
6.680 kelime · ~33 dk okuma
Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekir Emitçi. Malum okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.
Efendim merhabalar. Merhabalar. Yine bir biblioterapi, yeni bir biblioterapi. Evet ve yine tehlikeli sular. Açılmaya hazır mısın tehlikeli sulara? Bugünün tehlikesi bir başka gerçekten de. Neden? Çünkü cinselliğin tekinsiz sularına girmek durumundayız. Sorumuzu okuyarak istersen sen şey yap bizi yola çıkar. Sevgili Biblioterapi, bana yer vereceğinizi aslında sanmıyorum. Çünkü derdim müstehcen. Ben bir seks bağımlısıyım. Bu durum benim sağlıklı ve değerli ilişkiler kurmama engel oluyor. Seks dışında hiçbir konuda istikrar sergileyemiyorum. Pek sanmıyorum ama bana derman olacak kitap önerileriniz olabilir mi? Ceyhun G. Evet, yakıcı ve zorlu olduğu kadar da kötümsel bir soru.
Ama cinsellik konusunda bugüne kadar ucundan kıyısından gerçi değindik biblio terapiyde ama başlı başına ele aldığımız olmamıştı. Olmadı. Bunlar aslında yani ilişkiler, evlilik, cinsellik, yataktaki üçüncü dedik mesela ilk bölümlerimizden biri. Bunların hepsi tabii iç içe geçen konular. Hepsi birbirine bağlı, kopuk değil.
Ama seks bağımlı erkekle satriyasis deniyor. Değil mi? Kadında nemfomaninin karşılığı erkekle satriyasis olarak... ...ele alınmış bilimsel adı. Şimdi şöyle bizim sorumuzun sahibi bir beyefendi fakat... ...ben bunu zaten iki cins, cinsler arası yahut kim ne olursa olsun... ...ona göre hazırlayalım diye düşündüm. Zaten öyle çalıştık. İlk kitapla başlayalım mı?
Başlayalım. Bu arada Dr. Craft Edwink diye bir bilim adamının, bilim insanının bir tespitiyle ben de bir köprü kurayım. Cinsel duyguları fazla olan kadınlara genelde sosyoekonomik olarak iyi tabakadakiler arasında rastlanıyor. Fakat cinsel, yani hiperseksüel dediğimiz cinsel duyguları fazla olan erkeklere genellikle sosyoekonomik yönden kötü olanlar arasında rastlandığı gibi bir karşılık tespit ediyor. Acaba gerçekten böyle bir istatistik üzerine düşünmeye değer? Yani bilmiyorum çünkü şöyle bir şey var tabi. Belki sosyoekonomik durumu daha yüksek olan tabakadan kadınlar cevap vermiş olabilirler. Bu çünkü konuşulması çok kolay bir şey değil. Mahalle baskısı daha yoğun oluyor çünkü. Herkesten alınabilecek cevaplar değil. Yani sosyoekonomik durumu kötü olanların mahalle baskısı da tabii daha iyi olduğu için. Mahalle baskısının yanı sıra ona gelene kadar o soruyu o kişiye yönlendirmen bile mümkün değil ki. Ne diyorsun hocam, ne soruyorsun sen bizim hanıma derler yani. O zaman çakpayla yayınlık bir tıkanma. Evet. 2001 tarihli Chuck Palahniuk romanı tıkanmayı seçtin. Sen çok da iyi etmişsin. Sen biraz bana kızdın ama. Yok, Chuck Palahniuk dövüş kulübünü çok seviyor olmama rağmen... ...benim için soru işaretli bir yazardı ama bu roman gerçekten güzelmiş. Biz her bölümde yeni şeyler öğreniyoruz, bakış açılarımızı değiştiriyoruz, tazeliyoruz. Bu benim açımdan da aydınlatıcı bir kitap oldu. Bu kitap bir de ülkemizde toplatılma kararı alınmıştı vaktiyle, Mr. Chen içeriğinden dolayı. Doğru öyle bir şey var. Yani o kadar doğru bir kitap seçmişsin ki... Doğru, ben onu unutmuştum tamamen. Kitap toplatılmış zamanında, sonra beraat ettirilmiş ve yayınlanmış... ...bu 2001 tarihli Chuck Palahniuk romanı bir satriyasis vakasını anlatıyordu. Evet. Ama başka bir sürü şey daha anlatıyor. Başka bir sürü şey daha anlatıyor. Roman, yani ilk okuduğumda gerçekten çok çarpıcı bulduğum bir romandı. Ben tabii o şeyi atladım, Türkiye'deki olayları. Çünkü ben o zaman Amerika'da yaşıyordum ve bunu da zaten orada okumuştum. Şöyle giriyor kitap zaten. Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak, sonra her şey daha da kötü olacak. Evet. Hadi bakalım. Şimdi Victor diye bir karakter var. Bu Victor aslında bir conman. Victor Mancini. Bir üç kağıt tıp. Tam mezun olmuyor, tıptan terk bir öğrenci. Hasta bir annesi var, bir huzur evinde yaşayan. O anneye bakması için para kazanması lazım. Fakat gidip de adam gibi kendine bir iş bulacağına... Aslında bir işi de var ama bazı bir takım üç kağıtlar yapıyor. O da ne? Ben bunu ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. O zaman araştırmıştım. O da şu, restoranlara gidiyor ve orada boğazına yemek takıldı taklidi yapıyor.
Tıkanmış taklidi yapıyor ve bunu kurtaracak birini bekliyor etrafta. Haymilik yapacak birini bekliyor. Her zaman o restoranda good cemeterian denen bir şey var. Tamam mı? Amerikan kültüründe ya da İsviçre Hristiyan kültüründe. Nasıl çeviriyoruz? Yani iyi dindar diyelim biz buna. İyi vatandaş, iyi dindar. Böyle biri her zaman çıkıyor, bir iyi biri her zaman çıkıyor ve bunu kurtarıyor, tamam mı? Ve daha sonra, ben bunun psikolojisini o zaman öğrenmiştim, bilmiyordum. Birini eğer sen kurtarırsan, hayat boyu ondan kendini mesul hissediyormuşsun.
Bu bir insan psikolojisi mi yoksa protestan alakadar? Yani insan psikolojisi. Şimdi düşününce, hakikaten eğer kendini de deneyimlediysen, belki birinin hayatını kurtarmamış olabilirsin ama birine bir gün fazladan bir iyilik yapmış olabilirsin. Daha sonra o insanın iyiliğini takip etmek istiyorsun. Bu insanları istismar ederek geçiniyor değil mi Viktor kardeşimiz? Bu insanları evet istismar ediyor. Arıyor vay efendim ben faturamı ödeyemedim bana ateşlesene 100 dolar falan diyerek. Evet varsa falan diye böyle böyle geçiniyor annesine bakıyor. Aynı zamanda bir seks bağımlısı. Bir seks bağımlısı aynı zamanda da bir şeyde çalışıyor. Tarihi enstantaneler yaşatan böyle bir park var. Orada kostümler giyerek o enstantaneleri canlandıran bir adam olarak çalışıyor. Orada böyle bir sürü çalışan var. İşte bu kadar renkli bir kitap, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetini ve Amerika rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap olarak değerlendirilmiş.
Şimdi bu bir seks bağımlısı. Peki ben romanı neden seçtim diye düşüneyim. Şimdi bu romanda seks bağımlılığıyla ilgili böyle bir sürü eğer bakarsanız, kitaplarda da bulabilirsiniz. İnternette artık böyle medikal sayfalarda çok fazla bilgi var. Neden seks bağımlısı olunur diye. Genelde tabii ki yine çocukluk travmalarına gidiliyor.
Şöyle bir şey demiş, rivayete göre seks bağımlıları, devamlı seks yapmaktan ötürü vücudun sakladığı bir maddenin bağımlısı oluyorlar. Orgazm olunca vücut endorfin salgılıyor. Bu da acıyı hafifletiyor. Demek ki bir acı var. Ve insanı sakinleştiriyor. Seks bağımlıları aslında sekse değil, endorfine bağımlılar. Yani bir acı var aslında orada belki de bastırılmak istenen. Evet, şimdi mesela Sigmund Freud'un 1897'de yazdığı bir şey var. Diyor ki, alkol, morfin ve tütünün kompulsif kullanımı... ...birincil bağımlılık olan mastürbasyonun ikamesi olarak bulunmaktadır, diyor. Vay canına. Ayrıca seks bağımlılığı DSM'de şey olarak geçmiyor. Gerçek bir kişilik bozukluğu olarak yer almıyor. Tanı kitabında yok. Fakat bu kavram ilk kez 1978'de bir tıp dergisinde ortaya atılıyor. Beş yıl sonra bu tanığı Bağımlılık Terapisi ve Rehabilitasyon Girişimcisi Patrick Carnes tarafından... ...Ado The Shadows diye bir kitap var. O kitap da popülerleştiriliyor. Ve şöyle okuyayım size, 1990'lar boyunca ve günümüze kadar davranışsal bağımlılık söylemi... ...nörokimya ile daha da çok ilintilendiriliyor. Pornografi, artık bazı psikologlar tarafından bağımlılık yaratan... ...nörotransmitter ve hormon kokteylinin salınımını tetikleyen bir erototoksin olarak tanımlanıyor. Patrick Carnes, New York Times'e yaptığı bir açıklamada... ...orgazmın alkolü bir içecek kadar dopamin salgılattığını söylüyor.
Bu bilimsel bilgilerin ışığında bir alıntı yapayım kitaptan ben de. Zaten bir seks bağımlısını günlüğünü okumak gibi bir şey kitap bir yerde. Evet. Ama Çakpalya Yenik'in tabii inanılmaz güzel üslubuyla. Diyor ki, hiçbir zaman ter fışkırtan, popoya kramp saplayan, kasık ıslatan bir orgazm kadar güzel bir şiir okuyabileceğimi sanmıyorum.
Evet, tam bir çakpalan yük gerçekten. Şimdi Victor, romandaki Victor... Bir de annesiyle arasındaki sorundan bahsetmek lazım. Oradan zaten biraz yola çıkıyor. Diyor ki, gerçek şu ki, dul bir anne tarafından yetiştirilen her erkek çocuk evli doğmuş sayılır. Bilmiyorum ama bence annesi ölene kadar bir erkeğin hayatındaki diğer kadınların hiçbiri... Metresi olmaktan öteye geçemez. Zaten okulu bırakma sebebi de annesine bakmak zorunda olması. Şimdi şöyle, bunun annesi akli dengesi yerinde bir kadın değil. Çocukluğu boyunca vektörü sosyal hizmetliler alıkoyup çeşitli yetimhanelere, bakıcı ailelerin yanlarına gönderiyorlar. Anne geliyor bir yerden, çocuğu kaçırıyor. Onunla birkaç gün yaşıyorlar. Ondan sonra gene sosyal hizmetler gelip gene çocuğa el koyuyor. Yani bu aslında anneyle bir türlü yaşanamayan bir ilişki var orada. Anneyle çok inişli çıkışlı bir ilişki var. Ve bunun sonucu olarak zaten Victor'ın karşı cinsle... İlişkisi de sakatlanmış. Evet, sakatlanıyor. Sağlıklı bir zemine oturtamıyor ilişkiyi.
Hiç şüpheniz olmasın diyor, en kötü oral seks bile mesela en güzel gülü koklamaktan iyidir. En güzel gün batımını izlemekten de ya da çocukların kahkahasını duymaktan da. Yani işte bir seks bağımlısından tabii böyle şeyler bekliyoruz, tanımlar bekliyoruz. Bir de anne babalar kitlelerin uyuşturucusudur demiş. Anne baba zaten yok. Anneyle olan ilişki sağlıksız geliştiği için. Bu zaten bütün ilişkilerini de yansımış. Bir de son bir alıntı da yapmak istiyorum ki Amerika rüyasına nasıl eleştiri getirdiğini de fikir versin.
Diyor ki, söylemeye çalıştığım şey şu. Burası Amerika. Otuz bir çekmekle başlarsınız, grup sekse kadar ilerlersiniz. Önce biraz ot içersiniz, sonra eroine terfi edersiniz. Kültürümüz böyle. Daha büyük, daha iyi, daha hızlı, anahtar kelime, ilerleme.
Diyerek de bir Amerikanizm eleştirisi de yapmış kendisi. Bu kitaptan nasıl bir şifa vaat ediyoruz dersek? Şimdi bir saniye, bir saniye. Danny diye de bir karakter var. Bu da önemli. Knuckles'ın arkadaşı. Evet, çok yakın arkadaşı. Aslında birbirlerine destek alıyorlar. Danny de seks bağımlısı. Bir de bağımlılıktan kurtulmak için terapiye gidiyorlar, toplu terapiye. Tabii bir seks bağımlılarının toplu terapisi nasıl sonuçlanır? Hep beraber seks yatmalarıyla sonra gidiyorlar. Zaten biraz onun için gidiyorlar. O yüzden de aşama kaydedemiyorlar orada bir türlü. Şimdi Danny ne zamanki karar veriyor yani bu bağımlılığından kurtulmaya? O zaman bu çalıştıkları park var dedim ya, tarihi işte insan teneller yaptıkları park... Orada taşlar toplamaya başlıyor. Çünkü diyor ki bu taşlarla kendisine bir ev yapacak. Bu taşlar tabii yine bir ev kurmak, bir kendine gelecek kurmak anlamına geliyor ama... ...aslında bağımlılığın yer değiştirmesi başka bilgilere yönlendiriyor. Daha tabii sağlıklı belki bir şeye yönlendiriyor. Sağlıklı mı, sağlıksız mı ondan birazdan bahsederiz başka bir kitap aracılığıyla.
Evet, en azından geleceğini yavaş yavaş taş üstüne taş koyarak inşa etmeye başlıyor. Ve evet, hayalindeki evi yapacak çünkü. Bu da şu demek oluyor aslında, onu bağımlılığın olmadığı bir gelecekte bekleyen çok çeşitli imkanlardan bahsetmiş oluyor böylelikle. böyle bir şeyi var yani romanın böyle bir aslında mesajı var diyebiliriz. Hani bir bağımlılığın olmadığı bir hayatta senin yaşama ihtimalin, potansiyelin çok daha büyük. Çünkü diğer şeylere beyninde yer açabiliyorsun ya da hayatına yer açabiliyorsun. Bağımlılığın sıkıntısı bu. Yani bağımlılık ne olursa olsun zaten şimdi romanda bu da var. Seks bağımlılığı başka bağımlılıklarla genelde beraber geliyor zaten. Yani uyuşturucu bağımlılığı, alkol bağımlılığı bunlardan çok belirgin olanlar.
Şimdi bu bağımlılıklar zaten hadi hep beraber. Diyelim ki değil. Sadece seks düşünen biri, yani sadece gününü bunun ekseninde kurgulayan birinin hayatını şöyle bir düşünün. Yani bu hayatta başka şeylere gerçekten çok fazla yer kalmayacaktır. Nedir mesela? İlişki kurabilir mi böyle biri? Gündelik sıradan ilişki kurmakta bile zorlanacaktır. Zorlanacaktır. Aklı hep bir yerde. Ermek istediği bir sonuç var çünkü bu orgazm. O orgazma erebilmek için birden belki daha fazla hep aklında olan bir şey var. Yani şöyle bir şey değil bu. Hemen şurada şuracıkta orgazm olayım değil. Bunun için bazı organizasyonlar yapman gerekiyor. Bunun için eve gitmesi lazım. Belki porno seyretmesi lazım. Belki bazı dergilere bakması lazım. Belki kendi hayal gücünü canlandırması lazım ama... Bütün bunlar bir hayli, bir zaman. İş numarı yani. Mesai. Mesai bu. Başka bir şeyine tam olarak odaklanamazsın. Bir ailen varsa ailene odaklanamazsın. İşin varsa işine odaklanamazsın. İllandalı bir şair var. Simis Hani diye Nobel Ödüllü. Bir sözü kalmış aklımda. Sağlıklı bir cinsel hayatı olanın beyninin yüzde 10'u sekse çalışır. Sağlıklı bir cinsel hayatı olmayanın beyninin yüzde 90'ı sekse çalışır diyor. Yani herhalde doğru bu. Yani dediğini bağlamak için söylüyorum. Evet, doğru gibi geliyor kulağa. Yani şimdi böyle olunca tabii sen hayatını, geleceğini de bir ufukta bir şey görebilir misin kendine? Bir gelecek görebilir misin? Göremezsin. Tıkanma bu yüzden önemli bir kitap. Yani Danny ile bize o mesajı veriyor. Yani bugüne kadar böyle yaşamış olabilirsin ama geleceğini eğer değiştirmek istiyorsan, ben bu yüzden işte pek çok şeyden mahrum kalıyorum diyorsan, geleceği görmek için bu roman bence kesinlikle bir şey olacak.
Bir de bir uzmandan destek alırsak ki alsa iyi olur dinleyicimiz. Annesiyle arasındaki ilişkiye bir baksalar iyi olur. Bir bakabilir. Bu kitapta öyle bir şifada var bence. Ya da şöyle bir şey var. Victor'da Danny'de... ...seks bağımlılığının arkasına saklanarak... ...kendi iyiliklerinden kaçıyorlar acaba? Genelde seks bağımlılığı için ya da herhangi diğer bağımlılıklar için de... ...aynı şey söyleniyor. Bir şeyden kaçmak. Şimdi bu çok önemli. Siz neden kaçıyorsunuz? Kaçtığınız bir şey mi var?
Böylece ikinci kitaba bağlayabiliriz bence aslında. Bağlarız. Bu eski bir travma olabilir. Kendinize beğenmediğiniz bir şey olabilir. Hayatta sizi rahatsız eden bir şey olabilir. Neden kaçıyorsunuz? Bir şeyden kaçıyor olabilirsiniz. Bunu araştırmanızda fayda var. Evet, bunun için bir uzmana tabii tanışılabilir. Fransız Edebiyatı'na geçiyoruz. Yani günümüz Fransız Edebiyatı'na geçiyoruz. Goncourt Ödüllü. 2016 Goncourt Ödüllü. Gene senin seçtiğin güzel bir kitap. Ben de tanışmaktan çok zevk aldım. Leyla Slimani. Fasasıllı. 1981 doğumlu. Genç bir yazar. 2014 tarihli romanı Gül Yabani'nin Bahçesi. Buyurun hocam. Şimdi Leyla Süleyman'ı da şöyle hani fas asılı dedik ama aslında annesinin tarafından Alsaslı, Fransız. Baya karışık bir şey var. Böyle bunun büyük babası galiba fas ordusundan orada Alsas'dayken anneanne ile tanışılıyor. Onlar evleniyor. Sonra anne de uluslararası bir evlilik yapıyor. O da yine bir faslı biriyle evleniyor. Hep böyle yarı Fransız, yarı faslılık durumu var ailede. Bu Leyla Silimani'nin bu romanı şöyle yazıyor, bu romanı yazmıyor. Önce başka bir romanı var galiba. Önce hiçbir yayın evi bunu kabul etmiyor falan. Gidiyor, Galimar'ın bir editöründen yaratıcı yazarlık dersleri alıyor. Sonra tabii ki Galimar'ın editörü, aa bunda bir şey var diyor, cevher var diyor. Üzerine eğiliyor ve ödüllü bir yazar haline.
Getiriyor. Doğru bir strateji kurmuş kendisine. Doğru bir strateji kurmuş tabii onu düşündüm ben hemen onu paylaşmak istedim aslında. Adel Paris'te yaşayan genç ve güzel bir kadın. Evet. Cerrah bir kocası ve küçük oğluyla görünürde kusursuz bir orta sınıf hayatı sürüyor. Fakat nemfomaniden...
Erkekler de satriyatist, kadınlar da nemfomani. Şimdi bunun sebebi de Milan Kundera'nın var olmanın dayanılmaz hafifliği kitabı. Biz bu kitabı farklı bağlamlarda daha önce misafir ettik podcastimizde. Sen aslında bunda da edelim demiştin. Bu kitabı hiç edemedim ama sayende gerek kalmadı. Başka bir kitabın içinde çıktı çünkü karşımıza. Yeni Yetmeli'nde bu kitabı okumuş. Adel ve ondan sonra cinsel dürtülerini kontrol edememeye başlamış. Ve bu bütün hayatını etkilemiş.
Adel çok sıkılıyor. Bu aslında bir tek Adel'in bir başına gelir. Evlilik içerisinde pek çok sıkılan adam, pek çok sıkılan kadın vardır. Madame Bovary işte. Evet. Ve bu kadınlar ve bu adamlar aslında zaten bu yani çok konuşulmaz belki, dillendirilmez. Ama Türkiye'de de böyle, Fransa'da da böyle, dünyanın her yerinde böyle. Zaten dışarıda bazı şeyler kendilerine eğlenceler ararlar. Ama şimdi mesela bu Adele'nin seçilmesi bu roman için bence çok güzel. Bir kadının seçilmesi çok güzel. Çünkü kadını böyle merkez alan çok seks bağımlı şeyleri yok. Kurgu da çok fazla yok. Genelde bundan çok konuşulmuyor sanki. Hani hep şeydir ya, kadınlar daha sadık taraf gibi. Cinselliği, evli bir kadın olmayı, Fransız orta sınıf hayatını ve anne olmayı da sorguluyor kitapta. Aslında kadınlar evliliğin içinde bir erkekten çok daha fazla sıkılırlar. Çünkü bu benim şahsi görüşüm biliyorsun. Kadınlar çünkü bir şeyin içerisinde özellikle çocuk olduktan sonra hapsolurlar evliliğin içerisinde. Bana göre anne olmak demek gerçekten hapsolmak demektir. Bunu fark edene kadar bir kadın en azından bu böyledir. Çünkü erkek seninle neredeyse işi bitmiştir. Bu bilinen bir şey. Zaten kadın ve erkeğin bir araya gelmesinin sebebi aslında gelecek nesilleri ortaya çıkarmaktır. Doğanın, insanın, türünün şimdilik üremesini istemesi yani. Evet istemesi. Kadın evde gerçekten işi ne olursa olsun, kariyeri ne olursa olsun, aklı fikri, zekası ne olursa olsun bir müddet o çocukla debelenecektir. Ve bunun sonucunda her kadın farklı bir şekilde çıkar buradan.
Bu da net. Kimi kadın işte Adele gibi çıkabilir. Yani o sıkıntıdan, o kapanmışlık hissinden, o hapsedilmişlik hissinden... İkili bir hayat kurmuş. İkili bir hayat kurar. Şimdi tabii Adele'in bu hayatı kurmasının yani şeyi Fransız şeyinde zaten hani hayat yaşantısında zaten üçlüye ilişkiler... Sen kaseti mi diyeceksin? Evet sen kaseti.
Yani biraz... 5'ten 7'ye kadar sevgili. Sankassette diye bir tabir var. Fransızlar evli hayatlarını sürdürürlerken, işten çıkmalarıyla eve gelmeleri arasında aşıklarına zaman ayırmalarına insanların... Sankassette. Sank 5 demek, assette 7 demek. Yani 5 ile 7 arası sevgilis diyorlar. Evet. Evlilik dışı ilişkinin deyimleşmiş hali. Evet.
Adel de bu sıkıcı hayatından... Şimdi şöyle denilebilir mesela, şöyle düşünebilir. Ya sen ne şımarıksın, neyin sıkıcılığını yaşıyorsun? Paris'te güzel bir hayat yaşıyorsun. İşte bir çocuğun var, bir eşin var falan filan. Şimdi zaten Adel'in sorunu yani bu romanın sorunu şu, bu çok daha derinleştirilebilirdi.
Yani o kadının, mesela bir kuş kadın harpideki gibi, o kadının yaşadığı o yıllarca o şey, tıkınılmışlık, hapsedilmiş ikisi biraz daha bence derinlemesine anlatılabilirdi. Biraz yüzeysel kalmış. Acı çekiyor kadın ama. Zaten ufak bir kasabada büyümüş, utangaç ve sessiz birisi Adel. Fakat bitmek bilmeyen cinsel arzusunu kontrol altında alamayan,
Ve bunu son verememenin acısını da yaşayan Parisli bir kadın, kocasının duymasından korkuyor. Çünkü terk edilme, yalnız kalma korkusu var. Ayrıca parasız da kalınacak boşanırsa. Çünkü kendi işi yok, mesleği yok yani. Fakat kendine yine de mani olamıyor. Kocasının meslektaşlarıyla mesela bir akşam yemeğinden sonra işte bir sanat galerisi geziyor onun çıkışında ve onun dışında Paris'in arka sokaklarında, pis sokaklarında başka deneyimler sürekli artık bunu düşünür hali geliyor. Başka hiçbir şey düşünemiyor ve hayatını buna göre organize etmeye başlıyor. Şimdi şöyle, neden peki? Yani bu ne arzusu? Görülme arzusu mu? Kocasının artık onu görmediğini, belki bir anne olduğu için, belki artık kimse tarafından görülmediğini hissediyorsa. Bu aslında muhtemelen bir görülme arzusu, beğenilme arzusu. Sen hoş bir kadınsın, güzel bir kadınsın, seksiysin. Her kadın çünkü...
Silip belirin kadınından ibaret değilsin. Evet yani bunu hissedebilme arzusu aslında. Peki bunun başka bir yöntemi yok muydu? Onun için Alain de Botton'a bakacağız birazdan. Evet birazdan. Yani biz şimdi hani dinleyicimize eğer konuşuyorsak yani bu çok önemli bir şey. Bunun başka bir yolu yok mu? Görülmenin, beğenilmenin, takdir edilmenin başka bir yolu yok mu sizin için?
Genelde bu buralara dayanıyor. Yani gör beni, duy beni. Değersizlik, değersizlik hissi. Ya da hani bir programda biz şey sen katılamamıştın... ...bunu konuşmuştuk. Yani bir erkeğin mesela tabii seks bağımlılığıyla bir kadınınki birbirinden farklı. Bir erkeğinkinde yine ben buna örnek vermiştim bir vakadan. Babasını kaybeden bir erkeğin özellikle ya da işte ebeveynlerinden birini kaybeden erkeğin... ...bir anda bir seks bağımlısına dönüşmesi. Bir anda gördüğü her kadınla mesela... Yatmak istemesi. Çünkü ölümle burun buruna gelmiş adamın yaşam saçma isteği. O tohumuyla beraber yeniden yeniden hayatı doğurma isteği. Erkeklerde bu olabilir genelde. Kadınlarda da gör beni, duy beni, ben buradayım feryadı olabilir. Bir öğleden sonra diyor muhtemelen ev sahiplerine ait bir kitap buldu. Çünkü yazlık eve gidiyorlar bir tane devrimlik gibi bir yere. Yeni yetmeliğinde kahramanımızın. Var olmanın dayanılmaz hafifliği. Anne babası böyle kitaplar okumazdı. Anne babası hiç kitap okumazdı. Sayfaları rastgele çevirmiş, gözlerini yaşartacak kadar etkilendiği bir sahneye denk gelmişti. Kelimeler karnının içine kadar yankılanıyor, her cümlede bedeni elektrik akımıyla sarsılıyordu, çenesini kasıyor, cinsel organını sıkıyordu. Hayatında ilk kez kendine dokunmak istedi.
Gerçekten varolmanı dayanılmaz hafifler. Genelde de Milan Kundera'da böyle tehlikeler vardır gerçekten. O korkulan birden kendini cinsel arzulara... ...gark olmuş bulabilirsin. Çünkü öyle güzel anlatır ki üstad. Tereza da zaten varolmanı dayanılmaz hafifliğinde. O da zaten kendine... ...şey yapamaz değil mi? Mani olamaz. Asıl Thomas oradaki tabi seks bağımlısı olan Thomas. Teresa onun girdabına sürükleniyor. Ama Teresa da kendine mani olamıyor diye hatırlıyorum ben. Yani Thomas'ın rüzgarına kapıldıktan sonra, evet. O zaman bir aramani okursan, oradan devam edeyim ama bu varolmanın dayanılmaz hafifliğine yapılan bu gönderme romandaki bana bir şaşırtmaca gibi geliyor, bir tuzak gibi geliyor. Yani sanki gençliğinden kalma bir yaraymış gibi.
Tabi derinleştirmek için yazarların böyle yaptıkları bunlar numaralar. Kendisi seviyordur yazarımızın belki de. Bir de o da var tabi. Genelde böyle yazarların sinsice kendinden yola çıkıp bunu karaktere mal etme taktikleri vardır. Ama ben bunun yine de bir kadının görülme ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu erkek için de geçerli olabilir ve bu doğru sorunun bu romandan çıkartılacak bu olduğunu düşünüyorum. Başka türlü nasıl görülebilirsiniz? Yani dinleyicimize de bunu aynı soruna kadınların açısından bakma şansı veriyor. Ki ben bunu çok isterim. Çünkü erkeklerin gerçekten tek cinsellik düşkünü varlıkların kendileri olduklarını düşünmeleri beni maalesef çok rahatsız eden bir durum.
Hatta sinirleniyorsun sen buna. Sinirleniyorum. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Bu hayatın bir tek şeyini siz mi anlıyorsunuz? Cinsel yönünü siz mi anlıyorsunuz? Kadınların hiç bu konularda arzuları, tutkuları yok mu? Neyse ki artık pek çok eğitimler falan başladı da... ...biraz biraz kadınlar da bu konuları konuşmaya başladı ki... ...çok önemli birazdan. Ona gelelim bence aramahaneden sonra. O zaman hocam, dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor. O
zaman eski bir dostumuza uzanıyoruz, Alain de Botton. Evet. Üçüncü kitabımızda. Senin baya dostun yani neredeyse, Alain de Botton'cusun sen baya bildiğin.
90'lı yıllarda tabii bizim neslimize seslenen bir yazardı Alain de Botton. Hayatın çeşitli evreleriyle ve halleriyle ilgili yazdığı İngiliz mizah duygusunu da taşıyan ve bir felsefeci içinde oldukça anlaşılır bir dilde yazıyor. Yani bir arkadaşım hatta bunun konuşmasına gitmiş İstanbul'a geldiği zaman. Öyle bir yorum yapmıştı. Bir felsefeci için fazla anlaşılır konuşuyor diye.
Ya şimdi zaten sen Alain de Botton'u her zaman hani öneriyorsun. Kitapları da sende galiba hepsi var. Her zaman örnekler gösteriyorsun, okuyorsun vesaire. Ben de ilk kez merak ettim. Şöyle merak ettim. Ya bu Alain de Botton kimmiş dedim.
Who is fucking Alemde Baton mu dedin? Evet, Baton dedim. Dedim ki ben buna bir bakayım ya, nerede okumuş, kredibilitesi ne? Bu benim için çok önemli çünkü. Eğer birinden bir alıntı yapıyorsam, birinin bir şeyini öneriyorsam, o adamın kim olduğunu ben bilmek istiyorum, o insanın kim olduğunu bilmek istiyorum ki, şey de var çünkü, alakası olmayıp kendini filozof ilan eden, felsefeci ilan eden ve akıl veren insanlar da var.
Bilgiye sahip olmak kadar o bilgiyi iyi satmak da günümüzde biliyorsun. Ama işte ben yine de o bilgiye tam sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Bozuluyorum işin doğrusu eğer öyle olmazsa. Alain de Botton İsviçreli zanneder. İngiliz. İsviçre doğumlu ama. Ayrıca ailesi çok eski yine Fransa'dan gelen bir aristokrat aile. De Botton çünkü evet. Müthiş bir varlıktan geliyor. Bankacılardan vesairelerden aile oluşuyor. Önce o da zaten Cambridge Üniversitesinde tarih okuyor. Sonra fakat ben buraya kadar hala çok şeydim, hani ne, ee falan, niye bu adam felsefe anlatıyor bize diye. Sonra tarih okuduktan sonra Kings College'da Londra'da felsefe yüksek lisansı yapıyor. Tuzukörü Bölümü'nün okuyacağı bölümler diyorsun yani. Hayır, hayır, hayır. Asla bunu kastetmedim. Yani felsefe okumuş mu, okumamış mı onu anlamaya çalışıyordum.
Sonra Harvard Üniversitesi'nde galiba Fransız felsefesi üzerine doktora yapmaya başlıyor, yarım bırakıyor. Ve tezi yazmak yerine, doktora tezi yazmak yerine popüler kitaplar yazmaya karar veriyor. Ama evet, adam felsefe okumuş, biliyor. Biz de cinselliğe nasıl farklı yaklaşırız adlı kitabımıza? Bugünkü bölümümüz bu alamında ele aldık. Aslında genel olarak biblioterapi üzerine de güzel bir söz söylüyor kitapta. Diyor ki, kılavuz kitaplar istedikleri kadar farklı vaatlerde bulunsunlar. Cinsel hayatımızda yaşadığımız ikilemlerin çoğunun çözülmesi mümkün değildir.
Cinsellikle ilgili bir yardım kitabı, bu nedenle ikilemlerin yolaştığı acının kesin bir biçimde nasıl yok edileceğine değil de, bu acıyı nasıl yöneteceğimize odaklanmalıdır. Bu tür kitapları okurken, bir hastanenin değil de bir bakım evinin edebi eş değerini bulmayı ümit etmeliyiz, demiş. Aslında bütün kitaplar için bunu söyleyebiliriz. Yani bize acil çözüm değil de acılarımızı ve sorunlarımızı nasıl daha iyi yönetebileceğimizi belki de söylüyoruz. Ama bu çok önemli bir şey değil mi? Yani özellikle mesela seks bağımlılığı konusunda. Alemdebato'nun söylediği çok bence önemli bir şey. Bu konunun yani seks konusunun zor bir konu olduğu.
Çözümlenmesi zor oldu, anlaşılması zor oldu. Çok güçlü bir dürtü olduğu için. Kendimizi bundan dolayı sürekli utanç içinde hissetmemizin normal olduğu ama aslında doğru olmadığı... Yani şimdi düşünecek olursan kendi çocuğunla bile konuşmakta çok zorlandığın bir konu ya bu. Şimdi bu kadar gün içerisinde sana utanç veren aslında. Bak, utanç veriyor bu konu. Böyle çok rahat rahat şimdi biz burada, ben mesela çok rahat burada seks diyorum... ...ama aslında kendimi buna hazırlamak zorunda kaldım biliyor musun? Çünkü evde yani bu konuyu da ben çalıştım. Çok rahatlıkla ben seks diyebilmeliyim. 49 yaşında bir romancıyım ben, yazarım. Çeşitli dillere çevrilmişim. Eğitimliyim, bir entelektüelim. Yani kendimce. Ben bununla ilgili çok rahat konuşabilmeliyim ama...
Ama öksürük tuttu, konuşamadı. Ama bilinçaltı işte öyle bir şey ki bir öksürük krizine tutulup bana o kelimeyi söyletmemek için elinden geleni yaptı. Bunu çıkartmayalım. Aslı Perker öksürük krizine tam o sırada tutulduğu için 49 yaşında bir kadın olarak seks sözünü gene telaffuz edemedi. Yani bu o kadar acayip bir şey çünkü beraberinde daima... ...niyese bir utanç ve suçluluk duygusunu getiriyor. Niyeyse değil. Alain de Botton bunu kitabında çok güzel anlatıyor. Sağolsun. Çünkü çok aslında vücudumuzun... ...pis olarak adlandırılan bölgelerini... ...başka biri tarafından beğenilmesi... ...bir haz bölgesi haline getirilmesi... ...insana içeride çok karışık, tuhaf duygular yaşatan bir durum.
Diyor ki, kitaplar kaçınılmaz bir biçimde sahip olduğumuz seks güdüsünün yol açtığı... ...küçültücü ve tuhaf zorluklarla baş etme konusunda yalnız olmadığımızı anımsatma... ...ve bizi bir anlamda teselli etme rolünü üstlenebilirler. İşte bu. Aslında hiçbir zaman göğe, hani biz çok medenileşiyoruz, gitgide bu konuda daha rahat konuşabiliyoruz. Bazı toplumlara, kültürlere göre daha açık açık söylenebilen hale geliyor ama öyle değil. ...değil, içten içe bize bir suçluluk duygusu, utanç duygusu yaşatan bir konu. Şimdi konu bu olunca aslında bunu nasıl şifalandıracağız biz? Karışık bir konu. Bir kere cinselliğe nasıl farklı yaklaşırız, kitabın adını hatırlatalım. 2012 tarihli Alain de Botton kitabı. Bu aslında sağlıklı ve istikrarlı bir cinsel hayatın çiftler arasına nasıl kurulabileceği konusuna.
...ya da insanın bunu nasıl kurabileceği konusuna yargılamadan, eleştirmeden... ...isteyen tek eşit olsun, isteyen çok eşit olsun ama bir şeylerin farkında olsun dercesine yaklaşıyor... ...ve diyor ki cinsellik konusunda daha akıllı olmak için kuşkusuz çaba harcamaya devam etmeliyiz. Ama tek bir şey var mı? Şöyle bir şey söylüyorum yani. Şöyle şöyle yaparsak ikili ilişkilerde bir şey buluruz.
Şunu diyor işte, ancak cinsellik konusunda daha akıllı olmak için kuşkusuz çaba harcamaya devam etmeliyiz. Ancak cinselliğin önümüze çıkaracağı zorlukların tamamının üstesinden gelemeyeceğimizi de anlamamız gerekir. Son derece saldırgan ve bencil olan bu güçle saygılı bir birliktelik kurmayı ümit etmekten başka bir seçeneğimiz. Yok aslında demiş. Yani biraz gerçekçiliği yani. Bu çok büyük bir güç. Nasıl büyük bir güçle karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım. Ve bunun aklımızı ve duygularımızı karıştırdığı zaman da kendimizi hemen mahkum edip suçlamaya başlamayalım diyor. Zaten bir devle karşı karşıyayız yani. Evet. Bu çok güzel bence. Bu çıkarım, bu kitaptan çok güzel. Teselli verici. Evet. Aslında bir gulyabaniyle karşı karşıyayız. Bir önceki kitabın adına gönderme olacaksa. Bir gulyabaniyle karşı karşıyayız. Bunu fark edip, evet.
Bir şey de doğru değil mi? Yani çiftler arasında, yani Ceyhun Bey'di galiba. Bu heteroseksüel, homoseksüel bir ilişki olabilir, her türlü olabilir. Eğer varsa bir partneriniz, bu partnerle de bu konuyu tekrar tekrar konuşmak bence çok faydalı bir şey. Tabii.
...karşı tarafı bir suçluluk duygusuna itmeden, kendinizi bir suçluluk duygusuna itmeden... ...karşılıklı bunu defalarca defalarca defalarca defalarca konuşmak... Sorunun bütün insanlık için çok önemli ve ciddi bir şey olduğunu düşünerek... Evet. Bir taraftan bir tarafın manyak olmadığını anlayarak. Yani, çünkü mesela Alain de Botton'un da söylediği, genelde uzmanların da söylediği şey aynı. Zor durumda olan burada Ceyhun Bey mi? Yoksa Ceyhun Bey'in hayatına soktuğu insanlar mı?
Güzel bir soru. Yani dediğim gibi karşı cinsi ya da aynı cins olabilir. Ceyhun Bey'in hayata soktuğu aslında partnerlerin problemi bu. Esas konuyla baş başa kalan partner, adamın yahut kadının böyle bir dürtüsü varsa, böyle bir bağımlılığı varsa... ...bunun kendisi, ya benim böyle bir bağımlılığım var ve bu bende bazı sorunlara sebebiyet veriyor dediği ana kadar... ...eğer bildiği gibi yaşamaya devam edeceksin ya da o andan sonra da bildiği gibi yaşayabilirsin. Bu ne demek? Sadakatsizlik ilişkiye girecek demek. Peki bu sadakatsizlikle kendi başa çıkmaya çalışabilir o ayrı bir şey. Partner nasıl başa çıkacak? Hüsran bekliyor onu yani. Evet yani o yüzden aslında bu kişilerin bence şu kararı vermesi lazım. Ben bir seks bağımlısıyım, tamam. Bunu da yaşamaya devam edeceksem eğer... ...yani gidip bir uzmanla konuşmayacaksam... ...bir çare bulmayacaksam... ...hayatıma ben kimseyi sokmamalıyım çünkü... ...benim kimseye böyle eziyet etme hakkım yok.
Diyor ki Alain Raboton da aşk ve seks ikileminden bahsederken... ...her iki gereksinim de, yani cinsel gereksinim ve duygusal gereksinim... ...her iki gereksinim de birbirinden bağımsız olarak hissedilebilir... ...ve her ikisi de eşit değerde ve önemlidir. Ne aşk ne de seks için yalan söylemek zorunda kalmamalıyız... ...diyerek sana tam destek vermiş hocam. Evet. Zaten aşk bağımlılığı diye bir şey de var. Şimdi seks bağımlılığıyla... ...bu da çok önemli bence. Cevhum Bey'e bunu hatırlatmak isterim.
Aşk bağımlılığıyla seks bağımlılığını birbirinden ayırabiliyor musunuz? Bu ayrımı yapabiliyor musunuz? O da şu. Seks bağımlılığında evet sürekli hani porno işin içine çok fazla giriyor. Kendini tatmin etme var. İlla bu gidip başka partnerlerle sevişecek anlamına gelmiyor bu arada seks bağımlılığı. Yani tamamen kendi kendine de işini görüyor olabilir. Buna göre çeşitli alet edevat edinmiş olabilir. Öyle kendi işini görüyor olabilir. Yani hatta bu tamamen aseksüeliteye bile gidiyor. Yani hiç kimseyle sevişememe.
Kendi kendine. Kendi kendine tatmin ediyor sürekli. Hayatına birini almak istemiyor. Bir de aşk bağımlılığı var. O da şu, o adrenaline bağımlı olmak. Yani biriyle mesela ilişkisini kurdu. O yüksekliğe yani. O yüksekliğe, evet. Çünkü orada o kimyanın oluşturduğu o yükseklik, o beğenilme anı, karşılıklı flörtleşme anı, Ceyhun Bey bunu anlamalı. Siz aşk bağımlısı mısınız, seks bağımlısı mısınız? Bana ikincisi gibi geliyor ama sorun gene de güzel hocam. Başka dinleyicilerimiz için başka anlamda gelebilir. Herkesin kendine bunu sorması lazım. Çünkü aslında ilişkilerdeki genelde sorun bu ki. Neden çiftler birbirini aldatıyor? Neden? O adrenalin yok artık. Günlük hayat içerisindeki Alen de Beton da çok güzel anlatmıyor ama bunu. Evde oyuncaklar var yani. O yüzden diyor insanlar otelleri diyor tercih ederler diyor. Kanepede sevişmeye kalkarsın ama orada diyor bebek maması lekesi vardır. Bir tane libidon.
Dibe vurur. Evet, yani bir arkadaşım anlatmıştı böyle işte eşiyle çocuk olduktan sonra böyle sevişecekler falan ayaklarında legolar batıyor. Yani orada şimdi o ilk anlık bir kikirdeşme de olabilir. Lanet olsun böyle aşkın ızdırabına da olabilir. Bir de bu da bitirici şeyler bunlar. Evet. Yani çeşitli önerileri de var Alain de Botton'un. Bundan muzdarip olan çocuk sahibi ya da uzun zamandır beraber olan ya da istikrarlı ilişki kurmak isteyen kişileri. Bazı pratik önerilerde de bulunuyor. Ama kimsenin tabi şey yapmıyor. Yani böyle can sıkıcı bir nasihat vermek şeyinde değil. Bir de Alain de Botton'un şeyi var. Ondan da bahsediyorum School of Life diye bir
Kurumu vardı Ön Ayak Oldu Hayat Okulu diye. Orada da çeşitli uzmanlar felsefeden edebiyata, psikolojiden görsel sanatlara kadar uzanan çeşitli kitaplarda fikir paylaşımlarında bulunuyorlar ve diyor ki orada bütün cevaplara sahip değiliz ama sizi kamçılayacak, kışkırtacak, besleyecek ya da avutaca garanti olan çeşitli fikirlere yönlendirmeye çalışacağız diye bir bakış açısı var. Bu arada çok güzel videoları var. Bunlar da seyredilebilir. Tavsiye ediyorum ben. ...şey yapılır, bulunabilecek şekilde. Kafa açabilir, evet. Güzel videoları var. Bir de şey vardı Alain de Botton'un... ...genel bizim bibliyoterapideki... ...senin bibliyoterapi fikrini aslında hocam ilk masaya koyarken... ...ki bakış açını güzel ifade etmişsin. Kitaplardan sorunlarımızı kökünden çözmelerini kuşkusuz bekleyemeyiz. Ancak yine de üzüntümüzü azaltmak ve dertlerimizin varlığını hep birlikte kabul etmek için olanaklar sunmayı başarabilirler, diyor. Bu çok kıymetli bir şey bence de. Yani kendine dert ortağı bulmuş oluyorsun aslında.
Dün yeni bir kitap okumaya başladım mesela. Hello Beautiful diye. İçinde çok böyle utangaç, kendine güvensiz. İlk sayfalarındayım. Kendine güvensiz bir çocuğun mesela bir hikayesi var ve hemen kendinden bir şey bulabiliyorsun. İşte orada artık dert ortağı alıyorsun sen onunla. Tabii doğru. Tam anlamıyla dert ortakı. Bunu bütün bir dünyayla mı konuşacaksın? Ya konuşsan derler ki, ya sen niye öyle hissedeceksin ki bilmem ne falan. Anlayamayabilirler. Ama sen içten içe hissettiğini bir roman kahramanında karakterinde gördüğün zaman...
Bu seni gerçekten bir ayağa kaldırabilir. Yani oh be hissi. Yalnız değilim. Dördüncü kitaba geçelim. Şimdi çok değerli kitaplar ele aldık. Üç tane. Bunun üzerine Çilek olarak diyelim, Türk Edebiyatı'nın... Niye öyle dedik ya? Bence çok önemli eser değil mi? Türk Edebiyatı'nın önemli eseri. O anlamda söyledim ben de. Aha Çilek dedin.
Çilek olarak çok iyi bir takım kurarsın, bir de üstüne ikar diye alırsın, o takımın çileği olur. Futbol dayı mıdır o yüzden doğru. Şimdi Fena Halde Leman, Ati Leyla'nın 1980 tarihli şöyle betimlemelerle dolu bir kitabı. Akşam, eflatun bir cam kırığı halinde şehrin üzerine serpiliyordu. Tabii ki şair olunca adam. Eylül sonlarında bir gündü. Güneşin denizden yansıyıp İzmir'e erimiş cam aydınlığına boğduğu, bunaltıcı sıcağın tenimize ağda gibi yapıştığı bir gün. Fenalde Laman, Atilila'nın cinsellik konusuna cesaretle eğildi.
Vaktiyle büyük tartışmalar yaratmış, çarpıcı ve sarsıcı romanı. Öyle bir yankı yaratmış ki, kitabın adı gündelik dile girerek farklı kullanım alanlarında kendine yer bulmuş. Kimi zaman bir olgunun normalden fazlalığını anlatmak için fena halde leman deyimi kullanılır olmuş. Evet, ben çok severim. Durumun nasıl fena halde leman?
Aynen. Romanda ete kemiğe bürünen Leman Korkut'la ve diğer kahramanlarıyla Atil İlhan farklı bir cinselliği konuşulabilir, tartışılabilir, anlaşılabilir, doğal bir durum olarak anlatmış bir toplumcu yazarı olarak. Atil İlhan'ın Hangi Seks diye bir deneme kitabı da var değil mi? Evet, doğru. Ben de onu not almıştım. Bu onun romanlaştırılmış hali. Hangi Seks yazı derlemesi aslında 1976'da çıkmış Hangi Seks. Başında diyor ki gene, bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylara hiçbir ilgisi yoktur. Onları ben büyük bir aynanın içinde gördüm. Üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu. Bir İzmir zamanı aslında, bir Paris ve İzmir zamanı. Ya bir Fransız, genç kadının, yoksul aslında değil mi? Evet. Adı neydi? Jeannette mi? Nasıl okunduğunu da bilmiyorum. Hatırlamıyorum. Giselle mi ya da? Hatırlamıyorum şimdi. Genç Fransız kadının aslında zengin Türk erkeğiyle evlenip, İzmir'e taşınıp, burada Türkleşmiş, yani Leman adını alıp, yeni bir hayat yaşamaya başlaması ve... İki karakterinin aynı anda içinde yaşaması. Jeanine. Jeanine. Yani o Fransız genç kızıyla daha sonradan güçlü bir iş kadını haline gelen... ...Nema'nın aynı beden içerisine sıkışmıştı. Jeanine tabii müthiş patlamalar yaşıyor. Cinsel patlamalar. Cinsel patlamalar yaşıyor. Her şeyi denemek istiyor. Her şeyi bilmek istiyor. Her türlü ilişkiyi görmek istiyor.
Leman olduktan sonra da yine bunu deneyimliyor. Yani mesela Ekrem miydi kocasının adı Leman'ın? Ekrem Korkut muydu? Ekrem'in annesi Hoca Hanım gibi bir şey onun da adı. Onunla mesela bambaşka bir şeyleri var. Kimine göre sapkın, kimine göre deneysel bir ilişkisi var. Deneysel. Yüzyıllardır diplerde, derinlerde yaygın olarak yaşanmakta olanın... üstünden perdeyi çekmiş ve söz konusu cinselliği Türk Edebiyatı'nda ilk kez suç olmayan bir insanlık durumu olarak resmetmiş Atilla İlhan. Bu cesur zaman cinsellikle ilgili taburları şiddetle sarsmış ve okurları yeniden başka bir düzlemde düşünmeye ne yapmış, çağırmış. Evet, tabi çok cesur bir roman. Zamanın yine ötesinde. Bu konuları konuşmak kolay değil. Ama bunun için bir Fransız karakteri seçiyor olması. Ama bizim onun Fransız olduğunu romanın içinde öğreniyor olmamız falan. Bu tabi yine bir şey. Yani en azından suçu biraz böyle daha bunu kaldırabilecek bir topluma atma çabası. Çünkü hani tamamen Laman isimli birine sen bunu söylersen Allah muhafaza da olabilir. Ama oradan hani... Böyle bir strateji bitmiş. Evet, strateji var bence. Ki mantıklı ben olsam, ben de böyle yapardım. Yani zamanına göre çok ileri, şimdiki zamana göre daha ileri. Daha ileri, evet doğru. Günümüz 70'lerden daha gerideyiz şu anda ya bazı bakımlarda. Yok ya, o kadar da değil. Gerçekten artık aslında konuşuluyor. Çok değişik platformlarda konuşuluyor cinsellik. Özellikle kadın cinselliğe çok açık açık konuşulmaya başlandı. Bir kadın neden hoşlanır? İlk kez yani Türkiye'de galiba bu konu, hatta bu kadar açık konuşuluyor. Sosyal medya sayesinde mi hocam? Evet, sosyal medyada mesela bir hesap var ki onun böyle şeyleri doluyor, taşıyor. 600 kişi falan seyrediyor bir yayınını. Ve o yayına girebilmek bile bir mesele. Mesela sadece erkeklere açık dersler var. Ama bir erkeğin o derse katılabilmesi için bir kadının ona referans olması lazım. Ne güzelmiş. Evet, o kadın ona referans oluyor. Onun telefonuna önce mesaj gidiyor. Onun telefonundan erkek aranıyor ve kabul ediliyor derse mesela.
Yok, ben şey anlamında söylüyorum. Bu kitap bir edebi eser olarak günümüze yayınlansaydı, ertesi gün Yeni Akif gazetesinde Why They Use diye başlıklar çıkarmaydı. Toplatılabilirdi yani. Toplatılabilirdi. Hassas, istismara ve bayalı açık, günümüz Türkiye'sinde dahi tavu sayılan bir konuyu, böylesi bir estetik zenginlikte Atilla İlhan'dan başkası yazamazdı, kuşkusuz diye değerlendirme var. Şimdi kitaptan belki de çoğu kişinin bileceği bir alıntı var. Onu okumak istiyorum. Çünkü aslında bu yine dedim ya en başta bütün bu konular birbirine bağlı. Evlilik, sadakat, cinsellik bunların hepsi birbirine bağlı konular. Bundan iki üç hafta önce konuştuğumuz evlilik konusunda hani iki kişi gerçekten bir evde yaşayabilir mi? Evlilik yürüyebilen bir şey mi? Güzel bir cevap bu alıntı.
Sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz. Sevdiğimiz şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali. O başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır. Arada ahenk kurulmaz, nasıl kurulsun sevdiğimizle sandığımız farklı.
Ne güzel. Ne kadınlar sevdim. Zaten yoktuların romanesk bir ifadesini yapmış Üstat. Bir tane daha, bir anıtı daha okumak istiyorum. Muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan manasını taşır.
Tekrar eder misin? Çok güzelmiş. Muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan manasını taşır. Çift demek, yan yana iki yalnızlık demek. Beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor. Onun için böyle bir hayatı içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın. Yani uzaktan. Yani şimdi... Atilla İlhanesk diye bir şeyden bahsedebilirsek edebiyatta eğer. Bu kitap onun güzel bir örneği. Aslında gerçekten yani iki insanın ilişki kurması... ...ve bu ilişkiyi istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi... ...gerçekten muazzam bir şeymiş. Çok zor bir şeymiş. Hani vardır ya böyle gümüş yıl, altın yıl, 50 yıllık evliler altın, 25 yıllık gümüş falan. Bunlar meğerse gerçekten çok kıymetli şeylermiş. Bence madalya bile verilmeli. Bir önceki kitabı dinlersek Alem Boton da bunu savunuyor zaten. Uzun yıllar boyunca beraber olan kişiler aslında ne büyük bir iş başardıklarının farkında olmalı ve birbirlerini ödüllendirmelidirler. Ki ola ki arada şeyler oldu, maceralar yaşandı. Yani o kaldıkları yerden devam etmeye aslında gayret göstermelidirler. Çünkü onu başarmak da çok önemli bir şeydir diyor. Yani kendi kendilerini takdir etmeyi unutmamalıdırlar diyor senin söylediğin bağlamda bunu yapabilenler.
Peki, çok cesurca bir şey, bir öneride bulunabilir miyim ben? Tabii hocam, dükkan senin. Eğer konu aşk bağımlılığı değil, seks bağımlılığıysa, bu konuda çiftlere çok sıra dışı bir tavsiyem var benim. Haydi bakalım, dinliyoruz. Şimdiye kadar başka bir yerde, çünkü bunu bir tavsiye olarak duymadığım için sıra dışı gibi geliyor bana.
Şimdi bizim ilişkiler içerisinde incinmemizin sebebi... ...karşı tarafın başka birine duygusal yatırımda bulunması aslında. Yani gitti, sadakatsizlik yaptı... ...ama bu sadakatsizlik yaptığı kişiye benden daha çok zaman ayırdı aslında. Onunla yemeklere çıktı, flörtler edildi, öyle oldu. Yani bir yatağa girene kadar yaşananlar aslında beni delirten. Yatağa girme kısmı değil. Çünkü aslında bu konunun böyle çok komik esprileri vardır. Kadınlar şey derler, aman tamam hadi artık ne yapalım? Bu akşam da beni güzel bir yemeğe götür de bir de sevişelim de bitsin bu gece. Kadın zaten yorgun. Çocuk bakıyor, onu yapıyor, bunu yapıyor. Çalışıyor bir yandan falan filan. Ev yemeği yapıyor, temizlik yapıyor. Aslında bence sorun kadın için özellikle cinsellik değil.
Kadın orada başkasıyla kurulan bağ. Bu durumda aslında işin profesyonelliğiyle o seks bağımlılığı idare edilse... ...ve korunaklı bir şekilde, güvenli bir şekilde... Bir seks işçisiyle diyorsun. Evet, bir seks işçisiyle bu ihtiyaç görülse ben çok merak ederim ki... ...kadının buna çok büyük mesela itirazı olacak mıdır? Şimdi tabii buna bir yandan bakmak zorundayız. Çünkü kadınlar için maalesef böyle bir şey söz konusu değil. Bunu hiç konuşmayalım bir de. Erkek seks işçileri yok mu? Vardır herhalde ama o konu bambaşka tek bir bölüm, tek bir konu olarak bence incelenebilir. Bak bunu yapabiliriz. Ama burada da soruyu soran bir beyefendi diye ben böyle giriyorum konuya, ele alıyorum.
Yani aslında seks bağımlılığını sen bu işin uzmanıyla gideriyorsan... ...işin içine bayağı ışıka duygusal şeyler sokmuyorsan, yatırımlar sokmuyorsan... ...kadının buna çok itirazı olur mu merak ederim. Bunu ben konuşulacak bir konu olarak masaya koyuyorum. Çiftler arasında bu konuşulsun derim.
Zaten seks işçilerinin topluma asıl faydasının bu olduğunu savunanlar da vardır. Zaten bu olmalı. Evlilikleri onların kurtardığına eskiden inanılmış özellikle. Bu tartışılabilir bir şey ama düşünmeye değer bir şey. Bence evet. Çünkü burada hep şudur. Neden ben değil o? Kavga budur. Sen niye gittin onunla beraber olduğun değildir ki?
Bunu niye profesyonelce çözümlenmesin diyorsun? Niye çözümlenmesin diyorum. Künye'ye geçeyim mi? Atilla İlan'ın fena, Halde Leman romanından bahsettiğimizi tekrar ben hatırlatayım. 1980 tarihli bir romana, Atilla İlan Üstad'ın. Aslında ilişkilerdeki diyalektik üzerine kurulu roman. Yani kadının içerisinde bir erkek, erkeğin içerisinde bir kadın her zaman vardır. Belki de bunlar keşfedilirse anlaşmak daha kolay olur. Her şey değişir, her şey karşıtını içerir, her şey karşıtına...
Dönüşür adlı diyelikliğin temel ilkesinden yola çıkarak kadınlar ve erkeğe atölyeden bakmış. Evet, künyeleri alabiliriz. Evet, şöyle. Tıkanma, Çakpalani Ayrıntı Yayınları, Çeviren Funda Uncu, 288 sayfa. Gulyabani'nin Bahçesi, Leyla Silimani Ayrıntı Yayınları, Çeviren Deniz Kurs'ta, 176 sayfa.
Atilla İlhan Fena Haldeleman, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 298 sayfa. Cinserliğe Nasıl Farklı Yaklaşırız? Alende Boton, Sel Yayıncılık, Çeviren Zeynep Biçer, 144 sayfa. Bize lütfen sorularınızı göndermeye devam edin. Ayrıca size önümüzdeki haftalarda bir sürprizimiz olacak gibi görünüyor.
Podcast'imizi sağa sola tavsiye etmeye de devam edin lütfen. Aman efendim şöyle güzel podcast, böyle güzel podcast diyerek. Aslında dediği gibi haftaya bir sürprizimiz olacak gibi. Evet o zaman görüşmek üzere diyorum. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapy şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.