
4.943 kelime · ~25 dk okuma
Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Turek İremitçi. Manim okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.
Evet, merhabalar. Bugün değişik bir başlangıç yapıyoruz. Daha doğrusu paylaşacaklarımız var dinleyicilerimizle. Ha trip atacaktık, onu diyorsun. Yok trip atmadan önce teşekkür edecektik. Çünkü dinlenme oranlarını öğrendik, dinlenme sayılarını. Ve çok teşekkür ediyoruz görmüş olduğumuz ilgiye. Biz üç yıl önce, üç yıl oldu değil mi Aslı? 3 yıl önce başlarken biblio terapiye bu kadar çok insana ulaşacağımızı hayal bile etmemiştik. O yüzden şimdi ulaştığımız insanlar ve geri dönüşler bizi hem şaşırtıyor hem de çok mutlu ediyor. Fakat... Bir kısım arkadaşımız var ki. Kim onlar kim olduklarını biliyorlar. Onlar gelen verilere göre podcastleri sonuna kadar dinlemiyorlarmış. Evet. Özellikle 45 dakika olanları. Neymiş efendim uzun geliyormuş. O 35. bak sen. Biz hepinizin IP adreslerini biliyoruz. Onlar kendilerini bilirler. Tek tek buradan isim saymayalım arkadaşlar.
Ne güzel, hoşça zaman geçiriyorsunuz. Madem dinlediniz, sonuna kadar bir zahmet. Dinleyin. Böyle ayıp etmeyin yani. Dinlemekle de kalmayalım hatta. Ne yapıyoruz? Yayıyoruz. Yayıyoruz, paylaşıyoruz WhatsApp gruplarında. Çıldırtıyoruz herkese WhatsApp gruplarından paylaşıyoruz. Facebook'taki büyüklerimize, Instagram'daki yaşıtlarımıza, TikTok'taki küçüklerimize. Hepsinin ellerinden gözlerinden öpüyor. Eliniz değmişken bir de andımızı okuyun.
Vay efendim, böyle de güzel bir podcast var. İlla ki dinleyin diye paylaşıyoruz onlarla ki dalga dalga biblio terapicilik ne yapsın, yayılsın. O zaman sorumuzu okuyalım. Sevgi paylaştıkça çoğalır çünkü. Evet sorumuzu okuyabiliriz. Evet. Sevgili biblio terapist, 24 yaşındayım ama 80 yaşındaki biri kadar çok düşünüyorum. Ben buna çok güldüm ilk okuduğumda da. Kaç yaşındaymış? 24 yaşındayım ama 80 yaşındaki biri kadar çok düşünüyorum. 80 yaşındakilerin çok düşündüğünü varsayıyor yani. O kadar fazla düşünüyorum ki bazen gerçek ile düşü birbirine karıştırıyorum. Fazla düşünmemeyi, aslına bakarsanız düşüncelerimi yönetebilmeyi isterdim. Bunun için bana ne önerebilirsiniz? Teşekkür ederim. Ceylan Mungan. Direkt meditasyon mu önersek acaba kendisine? Dakika bir gol bir. Hemen. Hemen meditasyonun esasları David Fontana diyelim.
Evet şimdi bu kitabı Tuna şu an elinde tutuyor zaten. Ben meditasyon konusunu çok bilmiyorum. Ama Tuna Kiremitci uzun zamandır yani ben onu tanıdığımdan beri en azından meditasyona sadece ilgi duymuyor yapıyor da değil mi? Arada bir böyle uyguluyorsun işte ben mesela aradığımda ben meditasyon yaptım şimdi falan diyorsun. Uyguluyorum ve faydasını da gördüm. Gördün evet o yüzden bu konu özellikle bence senin ilgi alanına giriyor. Meditasyon hakkında genel bir yanlış anlaşılma vardır. Düşünceleri durdurmak olduğu meditasyonun söylenir. Fakat düşünceleri durdurmak aslında mümkün bir şey değildir. Meditasyon da sağlanan şey nefese odaklanmak ve düşünceleri dışarıdan sanki gökyüzünden geçen bulutlarmış gibi izlemeye başlamak. Yani kendi düşüncelerinin farkında olmak.
Kendi duygularının farkında olmak. Çünkü duygular da tıpkı düşünceler gibi içimizden gelip geçen şeylerdir. Hiçbir duygu ve hiçbir düşünce. Bize dışarıdan gelir hepsi ve biz izin verirsek dışarıya doğru devam ederler. Böyle kendi fiziksel farkındalığımızı artık oturuş durumumuza göre, konumuza göre sağlar. Meditasyonun esasları aslında bir teknik el rehberi gibi. Yani felsefi olarak işte zen felsefesi nedir, Tao nedir, Buda nedir anlatmak yerine... Teknik bir rehber gibi adeta Fontana yazmış. Bir de zannediyorum bu Meditasyon Esaslığı kitabı meditasyona giriş gibi de değil mi? Meditasyon 101 evet. Evet ilk yapacaklar için, hiç konuyu bilmeyenler için, benim gibi ön yargılı olanlar için. Yani şöyle ben ön yargılı değilim ama nedense biri meditasyon yapmak fiilini kullanınca bende bir şey oluyor.
Bir şekilde bu beni itiyor. Çünkü bunun da gelip geçince sanki bir akım olabileceğini düşünüyorum. Sonra kendimi tekrar ikna etmem gerekiyor. Hatırlatmam gerekiyor kendime önyargılı olmamayı. Hayır meditasyon öyle bir şey değil. Aslında aslı diyorum kendime. Gün içinde zaten senin yaptığın bir şey. Evet. Sadece adını koymamıştın. O yüzden bu kitap mesela beni, benim ön yargılarımı yıkan bir kitap. Onun için böyle bir araba laf ettim. Diyor ki Fonte, meditasyon fiziksel ve zihinsel gelişim için olduğu kadar kişisel ve ruhsal gelişim için de kullanılan eski bir tekniktir. Meditasyon sırasında sakin bir şekilde oturulur. Bu arada zihin uyanıktır ve konsantre olmuş haldedir. Bedense tümüyle gevşemiştir. Kitabın içerisinde şunlar var. Meditasyon nedir? Niçin? Nerede? Ne zaman? Nasıl yapılır? Meditasyonun yararları nelerdir? İlk kez meditasyon yaparken zihinlerde uyanan çok sayıda soruya cevap. Çeşitli meditasyon teknikleri arasındaki farklar. Şimdi bu önemli bir şey çünkü genelde meditasyonun bilgileri
...belli bir bilgelik seviyesine geçtikten sonra... ...öyle ulu orta anlatmazlar bildikleri şeyleri. Senin gidip sorman gerekir. Ve sorduğun zaman da gerçekten istekli olduğunu, onu ikna etmen gerekir. Yani böyle etrafta efendim meditasyon şudur, malçuğunuz öyle böyle diye... ...biz sormamışken sürekli dır dır konuşan kişiler... Ben galiba onan yıldım. Evet onlar yıldırıcıdırlar gerçekten. Evet zararlı hatta bence yani bu kadar aslında insana hem bedenine hem ruhuna iyi gelen bir şeye zarar da verdiklerini düşünüyorum. Benim gibileri aslında zaten buna teşne olanları bunu yapmaya teşne olanları ittikleri için. Evet çünkü o kadar kolay bir şey değil bu. Bir de meditasyon yapıyorum ben diye sağda solda hava atıp cool olmaya çalışmak da çok manalı değil. Çünkü aslında bu bir kerede de bitmeyen, düzenli olarak tekrar edilmesi gereken, hayatı değiştirecek bir yolculuk aslında. Şimdi şöyle diyor, meditasyonda araya giriyor diye bahsettiğim düşüncelerin kendi içlerinde kötü olduklarını sanmayın diyor. Çünkü zihin diyor meditasyon sırasında en yüksek yaratıcılığa ulaşır.
Bir dakika araya giren düşüncelerin kötü olduğunu sanmayın. Evet çünkü siz ne kadar nefese odaklandığınız zaman nefesinize odaklanıyorsunuz. Özel bir şekilde nefes alıp vermenize de gerek yok. Normal nefes alışınıza odaklanıyorsunuz. Tek yapmanız gereken o an tek önemli şeyin nefesinize odaklanmak olduğunu ve bunun çok önemli olduğunu düşünmek. Tek bir nefesi bile kaçırmadan beş dakikayı ya da belirli değilseniz on dakikayı geçirmeye çalışmak.
Ama araya her zaman düşünceler kaçar. Yani birdenbire kendinizi günlük hayattan bir şey düşünmeye başlarken buluverirsiniz. Bunda da vay ben meditasyonu beceremedim diye moral bozmaya gerek yok. Diyor ki Fontana, meditasyon da araya giriyor diye bahsettiğim bu düşüncelerin kendi içlerinde kötü olduklarını sanmayın. Erotik bir şey de gelebilir aklınıza o anda çünkü.
Düşünceler, duygular, hisler, hatıralar, fikirler meditasyonda suyu bulandıran çamur olarak adlandırılsalar da hepsi bize gereklidir. Hatta bahsettiğim maymun iştahlı düşüncelerimiz bile bize çok gereklidir. Sorunlarımızı ölçmek, ne yapıp ne söyleyeceğimize karar vermek, geçmiş deneyimlerimizden kurtulup onlardan ne öğreneceğimizi bulmak, Kendimizi komik anılardan uzaklaştırmak ve imajinasyonu geleceğimizi şekillendirmede güçlü bir araç olarak kullanmak için kendimizle sürekli içsel tartışmalarda bulunmamız gerekir. Bu ihtiyacı karşılamazsak insan olmayız." diyor.
Düşünce insan hırkına verilmiş en büyük armağandır diyor. Bak burada dinleyicimize sesleniyoruz. Evet zaten aslında bu bölümü çalışırken yani sende de muhtemelen öyle oldu, bende de öyle oldu. Ayrı ayrı aslında bizden beklediği şey düşünmemek için daha bu kadar çok düşünmemesi için ona belki de başka bir şeyde bulunmamız, tavsiyede bulunmamız ama düşünmek iyi bir şey.
Düşünebiliyor olmak iyi bir şey. Sadece galiba biraz sonraki kitaplarda da biraz ondan da bahsederiz. Düşünceyi kanalize etmek. Doğru şeye. Doğru kaynağa. Ve aynı zamanda sadece kaynak değil, bu bir nehirse... ...döküldüğü yere, doğru bir dökülme noktasına herhalde düşüncelere odaklamak.
Çünkü zihnimizden aynı anda yüzlerce binlerce düşünce geçiyor ve bunlar bir kaos yaratıyorlar zihnimizde. Huzursuzluk veren bir kaos oluyor. İşte bu kaosu düzene koyma çabası meditasyon aslında. Yazarımız da diyor ki düşünce insan hırkına verilmiş en büyük armağandır. Düşünce doğuştan gelen haklarımızdan biridir. Gerçek gücünün çoğu belirsizce ele geçirilmiş kullanılmış olan içten gelen bir büyüdür.
Özellikle de bu güç belirsizce ele geçirilmiş ve kullanılmış olduğu için meditasyon düşünceye bir yardım oluşturur diyor. Yani düşünce yardım eden bir şey. Meditasyon düşüncenin karşıtı değil arkadaşı ve yoldaşıdır. Meditasyon bize yanlış olanın düşünce değil, düşüncenin kontrolsüz doğası olduğunu gösterir. Düşüncenin hizmet etmesi yerine karmakarışık olup hükmetmesine biz izin veririz. Meditasyon berraklığı yok eden çamurlu bulanıklığa dalmak yerine... ...beraklığımızın bir parçası haline gelmemize izin vererek dengeyi yeniden kurmamıza... ...düşünüşümüzden daha iyi yararlanmamıza izin verir. Daha ne desin adam? Daha bence de yani konu zaten burada kapanmıştır. Bu kadar özlü bir meditasyon tarifini başka yerde bulamazsınız yani. Nasıl meditasyon yapılırın tarifini de burada verecek değiliz. Bu bir çeşit egzersiz, bir çeşit spor gibi düşünün. Bunun da bir kasları var kendine göre zihinsel. Ama çok büyük şeyler gerektirmiyor. Günde 5 vakit yapmanıza da gerek yok. Yani günde bir kez 5 dakikayla başlayıp 10 dakikaya 15 dakikaya kadar çıkartmanız. Dünya kavrayışınızı değiştirdiğine ben şahsen şahidim. O yüzden de David Fontana'nın bu kitabını önerebiliriz diye düşündüm. Çünkü düşüncelerinin çok savruk olduğundan şikayet eden bir oku. Ben de ön yargılı olunmaması gerektiğini düşünüyorum. Yani kendim için de bunu kendime telkin ediyorum. Bir de şöyle kendimi belki avutuyorum ama biraz da doğruluk payı var. Zaten gün içerisinde yaptığım bir şey olduğunu düşünüyorum. Onu belki daha farkında olarak yapabilirim. Yani günde sadece bir şeye odaklandığım benim de mesela oluyor. Bu nefes değil de başka bir şey olabiliyor ama sadece ona odaklanıyorum. Bir reklam gördüm, çok hoşuma gitti. Tabi hatırlamıyorum şimdi ama dün gördüm. Diyor ki bir çay demledim.
Sonra da oturdum, çay içtim. İşte çocuğumla oturdum. Sonra da onunla oturdum. Şimdi meditasyon çocuğu. Evet. Yemek yedim. Sonra da yemeğimi yemeye devam ettim. Bu böyle bir şey. Bu bir hayat polisyesi reklamı. Yanlış hatırlamıyorsam. Adının ne olduğunu bilmiyorum.
Fakat çok hoşuma gitti çünkü gerçekten buradan yola çıkmışlar. Yani bir şeyi, sadece bir şeyi yapmak o anda. Evet, evet. Zannedersem o yüzden nefese hepimizin çok kolay yaptığı, doğal olarak yaptığı bir şey olduğu için herhalde onu salık veriyorlar. Yani nefesinize odaklanın diye. Zaten şu anda nefes alıyorum, şu anda nefes veriyorum, nefes alıyorum, nefes veriyorum diye konsantre olduğunuz zaman dahi etraftaki dünyanın değiştiğini görüyorsunuz. Tamam o zaman bunu biz sevgili Ceylan'la beraber ben de buna bir şans daha vereceğim. Evet Fontana Hoca Walsh Üniversitesi eğitim psikolojisinde okutmandır. Bu arada kimdir nedir merak ederseniz. Psikoloji alanında hatırı sayılı birçok kitabın yazarı olan Dr. Fontana doğulu ve batılı öğretmenlerden öğrendiği meditasyonu psikolojik ve ruhsal yararlarına şahsi ve mesleki olarak uzun yıllar incelemiştir. Akademik bir arka planda kendisinde. Böylece mevcut diyoruz ve meditasyonu düşünce ellerinin mağduru olan herkese tavsiye ediyoruz. Evet ikinci kitap ne olsun? Beyin olsun mu?
Beyin olsun, evet. David Eagleman, bizim çok sevdiğimiz seninle bir yazar. Ta baştan beri bu çocuğu biz çok şey yaptık, destekledik. Bak nerelere geldi. Gerçekten öyle. Vallahi daha bu küçücükti. Küçücük romanlar yazardı. Hatta Murat Arayıcı'nın yayın evi. Domingo aynı yer. Murat yayınlardı onun kitaplarını. Biz de derdik bak bu adam olacak büyük diye. Adam koskoca. Şimdi çok satan bir yazar. Neurolog diyoruz herhalde değil mi?
Stanford Üniversitesi'nde nörobilim alanında çalışıyor. Aynı zamanda bu bir belgesel. The Brain. Ha evet evet. Senin hikayen. Zaman algısı, görme, sinestezi, nörobilimin hukuk sistemi ile kesişimi Dr. Eagleman'ın üzerinde çalıştığı başlayacak konulardır. Pek çok saygın yayın evinde kitapları çıkmış. Türkçe dahil 28 dile çevrilmiş. Uluslararası çok satanistlerinde yer alan başka kitapları da var.
Diyor ki kitabın arka kapağında, şimdi beyinden bahsediyoruz. Çünkü her şeyin müsebbibi beyin ya. Madem düşüncelerinden şikayet var, o zaman işin zanlısına gidelim yani. Suç düşüncelerse bunun zanlısı beyin. Bravo. İşte dedektif hemen... Bir de bu kitap uzun zamandır zaten senin elinde. Yazarken de faydalandığın bir kitap. Senden mi yürütmüştüm ben bunu? Evet.
Bu diyor, beyninin yaşadıklarınla beraber nasıl şekillendiğinin ve yaşamının beynin tarafından nasıl şekillendirildiğinin hikayesi. David Eagleman bizi içimizdeki kozmosa doğru hızlı ve nefes kesici bir yolculuğa çıkarıyor. Gerçek nedir? Sen kimsin? Nasıl karar veriyorsun? Beynin başkalarına neden ihtiyaç duyuyor? Teknoloji insan olmanın anlamını değiştirebilir mi? Durak durak ilerleyen bu büyüleyici yolculuk, Extreme Spoiler dünyasından ceza hukukuna
Yüz ifademizden beyin ameliyatlarına içgüdülerden ölümsüzlük arayışına kadar uzanıyor. Yolda milyonlarca beyin hücresi ve birbiriyle kurdukları trilyonlarca bağlantıdan oluşan sonsuz yoğunluktaki ağın içinde görmeyi belki de hiç beklemediğim bir şey beliriyor. Sen. Senin hikayen o yüzden. Evet.
Ya şöyle şimdi ben de şimdi sen okurken tekrar aslında düşündüm. Beyin de senin ne düşüneceğine karar veriyor. Bu o kadar basit bir organ değil. Daha doğrusu bu bir organ değil. Biz beyni çünkü hep böyle düşüncelerimizle birleştiriyoruz. Ve sanki fiziksel değil, spritüel bir şey gibi davranıyoruz beyni ama... ...beynin fiziksel varlığı aslında belirleyici olabiliyor bizim düşüncelerimiz üzerinde.
Anlatabildim mi? Yani mesela Ceylan Hanım aslında koşa koşa doktora da gidebilir. Düşüncelerinin şekline göre mesela neler düşünüyor? Hani diyor ya bir sürü şey düşünüyorum. Eğer bu düşüncelerinin arasında mesela şiddet varsa... ...gerçekten burada beyin organına fiziksel olarak bakılması gerekiyor olabilir.
Beynin yaşamamızda oynadığı merkezi rolden yola çıkarak toplumun beyin hakkında neden bu kadar az konuştuğunu, neden onun yerine yayın organlarını ünlülerle ilgili dedikodular ve reality şovlarla doldurmayı yeğlediğini merak edip dururdum diyor. Ama artık beyinle ilgili bu kayıtsızlığın bir ihmalden çok bir ipucu olarak ale alınabileceğini düşünüyorum. Kendi gerçekliğimizin içine öylesine hapsolmuş durumdayız ki... ...tutsaklığımızın farkına varmamız bile son derece güçleşmiş durumda. İlk bakışta üzerinde konuşacak bir şey varmış gibi görünmüyor gerçekten de. Dış dünyada renkler elbette var. Belleğim elbette bir video kamera gibi işliyor. İnançlarımın gerçek nedenlerini elbette biliyorum. Kitabın sayfalarında işte bütün bu varsayımlarımıza ışık tutmayı hedefledim. Aslında bilmiyor olabilirsin işte. Şimdi bir kitaptan bir hikaye anlatabilir miyim? David Eagleman'ın üzerinde çalıştığı nörobilim uzmanı olarak. Charles Whitman diye bir adam var Teksaslı. Bu adam 1966 yılında bir gün önce karısını ve annesini öldürüyor.
Ondan sonra da kalkıyor, gidiyor. Ertesi günü Texas Üniversitesi kulesine tırmanıyor. Oraya tırmanırken önüne geleni öldürüyor. İşte hamile bir kadını öldürüyor. Hamile kadın için yere eğilen yanındaki işte sevgilisini öldürüyor. Önüne geleni öldürüyor. Ve pompalı bir tüfekle yanlış hatırlamıyorsam öyle bir şey.
Ve bir şey yazıyor, aslında bu arada da annesini ve karısını öldürdükten sonra bir mektup yazmış. Diyor ki bu mektupta, ben diyor, neden böyle bir duygu içerisinde olduğumu bilmiyorum, ben annemi ve karımı öldürdüm. Ama bu şiddetin nereden geldiğini bilmiyorum, beni bu duyguya ne sevk etti bilmiyorum. Bu benim normal halim değil. Bir şey olduğuna, bende bir şey olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla ben öldükten sonra lütfen otopsi yapın ve bunu anlayın diyor. Ve gerçekten otopsi yapıyorlar ve beyninde bir tümör buluyorlar. Onu katil olmaya yönelten. Evet öyle bir şeyde, bir alanında insanları şiddete yönlendiren bir bölgede bir tümör bulunuyor gerçekten. Şimdi dolayısıyla ben düşünüyorum ama ne düşünüyor olduğum bazen... ...senin dediğin gibi bir dedektif gibi onun ipuçlarını izlersen, takip edersen... ...sendeki bir bozukluğu da aslında yani fiziksel olarak bir hastalığı da aslında sana gösteriyor olabilir. O yüzden ne düşündüğün de çok önemli. Biz hiçbir şey kendi kendimize... Hani beyin böyle bizim spritüel bir organımız değil. Çok var. Orada bir çok önemli parçası. Makinenin bir parçası. Evet. Bilinmezli çok. Elastik. Bir yaşa kadar. Ve o yüzden de dikkat edilmesi gereken bir konu.
Bir de bunu çok eğlenceli bir dille anlatıyor. Tabii evet. Çok çok anlaşılır bir şekilde. Efendim uzmanlara ya da IQ'su 140'ün üstünde aslı gibi olanlara göre değil. Yani gerçekten kitap okumaktan hoşlanan herkes için hikayelendirerek ve tatlı bir dille anlatıyor. Ya şöyle bir şey var bu arada. Hani eğer çok beyinle ilgili kitap okuduysanız bu kitap artık size tamam bildiğinizi tekrarlıyor gibi gelebilir. Ama yine de çok zihin açıcı bir yanı var. Deyip mani okuyalım mı?
Bir alıntı daha yapmak istiyorum. Bu dondurmayı yesem mi yemesem mi? Bu e-postayı şimdi mi yanıtlasam sonra mı? Hangi ayakkabıları giysem? Günlerimiz ne yapacağımız? Hangi tarafa gideceğimiz? Nasıl tepki vereceğimiz? Bir etkinliğe katılıp katılmayacağımız gibi konularda verdiğimiz binlerce küçük kararın toplamından oluşur.
Karar verme üzerine geliştirilen ilk kuramlar, insanları makul bir karara varmak için seçeneklerin artı ve eksilerini tartabilen rasyonel aktörler olarak ele almıştır. Ama insanların karar verme süreciyle ilgili bilimsel gözlemler bunu doğrulamaz, beyin her biri kendi hedef ve arzularına sahip ve birbiriyle rekabet halindeki birçok ağdan oluşmuştur. Dondurmayı mideye indirip indirmemeye karar verirken, beyninizdeki ağlardan bir kısmı şeker lehine, bir kısmı da mihrap kaygısıyla aleyhine çalışacak. Bazı ağlarda yarın spor salonuna gitmeye söz vermeniz koşuluyla dondurmayı yiyebileceğinizi söyleyecektir size.
...beyniniz birbiriyle kıyasiye mücadele eden, rakip siyasi partilerden oluşan... ...bir moral parlamentodur, diyor. Doğru. Çok güzel bu kısmı. Dolayısıyla orada Inside Out diye bir film vardı ya... ...belki Türkçe'yi ne diye çevirdi o acaba? İnsan beyninin içine mi giriyorlardı? Orada evet, çizgi film kesinlikle tavsiye ederim. Bir ergenin beyni, annenin beyni, babanın beyni... ...onun içinde olan bütün duyguları karaktere dönüşmüşler. Neşe var, sinir var, öfke, üzüntü, keder var. Heyecan var. Ve hepsi böyle o bir kontrol masası var, onu ele geçirmeye çalışıyorlar. Hepsi o kontrol masası onun olsun istiyor. Bunun çatışması tam olarak işte David Eagleman'ın yazdığı şey böyle bir şey.
Ha bunu nasıl işte durduracağız? Peki tamam bu böyleyse dediğin gibi orada herhalde meditasyon devreye girecek. Kendimizi sakinleştirmemiz gerekecek yani. Meditasyon kendi duygu ve düşüncelerimize dışarıdan bakabilme ve bu şekilde de sakinleşme pratikleri diyebileceğimiz bir şey. Mani o kim istersen. Buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblio terapi ne yapıyor?
Devam edelim. Hazır kendimizi bu yola sokmuşken, ilim irfan yoluna girmişken... ...yine öyle bir kitaptan devam edelim mi? Evet, Doğu Felsefesi'ne gittik, Batı Bilimine gittik. Mindware Etkili Düşünme Araçları. Hadi bakalım. Richard Nisbett, yazarı. Çok bu da... Nisbett olsun diye bunu mu getirdin sen de? Tabii, sana Eagle Moon'a karşı... ...çatong diye. Nigel Nisbet. Şimdi Richard Nisbet şey, o da bir psikolog. Çok önemli bir yazar. Yıllardır etkili düşünme konusu üzerine çalışıyor. Yani hani zaten düşünüyoruz diyor. Madem düşünüyoruz, elden gelecek bir şey yok. Bari bu düşüncelerimizi etkili kullanalım. Bunları bir hani dosyalara neredeyse sokalım ve bizim faydamıza olsun. Çok değişik çalışmaları var. Şöyle mesela diyor ki sayılar yasasını. Bak biraz böyle zor. Ben birkaç kere okudum ve sonra anladım. Sen bunu bizim anlayabileceğimiz seviyeye indirgeyeceksin şimdi. İnşallah. Evet.
Büyük sayılar yasasını ele alan istatistik kavramını öğretmek, yani ne? İstatistik kavramını öğretmek, herhangi bir kişi ya da nesneye ilişkin doğru görüşlere ulaşmakta ne kadar kanıta gereksinim duyulduğu konusundaki düşünceleri etkiler, diyor. Tekrar okumanı istemek zorundayız. Evet. Büyük sayılar yasası... Binlerce dinleyicimiz ve ben bunu istiyoruz. Bir dakika bak. Büyük sayılar yasasını ele alarak, istatistik yani, istatistik ilmi diyor ki, istatistik ilmini öğrenebilirsiniz. Ve diyeceksiniz ki, bu neye denk geliyor biliyor musun? Okulda böyle öğrenciler sürekli şey derler ya, daha yeni ben bunu alt komşumun oğluyla konuştum mesela.
Ben bunu neden öğreniyorum ki? Gerçek hayatta bu bizim ne işimize yarayacak hocam? Ne işe yarayacak hocam? Yani bunu biz de söyledik. Bunu her öğrenci söyler. Bunu herkes söyler. Bunu ileriki yaşlarında bile söylersin. Çünkü adam gibi bir cevap bulunamadı bu soruya dolayısıyla. İşte bak bulundu. Bak şimdi dinle. Mesela istatistik. Ben psikoloji derslerinde yüksek lisans yaparken... ...benim en zorlandığım derslerden biri istatistik dersleriydi. Evet. Çok zordu. Ödevleri çok zordu. Sınavları çok zordu. Gerçekten anamdan emdiğim süt burnumdan geldi.
Ve neden diye ta o yaşta sordum. Neden biz bu dersi alıyoruz? Yani ben istatistik mi yapacağım habire? Aslında şöyle, istatistik kavramını öğrenmek diyor. Herhangi bir kişi ya da bir olayla ilgili ben bir kanıya varacağım. Ama bu kanıya ulaşmak için benim kanıtlara ihtiyacım var. Yani verilere ihtiyacım var. İyi gidiyoruz, anladık şu ana kadar. İşte o istatistik bilimini bilirsen diyor, o kanıları, o kanıtları istatistiki olarak biriktirirsin ve bunları kullanmayı öğrenirsin. Sen yani istatistik öğrenirken sadece istatistik öğrenmiyorsun, onu hayatta gerçek, güncel hayatta kullanmayı da öğreniyorsun.
Anlatabildim mi? Gerçek hayat. O yüzden aslında hani bu da düşüncelerini senin mesela toparlamana yardımcı oluyor. Aslında kurbağanın sindirim sistemini öğrenmenle gidip kurbağaların karnını yardıya yapmıyorlar sana. Evet. Yani o belli bir düşünce biçimini ve sistematiğini çocuğa yerleştirmek için yapılan şeydir. Ama genelde öğretmenler bu açıklamaları yapmaya çok zahmet ettikleri için kurbağalardan... Zahmet etmedikleri için. Etmedikleri için kurbağalara gıcık olarak geçiyor öğrenciler.
Doğru. Bir tane daha örnek vereyim mesela yeni kitaptan. Fırsattan kaçınma maliyetine yönelik ekonomi ilkesini öğrenirsek zamanın kullanımı konusundaki muhakemelerimiz etkilenir. Bunu daha iyi anladım ben. Daha kısa olduğu için evet. Değil mi sayın dinleyicilerimiz? Bunu daha iyi anladık. Evet. Binlerce sesin birden evet dediğini duyuyorum şu anda. Evet. Dolayısıyla yani biz bir şey, mesela bunu neden söylüyorum? Ceylan Hanım bir şey düşünüyor. Diyelim ki bir konuyla ilgili daha fazla o akşam yattı, yastığa başını koydu ve düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor.
O asla sadece o konu değil zaten. O başka bir şey de demek. Yani düşüncelerini sadece sistemli bir şekilde kategorize etmeyi... ...ve bunları doğru yere kanalize etmeyi öğrenmek gerekiyor. Düşünceleri terbiye etmek diyebilir miyiz aslında? Aa ne kadar güzel. Yani ahlaki anlamda şey değil. Yok yok evet. Onu düşünme bunu düşünme anlamında değil de... ...düşünceleri bir hale yola koymak, toparlamak, bir düzene koymak, faydalı hale getirmek. Evet ve eğitim, eğitim, eğitim. Aslında bu kitap bunu çok güzel bence anlatıyor. Yani Etkili Düşünme Araçları adlı kitap. Çünkü sen eğitimin ne kadar fazla olursa... ...kendini ne kadar fazla eğitirsen, ne kadar çok şey öğrenirsen... ...akademik olarak da ne kadar çok bilgi sahibi olursan... ...daha net düşünebilme, daha sistemli düşünebilmeye başlıyorsun. Analytik düşünce. Karmar çorman bir şey kafanda hala almıyor. Çünkü araçları kullanıyorsun. Benim bir akrabam vardı mesela. Bütün gün eğitimli birisi değildi. Ortaokul terk. Bütün gün televizyon seyrediyordu kadın. Ve televizyonda ne seyredilse yutuyor. Çok da kuvvetli bir hafızası var. O yüzden delirdi insanı da. Çünkü bütün o düşünceleri harmanlayıp bir yola koyabilecek formasyona sahip olmadığı için. Evet. Yani bir sürü bilgiye maruz kalıyor. Çok enteresanmış, çok güzelmiş. Günümüz insanı da böyle ya. Doğru, doğru. İnstagram elinde mesela ya Twitter elinde neyse. İnstagram, televizyon, işte radyo, bu şu bilmem ne kanallar falan. Yani o kadar büyük bir data akışı var ki. Doğru. Bir sürü girdi var. Evet. Bunları süzecek, süzecek bir formasyonun yoksa bu data akışı senin delirmene sebep olabilir ancak. Doğru, doğru. Ben bir de şunu düşündüm, burada çok etkili olacak şey yazmak olur gene. Ama şöyle yazmak derken, illa otur roman yaz, bir şey yaz, not almak. Evet.
Mesela İnstagram'dan bir şey okuyorsun. Çünkü bazen gerçekten çok faydalı şeyler de var. Yahut Twitter'dan bir şey okuyorsun. Bir bu bir şaka da olabilir. Yani çok güldüğüm bir espri de olabilir. Ne bileyim Mark Twain'den bir alıntı da olabilir. Bunları not etmek aslında mantıklı. Daha sonra o notların üzerinden geçmek mantıklı. Yani yerli yerine koymak için. Bir de şunun için de çok faydalı oluyor. Ben çok faydasını gördüm. Geri dönüp... O dönemde ne düşünmüşsün? Onu anlamak için. Eğer düşüncelerini biraz biraz not edersen... ...onu yine bir sistematik hale aslında getirmiş oluyorsun. Ceylan Hanım'a o zaman daha az sosyal medya... ...daha fazla yazı yazma. Olabilir. Tavsiyesinde. Artık yaşımızın da verdiği hakla... Evet tavsiye ederim. Şimdi bir de bu yaş konusuna girmem tekrar şöyle iyi oldu. Yirmi dört yaşındayım demişti. Kendimi seksen yaşında hissediyorum demişti. 80 yaşında hissetmiyor. Yani 80 yaşında biri gibi düşünüyor. 80 yaşındakiler o kadar çok düşünmüyorlar bu arada, aklında olsun. Tamam, tamam. Şimdi işte onu söyleyeceğim. İyi haber. Bu kadar çok düşünme konusu bence biraz şey oluyor, azalıyor. Çünkü daha az kaygılı biri haline geliyorsun. Dünyayı galiba daha iyi öğrendikçe... Daha çok şey deneyimledikçe, tekrarları gördükçe özellikle... ...aynı olayların kendini sürekli tekrar ettiğini gördükçe... ...verilen tepkiler, yaşananlar, senin duygusal tepkilerin... ...bir yerden sonra bunları zaten daha fazla artık didiklememeye, düşünmemeye, analiz etmemeye başlıyorsun. Bir de adını hatırlamadığım, seni tamamlamak için söylüyorum, bir yazar hayattaki en korkunç dönemin 20-25 yaş aralığı olduğunu söylerdi. Çünkü henüz belirsizlikler yerine oturmamışlar, kaygılar, kendini bulma çabaları, kendini gerçekleştirme çabaları, milyonlarca seçimin etrafında olması falan. Yani dinleyicimiz düşünmesinde kim düşünsün? Evet evet doğru. Öyle bir şey var. Yani bu kadar çok düşüncenin zihine üşüşmesi o yaşlarda gayet mümkün. Normal. Ben ilk romanın başkalarının kokusunu mesela 26 yaşında yazdım ve şimdi romanın ilk karakterinin öyküsüne baktığımda ilk giriş anından itibaren ne kadar kafası dolu, ne kadar çok şey düşünüyor. Onu ona bağlıyor, onu ona bağlıyor. Sürekli her şey birbirini kovalıyor. Ne kadar yorucu bir zihin olduğunu anlıyorum ve...
Guess what? O benim zihnimde. Zaten kendime yazmıştım. Genç olmak da kolay değil. Hakikaten hiç kolay değil. Bir de 25 yaşına geldiğin zaman hepsini çözüyorsun ve dünyanın hakimi olduğunu düşünmeye başlıyorsun. İnsan 25 yaşında evrendeki her şeyi bilir çünkü.
İşte güzel haber. Yani bu böyle değil. Yaşlanmak çok bence harika bir şey. Şahane bir şey. Ben 80 yaşına gelebilirsem eğer hiçbir şey düşünmeyi düşünmüyorum açıkçası. Öyle bakacaksın değil mi? Muhtemelen full meditasyon halindeki sorun söylemeyi düşünüyorum. Seinfeld'de Puddy vardır. Elaine'in sevgilisi Puddy. Böyle dümdüz karşıya bakar, hiçbir şey düşünmez. Elaine bunun deli olur. İşte o sen olacaksın muhtemelen 80. Böyle dümdüz karşıya bakar. Arizona Dream filminde Emir Kustriçan'ın bir giriş şeyi vardır, alıntısı vardır. Der ki insanlar düşünür, köpekler düşünür, kediler düşünür. Evet. Ama balık düşünmez. Balık düşünmez. Balık sessizdir. Çünkü balık her şeyi bilir. Evet. Balık düşünmez. Balık her şeyi bilir. Ben işte o balık olacağım. Sonra da müzik girer. Çok güzel.
Şimdi dördüncü kitaba geçelim. Annie Arnaud. Seneler. Önümde notlarım kapandı. Çünkü bilgisayarla gelmiştim. Şarjım bitti sevgili dinleyiciler. Özür diliyorum ama hatırladığım her şeyi anlatacağım. Annie Arnaud doğum adıyla Annie Duchesne. 1 Eylül 1940 doğumlu Fransız yazar ve edebiyat profesörü. Çoğunlukla otobiyotik özellikler taşıyan eserlere imza attı.
Erno, kişisel hafızanın kökenlerini, mesafelerini ve kolektif kısıtlamalarını... ...keşfetmekteki cesaretinden dolayı 2022 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. Ben bu Nobel Edebiyat Ödülü toplantılarını çok merak ediyorum. Nasıl geçiyor buradaki muhabbetler? Şimdi çay, kahve, kurabiye veriyorlar babalara. Oturuyorlar, hataylar var. Kesin veriyorlardı, bir klap sandviç veriyorlardı. Bir şey miydi yani? Ya diyor bu...
Aynı Arnavut böyle kişisel hafızanın kökleri falan var ya böyle... ...mesafeleri, kolektif kısıtlamaları, keşfetmesi falan. Ya çok cesur bu kadın bu konuda.
Yani bu yüzden Nobel verelim mi falan diyorlar mesela. Umarım böyle değildir. Şimdi bak sonra da ama... Bu kadar spesifik bir cümle sonradan evelde etmeli. Dinleyiciler haklı, böyle çok uzuyor işte. O yüzden hemen şeye geçiyorum. Hangi seneler arasındaki Arno'nun kendi kişisel günlüğü diyebiliriz? 1966 ile... 1940'lardan 2000'lere uzanan... 1941'den... Deneysel bir metin, bir tür toplumsal kronik.
Evet. İki bin lira kadar mı uzanıyormuş? İki bin lira kadar. En mahrem anılarına, hayatındaki önemli dönemeçlere... ...kendi kuşağının hikayesine dahil edip... ...tarihin kaydını tutan... ...ve bunu yaparken klasikleşmiş otobiyografi yazının dışına çıkan Erno... ...anlatının merkezine kendini koymaktan billahsa kaçınıp... ...bireysel tarih ile kolektif tarihi bir araya ne yapıyor? Getiriyor ve biz dilini kullanıyor zaten. Evet. Sınıf çatışması, kadın çalışmaları gibi konulara da yer vererek... ...toplumsal bir bellek yazını ne yapıyor?
Oluşturuyor. Şimdi çok önemli olan şey, bu arada ben bu kitabın nasıl bu şey listeye dahil ettiğimi söyleyeyim. Biz taze kitabı bilenler bilirler. Çok acayip güzel çocuk kitapları yapan bir yayın evidir. Hayranıyız. Gerçekten hayranıyız. Yani kağıt kalitesinden fikirlerine, ciltli kitapları, her şey, doğa takvimleri... ...müthiş yeşil günlükleri, müthiş gerçekten doğa sever bir yayın evi.
Yayın evinin sahibi, kurucusu, editörü Zeynep Sevde. Ona da bayılırız. Evet, beraberdik ve ben dedim ki böyle böyle bir konumuz var Zeynep dedim. İşte çok düşünmek ve o düşünmeyi kısmak falan filanla ilgili. İlk aklına gelen şeyi söyledi, hemen böyle yaptı. Ane Arnaud, seneler dedi. Kitabı ben de okumuştum. Hatta ben de galiba ondan çalıp okumuştum yanlış hatırlatıyorsam. Onun masasından yürütmüştüm ben de. İşte kitapseverlik böyle bir şey arkadaşlar görüyorsunuz. O ondan yürütüyor, bu bundan yürütüyor. Seneler dedi, çok haklıydı. Çünkü kendisi de şöyle söyledi, dedi ki ya tamamen dedi aslında düşünmek üzerine, hep düşünceler üzerine bir kitap. Doğru. Çünkü Ane Arnaud yıllar boyunca neredeyse her
Bir konuyla ilgili ne düşündüyse bunları not almış. Zaten biraz önce o yüzden dedim Ceylan Hanım'a not alın. Her şeyi not almış. Ama pop kültürü de var bunun içinde. Mesela siyah beyaz televizyon da var bunun içinde. İşte Fransa'da yaşanan o 1968 devrimi de var. Cinsel devrim de var bu işin içinde.
Aklınıza gelebilecek her tür detay var. Bu arada Fransız kültürünü tabii müthiş kitaptan anlıyorsun, öğreniyorsun. Bazı bilmediğin şeyler oluyor, bilmediğin deyimler oluyor. Bir neslin hikayesi diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Evet, evet kesinlikle. 68 kuşağı olarak adlandırılıyor değil mi? Doğum tarihi 40. 40'da doğmuş. Zaten çok talihsiz yani. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra...
Doğan bu kuşak zaten şeydir biraz. Evet. İkinci Dünya Savaşı'nda doğan. İkinci Dünya Savaşı'nda doğmuş. Sonrasında doğanlar da öyledir yani. Biraz bunlar kırık dökük doğmuşlardır. Evet yani hakikaten çünkü bütün o İkinci Dünya Savaşı'ndan... ...geriye kalan harabenin içinde yaşamışlardır. Bir de yanlış hatırlamıyorsam Paris'te böyle bir 80-90 kilometre uzaklıkta... ...bir küçük bir şehirde, kasaba gibi bir yerde neredeyse büyüyor. Annesi, babası... İşçi sınıfından. İşçi sınıfından, evet.
Ve orada onlar için yani öyle Paris'e gitmek falan filan bunlar çok büyük işler. Bir radyo var, o radyoyu sürekli dinliyorlar. O düşün yani dinlediği, gördüğü her şeyi düşünmüş. Bu çok önemli Ceylan Hanım, düşünmüş ve düşündüklerinin hepsini de not almış. Yani dolayısıyla neden bu kitabı öneriyoruz? Sor bana ne şifa olacak bu kitap diye. Ne şifa olacak bu kitap bize?
Bu kitap bize düşünmenin çok faydalı bir şey olabileceğini, geleceğe bir tarihçe bırakabileceğini... ...yeni nesillere faydalı olacağını, gücünü de gösteriyor. Yani bu kadın bu kadar düşünmenin sonucunda sevgili Ceylan Nobel alıyor. Demek ki var, düşünmekte bir işler var yani. Ama başıboş düşünmekten de kimseye hayır gelmez. Yani benim az önce verdiğim insanın zihnini daha da bulandırmaya... ...ve hastalandırmaya doğru da götürür. Düşünceleri terbiye edip bir hale yola koymak lazım. Bunun için de ya işte Bey'in kitabında David Eagleman'ın dediği daha bilimsel yollara başvurmak lazım. Ya meditasyon gibi pratiklere başvurmak lazım. Ya da okumak lazım. Çok güzel anlatılar var mesela. Kimi duygular tedavülden kalkıyordu diyor Anna.
hissedilmiyorlardı artık. Yurtseverlik, şeref gibi geri zamanlara ve istismara uğramış toplumlara has kabul edilen duyguları hissetmek saçma geliyordu. Dillerden düşürülmeyen utanç eski anlamını taşımıyordu artık. Geçici bir rahatsızlık egonun anlık incinmesinden ibaretti. Saygı bundan böyle öncelikle ve esas olarak bu egonun başkaları tarafından tanınması talebiydi.
gibi içinden geçtiği dönemleri ve toplumsal ruh hallerine dair tespitler var. Bir tane daha okumak istiyorum kızmazsan. Sonra farkına varıyorduk ki bütün yetişkinliğimiz bizimle hiç alakası olmayan hükümetlerin yönetiminde geçmişti. 1 Mayıs ayı hariç 68 Mayıs'ından bahsediyor sanırım. Siyasette yüzümüzü güldüren tek bir şey görmediğimiz... ...yokuş aşağı umutsuz bir kayışı andıran tam 23 yıl. Şimdinin gençleri de bunu okudukları zaman kendilerinden bir şeyler bulacaklarmış. Zaten aynı. Yani biraz ucuz dediğimiz şey yani. Bir Nisan ayı hariç falan diyebilirim. Evet evet. Tekrarlanan şeyler bunlar. Ama işte yine her zaman okumak insana bir tür eğitim olduğu için... Evet zaten okumanın kendisi... Okumanın kendisi zaten nasıl düşünmemiz gerektiğini... ...ya da düşüncelerimizi nasıl süzmemiz gerektiğini bize gösteren bir metottur zaten. Bu metottan yoksulsan zaten az okuyorsun. O zaman bu mesajımızı vermiş olalım. Okuyunuz ve manimizi dinleyelim. Künyemizi aşağıda efendim. Bu sefer künyemizi okumuyorum çünkü bilgisayarım kapandı. Linklerde bulabilirsiniz kitapları. Tıklayın, alın, sipariş verin, gelsin.
Ve sonuna kadar dinleyen siz güzel insanlar, bunu yapmayanları kibar bir dilden uyarın ve ne diyelim paylaşın. Madem beğendiniz, madem seviyorsunuz, madem sorularınız var, öncelikle paylaşın ki sevgi paylaştıkça çoğalsın. Evet. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblio terapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.