Podcast

S3E14: Yaş Pasta

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz 36 oluyor! Büroya kocaman bir yaş pasta giriyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.460 kelime · ~7 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz!

Evet, geldi. 2024'ün ilk soğuk duşu geldi, bana geldi. Merak etmeyin, sizlik hiçbir durumu yok. Bu soğuk duş benim kişisel soğuk duşumdur. Özgems 36 oluyor, siz bunu dinlerken. Evet, 36. Özgems 36 oluyor, sırada 50'ye geliyor. Haydi halaya.

Transkriptin tamamını oku

Eğer böyle diyenleriniz varsa şunu hatırlatmak isterim 36 öyle bir yaş ki 36 yaş 50. yaşa 20. yaşa olduğundan çok daha yakın ya böyle de bir mini aydınlanma bırakıyorum kucağınıza gece yatmadan kitap ışığı olarak kullanırsınız hadi yallah Tabii tabii arada elliye gelene kadar bir kırkıncı yaş var onun farkındayım. Eli kulağında kenarda oturmuş bak orada asalet, feraset, necaset, mensucat, meşrubat içerisinde sırasını bekliyor kırkıncı yaş. Şıkır şıkır takımını giymiş altın takılarıyla ağzını bile açmadan kahvesini höpürdetiyor.

''Hayat benle başlıyor, sizin bu hezeyanınız kime kuzum?'' dercesine süzüyor her birimizi. Göreceğiz aslanım, göreceğiz. Çok iddialı laflar bunlar. Çok iddialı laflar. Hatta laflar. Yine bir şeyleri kalınlaştırdım durduk yere.

Freddie Mercury'e de söyleyen oldu mu mesela acaba bunu? Hayat kırkından sonra başlar diye birisi gidip de dedi mi Freddie Mercury'nin? Mercury'cim ya, hayat kırkında başlar. Takma ya, AIDS, MACE bir çaresi bulunur. Amanuuu diye mesela. Şahsen ben doğum günümü kutlamayı seviyor muyum, sevmiyor muyum diye gerçekten çok düşündüm. Yani sevmem gerekiyormuş gibi geliyor.

Ben doğum günü kutlamayı sevmem. Bu, bu gereksiz iddialı bir cümle. Şahsen ben söylemeye utanırım yani herkesin içinde. Ben Bukovski miyim, Nejat İşler miyim, ne oluyor ya? Doğum günlerini kutlamayı severim. Hediye almayı vermeyi severim. Mesajları, emojileri, storyleri severim. Ya telefonla aramayın da ne yaparsanız yapın, valla kurban olayım. Fax, telgraf, kuzgunun ayağına kağıt mı bağlıyorsunuz, hepsini okuyun. Yeter ki aramayın.

Şu koskoca uçsuz bucaksız evrene katıldığın, ben de varım dediğin o gün, yani tabii ki kutlanacak. Kutlanmaya değer bir gün. Ha! Sana sordular mı seni yaparken? Orası ayrı, orada ben seninle aynı sayfadayım. Neticede hiçbir fikrin yok. Seçme şansın yok.

Bu evren nedir, ne değildir? Bilmezsin, etmezsin. Nereye doğdun, hangi yıla? Nasıl bir kolektif travmanın ortasındasın belli değil. Nasıl bir tiple açtın gözlerini dünyaya? Hangi genler aktarıldı sana? Kaç IQ, kaç kromozom? O mendil olacak puştu da tanımıyorsun. Aileden memnun kalmasaydın, şikayet edeceğin bir merci yok, iade değişimi hakkın yok. Ne yapacaksın? Hatta belki asırlardır buradasın. Belki de Reyhan Karnı oldun. Olamaz mı? Olabilir. Bu evrene üretilen ruh belli. Şey belli sonuçta bunların sayısı. Bellidir, sayılıdır bunlar. Kendi içinde bir devri daim sağlanıyordur diyeceğim ama o zaman da nüfus artışını şey yapamıyoruz. Dur neyse tamam bu son fikri düşürüyorum. Yani sonuçta bir tane ruhu kendi içimizde beşe ona bölecek halimiz yok. Hangisini kim alacak mesela? Çok büyük bir karmaşa. Kimseye sakat at da veremezsin.

Ailedeki büyüklerin net birer doğum günü yok mesela. Onların hiç böyle endişeleri telaşları yok. Annemle babamın nesli, hadi onlar yine pastoral bir takım ipuçlarıyla, hani el yordamıyla gerçek tarihe yakın tarihleri bir şekilde kapmışlar. Baharda mı doğdu? Yaz, Nisan 1. Karlar mı yağıyordu? Ocak 30. Kazma kürekleri yakıyorduk, Mart'ın 10. Neyse ne.

Fakat ondan önceki nesil tamamen boşlukta. Hiçbir fikirleri yok. Mesela anneannemin yaşını biz bilmiyoruz. Bilmiyor, kimse bilmiyor. Doğum yılı 1944 yazıyor kadının kimliğinde. Fakat ilginç bir bilgi, kimlik de kendisinin değil. Ya, inanabiliyor musunuz? Anneannem başka birinin kimliğini kullanmış tüm hayatı boyunca, 80 yıl boyunca, yani kimlikte yazdığı kadarıyla 80 yıl. Onun tam bilemediğimiz için.

Tabii tamamen yabancı birisinin kimliğini kullanmamış. Herhalde bu söylediğim de suç teşkil etmiyordur. Bu kadını bu yaştan sonra artık gelip götürmezler diye düşünüyorum. Ablasının kimliğini vermişler anneanneme. Ablam dediği de kendisinden birkaç sene önce doğmuş ve çok da yaşayamadan ölmüş bir bebek. Ardından anneannem doğunca o kimlik ona atanmış. Ben ilk öğrendiğimde şok oldum bu bilgiye. O kadar olağan bir şeymiş gibi anlattı ki. Küçük bir çocuk ölüvermiş ve 1-2 seneye zaten yenisi doğacağı için tabii ki neyse demişler şimdi buradan tekrar köyden aşağı in bunun öldüsü yeni kimliği bilmem ne yok demişler tamam buradan aynen devam. Böyle olmuş herhalde bilmiyorum. Dahasını sormaya ben cesaret edemedim açıkçası. Beni olduğumdan büyük yazmışlar gibi bir şey söyledi ve kendimi bu bilgilerin ortasında buldum. Yani bu kimlik ablasının kimliğiyse benim anneannem kim? Mesela anneannemin adı ne olacaktı diğer bebekte yaşasaydı? Ya da kaç yaşında olduğunu bilmeyen birisi yaşlandığını da hissetmiyor olabilir mi? Ya da acaba anneannemin kimliklerle ilgili bir karmaşası var mı ya? Kim olduğuna dair hiç kafa yordu mu acaba? Doğum gününü kutlasak bir şey hisseder mi?

Ansızın gelen bu duygu seli ve bağlama solosunun içinde yerlere kendimi kaptırmamak ve bir sigara yakmamak için yine en alışık olduğum şeyi yapacağım, yıllardır yaptığımı, müsaadenizle. Ve başka şeylerle ilgileneceğim, bürosunun gülleri. Beni anlayacağınızı düşünüyorum. İlk kim heyecanlandı doğduğu güne? Ne düşündü? Nasıl aklında tuttu? İşte böyle sorular. Yani bir avuç dikkatim vardı. İşte tavuk yemler gibi bıraktım bu soruların üstüne. Kısa sürede de aldım cevabımı. Ancak bu kadar başka şeylerle ilgilenebiliyorum. Şu an Fatihlerim Yunanistan'a gidişini konuşacak da halim yoktu herhalde. Kalipera. Kalispera. Kalimera. Neyse, öncelikle tabii ki Antik Yunan'a uzanan bir durummuş. Doğum günü kutlamak. Antik Yunan'a uzanmayan bir şey bulabilir miyiz? Vallahi zaten zor açıkçası değil mi? Yeterince araştırırsak...

her şeyin kökenine mesela atıyorum şu bozuk parayı atıp peluş mıncırdığımız makineler var ya onun bile yunan mitolojisinde bir yeri vardır inanıyorum ona şaşırır mısınız yarın öbür gün bir kaynakta çıksa aa nasıl oldu antik yunanda oyuncak mıncırılıyor muymuş der misiniz ben demem buyurun hadi bakalım siz şu ara reklamı bir dinleyin döner dönmez bu mitolojiyi bu hikaye bu ne bokumsa bunu yazacağız hep birlikte yazacağız biz yazacağız biz Tanrıların tanrısı Zeus bir sabah Olympos dağının zirvesinde sabah streçi yaparken ormanın derinliklerinde ıssız bir köy gözüne çarpmış. Tanrıların tanrısı olmasına rağmen içine bir kuşku kaplamış. Acaba demiş bu köyde benim çok affedersiniz daha önce kerkinmediğim, sarkmadığım biri kalmış olabilir mi? Hera'yı uyandırmadan parmak ucunda Olympos dağından Çanakkale'ye doğru seke seke inivermiş.

Köye inen yolda nehirde yıkanan güzeller güzeli bir kadınla karşılaşmış Zeus. Vay demiş nasıl yaklaşsam bu kadına kuğu mu olsam, boğa mı olsam, çiçek mi olsam, böcek mi olsam karar vermeye çalışırken kadın Zeus'u çalıların arkasında fark etmiş ve hoşt kışt diyerek eline geçen ilk taşla Zeus'un kafayı ortadan ikiye açmış. Tanrıların tanrısı bir refleksle şinşeyine davranmış ama Bu ölümlü kadının gücü de onu etkilemiş. Bu sefer de bir değişiklik yapayım. İnsan gibi gideyim, babasından isteyeyim diye düşünür. Ve çiçeğini toplamış, gondola karışık meyvesini doldurtmuş, kadını istemeye yollara koyulmuş. Yollara koyulmuş koyulmasına ama bir de ne görsün? Kadının kapısında bir sürü adam itiş kakış beklemekteymiş. Hayırdır demiş Zeus bir tane adamı çevirip. Bir durum mu var, ne bekliyorsunuz, kimi bekliyorsunuz diye sormuş.

Adam cevap vermiş. Burası güzeller güzeli Elara'nın evidir. Yıllardır ağaçlarından, hayvanlarından başka hiçbir şeyle iyilenmeyen Elara'yı bekliyoruz, onu tavlamak istiyoruz demiş. Artık buramıza kadar geldi. Hiçbirimizin yüzüne bakmıyor. Tavlayamazsak hakkında dedikodular çıkaracağız, canını sıkacağız, onu tehdit edeceğiz demiş. Zeus da fırsat bu fırsat diye düşünmüş ve adamların hepsini birer peluş oyuncağa dönüştürmüş.

Devasa bir cam kürenin içine hapsetmiş. Tepesine de bir ayı pençesi yerleştirmiş. Köyün adamlarını asla seçilememekle lanetlemiş. Ne bu tantana ne oluyor diye dışarı çıkan Elara'ya da durumu şöyle açıklamış. Bayan bayan demiş. Köyünüzün adamları canınızı sıkacaktı. Ben de naçizane elimden geldiği kadarıyla lanetlemiş bulundum sizin için. Zeus ben bu arada sabah yıkanırken kafamı açmıştınız.

Elâra gözlerini devirerek hiddetle cevap vermiş. ''Pardon da'' demiş, ''bunun beni etkilemesi falan mı gerekiyordu?'' ''Ya hepiniz aynısınız, benim hiçbirinizde ihtiyacım yok.'' deyip kapıyı Zeus'un yüzüne çatladanak kapatmış. Zeus artık yeser deyip şimşeğini çıkarıp Elâra'nın evini başına yıkmak üzereyken birden arka kapıdan kimi görmüş dersiniz?

Artemis. Artemis arka kapıdan götüm götüm çıkıyormuş. Artemis de bunun kızı biliyorsunuz. Kızının canını ve Elara ile olan aşkını bağışlamış ve gerisin geri Olimpos Dağı'na doğru yollara düşmüş. İşte sağda solda gördüğünüz oyuncak makinelerinin, lezbiyen ilişkinin ve insellerin maalesef ilk ortaya çıkışı da Yunan mitolojisine böylece dayanıyor. Sevgili Birosu'nun Gülleri teşekkürler dinlediğiniz için.

Nasıl başladı, nasıl gidiyor akımına uygun bir bölüm oldu gibi düşünüyorum. Büromuza dair hiçbir bölümün hiçbir zaman başladığı gibi bitmeyeceğini biliyor ve artık bundan bir acı duymuyorum. Sizi kendi gerçeğinizle baş başa bırakıyorum bu bürosunun gülleri. Gördüğüm kadarıyla bu ceza size zaten yetiyor.

Hem Kubus hem Nuri Bilge Ceylan düetiyle bitirmek şu an hepimize sürpriz oldu. Ama güzel bir final oldu gibi düşünüyorum. Neyse hadi bakalım tamam. Hepimiz iyi ki doğduk. Kayıp Eşya Bürosu Özge Özel. Sevgiler. İyi ki doğdun Özge. İyi ki doğdun Özge. İyi ki doğ...

Değerli kardeşim Adı günü münasebetiyle canı gönülden tebrik ediyorum. Rabbimden kendisine daha nice sağlıklı doğum günleri nasip etmesini niyaz ediyorum. Kendisine sevdikleriyle, kıymetli ailesiyle birlikte hayırlı ömürler diliyorum. Bu düşüncelerle doğum gününü en kalbi duygularımla tekrar kutluyor, selamlarımı iletiyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)