi olmaz. Ha, ama ilerleyen dönemlerde belki işte Türkiye'deki üretim alışkanlıkları, tüketim alışkanlıkları, kentleşme profilinde çok majör bir takım değişikliklerin yaşanmasından sonra belki evet o zaman başka bir takım yöntemlerden bahsedebiliriz ama halen daha siyasal iletişimde en sabit bir yöntem nedir derseniz göz göze gelmektir, kapısını çalmaktır diye düşünüyorum.
Peki Tahun, çok teşekkür ederim. Hem samimiyetle sorularımızı yanılttınız, hem de ilk uçları güzel tipler verdiniz bu işin asırlığı. Çok teşekkür ederim, sağ olun. Ben de çok teşekkür ederim, çok sağ olun. Görüşmek üzere, hoşça kalın.
Tren Topeği'nin bu bölümünde sonuna geldik. Yeni bir bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.