
4.869 kelime · ~24 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 20 Ocak'ta alıyoruz. Artık gelenekselleşme aday hale gelen pazar söyleşileriyle karşınızdayız efendim. Daha önceki söyleşilerde aslında tren topikte başladığımız bir konuyu söyleşilerle derinleştirmeye çalışmıştık. Mesela hatırlarsınız hem Behlül Özkan hem de Bahadır Han Dinç Aslan ile yaptığımız söyleşilerde aslında konunun ilgilisine seslenmeye çalışmıştık. İşte bir tanesinde Kemalist Aslı Saadet anlatısının ne kadar doğru olduğunu irdelemiş, diğerinde de seküler milliyetçilik meselesine derinleşmiştik. Fakat bu söyleşinin çerçevesi farklı. Konunun ilgilisiyseniz değil, ilgilisi değilseniz bu bölümü daha çok seveceksiniz. Neden böyle dedim? Çünkü konuya ilişkin benim de bilgim sizinkinden farklı değildi. Ta ki Bebar Bilim'in kurucusu Cengiz Çalışkan'la konuşana dek.
Konumuz ne mi? Daha ne olsun? Artık bir Türk astronotumuz var. Alper Gezeravcı. Daha doğrusu, Türkiye'li Türk astronot diyelim. Çünkü daha önce Sovyet kozmonot Musa Kiramanovic Manorov da Türktü. Yani daha önce bir Türk uzaya çıkmıştı. Sanırım o yüzden şunu demek daha doğru.
Türkiye Cumhuriyeti ilk kez uzaya bir astronot gönderdi. Konuya ilişkin saatlerce konuşulur. Detayları öğrenmek isteyenler YouTube'da Bebar Bilim kanalında gerçekten doyurucu içeriklere ulaşabilirler. Ha derseniz ki abicim ben kaymağını yiyeyim yeter, ben öyle 4-5 saat oturup izleyemem. Hah işte böyle diyenler için bu bölüm tam sizlik. O halde daha fazla uzatmayalım, sizleri Cengiz Çalışkan'la Cuma günü yaptığımız söyleşimize götüreyim. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
İzlediğiniz Sevgi Cengiz merhaba, hoş geldiniz. Merhabalar, hoş bulduk. için teşekkürler. Uzun yorucu bir gecenin sonunda bir cuma gündüzünde bir aradayız. Neden uzun yorucu bir geceydi? Çünkü yanılmıyorsam siz gece başlayıp, yani 11-12 gibi başlayıp dörde kadar çok kritik bir geziyi izlediniz ve anladığım kadarıyla çok ilgi de çekti yayınınız. Evet, o zaman aslında tabii öncesi ve sonrası da var. Fırlatma 0049 olarak planlanmıştı.
Biz tabii öncesinde başladık. 9.30 gibi başladık yayına. Öncesinde tabii konukları aldık. İşte bu fırlatma nedir? Bir Türk astronotu uzaya göndermek ne anlama geliyor? Tabii bunları anlatmak için farklı farklı konularda, farklı farklı uzmanlarda bu konuşmaları yaptıktan sonra işte 00.49'da neyse ki fırlatma gerçekleşti. Sonrasında bunun yorumlanması vs. derken bunun bir de after party'si vardı.
Yayını biz iki, iki buçuk gibi tamamladıktan sonra bir dörde kadar da bunun müzakeresi yapıldı. Sonra hani biz ancak kapatabildik. Evet, biraz yoğun bir geceydi ama değdi. O noktada benim ilgimi çeken ilk şey o oldu. Bir kere konvansiyonel medyadan daha iyi takip eden YouTube'du. Sen de biraz öyle söyledin. 10 ayrı kanalda yayınlandığını söyledin ama bu kanalların hepsi YouTube kanalı değil mi?
Evet, evet. Bunun aslında bir arka planı var. Şimdi o sayıyı da verelim. 10'un üzerinde aslında. Ben tam sayıyı şu an bilmediğim için 10'un üzerinde diyorum. Kanalda aynı anda yayınlandı dünkü fırlatma ve öncesi ve sonrası. Bir noktada anlık 350-400 bin izleyiciye kadar çıktı. Bu bir anlamda YouTube Türkiye tarihinde rekorlardan birisi aslında.
Bizim bu sinerjiyi yakalamamızın sebeplerinden birisi geçen yılı yaşadığımız depremlerde biz yine bir araya gelmiştik. Anında böyle bir neler yapabiliriz diye 30'un üzerinde YouTube Türkiye'deki bilim ve teknoloji iletişimcileri olarak bir araya gelip bir grup kurmuştuk aslında ve orada da yine YouTube Türkiye'de yapılmamış bir şey 100 saat kesintisiz yayın yapmıştık. Ve o 100 saat sonrasında 600 bin doların üzerinde para toplamıştık deprem zedelere yardım etmek amacıyla. Aslında burada şeyi gördük yani YouTube en baştan beri insanlar bir sosyal medyaya çok ciddiye alınacak bir şey değil gibi görürken sosyal meselelere dokunabildiğimiz bir mecra olduğunu da ve konvansiyonel medyadan çok daha etkin de olabildiğimizi göstermiş olduk aslında. O sinerjiyi dün de güzel bir şey için aslında kullanmış olduk ve toplamda hani anlık 350 binden sadece bir gecede 2 milyonun üzerinde insan bu şeye tanık olmuş oldu. Herhangi bir kanalda herhangi bir mecrada bunun örneği yok.
Şimdi konumuza gelelim. Olayımız nedir? İlk Türk astronot. Şimdi sana soracağım sorular bu zamana kadar duyduğun en cahilhane sorular olabilir. O yüzden baştan özür dileyeyim. Çünkü benim bu olayı algılama biçimim şu. Ben gündelik hayatına devam eden, gündelik hayatına devam ederken gündemi takip etmeye çalışan, gündemi de büyük ölçüde ekonomi ve politika bağlamıyla takip eden, teknolojik gelişmeleri takip etmeye fırsat bulamayan bir kişiyim. Bu noktada evet bir kulak dolgunluğu edindim. Evet bir Türk uzaya çıkacak. Fakat bunun arka planına ilişkin emin ol hiçbir fikrim yok. Şimdi ve arka planına ilişkin edindiğim fikirler de sosyal medyadaki safsatalardan ibaret. Bu safsatalar arasında mesela muhalif safsatalar var. Bir de iktidar yandaşı safsatalar var. Çünkü benim takip ettiğim sosyal medya timeline'ın büyük ölçüde politik kesimlerden oluşuyor.
Muhalifler vaziyete tümüyle durumdalar. Bu hiçbir anlam ifade etmeyen ve bir tür dolandırıcılıkla karşı karşıyayız. Çünkü bu bir turistik gezidir. Bakış açısı var. İktidardakiler de yani yarın da Ay'a çıkacağız gibi. Artık öyle büyük bir şey ki bu. Çok az kaldı. Bir sonraki seviyede artık başka misyonlar. Mars'a da araştırma gemisi göndereceğiz gibi bir bakış açısı var.
Şimdi tabii herkes tuttuğu tarafın şeyi tercih ediyor. Muhalifler işte bu hiçbir şeydir. İktidar yandaşları farklı bir şey yapıyor. Biz burada hakikati bir kavrayalım. Zihnim çok manipüle edilmiş durumda, ben hakikati senden öğreneyim.
Bunun önemi nedir? Bir evvela bunu anlatır mısın? İlk defa bir Türk astronottan bahsediyoruz, Alper Gezeravcı. Bizim tarihimiz için önemi nedir? Çok güzel bir yerden başladın aslında. Yine her zaman olduğu gibi milletçe, her konuda olduğu gibi bu konuda da bölünmeyi becerdik tabii. İnsanlar hani destekliyor olsa bile bunu söylemekten çekinir. Desteklemiyor olsa bile bunu itiraf etmekten çekinir halde. Ve sosyal medyanın burada ne kadar manipülatif bir mecra olduğunu tekrar görüyoruz aslında. İnsanlar sadece kulaktan doğma bilgilerle bir fikir beyan ediyorlar. Arka plana bakmaya vakti yok çünkü. Araştırmaya vakti yok, senin de söylediğin gibi. Ya da derinle inmeye vakti yok. Bir göz atıyor, tamam benim takip ettiğim kişiler böyle söylüyorsa bu böyledir deyip hemen olayı kapatabiliyor orada. Ama tabii ki her işin farklı farklı yönleri var. Her iki tarafında haklı yanları var bu arada.
Evet, bu bir anlamda muhalif taraftan bakarsak birincisi çok geç kalınmış bir girişim. Bir Türk astronotunun uzaya gitmesi çok geç. Yani biz bu zamana kadar neredeydik? Araya girebilir miyim? Tabii. Geç kaldı derken başka hangi milletlerin astronotları var? Ben hani meseleye 1960'larda kalmış birisi gibi sorayım sana. Ya bizim bildiğimiz astronot dediğin ya Sovyettir ya Amerikalıdır. Ama herhalde sonra 30 yılda vaziyet biraz
Baya değişti. Tam onu söylüyordum aslında. Cüneyt Barış da yayında söyledi bunu. Türkiye'nin komşularından sadece iki ülkenin astronotu yok. Bu da İran ve Yunanistan. Suriye'nin var mı? Suriye'nin var. Suudi Arabistan'ın var, Birleşik Arap Emirlikleri'nin var, Katar'ın var ve hani Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler daha da ötesinde bazı misyonlara ortak olmuş durumdalar. Mesela bu işin biz şu anda sadece
uzaya astronot gönderme aşamasındayız ama bunun ötesinde Artemis görevi var mesela NASA'nın. Bu da önümüzdeki yıl başlayıp Ay'a kalıcı üst kurma görevi bu. Şimdi bu göreve dahil olan ülkeler arasında Katar var. Ve Ay'da bir üst kurulduğu zaman orada bir hak iddia edileceği zaman biz olmayacağız mesela bizim ismimiz yok. Biz bu konuda hala çok gerideyiz. Bunu yapmamız gerekiyor. Ama arka planına bir gelirsek dün olan şeyin arka planına gelirsek evet bir anlamda bu
turistik bir gezi gibi de bakabiliriz. Çünkü ticari bir aksiyon space isimli bir şirketle gönderiyoruz astronotumuzu. Ama bu sadece astronotu gönderip oradan dünyaya baktırmak değil. Bunun diğer tarafında da şu var. Yanında biz 13 tane falan bilimsel deney de gönderiyoruz.
Yani katık yaptık yanına yani hani uzaya gidiyorsun madem şunları da al bu deneyleri bize yap. Bu şu açıdan önemli Türkiye'deki bilim insanları biraz öksüz kalmış durumda. Yani yurt dışındaki bilim insanları her gün uzaya astronot gönderdikleri için elindeki bütün deneyleri yaptırabiliyorlar. Bir sıkıntı yok. Ama bizim bilim insanları böyle biraz yalvarır moddalar. Yani işte İsveç'e gidip abi şunu da yaptırabilir miyiz? Şunu da gönderebilir miyiz? Ama bizden birisi gittiği zaman bilimsel tarafındaki en önemli kısmı bu. Rahat rahat verebiliyorsun yanına. Alper şunu da alsana deyip bir dostunu gönderir gibi. Bilimsel deneyler de gerçekleştirecek. Burada genetik var, biyoloji var, kuantum fiziği var. Alper Gezer Avcı 14 gün boyunca bu deneyleri gerçekleştirecek.
Bizim astronot dediğimiz kişi de aslında aslen budur değil mi? Yani astronot kimdir? Biz uzaya niye gönderiyoruz bu insanları? Aslında bilimsel deneyler yapsın, bilime bir katkı sunsun diye. O halde Alper Gezer Avcı'nın aslında misyonu bu bahsettiğiniz 13 deneyi yapmak. Yani tırnak içinde bütün cahilliğimle söylüyorum. Mala davarı ne faydası var kardeşim bu işin dediğimiz zaman.
İşte Türkiye'den gönderilen deneyleri de orada gerçekleştirsin. Zaten astronot dediğiniz şeyin de asli görevi budur değil mi? Kesinlikle. Yani bu astronot tanımı da çok değişti yıllar içerisinde. Yuri Gagarin astronottu. Yuri Gagarin bu arada uzaya çıkan ilk insandır. Uzaydan dünyaya bakan ilk insan aslında bir Sovyet kozmonottu.
Onu gönderdiğimizde tek yapmasını istediğim şey oradan bir dünyaya bak bakalım nasıl görünüyordu. Bugünden bakarsak o tam turist oluyor aslında ama dünyanın en önemli astronotlarından birisi. Burada tanımlara çok takılmamak lazım. Yaptığı işe takılmak lazım. O yüzden Alper Gezerhavcı şu anlamda da bir astronot aslında. Astronotlu olmanın bir geleneği vardır.
Neredeyse hepsinde bir askeri, savaş ya da uçuş pilotu ya da uçuş deneyimi vardır. Çok uzun süre. Onun dışında yine benzer bilimsel ya da teknolojik bazı uzmanlıklar beklenir kendilerinden. Ve tabii ki çok zor, deli gibi zor deneylerden bahsediyoruz. Testlerden bahsediyoruz. 9'a kadar G kuvvetine dayanan, hepimizi bayıltacak kuvvetler bunlar. Bunlara dayanan insanlardan bahsediyoruz. Alper Gezeravcı da bunların hepsini karşılayan bir insan.
O yüzden Alper Gezer Avcı'ya astronot demek uygundur arkadaşlar. Uygunsa o zaman hayırlı uğurlu olsun vatana millete. İlk Türk astronotumuzu... Bu arada ilk Türk astronot deyince burada Türk'ü başka türlü tanımadığımız zaman başka bir astronot da çıkıyor. Ta zamanında 80'lerde bir Türkmenistan vatandaşı da Sovyetler Birliği'ne gitmiş. Onu ayrıca konuşuruz. Ama ilk Türk astronot deyince artık Alper Gezer Avcı ismine sanırım ders kitaplarına yazdırdık adını.
Peki bu kişi nasıl bir yolculuğun sonunda uzaya çıktı? Yani başka bir Türk de çıkabilirdi. Mesela başka F-16 pilotları da vardı. Neden Alper Gezeravcı? Yani onu özel yapan ne oldu? Türk insanına bazen fazla şey yapıyoruz, kötü davranıyoruz. Biz aslında meraklıyız. Yani bilime, uzaya, astronomiye en başından beri meraklıyız ama bazen böyle kafamız karışabiliyor.
2022'nin Mayıs ayında Milli Uzay Programı diye bir şey açıklanıyor ve bu uzay programının içerisinde uzaya bir astronot, Türk astronot göndermek de var. Ve bu programda iki tane astronot seçileceği duyuruluyor ve bu iki kişilik kontenjana 36 bin kişi başvuruyor. 36.000 kişinin içerisinde bazı kriterler var. Bazı uzmanlık alanları belirleniyor. Bir CV isteniyor aslında. 36.000 kişinin içinden 30 kişi seçiliyor. 30 kişi Ankara'ya çağrılıyor. Belirli mühendislik, tıp, fiziksel, psikolojik bazı testlerden geçiriliyor. En nihayetinde... iki kişiye kadar iniyor. Ve iki kişi bizim ilk astronotlarımız olarak seçiliyor. Biz hep Alper Gezeravcı'dan bahsediyoruz ama bir de onun yedeği var. Bu da yine bir uzay geleneğidir. Tek bir astronot seçilmez, ona bir şey olursa diye bir yedek seçilir. Tuva Cihangir Atasever. Daha genç bir arkadaş, 92 doğumlu. O da Alper Gezeravcı ile birlikte aynı eğitimleri alıp, aynı testlerden geçip, O da aslında Kennedy Space Center'da Alper Gezer Avcı'ya gidememesi durumunda, hazır durumda bekliyordu. Bu arada o da bir sonraki bir alçak yörünge uçuşunda uzaya çıkan ikinci türkü olacak diyebiliriz aslında. Onun da programı hazır. Şimdi o noktanın arka planında şöyle bir şey de gözledim. Hani bu bir turistik gezi gibi anlatanların temel dayanağı aslında Alper Gezer Avcı'yı SpaceX'in organizasyonuyla uzaya gönderilmesi. Bu nedenle de sanırım SpaceX'e bir para da ödeniyor. Tabii. Bu işi böyle yakından takip edenler bu işte bir anormallik görmüyorlar ama şimdi siz şöyle anlattığınız zaman biz uzaya birini yolluyoruz dediğiniz zaman arka planındaki organizasyonu da sahipleniyormuş gibi bir anlatı sunuyorsunuz. O yüzden hayır kardeşim siz göndermiyorsunuz. Alper Gezer Avcı için para verdiğiniz gibi bir hikaye de var. Onu biraz detaylandırabilir miyim? Biz nasıl gönderiyoruz şu anda? Ya çok doğru bir soru aslında. Buna hiç kızmaya da gerek yok. Çok doğru bir soru. Ciddi bir paradan bahsediyoruz. 55 milyon dolar gibi bir paradan bahsediyoruz. Bir taraftan bakarsan çok para, bir taraftan bakarsan bir futbolcuya verilen bir para deyip az da diyebilirsin tabi buna. Ama evet bu bizim cebimizden çıkıyor ve bunu sormamız lazım. Hani gönderiyorsunuz da hani soralım bunu. Nasıl gönderiyorsunuz? Neden gönderiyorsunuz? Bunun bize ne faydası olacak? Sorularını sormamız lazım. Ama sorarken de biraz araştırmak da lazım, biraz bakmak da lazım. Şimdi bu biraz turistik geziye benziyor mu? Evet, kesinlikle. Bunu başta da söyledik zaten. Ve bunda da sorun yok. Çünkü uzay araştırmalarında yeni bir çağa girdik aslında. Bu Alper Geziravcı'nın gönderdiğimiz uçuşla, Aksiyon 3 göreviyle ticari uzay uçuşlarının da başlangıcı oldu aslında. Bundan sonraki süreç hep böyle işleyecek. Bundan sonra insanlar uzaya birisini göndermek istediğinde kendi fırlatma rampasını, kendi roketini yapmayacak. Çünkü zaten bunu yapan insanlar var. Havayolu şirketi olmayan bir ülke düşündüğümüzde kendi şirketini kurmaktansa önce bir yere gitmesi gerekiyorsa başka şirketlerin uçaklarını kullanır, bir çarter yapar. Sonrasında kendisi yeterince geliştikten ve mali şeye kavuştuktan sonra, teknolojik altyapıya kavuştuktan sonra kendi fırlatma rampanı da yaparsın gerekiyorsa belki de gerekmiyordur. Kendi roketini de yaparsın gerekiyorsa. Eğer bunu iş birliği şeklinde, dünyada bir iş birliği içerisinde gerçekleştirebiliyorsan neden masraf edesin ki? Çünkü amacın oraya gitmek ve orada bir şeyler gerçekleştirmekse
Şimdi burada amacımız eğer dünyada bu alanda lider olmak istiyorsak evet bu yeterli olmayacak. Başkalarının roketleriyle oraya gitmemiz bizi bir yere kadar götürecek. Biz dün de bunu söylemeye çalıştık zaten. Bu bir başlangıç olsun. Şimdi bir adım atmadan da bir yere varamazsın. Ama en nihayetinde bizim de bir bu milli uzay programının bir amacı olsun. Yani bu sadece bir astronot oraya gönderip orada deney yaptırmakla olmaz. Şimdi gönderdiğimiz Uluslararası Uzay İstasyonu mesela 20'nin üzerinde ülkenin ortak çalışmasıyla yapılmış. İnsanlık tarihinin en pahalı ve en inanılmaz mühendislik başarılarından birisi. Bu 1998'de yapılan değil mi bu? Evet, evet o zaman başlıyor. 2000'lerde devreye giriyor ve biz yokuz o hikayede mesela. Çünkü o hikaye bizi bugüne getirdi ve Uluslararası Uzay İstasyonu da ömrü bitiyor bu arada. Biz ömrü biterken yetiştik aslında ve bugün Çin'in kendi uzay istasyonu var. Alper Geziravcı'yı götüren Aksiyon kendi uzay istasyonunu yapacak. Bugün Aksiyon'un Uluslararası Uzay İstasyonu'na bağlı bir modülü var. Uluslararası Uzay İstasyonu'nun ömrü bitince o modülü koparacaklar oradan. ve kendi uzay istasyonları uzayda görevine devam edecek mesela. Bu aksiyon kimin? SpaceX'in değil, değil mi? Değil, değil. Yok. O özel bir girişim. O da özel bir girişim. Eski NASA çalışanları, eski NASA direktörlerinin de başında olduğu bir özel girişim aslında. Uzay turizmi asıl amaçlarından.
Orada da bir sıkıntı yok yani. En nihayetinde bir otel inşa edip, uzayda bir otel inşa edip insanları... Bugün tabii milyon dolardan bahsediyoruz, bizim gücümüz yetmez. Ama yarın bu uzaya gitme işi çok sıradanlaştıkça normal insanların da yavaş yavaş böyle gidip uzayda bir iki gece geçireyim diyebileceği bir şeye dönüşebilir bu. Yakın zamanda balayına uzaya gidebilecek insanlar yani. Evet, evet yani Instagram'da onu paylaşıp birbirlerine kızan eşlerle de karşı biz niye gitmiyoruz deyip karşılaşabiliriz. Peki bundan sonraki adım ne? Yani şu anda ilk etapta biz bir şekilde uzaya bir astronot gönderdik. Arka plandaki organizasyonda SpaceX var, Axiom Space var, bir de NASA var değil mi arka plandaki organizasyonda? NASA olmazsa olmuyor. Tabii.
Bunun da bütün mekan sağlayıcısı Amerika Birleşik Devletleri. Ama arka planında bir Türk astronot da var. Tamam. Fakat bir sonraki adım ne? Şimdi bu hikayenin daha fazla paydaşı nasıl olabiliyoruz? Ne olacak? Bir sonraki adımda ne yapacağız? Önemli olan kısım da orası. Yani bu işin tabii SpaceX, NASA aksiyonuna Türkiye Uzay Ajansı'nı da dahil edelim. Burada bir dörtlü bir anlaşma, dörtlü bir iş birliği söz konusu. Bu şimdi şu anki görev ve bundan sonra Tuva'nın da gönderileceği görevle birlikte bir başlangıç gibi bilimsel deneyleri yapabileceğimiz uzay programımızı aslında başlattığımızı ilan ettiğimiz bir görev bu. Bir Türk'ü uzaya yerleştirdik. Tamam, tamam yerleştirdik de bundan sonra ne yapacağız? Şimdi Milli Uzay Programı, Türkiye Uzay Ajansı'nın kendi bir programı, bir planı var. Bu planda da
sadece uzaya astronot göndermek değil, uzay teknolojileri, mesela uydular üretmek bunlardan birisi. Zaten uydu göndermiş durumdayız. Bizim uzayda uydularımız var. Bu uyduların teknolojilerini bugünkü teknolojilere daha uygun ve uyumlu hale getirip Bunları göndermek var. Ay'a iniş hala masada. Ama bununla ilgili somut bir timeline'ımız yok önümüzde. Ama Ay'a inmeyi planlıyoruz. Ay'a bir rover göndermeye, gezgin araç göndermeyi planlıyoruz. Ama dediğim gibi bunlarla ilgili daha net adımlar henüz görmüş değiliz. Sadece kağıt üzerinde planlarımız var. Ama işte umuyoruz.
bu işbirliği, bunların ilerlemesini kolaylaştırsın. Ve biz de bunları kovalamaya devam edelim. Edersek çünkü olmayacak bir şey yok. Dün NASA'nın, Aksiyon'un programında teknoloji bakanımızın konuşması, bir Türk bayrağı yakasında olan birinin orada bulunması önemli bir semboldür aslında. O yüzden umarız hani biz bu taraftan bundan vazgeçmeyiz. O taraftan da bağlantılarımızı doğru kurarız. Bu şu an, şu aşamada bağlantı olmadan olmayacak. SpaceX'e, NASA'ya mecburuz. Bu konuda yapacak bir şey yok. Keşke olmasak ama şu aşamada mecburuz. O yüzden sıkıntı yok diyebiliriz. Türkiye Uzay Ajansı'nın bu anlamda ileri vade vizyonunun finalinde Ay'a araç indirmek var. Şu soru aklıma geliyor. Ay'a niye araç indiriyoruz? Yani sonuç itibariyle 1969'da Armstrong Ay'a ayak bastı ve insanlık olarak orada ne olduğunu, ne bittiğini 3 aşağı 5 yukarı yaklaşık 60-70 yıldır biliyoruz. Bizim göndermemizin ne faydası var? Bize ne faydası var? İnsanlığa ne faydası var? Ay'da bir şey yok, evet. Yani Ay'a gidip bulabileceğin madenler belirli, kısıtlıdır zaten ama Amerikanın ve Avrupa'nın da bu aşamada amacı Ay'a gitmek değil zaten. Ay'ı bir üs olarak kullanmak, bir durak olarak kullanmak. Şimdi uzay çağı başladı. Yani 60'larda gördüğümüz uzay çağından farklı bir çağa giriyoruz. Çünkü Elon Musk gibi çılgınlar işi tamamen uzatıp bir 10 yıl içinde Mars'a yerleşmeyi düşünüyorlar mesela. Virgin Galactic gibi şirketlerin sahipleri dünyanın etrafında sürekli dönecek böyle araçlar Ay'a gidip gelecek turistik seyahatler planlıyorlar. Yine NASA'nın planlarında Ay'ı üst olarak bir durak olarak işte benzin aldığımız mola verdiğimiz bir yer olarak kullanıp oradan Mars'a sürekli gidip gelmek var gibi gibi. Şimdi bu planlar Bu ülkelerin tabii ki başka amaçları olabilir ama bir planları olduğunu gösteriyor. Yani bu insanlar burada bir şey görüyorlar ki milyar dolarlarca kaynak aktarıyorlar buna. Şimdi sen bu yarışın dışında kalırsan, bu zamana kadar birçok yarışın dışında kaldığımız gibi, bu olup bitene aşağıdan bakacaksın. Ya orada ne yapıyorlar acaba diyeceksin. Şimdi bundan ne çıkabilir? Bu araştırmaların en önemli tarafı bugün kullandığımız mikrodalga fırınlardan tutun da şu an kullandığımız kulaklıklara kadar NASA'nın uzay araştırmaları sonucunda ortaya çıkan teknolojiler. Şimdi çok basit bir örnek. Ayda ya da uzay boşluğunda yapılacak bir kuantum deneyi
sana kuantum bilgisayarlarıyla ilgili çözülemeyecek bir şeyi verebilir. Bir sırrı çözmeni sağlayabilir. Ve bunu çözecek ülke kuantum bilgisayarını çalışabilir ve hafıza tutabilir bir kuantum bilgisayarını çözecek ülkede yeni dünyanın sahibidir. Yani çok basit haliyle. O yüzden
Bu sadece Ay'a gitmek, oradan dünyaya bakmak değil. Bunun teknolojik, sosyolojik, ekonomik birçok tarafı var. Tabii daha da konuşursak uzay madenciliğine kadar gider bu gibi gibi. Peki hangi eksiğimizi gidermemiz lazım? Yani şu zamana kadar yapamamamızın sebebi yapmak istemememiz miydi? Yoksa daha yapısal sorunlarımız var mı? Çünkü ben şöyle düşünüyorum şimdi Türkiye'nin ihracatının kompozisyonu, teknoloji yoğun kompozisyonu biliyorum. Yüzde üçü kadar yüksek teknolojili ürün. Yani
Toplam ekonomik altyapısı büyük ölçüde düşük teknolojili ürünler üretme kapasitesine sahip bir ekonomi. Verimliliği büyük ölçüde emek verimliliği olarak kavruyor. Yani işçiyi daha çok çalıştırayım ve böylece daha fazla üreteyim gibi. Bunun batıdaki vaziyeti bambaşka. Yani batıda artık teknoloji yoğun üretim, işte sanayi 4.0 vs. tartışılıyor.
Bu noktada Türkiye bu haldeyken bu bahsettikleriniz Türkiye'nin ekonomik altyapısına pek uyumlu değil gibi geliyor. Neleri düzeltmeliyiz? Demek ki bir şeyleri düzeltmemiz gerekiyor. Kesinlikle. Nedir eksiğimiz? Buradaki problem ne biliyor musun? Burada Suudi Arabistan'ın futbolda yapmaya çalıştığı şeyin de örneğini verebiliriz belki.
Bu teknolojik ve bilimsel gelişme hikayesinin öyle parayla satın alınmayacağını bir anlamamız gerekiyor. Parayla teknolojiyi satın alabilirsin ama o teknolojiyi üreten altyapıyı ve kültürü alamazsın. Onu inşa etmediğin sürece de ürettiğin hiçbir teknoloji, gönderdiğin hiçbir astronot, yaptığın elektrikli araçlar sana kümülatif bir fayda sağlamaz. O yüzden Amerika'nın, Avrupa'nın gelişmişliğinin hikayesi 1600'lerde başlar. 1500'lerde başlar. Bu bir kültürdür. Bu bir sosyolojik arka plandır. Bu bir anlayıştır, bir algıdır aslında. Bugün Amerika'da NASA varsa ve dünyaya hükmediyorsa bunun arka planında 2. Dünya Savaşı'na ve ondan öncesine kadar giden bilim insanları var. Fizikçiler var, kuantum fizikçiler var gibi gibi. Şimdi onlar o kültürü inşa etmiş. İngiltere'den de alırsak bunu.
Böyle bir kültür var. Bir bilimsel gelişme, bir teknolojik gelişme kültürü var. Ve en nihayetinde buraya ulaşmaları o yüzden sürpriz olmuyor. Şimdi bizim dünkü yayını ve dünkü olayı o yüzden önemli görüyorum. Ve işte 2 milyon kişinin izlemesi vs. Bize evet ilk etapta orada yapılacak deneyler Türkiye'de bilimi bir anda patlatmayacak ama
Bugün bunu izleyen çocuklar bunun önemini kavradılarsa birkaç milyon çocuktan bahsediyoruz. Bu çocuklar bir kültür aralarında bir sosyolojik ve bilimsel ve sanatsal tarafı da var bu işin. Bir kültür inşa edip bundan 10 yıl sonra 20 yıl sonra bunu hayata geçirebilecek duruma gelirlerse işte o zaman başarılı olmuş oluruz. Bugün dediğim gibi sadece para akıtarak bir şeyler yapmaya çalışabiliriz. Ama eğer bunun sonucunda bir kültür inşa edebiliyorsak bu harcadığımız paranın anlamı olacaktır. Ben de dünkü yayından, yani sizi takip ederken edindiğim izlerime oydu. Çok da hak verdim açıkçası. Yani bu kadar hikayenin içindeki en önemli şey ne aslında? Yani bu bilimsel deneyler, vaziyetin tarihselliği, onu bunu hepsine geçtim. Aslında bir kuşağa ilham oluyorsunuz.
Aynen öyle. Bunu izleyen çocukların heyecanı ya da gençlerin heyecanı bu bambaşka bir şey. Gerçekten heyecan verici olan da sanırım bu. Bunu becerebiliyorsak eğer, bu bir kültür olabiliyorsa aslında bu 55 milyon doların çok daha ötesinde bir fayda edindiğimiz anlamına gelir. Aynen öyle. Yani milyarlarla ölçülemeyecek bir fayda edinmiş oluyoruz. Bu aslında Türkiye'ye ilişkin umut vaat eden bir şey. Fakat şunun üzerine biraz da düşünmek keyifli olabilir. Türkiye'nin bir kısmı, Türkiye çok haksızlık ediyor. Yani biz zaten beceremeyiz. Ulan zaten bizim uzayda ne işimiz var? Ya bunlar işte hep böyle propaganda için oluyor, şu oluyor, bu oluyor. Baya moral bozuyor yani bu iş. Hiçbir şey yapamayız. Bir özgüvensizliği yaratıyor. Fakat diğer kısımda da bizim zaten bir şey yapmamıza gerek yok. Biz zaten bir numarayız. Biz süperiz. Ya Amerika kimmiş ya? Biz daha iyisini yaptık zaten kardeşim. Daha da kendimizi geliştirmeye gerek yok. Zaten süperiz yani biz.
gibi bir bakış açısı var. Bu ikisi arasında o yüzden sordum. Yani yapmamız gereken nedir? Ne yapmamız lazım biliyor musun Ozan? Yani bu iki tarafı da umursamamamız lazım. Yani bu iki tarafı da dinlemeyecek, bu iki tarafında moral bozmasını ya da boşa gazlamasını dinlemeyecek aklıselim insanları, yani burada liyakate giriyoruz tabii ki hemen,
Aklıselim insanları görevlendirip yani sırf beni destekliyor diye o insanların gazıyla hiçbir şey yapmadan hayatına devam edebilirsin ya da işte her şeye muhalefet olabilirsin ama işte bu çatışma bizi bir yere götürmüyor yani hani tamam haklısın yani çok haklısın çok geç kaldık bugün bunu göndermemiz bize yarın bir fayda sağlamayacak ama ya bir dur yani senin çocukların da bir söz konusu burada ona ilham olalım sürekli kötülersek sürekli onu yapmayalım bunu yapmayalım hak etmiyoruz dersek o zaman tamam çözüm ne o zaman hani çözümümüz ne hani her şeyi yıkalım ve baştan yeni bir millet mi inşa edelim ne yapalım yani hani çözümsüz yaptığımız eleştiriler de bir yere varmıyor. Bir de işin şey tarafı var yani başka ülkemiz yok. Yani hani Türkiye'yi ne yapalım atalım mı? Yani o yüzden biraz da düzeltmek için de bir şeyler yapmak gerekiyor. O yüzden ben zaten sosyal medyadan çok uzak kalmaya çalışıyorum. Yoksa şey yapamıyorsun yani baş edemiyorsun. Arada kalıyorsun yani kime inanayım ne yapayım şimdi bu ne diyordu aman o ne diyordu derken. Hayır akıl ve mantık birdir. Doğru birdir. Bir şey yapılması gerekiyorsa.
Çocukların bir suçu yoktur yani. Senin çatışmalarının bizim çocuklarımıza etki etmesinin hiçbir anlamı yok. Bunları bir kenara bırakıp, aklı serin insanları görevlendirip, burası çok değerli ve onlara aklın, mantığın, bilimin, verinin peşinden gitmelerini salık verip ve bunun da denetimini iyi yapıp aslında bir şeyleri düzeltebiliriz. Ama işte sıkıntı biraz da burada başlıyor. Şu bana çok güven verdi açıkçası sevgili Cengiz. Dediğin ya iki milyon insan takip etmişti ya. Şu hisle doldum yani. Oh dedim herkes benim gibi şey değil, ilgisiz değil. Yani demek ki bu işlerle ilgilenen, bu işlerin peşine koşturan, işte böyle şeyler olduğu zaman Türkiye'yi bilgilendirecek ve ilgiyle takip eden milyonların olması açıkçası beni çok mutlu etti. Yani herkes benim gibi olursa çünkü gerçekten herkes ekonomi politika konuşur, başka hiçbir şey konuşamaz.
Bir adım daha ileri gidemeyiz. Bu ilgi alaka sanırım tabii ki sizi de mutlu ediyor. Tabii ki. Yıllara göre değerlendirirsen, sen uzun süredir bu işi yapıyorsun. Yani bu teknoloji yayıncılığını yapıyorsun. Yıllara göre değerlendirirsen, sence bir artış eylemi var yoksa stabil mi yoksa azalıyor mu? Teknoloji gelişmelerine olan ilgiden bahsediyorum.
ciddi bir artış var. Tabii tabii bu artışın tabii burada görevde şey yapmamız lazım kendimizi de takdir etmemiz lazım. Çünkü ilk yapanlardan birisi Barış Özcan da bunu daha sonrasında Evrim Ağacı çok çok büyük emek harcadı. Türkiye'deki bilim iletişimi, bilim anlatıcılığına çok büyük emek harcadı. Daha sonra ben geldim zaten ve benimle birlikte birkaç arkadaş da
bu konunun önemine, çünkü yine Avrupa'ya Amerika'ya baktığımızda, takip ediyoruz çünkü, Avrupa ve Amerika'daki, özellikle Amerika'daki bu kültürel arka plana baktığında, bunun yine arkasında bilim anlatıcılığının önemini görüyorsun. İşte Carl Sagan gibi insanları görüyorsun. Carl Sagan en ünlü bilim insanlarından ve bilim anlatıcılarından biridir. Cosmos belgeselinin ilk orijinalinin yapımcısıdır mesela, izleyenler, bilenler varsa. Şimdi onun 70'lerde yaptığı bu Cosmos belgeseli, dünyada sizin para akıtarak
inşa ettiğiniz tüm eğitim sistemlerinden çok daha etkili olmuştur mesela. Bir bilimsel gelişimi bu şekilde basitçe anlattığın zaman, ilgi çekici şekilde anlattığın zaman inanılmaz bir şey yaratıyorsun. Bazen konuşuyoruz işte evrim ağacından çağrıyla işte barışla konuşuyoruz. Bu 10 yıl içinde, 15 yıl içinde, onların da benim de içinde bulunduğumuz bu süreçte Böyle bir değişim görüyoruz. Çocuklar bir anda fizik okumaya başladılar. Sizin sayenizde uzaya ilgi duydum. Sizin sayenizde kuantum fiziğine ilgi duydum diyen yığınla mesaj geliyor bize mesela. Ve bugün birçok çocuğu, birçok bugün üniversiteye başlayan çocuğu etkilemiş durumdayız aslında. Ve bu çocukların da ilgisini uyandırdıktan sonra uyandırmazsan çünkü bir yere varamazsın. O ilgiyi uyandırman lazım. Dünyada neler olup bitiyor onu anlatman lazım. O yüzden bilim iletişiminin rolü burada çok önemli. Burada hatta hemen burada
eleştiriyi de yapalım. Bu Alper Gezer Avcı'yı, uzaya göndereceğimiz ilk Türk astronotu vs. vs. Bu iletişim iyi yapılamadı mesela en başından beri. Neydi eksiği? Yani eksik yine bürokrasi diyelim. Bunu bürokrasiye bıraktığın zaman bürokrasi ilgi çekici bir mecra değil. Yani hani bunu ilgi çekici hale getirme şansı yok. Yani ben gazeteciyim, her gün gündemi takip ediyorum. Alper Gezer Avcı ismini kulak dolgunluğu edinmem üç gün önce başladı.
Yani ben... Ya bir de ilgili insansın yani, ortamı takip eden insansın, konuya ilgili olmazsan bile. Memleket gündemine gelmedi yani, ben herkesin konuştuğunu duyarım yani. Alper Gezer Avcı ismi, 72 saat önce, Alper Gezer Avcı diye bir Türk astronot var falan. Demeye başladı. Başarısızlık bu. Yani bunu direkt söyleyebilirim. Bu başarısızlıktır. Bunu bir senedir bunu böyle şeye çevirmemiz lazımdı bizim. Yani eğer bir kültür yaratmaktan bahsettik ya böyle bir şey istiyorsak bizim bunu bir panayıra çevirmemiz lazımdı. Alper Gezer Avcı'nın okullarda dolaşması gerekiyordu. Alper Gezer Avcı'nın bizim YouTube kanallarımıza çıkıp, Instagram sayfalarına çıkıp sorularımızı cevaplaması gerekiyordu.
Ancak böyle yapabilirsin. Çocuklar nerede? Çünkü çocuklar senin sıkıcı konferanslarını ya da sıkıcı kamu spotlarını izlemiyor ki. O yüzden burada yeni dünyayı da yakalamak gerekiyor. O eleştirimizi de buraya sıkıştıralım. Aklıma şey geldi. Ay görevinden sonra Amerika aslında biraz da propaganda amaçlı astronotların dünyayı gezmesini sağlamıştı. tırnak içinde batı dünyasını ilk geldikleri yer de Türkiye'ydi yani ay görevinden sonra tabi muazzam Amerika'ya dönük bir ilgi alaka var işte astronotlar anıtkabiri ziyaret ediyorlar ondan sonra cumhurbaşkanıyla görüşüyorlar o görüntü enteresan gerçekten belki Alper Gezer Avcı da döndükten sonra
Türkiye'yi gezebilir. Yani bu eksik belki bu şekilde giderilebilir. Çok teşekkürler sevgili Cengiz. Ya şu konu bence önemli dediğim bir yer yoksa bu yayının sonuna gelmiş olalım. Dinleyicileri de şuna yönlendireyim. Meseleyle doğrudan ilgilenenler çok daha detaylı bilgiyi aslında Bebar Bilim'den o dört buçuk saatlik uzun uzun ama çok keyifli yayından takip edebilirler.
Ben teşekkür ediyorum. Yani dediğimiz gibi eksileriyle artılarıyla bir ilk yaşadık. Bunun hep söylediğimiz biraz klişe ama yani hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Yani bunun burada kalmaması tabii ki şey riski her zaman var. Yani bunun tek seferlik bir şey olup bir daha asla yüzüne bakmadığımız bir şey olma ihtimali var. Bu çok üzücü olur. Bu kadar emeğe bu kadar paraya yazık olmuş olur.
Umarız bundan böyle güzel dersler alıp. Bunun da çünkü uzayın birleştirici bir gücü vardır. Uluslararası uzay istasyonu Sovyetlerle Amerika'yı bir araya getirmiştir. Yani hani olayın boyutunu böyle anlayın. Yani iki azılı düşmanı bir araya getirebilen bir çabadan bahsediyoruz. Uzayın öyle bir güzelliği vardır. Uzaya çıkan herkesin ilk söylediği şeylerden birisi aman Allah'ım ne kadar önemsiziz. Dertlerimiz, savaşlarımız ne kadar önemsizdir olmuştur. O yüzden buna sadece bilimsel gelişme olarak da bakmamak lazım. Bunun kültürel, felsefi, sosyolojik altyapısı vardır. Bunun çok tahmin edemeyeceğimiz etkileri vardır. Günlük düşünmeyelim, biraz daha geniş bakalım istiyorum. Hayırlısı olsun. Teşekkür ediyorum Ozan. Bu yayından da çıkan mesaj o oldu. Aslında önemli olan buradan elde edeceğimiz maddi faydadan ziyade aslında bir kültür yaratma ihtimalimiz var ki o kültür yaratılırsa belki geleceğimiz çok daha parlak olabilir. Bilime güvenen, liyakata güvenen bir kuşak yetişirse ancak. Günü kurtarmaktan vazgeçelim artık. Yani hep yıllardır bunu yapıyoruz. Günü kurtarıyoruz ama yarını kimse düşünmüyor. Günü kurtarıyoruz, bir yol yapıyoruz. Bu yolun yarın neye dönüşeceğini hiç düşünmüyoruz. Bir yere bir inşaat yapıyoruz. O inşaatın yarın ne olacağını hiç düşünmüyoruz gibi gibi. Yarını düşünerek, gelecek nesilleri, 1-2-3 nesil sonrasını düşünerek hareket edersek aslında bir şeyleri çözmüş olacağız diyelim. Çok teşekkürler sevgili Cengiz. Sağ olasın. Ben teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere. Çok sağ ol. Görüşmek üzere.
Daha önceki bölümlerde didişme ifadesinin üzerinde çok durmuştuk. Bu vakada da didişmeyi bırakmadık. Halbuki bu topraklarda büyüyecek milyonlarca çocuk oldukça heyecanlıydı Perşembe günü. Evet, çok büyütecek bir şey yoktu. Evet, bu onlarca ülkenin geçtiği bir aşamaydı. Evet, para verip göndermiştik Alper Gezeravcı'yı ama… Bizim için yine de bir ilkti. Bu heyecanı siz yaşamasanız bile yaşayanlara saygı duymak gerekir diye düşünüyorum. Trend to People bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek bilime olan merakınız solmasın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.