
1.381 kelime · ~7 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, kayıp eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp eşya bürosuna tekrar tekrar tekrar hoş geldin... Pardon.
Efendim? Özgem? Acil bir şey mi? Ben şu an bölüm kaydına oturdum da sonrasında ben size aras... Kalbin kapandı Özgem. Anlamadım? Kalbin kapandı. Kalbim mi kapanmış? Evet. Kalbim kapanmış derken? Çat diye kapandı.
Yani benim haberim yok açıkçası. Hiç söylemedi bana kapanacağını ama bana da yani... Bizim de yeni haberimiz oldu. Laf söylemek düşmez kendi tercihi sonuçta Allah kabul etsin. Nasıl kapanmış acaba? Tam kapanma gibi mi? Ama sanmıyorum hani öyle burkalı falan kapanmamış. Bu Sunroof diye bir şey çıkmış galiba değil mi? Bu hafta onu öğrendim.
Hani ben biraz olsun kalbimi tanıyorsam Sunroof tercih eder gibi geliyor bana. O şekilde bir kapanma değil. Örtünme değil, tamam. Kapalı yani. Yani tam da anlamadım. Aslında anladım da demeyeyim ama. Nasıl yani kapanmış derken hani çakrası meme mi yapmış? Yapıyor bazen çünkü çok yüklenince bakıma ben götüreceğim zaten hani yılbaşından önce götüreceğim zanlanmadan evvel bir hani iç dış yıkama. O da değil. O şekilde de değil. Çakralı da.
Tıkanma gibi mi o zaman? Hani tıkanma gibi değildir diye düşünüyorum. Tuzlu köy tereyağı seviyorum diye tıkanıyorsa çünkü açıkçası kusura bakmayın ama bu kadar dramatik olmasına da gerek yok yani kalp diye de. Bakın çok net söylüyorum tereyağına suç atıyorsa dürüst olun. Teyana suç atıyorsa o kalbe kan taşıdığını iddia eden koronar arter var. Yanınızda mı şu an o? Koronar arter yanınızda mı şu an? Eğer böyle bir iddiası varsa söyleyin ona, bakın söyleyin ona. Benim öyle bir koronar arterim yok. Duydunuz mu? Yok. Reddediyorum. Gelsin yüzüme söylesin. Gelsin yüzüme... Ha o da o şekilde. Öyle bir tıkanma, dama.
Neyse ben şu an kiminle görüşüyorum bu arada? Arıyorsunuz kalbiniz kapanmış. Ne kapandı dur yere ben? Kapandı mı kapatıldı mı? Hayır hiçbir mail, tebliğ hiçbir şey de gelmedi eve hani kalbiniz borçlarından ötürü kullanıma kapatılmıştır falan gibi bir kağıt geçmedi elime. Geçemez de zaten bu arada ben zamanında ödüyorum faturaları çünkü çatır çatır ödüyorum o kesilen faturaları ben. Evet. Benim kalbim kapatılacak son kalptir. O bağlamda onu da söylemiş olayım altını çizim ya. Öyle bir şey... E ne sikim... Ne o zaman bu? Siz neyden bahsediyorsunuz tam ya? Nasıl kendi kendine kapandı? Kalbinin kapanması ne demek yani? Ya yine duygusallı bir şey mi? Evet. Duygusal, manevi bir... Üff... Evet, maalesef. Ya... Ay of... Of ya... Of ya... Yetti ya, yetti. Bak, bin kere dedim. Bin kere dedim. Bu kadar dedim. Hissedecek bir şey yok diye. Yok. Asla dinlemiyor bizi. Çünkü eşek osuruyor burada.
Keşke koronel arterim tıkanaydı da böyle mıyır mıyır şeylerle uğraştırmasaydınız beni ya. Anjiyo yapsan yapılmaz. Stent taksan takılmaz. Ben lavabo aç mı dökeyim? Ne yapayım artık? Böyle mi kalacak şimdi? Öyle mi kalacak? Kapı duvar mı şu an? Benim bir şey yapmam gerekiyor mu benim? Bir şey yapmam.
Hayır bir yandan da ardına kadar açık olacak hali de yok. O da saçma. Bütün toz toprak ses, gürültü, içeride iti var, puştu var. Dört kapakçığın dördünü de sıkı sıkı kapamış diyorsun. Ama bir şey söyleyeyim mi? Helal olsun. Valla helal olsun. Benim kalbim değil mi? Arkasındayım bu kadar. Kapandıysa da kapandı. Bilmiyorum, girmek isteyen pencereden bacadan bir yer bulur, girer bu saatten sonra. Ben çok şikayetçi olduğumu da söyleyemeyeceğim. Zaten niye aradığımızı da anlayamadım ama hani.
Haber mi veriyorsunuz? Çünkü beni hani niye siz bu kadar kalbimi açmaya bu heves neden yani? Size ne? En basit tabiriyle. Yani görüşmek istemiyor belli ki. Ben ayrıca bana kapalı olduğunu da düşünmüyorum. Onu da belirtmek isterim. Hayır, benim özelimde bir durum yok. Biz en son geçen gündü, Perşembe'ydi sanırım, Trep'den sonra konuştuk. Hiç öyle yani, en kötü yine araya bir terlik bırakır. Ben dışarıda kalmayayım diye. Öyle söyleyeyim ben size. Bilmiyorum, kapandıysa vardır bir bildiği diyorum. Siz bir şey yaptınız ki kapandı. Kimle görüşüyorum gerçekten, onu da demiyorsunuz. Seni de istemiyor. Beni de mi istemiyor? Evet. Efendim? Sana bir notu var. Not bırakmış, bana. Pardon ne not bırakmış acaba? O sahibim olacak karıya söyleyin onun yattığı yatağın ayağını s... Asıl ben onun o açılmayan kapakçıklarının menteşesini s... Kapatır mısınız? Kapatır mısınız? Kapatır mısınız telefonu?
Lütfen açar mısınız efendim kapıyı? Geçmişten getirdiğiniz anılarla belki bir bardak su ikram edersiniz bize. Lütfen açar mısınız? Ben çalışıyorum. Sizin adınıza gelmiyor muyduk? Bana bak. Hadi parçala bakayım. Hadi bakayım. Hangimiz hangimizi parçalacak? Hadi bakayım. Bana bak. Vurma. Vurma. Ananı... Ananı... Sen... Eşşoğlu eşek. Eşşoğlu eşek.
Of. Ay çok özür dilerim ya. Birosu'nun gülleri. Gerçekten çok özür dilerim. Böyle bir size denk geldi. Hay Allah ya. Durduk yere arbede yaşadım kendi kalbimle. Hayır biz oldum olası pek anlaşamıyoruz zaten bu arada. Anlaşamıyoruz da demeyeyim de hadi çok da haksızlık etmeyeyim. Yani de duymuyoruz birbirimizi. Açıkçası sorunumuz o. Başka başka diller konuşuyoruz gibi oluyor bazen.
Yani insanın kendi kalbiyle dövüşmesi de kulağa çok üzücü geliyor ama gerçekten yapacak bir şey yok. Dinlemeye çalışıyorum bu arada. Yani vallahi bak hep bir kulağım onda ama bazen olmuyor yani. Bunda benim de suçum yok bence açıkçası. Hani o da benim anlayacağım dilden anlatsa mesela daha yani neyse ne yapalım.
Yine halimize şükür, yine halimize şükür. Çok daha üzücü şeyler var bu hayatta ben kafayı buna takmak istemem yani neticede o benim kalbimdir. Hayret bir şey ya neye takıldı gitti acaba kim bilir. Neyse çok yani yine dediğim gibi şükür, şükür neler oluyor. Mesela yumurtayı sağında göz göz pişirirken sarıyı hafif akışkan bırakmak istiyorsun ama beyazı da tam pişmiyor mesela bu da çok üzücü.
Ya da Ikea'dan aldığınız kitaplığı kurduktan sonra yanlış ölçü aldığınızı fark ediyorsunuz ve kulesini de atmış bulunuyorsunuz mesela o esnada. Ve geri kalan tüm iade sürecini düşünün gerçekten burnumun direği sızladı. Veya Bergüzel Korel. Bergüzel Korel'in mesleğini icra ederken yaptığı sayfalarca ezber... Tip boyası falan geliyor bak. Ne dertler var hayatım?
Veya sabah telefonu elinize alır almaz ilk gördüğünüz bildirimin yanında mavi tiki profil fotoğrafında en küçük kızıyla, bildiğimiz en küçük kızı tabi, İbrahim Tatlıses'in sizi takip etmesi. Mesela. Üzücü. Bu son söylediğim üzücü ama çok da eğlenceli bir yandan. Şimdi hakkını vereyim. Bazı isimlerin abuk sabuk saatlerde yanlışlıkla verdiği etkileşimler benim en sevdiğim etkileşimler. Hepsini ben bir yerde topluyorum. Daha da inşallah bu koleksiyonum artar diye düşünüyorum. Bugüne kadar beni en şaşırtan etkileşim Hilal Kaplan'ın, evet, elimde viskiyle dans ettiğim videoyu gece üçte likelamasıydı.
Harika bir andı gerçekten. Bazen işte uyuyamamak böyle şeyleri kaçırmamanızı sağlıyor. Ben bir sonraki isim hani Buket Aydın, Püket Aydın olur ya da ne bileyim Yusuf Güney olabilir gibi umuyordum açıkçası ama İmparator çıtayı çok yükseğe taşıdı. İnanılmaz bir, inanılmaz bir an. Bilmiyorum artık oryantal sevgisi olanları sezen bir dedektör mü var kafasında hani. Olabilir, doktorlar o sırada onu yerleştirmiş olabilirler hazır elimizdeymişken diye. Hani öyle şuuru yarı açık bir şekilde öyle takibe basmış olabilir.
Valla korkmadığımı da söyleyemem. Böyle hani anlatıyorum her yerde, yok tweetini atıyorum, yok storyde paylaşıyorum, geldim burada podcast'e, büroda anlatıyorum ama valla korktum. Çünkü yani İbrahim Tatlıses'in following listesi... Cengiz Kurdoğlu, Süleyman Soylu, Mehmet Ali Erbil ve Erol Köse'nin olduğu bir following listesinden bahsediyoruz. Ve ben bunu gördüğümde akşamki gösteriye hazırlanıyorum. Düşünün. Gösteri çıkışı siyah bir Vito'nun kapıda beni beklemeyeceği ne malum? Garanti edebilir misiniz bunu?
Ben edemem, tüm bu insanlarla siyah bir vitonun arkasında yüz yüze oturma düşüncesi çok korkunç. Hani normal dolmuş gibi olsa aslında koltuklar, hani sırayla arka arkaya dizilmiş olsalar, hani bir nebze yine şey olur, gidilir hani. Keltuş'un ensesine baka baka hani bir şeye gidersin ya, bir yol gider. Nereye gidilir onu da bilmiyorum artık. Kebapçıya mı götürürler, çiğköfteciye mi, İboşov Stüdyosu'na mı, mağaraya mı bilmiyorum ki.
Belki beni pezevenklerin elinden alıyor o sırada. Ama yani düşününce beni pezevenklerin elinden alıyorsa... ...şu an benim bu arabada beraber oturduklarım neyse. Hiçbir şey demedim. Hiçbir şey söylemedim bak. Ağzımdan sakıncalı hiçbir şey çıkmadı. Efendim? Efendim? Kapının önüne bırakabilir misiniz? Teşekkür ederim, sağ olun.
Ay inşallah atbaşı falan değildir ya. Kalbim. Kalbim? Biz biraz bir özel konuşalım. Tamam. Haftaya görüşürüz. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler.
Anılara geçilmiyor ki uykulara Susma çığlık çığlığa dön dayanamıyorum Sevemedim ayrılığı gel alışamadım Bak gözlerime bağışla bitmesin Sevemedim hayırlı gel Alışamadım bak gözlerime bağışla
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.