Podcast

Davranışsal Ekonomi 5: Olağan Şüpheliler, Olağanüstü Kahramanlar

Fularsız Entellik

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Seri finali. Aylar önce ekonomi yaz kursu diye başladık, davranışsal bilimlere teşhisi koyup çıkıyoruz. Kötü bir sistemin teşvik ettiği sahtekarlıklara karşı mücadele eden "isimsiz" kahramanların içiçe geçmiş hikayeleri. En sonda da genel bir seri özeti. Hepsini dinlediğiniz için teşekkürler, umarım zamanınıza değmiştir. Kaynaklar aşağıda (sırf bu bölümde kullandıklarım), patronlarıma ekstra teşekkürler.

.

Konular:


(00:28) Nerede kalmıştık?

(01:31) Dürüstlük beyanı.

(05:14) Gerçek dünyada nudge başarılı mı?

(06:35) Publication Bias.

(08:09) Atı alan Üsküdar'ı geçmiş.

(09:31) Data Colada: Akademik dedektifler.

(11:39) Tembel sahtekarlıklar.

(15:09) Genç dişçiler rahatsız.

(17:41) Francesca Gino.

(22:07) Many co-authors.

(23:30) Shem'in Papirüsüne dönüş.

(25:53) Sahtekarlığın negatif dışsallığı.

(27:19) "Hay Allah, bunlar korsanmış!"

(28:00) Patreon Teşekkürleri ve Seri Özeti.


.

Kaynaklar:


Şarkı: Escape (The Piña Colada Song)

Video: Ariely'nin Google konuşması (2008)

Yazı: Nudging After the Replication Crisis


Makale (PDF): Comprehensive Evidence from Two Nudge Units


Yazı: Meaningless Means (yukardaki makalenin eleştirisi)

Yazı: When We’re Wrong, It’s Our Responsibility as Scientists to Say So


Makale: How Networking Can Make Us Feel Dirty


Yazı: A Post Mortem on the Gino Case (Zoe Ziani tarafından)

Yazı: Data Falsificada (Data Colada'nın Gino üstüne raporu)

Many Co-Authors Projesi

Yazı: They Studied Dishonesty. Was Their Work a Lie? (New Yorker'ın uzun bir profili)

Yazı: Brain Games (Zlokovic'in sahtekarlığı üstüne)

Kitap: Rebel Talent, Francesca Gino, 2018


.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.000 kelime · ~20 dk okuma

Fullarsız entelliye hoş geldiniz, sefa getirdiniz arkadaşlar. Bugün davranışsal ekonomi serisini bitiriyoruz. Bununla birlikte çaktırmadan birkaç aydır devam eden ekonomi yaz kursunu da bitiriyoruz. Mezun oluyorsunuz yani.

Zaten olun artık, kış geldi. Merak etmeyin, sınav veya sözlü yok. Kendi derslerimde de hiç yapmam. Bölümün sonundaki birkaç dakikayı gördüğümüz belli başlı konuları hatırlamak için ayıracağım.

O kadar. Şimdi en son ne yapmıştık? Nerede kalmıştık? Dene Rielli'nin yediği naneler üstünden tekrarlanabilirlik krizini işlemiştik.

Transkriptin tamamını oku

O krizin ardındaki temel fikir şuydu. Bilim, teoride kendini düzelten bir yapı. Ama pratikte sistem kötü işliyor. Her araştırmacıyı, yayıncıyı, her kurumu sansasyonel sonuçlar bulmaya veya uydurmaya teşvik ediyor.

Böylece hem hatalı çalışmalar artıyor hem de başkalarının önceki hatalarını düzeltmek zorlaşıyor. Kim uğraşacak ki? Ama işte bazı şövalyeler uğraşıyorlar. Hak etmesek de ihtiyaç duyduğumuz kahramanlar çıkıyorlar.

Bugün de aynı formülü takip edeceğiz. İlki tutunca bütçeyi biraz büyüttük. Kötü adamımızın yanına bir de kötü kadın karakteri ekledik. Şövalyelerimizin de sayısını arttırdık.

Ve hepsi dev bir ironi yumağı halinde dürüstlük konusu üstüne yapılmış en etkili araştırmada bir araya gelecekler. Geçen bölümün kahramanı Dan Ariely, o meşhur 10 emir çalışmasıyla aynı dönemde benzer fikirleri gerçek dünyada gözlemek için bir araç sigortası şirketiyle anlaşmış. Sigorta şirketlerinin standart bir dürüstlük problemi var. Müşteriler primlerini düşük tutmak için yenileme formlarında yıllık araç kullanımlarını düşük gösteriyorlar.

Sigortanın gelip odometreleri kontrol edecek imkanı yok. Anca bir kaza olacak da o tutarsızlık göze çarpacak da. Millet o yüzden çok da abartmadan hile yapıyor. Zaten sigorta şirketleri de bunu bildiklerine fiyatlarını ona göre ayarlıyorlar.

Sistem böyle yürüyor. Ariely diyor ki bu düzene mahkum değilsiniz. Müşterilerinizin dürüstlüğünü kolayca arttırabilirim. 10 emir gibi dini içerikler koyamazlar tabii, rezalet çıkar.

Ama seküler ve çok daha basit bir versiyonu mümkün. Dürüstlük beyanı. Verdiğim bilgilerin doğruluğunu onaylıyorum, Türk'üm doğruyum, çalışkanım, kutucuğunu en sondan alıp en başa koyalım, millet hile yapmadan önce onu görsün. Eğer etkili olursa, onların raporladıkları kullanım daha yüksek çıkacaktır.

Bu fikir sigortanın hoşuna gidiyor. Bir pilot proje yürütüp topladıkları verileri de Ariel'e iletiyorlar. Sadece iki ay sonra Google'da bir konuşması var. Bu Predictably Irrational kitabının tanıtım turunda bir saatlik bir konuşma, birçoğunu hali hazırda gördüğümüz örneklerle dolu.

Yalnız konuşmanın yarısında konu dürüstlüğe gelince, laf arasında bu sigorta araştırması sonuçlarını da açıklıyor. Dürüstlük beyanını baştan imzalayanlar çok daha dürüst davrandılar. Daha sonraki konuşmalarında bunu tekrarlayacak, ufakta bir ekleme yapacak. Deneye o kadar başarılı oldu ki, şirket tüm formlarını bu şekilde güncelledi.

Darısı, vergi dairesinin ve diğer devlet kurumlarının başına. Yalnız ilginçtir, bu kadar önemli bir konu olmasına rağmen, işin ucunda milyarlarca dolar olmasına rağmen ortada herhangi bir makale yok. Sadece ariyeliği dinliyoruz. Yakında makalesi basılır diye diye kaynatıyor.

Zaten o sene içinde iyice meşhur oldu. Meşgul adam. Sağa sola danışmanlıklara başlamış, konuşma ücreti on binlerce doları bulmuş, normalde gariban hayatı yaşayan doktor öğrencilerini lüks kayak tatillerine götürür olmuş, ofise 20 bin dolarlık kahve makineleri almış, macera dolu bir hayat yaşıyor. Ta 2012'de yayınlanıyor makale.

Google konuşmasından 4 sene sonra. Bu kadar gecikmesinin bir nedeni, bir noktada araştırmaya Francesca Gino'nun dahil olması. Gino, İtalya'da doğup büyümüş, sonra Harvard'da katılmış, en az kendisi kadar hızla yükselen bir yıldız. Benzer konularda çalıştığından bir işbirliği teklif ediyor.

Diyor ki, aynı fikri öğrenciler üstünde de deneyelim. Çeşitli senaryolar kuralım, o kısım benim ekipte olsun. Sağ çalışması yani sigorta şirketi kısmı zaten senin ekipte. Birleşip boltranı oluşturursak daha büyük bir etki yaratırız.

Yaratıyorlar da. Zaten daha yayınlanmadan meşhur olan araştırma yayınlanınca iyice meşhur oluyor. İşin sigorta kısmında gözlenen fark %10'u bulmuş. Kronik bir sorunu tamamen bedava ya %10 iyileştirmek müthiş bir şey.

Cino'nun deneylerinde gözlenen etkiler daha da çılgın. Yalan söyleyenlerin oranı yüzde seksenlerden yüzde otuz yedilere düşmüş. Yalanın büyüklüğü de beş kat azalmış. Ve bu sonuçların tesadüf olması imkansıza yakın.

Yüz binde birden bahsediyoruz. Rüya gibi bir çalışma yani. Normalde bir araştırmanın etkisini aldığı atıflara bakarak ölçersiniz ama iyice etkiliyse politika değiştirebilirler. Bunda da öyle oluyor.

Ben daha önce İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde devletlerin nac birimleri kurduğundan bahsetmiştim. Bunlar çeşitli pilot programlar başlatıyorlar bu araştırma üstüne. Hele Guatemala hükümeti tam ikna olmuş. Milyonlarca vergi formunu bu yönde değiştirmiş.

Fakat hepsinde de sonuç tıs. Hiç öyle etkiler gözlemiyorlar. Burada bir parantez açalım. Genel olarak nac projelerinin tekrarlanabilirliği düşük.

Yani bir 10-12 sene önce o tarz müdahalelerin potansiyeli neredeyse sınırsız görülüyordu. Zaten tam liberal ekonomiler için uygun felsefe. Hiçbir şey kısıtlamıyorsun, hiçbir görünür değişiklik yapmıyorsun ama yine de insanları yönlendirmiş oluyorsun. Şimdi bir yandan literatürde inanılmaz sonuçlar görürken, uygulamalar böyle birer birer hayal kırıklığıyla sonuçlanınca, bir grup araştırmacının canına tak etmiş ve sistematik bir çalışmaya girişmişler.

Toplam 23 milyon kişi üstünde denenmiş, 126 farklı saha çalışmasının verisine ulaşmışlar. Çeşit çeşit konularda çalışmalar bunlar. Davranışlarımıza ortalama etkileri 1,5 yüzde puanı kadar çıkmış. %1.5 değil,

1.5 puanı. Yani diyelim milletin yalan söyleme oranını ölçüyoruz. Normalde %30'sa müdahale sonrası %28.5'e düşüyor.

Eh bedavaya başarabiliyorsak niye olmasın. Peki benzer makalelerde iddia edilen etki ne kadar? Ortalamada neredeyse 9 puanı kadar. Bu arada bölümü tam hazırladığım gün çıkmış bir blog yazısı var.

Çok dandik araştırmaları dahil etmemeleri gerektiğini söylüyordu. Yazarlar eleştiriyi kabul etmişler. Tekrar hesap yapıyorlar. Etki 9'dan 6.5'a iniyor.

Kısacası, Nudge bir hurafe değil. Gerçekte gözleniyor ama literatürde iddia edilenden 4-5 kat daha ufak. Niye abartılı peki çalışmalar? Publication baisi yüzünden.

Aynı fikrin başarısız denemelerini çekmecede tutuyorsun. Sadece başarılı olanları yayınlıyorsun. Tabii ki sonuçlar şişer. Gerçek hayatta başarısızlıkları çekmecete tutma lüksün yok.

İşte bu genel atmosfer içinde hükümetlerin sağ çalışmalarından bir şey çıkmayınca ilginç bir şeyler gerçekleşiyor. Yazarlar kendi deneylerini kendileri tekrarlamaya karar veriyorlar. En azından lab kısmını yani öğrenciler üstündeki denemeleri. Nasıl olur da tesadüf olması imkansız dediğimiz o dev etkiler gerçek hayatta hiç gözlenmediler.

Rahatsız oluyorlar bundan. 2020 yılında aralarında Ariel ve Gino'nun da olduğu toplam 6-7 yazar bir araya gelip o orijinalinden 20 kat büyük bir tekrar deneyi düzenliyor ve başarısız olunca da sonuçları paylaşıyorlar. Bilim ahlakı açısından çok kral hareket. Zaten kendilerini de epey övmüşler makalede.

Fakat o süreçte yazarlardan biri sigorta verilerine de bakmış. O kısmı tekrarlamamalarına rağmen öylesine bakmış işte. Ve bir saçmalık fark etmiş. Dürüstlük beyanını en başta imzalayanlarla sonda imzalayanların araç kullanımları deney öncesinde bile farklı.

Bir grubunki iki kat daha yüksek. Hani kişiden kişiye fark olur da gruplar arasında niye büyük bir fark olsun? Daha deney başlamamış. Herkes aynı sigorta formlarını kullanıyor.

Ariely'e danışıyorlar. Hocam ne iş? Verilerle oynadım demiyor tabii kek gibi. Bunu metodolojik bir hata olarak açıklıyor.

Rastgele gruplamayı becerememişiz, kusura bakmayın. Ama yine de deneyin gerçek bir etkisi olduğunu görüyorsunuz işte. Yazarlar ikna oluyor ama bu bulguları da şeffaflık adına yeni makaleye ekliyorlar. Şimdi geldiğimiz noktada, dürüstlüğü kolay yoldan arttırma yönündeki hemen her kanıt, her deneme çökmüş gibi.

Hatırlayın, on emir çalışmasının da tekrarlanamadığı bu dönem anlaşılmıştı. Geriye kalan tek şey, ta 2008'de yapılmış o sigorta şirketinin denemesi, onun da tasarımı hatalı çıktı. Biraz utanç verici bir durum ama henüz bir sahtekarlık iddiası yok. Kariyer açısından bakarsak da zaten atı alan Üsküdar'ı geçmiş.

Hatta geçerken Üsküdar'ı da satın almışlar. Zira o sene, 2020'de, Gino'nun sırf Harvard'dan kazancı 1 milyon dolar. Harvard dışından daha da fazla kazanıyor zaten. Konuşma ücreti 100 bin doları bulmuş.

Her sene bir dolu makale de yayınlıyor en iyi dergilerde. Süperstar yani kadın. Ariel'i de öyle. Bu saatten sonra eski 1-2 çalışmaları fos çıksa ne olur çıkmasa ne olur.

Fakat ikisini de tahtlarından indirecek olaylar zinciri çoktan başlamıştı. Kader ağlarını ölmüştü. Çünkü 2020 makalede ve orijinal çalışmaların ham verileri de halka açılmış. Yine şeffaflık adına.

Ve bunları dikkatle inceleyen bir doktor öğrencisi, günün birinde gözlerini kısıp ''hmm'' diyor. Çünkü dikkatsizlikle açıklanamayacak başka sakatlıklar görüyor. Bir müddet sonra da ipuçlarını soruştursun diye Data Colada isimli bir grupla temasa geçiyor. Ve orada ipler kopuyor.

Datacola'da veri hilekârlığından bıkmış üç genç profesörün zamanında tırlatıp tamamen uydurma bir makale yayınlamalarıyla başlamış. O makaleye göre Beatles'ın bir şarkısı var 64 yaşındayken diye. O şarkıyı dinleyenler gerçekten de bir buçuk yıl gençleşiyorlar. İddia parodi ama kullandıkları metodlar gerçek.

O yüzden ses getiriyor. O gün bugündür boş zamanlarında tıpkı bir grup süper kahraman gibi buluşup veri dedektifliği yapıyorlar, istatistiksel metodların kötü kullanımına dikkat çekiyorlar. Yani biraz önce publication bias'dan yakınmıştık. Yani sadece başarılı olan deneylerin yayınlanmasından.

Burada aslında başarısız deneylerin çeşitli analiz teknikleriyle sanki başarılıymış gibi gösterilmelerinden bahsediyoruz. Çoğuna kafam basmadı ama basit bir örnek verebilirim. Bir şey ölçeceksiniz, herhangi bir şey. Uyku süresinin etkileri mesela.

Herkesten bilimun performans testleri, karakter testleri, sağlık bilgileri, demografik bilgiler ne bulursanız toplayın. Sonra her biri için denek gruplarını karşılaştırın. Yeterince çok değişkene bakarsak, tesadüfen bir iki tanesinde gruplar arası farklar göreceğiz. 6 saatten az uyuyan grupta kıl dönmesi olasılığı %10 fazla çıkar mesela.

Şimdi sanki en baştan bunu test ediyormuş gibi bir hipotez uydurun. Bayanlar baylar görmüş olduğunuz gibi cibi cips marka bu çalışma uyku ile kıl dönmesi arasındaki ilişkiyi inceleyecektir deyin. Sonra da bulmuş olduğunuz sonucu bu hipoteze kanıt olarak gösterin. Bitti gitti.

Safsatalar ansiklopedisini okuyanlar da ampul yanmış olmalı. Çoklu kıyas problemi bu. Sonuç olarak şöyle diyorlar, elindeki veriye yeterince işkence edersen sana istediğin her şeyi anlatır. Zaten o yüzden de ahlaklı araştırmacılar test edecekleri hipotezleri ve kullanacakları metodları daha araştırma başlamadan açık bir veri tabanına kaydediyorlar.

Bu sayede elde ettikleri sonuçlara bakarak alavere dalavere yapamazlar. Pre-registration deniyor buna. Ön kayıt diyebiliriz. Bazı alanlarda yaygınlaşan bir uygulama.

Her sistemin tabii kendine has ayrıntıları vardır. Dışarıdan bakınca böyle bilemem. Ama işe yarar bir genel prensip şu. Bir sistemin işlemesi için hemen herkesin ahlaklı olması gerekiyorsa o sistem iyi tasarlanmamıştır.

Eninde sonunda çürür. Velhasıl bizim üçlünün vizyonu kendilerine gerek kalmadan bilimin şeffaf biçimde ilerlemesi. Ama o günlere gelene kadar veri dedektifliği yani işin ameliliği şart. Ariel'in ham verileri üstünde de bu ameliliğe başlayınca birçok sorun tespit ediyorlar.

Mesela normalde bir grup insanın araç kullanımına baktığınızda bunlar normal dağılıma oturur. Uçlarda birkaç kişi olur, çoğunluk ortalamaya yakındır. Buradaysa üniform dağılım var. Bir başka deyişle her sene bin kilometre araba kullananla beş bin kilometre araba kullanan veya elli bin kilometre araba kullanan kişi sayısı neredeyse aynı.

Dahası gerçek hayatta insanlar kullanımlarını yuvarlayarak belirtirken nedense burada herkes sonhaneye kadar bildirmiş. Küsuratla atayım da yalan söylediğim anlaşılmasın ekolü bu. Nerede görsem tanırım. Sonracığıma bazı fontlar da farklı ve o farklı fontlardaki veriler iyice şüpheli çıkıyor.

Bu tembellik de beni benden alıyor ha. Hadi işin matematiğiyle uğraşmadın, fontlara da mı dikkat etmezsin ya? O kadar eminler ki kimsenin bakmayacağına. Bakmışlar ama işte.

2021 yılında Datacola'da makalenin bu sigorta kısmının tamamen uydurma olduğunu iddia eden bir rapor yayınladı. O kadar ikna edici bir rapor ki yazarların da hiçbiri itiraz etmedi. Hatta Datacolada'yı araştırmalarından ötürü tebrik edip orijinal makaleyi geri çektiler. Ama kimse suçu üstlenmedi.

Ariel'i dahil. Sigorta şirketini suçluyor. Onlardan gelen veriler yanlış diyor, oynanmış diyor. Şirketin de bu noktaya kadar olan bitenden haberi yok.

Unutmuşlar çalışmayı. Neredeyse 15 sene olmuş. Kayıtlara bakıyorlar. Evet, zamanında sınırlı bir deneme yapmışız ama herhangi bir etkisi olmayınca bırakmışız.

Ariel'in dediği gibi şirkette öyle bir devrim falan yaşanmamış, formlar değişmemiş. Sonuçsuz bir sağ çalışması da o kadar. Daha önemlisi, şirket bu tartışmanın göbeğine çekilince çalışmanın 6 bin araba üstünde yapıldığı ortaya çıkıyor. Oysa Ariel'in çalışma arkadaşlarına analiz için yolladığı dosyada 20 bin arabalık veri var.

Ve yine muhteşem bir tembellik örneği olarak çalışma arkadaşı o dosyayı analiz edince tam tersi yönde bir etki buluyor. Ariel'in buna cevabı ne biliyor musunuz? Kusura bakma rakamlar doğru da kolon başlıklarını yanlışlıkla değiştirmişim. Sen o sonuçların tersini al.

Doğrusu odur. Belli ki zamanında sigorta denemesinden bir şey çıkmayınca konuşmalarda arada yediririm diye bir şeyler uydurmuş. O anekdot yayıldıkça artık buna bir makale yazmak gerekecek diyerek orijinal dosyaya yeni uyduruk veriler eklemiş. Öyle basmış makaleyi.

Ama bunu tembelce yaptığı için yıllar sonra bizzat kendi çalışma arkadaşlarına yakalanmış, sonra onları zar zor kandırmış ama tüm veriler internete konulunca bu sefer bağımsız araştırmacılara yakalanmış. Benim anladığım bu. Bu noktada diğer yazarları suçlasa anında yalanlanacağı için sigorta şirketine sarıyor ve onlar da çetin ceviz çıkmış, üstüne ihtarnamede gönderiyorlar. Böyle ileri geri konuşmaya devam edersen seni dava ederiz diye.

İhtarname sonrası Ariel'in suçlayabileceği tek bir yer kalıyor, kendi takımı. Belki de benim labımda çalışan araştırmacılardan biri verilerle oynadı, diyor. Yalnız dosyayı kimin en son değiştirdiği de belli metadata'dan, Dan Ariely isimli bir kullanıcı. Yani teorisi şu, birileri anlamsız yere risk alıp bunun bilgisayarına girecek, binlerce uyduruk bilgi ekleyecek, çalışmayı kuvvetlendirecek, bizimki de yıllarca farkına varmayacak, kariyerinin köşe taşlarından biri olmasına rağmen daha yeni anlayacak durumu.

Hatırlayın, tüm bunlar ortaya dökülürken bir yandan da 10 emir çalışmasının tekrarlanamaması sonucu başka bir yalan rüzgarı başlamıştı. Datacola'da raporu sonrası millet sadece makaleleri değil, tüm eski konuşmalarını, röportajlarını deşmeye başladı. O şekilde ortaya çıkan sadece bir yalanını daha kısaca anlatayım. Özellikle aranızdaki diş hekimlerinin intikamını alalım.

Zamanında NPR'de katıldığı bir program var. İnsanların dişçilerine irasyonel şekilde sadık olduğunu söylüyor. Dişçiler de bu sadakati hak etmiyorlar. Şöyle diyor, bir grup diş hekimine aynı hastanın aynı röntgenlerini gösterirseniz sadece yarısı çürükler üstünde hemfikir oluyormuş, diğer yarısı farklı çürükler buluyor.

Bunun sebebini de diş hekimlerinin çürük başına para kazanmalarına bağlıyor. Yani bariz çürükleri kaçırmıyorlar ama üstüne olmayan çürükleri de görmeye yatkınlar. Genç dişçiler rahatsız olmuşlar tabii. Programı mektup yağmuruna tutmuşlar.

Ertesi hafta düzeltmeye inandı. Yine de unutulup gidecek türden bir sorun. Ama bir hata yaptı Ariel'i. Kaynak gösterdi.

Delta Dental dedi. Delta Dental en büyük sigorta ağı. 130 bin diş hekimi bağlı. Oranın halkla ilişkiler sorumlusu ertesi gün aramış.

Hacı ne iş, nereden buldun o verileri diye. Bizimkisi de elimde bir şey yok, sizin oradaki birileriyle konuşurken laf arasında söyle diye dönmüş. Yani sanki bir çalışma gibi sunmuştu bunu, şimdi yanlışlanamayacak bir iddiaya dönüştü, bir söylentiye dönüştü. Ama onu bile yanlışlıyor şirket.

Çünkü böyle bir veri toplamadıklarını söylüyorlar. Yani birinden gayri resmi olarak dahi duymasına imkan yok. Ve soruyorlar, kimmiş bari konuştuğu kişi? En azından onu bilelim, hatırlamıyor.

Her yol aynı kapıya çıkıyor. Bulamadım, hatırlamıyorum, başkası yapmıştır. Adam sürekli birileriyle konuşup beraber çalışmalar yapıyor ve ertesi gün unutuyor kim olduklarını. Çok iyi bir papaz olurmuş aslında.

Herkes günah çıkarmak için ona giderdi. İşin ironik yanı, artık kaçıncı ironik yanı oluyor bu takip edemedim, o uyduruk verilerle dolu dosyayı analiz için meslektaşına gönderdikten sadece birkaç ay sonra Ulusal Sağlık Kurumu'ndan bir fon bulmuş. Fonun amacı ne biliyor musunuz? Bilimsel raporlarda etik sıkıntılar yaratabilecek dinamikleri incelemek.

Dürüstlük üstüne çalışmalarında sahtekarlık yapmışsın yıllarca. Sonra gidip bilimsel sahtekarlık üstüne çalışma yapmak için devletten fon bulmuşsun. Sırf şu hareket bile on numara psikopatlık gerektirir. Üstelik bu fon sonucu yazdığı makalenin bir yazarı daha var.

Ortak çalışıyorlar. Yine Francesca Gino. Henüz kendisinin bir fausosu yok. Hakkındaki şüpheler Harvard'daki anekdotlardan, üstü kapatılan birkaç öğrenci şikayetinden ibaret.

Ama her şey bittiğinde, sular durulduğunda, Arielli'den bile daha büyük düşüş yaşayan tek isim oldu. Francesca Gino'da sürekli çarpıcı sonuçlar bulan, bunlardan kitaplar ve konuşmalar dolusu içerik çıkaran, kendi alanının ötesinde ünlü olmuş o şanslı akademisyenlerden. Çarpıcı sonuçlara örnek vermesi açısından, milletin birbiriyle tanıştığı networking organizasyonlarına katılanların kendilerini kirli hissettikleri fikrini ele almış. Sadece mecazi anlamda değil, kelimenin tam anlamıyla kirli hissediyorlar, zira temizlik malzemelerine ilgileri ciddi oranda artıyor.

Açtım baktım şimdi. Bunu Wall Street Journal haber yapmış, Forbes, Smithsonian, Washington Post ve tabii bir dünya blog ve YouTube kanalı. Harvard profesörü sonuçta. Ve çalışmanın tek satırlık özeti de ilginç sıradan insanlar için.

Sosyal medyada yaymak için birebir. E işin ticari tarafı da var. Koy bu çalışmayı çantana, temizlik malzemeleri şirketlerine, yüz binlerce dolarlık danışmanlık hizmeti ver. Formül bu.

Çalışıyor bu sistem. Birkaç sene sonra Zoe isimli bir doktor öğrencisinin danışmanı, tezini bu makalenin üstüne inşa etmesini salık veriyor. Networking alanının temel taşlarından biri haline gelmiş aradan geçen zamanda. Zoe ise makaleyi gerçekçi bulmuyor ve tezine 10 sayfalık bir eleştirisini ekliyor.

Fakat danışmanlar bunu hiç desteklemiyorlar. Bu işin bir adabı var. İnsan doktor ötesinde böyle paldır küldür girişmez. Oturmuş çalışmalara, hele ki Cino gibi birinin çalışmalarına, bu kısmı çıkarmazsan savunmanı kabul etmeyiz diyorlar.

Bizimki de sonunda pes ediyor. Fakat içine sinmediği için kendi kendine bir tekrar çalışmasına başlıyor. İyi kişi olarak Cino'yla iletişime geçip orijinal verileri alıyor, paylaşıyor kadın da bununla. Sonra tekrarlıyor deneyi ve tekrarlanan deney o kadar alakasız sonuçlar veriyor ki, gidip kadının diğer çalışmaları hakkında da ham veri topluyor.

Bir kısmı internette var. Bunlardan şüpheli olanları buldukça kime iletiyor dersiniz? Ya işte biraz önce hım diye şaşıran o isimsiz doktora öğrencisi Zoe'di. Esas derdi Jeno'nun çalışmalarını deşmekti.

Bizim Ariel'i arada kaza kurşununa kurban gitmiş resmen. Yani tez danışmanları Zoe'yi kızdırmasalar, kız hırs yapıp Jeno'nun tüm çalışmalarına bakmayacak, o dürüstlük çalışmasının ham verilerini incelemeyecek, kimse de Ariel'in üzerine gitmeyecek, sigorta şirketi zaten olaya dair olmayacak ve tüm yalanlar da ortaya çıkmayacaktı. Şimdi hatırlayın, Tata Kolada'nın 2021'de yayınladığı o raporundan sonra Cino dahil tüm yazarlar gruba tebrik mesajı yollamışlardı. Aynı grubun bir yandan da Cino'yu soruşturduklarını, hatta esas olarak onu soruşturduklarını bilmiyorlardı.

Elemanlar da şanslarına inanamıyorlar zaten. İki ayrı ünlü yazar farklı zamanlarda farklı deneyler yapmışlar, birbirlerinden bağımsız olarak verilerle oynamışlar. Sonra bunlar aynı makalede buluşmuş ve gizem yıllar sonra çözülecek. Yeterince pembe dizi tadı alamadıysanız şu detayı da ekleyeyim.

Data Kolada'nın üyelerinden biri, hem Ariel'inin hem de Gino'nun eski çalışma arkadaşı. Birkaç ay içinde Cino hakkındaki raporları da tamamlanıyor. Yediği nanelerin en az dördünü tespit edebilmişler. Bizim dürüstlük çalışmasının lab kısmı dahil.

Onun dışında hani şu kendini kirli hissetme fikri vardı ya, onun başka bir versiyonu var. İnandığın bir fikrin tam tersini savunursan da kendini kirli hissedip temizlik malzemelerine yeltenir misin diye soruyorlar. Bu araştırma da şaibeli çıkıyor. Bazı katılımcıların kaçıncı sınıfta olduklarını gösteren kutucuklarda yanlışlıkla Harvard yazıyor.

Acaba bunlar sonradan beklendi diye düşünmüşler. Tam da o verileri çıkarınca gözlenen etki büyüklüğü sıfıra iniyormuş. Öyle şeyler. Datacola da bunları yayınlamak yerine Harvard'la paylaşıyor.

Nasıl olsa örtbas etmeyi göze alamazlar diye. Kendi soruşturmalarını başlatıyorlar onlarda. Bir adli bilişim şirketiyle anlaşıyorlar ve sonunda 1200 sayfalık bir raporla profesörü açığa alıyorlar. Yalnız Gino öyle önceki bölümde tanıştığımız Stapel gibi kös kös suçunu itiraf etmeye, kariyerinin kalanını yaptım ama bir sor niye yaptım konuşmaları vererek geçirmeye niyetli değil.

25 milyon dolarlık tazminat davası açıyor Harvard'a. Hatta dava için bir de web sitesi açmış. Oradan da kendini savunuyor. İyi fikir aslında bu.

İşi sık sık mahkemeye düşen varsa bir PR şirketiyle anlaşıp her davası için ayrı web sitesi kurabilir. Bir kamuoyu yaratabilir böylece. Harvard neyse de Data Colada'yı da dava etmiş bizimki. Bu şartlar altında bu kadar zengin birinin hayrına akademik şeffaflık için çalışanları dava etmesi milleti harekete geçirmiş.

Hedefleri avukat tutmak için 250 bin dolar toplamak. 48 saat bile sürmüyor bu hedefe ulaşmaları. Yine bu üçlünün başının altından başka bir hayır projesi çıktı bu arada. Cino'nun yıllar boyunca beraber çalıştığı düzinelerce insan var.

Özellikle de kariyerlerinin başında olan masum araştırmacılara, zarar gelmesin diye bir veri tabanı kuruluyor. Yaklaşık 150 yazar hangi çalışmada, verilerin kim tarafından toplandığını, hangilerinin tekrarlanabileceğini yani hangilerinin doğru düzgün, şaibesiz olduğunu belirtebiliyor. Böylece sırf kadının adı var diye insanlar zarar görmüyorlar. Güzel bir fikir aslında her araştırma için yapılmalı.

Velhasıl son durum şu, Gino açıkta ve Harvard'da davalık, Ariel ise soruşturma altında ve Duke Üniversitesi'nde görevine devam ediyor. İkisinin de makaleleri geri çekildi, ikisinin de fonları azaldı fakat ikisi de kişisel olarak zengin ve ünlü. Öyle de kalacaklar, kimse onları geri alamaz. Hatta Ariel'in kitabı üstüne bir dizi bile yayınlandı yakın zamanda.

Mentalist tarzında anladığım kadarıyla yani bir davranışsal bilimler uzmanı FBI'ya yardımcı oluyor. Ratinglere göre dandikmiş, bakmadım o yüzden. Ben şimdi tüm bunları biz burada jüri olalım, yargıç olalım, bu işin köküne inelim, sonra da FBI'ya yardımcı olalım diye anlatmadım. Kimin hangi suçlamadan aklını paklanacağının bize etkisi yok.

Halamın oğlu kızı değil bunlar. Ha şahsen kendimi aldatılmış hissediyor muyum? Evet çünkü bunca senedir ikisinin de kitaplarını okuduk. Ara ara bulgularını da paylaştım sizde.

Bir kısmı doğrudur elbette. Belki büyük kısmı doğrudur. Ama bilemiyorsun işte hangisi kirli hangisi değil. Lakin benim esas derdim bunlar değil.

Bu birbirinin içine geçmiş hikayeler üstünden daha genel çıkarımlar yapmaktı. Hatırlarsanız seriye, Antik Mısır'daki bir kayıp aranıyor ilanıyla başlamıştık. Davranışsal ekonominin güzel bir özeti olduğunu söylemiştim. Zira bir yandan insanların nasıl etkilenebildiğini gösterirken, bir yandan da esasen karmaşık olan o etkileri çok basit, çok çekici hikayelere indirgiyordu ve bazen de uyduruyordu.

İnsan inanmak istiyor Şem'in kaçtığına, Hapu'nun bir pazarlama dehası olduğuna. Tam ortamlarda anlatmalık şeyler bunlar. Ama mesele, dürüstçe yapılan araştırmaların medya tarafından bozulması kadar basit değil. Bizzat alanın en ünlü isimleri o çekici hikayeleri yaratanlardı.

Gerçek ve mit iç içe, demiştik. Şimdi neden böyle bir giriş yaptığım daha iyi anlaşılmıştır. Bilimin kendi kendini düzeltebilir oluşu doğanın bir kanunu değil. Kendi kendine olmuyor yani.

Kurdun sistemin bir sonucu. Bu sistemde de teşviklerin tepe taklak olduğunu gördük. Askeri-endüstriyel kompleks diye bir kalıp vardır ya hani. Burada da akademi, medya ve kurumsal danışmanlık kompleksinden söz edilebilir.

Hepsi iç içe geçmiş, birindeki başarın diğerini besliyor. Ayarında yapılan sahtekarlıktan edineceğin kazancın üst sınırı yok. Peki işler yolunda gitmezse başına ne geliyor? Hiçbir şey.

Birilerinin çalışmalarını tekrarlamaya yeltenmesi zaten düşük ihtimal. Hadi yeltendiler, sonuç farklılıklarını binbir bahaneyle açıklayabiliyorsun. Zaten kurumlar da seni koruyorlar. Hem senden beslendikleri için, onlara fon çektiğin için, hem de ahmak gibi gözükmemek için.

Onca yıldır seni desteklemişler. Eğer Stapel gibi itiraf etmezsen herhangi bir sahtekarlığı kanıtlamak çok zor. Ariel'in verilerini düşünün, inanılmaz yalap şalap biçimde değiştirilmişlerdi. Herkes bunu kabul ediyor, adamın sonraki her yalanı daha da büyük bir yalana yol açtı ve tüm bunlara rağmen kovulamıyor.

Daha makul yalan söyleyen, daha dikkatli biçimde veri manipülasyonu yapan birine ne yapabilirsin ki? Gördüğümüz örnekler bazı yazarların olağanüstü etik duruşu, birkaç kişinin hayrına yaptığı iş ve kızgın bir doktor öğrencisinin azmi, biraz da şansı sayesinde gün yüzüne çıktılar. Ya yazarlar ham verileri paylaşmayı seçmeselerdi? Ya Zoe'yi tez sonrasında akademiden bıkıp iyi maaşlı bir iş bulsaydı ve bunları unutsaydı?

Koca bir alanın kendini düzeltme özelliği böyle pamuk ipliklerine bağlı olamaz. Yakalayamadığın her sahtekar daha sonra karşına tekrarlanabilirlik krizinin bir parçası olarak çıkacak. Bunun çok ciddi sonuçları var. Tesadüfen daha demin çıkmış bir yazı gördüm Science'da.

Alanımızın dışından ama önemli. Zolokovic isimli ünlü bir nörobilimcinin bulguları ışığında ABD Ulusal Sağlık Kurumu 30 milyon dolarlık bir deney başlatmış geçen sene inme geçiren hastalar üstünde. Tam üçüncü faz öncesi temeldeki çalışmaların şaibeli olduğuna dair ihbar geliyor. Alzheimer hakkındaki başka çalışmaların da şaibeli olduğuna dair ihbar geliyor.

Adamın labında çalışanlar anonim röportaj vermişler, şüpheleri doğruluyorlar. Yıllara yayılmış ufak tefek sahtekarlıklar birike birike öyle bir noktaya gelmişler ki doğrudan deneklerin ölümüyle sonuçlanacak. Daha da kötüsü fırsat maliyeti. Yani bu parazit kaynakları ve umutları emmemiş olsa, diğer araştırma gruplarını da yanlış yönlendirmemiş olsa, Belki gerçek tedavilere daha erken ulaşılacaktı.

Aynı durum her alanda yaşanıyor. Ariel ve Gino gibilerinin yaptığı şey aslında önceden gördüğümüz bir kavram olan negatif dışsallık yaratıyor. Yani kar etmek için çevreyi kirleten fabrikalar gibi, bunlar da kişisel kârları için tüm alanı kirletiyorlar. Kârlar özel, kendilerine kalıyor, maliyet kamusal.

Kaynakların yanlış yönlendirilmesine neden oluyorlar. En azından fabrikalara ceza kesebiliyorsun. Sorumluları hapse atabiliyorsun. Burada o da yok.

Akademik sahtekarlık yapanların çoğu yakalanmayacak. Yakalananlar ortalığı bulandırabilecek. Kesin suçlu olduğu bulunanlar da en fazla işten çıkarılacaklar. Hapis yok, para cezası yok.

Tüm bu sorunlardan sonra ben tekrar ölçeyi küçültüp esas oğlan ve esas kızımız hakkındaki komik bir gözlemle bitirmek istiyorum. Bir podcast'ten alıntı bu. Ariel'in her fırsatta imkanı olan herkesin biraz yalan söylediğini bize hatırlatması veya Gino'nun işte kurallara uymazsanız nasıl başarılı olabileceğinizi anlatan kitabım diye sürekli ortada dolanması bizim de şimdi olan bitenlere şaşırmamız bana gerçekten aptal olduğumuzu hissettiriyor. Sanki hikayede birileri gözleri bantlı, üç köşeli şapkalarıyla ve kılıçlarıyla içeri giriyorlar ve yüz sayfası okuduktan sonra kafamızı dank ediyor.

Hay Allah ya, bunlar korsanmış. Hiç fark etmemiştim. Evet flarsızlar, ekonomi yaz kursu diye başladık. En son psikoloji bilimine teşhisi koyup çıktık.

Gördüğünüz gibi bir seriye başladım da genelde işin nereye varacağını önceden bilmiyorum. Çok zamanımı aldı araştırması bunları. Umarım işinize yarar. Sabırla dinlemiş olan herkese ve tüm Patreon destekçilerime teşekkürler.

Sizlere de özellikle teşekkürler. Serinin taa en başlarında anlattığım her şeyi özetleyerek içinizi baymak istemiyorum. Onun yerine her bölümden 1-2 soru sorarak bitireyim belki oradan hatırlarsınız. Başlayalım mı?

Sizce bitcoin ne zaman paraya dönüşmüştü? Bir işletmenin içinde yaşadığı sosyal yapıya karşı herhangi bir yükümlülüğü var mıdır? Yasal bir organ nakli piyasası olmaması daha mı iyi? En beğendiğiniz değil de diğer jüri üyelerinin en beğeneceği kişiyi seçtiğiniz bir güzellik yarışması olabilir mi?

Monopoli ile rekabet el ele gidebilirler mi? Neden tütün şirketleri sigara reklamlarının yasaklanmasını istemişlerdi? Bir kar fırtınası sonrası kar küreklerinin fiyatının ikiye katlanması insafsızlık mıdır? Prusya kralı patatesi nasıl popülerleştirdi?

En azından anlatılana göre. Kaan'ı gibi giden ama içinde süper modellerin şarap ikram ettiği trenler mi, hızlı trenler mi? Ve sonuncusu, bu bir soru değil, bir iç geçiriş. Şu hava yolları olmasa hava alanlarında ne güzel idare ederdik.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)