
6.030 kelime · ~30 dk okuma
Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekir Elmitçi. Maanim okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırsınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.
Evet merhabalar. Merhabalar efendim. Bugün kavga dövüş olmadan biterse ne mutlu bize. Karakolda bitecek bir bölümde karşınızdayız. Evet öyle olacak bir bölümümüz var. Gerçekten çok gerginim. Havalarda uçuşacak. İnanmazsınız derin nefes aldım verdim. Çünkü zaten Tuna Kiremitçi ile üzerinde asla anlaşamadığımız... ...ama aslında benim zaten kendi içinde de asla anlaşamadığım bir çelişkili bir konu. Hiçbir kadınla hiçbir erkeğin anlaşamadığı bir konu. Ve sonuçta devreye avukatların girdiği... ...bir konuyla huzurlarınızdayız. Okuyorum o zaman ben sorumuzu. Sorumuzu okuyalım, evet. Konumuz ne? Evlilik. Merhabalar, ben Gülsu. Bir yıldır nişanlıyım. Yakında da evleniyoruz. Fakat çok gerginim ve korkuyorum. Mutlu evliliğin sırrı nedir? Hangi kitaplar bana yol gösterebilir? İyi, tamam. Ben elimden geldiğince az sarkastik olmaya çalışayım.
Hayır, hayır öyle olmaz. Çünkü o senin doğal halinle çok tabii ki güzel oluyor. Sen lütfen her zamanki Tuna ol. Ayrıca bu sabah çok erken saatte okuduğum bir e-mail de diyor ki, onu da ekleyeyim hemen. Şey işte bir diyor şeye kapılmışsınız diyor hani bölümler uzun oluyor falan diye tedirgin olmuşsunuz. Son bölümü de diyor böyle hani o yüzden biraz kısa kesmeye çalışmışsınız.
Ne olur öyle yapmayın. Biz sizin muhabbetinizi çok seviyoruz. Tuna Bey'in şeylerini kısmayın lütfen diyor. Sarkastik şeylerini, ne denir ona, yorumlarını lütfen kısmayın diyor. O yüzden buyurun. Teşekkür ederiz ama... Olduğunuz kadar, olabildiğiniz kadar. Evlenmek isteyen gençleri de çok fazla burada boyunlarını bükmeyelim tabii. Yok zaten şöyle yani aslına bakacak olursan ben şey olarak hazırlandım. Yani seçtiğimiz kitaplar da öyle gerçekten. Bu evliliğin sırrı nedir diye anlatmaya çalışan dili döndüğünce zaten. Evet burada insanları evlilikten soğutmaya seçtik. Ne denir? Askerlikten soğutucu ne davranıyor? Öyle bir suç var ya. İnsanları evlilikten soğutucu eylemlerde bulunmak değil bizim kelimemiz. Bulunmayalım. Öyle bir suç da işlemeyelim. Çünkü bizim amacımız ne? Burada derde, deva olmak, şifa bulmak ve dinleyicimizin sorusu her neyse ona cevap alacak şeyler. Ama ben kendi fikrimi yine de söyleyebilir miyim evlilikle ilgili?
Söyle tabi. Evlilik. Biliyorsun hani ben de uzun yıllar evli kalmışım. O zaman ben de söyleyeceğim. Sen de söyle. Boşanmış biri olarak şunu düşünüyorum ve üstüne üstlük hani evliliğimde de iyiydim yani mutluydum. Başarılı bir evlilik diyebiliriz. Kaç yıl evlilik aldın onu da söyle dinleyicilerimize. 18 yıl evlilik aldım. Benim 3 evliliğimi toplasan 18 yıl etti ya.
Neyse evlilik bir erkek için bizim coğrafyamızda bunu daha önce de muhakkak söylemişimdir ama tekrar etmiş olayım. Bizim coğrafyamızda evlilik bir erkek için çok mantıklı iken bir kadın için aptallığın daniskası. Önüne gideni gerçekten ancak ve ancak delirmiş olmamız lazım bir erkekle evlenmek için. Bir kadınla evlensek mesela her şey çok daha güzel olabilir. Çocuk yapabilseniz kadın kadına zaten sorun çözülecek.
Hayır canım, konu çocuk yapmak değil ki konu. Evet yani hani o da var. Tabii ki evrimsel olarak, içgüdüsel olarak o var ama... ...gerçekten kadın erkek arasında, eğer heteroseksüel biriysen... ...kadın erkek arasında bir çekim var ve bu çekim seni öyle ya da böyle o noktaya kadar götürüyor. Onu da doğa ayarlıyor zaten. Çünkü doğa türünün üremesini istediği için... Birbirine aşık olduğun hissi veriyor iki tarafı da. Sonra çocuk yapıldıktan sonra da hayda artık ne altı yerseniz indi. Taraflar dağılıyor ve bir başına kalıveriyorsun. Doğa seni baya orada yüzüstü bırakıveriyor. Çünkü mission completed oluyor o zaman. Sonrası düşünülmemiş. Sonrası düşünülmemiş değil, düşünmemiş doğa zaten sonrası. Bana ne? Ondan sonrasında siz düşünün demiş. Benim evlilik hakkındaki fikrim de şu. Evlilik bence beş yıl olmalı. Yani beş yıllık kontratlar halinde evlenmeliyiz. Evlenirken beş yıllık kontrata imza atmalıyız. Beşinci yılın sonunda devam etmek isteniyorsa taraflar masaya oturmalı. Ve ikinci beş yılın kontratını hazırlamalılar. Eğer taraflardan biri devam etmek istemiyorsa da... ...vay efendim adliye gittim, gün aldım, avukatla uğraştım falan olmadık. Kontrat kendiliğinden fes olmalı. Böylelikle ne olacak? Müebbet yemişiz duygusu üstümüzden kalktığı için... Ama zaten öyle bir şey yok ki. Yani o duyguyu veren şey aslında evlilik değil, çocuk sahibi olmak. Müebbete seni şey yapan. Bence burada işte tartışmıyoruz. Kendi fikirlerimizi söyleyelim çünkü tartışmaya kalkarsak karakolda biteriz. Ya zaten biteceğiz. Sen boşver. Olacak olan o. Şu anda Şişhane'de nereye gideriz? Beyoğlu Emniyete gideriz. Olacak olan o olanla.
Olmuşla ölmüşe çare yok. Evlenmeden boşanırız. Şimdi şöyle, hakikaten bana göre kadın, benim şu anki fikrim, ben kendi kızıma da bunu söylerim. Evet, evliliğin güzel yanları olabilir. Evlilik güzel bir şey. Ama bir kadın için çok büyük aptallık. Bak, dün kendimden yaşça genç bir arkadaşımla sohbet ediyorduk, kız arkadaşımla sohbet ediyorduk.
Bu kız görüp görebileceğiniz böyle çevrede en güzel, en hoş tiplerden biri gerçekten. Boyu, posu, her şey. Kaşı, gözü, yüzü. Harika bir işi var. Kendi parasını kendi kazanıyor ve çok para kazanıyor. Gayet güzel bir hayatı var fakat bu arada çok çalışıyor. Hakikaten ben görüyorum, şahsen görüyorum. Gece onlardan önce eve gitmiyor. Evinin yemeğini yapan biri var, işte yahut evini temizleyen biri var. Kızın hayatı böyle geçiyor, çalışmakla geçiyor. Kendi kadar hoş bir beyefendiyle sevgili oldular. Bir müddet olmuşlar daha doğrusu. Ve bu beyefendinin kendisinden şikayeti şu. Sen bana sıcak bir yuva ortamı kuramıyorsun. Sen bir yemek yapmıyorsun. Sen eve geldikten sonra on buçuğa kadar benimle illaki bir sohbet etmelisin, muhabbet etmelisin. Sonra da ama gece hani bazı işler var evde. İşte ütüdür falan filan. Bunları yapabiliyor olmalısın. Erkeklerin kadınlardan çoğunlukla beklentisi bu. Hiç anlamıyormuş gibi yapma. Ütü ve diğer şeyler.
Dolayısıyla yani burada hiç mantıklı değil kadın için evlenmek. Kendimi ben neden özellikle günümüzde şimdi birazdan konuşacağız. Neydi dinleyicimizin adı? Günsu. Günsu Hanım programımız burada sona eriyor bu bölümümüz. Hiç mantıklı değil evlenmek. Hiç mantıklı değil. Kitaba mitaba da gerek yok bu Bir hafta. şey soracağım. Hayır bak önceden. Çünkü bu işin kitabını yazmış bir Aslı Perker var karşımızda. Ben şu fikirdeyim ve eğer mümkün olsa yaparım. Evlilik önce çift terapisi.
Evlilik öncesi çift terapisi. Çünkü taraflar birbirlerinden o aşk şeyi içerisinde, fırtınası içerisinde. Bir de sadece ilk aşk değil de o nişanlılık zamanı sonra evliliğe doğru yakın zamanlarda orada da bir heyecan var. Çünkü bir eğlence var, yeni bir hayata başlamak var. Bir evin kurulması var falan filan. Aslında iki taraf oturup şartlarını belirlemiyor. Bir dakika ben senden ne bekliyorum? Peki ben senden ne bekliyorum?
Ne verebilirim? Masanın üstüne şunu koyabilirim, ben şunu koyabilirim. O zaman en sağlıklısı görücü usulü evlilik. Neden? Onda bu dediklerin oluyor çünkü. Taraflar şartlarını açıkça ortaya koyuyorlar. Hayır, canım onda yine kadının maalesef son derece ikinci planda... Hayır, kadın da kendi beklentilerini ortaya koyuyor. Kadının babası beklentilerini ortaya koyuyor. Kadının ailesi beklentilerini ortaya koyuyor. O da nedir? Altındır, çeyizdir, odur, budur. Bizim beklentimiz bu değil. Gördüğünüz bir gibi kadınla evlilik hakkında tartışmak bir erkeğin...
Alması gereken en son risk. Hayır yani. Bunu da erkeklere buradan bir fıkra vardır. Hemen anlatayım. Lütfen. Adam evlenmeye karar vermiş. Babasına gitmiş. Demiş ki baba ben evlenmeye karar verdim. Hemen özür dile evladım demiş adam. Niye demiş çocuk. Özür dile demiş. Niye özür diliyorum baba demiş. Oğlum özür dile demiş adam.
Baba anlamıyorum özür dileyeceksin demiş. Tamam baba peki özür diliyorum demiş. Tamam şimdi evlenmeye hazırsın. Ben de özür dilerim deminden beri sana muhalefet ettiğim için fikirlerimle. Ama bak şunu diyorsun ya hani görücü usulünde kadının istediği değil, kızın orada istediği değil ki yerine getirilen. Kızın ailesinin ve o da ne demek babasının istediği şeyler yine yerine getiriliyor. Orada kızın istediği bir şey falan olamıyor. Öyle bir durum yok. Görücü usulüyle evlenen bir aile ne demektir? Kültürel, geleneksel bir aile demektir. O çerçeve içerisinde de kızın zaten pek bir söz hakkı yoktur.
Evet. Ben bu uzun introdan sonra geçecek miyiz? Tamam geçelim. Şimdi hemen o zaman şuna geçmek istiyorum. Esther Perel. Esther Perel'e geçmek istiyorum. Cinsellikle başlayalım diyorsun yani. Hayır aslında sadece konu cinsellik değil. Esther Perel yıllardır çift terapisi veren bunu hatta canlı canlı kaydedip podcastlerini yapar. Ben Esther Perel'in ilk podcastlerini dinlemeye başladım. Tutsak cinsellik.
Evet, evet. Tutsak cinsellik değil ki canım. Neden birbirlerini çok seven çiftlerin bile cinsel istekleri zamanla azalır? Zaten sahip olduğumuz birini arzulayabilir miyiz? Neden ebeveynliğe geçiş cinsel hayatımızı olumsuz etkiler? Duygusal yakınlık her zaman iyi bir cinsel hayatı da beraberinde getirir mi? Evlilik tutkuyu öldürür mü? Tutsak cinsellik bu ezeli sorulara cevap ararken... ...çiftlerin bir yandan güven dolu bir ilişkinin limanına sığınıp... bir yandan da cinsel arzularını ayakta tutmalarının mümkün olduğunu ne yapıyor? Gösteriyor.
Evet, şimdi şöyle yapıyor kitapta bu kitap, Esther Perel'in ilk yazdığı kitap 2006'da. Oysa ki Esther Perel çok uzun yıllardır bu konu üzerinde çalışıyor. Belçikalı kendisi. Psikanalist. Evet, Belçikalı psikanalist, Amerikalı biriyle evleniyor, Amerika'ya taşınıyor. Yeterince Amerikalı oluyor. İsrail'de eğitimini almış ve yıllardır ilişkiler üzerine özellikle uzmanlaşmış bir kadın. Sen ne zaman böyle bir kitap yazacaksın Aslı?
Vallahi anlaşılmaz konuşmayı öğrendiğim zaman. O zaman felsefeci olman lazım. Anlaşılmaz konuşanlar felsefecidir. İlişki gurusu, kitabı ne zaman yazacaksın? Ben yazayım mı ya? Bunu bir düşünelim o zaman. Yaz da 100 bin basalım işte. Tamam peki. Şimdi Ester Perel'i dediğim gibi ben yıllardır aslında podcastlerinden takip ediyorum. Sonra kitaplarına bakmaya başladım.
Şimdi SAP Real bu şeyde, bu kitabında özellikle bilgileri gizli tutulan danışanların vaka çalışmalarını sunuyor bize. İşte danışanların sorunlarını böyle ana hatlarıyla ortaya koyuyor, derinlemesine, incelemelerine yardımcı oluyor. Şimdi burada bir şey var, ambivalans var. Ambivalans ne? İki şeyi aynı anda istemek demekmiş Latince'de. İnsanın, çiftlerin ambivalansı. Yani bir taraftan güvenli ve korunaklı bir limana ihtiyaç duymak.
Bir taraftan da cinsel arzunun ve macera isteğini de tatmin etmeye çalışmak. Sürekli. Süreklilik sağlamak, bunu devamlı istemek. Bu ikisinin çatışmasından dramlar doyuyor evlilikte. Doğru. Ester Perel hocamız da bunu aşmanın yollarını gösteriyor anladığım kadarıyla. Doğru anlamışım işte değil mi? Evet. Aynen ve kitapta işte kendi vakalarını kullanıyor. İsimlerini vermeden, isimlerini saklayarak, izin almış olarak. O vakalardan yola çıkarak anlatıyor. Şöyle şeyler yapıyor mesela. Seyirci de oluyor. Şimdi bir canlı performans yapılıyor, bir çift oturuyor. Seyirci de orada. Canlı performans yapılıyor deyince cinsellik konusunda ne oluyor? Hayır, hayır öyle değil. Çift terapisi konusunda. Ve seyirciye şey dağıtıyor, göz maskesi, uyku maskesi yani dağıtıyor. Ve herkes onu takıyor ki sırf dinleyerek odaklanabilsinler, hareketlerine falan bakmasınlar. Ve orada bir terapi seansı düzenliyor. Orada en baştan nasıl başlayalım diye de öyle bir şeydi galiba podcast'in adı. Nereden başlayalım bu konuya diye. Oradan başlayıp yapıyor.
Sen söyleyeceğini söyle. Alıntı yapacaktım. Çiftler sevginin sağladığı rahata kavuşunca diyor. Genellikle arzunun ateşini yelpazelemekten vazgeçerler. Ateşin havaya gereksinim duyduğunu unuturlar.
Müthiş mesela değil mi? Metafor. Hakikaten öyle. Şimdi burada şey var. Esther Perel aslında evliliği öncelikle bir ele alıyor. Benim çok uzun zamandır benim de düşündüğüm bir şeyle çok paralel görüşleri var. O da şu. Yeni çağda evlilik bambaşka bir şey. Yeni çağda ilişkiler de bambaşka bir şey. Ve biz bunun aslında üstesinden gelemiyoruz. Biz bunun içinden çıkamıyoruz. Çünkü bilinen bütün kurallar yıkıldı. Yeni çağ dediğin 21. yüzyıldır. Evet.
Yani evlilik bir kurumdu. Evlilik zaten aşkla yapılan bir şey değildi. Evlilik... Akıl fikir işiydi. Akıl fikir işiydi. Yani iki ailenin işte mallarını birleştirmesi... ...yahut işte ailelerin birleştirmesi... Miras hukukunun ayarlanması. Miras hukukunun ayarlanması. Bunun üzerine kurulu bir, mantık üzerine kurulu bir şeyken... ...şimdi, yeni çağda artık duygular üzerine kurulu. Tutkular, duygular ve tutkular üzerine kurulu. Hala mantık evliliği yapanlar yok mu hocam? Tabii ki vardır canım yani hani onu bilemem de... ...yani şimdi hani aşık olup evleniyor. Ne deniliyor mesela? Ruh ikizim. Ruh ikizimi buldum falan. Ruh ikizini bulduğun zaman orada sorunlar başlıyor çünkü... Ruh ikizi de yanlış anlaşılan bir şey aslında. Evet, bunu daha önce de bir galiba programda söylemiştin. Güzel bir şeydi o. Ruh ikizi her zaman hayır ve mutluluk getirecek diye bir şey yoktur. İnsanın ikiziyle karşılaşması her anlamda öğretici bir şeydir. Fakat çok zorlayıcı ve alt üst edici bir süreçte. Ne olabiliyor? Olabiliyor. Evet doğru, doğru.
Bak şöyle bir, ben de alıntı okuyayım. Şöyle bir şey söylüyor, diyor ki... ...kültürler arası bir bakış açısıyla kendinize sorabileceğiniz ilk şey şudur. Sizin zihninizde evlilik iki kişi arasında mıdır? Yoksa evliliğin iki aylar arasında olduğu bir kültürden mi geliyorsunuz? Ya da hala bu kültürde mi yaşıyorsunuz? Bu bir ilişkinin etrafındaki sınırlar hakkında her şeyi bilgilendirecektir. Yani sen öncelikle hangi kültürde evleniyorsun bir ona bakman lazım.
İslam kültüründe evleniyorsak ne yapacağız? İşte onun için de zaten ona aile çok fazla işin içine giriyor ya. Artık oraya bambaşka bir şeye adım atmış oluyorsun. Aslında belki de o daha sağlıklısı. Çünkü o mantık üzerine kurulu bir evlilik. Evet onu demek istiyorum zaten. İşte tamam. Yani tutku üzerine çünkü tutku üzerine olduğu zaman işler biraz karışıyor. Şu yüzden. İşler baştan karışık oluyor zaten. Büyük bir tutkuyla. Büyük bir aşkla evlendin. En iyi dostunla evlendin belki. Ondan sonra yani en iyi arkadaşım diyorsun. Şöyle eğleniyoruz, böyle eğleniyoruz. Harika sevişiyoruz diyorsun. Bununla evlendin ama bu tabii ki dönüşecek. Böyle kalmasına mümkün olmayacak. Neye dönüşecek? Yani cinselliğin eskisi kadar güzel olmayabilecek. Ben şimdi İslam kültürü içerisinde büyümüş bir genç olarak. Ey Esther Perez diyorum. Perel. Ey Esther Perel diyorum.
Diyorum ki, evlilik gibi stabil ve istikrarlı olması gereken bir kurum... ...nasıl aşk gibi istikrarsızlık temsili bir şeyin üzerine bina edilebilir? Diyorsun, çok diyorum. Harika. O da zaten işte bunları çalışıyor. Onun da kafası karışık. Yani bunu da söylüyor açıkça. Çok böyle kuralları belirlenmiş bir şey değil. Burada ne diyor? Diyor ki, kalıcılık ve heyecanı aynı ilişkide aramak çok zorlayıcıdır.
Maalesef birçok aşk ilişkisinin sonucunda güvence ihtiyacımızı tatmin etmek için ihtirası ne ederiz feda ederiz diyor. İkinci plana atarsın. Şimdi şöyle bir şey öneriyor. Feda ederiz diyor ikinci plana da atmayalım. Doğru. Şöyle bir şey öneriyor ki ben de mesela aynısını düşünüyorum.
İki kişi olduğunuzu unutmayın diyor. Bir kişi değilsiniz. Bir diyor, birinden çok fazla şey bekliyoruz diyor. Ondan diyor bizim işte cinsel partnerimiz olmasını bekliyoruz. Bizim en iyi arkadaşımız olmasını bekliyoruz. Çocuğumuzun babası olmasını bekliyoruz. Evimizde işte para getiren bir taraf... Evimizin direği. İki taraf da artık getirdiği için değil mi? Sinek kadar kocam olsun, başımda bulunsun.
Bu, bu olsun istiyoruz diyor. Yani bir kişiye çok fazla şey atfediyoruz. Bu erkekler için de geçerli. Erkek de kadın için neler diyor işte. Aynı şekilde onun evinin hizmetçisi bizim kültürümüzde aynı zamanda olsun.
En iyi arkadaşı olsun, süper akıllı fikirli olsun, süper muhabbetler etsinler. Mutfakta bir aşçın. Yani filmler seyretsinler beraber. Ondan sonra çok güzel yatakta da vakit geçirirsin. Ama aynı zamanda kadın para da getirsin tabii ki. Çünkü hayat artık çok zor eskisi gibi değil. Ama bir yandan da bu kadın evinde hizmetçisi olsun. Evin her ihtiyacının karşısında. Ama hala benim soruma cevap gelmedi ki. Bir kişiden çok... Bir dakika. Hangi sorunu ben verdim? Eeey! Estel Perel dedim ya. Verdik, verdik, verdik ona.
Verdik mi? Tamam, güzel. Başka bir konuya geçtik. Şuna geçtik. Ben dinleyeceğim bu bölümü zaten. O zaman şey yaparım, yakalarım yani. İnşallah dinlersin. Dinliyorum ben. Her bölümü dinliyorum. Çok beğenerek dinliyorum gerçekten. Bir soru da ben soracağım sana yakında. Şimdi diyor ki, önerisi şu. O iki kişi birbirinden ayrılmalı. Her an, her dakika beraber olamayız. İki kişinin farklı karakterlerinin olduğu, farklı hayatlarının olduğu, farklı ilgi alanlarının olduğu, farklı becerilerinin olduğu anlaşılmalı ve buna göre yaşanmalı. Ben ne diyorum? Ayrı evler.
Angelina Jolie de demiş ki mutlu evliliğin sırrı iki yatak odası ve iki banyo tuvaleti. Kesinlikle. Bence iki ayrı ev. Yani ben mesela Gülsu Hanım'a derim ki evlenin Gülsu Hanım, evlenin. Evlenmeyin demiyorum ama iki ayrı ev.
Cinsel yakınlık anılarımızı, arzularımızı, korkularımızı, beklentilerimizi... ...cinsel ilişki içinde açığa çıkarma çabasıdır, diyor Ester Perel. 2006 yılı tarihli ''Tutsak Cinsellik'' adlı kitabında. Bu kitapta ne şifa önerdiğimiz de herhalde çok açık. Hem güvenli bir evlilik yapıp... Hem de doya doya sevişmeye devam etmek mümkün. Bu konuda değerli düşünceleri dolu bu kitap. Eğer bu konuda bir kaygısı varsa dinleyicimizin şifa olabilecek bir kitap diyoruz. İkinci kitabı geçelim mi? Geçelim. Evet. İkinci kitabımız ne olsun dersin? Bu harika bir kitap. Dostoyevski'nin hatıraları. Evet. Aslında Dostoyevskaya'nın hatıraları. Anna Dostoyevskaya'nın.
Hayır, Anna Dostoyevskaya yazıyor. Dostoyevski'nin hatıralarını yazıyor. İkisinin beraber daha doğrusu hatıralarını yazıyor. Şimdi Anna Dostoyevskaya kimdir? Dostoyevskaya. Dostoyevskaya. Aman işte ben bu yüzden Rus romanları okumaya bıraktım zaten. Ya ben bu isimlerin bu karmaşasıyla gerçekten baş edemiyorum ya. Bir adı daha var ikisinin arasında ona hiç gelmiyor. Ben yapamıyorum. Bak onu ben de Gragonyev'le falan giremeyeceğim bunlara yani.
Evet. Hayatımız böyle geçti zaten. Hangi karakter kimdi diye başı dönüp dönüp baktığımız Rus romanlarıyla. Evet. Kimdir Anna Dostoyevskiyeva? Şimdi aslında ben bu kitaba nereden geldim biliyor musun? Ben bu kitaba Dostoyevski'nin Kumarbaz kitabından geldim. Çünkü orada tanışıyorlar. Evet. Önce aslında önermek istediğim şey de kumar bazdı. Çünkü ortada evlilikle ilgili fazlaca böyle şeyleri var. Bütün erkek karakterlerin evlilikle ilgili düşünceleri var. Evlilikle kumar mıdır o? Evet tam olarak bu aslında. Hep bundan korkuyorlar. Buradan konu anaya geldi. Çünkü bu işte Dostoyevski...
Kumar bazı yazmaya söz vermiş bir yayın evine. Bu yayın eviyle çok böyle çetin bir anlaşma yapılmış. Çok acımasız bir anlaşma. Yetiştiremezse diğer kitapların telif hakkı da gidiyor. Hepsi gidiyor. İki yıl mühlet veriliyor ama bu iki yıl için para veriliyor bu arada. Bütün borçları ödeniyor. Dosya eskini daha önceden olan bütün kumar borçları ödeniyor. Ona bir refah alanı sağlanıyor.
Yeter ki hocam sen yaz diyor. Bunu yaz diyor. Fakat iki yıl boyunca Dostoyevski bunu yazmıyor. Kimine göre tembellikten ve işte yine kumar masalarından kalkamamaktan, kimine göre de Karamazov kardeşleri aslında yazdığı için o arada. Onu yazmak istiyor aslında. Aslında onu yazmak istediği için buna hiç başlayamıyor bile. Bunun ne olduğunu da bilmiyor zaten. Kalıyor mu bir ay? O bir ayda oturup bir şey yazması lazım. Nasıl yazacak falan filan derken bir arkadaşı var, stenograf hocası üniversitede. Diyor ki bana en iyi öğrencini gönderir misin? En iyi öğrenci çıkıyor, geliyor. O da diyor ki bizim bir kız var fişek gibi, halleder hocan senin işini diyor. Adı da Ana ve 20 yaşında. Ana geliyor, tanışıyorlar. Ana Dostoyevski'den ilk bakışta nefret ediyor. Tiksiniyor bayağı.
Eve gidiyor, günlüğü var çünkü, annen hep günlük tutmuş. Oraya şey diye yazıyor, beni çok iriti etti bu adam diye yazıyor böyle. Sevim, zaten Dostoyevski'nin ana şeyi bu. Şopınavr gibi. İlk bakışta herkese çok sevimsiz gelen bir adam. Sevimli bir tip değil. O sırada 45 yaşında Dostoyevski'den. Evet 45 yaşında. Senden benden genç yani aslında şimdi. Ona girmeyelim. Evet.
Neyse, bunlar çalışmaya başlıyorlar. Gitgide birbirlerine karşı yakınlaşmaya başlıyorlar. Yakınlaşıyorlar. Yaşadığımız ortak acı ve samimi sohbetlerimiz diyor Anna. Bana onun yaralı ruhunun bütün gizli dehlizlerini göstermişti. Bu birbirimize daha sıkı bağlanmamızı sağlamıştı.
Evet ve... Evlilik teklifi de çok romantik Dostoyevski'nin aslında. Çok güzel. Sen anlatmak ister misin? Orada hoca olayı çözüyor yani. Çok güzel. Kendine güvenli bir adam değil ve... Evet zaten yaş farkı büyük olduğu için... ...çok korkuyor. Bu ana beni beğenecek mi? Benle evlenecek mi? Diyor ki, anla diyor. Ben diyor bir kitap yazacağım diyor. Orada diyor böyle kırk beş yaşında. Bak şimdi tesadüfe. Bir tane ressam karakter var. Sen yaşlarda genç bir kızı evlilik teklif etmek istiyor.
Sence kız buna ne tepki verir? Çok mu yersiz olur falan? Numaralara bak. Kıza diyor ki, yo yani hani sevebilir falan. Gerçekten sevebilir mi? Yani hani bu buna rağmen sevebilir mi? Şuna rağmen sevebilir mi? Aslında öyle bir roman da yok, öyle bir karakter de yok. Tamamen orada bir evlilik teklifinin...
Dostoyevski'ce yapılmış olanı var. Anna buna sıcak tepki verince... ...Dostoyevski de cesaret buluyor. Ve gerçekten evlilik teklif ediliyor. Evlilik gerçekleşiyor. Evet. Dostoyevski'nin kumarbansı kitabında da... 17 yıl boyunca beraber oluyorlar. Evet. Ölene kadar... Dostoyevski öldükten sonra da Anna bir daha evlenmiyor. Evet.
O dönem Rus yazarlarının, Rus entelektüellerinin aslında evliliğe bakış açısı çok enteresan. Onlar da şöyle düşünüyorlar, çok daha aslında modern bir kafa var kadınların yaklaşım yani çalışan kadın olmasını istiyorlar, modern kadın olmasını istiyorlar. Rusya'nın da batırılaştığı ve modernleştiği bir dönem zaten. Zaten anaya aşık olmasının sebebi ananın böyle solgun yüzlü bir feminist kız olması.
Kendi parasını kazanıyor olması, kendi ayaklarının üstünde duruyor olması, düşündüğünü söylüyor olması falan. Bir de şöyle düşünüyorlar, biriyle evlenmeli. Çünkü diyorlar, o ben öldükten sonra kadın benim mirasımı taşımalı. Bu ama şey yani mesela Dostoyevski için bu kitapları, romanları. Dört tane de çocukları olmuş, iki tanesi yaşamış. Evet yaşamış. Şimdi buna rağmen evliliklerinin neden bütün çalkantılara rağmen... ...iyi gittiğini bu kitapta Anna anlatıyor. İşte Dostoyevski'nin Hatıraları kitabında. Şifaya doğru geliyoruz buradan. Şifaya doğru geliyoruz ve şöyle diyor. Aslında uzun bir şey yazdım ben de. Alıntı buraya not aldım ama. Ben Dostoyevski'nin bir şeyini söyleyeyim Anna'ya söylediği.
Anya öldüğümde beni buraya gömün veya nereye istersen ama sakın... ...Volkoff mezarlığındaki ediplere ayrılan yer olmasın. Düşmanlarımla arasında yatmak istemiyorum. Hayattayken onlardan yeterince çektim zaten. Şimdi şöyle diyor. Hiç kimse, bir dost bile bizi daha iyi yapamaz. Ancak her zaman kendisi olarak kalarak ve hiçbir şekilde bizi yankılamayarak... Ya da bazen olduğu gibi bize yaranmaya çalışmayarak ve ruhunu ruhumuza, karmaşamıza, Arap saçına katmaya çalışmayarak, her insanın sahip olduğu çılgınlıklarımıza ve mantıksızlıklarımıza karşı sağlam bir duvar, bir kontrol olarak duracak, oldukça farklı yapıda, farklı eğilimde, tamamen farklı görüşlerde bir insanla tanışmak hayatta büyük bir mutluluktur. Dostluk çelişkide yatar, anlaşmada değil. Tanrı bana
Strakov'u bir öğretmen olarak bahşetti ve onunla olan dostluğum, ona karşı olan duygularım, her zaman yaslanabileceğim, daha doğrusu dinlenebileceğim bir tür sağlam duvar oldu. Bu duvar düşmenize izin vermez ve içinizi ısıtır. Gerçekte kocam ve ben oldukça farklı yapıda, farklı eğilimde, tamamen farklı görüşlerde insanlardık. Ama her zaman kendimiz olarak kaldık. Hiçbir şekilde birbirimizi yankılamadık ya da birbirimize iyilik yapmadık. İkimiz de diğerinin ruhuna karışmaya çalışmadık. Ne ben onun ruhuna ne de o benimkine. Ve bu şekilde sevgili kocam ve ben her ikimiz de kendimizi ruhen özgür hissediyorduk. Aslında Eser Perel'in söylediğine çok yakın bir şey bak söylüyor. Ne kadar hoş. Deneyecek bir şey yok. Yani demek ki birbirinin özgürlüğünü koruyup kollamak da...
Evet, evet. Mutlu evliliğin sırlarından biri olsa gerek. Yani dostluk diyor, bak dostluk aynı şekilde, aynı karakterlere sahip olmaktan geçmez. Dostluk bu çatışmadan doğar. Yani birbirini besleyecek iki karakter olması lazım tabii.
Tabii canım. Bundan tabii kastımız şu değil Tuna. Yani bırakın o ne kadar düşük bir insan olursa olsun onu öyle kabul edin ve onunla hayata devam edin değil. Yani iki kişinin belli standartları tabii ki zaten karşılıyor olması lazım. Şans da var tabii mutluyum. Şansı bırak ona göre birini seçmişsin zaten.
Evet, o zaman bu kitaptaki şifamızı da verdikten sonra bir ara mani okuyayım ben. Buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, iczel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasını inananlar için Biblio Telebi ne yapıyor? Devam ediyor.
Evet, neyle devam edelim sence? Guerecci. Ay çok zil. Oğlum, kızım hele karım. Çok fazla ciddi konuştuk. Şimdi İtalyanların ünlü savaş sonrası mizah yazarı ve karikatürist ve gazetecisi Giovanni Guerecci'nin... ...Oğlum, kızım hele karım adlı Türkiye'de 1983 yılında yayınlanmış... ...ama aslında savaş sonrası İtalya'sını yansıtan çok tatlı bir kitabıdır bu. Küçük bir kitaptır aslında.
...çok fazla konuşma, çok fazla tespit ve o kadar da güldürü içeren bir kitaptır. Bir İtalyan ailesi var. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşayan. Ben şey diye düşündüm, sen bunu önerdiğinde. Hani Türk ailesi, Türk yapısına da uygun bir yanı da var. O yüzden güzel yani. Evet, İtalyan ailesi, Türk ailesi. İtalyanlarla biz gerçekten benzeşiyoruz biraz. Evet, doğru. Parola gürelemiz falan. Amerikalılardan ve Ruslardan daha çok benzeşiyoruz tabii en azından. Şimdi Nino var.
Baba Margarito var. Anne Carlotta, ki Düşes diye genellikle anılıyor kendisi. Ve Albertino adlı dört kişiden oluşan tam bir İtalyan ailesi. Devamlı didişiyorlar, devamlı birbirleriyle çatışıyorlar komik şekillerde. Mesela Carlotta ile annesi arasında devamlı bir şey var. Carlotta'nın ergenliğe yaklaşmasından dolayı, o kadın diye bahsediyor mesela annesinden sinirlendiği zaman. Ne kadar mantıklı.
Margaret'e kocasından o diye bahsediyor çocuklarına. Albertine olan son derece maddiyatçı bir çocuk. Aklı fikri parada küçük olmasına rağmen sürekli böyle şeyler yaşanıyor. Bir de o salak bir şey. Öğretmenlerin babasını tarif etmesini istiyorlar. Yani babası aslında nasıl bir insan gibi. O işte kolunu, bacağını, uzuvlarını kaç tane nesi var?
Bunları anlatacak kadar düz mantık biraz çapşalmış. Yani ve bu tartışmalar çok komik şekillerde yazılmış ve evlilik hakkında harika diyaloglara sahip. Şimdi kimdir Goyreç'i? Biz bir aralar Türkiye'de çok popülerdi. Şimdi biraz unutuldu. Yeni basımları yapılsın diye buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Evet, gerçekten.
1908'de Parma doğumlu İtalyan gazeteci, karikatürist ve mizah yazarı. Askerliğini topçu olarak yaparken Polonya'da esir düşmüş Almanlara. Ateşkesten sonra yani İtalyanlarla Almanların arası bozulduktan sonra... Yazık başına geldi. İki yıl esir kampında kalmış. Esir kampı anılarını da zaten...
...yazmış ondan sonra. Asıl Don Camillo diye bunun çok komik bir politikacı serisi var. Don Camillo'nun küçük dünyası, hayali bir İtalyan kasabasındaki muhafazakar... ...Hristiyan rahip Don Camillo ve kasabanın koyu komünist belediye başkanı arasındaki... ...çekişmeler üzerine korulu, bütün İtalyan politikasının hicvedildiği bir...
Kitap serisi sürekli siyasi mizahla uğraştığı için de sık sık başını derde sokmuş. Fakat arada da yazdığı böyle bir oğlum kızım hele karım serisi var. Otobiyografik bu. Kendi ailesini anlatıyor. Kendi ailesi, tamamen kendi ailesi tabii. Yani onu araştırıp baktığın zaman internette de zaten görebiliyorsun. Hatta kitabın takipçileri mesela kızı olan Carlotta'nın gerçek hayattaki kişi... ...vefat ettiğinde çok üzülmüşler.
Minik çizimler de var. Yani kendisinin çizdiği çok tatlı çizimler de var. Aslında bütün bu... ...karala göreve rağmen, evliliğin içerisindeki bütün kaosa rağmen ailedeki... ...evliliği öven, hoş gösteren, evliliğin eğlenceli taraflarını öne çıkaran bir yapısı var. Yani evlilik, eğlenceli...
Ve tatlı bir şey de olabilir. Biraz İtalyan kafasıyla, Akdeniz kafasıyla bakarsan. Doğru. Doğru. Şeyde de öyleydi ya. San Vincente'nin sırrı mıydı? Ha evet. Kasabanın sırrı. Kasabanın sırrı filmi. Santa Vittoria. Ha Santa Vittoria. Onda da olduğu gibi. Yani kavga gürültü, evet imkansızlıklar, ekonomik güçlükler falan var. Sürekli tencereler, tavalar havalarda uçuşuyor bir taraftan. Evet. Biraz şöyle aslında belki bir tavsiyede mesela genel olarak bulunabilir mi? Ben kendim için bunu çok sık düşünüyorum. Arada bir kendini bir filmin kahramanı gibi düşünmekte bir sakınca yok bence. Bakalım bugün başıma neler gelecek. Çok şizofren bir durum değil yani. Şöyle biraz sen kendi senaryonu yazabilirsin. Sen biraz nereye yön verirsen oraya gider aslında. Ben şunu merak ediyorum aslında. Bu çok doğru bir şey söylediğin.
Yani çok alakasız bir konuya girip çıkacağım. Sinema yokken, yani sinema sanatı daha icat edilmemişken... ...dünyayı insanlar nasıl algılıyorlardı acaba?
Yani insanın dünya algısı da sinemayla beraber tamamen değişiyor ya. Doğru. Doğru. Ben her şeyi hemen hemen öyle düşünüyorum mesela. O zaman da kendilerini piyes kahramanı gibi görüyorlardı. Olabilir. Bir opera kahramanı gibi görüyorlardı. Roman kahramanı gibi görüyorlardı. Aslında hikaye olduğu zaman söz konusu. Doğru. Bir şey değişmedi. Neyse bunu geçelim. Yok bence çok güzel bir yaklaşım ve hani biraz böyle bakılabilir aslında. Biraz hikayeleştirmek lazım. Hayatlarımızı biraz hikayeleştirebiliriz.
Örgütlenme açısından bakarsak diyor, Guerecci aile bir tekneye benzer. Baba kürek çeker, anne dümeni yönetir. Çocuklar da sıraları gelince kürekçi ya da dümenci olacaklarından şimdiden onlara yardım ederler diyerek aslında mutlu bir aile. Yani mutlu ve korunaklı bir ailenin resmini çizmiş.
Evet ama bir şeyi de var. Şimdi bu kitabın bence bulunması bu lisede çok iyi oldu. Çünkü aslında geleneksel bir yanı şöyle var. Eski tür bir baba modeli. Yani ekonomik yükün, aile geçindirme derdinin üzerine omuzlarına yüklenmiş olduğu. Atatürk savaştan dönmüş. Bunun haricinde gün içerisinde güçlü erkeği oynamak zorunda kaldığı, her durumda ayakta
kalmak zorunda olan bir adam bu ve eğri oturalım doğru konuşalım günümüz erkeği bu değil zaten de. Keşke olsa diyesin. Ama var gene bu arada Anadolu'da falan var yani. Adam gibi adam diyoruz bunlara hocam. Biz büyük şehirlerde biraz artık tavsadık, biraz değişik bir şeylere kaçtık. Yani farklı bir hayatlar yaşıyoruz. Kültürümüz karıştı biraz işin doğrusu. Batı'yla biraz fazla karıştık ama bir yandan Batılı da olamadığımız için işler sarpa sardı bana kalacak olursa. Bunların hepsinin çalışması eminim. Belki Sultanbeyli'ye gitsen orada da var hocam. Var olabilir evet olabilir yani bu arada. Fatih'e git orada da vardır. Evet. Yani şöyle hani Gülsu Hanım'a şunu aslında göstermesi bakımından bu kitap faydalı.
Biz de erkeklere biraz fazla yük yüklüyor olabiliriz. Bir erkeğin yani onun altından kalkamayacak kadar... ...çok şey ona yüklendiğini hissediyor olabilir. Yani işte evi geçindirmek zorunda, eşyalar almak zorunda... ...bir çocuk olunca ona bakmak zorunda... ...her türlü eğitimini karşılamak zorunda vesaire vesaire. Bunları hissedip bunun altında ezilen bir adam da... ...yani evlilikte mutlu bir evli adam rolünü de nasıl oynayacak? Buradan da bakmak lazım yani.
İki taraf da aslında iş yükü altında çok eziliyor bence evlilikte. Daha çok kadın olduğunu yine düşünüyorum bizim coğrafyamızda. Ama eminim erkeklerin de üzerine yüklenen, benim farkında olmadığım... ...özellikle başka kültürlerde vardır. Biraz ona bakmak gerekiyor. Yani Gülsu Hanım'ın şeyi, nereli bilmiyoruz. Menşei. Hayır, hayır. Memleketi. Hayır. Damatı, dayımız şey, müstakbel kocası. Evet. Nereli bilmiyoruz. Ama belki onun üzerinde bambaşka şeyler de olabilir. Baskılarda olabilir. Güvercin eve giriyor, yani kahraman Nino. Evin kapısını çalıyor kırk kere. Kimse açmıyor. En son anahtarlı açıp içeri giriyor. Karısı kendi aleminde film seyrediyor. Oğlan başka bir şey yapıyor. Kızı başka bir şey yapıyor. Ohoo diyor. İçeri kedi girse benden daha çok ilgi çekerdi diyor. Karısı diyor ki yok diyor. Çünkü kedi diyor kapının zilini kırk kere çalmazdı.
Evet geçelim dördüncü kitaba o zaman. Tamam hadi geçtik. Süper kafa karıştıracak bir şey. Bu kitapta sendeyiz hocam. Yani sen de bana yorumlarınla lütfen yardımcı ol. Çünkü içinden çıkması çok zor bir kitap. Kitabın adını okuyayım. Ben seçtim çünkü kitabı sanki.
İtirazları yazarın adına zaten konu kapansın. Konu kapansın. Soran Kierkegaard. Hey yavrum be. Evet. Danimarkalı yazar, filozof, büyüğümüz, büyüğümüz, mümtaz insan. Anlaşılmaz Soran Kierkegaard. Kitabın adı İtirazlara Cevaben Evlilik Üzerine Muhtelif Gözlemler. Bir kocanın kaleminden. Evet, haydi bakalım.
Şimdi şöyle, bu kitap aslında... Bir saniye şey bulayım. Esas kitabın adını bulayım. Aslı Perker bilgisayarında bir şey bulmaya çalışıyor adlı kısmına geldik şimdi podcastımızın. Programımızın. Ben bu arada size bir şiir okuyayım. Okuyayım mı? Oku tabii artık.
Yok bende bir şey yok ki ne yapacağım? Şimdi bu kitap aslında Hayat Yolundaki Merhaleler adlı kitabın ikinci bölümü. Biraz önce adını okudum. Uzun isimli kitap. Hayat Yolundaki Merhaleler adlı kitabın bir bölümü. O da şu yani Soyen Kierkegaard...
Üç bölüme böldüğü bir, çok böyle kapsamlı bir kitapta konuları ele alıyor. Evlilik, bunlardan ya da işte birbirine bağlı ilişkiler, bağlılığı içeren ilişkiler, bunlardan en önemlisi ve... Hayır ben Estel Perel'den bir alıntı yapayım bari bu arada da. Cinsel arzu yoksunluğu diyor Estel Perel. En başta kitabını tutsak cinselliği işlediğimiz. Eğer diyor karşılıklıysa mutlak bir hoşnutsuzluk göstergesi değildir. Yani iki tarafta cinsellik istemiyorsa zaten sorun çıkmayabilir. Mutlu bir biçimde bağlanmanın birçok yolu vardır ve bunların hepsi seksi çarmaz. Ancak eşlerden biri gerçekten seksi özlüyorsa...
...ve diğerinin kendisine katılmasını sağlayamıyorsa... ...baş aşağı tehlikeli bir iniş başlıyor demektir. Cinsel yakınlaşmanın olmaması... ...sürekli hayal kırıklığı yaşayan bu çiftlerde... ...duygusal bir terk edilmişlik hissi... ...yaratır diyor Ester Perel. Tutsak Cinsel Kadı kitabında. Evet. Bunu diyor. Bu zaten hepimizin bildiği bir şey. Bunun çözümü ne? Hakikaten bu kısmı zor. Yani evli çifte bunu kadın da hissedebiliyor. Bunu erkek de hissedebiliyor. Bunun çözümü ne? Tabii işte Ester Peray bununla ilgili bu kitapta çok şey anlatıyor. Hani ne tür heyecanlar katılabilir bir ilişkiye? Bunun için biraz kaçma kovalamaca oynamak. Eşlerin biraz böyle flört gibi davranması birbirine. Fantezi mi hocam? E bir takım evet yani fanteziler işin içine giriyor. En gizli arzularımız açığa çıktığında... ...ve sevdiğimiz kişinin onayına alıp kabul edildiğinde... ...utanç yok olur gider. Bu durum kalbimiz, vücudumuz ve ruhumuz için... ...derin bir yetkilendirme ve onanma deneyimidir diyor.
Pek ala. Yani böyle çözümcü yaklaşımları da var. Evet. Şimdi sonra Kirkukar'da geri gelirsek... Ha gelebildik yani. Ama zaten gelmiştik. Evet.
Şimdi bu işte itirazlara cevaben evlilik üzere muhtelif gözlemler adlı ikinci bölümde bir yargıç var. Bu evli bir adam imzasıyla yeniden ortaya çıkıyor ve bu evli adam kendisine yapılan evliliğe dair itirazlara tek tek cevaplar veriyor. Evliliğin neden gerekli olduğuna, neden iyi bir şey olduğuna dair cevaplar veriyor. Şimdi mesela şöyle bir şey var. Soran Kierkegaard'ın bu arada kendi aşk hayatı bence çok acayip, çok enteresan, çok güzel. Dostoyevski'yle birbirine çok benzerlik gösteren bir sinematografik gene bir yanı var. Danimarkalı mıydı? Danimarkalı. Soran Kierkegaard'ın Regina Olsen adında çok ünlü bir aşkı var. Birbirlerine çok aşıklar fakat Soran Kierkegaard kitaplarını yazmak için son anda onunla evlenmekten vazgeçiyor.
Benim gerçek aşkım felsefedir mi diyor yani. Çünkü yazarlıkla evliliğin asla bir arada olamayacağını söylüyor. Çünkü gerçekten yazmak için böyle yüzlerce sayfayı yazdığı için tabii bir de... ...yazmak için vakte ihtiyacı var, konsantre olma ihtiyacı var. Ve bunu evliliğin getirdiği sorumluluklarla beraberken yapamayacağını düşünüyor. Dosya eskinin tam tersini söylüyor yani. Evet de şöyle, dosya eski ama Ana'ya kadar böyle düşünmüyor. Dosya eski onu Ana'da buluyor.
Bir ana bulamamış mı Soran'ı yani? Yani bulamamış mı? Regina bir ana değil mi hocam? Hayır, Regina da aslında çok kıymetli. Bütün notlarını onun tutuyor. Şey mesela Soran Kierkegaard evlenmiyor ama ölmeden önce bütün mirasını Regina'ya bırakıyor ve şeyi de yazdıklarını da eserlerini de bütün haklarını ona bırakıyor ama Regina bunu kabul etmiyor. Regina zaten başkasıyla evleniyor. Onunla evlenmesinin mantıklı olduğunu söyleyen kişi de Soran Kierkegaard. Ama aslında yaptığı çok dürüstçe, çok net bir şey. Yani ben mesela bununla beraber kendimi de düşündüm tabii ki haliyle. Ben de bir yazarım ve evet aslında bir yazar sadece oturup yazabilirse... ...çok üretken bir yaşam geçirebilir. Tabii ki bu arada yaşanmışlık da önemli, ne yaşadığın da önemli. Yani ne hayattan ne ders çıkarttın da neyi yazdın bu da var. Neyi yansıttın ya da bir kurgunun içine neyi yerleştirdin bu da var tabii ki.
Ama hani özellikle kadın yazar için, bak o zamanlar erkek yazar için bu önemliymiş. Çünkü kadının zaten şeyinden konuşulmuyor. Kadın orada bir obje olarak kullanılıyor. Mesela dosyayız ki bir kadının asla bir işi baştan sona kadar aynı kararlılıkta...
götüremeyeceğine inanıyormuş ve bunu savunuyormuş. Anna da sırf bunun tersini ispatlamak için pul biriktirmeye başlamış ve Avrupa'nın en büyük kadın pul koleksiyoncusu olmuş. Bu hırsdan dolayı. Maalesef kaybolmuş sonra koleksiyonu, henüz daha bulunamamış. Fakat hiçbir pulu satın almadan, sadece kendisine gelenler ve arkadaşlarının hediye ettikleriyle devasa bir koleksiyon yaratmış. Sırf Dostoyevski, hayır kadınlar da bir işin peşini bırakmayabilir diye. ...diye ispatlamak için. Zaten onun sayesinde o kitap yazılmış, kumarbaz 26 günde yazılıyor, bitiriliyor. Sonra karamazof kardeşleri de beraber bitiriyor. Hala konuşuyor ondan sonra. Ama bu Kierkegaard döneminde de kadın zaten evdeki bir gerçekten neredeyse obje olarak var. Yani bir anne olarak var, bir eş olarak var. Ve kadın yazarın dertleri diye bir konu zaten düşünülemez. Kitapta bu bağlamda mı tartışıyor peki? Ya evet. Yani neden bu eş lazımdır? Yani bunu bile istemiyor. Obje olarak konulmuş kadını bile istemeyenler olunca. Niye seçtin hocam bu kitabı o zaman sen? Ha niye seçtim? Çünkü evliliği savunan yanları var kitabın canım çok.
Evlilik iyi bir şeydir savunduğu için seçtin yani. Evet, adamlar neden evlenilmemeli derken bir yargıç adam da neden evlenilmeli anlatıyor. Koskoca Soran Kierkegaard, evliliği savunuyorsa bir kulak vermek lazım dedin yani. O işte şey diyor yani, ben yazardım evlenemedim. Ama şey diyor zaten, evlenen insan mutsuzdur, evlenmeyen insan da mutsuzdur. Ben yazarım, ben başka bir şeye vakit ayıramam, çoluk çocukla ilgilenemem vs. diye onu tercih ediyor. Şöyle mesela bir alıntı okuyayım. Evliliğin özü aşktır. O halde evlilik aşkı çağrıştırmamalıdır. Tam tersine aşkı geçmiş bir şey olarak değil, mevcut bir şey olarak varsayar.
Ancak evlilikte aşkın sahip olmadığı ahlaki ve dini bir unsur vardır. Bu nedenle evlilik, aşkın sahip olmadığı teslimiyete dayanır. Çok güzel demiş. Ben de bir Soran Kierkegaard lafını anlayarak mutlu oldum. Anladım gerçekten sözü ve kendimi şu anda çok akıllı hissediyorum. Bir şey daha okuyayım o zaman. Bu daha da anlaşılır ve bence çok güzel bu. Trajik olan iki aşığın birbirini anlamamasıdır. Komik olan ise birbirini anlamayan iki kişinin birbirini sevmesidir. Çok güzel.
Yani aslında bu evlilik işi sevgili Gülsu Hanım zaten biraz zor. İçinden hala yıl olmuş 2023 hala işin içinden çıkamıyoruz düşün. Hala sen diyorsun ki 5 yıllık kontratlar olsun. Ben diyorum ki olmasın iki ayrı ev olsun. Ben fikir beyan edebilecek en son kişiyim bu konuda canım. Ben de işte her zaman ne diyoruz biz bu podcast'e? Biz kendimiz aydınlanmak, öğrenmek ve kendimize şifa bulmak için yapıyoruz efendim bu podcast'i. Ululardan birer ulu olduğumuz için değil. Bu kendi uyandığımız şeyleri de dinleyicilerle paylaşabiliyorsak ne mutlu bizi ama dinleyiciler siz de paylaşın.
Ne yapıyorduk? Whatsapp gruplarında paylaşıyorduk. Instagram'daki ekranlarımıza, Facebook'taki büyüklerimize, TikTok'taki küçüklerimize ne yapıyoruz? Paylaşıyoruz. Aman efendim ne güzel podcast diyoruz.
Evet o zaman ben Künye'yi okuyayım. Şey olmadan yani gerçekten kavgasız gürültüsüz bitirdik. İlla ki siz de dinleyin diyoruz. Evet. Podcastimizi paylaşırken. Sadece dinlemek de olmaz, paylaşmak da lazım. Çünkü sevgi paylaştıkça ne olur? Çoğalır. Evet bravo. O zaman Dostoyevski'nin hatıraları. Anne Grigoryevna Dostoyevska. İnsan kitap çeviren Kenan Durdu.
457 sayfa. İtirazlara Cevaben Evlilik Üzerine Muhtelif Gözlemler, Bir Kocanın Kaleminden, Soran Kirkegard, Pinhan Yayıncılık, Çeviren Nur Bayer, 112 sayfa. Tutsak Cinsellik, Ester Perel, Bilge Baykuş, Çeviren Deniz Çiftçi Valente, 281 sayfa. Ve oğlum, kızım, hele karım, Bilgi Yayın Evi, Giovanni Guareci, ya da Guareki bilemedim. Çevirmen Özcan Yalım. Ay kaç sayfa olduğunu galiba... Çok kalın değildir. 150-160 sayfadır. Öykü Kitabı. Evet. Bize yazmak isteyenler. Evet. Biblioterapi at podbimedia.com adresine lütfen e-maillerinizi gönderin. Gördüğünüz gibi hepsini okuyoruz. Sıradan devam ediyoruz. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.