Podcast

S3E13: Cumhuriyeti Hazırlayan Roman Kahramanları

Bibliyoterapi

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, bizleri cumhuriyeti hazırlayan roman kahramanları ile tanıştırıyor.

Efruz Bey - Ömer Seyfettin
Trablusgarp Hikayeleri - Aka Gündüz
Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin
Yeni Turan - Halide Edib Adıvar


Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.721 kelime · ~24 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekire Ümitçi. Malum okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırsınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Efendim merhabalar. Merhabalar. Bu hafta bir soru almadık. Yani aldık da onu kullanmadık. Ben kendi kafama göre bir iş yaptım. Aslında birden fazla soru almışızdır. Aslında aldığımız sorular var. Zaten sırada bekleyen sorular var ama. Aslı Perker bunların hepsini elini tersiyle bir kenara itip... Kendi çıkarlarım uğruna. Neden olduğunu söyleyeyim efendim. Kendisi başka bir planlama yaptı. Ama bence çok zevkli bir konu seçtim. Benim çok çok çok üzerine çalışmayı sevdiğim bir konu. Uzun uzun okumayı sevdiğim bir konu. Şöyle, yarın tabii bu program yayınlandığında artık yarın olmayacak. Yarın artık dündür gibi.

Evvelsi gün, evvelsi günde olacak. Öyle bir şey olacak. Yani bugün cuma günlerden, çarşamba gününden bahsediyorsun sen. Geçmiş şu anda. Salı, salıdan bahsediyor. Salıdan bahsediyorsun. Halbuki biz pazartesideyiz. Kafalar iyice karıştı mı? Christopher Nolan filmine çevirdin programı.

Transkriptin tamamını oku

Inception. Evet, şimdi şöyle. Maltepe Üniversitesi iki yıldır galiba çok güzel bir festival düzenliyor. Sen anlat, ben onu dinleyicinin anlayacağı şekilde sonra toplanacağım. Roman Kahramanları Festivali diye bir şey düzenliyor. Ben geçen yılda katılmıştım. Gerçekten müthiş. İsimlerin katıldığı, akademisyenlerin katıldığı, şeyden Türkiye'nin dört bir tarafından hocaların geldiği ve bu yıl baktım liste müthiş. Ahmet Ümit'inden, Oya Baydarı'na yok, yok yani bütün yazarlar orada toplanıyorlar. Bu gençlerin zaman karakterlerinin kostümlerine bürünüp resmi geçit yaptıkları festival mi? Evet, evet. Biz de orada mı olacağız? Biz de orada olacağız. Yarın gideceğimiz şey o mu? O, evet. Böyle çok güzel giyiniyorlar, farklı ve çeşitli şeyler sunuyorlar, piyesler yapıyorlar falan. Harika. Gerçekten çok güzel ve ilgiyle de tabii oraya isteyenler geldiği için, ilgiyle de konuşmaları dinleyen bir kitle var orada, genç kitle var. Ben de bunu çok önemsiyorum. Yani sizler bu podcast'ı dinlediğiniz esnada, biz dört gün önce bunu yapmış olacağız. Evet, bu yılın teması işte Cumhuriyet'in 100. yılında Cumhuriyet romanları bir şey seçmişler, konu başta seçmişler. Aslında buna da bir soru uydurabilirdik biz. Ben uydurmadım. Bak, dürüstçe diyorum ki biz şöyle bir şey seçtik Tuna'yla. Biz de katılıyoruz. İşte yarın konuşmaya böyle biblio terapimsi bir şey yapacağız. Fakat bizim konu başlarımız da şu oldu. Cumhuriyeti hazırlayan roman kahramanları. Hani şundan yola çıktık. Cumhuriyet böyle bir günde pat diye gelmedi. Onun bir öncesi var. Çok uzun yıllar gelişmeler var ve bu arada da yazılmış dünya kadar roman var ve bu roman kahramanları aslında zaten Cumhuriyet'e ne yapıyor?

Göz kırpıyor. Yani habercisi, ön habercisi... Ortaçağ bir günde bitmediyse, Fransız devrimi bir günde, sanayi devrimi bir günde, bilişim devrimi bir günde yaşanmadıysa, Cumhuriyet devrimi de bir günde yaşanmadı. Ki sanki bir günde yaşanmış gibi bir algı oluşuyor bazen. Öyle bir şey yok. Mesela hani şey sözü vardır ya, Cumhuriyet... ...kadınlara haklarını tepeden inmece bir şekilde verdi. Bu yüzden kıymeti bilmiyoruz falan. Mesela bunu konuşacağız şimdi bu kahramanlar aracılığıyla. Bunun arkasında ta tanzimattan bu yana süren çok zorlu bir kadın hareketi var ki... ...onun en sonunda kadınlara hakları veriliyor Cumhuriyet'ten Yani sonra. şimdi şöyle son on yıldır mesela bu konu artık daha derinlemesine, halk arasına konuştum ve baştan da akademisyenler tabii ki her zaman bu konularda tezlerini yazdılar, onlar çalıştılar ama halka inmesi özellikle genç kesime inmesi bunun çok yeni bir şey. Yani cumhuriyeti senle ben de çok seviyoruz ve tabii ki yani hani gerçekten ben hep söylüyorum Mustafa Kemal zaten benim bu dünya üzerinde en değer verdiğim

Karakterlerden biri bir şey için değil, Türk büyüğü olduğu için değil. Aklıyla, fikriyle, zekasıyla ama onun yetişmesinde bile biraz sonra bahsedeceğimiz roman kahramanlarının aslında ne desem izi var. Ve bunun genç nesle sürekli ama sürekli söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü geçmişini sevmeyerek varabileceğin bir şey yok. Bizim geçmişimiz

Anlatıldığı kadar, söylendiği kadar berbat, kötü, cahil, cühela bir geçmişimiz yok bizim. Biz çok kıymetli bir imparatorluğun çocuklarıyız. Bu yüzden ben bunun vurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Ama her imparatorluk kadar ve gibi biz de bir sürü zorluklar yaşıyoruz. Kendi gelenek göreneklerimiz kendimize göre çünkü ne de olsa bir Orta Doğu senteziyiz. Ama bu demek değil ki ondan nefret etmeliyiz.

Ben o yüzden bu konuyu seçtim. Yarın gençlere bunu anlatmak istiyorum. Yani şöyle bir şey var. Şimdi her devrim cereyan ettikten sonra önceki dönemi kötüleme ihtiyacı duyar. Çünkü kendi meşruiyetini o şekilde her gelen nesil kendisinden önceki nesli küçümseme ihtiyacı duyar. Bu doğuştan gelen belki de doğanın

O yüzden Cumhuriyet de Osmanlı'ya uzun zaman öyle davrandı ama şimdi yavaş yavaş Osmanlı'ya da Cumhuriyet'e de daha nesnel bir şekilde bakılabilen dönemler sanki başlıyor gibi. İşte bizim podcast'imizin bu bölümü de bunun bir nesi işareti. Olacak. Evet. Hemen birinci kitaba geçelim. Hemen Çalıkkuşu'na girmek istiyorum ki zaten herkes bence bunu bekliyor. Feride'den konuşmadan bir şeyden bahsedemeyiz. Cumhuriyeti hazırlayan kahramanlardan bahsedemeyiz. 1921'de Vakit gazetesinde tefrika edildi ve büyük bir ilgi gördü çalıkışı. Nedir Feride? Cumhuriyeti hazırlayan karakter olarak iyi bir aileye mensup, neşeli ve çocuksu bir genç kız. Nişanlısı tarafından neye uğruyor? İhanete uğruyor ve bunun acısıyla diyor ki ben geçeceğim Anadolu'ya ve orada Anadolu insanına yardımcı olarak... ...yarama merhem bulacağım, diyor. Ve Anadolu'ya geçerek öğretmenlik yapması, kurtuluş mücadelesi veren... ...Türk toplumu için bir umut. Türk Edebiyatı içinse Anadolu'ya geçişin bir sembolü haline geliyor. Hatta denir ki Mustafa Kemal Atatürk bile... ...Milli Mücadele Yılları'nda bu tefrikaları zevkle okumuştur. Bu doğru mu? Böyle bir söylenti var. Doğru galiba değil mi? Müthiş bir şey. Seviyoruz bunun doğru olmasını, istiyoruz yani. Evet, istiyoruz.

Ve aynı zamanda bir büyüme romanı olarak da ele alınabilir. Senin sevdiğinde bir coming of age yani genç ve çocuksu bir genç kızın... ...olgunlaşması ve gerçek dünyayı Anadolu'da tanıması romanı aynı zamanda. Sonra 1937'de...

Artık ikonik hale geldikten sonra bu roman, Reşat Nuri Güntekin bu kitabı biçimsel ve içeriksel... ...pek çok değişiklik yaparak yeniden yayınlamak istemiş. Bu sefer de Yeni Gün gazetesinde tefrika edilmiş. Romanın gerçek bir hayat hikayesine dayandığı, romanda adı geçen öğretmen Feride'nin... ...Zeyniler Köyü'nde öğretmenlik yapmış, Feride Polat olduğu da... ...kitap hakkında çıkan, ne denir, söylencelerden bir tanesi.

Yani şimdi Türk toplumsal hayatına işte bazı haklar, özgürlükler ve kadının toplumsal statüsü ve konumu çerçevesinde yani kadının kimliği Tanzimat Fermanı sonrası giriyor. Tanzimat Fermanı ne zaman imzalanıyor? 1839 mu? Galiba öyle, yani 1839-1840 diyelim. Çok erken bir tarih aslında. Tanzimat Fermanı'ndan sonra zaten kadınlara verilen bazı artık özgürlükler var. Daha doğrusu eğitimle ilgili çok önemli kararlar var. O da şöyle, mesela bir saniye bir alıntı yapmıştım, okuyayım. Tanzimat fermanı ile kadına bir dizi sosyal haklar tanınmış. Kız çocukları ve kadınlar için eğitim kurumları hemşirelik okulları açılmıştır. 1847 yılında cariyelik kurumu kaldırılmıştır. 1858 yılında arazi kanunnamesi kabulüyle

Mirastan kız çocuklarına da erkeklerle birlikte eşit pay verilmesi kararlaştırılmış, kadınların siyasi ve hukuki haklarında iyileşmeler sağlanmıştır. 1869 yılında marifi umumiye nizam namesi kabulüyle kız çocuklarının eğitimi tıpkı erkek çocuklar gibi zorunlu hale getirilmiş kız rüştiyeleri, kız sanat okulları, kız öğretmen okulları açılmıştır. Yani görünen o ki tarih Cumhuriyet'e doğru akıyor zaten. İşte zaten bundan sonra zaten ikinci meşrutiyet geliyor. Oradan işte kadınlar öğretmenlik, hemşerilik yapmaya başlıyorlar. Ebelek mesleklerini icra etmeye başlıyorlar. Kurtuluş Savaşı'nda, daha doğrusu pardon Birinci Dünya Savaşı'nda zaten biliyoruz ki artık memur olarak da atanıyorlar vesaire. Şimdi gümbür gümbür gelen zaten yeni bir hayat var. Ve Feride bunun aslında romanda ete kemiğe bürünmüş hali. Hasan Hale Yücel işte efsane Milli Eğitim Bakanı ve Can Yücel'in rahmetli babası olan. Roman hakkında demiş ki Çalıkuşu bizdik. Çalıkuşu memleket, Çalıkuşu idealdi. Aydın'la halk onda karşı karşıya gelmişti. Çalıkuşu gelinliklerini atıp Anadolu'ya köy hocası olarak giden Feride değildi. Feride de halka hizmeti, ...halka muhabbeti sevdik. Kırık dökük de olsa belki de böyle kırık dökük olduğu için... ...köye dağ üstü silahı duyduk. Kısaca Çalıkuş'un da vatanımızı sevdik. Evet. Feride bir Notre-Dame de Sionlu... ...şeyken, mektepli yani bir hani... ...kızken, işte bir kalp kırıklığı yaşıyor ve onun sonucunda aslında... ...kendini Anadolu'da buluyor. Hani ideolojik bir yanı yok. Fakat gittiği yerde gerçekten... Şey davranıyor yani gittiği yere de uygun davranıyor yahut öğretmenliği de seviyor. Gittiği yer ona çok uygun davranmıyor. Evet orada çeşitli her yerde işte Çanakkale'ye de ayrı isim takıyorlar. Şeyde ayrı isim takıyorlar. Bursa'da ayrı isim İpek Böceği diyorlar mesela Bursa'da. Ondan sonra işte her yerde farklı isimlerle. Kuşadası'nda yine güzelliğiyle çok dikkat çeken bir kadın. Ve tabii ki yani sadece güzelliği değil, tavrıyla bir İstanbulluluğu getirmiş oluyor Anadolu'ya. Orada tacize uğramaması mümkün değil. Mesela çalıştığı evlerden bir tanesinde evin sahibi, paşamı işte her neyse o aşık oluyor Feride'ye. Zaten evliyken mesela Feride'ye, hanımından da izin alıyor ve Feride'ye evlilik teklif ediyor. Feride kabul etmiyor, oradan ayrılıyor. Yani aslında bak burada hafif hafif bu Türk şeyine, Türk kadın haklarına diyeyim. Geçişlerin romağında böyle şeyini görüyorsun Feride aracılığıyla. Yani Feride'nin ikinci eş olmayı kabul etmemesi ama hala böyle bir olasılığın olabilmesi. Ki bunlar Batı Anadolu'da geçen şeyler. Tabii tabii. Erzurum'un Oltukasabası'na gitmiyor sonuçta yani. Ama mesela orada bile işte diyorlar ki Feride mesela 12 yaşındaki erkek çocukların karşısına çıkacağı zaman diyorlar ki ona göre giyin peçetak diyorlar mesela. İşte yani şeyle hala devam eden Anadolu'yla Batı'nın çarpışması çok güzel var. Ama işte dediğim gibi yani Feride karakteri yavaş yavaş oluşmaya başlayan Türk kadınının bir öncü kurgu ya da işte gerçeklere dayanın ama kurgu halidir. Bir hatıra defteri formunda düzenlenmiş romanda Feride kendisini yabancı bir şehirde, bir otel odasında anılarını yazarken geriye dönerek çocukluk ve ilk genç kızlık dönemlerini anlatıyor bize. Aslında Reşat Nuri bunu Darül Bedai için İstanbul Kızı adıyla dört perdelik bir piyes şeklinde kaleme almış.

O daha da önce, 1921'den de önce o zaten. O yüzden bu kitabı da önemsiyorum. Darül Bedai İdaresi ile anlaşamamış fakat çeşitli konularda. Bu yüzden tiyatro projesi sıra ufak aldırılmış. O da demiş ki ben bunu roman yapayım bari. Kendisi de babasının mesleği öğretmenlik olduğu için Anadolu'yu gezip görmüş bir kişi Reşat Nuri Güntekin. Anadolu'nun yoksulluğunu ve eksikliklerini gerçekçi bir bakış açısıyla bu şekilde çalık uçuna yansıtmış. Evet, Çalık'ı şundan yine çok önemli, zaten kendisi de Cumhuriyet öncesi önemli bir karakter olan, roman kahramanı gibi bir karakter olan ama aynı zamanda çok önemli, kadın roman kahramanları yaratmış, Cumhuriyet'i gene hazırlayan. Halide'yi de geçelim mi? Geçelim tabii.

Reşat Nuri'den sonra halde edip iyi gider. Evet, halde edip. Yeni Turan. Önce Handan'ı düşündüm. Çok severim ben Handan'ı ama... ...Yeni Turan'da bir karakter var ki ondan bahsetmeden bence... Kaya mı? Kaya, evet. Bu konudan bahsedilemez. Kaya kadın bu arada. Evet. İsmini çağrıştırdığının tersine. Evet. Ama zaten erkek gibi yetiştiriliyor ki bu erkek gibi... ...tırnak içine alalım.

1912'de Tanin gazetesinde tefrika edilmiş bu da. 1908'de ilan edilen ikinci meşrutiyet sonrası ortaya çıkan siyasi ve sosyal olayları irdeleyen bir tezli roman. Yani tezli roman ne demek? Yazar önce bir fikri savunmaya karar veriyor. Sonra da nasıl bir roman yazsam da bu fikri en iyi şekilde savunsam diye düşünerek... ...ona uygun bir olay örgüsü kurguluyor. Değil mi? Buna tezli roman diyoruz biz. Yeni Turan'da bunlardan birisi. Eski dünyanın yıkılıp onun yerine yeni bir Türklük dünyasının kuruluşu heyecanıyla yazılmış olan bir haldeydik romanı.

Şöyle bir alıntı yazmışım. Hiç karakteri olmayan, son moda olarak nitelenen, yepyeni, geçmişi ve kişiliği olmayan eşyalar içinde Kaya'yı eski ve antika bir müze yüzü gibi burada yabancı buldum. Onun çevresine kendi atalarının karakterini vermek istediği canlı kişiliği olan eşyasından sonra bu kanepeler, perdeler, aynalar ona ne söyleyecekti? Yani şimdi bunlar da böyle taşınıyorlar yeni semte.

Ve orada yepyeni bir hayat, yenilikler var ve Kaya kendini bunun içerisine oturtmaya çalışıyor. Bu arada işte Hamdi Paşa diye biriyle evleniyor. Ama bunu kabul etmesinin sebebi, mesela Hamdi Paşa ile evlenmeyi kabul etmesinin sebebi bir davaya hizmet edeceğini düşünmüş olması. Bu dava tabii ki yeni işte Türklük davası, Anadolu davası. İki tane de parti var değil mi? Bir Turancıların partisi var, bir de Osmanlıcıların partisi var. Kurgusal partiler bunlar. Bunların arasında bir siyasi çekişme sürüyor.

Hamdi Paşa bir tarafını temsil ediyor. Kaya daha yükselen yeni nesli temsil eden bir karakter. Kaya Hanım diyelim ki tekrarlamış olalım onun bir kadın olduğunu. O da bir kadın öncü karakteri aslında yaklaşan Cumhuriyet'in. Halide Edip mesela bu romanda Kaya'nın kılık kıyafetine hemen hemen hiç ehemmiyet göstermiyor. Onu süslemiyor, püslemiyor. Bu çok önemli. Çünkü yeni dönem kadınının süsü püsü artık feracesi kıyafeti kaftana usubusu değil. Yeni Türk kadınının diyeyim süsü püsü aklı, fikri ve davası.

Onun süsüpüsü aklı fikri davası. Evet. İşte bu şey yeni bir milli bilinç edinen bir toplumun heyecanını yansıtan. Çünkü milliyetçilik zaten akımına biraz da geç katılmış. Türkler geç katılmıştır yani milliyetçilik akımına. Mecburen de katılmış oluyorlar. Aslında yine tanzimatla beraber yani. Abdülmecit değil mi tanzimatı ilan eden padişahımız? Kaçınılmaz imparatorluğun merkez halkı olduğu için şimdi Bulgarlar Bulgarlık davası gidiyorlar. Yunanlı Yunanlık davası gidiyor. Güneyde Arap Araplık davası gidiyor. Sırp Sırplık davası gidiyor. İşte geriye kalanlar da biz de Türklük davası gidelim ki bizim kimliğimiz de budur. Biz de şanlıyız. Biz de şerefliyiz deniyor ve bunun etrafına iddiat ve terakiye odaklı bir ne kuruluyor? Bir söylem.

Kuruluyor yani ve bu milli edebiyat akımını ortaya çıkarıyor aynı zamanda. Evet yani Cumhuriyet yavaş yavaş zaten. Gürül gürül geliyorum hocam. Şey yani şekillenmeye başlıyor zaten. Yani Cumhuriyetin kadını daha o zamandan şekillenmeye başlıyor. Boşuna değildir. Yani daha sonra mesela Cumhuriyetin ilanından sonra kadınların hemen yani hani daha böyle iş hayatının içine girmiş olması yahut benim annemlerin döneminin kadınların işte okumaya önem vermesi yahut vatana hizmete önem vermesi. Ben hep diyorum yani ben memur çocuğuyum. Annem babam benim İzmirli.

Babam üniversiteye bitiyor, Ege Üniversitesi'ni bitiriyor, ziraat mühendisliğini. Bu arada da şeker fabrikalarından, şeker fabrikaları ağır şeyden şey almış, burs almış okurken. Bu sayede çok iyi bir eğitim almış işte. Fakat şeker fabrikalarında çalışarak kendi vicdani görevini yerine getirmek istiyor daha sonra. Anneme soruyor mesela, annem o zamana kadar İzmir'den hiç çıkmamış, sadece İstanbul'a gelmiş biri.

Diyor ki Feryal şeye de gidebiliriz. Anadolu'ya gidip şeker fabrikalarında çalışabiliriz. Benim onlara bir borcum var. Yani aslında hani maddi olarak bir borç olsa da onu çalışıp da ödeyebilir. Bir gönül borcu olarak görüyor. Ama gönül borcu bir ideoloji olarak görüyor. İstersen ama diyor bana diyor Piyale'den iş teklifi geldi. Pihalede de kalabiliriz. O da zaten İzmir'in göbeğinde Pihali Fabrikası, o zaman Bayraklı'daydı. Bunlar karşıya kadar, 10 dakika evlerine. Özel sektöre geçebilirmiş aslında. Pihalede de iş teklifi aldım, orada da çalışabilirim üst düzey olarak. Annem diyor ki, olmaz bizim bu memlekete bir borcumuz var, biz onu tabii ki ödeyeceğiz. Ve sonra 25 yıl Anadolu, çeşitli kazalar, kar, fırtına falan filan. Böyle nesiller gördü bu memleket. Böyle nesiller. Şimdi onların habercisi işte bak bütün bunlar ne diyorum yani bunlar mesela şimdi benim annem okumadı mı Reşat Nuri halide edip ya da işte onun nesli okumadı mı babam okumadı mı? Bunlar hep böyle zaten onların içerisine zerk ettirilmiş ideolojiler. E zaten edebiyatın numarası da budur. Sonuçta şeyi baktığın zaman Fransız devrimi ya da... ...işte İngiliz aydınlanması, Avrupa ideolojileri hep edebiyatın içerisinde değil mi? O Amy Zola'nın, Flaubert'in, Robespierre hikayelerinin içerisinde... ...şey yaparak, demlenerek şey olması senin deyimin ne? Zerk olması.

Evet. Bir anda yani hani bir cumhuriyet kadınından mesela bahsediliyor ya, o kadın güçlü bir kadın, Atatürk'e inanıyor, vatanın, devletin... Robespierre dedim, Chateaubriand diyecektim. Pardon Robespierre sonuçta devrim lideri, evet. Tamam.

Hani böyle şey, işte köy institüslerinde gidiyor, çalışıyor, meslek liselerinde öğretmenlik yapılıyor falan filan... Bunların başlangıcı zaten işte bu romanlarda gördüğümüz, Yeni Turan'da gördüğümüz, Çalıkuş'un da gördüğümüz, birazdan konuşacağımız diğer romanlarda gördüğümüz karakterler zaten. Türkçülük yani bu aslında. Tabii Türkçülük deyince bugün anlaşılan anlamıyla bir ilgisi yok. Evet, o yüzden ben kullanmaktan imtina ediyorum doğrusu. Ama eski Türkçüler şimdikilerle alakası olan bir şey değil. Eski Türkçüler entelektüel bir dava peşinde olan bir milli şuur yakalamak isteyen. Bunun peşindeki yani o dönemin bağlamında ele alınması gereken bir şey, duygu. O döneme göre ilerici olan.

Bir şey zaten yani ümmetten çıkıp millet olmaya çalışan bir toplumda... ...o milli bilinci uyandırmaya çalışan ilerici insanlar. Okumak istediğin bir alıntı mı var? Yok. Araya geçelim mi diye soruşturdum. Evet geçelim. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar... ...kitapların şifasına inananlar için bibliyoterapi ne yapıyor? Devam ediyor efendim.

Şimdi madem şey dedik, yavaş yavaş her şeyin değişmesi, dönüşmesi Cumhuriyet öncesinde dedik. Ben izninle Ömer Seyfettin Efruz Bey'e geçmeyi çok isterim. Bu çılgın karakter. Gerçekten Ömer Seyfettin'den beklenmeyecek kadar çılgın bir karakter Efruz Bey. Her hikayede bambaşka bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Evet, Ömer Seyfettin ağırbaşlı bir yazardır aslında. Ama işte bu Efrus hiç öyle biri değil. Bazen hoppa, bazen bir sosyolog, bazen aptal, bazen akıllı. Çok değişik bir karakter. Sosyopat aslında. Bir nevi. Türk sosyopatı denilebilir. İlk olarak 10 Aralık 1919 tarihinde yayınlanmış. Vakit gazetesinde, evet. Beğenilmesi üzerine Öykü olarak yayınlanıyor aslında. Sonra Öykü'nün ana kahramanı Efruz Bey'in yer aldığı bir hikayeler dizisi. Beş tane daha yayınlıyor. Çoğu eleştirmem tarafından bu Öykü dizisi bir roman olarak telakki ediliyor. En başında zaten bunun bir roman olduğu duyuruluyor. Ben bundan herkes emin olsun diye inanmayacaksın.

Bu tartışmaya bir nokta koyacağım bugün. Bir nokta hemen şu an koyuyorum ve diyorum ki, vakit gazetesinde 8 ve 9 Ocak tarihinde bir ilan yayınlanmış. Şöyle diyor. Yeni tefrikamız Efruz Bey. Fantezi roman muharriri Ömer Seyfettin. Bu aynen oradan alınmış şeyi okuyorum ben şu an. Bir müddetten beri gazetemizde tefrika ettiğimiz küçük Lord romanı yarınki nüshamızda hitam buluyor. Çarşamba gününden itibaren Ömer Seyfettin Bey'in Efruz Bey ünvanlı romanını tefrika etmeye başlıyoruz. Efruz Bey, memleketimize ait tiplerin ve bazı meyil ve itiatların sanatkarane bir mübalağa ile çizilmiş bir karikatürü hükmündedir.

Roman beş fasıldan ibarettir ki her biri uzunca bir küçük hikaye addetmek mümkündür. Bu fasıllar şunlardır. Hürriyete layık bir kahraman, asiller kulübü, bilgi bucağında, açık hava mektebi, beyaz serçe. Karikatürüze bir karakter gerçekten. Hani günümüz romanından beklenen kişilik derinlikleri pek yok. Ömer Seyfettin'in öyle bir derdi de yok. O dönem edebiyatının böyle dertleri de zaten pek yok. Çünkü Aslılan burada bir tezibi fikri, bir fikirler dizisini savunmak toplumsal dönüşünde. Efruz Bey de nasıl bir tip tip yani daha çok bu. Fikirleri, karakterleri, tavırları, hatta kılığı bile değişken birisi. Yağcı, yaltakçı, liyakatsız birisi. Her devirde, her nabza göre şerbet veren, yüzsüz ve omurgasız bir kişilik. Üst düzey kişilere yakın olmaya çalışıyor. Değişken durumlara göre çıkarını kolluyor. Yüzsüzlüğü sayesinde ün peşinde koşuyor.

Ahmet bir de zengin bir ailenin oğulları bizim bir de mahallelimiz Nişantaşı'nda yaşıyor kendisi. Efruz Bey okumayı sevmeyen, gereksiz gören, bilgi sahibi olmadan fikirler beyan eden ve görüşlerini seminerlerde bile dile getirmekten kaçınmayan, kibirli, kurniyen, iğrenç bir insan. Kısaca Efruz Bey, fakat ne bu da cumhuriyeti hazırlayan karakterlerden biri diyebilir miyiz? Tabii ki diyebiliyoruz. Çünkü şimdi burada çok önemli bir şey var. Bu hikayelerin her birinde bu Efruz başka bir karaktere hakikaten bürünüyor. Mesela tam bir görüş bölümünde Efruz bir sosyolog ve

Kitaba karşı hayatı savunuyor. Teoriye dayanan kitabi sosyologları halkı tanımamakla eleştiriyor. İşte batıdan Durkheim, bizden Nedim, damat İbrahim Paşa'nın adlarını anıyor. Ve işte sürekli bir yerlerde bir takım konferanslar veriyor diyebiliriz. Böyle aşırı batıcı özenti Aydın tipinin ironik bir şekilde aslında Sarakay'a alınması. Şimdi şöyle kahramanlarla karşılaştırılmış uzmanlar tarafından mesela... ...Abdülhakşin Asihsar'ın Fehim Bey ve Biz romanındaki Fehim Bey'le... ...Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ndeki Halit Ayerci'yle... ...Yusuf Atılga'nın Aile Kadar romanındaki Bay Ceyle ve Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanındaki... Onların öncüsü. ...Turgut Özben'le. Yani bu soy ağacının öncüsü olarak görülüyor. Öncüsü tabii, kesinlikle. Niye bakımdan öncüsü? Delilik.

Kaçıklık, delilik. Gerçekten sıra dışı bir karakter. Sıra dışı bir de kafası karışık bir karakter. Yani Batı değerlerine aşırı hayran. Ama kendi şeyinden, kendi içinde büyüdüğü kültürün DNA'sından da kurtulamayan, bu arada kafası karışık ve kafa karıştırmaya çalışan, oradan oraya savrulan, henüz omurgasını bulamamış bir adamdır Efruz Bey. Ama bak şimdi şunun için biraz önce dedin ya hani bu bize peki bu bizi Cumhuriyet'e hazırlıyor ama evet çünkü

Bölümlerle konuşulan çok önemli meseleler var. Mesela Cumhuriyet öncesi kültür sanattan konuşulması var. Lale Devre Rönesans'tır diyor mesela. İşte biraz önce Durkheim'den bahsediyor. Arkadaşlar biz Durkheim'i yeni duymuş olabiliriz ama 1912'de bir romanda, bir Türk romanında hem de Efruz Bey gibi çılgın bir romanda Durkheim'den de bahsediliyor. Yani biz onun için diyorum, biz o kadar böyle hani geçmişte boş beleş yaşamış bir millet falan değiliz. Yok canım haşa. Okumuş etmiş. Bunları tartışmış. Mesela Latin harflerine geçiş tartışılıyor. Şundan bahsediliyor. Yani Latin harflerine geçilsin mi? Arap harfleri ıslah mı edilsin? İşte Türkçe ve Arapça sözcüklerin yazılışı gibi konular. Bunlar zaten tanzimattan beri konuşulan konular. Bir de Osmanlı'nın aslında şöyle bir şey var, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde şimdi bizim onlar da onu şöyle yapsalarmış, bunu da böyle yapsalarmış keşke dediğimiz şeyler var ya bunların hepsi düşünülmüş zaten arkadaşlar. Yani ta şeyden biri Abdülhamit zamanında da düşünülmüş, ondan sonraki ihtiyaççılar döneminde de düşünülmüş. Bütün olasılıklar yani yapılabilecek bütün şeyler İmparatorluğu kurtarmak için

Aslında hepsi masaya yatırılmış. Çünkü adamların da ve kadınların da en az bizim kadar aklı fikri kültürü var o zaman. Ve ne yapılabilir ne yapılamaz bunlar tetkik edilmiş ve yapılmaya çalışılmış. Elden geldiği kadar da yapılmış. Tabii mesela o 2. Abdülmecid'in yani Tanzimat o dönemi aslında zaten Mısır'la çok ağır koşullar altında. ve Mısır'ın şeyini İngiliz, Fransız işte hatırlamıyorum şimdi ama yönetimini en azından yönetimsel kararlarını onlarla paylaşmak gibi bir zorunluluğa gidiyor. E şimdi yani zaten ödünler verilmeye başlanmış ama mecburen verilmeye başlanmış çünkü artık dünya her taraftan sıkıştırıyor. Senin tamamen üzerine doğru gelen bir muhalif çok güçlü rüzgar var. Artık senin dayandığın eski dünya. Zemin ayağının altından kaymış ayakta durmaya çalışıyorsun. Bir yandan batılılaşıyordu mesela. Çünkü hakikaten yeni döneme, yeni devre ayak uydurmaya da çalışıyor. Dünyayı aslında ayak uydurmaya çalışıyor bir yandan. Daha efendi, daha medeni olmaya çalışıyor.

Yani vay efendim onlar da şöyle yapsalarmış diye bugün düşündüğümüz şeyler araştırınca görüyorsun ki zaten onu yapmayı ya da yapmamayı zamanında düşünmüşler insanlar. Atatürk'te bütün bu düşünce ve eylem mirasının üzerine aslında hepsinin iyi taraflarını toparlayarak Cumhuriyet ortaya çıktı. Zaten şimdi o da bunların bir sonucu, bir adam ya. Bütün bu süzgeçten geçiliyor ve 1881'de Selanik'te Atatürk doğduğunda zaten yani Mustafa Kemal doğduğunda zaten bütün bu romanların etkisi var, bütün bu geçmişin etkisi var. İşte neydi o Genç Osmanlar mesela benim çok güldüğüm bir grup o. Evet.

Genç Osmanlar şey öncesi değil mi? İttihat, terakki öncesi. Jön Türkler. Jön Türkler, Jön Türkler, Genç Osmanlar. Romanda da zaten Efruz Bey Jön Türk olduğunu söylüyor. Efruz Bey her durumda başka bir şey olduğunu söylüyor zaten. Şimdi Jön Türkler daha sonra İttihat ve Terakki'yi kuruyorlar. 2. Abdülhamit'e de 2. Meşrutiyet'i ilan ediyorlar.

Fakat Jön Türklerin öncüsü Genç Osmanlar ve 1865'te kurulan... ...Genç Osmanlar Cemiyeti'nin içinde Namık Kemal de var mesela. Tüzüklerini de İtalyan Karbonari Cemiyeti'nden örnek almışlar. Genç Osmanlar. Şimdi yani bunlarda sonra İttihat Terakki'ye dönüşüyor ya... ...yani Mustafa Kemal'in oluşmasında oradaki Efruz Bey'in... ...oradaki Namık Kemal'in, Mithat Paşa'nın bunların hepsinin etkisi var.

Ayarsız bir batıcılık var orada sadece bazılarında görünen. Yani bizim bütün geçmişimiz tukakadır, batadan gelen her şeyde süperdir diye düşünen. Efruz Bey aslında bu insan tipinin eleştirisi bir taraftan. Yani o bakımdan Cumhuriyet'i hazırlıyor. Çünkü Cumhuriyet hazırlanırken... Bunlar da var. Yani bu karakterler de var ve bu karakterlerle çatışarak da bir taraftan hazırlanıyor. Tabi tabi kesinlikle. Bu arada şeyde kitapta pek çok zamanın önemli ismini de bulabilirsiniz. Yani name dropping yapıyor ya da şimdi ne diyorlar dump mı diyorlar hani böyle isimleri veriyor. Namık Kemal de dediğim gibi bu hikayelerde yer alıyor. Pertem Nail'i bu arada Efruz Bey'i yazarın Don Quixote'si olarak saymış. Yani böyle ayarsız bir şekilde her davanın içerisine girip... ...ondan sonra sonuç almaya bakan ve sürekli hüsranı uğrayan bir karakter olduğu için sanıyorum. Evet. Şimdi Selanik Melanik demişken son kitabımıza gidelim mi? Gidelim. A.K. Gündüz.

Şimdi bak, Ankara Gündüz'den bahsetmek çok zor, bunu biliyorum. Çünkü çok dağınık. Yani doğru düzgün tanınmayan bile. Bir de unutula yazmış bir yazar sanki. Tabii ki, unutula yazmış, aynen. Unutula yazmamış bir yazar, tamamen herhalde unutulmuş. Zaten kitaplarını da bulamıyorsun kolay kolay. Nadir kitaptan falan bulmak zorunda kalacaksınız. Ben Aka Gündüz'ü nereden biliyorum dersen, sana da anlattım. Sekiz yaşında Eskişehir'deyken ilk Üvey Ana diye bir kitap okudum ben. Babamın kütüphanesinden ama Aka Gündüz'dü. Üvey Ana. Üvey Ana ve gerçek dehşete düştüğümü, büyük bir travma yaşadığımı hatırlıyorum. Ondan sonra benim ilgimi çekmiş bir şeydir, isimdir. Yani gördüğüm yerde gördüğüm şeyine bakarım. E şimdi Aka Gündüz'ün çok önemli bir şeyi var. Bütün kitapları zaten bir davaya hizmet eder. Kendisi 1884'te Selanik'te doğmuş. Gerçi Kadı Hüseyin Avni. İttihatçı, tam bir ittihatçı kendisi. Hatta 1909 ayaklanmasını bastırmak için Selanik'ten hareket eden hareket ordusunun içinde. Evet. Bizzat yani. Tam böyle yobaz slayer.

Bir şey, karakter. Genelde Trablusgarp ve Balkan savaşları ve bozgunlarında dolayı çok üzgün bir yazar. Hatta Bozgun diye bir şiir kitabı var. Rumeli'ndeki kaybedilen topraklar ve orada verilen kayıplarla ilgili üzüntüsünü gösteren. Cumhuriyete giden yolda milli edebiyat döneminin en üretken yazarlarından birisiymiş. Bu aşırı üretkenlikle senin bahsettiğin dağınıklığa yol açmış olabilir.

Evet. Yani şey çünkü dediğim gibi bir de çok dava adamı ya didaktik tabii yani biraz böyle şey var. Ama o dönemde, yani bu da çok şaşırtıcı değil. Belki şeyi hatırlarsınız, İki Süngü arasında romanını hatırlarsınız. Bu daha çok bilinen bir romanıdır. Mesela İki Süngü arasında romanında bir Emine karakteri var. O Emine karakteri yine Türk kadını, Yeni Cumhuriyet'in Türk kadınını hazırlayan bir karakterdir. Bizim bahsettiğimiz kitap Türk Kalbi. O da öykü kitabı zaten. Yani 17 tane falan öykü var içinde. Öykü var içinde. Türk Kalbi o öykülerden bir tanesi.

Evet. Hayır, Trablusgarp hikayeleri Türk kalbinin içindeki öykülerden bir tanesi. Ben ona değinmek istiyorum. Öyle mi? Tabii tabii. Şimdi onun bu hikayelerinin aslında büyük bir bölümü Anadolu'dan Trablusgarp'a gönüllü asker gönderilmesine teşvik amacı taşıyor. Dediğim gibi yani hep bir davası var. Mesela Haber 2 Bayram, Trablusgarp'ta İtalyanlara karşı Türk-Arap dostluğuna vurgu yapıyor. İşte donanmasızlığımızdan doğan sıkıntıları hafifletmek için halkı donanma cemiyetine gitmeye teşvik amacını taşıyan şeyi var, hikayesi var. Bak bunu hatırlamak güzel aslında çünkü Trablusgarp Ortadoğu gibi değil. Türklerle Arapların...

Evet. Omuz omuza İtalyanlara karşı savaştıkları bir yaş. Evet. Mesela şöyle bir şey var. Trablusgarp'a çok önem veriyor. Balkan Harbi'ne de yine çok önem veriyor. Çünkü bunların yine cumhuriyete giden yolda... ...çok önemli bir şey olduğunun farkında. Kayıp olduğunun, savaş olduğunun, mücadele olduğunun farkında. Yani kişisel mücadele de olduğunun farkında. Mesela Enver Paşa var. Onun annesi Trablusgarp hikayelerinde işte kadın, çoluk, çocuk, herkesi savaşmaya bak. Daha Kurtuluş Savaşı yok ortada. Çok önce yazılan bir şey bu metin. Kurtuluş Savaşı falan yok ve oradaki kadın ana halkı kadınları da savaşa davet eder. Anadolu'ya geçin der, savaşın der.

Yani bu kitaptaki cumhuriyeti hazırlayan kahramanımız... ...Evmelpaşa'nın annesi mi? Annesi aslında bence. Çünkü yani bir Anadolu destanını daha oradan... ...daha doğrusu Kurtuluş Savaşı destanı bence bu kitapta... ...ilk olarak zaten daha yaşanmadan fikren yazılmıştır. Ta tam olarak bu bitti benim için. Ben bunu söyledim tamam. Şu an buldum cümleyi. Budur yani. Anlatabiliyor muyum? Bana Şifami falan sorma öyle bakma. Bir fikir ortaya çıkmış yani burada.

Evet, burada bir fikir var. Çok önemli bir fikir var. Ve sonra zaten bunu Türk milleti canlı canlı yaşıyor. Bir kıvılcım mı yakmış hocam? Yani bu şey gibidir ya, Halde Edip'in Sultanahmet Mitingi gibi bir şey yani. Önemli. Ben hep gerçekten onu ona benzetiyorum. O yüzden herhalde bunu söylüyorum. Çok önemli ve bak bütün bu bahsettiğimiz romanlar, Efrus Bey hariç aslında aynı şey. Yani Kurtuluş Savaşı'nın çok bunlar öncüleri zaten. Hep Anadolu'ya giden, orada savaşan, orada ayakta kalmaya çalışan, orada yeni bir şeyler göstermeye çalışan bir Türk kadını, yeni bir karakter. Yani bunlar hakikaten çok önceden zaten neyin ne olacağı biliniyormuş. O Kurtuluş Savaşı'na biz daha 1912'de hazırmışız.

Evet, zaten bir görüşe göre de Balkan Harbi... ...Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı... ...aynı savaşın veçeleridir... ...diyen bir görüş de vardır. Yani aslında... Evet. Ta Balkan Harpleri, iki Balkan Harbi... ...onun sonrasında gelen Cihan Harbi ve sonraki İstiklal Harbi... ...bunlar aslında aynı savaşın farklı süreçleridir. Yani o kadar uzun sürmüş bir şey var aslında. Evet. Mücadele süreci var yani. Evet. Diyeceğim budur.

Çok güzel bağladın sonunda. Tebrik ediyorum hocam. Teşekkür ederim. Bu programımız da Cumhuriyet'in 100. yılına bizim naçizane armağanımız olsun o zaman diyerek. Künyeleri okuyayım ben. Bir saniye. Aka Gündüz, Türk Kalbi, Trablusgarp hikayeleri ve şeyi de söyleyeyim, iki süngü arasında yine Aka Gündüz, Toker yayınları bu. Bunları bulmanız çok kolay olmayabilir ama ben şunu gördüm ki bu biblioterapi okurlarımızdan, dinleyicilerimizden, pardon gelen e-maillerden ve bulmak isteyen her tür buluyor. Geçenlerde bayağı uzun uğraşlar sonucu, bilmem kaç lira sonucu getirtilen bir kitabın fotoğrafını çekip bana dinleyicimiz göndermiş. Teşekkür ediyorum kitaba aldım diye.

Arayan buluyor. Ha bulamadınız, size şunu öneriyorum. Aka Gündüz Hikayelerinde Milli Kimlik diye bir tematik inceleme var. Son Çağ Akademi'den çıkmış, yazarı Dr. Cengiz Karataş. Karataş, pardon, 143 sayfa. Ben de ondan yönerlendim.

Gerçekten mi? En kötü bunu edinebilirsiniz. Ömer Seyfettin Efruz Bey, 3 harfi yayıncılık 195 sayfa. Yeni Tuğran Halide Edip, can yayınları 160 sayfa. Ve Çalıkuşu Reşat Nuri Güntekin, İnkılap Kitabevi 544 sayfa.

Bize e-mail gönderin lütfen. Bu hafta böyle yaptım. Kusuruma bakmayın. Ama söz sorulara cevap olarak cevap vermeye devam edeceğiz. Detaylı bilgileri aşağıda bulabilirsiniz. E-mailimiz biblioterapi at podbimedia.com Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, itsel fırtanalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)