Podcast

S3E15: İç Sesimin Sustuğu Gün

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz special anının nadide sessizliğini büroya getiriyor. İç sesininin sustuğu o gün nasıl bir gündü?



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.214 kelime · ~6 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo kayıp eşya bürosu buyurun. Bir saniye aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp eşya bürosuna hoş geldiniz.

Nasılsınız bakalım kerenacılar? Neler yaptınız görüşmeyeli? Kusura bakmayın geçen pazar büromuzu açamadım. Çünkü aklım fikrim tek bir yerdeydi. Bir stand up specialı çekmekte. Evet valla sonunda o gün geldi çattı. Nedir kardeşim bu special herkesin ağzında sakız olduğu special special special dediğinizi duyar gibiyim.

Transkriptin tamamını oku

Kısaca komedinin gösterisini kayda alıp daha sonra da seyirciyle buluşturması olarak tarif edebiliriz bu special dediğimiz şeyi. Neden adına special diyorlar? O konuda ben de fikirsizim. Çok detaylı cevaplar da bulamadım yerli ve yabancı kaynaklarda.

Fakat çağrışın parayla mı ya, bürosunun gülleri? Special, yani spesyal. Aynısını vision'ı vizyon olarak çevirerek de yapmıştık geçen bölümlerde biliyorsunuz. Bu iş böyle. Herhangi bir kelimeyi alırsın, güzelce, hafif Fransızca ile yoğurursun.

Üstüne bir bez atarsın, sıcak bir yerde biraz dinlendirirsin. Sonra da okunduğu gibi yazarsın. İşte, işte bu kelime artık Türkçe bir kelimedir. Hemen hızlıca Oktay Sinan oğlu için bir Fatiha okuyalım isterseniz hep beraber ama o da Arap neyse artık yapacak bir şey yok. Bismillahirrahmanirrahim.

Allah kabul etsin. Spesyal. Spesyal. Sagra Spesyal vardı değil mi? Ah o çikolata hayratları, siyah üzerine kırmızı kalpli logolar, kadife kutular, maddeler, gümüş gondollar. Buradan hiçbir yere bağlayamayacağım. Hiçbir yere bağlayamayacağım. Canımızın çikolata çektiğiyle kaldık. Başka ne olabilir spesyal? Ha şey, şefin spesyali. Evet. Tamam. Yemek üzerinden gidebilirim.

Bence konumuzda paralellik gösteriyor kesinlikle. Her şeyden önce çeşit çeşit mutfak var. Temel malzemeler belli. Bazı egzotik etnik dokunuşlar olabiliyor. Bakın bu da tuttu. Tatlısı, tuzlusu, acısı, ekşisi falan derken anlatım faaliyetlerine de göz kırpan bir alan.

Şef yes şef! Spesiyalde tek bir mekana özgü, başka yerde bulunmayan parçalara, yemeklere dönüyor. Tamam işte tamam gayet mantıklı. Sonuçta her komedyenin de kendine has, başka yerde duyamayacağınız, başka insanlardan dinleyemeyeceğiniz aşağı yukarı bir 60 dakikası var. Şaka şaka her komedyeni yok.

Yani var da mesela dinliyorsun özünde 20 dakika zor zor ediyor gibi gibi tartışmaya çık, bir sürü konu, bir sürü detay var. Hiç konumuz bu değil. Neyse ben de kendi spesiyalimi çekmek için tüm hazırlıklarımı yaptım. Güzelce pişirdim. Şu an kurguda pişiyor hala. Önümüzdeki ayda YouTube'da servis edeceğim. İzleyen izleyecek. Afiyet olsun. Benden bu kadar. Valla bitti. Artık bu konuda yapabileceğim başka hiçbir şey yok. Çıktı benden. Benlik bir durum kalmadı.

Şu kadarcık bile bak, şu kadarcık bile içimde, ukde hiçbir şey kalmadı. Yeni gösteri yok yeni gösteri. Valla yok. Yazacak mıyım? Onu da bilmiyorum. Ya bir şeyler yazacağım da kim bilir ne yazacağım bilmiyorum ki. Dünyadaki her şeyi yazabiliyormuşum gibi geliyor şu an. Bir çizgi film serisi olabilir, şiir kitabı, yemek tarifi, işte uzun hava... Kim engel olacak bana ya? Kim çıkıp diyecek ki, hayır Özge Özel, sen uzun hava yazamazsın, türkü yazamazsın, şiir yazamazsın? Kim ya? O kişi kim ki? Asıl Umut Çemik duracak benim karşımda. Asla adını koyamadığım bir hal var üzerimde valla.

Bir rahatlamam, bir hafiflemem. Yani ama böyle bir yükten kurtulmuş gibi değilim. Yani bir kır zincirlerinin durumu falan yok, yanlış anlaşılmasın. Galiba Allah tamamına erdirdi ya, bir Rus'un gülleri. Valla daha doğru ifade eden bir şey bulamadım şu an. Gerçekten darısı başınıza. Allah tamamına erdirsini, yeni bir şeye heves eden herkese söylüyoruz bundan sonra. Tamam mı? Bak ölümü gör, tamam mı? Lütfen. Tamamına erdi. İyi, güzel. Sonra...

Sonrasını bilmiyorum. Bilemem de. Ben bunu artık kabullendim ya. Vallahi ben geleceği göremiyorum. Plan yapmak da hiçbir sikime yaramıyor. Ben sabah kalkıyorum, kahve koymak için mutfağa gidiyorum. Yeşil çay sallayıp yerime yere oturuyorum. Maçka Parkı'na yürüyeyim diye evden çıkıyorum. Bir bakıyorum Karaköy'deyim. Bu artık böyle. Ben buna direnemem daha fazla.

Ve iç sesim de ortada yok. Her yere baktım yok. Ne bir kaygı, ne bir umut kırıntısı, ne bir beklenti, ne bir korku. Bomboş. Bomboş. John Travolta'nın elinde ceketle etrafa bakındığı gife dönüştüm. Yine, dur yere. Halbuki normalde ne olur? Böyle taşşaklı bir belirsizliğin ortasında kaldığımızda iç sesimizin iyice bokları biliyoruz artık hepimiz.

Çekmeceden alır bir tatlı kaşığı, gelir iç organlarımızı küçük küçük sinsi sinsi oyar. Bok. Şu an nerede bilmiyoruz. Yerler asıyor yerinde. Neredesin? Dırzo, dinliyor musun şu an beni? Neredesin dayıcım? Nereye gittin gülüm? Yok mu ya bir parmak sallayan? Alo? Yok mu? E şimdi ne yapacağız? Amaçsız kaldık. Endişesi. Hani nerede? Bir daha asla bir şey yazamayacaksın. Bu da şansa bala oldu. Neyse diye bağıran bir tip getirmiştiniz yanınızda bir sene, iki sene önce. Hayırdır? Nereye gittiniz? Temelli gitmiş olamazlar herhalde. Yerleri sıcak daha çok uzaklaşmış olamazlar. Kız kala kaldım ben sükunet içerisinde. Bir sessizlik, bir huzur benim kafamın içinde. Bir memnuniyet hali. Aa! Bu ilk kez oluyor. Ve yani...

Güzelmiş. Açıkçası nereme sokacağımı bilmiyorum tabii bu durumu, bu duyguyu. Ben hep başkalarında görüyordum, duyuyordum ama hiç benim başıma geleceğini düşünmemiştim. Bazı insanların iç sesi hiç yokmuş, biliyorsunuzdur. Bazı insanlar dediğime de bakmayın, %50, %60 gibi bir orandan bahsediyorum. Hatta %70 yazan da var. Biz kendisiyle 7-24 dövüşen azgın bir %30'muşuz ya, bak şok! Peki. Peki. Sessizlik. Sessizlik.

Bugün en mutlu günümü unutmuş sessizlik. O günden beri geç uyuyorum, geç kalkıyorum, asla da şikayet etmiyorum. Çünkü erken kalkmak için bir sebebim yok. Okula göndermem gereken bir çocuğum yok, çişe çıkarmam gereken bir köpeğim yok ya da Gebze'de başlayacak bir mesaim yok. Bir müddet böyle kafamı dinleyeceğim biz bize. Ben ve keyfimin kahyası Bernardito. Evet.

Ara sıra toplumsal cinsiyet yöneticimiz var. İki kat aşağıda oturuyor Yıldırım Bey. O da katılıyor bize ama biz aramızda kalsın çok da şey yapmıyoruz onu. Yani yaşına hürmeten işte kafa sallayıp he he diyoruz. Ben arada şöyle bir gönlünü almak için yalandan süpürge açıyorum. Çay koyuyorum, içiyor gidiyor yazık. Bu sonsuz huzur, sonsuz sükunet içinde Bernardito ile oturduk. Kendimizi bir yapılacaklar ve asla yapılmayacaklar listesi yaptık. Onu sizinle hemen paylaşayım.

Bir, saçların yağlanmasına müsaade edilecek. Artık yok öyle sürekli sürekli duş almak. İki, pijama haricinde hiçbir tekstil ürünü giyilmeyecek. Kod pantolonu, mutlaka bak gözüm görmeyecek. Belki, belki bornoz da giyebilirim. O da güzel oluyor. Üçüncüsü, asla ve kata süt yeyen takılmayacak. Dördüncüsü, oldu ki göz kapaklarım ağırlaştı. Asla kalkıp yüzüme bir su çarpmayacağım. Kahve içmeyeceğim. Battaniyenin altında miskinliğe teslim olup kendimi koltuğa bırakacağım.

Beşincisi, çekirdek, gofret, çikolata, püskevit gibi abur cuburlar görmezden gelinmeyecek. O dönem bitti. Çatır çatır hepsini yiyeceğim. Altıncısı, ha bire su içilmeyecek. Tamam artık, bir litre su hiç litre sudan iyidir. İki bardak neyimize yetmiyor oturduğumuz yerde. Yedincisi, tüm vücudumu glutenle kaplayacağım. Tüm vücudum, baştan aşağı böyle ekşi mayayla sıvıyacağım kendimi. Hepsi Venom gibi. Ekmek kadın olacağım. Sekiz, Kerim Can Durmaz vlogları izleyeceğim. Dokuz, tavla oynayacağım. On, balkondaki güvercinleri yemleyeceğim. Bu kadar. Bu kadar ya.

Hak etmedin mi dostlarım? Hak etmedin mi bürosunun gülleri? 36 yaşındayım ya ben. Bundan daha güzel bir doğum günü hediyesi olabilir mi kırklarına yaklaşmış bir kadın için? Bir müddet böyle Sefa Pezevenkli'ye önerileriniz olursa bekliyorum. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler.

Battaniyem sardı ıslak benliğimi. Çitlenen çekirdekler bozdu sessizliği. Sütyenin zulmünden arınmış memeler sağa sola bıraktı birden kendini. İçimdeki kasırga diniverdi bir anda. Gulitenin perdesi örttü yaraları çabasız. Gözlerim kapandı efsunlu bir sofra. Buradayım, aylak rüyaların tuzlu dansında.

Dünümü bugünümü geleceğimi çaldın. Bak yine de kızamıyorum. Canın sağolsun. İç ses. Canın sağolsun. Bu can feda olsun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)