Podcast

S3E9: Dostumu Kaybetmek İstemiyorum

Bibliyoterapi

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, arkadaşlık ve dostluk üzerine konuşuyor.

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Kitaplar;
Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini
Dostluk Üzerine - Cicero
Değersiz Bir Hayat - Hanya Yanagihara
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım - Elena Ferrante



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.322 kelime · ~27 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunuk İremitçi. Malum okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Evet, merhabalar Sevgi. Merhaba arkadaşlar. Merhaba dostlar. Merhaba güzel insanlar. Bu hafta konumuz arkadaşlık. Dost canlısı bir giriş yapayım dedim. Hep biliyorsun konsepte göre giriş yapıyorum. Evet, ben de biraz hasta olduğum için yavaştan alıyordum. İyi oldu senin bir zinnelik getirdiğin. Evet, bugün hiç olmadığı kadar kendimi sıcak ve dost canlısı bir insan gibi hissediyorum. O zaman ben hemen soruya geçeyim. Hemen soruya geç.

Merhaba sevgili BiblioTerapia ekibi. Sizi severek ve huzur verici bularak dinliyorum. Gene reklam aldık. Benim derman bulmak istediğim konu şu. Çok samimi olduğum, hatta kardeşten farksız gördüğüm dostumla aramız son birkaç aydır pek iyi gitmiyor. Düzelmemizi çok istiyorum. Bu konuda bana rehber olacak bir kitap bölümü yapabilirseniz sevinirim. Rumuz Adnan.

Transkriptin tamamını oku

Bir arkadaşıyla, bir can dostuyla ayrı düşmüş. Aralarına kara kedi girmiş. Bir soğukluk, bir tatsızlık yaşanmış. Bu hafta ama çok güzel kitaplar seçtik. Yani her hafta güzel kitaplar seçiyoruz ama bu haftakiler çok güzel. Bence genel olarak zaten hani şöyle okunması gereken kitapları seçtik diye düşünüyorum. Eğer şimdiye kadar okumayan kaldıysa çünkü bunlardan bazıları zaten adına eminim. Bazıları, üçü de öyle. Türkiye'de çok sevilen kitaplar. Evet, sevilen kitaplar. İsimleri muhakkak ki duymuştur ama şöyle bir şey var. Üçü öyle, dördüncüsü de tarihsel olarak sevilen bir kitap. Ama şöyle bir şey var yani. Bakalım hangileri?

Kitap isimlerini biliyor olmak onların aslında okunduğu anlamına gelmiyor. Bazı kitaplar vardır, o kadar çok bahsedilirler ki okumuş kadar olursun ve bu da kitapla ilişki kurmanı zorlaştırır. Ama aslında yani mesela uçurtma avcısından başlayalım o zaman bu kadar muhabbetine eriyorsak. Neden? Çünkü biz çok satanlara önyargılı bakmayan bir potansiyeliz. Bir de Halit Hüseyin'in Uçurtma Avcısı adlı kitabı. Gerçekten okunmaya değer bir bence dünya edebiyat klasiği sayılabilecek bir kitap. 2007 yılında Mark Forster tarafından da filme alınmış. Filmi de beğenilmiş. Ben filmini seyretmedim doğrusu ama güzel olduğunu duymuştum. IMDB puanı yüksek. Kitabı ilk okuduğumda çok çok sevmiştim. Çarpılmıştım.

Kısaca konusunu özetleyeyim ben. Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk. Aynı evde büyüyüp aynı süt anneyi paylaşmışlar ama aralarında uçurumlar var. Çünkü Emir ünlü ve zengin bir iş adamının oğlu, Hasan ise evin hizmetkarının oğlu. Üstelik Hasan orada pek sevilmeyen Hazarlar diye bir etnik gruba mensup. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtıyor. Mesela Sovyet işgali oluyor ve mutlu çocukluk hayatları bitiyor birdenbire. Emir ve babası ülkeyi terk edip nereye gidiyorlar? Kaliforniya'ya. Babası orada bit pazarında çalışmaya başlıyor. Emir de böylece geçmişinden kaçtığını düşünüyor. Fakat bir survivor guilty dedikleri bir şey yaşıyor yani. Hayatta kalanın yaşadığı suçluluk duygusu. Geride kalanlara karşı yaşadığı suçluluk duygusu her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından koparamıyor. Uçurtma Avcısı, arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman deniyor. Babaların, oğullarının etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları. Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkası yani Afganistan. Afganistan, evet. Afganistan, Sovyet işgali, Taliban'ın gelişi, sonra Amerika'yla olan ilişkisi, Afganistan'ın ve güzel bir ülkenin nasıl bir kaosa ve karanlığa doğru sürüklediği, anlatılan olağanüstü bir dostluk, bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin öyküsü.

Evet ama tabi aslında bu sevgiyi Amir çok sonra fark ediyor. Çünkü aslında büyük bir ihanet var işin içinde. Hasan'a ihanet ediyor Amir. Ve yıllar sonra, yıllar yıllar sonra Amerika'dayken işte bu suçluluk duygusuyla tekrar harekete geçiyor.

Ve ondan sonra esas o dostluğun kıymetini hissetmeye ve yaşamaya başlıyor. Yoksa Hasan en başından beri çok çok iyi bir arkadaş. Tabii şimdi burada aslında konuşulması gereken şey alttaki şey çok önemli. Arkadaşlıklar neler üzerine kurulur? Hani temelinde bunu da daha sonra Çiçero kitabında bahsedeceğiz ama... ...yani bazı temeller var ama... ...bunda Amir'le Hasan'ı birbirinden ayıran arkadaş olamamalarına sebep olan şey sınıf. Farkı. Sınıf farkı üzerine kuruldu aslında çatışması değil mi şeyin kitabın? Evet. Kast farkı yani. Şimdi Amir mesela bir yerinde der ki kitabın... ...ama o benim arkadaşım değil, o benim hizmetkarım diyor. Yani aslında Hasan'la asla kendini zaten aynı şeyde görmüyor. İçten içe bunu yaşıyor yani. Aynı yerde görmüyor.

Bir yandan babasının Hasan'a gösterdiği ilgiden, sevgiden dolayı kıskanıyor. Hasan'ı kıskanıyor, babasını Hasan'dan kıskanıyor. Ama işte onu zaten hizmetkar olarak gördüğü için de ikinci sınıfa zaten atıyor ve aralarındaki aslında kardeşler öte bir arkadaşlık var. Amir onu hep bozan taraf. Süt kardeşler zaten. Evet, evet. Zaten aslında şimdi spoiler vermeyelim. Başka bir şey daha da var yani. O yüzden... Zaten vermiş kadar oldum şimdi bunu söyleyerek. Ama bu kitap illa yani sonu için, twist için okunacak hiçbir kitap öyle değil. Titanic sonunda batıyor ama filmi seyrediyorsun yani. Evet, evet. Bu kitap hakikaten edebiyatı için, dili için çok kıymetli bir kitap. Amira babasının söylediği bir söz var, çok ünlü bir alıntı kitaptan, onu yapmak istiyorum. Yalnızca bir günah vardır. Tek bir günah, o da hırsızlıktır. Bir insanı öldürdüğün zaman bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.

Hmm. Evet, tam olarak... Tek bir suç vardır, o hırsızlıktır diyor. Cüvenini çalıyor yani o da Hasan'ın. Evet. Aslında. Evet, evet. Yine aslında bunu neden yapıyor? Kendini çünkü üstün hissettiği için yapıyor. Yani bunu kendine hak gördüğü için yapıyor. E tabii çünkü yüzyılların getirdiği bir sınıf var. Zengin. Kolay kolay sıyrılınmaz ondan. Zengin ve işte daha eğitimli vesaire olduğu için... Hakir görüyor yani. Hakir görüyor. Ve yani bu aslında toplum içerisinde yani bizim de... ...çok gayet her gün sorabileceğimiz bir soruyu ortaya koyuyor. O da arkadaşlıklarda gerçekten mesela para çok şeydir. Önemli bir noktadır. Ama çocuklarda sınıf farkı yoktur. Yani mesela ben de Eskişehir'de oturduğumuz yıllarda en yakın arkadaşım Uğur'du. Apartman görevlisinin ki o zaman kapıcı derdik biz ona. Evet öyle derdik. Hani Adil amcanın, apartman görevlisi Adil amcanın oğluydu ve aramızda bir sınıf farkı olduğunu biz çok sonradan ben uyandım yani konuya. Ama zaten konu o oluyor yani şimdi mesela arkadaşlık başlıyor, süre geliyor. Daha sonra eğer böyle en baştan başlamış bir sınıf farkı var ve en baştan başlamış bir arkadaşlıksa... ...onu bu arada sürdürmek gayet mümkün. Yani bunun örneklerini ben de defalarca gördüm ama... Sonradan o arkadaşlık kurmak yani iki kişi atıyorum üniversitede karşılaşıyor. Biri belki apartman görevlisinin çocuğu olarak büyüdü. Biri de o apartmanın en zengin belki ya da başka bir apartmanın yani. Üniversitede karşılaştığın zaman ama kendi kişiliğini bulmuş durumdasın artık. İşte onu demek istiyorum yani. O zaman arkadaşlıkta sınıf farkı önemli bir yere oturmuş oluyor. Çocukken kurduğun arkadaşlık süre gelirse tamam ama... Sen dışarıda tanıştın. Eşim senin alışkanlıkların farklı. Senin yeme içme zevkin farklı. Senin imkanların farklı. Yeme içme zevkin aynı olsa bile senin imkanların farklı. Ben oğluma da hep bunu söylüyorum şimdi. Üniversiteye girdi. Zaten üniversite eğitiminin boyutlarından biri de budur. Senden farklı sınıflardan, senden farklı kesimlerden, coğrafyalardan insanlarla bir araya gelmek onlarla...

Alışverişe girmektir. O da üniversite formasyonuna dahil bir şeydir bence. Evet. Ben mesela bunu çok net hatırlıyorum. Ben işte 9 Eylül'ün Alsancak Kampüsü'nde okudum. Kampüs denemezdi. Bizim bölümün çocukları da hep böyle çok iyi okullardan, kolejlerden mezun olmuş. İngilizceleri çok iyi çocuklardı. Ben Anadolu Liseliyim. Benim gibi birkaç kişi daha var ama genelde böyle Amerikan Koleji falan filan. Neyse bunlar böyle... Jigster konuyu değil mi o zaman? Evet, jigster. Jigs, jigs tipler. Bunlar böyle öğlenleri işte diyorlar ki Regis'e şeye gidiyoruz... ...işte Regis'in salataları çok güzel Regis'e gidiyoruz falan. Ben her öğlen simit peynir yiyorum. Ve derdim ki... Genç dediğin simit peynir yer zaten salatayı niye yiyorsun? Yani derdim ki arkadaşlar nasıl yani her gün nasıl Regis'e gidilip... ...benim için iki ayda bir belki üç ayda bir yapılabilecek bir etkinlikken bu. Onlar için her gün sıradan yani ve şimdi mesela hani... ...hep derler ya üniversite arkadaşlıkları çok kıymetlidir falan. Valla benim için pek yok. Hadi lan diyorsun yani. Hayır, hadi lan demiyorum. Olamadı ki. O şey tabii ki benim de üniversitede arkadaşlarım oldu. Biraz sınıf farkı yemiştisin sen de orada. Bir orta sınıf olarak, üst orta sınıfla karşılaşarak. Evet, evet. Ve hani o yüzden aslında aynı ortamda bulunmak değil de aynı şeyleri paylaşmak. Bazen bu tabii parayı şöyle aşabilirsin, aynı değer yargılarına sahipsindir, aynı değerlere sahipsindir, ideolojilere sahipsindir. Burada ne işin içine girer? İdeolojik işte fikirler mesela işte... Bir ideolojik fikri yoktur ki o bölümlere senin gibi edebiyatçı olacaklar dışında askerliği geciktirmek için erkekler girerler zaten. Hayır hayır şunu demek istiyorum yani üniversitede bir de hani şey vardı yani hani... Diyelim ki bütün şeylere, protestolara katılan, sokak yürüyüşlerine katılan... ...bir de ideolojik olarak sağlam bir yerde duranlar vardı. Var mıydı onlar da sizde? Bizde yoktu. Ha, tamam.

Bizde yoktu. Ama onlar vardır. Onlar aşabilirler bu tipsiz farkları. Ben de Mimar Sinan Güzel Sanatlar'da okudum. Üniversiteye girdiği anda fular takmaya başlar ve top sakal bırakırdı erkekler. Hemen sanatçı oluyorduk. Neyse şunu demek istiyoruz yani. Hangi şifayı bekliyoruz Uçurtma Avcısı ve Halit Hüseyni'den diyelim. 2003 tarihli bu kitapta. Sen niye hep beni sıkıştırıyorsun? Ben seni sıkıştırayım bile. Farkındaysan hep sen beni sıkıştırıyorsun. Sen söyle. Ne şifa bekliyoruz? Ne şifa bekliyoruz? Yıllar sonra Amir bu dostluğun kendisi için ne kadar kıymetli olduğunu anlayarak geri dönüyor ve Hasan'ın oğlunu buluyor. Değil mi? Evet. Hasan'ın yokluğunu oğluyla gidermeye çalışıyor. Yani dostluklar kolay kurulmuyor arkadaşım.

Onu ben dinleyicimize söylemek istiyorum burada. Bakın bu dostluğu kaybettikten sonra hayatı boyunca... ...bunun gölgesinde yaşamış bir karakter var. Sahip çıkın arkadaşınız. Ya ben aslında biraz şöyle ama zaten burada Adnan Rumuz... ...Adnan zaten sağ çıkıyor anladığıyla. Sen bunu da şey bir dinle. Hayır şöyle bir şey var yani önce... Ben kendi yöresel şivemle bir şeyler anlatmaya çalıştım. Estağfurullah. Sen bunu İstanbul Türkçesine lütfen. Hayır ben de ilaçların beynimde bıraktığı çok ufak bir açıklıkla...

O dumansız bir alana girmeye çalışıyorum şu an kafamın içinde. Şu yani arkadaşlığın temelinin ne olduğu da önemli. Bir arkadaşlık başladı diye sonuçta kadar sürecek diye bir şey yok. Evet.

Temelinin ne olduğunu görmek, anlamak çok önemli. Kardeşlik gibi bir şey değil arkadaşlık. Şimdi tak sepeti yoluna, herkes kendi yoluna dönebilir. Biz bazen öyle desek bile, yani kardeşden öte desek bile... ...aslında bunun ilk kurulduğu andan itibaren temelinde ne vardı? Hangi değerler vardı? Bunlara bakmak önemli. Ve belki de bazı arkadaşlıklar bu yüzden süremeyebilir.

Bir de çocuk arkadaşlığında... Şimdi bilmiyoruz, Adnan'ın karşısındaki şeyi bilmiyoruz yani. Çocuk arkadaşlığında bir de şey var. Yani kendi kişiliğini henüz bulmamış, eğilimleri, yönelimleri oluşmamış insanlar bunlar. Yani beraber uçurtma uçurmak, arkadaş olmak için yeterlidir. Yani çocuk bahçesine gittiğin zaman da yarım saatliğine arkadaş olursun biriyle çünkü. Evet, evet doğru. Arkadaşım dersin gidip, ben arkadaş buldum dersin. Ama insanların gerçek kişilikleri ve toplumsal konumları ortaya çıktıkça o arkadaşlık... Gerçekten dostluk olup olmadığı ortaya çıkıyor ondan sonra. Burada şey hani, Adnan'ın bilmiyoruz... ...arkadaşıyla ne zamandır tanışıyor, nerede arkadaş oldular, hangi koşullar altında oldular ama... ...bunları incelemek, ben bunu söylüyorum. Kökeni tutsun arkadaşlar. Bunları incelemek önemli. Çünkü bazen biz körü körüne, bir aşkla tutunmak gibi tutunuruz bir insana, arkadaşa da öyle. Doğru.

Yani hiç düşünmeden neden, neden ben buna bu kadar tutunuyorum? Ve bazen tutkuyla, bazen gerçekten o terk edilmişlik hissi. Mesela aşkta olduğu gibi arkadaşlıkta da olur. Neden beni sevmedi? Değersizlik. Değersizlik hissi ve ego incinmesi. Dolayısıyla bunları da incelemek lazım. Bir de şunu söylemek istiyorum. Halit Hüseyin'e bir hekim ve bu aslında bunu önce 1998-99 yılında şey olarak yazıyor. Fizikçi. Ha fizikçi miydi? Fizik doktoru. Ha fizik, tamam. Şey olarak yazıyor, kısa hikaye olarak yazıyor. New Yorker ve galiba Atlantik Mantla'yı yanlış hatırlamıyorsam, bunlar geri çeviriyorlar. Daha sonra bir arkadaşının da desteğiyle romanlaştırıyor ve öyle yayınlanıyor.

Şimdi, arkadaşlığın temelleri önemli dedik. Yani bizi biriyle yakınlaşırken hangi temeller üzerine oturtuyoruz bu yakınlığı? Bunun için Cicero'ya geçelim mi? Geçelim tabii. Evet, Marcus Tulliusius Cicero, Dostluk Üzerine. Evet. Büyük hatip devlet adamı ve filozof.

...Platon'dan esinlenerek, diyalog biçiminde yazdığı dostluk üzerine de... ...Quintus Mucus Scavela, Gallius Fanius... ...ve bu ikisinin kayınpederi olan Gallius Leulus'un konuştuğu... Bak şimdi, ben hiç bu isimleri hayatım boyunca zaten şey yapamadım. Aklımda da tutamadım. Bence de Asterix isimleri gibi ama... Evet. Sonuçta konuyu... Bir şey çok önemli. Yani genel resmi çizelim ki ne olduğu anlaşılsın. Bir kere M.Ö. 129'dan kalma olması bu şeyin önemli, konuşmanın. Önemli bir devlet adamının ölümünden sonra... ...onun arkasından, o devlet adamının çok yakını arkadaşı... ...işte Laelius denilen, Laellius denilen kişiyle... ...onun oğulları arasına geçen bir konuşmayı yazıyor Cicero. Ön sözünde de böyle yazacağını da söylüyor. Hatta orayı biraz uzun tutuyor. Benim gibi diyor ki, ben bunu düz konuşma şeklinde yazacağım... ...başka türlü anlaşılması mümkün olmaz diyor. Madem en iyi ve en yüce şeye mutlu yaşamdır, ona erişmek istiyorsak Erdem için çabalamalıyız. O olmadan ne dostla, ne de arzulanabilir olan herhangi bir şeye ulaşabiliriz demiş. Evet, Erdem'i Epictetus gibi çok önemsiyor. Stoacı mıdır kendisi? Evet, Stoacı aslında. Yani daha doğrusu öyle anlaşılıyor, bilemiyorum da. Çok iyi bildiğim bir karakter değil çiçeğim. Stoacı olduğu söyleniyor. Ama evet, yani... Mahallede Stoacı'ya çıkmış adı.

Erdem'i çok önemsiyor ve Erdem'in dostluklar arasında birleştirici güç olduğunu düşünüyor. Biraz önce dediğim şey, yani hangi değerler üzerine kurulu arkadaşlığın... Erdem ne ön şey yapıyor? Evet, Erdem'i ön planda tutuyor ve dostluğu da aynı şekilde ön planda tutuyor. Şöyle diyor...

Hayat nasıl yaşamaya değer olabilir eğer yoksunsa dostun dosta duyduğu sakin güvenden? Kendi benzer biriyle konuşmanın insan ruhunda yarattığı mutluluktan daha tatlı ne olabilir? Bir de demiş ki dostun birçok ve büyük faydası vardır. Ancak işlerinden biri diğer hepsinden daha üstündür.

Dostluk, geleceğe dair bir umut ışığı yakar. Ruhun zayıflamasına ve kendini kaybetmesine engel olur. Zira gerçek dostuna bakan, adeta kendisinin bir benzerine bakar. Ha evet, evet. Zaten biraz önce benim okuduğum aslında... ...Çiçeroğlu'nun metninde paylaştığı Ennius alıntısı. Ennius'dan alıntı yapmış. Kendi de böyle düşünüyor ve işte sonrasında senin yaptığın alıntıyla... Sadece iyi insanlar arasında dostluk olabilir diyor. Evet. İyi insandan kastı, iyi insan stoğa felsefesine erdemli insandır. İyi insandan kastı erdem sahibi insan. Şimdi çok önemli şey, biraz önce bahsettik ya hani ne üzerine kuruluğu... ...işte fakir çocuk, zengin çocuk arasındaki dostluğun... ...bu sınıf farkı üzerinden şey olması, dağılması vesaire. Şimdi der ki, Çiçero diyor ki... ...bu çok, aslında 72 sayfalık ama okurken çok uzun gelen bir metin bu insana... ...çünkü anlaşılması biraz zor.

Diyor ki dostluk kazancı için değil, kazancı tamamen içeride sevgiden kaynaklandığı için aranmalıdır. Yani bir kazanç, dostlukta karşılıklı bir kazançtan bahsedilemez. Ben onu yaparsam o da bana bunu yapar, o da bana böyle bir iyilik yapar. Hayır, dostluk aslında neredeyse... Şey gibi, aslında anne çocuk diyeceğim ama o bile değil. Yani karşılıksız bir annenin çocuğa verdiği şeyden... Hesaplı kitaplı olmamalı. Olmaz. Karşılıksız bir sevgiyle olmalıdır diyor. Hatta böyle düşününce ben bu konu üzerine biraz düşünmek durumunda kaldım. Hakikaten akrabalarla kurulan ilişkilerde dostluktur bir yandan da. Hani akrabalarla, akrabalarınla da dost olursun. Akrabalarla çok güzel düşman da olunur. Ama çünkü karşılıklı orada hep bir beklenti vardır. Dostlukta ise aslında karşılıklı bir beklenti olmaması gerekiyor. Yani ben bundan ne fayda sağlarım, bunu düşünmemen gerekiyor. Hele ki miras konusu bir de ortaya çıkarsa.

O, tamam. O zaman akraba gider, yerine akbaba gelir. Evet, şeyden bahsediyoruz, arkadaşlıktan bahsediyoruz. Dolayısıyla, Çiçero'ya göre dostluk bunun üzerine kuruludur. Diyor ki... Evet, dostluk için pek çok durumda çıkar hırsından ve en iyi insanlardan bazılar arasında çoğu zaman en yakın dostlar arasında en yoğun düşmanlığı doğuran mevki ve şöhret yarışından daha ölümcül bir şey yoktur.

Bir dosttan ahlaken yanlış bir şey istendiğinde de güçlü ve genellikle haklı bir nefret ortaya çıkar. Yani şöyle de bir şey var. Bu benim dostum ve beni ölümüne desteklesin. Hani derler ya böyle birbirimize arada bir şakalar yaparız. Ben birini öldürsem bana yardım eder misin? Ederim falan. Böyle bir şey istemek bir dosttan zaten aslında çok büyük bir şey. Ahlaken zayıflık.

Ve bu da gerçek bir dostluk olamaz. Dediğim gibi yani karşılıklı hiçbir çıkarı olmayacak ve gerçek dost gerçekten doğruyu söyleyecek, dürüst olacak. Çiçero dostluğu bunlar üzerine kuruyor, bu erdemler üzerine kuruyor. Siyasi hayatında da bu erdemlerden hareket ederek dostluklar kurmuş sanki.

Evet. Kendisinin dostlukları da yani şey zaten bu kitabı yazması için ona baskıda bulunuyor arkadaşları. Çünkü dostluğu senden iyi kim bilebilir ki diyorlar. Yani onun iyi bir dost olduğu düşünülüyor. Sağ olsun buradan da anıyoruz kendisini.

...nasıl bir şifa bulacağız dersek... ...gerçekten çok eski zamanlara gidip... ...dostluğun tarifine bakmak... ...faydalı olabilir. Çünkü pek değişen bir şey yok. Adnan ile... ...karşısındaki arasında alıp veremedikleri şey neydi? Ne üzerine kuruluydu? Yine buna bakmak istedim. Zaten dostluğu Erdem yani fazilet üzerine kuruyor olması... ...yeterince şifalandırıcı ve üzerine düşündürücü bir şey.

Bu arada ilişkiler arasında da ben dostluğun çok önemli... ...yani romantik ilişkilerde de dostluğun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tabii bir yerden sonra arkadaşlık kalıyor geriye çünkü. Evet. Yani arkadaş olabilenler uzun süreli beraber oluyorlar. Çünkü ilk baştaki tutku yanıltıcı bir şey olabiliyor. Yani o rüzgarla beraber olup sonradan arkadaş olmadığını anlayarak... ...üzülen, tanıdıklarımız, arkadaşlarımız oluyor. Ve yine değerler çok önem kazanıyor burada tabii. Yani neleri seviyorsun beraber, nelere değer veriyorsun? Kritik anlarda, kriz anlarında neler yapıyorsun?

Zaten kriz anında, yani bıçak kemiğe dayandığında kişinin kim olduğu ortaya çıkar ya... ...o zamanlar dostlukların sınandığı anlardır. Yani oraya gelene kadar herkes her şeyi söyler. Herkes çok erdemli ve faziletli görünebilir. Doğru. Herkesin söylemleri vardır. Ama bıçağın kemiğe dayandığı an, ki bu gündelik çok sıradan bir şey de olabilir... ...o zaman kimin dost olduğu ortaya çıkar.

Doğru. Bir sen galiba söylemiştin ya da böyle bir şey hatırlıyorum. Yani hani neydi o? Hatta sen bunu paylaştın. Birinin lafı bu. Aliye İzzetbegoviç. Olabilir. Evet. Her şey bittiği zaman düşmanlarımızın yaptıklarını değil... ...düşmanlarımızın söylediklerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız. Evet. Bu, bu da çok önemli bir laf. Çok ünlü bir sözdür Aliye Hanım, evet. Evet. Ne yapalım? Üçüncü kitaba geçelim mi? Bir aramani oku.

Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için biblio terapi ne yapıyor? Devam ediyor. Neye geçelim? Hanya Yanagihara... ...der diyelim mi? Evet, Hanya'yı, Konya'yı diyorsun, görelim. Çok ilginç bir yazar Hanya Yanagihara. Yarı Koreli, yarı Havai'liymiş kendisi. Zaten fotoğrafına baktığın zaman da böyle bir şey görüyorsun yani. Bir etnik, otantiklik kendisinde var. Değersiz Bir Hayat. 2015 yılında yayınlanmış. Orijinal ismi A Little Life. Niye değersiz bir hayat diye çevirmişiz? Onu tam bilemedim ama üniversiteden tanışan dört erkek arkadaş var. Bunlardan biri nazik, yakışıklı ve oyunculukta kariyer yapmak isteyen William. Sonra sanat dünyasına hızlı bir giriş yapmak isteyen zeki ama bazen kalpsiz davranan JB.

Hayallerini gerçekleştirememiş, aileden zengin mimar Malcolm var. Bir de her şeyin merkezinde duran, tam bir kapalı kutu olan, geçmişi inanılmaz travmalarlı dolu, sürekli kendine zarar verme eğilimli. Kim? Avukat Jude. Ve 35 senelik bir yaşam dilimini yayılan ve kaç sayfa? 800 küsur sayfalık. Ama okuması çok keyifli bir kitap. Yıllar içinde dördünün dostlukları bağımlılık, şöhret ve kibre dönüşüyor... ...ve derinleşiyor. Üç arkadaşın karşılaştıkları en büyük zorluk... ...hem bedensel hem de duygusel olarak ağır yaralı arkadaşları Cüd'ün yanında yer almak... ...ya da yer almamak meselesi. Cüd'ün üstünden gelemediği çocukluk travmaları tüm yaşamını etkiliyor... ...ve dostları onu hayatta tutmak için çırpınıyorlar adeta. Dostluk, aşk, kalp kırıklığına dair dokunaklı, müthiş bir hikaye olarak. Yani şöyle, ben mesela bu kitabı neden seçmek istedim? Erkek arkadaşlığına çok fazla böyle dokunan kitap yok... ...benim en azından hatırladığım. Bir de hani yeni, çağdaş roman. O yüzden de seçmek istedim. Anlaşılır mı? 2019'da mı bu kitabın ilk çıkışı sen not etmiş olabilirsin? 15. 15 mi? Yani o bakımdan da önemli. Bir de Hanya Yanagihara'yı tanımak bakımından da önemli. Sanki her an filmi çekilecekmiş gibi bir roman bu. Evet, çünkü gerçekten çok iyi bir yazar.

Şimdi bu roman okumadan önce uyarmak isterim ki depresif sayfaları çok ağır basan bir roman olmakla beraber. Üzücü ve ağır bir roman. Ama çok iyi yazılmış. Okuması gerçekten çok zevkli. Dili çok güzel. Ayrıca delik hayatla ilgili özellikle New York'ta geçen hayatla ilgili müthiş içinde detaylar barındıran. Bir de edebiyat bazen bunun için vardır değil mi hocam? Evet, evet. Ben bunu çok seviyorum mesela. İnsanın derinlerindeki travmalar, karanlıklar ve yaralarla bizi yüzleştirmek için vardır edebiyat. Evet, evet. Şimdi şöyle, zaten romanı beğenmeyecek olanlar genellikle bazı konularda hassasiyet gösteren ve...

Onlarla yüzleşmek istemeyecek olanlar travmalarıyla, onları görmek istemeyecek olanlar olabilir. O yüzden aslında yani çok sert yazıyor çünkü Gihara. Kullandığı dil dediğim gibi çok akıcı, çok güzel ama yazdığı şey çok dürüstçe ve sert yazıyor. Bu bakımdan okuması zor olabilir.

Bak şöyle çok tatlı bir alıntı var. Bence arkadaşların bütün numarası diyor, senden daha iyi insanlar bulmak. Daha akıllı, daha karizmatik değil. Daha sevgi dolu, daha cömert, daha bağışlayıcı insanlar bulup... ...onlara, sana öğretebileceklerinden ötürü saygı duymak. Senin hakkında ne kadar iyi veya kötü şeyler söylerlerse söylesinler, kulak vermek. Bir de onlara güvenmek ki en zoru budur.

Evet. Şöyle bir şey var, bu dördünün arasındaki arkadaşlık... ...gerçekten hani böyle özenceğimiz aslında, bulmak isteyeceğimiz hayatta. Gerçekten samimi bir arkadaşlık bu arada. Şöyle bir örnek vereyim mesela. J.B. ile galiba öteki Malcolm diye, Willem galiba. Onlar şey bulmaya gidiyorlar, bir daire bulmaya gidiyorlar. Bunlar çünkü parasız çocuklar. Jude da öyle. Jude'un zaten hiçbir şeyi bile yok ortada. Bir anne babadan bahsedilmiyor, spoiler vermeyeyim, söylemeyeyim. ...böyle kötü kötü evler bulmaya çalışıyorlar yaşamak için kendilerini. Neyse ev ararlarken bir tane böyle şey... ...apartmanda bir daire buluyorlar. Diyor ki kız, JB soruyor asansör çalışıyor mu diyor. Kız da yani diyor evet genel olarak güvenebileceğimiz bir asansör. Yani çalışmadığı zamanlar da oluyor. Neden diyor hani ne gibi bir şey var falan. Çünkü diyor engelli arkadaşımız var. Onun gelip gidebilmesi için önemli. Yani bu kadar önemli. Bir cihazı de fiziksel olarak da engelli. Yani sadece ruhsal olarak...

Damlamış. Evet, fiziksel olarak da engelli. Omurgasındaki bir sorundan ötürü fiziksel olarak da engelli. Ve gepe genç bir adamın mesela arkadaşın oraya gelip gitmesini hesap etmesi zaten hani böyle insanın hemen orada böyle bir şey çok müthiş bir sempati duymasına, şefkat duymasına sebep oluyor. Erkekler arasında çok zor günümüzde kurulan bir arkadaşlık türü bu.

Evet ama işte aslında o yüzden hani çağdaş roman olmasını ben önemsedim... ...çünkü şimdi okurken hem Adnan hem de diğer okuyucular şey gibi düşünebilirler... ...anlamadıkları bir dünya gibi düşünebilirler... ...çünkü çok cinsiyetler arası geçişkenlik var... ...ve bizde henüz bu böyle değil. Türkiye'de yahut Orta Doğu'da henüz böyle değil. Biz daha o geçişkenliği kabullenmiş bir... Anadolu'yu asla küçümsemeyelim bu konuda. Hayır, şunu demek istiyorum. Geçişkenlik var tabii ki. Her zaman var ya. Ama bu açık açık konuşulan, kabul edilmiş bir şey değil. Bu romanda bunu çok net görüyorsun yani. 2015'te yayınlanan bu roman gerçekten çok güncel ve günümüz New York'undaki... ...o geçiş yani hani ben geçen yıl gördüm ve çok şaşırdım ve anlattım ya hani... ...burada da biraz anlatmıştım galiba. Onu çok güzel anlatıyor aslında. Oradan da bakabilirsin. O yüzden çok böyle şey bakılmasın yani beklem... ...e hani bunlar erkek arkadaştı falan. Öyle algılanmasın. Niye araba muhabbeti yapmıyorlar arkadaşım bunlar? Niye kadın muhabbeti, kadın kız muhabbeti? Niye maç seyredilmiyor beraber? Niye ocak başına gitmiyorlar? Z kuşağının çok farklı değer yargıları var ve bunu burada çok net görebiliyorsun. Bu bakımdan bence çok kıymetli. Adam gibi adam mı hocam bunlar?

Bip! Bilemedim. Erör verdim. Kafam erör verdi. Adam mı bunlar yani? Arkadaş dediğine öyle olur. Şu an kafam erör verdi. Okuyanlar karar versin diyorum. Aslında dört tane, şaka bir yana, dört tane arkadaş arasındaki bir romanstan burada bahsedilebilir. Evet, evet. Bromance diye bir şey var ya zaten Amerikalıların erkekleri öylesi. Evet, evet.

Romantizm ki bunu yaşamak için eşcinsel olması da gerekmiyor kişilerin. Hani benim de öyle arkadaşlıklarım vardı. Ve bazen gerçekten sevgili ayrılmasına benzeyen ayrılıklar da yaşadım bazı arkadaşlarımla. Ki bazıları hani yazdıklarıma dahi konu olmuşlardır. Yani içlerinde kaybettiklerim olduğu, rahmetli olanlar olduğu, yurt dışına gidenler olduğu bir hiç uğruna birbirimizi...

...kırdıklarımız oldu ve bunlar da gerçekten aşk acısına benzeyen bir acı... ...yaşanabiliyor zaman zaman. Eğer çok odunun teki değilsen hayatta. Evet, evet. Bu anlamda okunmasında faydalı bir şey. Çünkü aslında... ...sevginin ve aşkın çok çeşitli biçimleri var. Yani sadece bir tane değil. Bazen arkadaşlar arasındaki bir sonraki kitapta da bunu göreceğiz. Farante'de. Yaşanabiliyor. Yani bu duygularla da yüzleşmek gerekiyor. Evet, evet.

Zaten böyle duyguları yoğun olmasaydı dinleyicimiz de bize bu mesajı bence göndermezdi. Bu mesaj zaten gerçekten bence çok kıymetli, çok önemli. Çok ben şey yaptım yani takdir ettim Adnan'ı. Yani bu bölümün zaten linkini arkadaşına göndersin mesela. Evet, evet. Bak senin uğruna bir saat konuşturdum insanlar diye. Bir de bazen ilk adımı atabilmek de önemli. Dediğim gibi bazen bitirmek gerekiyordur zaten. Yani ömrü dolmuştur o arkadaşlığın.

Bazen de olmayınca olmaz evet. Evet ama bazen de ilk adımı atmak gerekir. Gururun yer almaması gereken bir şey aslında arkadaşlık, yakın arkadaşlık öyle bir şey. Yani bu gurur denen şey zaten çok sıkıntılı her türlü ilişkide ama arkadaşlıkta daha da çok. Çünkü aslında bir şey de girmiyor işin içine. Egonun girebileceği bir durum yok aslında. Sen benden müdahalesin, ben senden müdahalesin. Bunlar aşılmışken kurulan bir şey arkadaşlar. Bizim Türk erkeklerin egosu bizim çok kırılganı. Ama kırılgan bir egomuz var bizim. Yani çok...

Olmayacak şeylerden ötürü bu yüzden egolar sorun haline gelebiliyor. Geçelim bir sonraki kitabı istersen. Çünkü tamamlayıcı olarak olacak. Elena Farante bu sefer kadınlar arasındaki dostluğa uzanıyoruz değil mi? Böyle bir simetri yakaladık istemeden. Şimdi Elena Farante'den bahsedeceğiz. Yani... Benim olağanüstü akıllı arkadaşım.

Gerçek adili Anita Raja, Sicilyalı başarılı bir çevirmen. Büyük dedektiflik maceraları yaşayarak gazeteciler kafaya takıp... ...en sonunda kadıncağızın kim olduğunu ortaya çıkarmışlar. Aman herhalde başları göğe erdi. Bunu daha önce de galiba konuşmuştuk. Ben mesela hiç önemsemiyorum kim olduğunu. Çünkü ben kitabı ilk okuduğumda gerçekten beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Çok güzel, çok güzel. 2011 tarihli. Manüstü güzel bir kitap. HBO dizisi de var, bir mini dizi olarak yapılmış ve o da beğenilmiş genel olarak. İtalya'da bir kenar mahallede yetişen... Napoli'de, evet. Napoli'de, Güney İtalya'da ki... ...Napoli'nin yoksul zamanlarında, şehre göre bile yoksul olan bir mahallede yetişen... ...iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla ölülü dostluklarını... ...zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenlerini anlatıyor. Napoli romanlarının ilki, ellilerde geçiyor. Şimdi bunlar da tanıştıklarında, yanlış hatırlamıyorsam bu iki kızla tanıştıklarında, oyuncak bebekle oynayacak kadar küçükler. 6 yaşında falanlar hatta biri alıyor ötekinin bebeğini kömürlüğe atıyor falan. Şimdi bu kitapta şey çok önemli, arkadaşlık arasındaki kötülük çok önemli. Yani sadece bunda değil, bununla başlayıp sonra üç kitap daha okunacağı düşünülürse, Napoli dörtlemesi. Ve dördünde de zehirli bir arkadaşlıktan aslında bahsediyoruz. Toksik mi hocam? Çok toksik.

Ama birbirinden vazgeçemiyor. Bence bunun için önemli. Bu da aşk ilişkisi o zaman. Neredeyse onu diyorum ya zaten. Arkadaşlık, aşk bunlar çok birbirinden ayrılabilen kavramlar değil gibi geliyor bana. Aşk boyutu girdiği zaman işin içine kopamama yaşanıyor. Yani sadece arkadaşınsa birisi, tak sepeti koluna diyebilirsin kolayca. Ama aşkla bağlılar birbirlerine. Çünkü mesela ben de bilmiyorum, bununla ilgili hiçbir yerde yorum okumadım ama... ...ben de çok şaşırtıcı bir şey uyandırmıştı. Benim olağanüstü akıllı arkadaşım ya. Okuyorum, okuyorum, okuyorum kitabı. Burada hep şeyden anlatıcının anlattığı kızı... ...olağanüstü akıllı arkadaşı olarak görüyoruz. Ondan öyle bahsediyor. Çok öykünerek, ona özenerek falan. Ama aslında ben romanın bir yerinde böyle kafama dank etmiştim. Bir dakika dur. Esas anlatıcı olağanüstü akıllı. Elena olan. Evet. Elena Lila'dan bahsediyor. Aslında o olağanüstü akıllı arkadaş. Yani ikisinin birbirinden vazgeçememe sebebi... ...birbirlerini çok zeki bulmaları, birbirleriyle her daim yarış, rekabet içerisinde olmaları. Ki Cicero diyor ki işte iki arkadaş arasında rekabet olmamalı. Aynı yere varmak istememeli.

Bak, gene Roma'dan Roma'ya döndük. Roma'dan Napoli'ye gittik. İtalya'dan İtalya'ya. Bravo, bravo, evet doğru. Cicero'ya eline Ferrante'den... ...tokat gibi cevap geldi. Cevap geldi, evet. Ama burada mesela çok enteresan yani... ...baş kahraman, ikisi de baş kahraman da anlatıcı... ...şimdi isimlerini hatırlayamıyorum, o yüzden böyle söylüyorum. Anlatıcı, okulda mesela akademik bir başarı göstermeye başlıyor. Onun ailesi daha çok çünkü buna müsaade ediyor. Diğeri aslında çok çok aşırı zeki olansa ona yetişebilmek için dışarıdan sürekli kendini böyle... ...şey yaparak, destekleyerek kitaplar okumayı öğreniyor. Daha çok okumaya, ondan daha akıllı olmaya çalışmaya başlıyor. Bir de tutucu ve katolik ve boğucu erkek yemen bir kültür. Duyarsız ve buyurgan ailelere ve yoksulluklar karşısında birbirlerinde teselli buluyorlar.

Evet, yani şey işte böyle hani o aslında birbirlerini geçmeye çalışmaları sürekli... ...onları daha iyi, daha akıllı ve daha başarılı insanlar haline getirirken... ...ama birbirlerini yıpratmaları çok enteresan, yani izlemesi çok enteresan, okuması çok enteresan. Birbirlerini mahvediyorlar arada, baya harcıyorlar.

Giveneth Peltrow, bildiğimiz Giveneth Peltrow, kitap hakkında demiş ki... ..."Ferantin'in genç kızlık ve arkadaşlık meselesini ele alışı olağanüstü etkileyici." diyor. Evet, doğru. Ama bana göre her arkadaşlıkla ilgili bu. Yani kadınlar bakımından, evet, kitap kadınlık meselesi bakımından çok önemli ama... ...her tür arkadaşlık için çok önemli. Peki hocam, işin kuyruğu, boyutu var mı? Hayır, hiç yok.

Yani çünkü bir queer sitesinde bunu iddia eden Rita Akhtar Gummo'nun imzalı bir makale okudum. Yani içten içe böyle bir şey olduğunu Elena'nın hiçbir zaman kabul etmeden ya da farkında da olmadan. Yani aslında bahsettiğimiz şeyden bahsediyorum. Yani bir çeşit aşk. Öyle deniliyorsa var ama fiziksel olarak, kimyasal olarak öyle bir şey hiçbir zaman... Ben dört romanda da... Ki birkaç sefer okudum ben hepsini. Bir kere okuyup geçmedim ama bunu hissettim hiçbir sefer. Bir de bazı çalışmalar bağlamında okudun sen evet. Düşünmediğim bir şey değil. Düşünmediğim bir konu değil, beklemediğim bir konu da değil. Yani okurken birinciden ikinciye, ikinciden üçüncüye geçerken falan ama...

Yok yani böyle bir şey yok. Yine Elena demiş yazar arkadaş olmayı öğreniyor ve yavaş yavaş sadece romanın olay örgüsünü değil... ...aynı zamanda birbirleri olmadan göremeyecekleri hayatlarını da belirleyen nadir görülecek bir kadınsı bağı kuruyorlar demiş.

Hı, evet. Ya ben Adnan'a şey diye hani bunu önermek istiyorum. Arkadaşlarının içindeki hataları, kötülükler, işte o senin dediğin gibi toksik ilişki, rekabet. Bunun nasıl öldürücü olduğu ama gerçek bir arkadaşlığın bunlardan etkilenmeyerek... ...yine de dönüp dolaşıp aslında birbirine sahip çıkılacağı. Ben bunu tartışabilirim. Kesinlikle. Çünkü ben toksikleştiği zaman arkadaşımdan kopmayı tercih etmişimdir her zaman. Ne uğraşacağım derim hep.

Bunlar da kopuyorlar zaten. Dünyada yeterince dert yokmuş gibi bir de senin topsikliğinle mi uğraşacağım? Doğru, doğru. doğru, A be adam! Doğru, yok, katılıyorum. Yani benim de böyle bitirdiğim arkadaşlıklarım için doğrusu var yani. Ama bunlar kopamadıklarına göre işte arkadaşlığı aşan yoğunlukta duygular var. Bu da tartışma sebebi olmuş. Şöyle bir alıntı yapayım. Sevgili en iyi arkadaşım, lütfen bir sorun olursa bana anlat. Birlikte gülerken senin yalnız ağlaman hiç adil değil, diyor.

Ay çok güzel. Birlikte gülerken, senin yalnız ağlaman. İşte sevgi. Evet. Zaten bu yoğunlukta bir arkadaşlık söz konusu olmasa, bunun niye kitabı yazılsın ki? Yani burada orijinal bir arkadaşlık biçimi var ki. Evet. Yani kitabını yazmışlar. Yoksa sıradan bir şey niye kitabı yazılsın?

Doğru. Ama hayat içinde de var bu çok aslında sıradışı güzel arkadaşlıklar. Var, rastlıyoruz. Ve bunlar yani Adnan Bey için de belki aydınlatıcı olur. Çünkü bizim için her zaman olduğu gibi ne diyoruz? Biz kendi kendimize şifa bulmak için özellikle bu podcast'i yapıyoruz. Bu kitapları okuyoruz. Kendi size bildiğimiz şeyleri de dinleyiciyle paylaşıyoruz ki bir hayrımız belki dokunur diye. Evet. Ben şahsen arkadaşlıklarım üzerine çok düşündüm. Daha geçen yıl yirmi yıllık bir arkadaşlığı bitirmiş biri olarak. Yani bir günde çat diye yirmi yıllık arkadaşlığımı bitirdim. Sen de biliyorsun geçen yıl. Evet. Uluslararası arkadaşlığı mı? Hem de. Evet. Bu bağlamda çok düşündüm doğrusu. Sen global çapta yaşıyorsun böyle şeyleri.

Hakikaten bu kitaplarla beraber çok düşündüm. Çiçero'yu okurken çok düşündüm. Benim de aklımdan çok geçti tabii canım. Kaybolan arkadaşlıklar. Hiç uğruna kaybedilenler. Öyle olması gerekiyormuş. Ama öyle olması gerekiyormuş. Çünkü zaten uğruna savaşmam gerekenler için her zaman savaşmışım ve onlar devam ediyor. Onları zaten hiçbir zaman bırakmayı göze alamamışım. Onlarda da sorun olmasına rağmen. Çünkü oluyor. Olmaması imkansız. Senin çok eski arkadaşlıkların var. Var. Göze alamadıklarımı da bırakmamışım.

Künyeyi okuyayım mı? Güzel bölüm oldu ya. Arkadaşlar güzel bölüm oldu mu olmadı mı? Olduysa... Like. Sıfır, sıfır, dokuz yüz. Okuyorum. Çiçero, Dostluk Üzerine, Kapya Yayıncılık, Çeviren Zeynep Ünalan, 72 sayfa. Hania Yanigihara, Değersiz Bir Hayat, Doğan Kitap, Çeviren Sıla Okur, 824 sayfa. Halit Hüseyin'i, Uçurtma Ağacısı, Everest Yayınları, Çeviren Püren Özgeren, 375 sayfa. Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım, Elena Ferrante, Everest Yayınları. Çeviren Eren Yücesan, 408 sayfa. Linkler için aşağıya bakabilirsiniz. Bize e-mail göndermeyi lütfen unutmayın. Biblioterapi at podbimedia.com

Bir de arkadaşlar, sizden arkadaşça bir şey istemek isteyeceğim şimdi. Vay efendim çok zevkli dinliyoruz, çok eğleniyoruz, çok yararlanıyoruz falan diyorsunuz ya. Bu böyle kuru kuruya olmaz. Podcast'imizi tavsiye edin. Doğru. Dinleyin, dinletin. Linkini kitaplardan hoşlanan, bu sohbetten hoşlanabilecek arkadaşlarınıza gönderin. Evet, doğru. Deyin ki süper bir şey var burada, kaçırmayın diye. Reklam yapın biraz yani. Arkadaşlık böyle bir şey. Doğru, evet. Her şeyi bizden beklemeyin.

Evet arkadaşlar yani biraz şey karşılıklıdır dostluk arkadaşlık. Ki değildir dedik ama neyse. Hadi sen manini oku da. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim. Hoşçakalın arkadaşlar.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)