Podcast

79 - Tornavidalı Katil: Yavuz Yapıcıoğlu

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yavuz Yapıcıoğlu hayallerindeki gibi ne futbolcu olabildi, ne de şair.

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Kadir Can Değer
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Yavuz Yapıcıoğlu: Kadir Can Değer
Komşu Kızı: İpek Tan
Şoför: Özgür Yılgür
Yolcu: Cemre Dalyan
Baba: Tolga Öztürk
Anneanne: Şevval Balkan
İmam: Gökbey Karataş
Polis: Metin Bozkurt



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.125 kelime · ~11 dk okuma

Sayın seyirciler, Türkiye bir vahşet haberiyle çalkalanıyor. İki kadına tecavüz ettikten sonra canice öldüren avcılar sapığı hala yakalanamadı. Emniyet güçleri geniş çaplı soruşturmasını sürdürüyor. Merhaba, ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere Türkiye tarihinin en çok cinayet işlemiş seri katili Yavuz Yapıcıoğlu'ndan bahsedeceğim.

İddia ettiği gibi akli dengesi yerinde değil miydi yoksa tüm cinayetlerini bilinçli bir şekilde işleyecek kadar cani miydi? Ne dersiniz? Bu akıl almaz dosyayı incelemeye hazır mısınız? 1967 yılında Adana'da dünyaya geldi Yavuz. Fakir bir ailenin dokuz çocuğundan biriydi. Kaynakçı olan babası, Yavuz henüz çocukken tüm ailesini alıp İstanbul'a taşındı. Ailenin işleri bu yeni ve büyük şehirde yolunda gidiyordu. Yavuz da bu yeni gittikleri şehre hızlıca adapte olmuştu. Öyle ki sınıfında hep birinci oluyordu. Tam da bu yıllarda Yavuz ilk büyük travmasını yaşadı.

Ailesi boşandı ve kendini bir anda üvey bir anneyle yaşarken buluverdi. İlk hırçınlıkları da bu yıllarda görüldü. Yavuz'un tüm bu hırçınlığını ve sinirini atabileceği bir uğraşı da vardı. Çok iyi futbol oynuyordu. Önce okul takımının kaptanı olmuş, daha sonra bulunduğu ilçenin takımına seçilmişti. Oradan Zeytinburnu'na, akabinde de PTT Spor'a transfer olmuştu.

Transkriptin tamamını oku

Fakat o yıllarda ailenin işleri pek yolunda gitmediği için takımında oynadığı PTT'de memur olarak görev yapmaya başlamıştı. Yavuz'un bir hayali daha vardı. Şair olmak. Hatta sonraları bir kitap bile çıkartacaktı. Askerlik çağı geldiğinde askere gitti. Döndüğünde babası işlerini toparlamıştı. Yavuz'a deri işine girmesi için bir sermaye bile ayırmıştı. Artık Yavuz bir esnaftı.

Merter'de bir deri atölyesi vardı. Fakat Yavuz'un hayalleri daha büyüktü. Bu rutin hayat onu fazlasıyla sıkıyordu. Ne hayal ettiği gibi bir futbolcu ne de şair olabilmişti. Kendisini adayacağı hayat cidden bu muydu? İşte tam böylesi buhranlar içerisindeyken biriyle tanıştı. Merter esnafından arkadaşı olan bu kişi, Yavuz'a bulundukları tarikattan bahsetti.

Siz Tarikatı ismini verdikleri bu yapılanmanın tuhaf öğretileri, garip ibadet rutinleri vardı. Bazen saatlerce namaz kılıyorlar, bazen de kendilerinden geçene kadar zikir çekiyorlardı. Tarikatın garip öğretilerinden biri de kadınlara karşı tutumuydu. Hayatlarındaki kadınlar onların kölesiydi ve üzerlerinde istedikleri tasarruf hakkına sahiplerdi.

Üvey bir anneyle birlikte sevgisiz büyüyen Yavuz, kadınlara karşı zaten öfke doluydu. Bu tarikat da bunu iyice körüklemişti. Yavuz aradığını bulmuştu. Kendini adayacağı, aidiyet hissedebileceği yer tam da burasıydı. Artık siz tarikatının bir üyesi olmuştu. Ailesi bu durumdan dolayı endişeliydi.

Yavuz'u bu tarikattan kurtarmak için evlendirmek istediler. Gönülsüz yapılan bu evlilik, Yavuz'u tarikattan kurtarmak bir yana dursun, içerisindeki kadın nefretini daha da körüklemişti. Çevresindekilere kendi eşi de dahil tüm kadınlardan nefret ettiğini söylüyordu. Sıradan bir salı sabahıydı. Hava güneşli ve sakindi. Nisan ayı tüm cıvıltısıyla hissediliyordu.

Yavuz Yapıcıoğlu günün erken saatlerinde dışarı çıkmıştı. Her şey onun için çok sıradandı. Ta ki o cümleyi duyana dek. Günaydın. Kadınlarla arası hiçbir zaman iyi olmayan Yavuz, bu sıradan günaydına bir anda sinirlendi. Günaydın mı? Sen beni tanıyor musun ki günaydın diyorsun? Aa alt tarafı günaydın dedik be. Deli midir nedir Allah Allah.

Hem ben de senin komşunum yani. Şurada oturuyorum. O yüzden selam verdim. Beni hiç alakadar etmiyor. Nerede oturdu? Ne bağırıyorsun be? Aa! Manyak bu da nedir? Sizin gibiler yüzünden mahallede ne edep kaldı ne namus. Olayı duyan genç kızın nişanlısı ve bir arkadaşı müdahale etmek için hemen koştular. Yavuz'un gözü iyice dönmüştü. Önce genç kızın nişanlısına, daha sonra arkadaşına arka cebinde sakladığı bıçakla saldırdı. Ardından ona sadece günaydın diyen genç kıza saldırdı.

Her üç genci de defalarca bıçakladı. Gençlerden birisi hemen oracıkta hayatını kaybetti. Yavuz kendine geldiğinde oradan kaçmak için bir arabayı durdurdu. Polis! Polis dur! Arabana el koyuyorum. Ne diyorsun lan sen? Kimliğini göster önce. Sen devletin memuruna karşı mı çıkıyorsun lan? İn lan arabadan. Ne biçim konuşuyorsun lan?

Gözü iyice dönen Yavuz, bıçağını kendisine karşı çıkan şoförün boğazına dayadı ve kesti. Ardından arabaya atlayıp oradan hızla uzaklaştı. Fakat bu hikayenin sadece başlangıcıydı. 94 yılında gerçekleşen bu seri cinayetler Yavuz Yapıcıoğlu'nun bilinen ilk cinayetleri olarak kabul edilecekti. Olayın ardından Yapıcıoğlu kız Kıvrak yakalandı.

Bu, güvenlik güçleri içinde pek zor olmadı. Zira katil kaçmıyordu. Hatta işlediği suçları uluorta anlatmaktan da çekinmiyordu. Çünkü elinde kendince bir kozu vardı. Yakalandıktan sonra doktor kontrolüne çıkarıldı. Burada, Yavuz'un dengesiz hareketlerde bulunduğu gözlemlendi. Akli dengesinin yerinde olmadığına dair ciddi bulgular mevcuttu. Doktor raporuyla hemen Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edildi.

Yargılama süreci boyunca burada tedavi edilecek, akli dengesinin yerinde olup olmadığı kontrol edilecekti. Bunu bilen Yavuz, üzerindeki bu şüpheleri kanıtlar nitelikte davranışlarda bulunuyordu. Beni burada tutamazsınız! Ben sizin kurtuluşunuzum! Ben İsa'yım! Kimse aldı şunu. Tutun çabuk odasına götürün. Bırakın beni! Bırakın! Hepinizin sonu olacağım! Ben Mesih'im!

O yıllarda suç işleyen insanlarda yaygın bir yöntemdi bu. Papa ve Abd-i İpekçi suikastlarıyla tanınan Mehmet Ali Ağca da sonraki yıllarda Mesih olduğunu iddia etmişti. Yavuz da bu yöntemi biliyor olmalıydı ki çareyi böyle bir yolda bulmuştu. Fakat bu cezai ehliyet yoktur raporu alması için yeterli değildi. Önce koğuşundakilere şiddet uyguladı. Onlara çeşitli işkenceler yaptı.

Daha sonra hasta bakıcılara türlü eziyetlerde bulundu. Bununla da yetinmeyen Yapıcıoğlu, çareyi yattığı koğuşu yakmakta buldu. Artık muradına ermişti. Rehabilite olmak için yatırıldığı hastanede dahi türlü suçlar işleyen Yavuz Yapıcıoğlu, çok istediği cezai ehliyeti yoktur raporunu almayı başarmıştı. Bir süre olaylara karışmadı ve nihayet iyileşti denilerek serbest kaldı.

Yavuz Yapıcıoğlu'nun seri cinayetlerinin ikinci perdesi başlıyordu. Bölümümüze burada kısa bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde bu vahşet senaryosunun diğer yarısını inceleyeceğiz. Hastane günlerinin ardından Yavuz Yapıcıoğlu tekrar özgürlüğüne kavuşmuştu. İşlediği dört cinayet yanına kar kalmıştı. Elini kolunu sallayarak gezdiği günlerden birinde İstanbul Pertevniyel Lisesi'nin önünden geçiyordu.

Liseli bir kızla okulun hademesinin tartışmasına şahit oldu. İkisinin arasına girdi ve olayı çözmek istedi. Sakinleştirmeye çalışırken her iki taraflı da kavga etmeye başladı. Öfkesine hakim olamıyordu. Önce liseli kızın üzerine yürüdü. Hademe onları ayırmak istedi. Sakinleştirmek için girdiği tartışmada bir anda sakinleştirilmeye çalışılan taraf olmuştu. Belinden çıkardığı bıçağı hademeye defalarca sapladı.

Yavuz Yapıcıoğlu, hastanedeki uzmanların raporunun aksine hiç de iyileşmemişti. İşlediği bu yeni cinayetin ardından babasının memleketi Adana'ya kaçtı. Ortalık yatışana kadar burada saklanmak niyetindeydi. Fakat Yavuz yine öfkesine hakim olamadı. Birbiriyle bağlantısız üç kişinin daha canına kıydı. Artık burada da duramazdı. Ne kaçmaktan sıkılıyordu ne de insanları canice katletmekten.

Bu artık onun için bir oyun haline gelmişti. Biletini aldı ve İstanbul'un yolunu tuttu. Uzun süren bir otobüs yolculuğunun ardından Ankara'da mola verildi. Değerli ordularımız, otobüsümüz açtığı yolcu transferi için duracaktır. Mola süremiz yarım saattir.

Selamünaleyküm birader. Aleyküm selam. Yanlış anlamazsan tüm paramı bilete verdim de bir simit parası verebilir misin? Yok kardeşim para falan. İyice alıştınız siz daha. Yavuz bu cevabı hiç beğenmemişti. Ona para vermeyen yolcuyu takip etti. Tek başına olduğu bir anı kolladı ve hamlesini yaptı.

Dur! Tamam kurban olayım al, al. Bütün param senin olsun al. Yavuz adamı dinlemiyor, gözü dönmüş bir şekilde elindeki bıçağı art arda saplıyordu. Al! Çek bu çocuğu! Arkasında bir ses duymuştu. Arkasını döndü ve orada birinin olduğunu fark etti. Cinayetinin bir tanığı vardı. Kaçma! Kaçma dur! Dur!

500 metrelik bir kovalamacanın ardından talihsiz tanığı yakalamayı başardı. Boğazına indirdiği bir bıçak darbesiyle zavallıyı oracıkta öldürdü. Tüm soğukkanlılığıyla otobüsüne geri binen yapıcı oğlu tekrar İstanbul'un yolunu tuttu. 30 dakikalık bir otobüs molasında dahi iki kişiyi öldürebilen bu cani polisler tarafından yakalanıyor, akli dengesi yerinde değildir diye ya salınıyor ya da hastaneden kendi imkanlarıyla firar ediyordu.

Yine böyle olmuştu. Akli dengesi yerinde değildir raporuyla tekrar salıverilmişti. Abisinin yaşadığı yer olan Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinin yolunu tutmuştu. Niyeti abisinden para almaktı. Fakat abisi pek oralı olmamıştı. Hayır cevabını pek sevmeyen Yavuz, çareyi yine kendi yöntemlerinde buldu. Abisinin dükkanını kundakladı. Üstelik bu ne ilk ne de son kundaklama vakası olacaktı.

Abisinin suç duyurusuna rağmen Yavuz yine cezai raporu yoktur kartına oynayıp özgürlüğüne kavuşmuştu. Hemen ardından iki akrabasının daha evini yaktı. Artık bir süre Çorlu'da duramazdı. Doğru İstanbul'un yolunu tuttu. Babasına çok öfkeliydi. Yavuz yaşadığı hayattan ve dönüştüğü kişiden dolayı ailesini suçluyordu. Onu öldürmek için kapısına dayandı.

Baba! Baba aç kapıyı baba! Git buradan manyak! Beni niye sevmiyorsunuz lan? Yeter! Bıktık senden! İlla Allah ettirdin artık! Olmaz olsun senin gibi evlat! Açın! Açın lan kapıyı! Açın hepinizi öldüreceğim! Fakat babası önceden tedbirliydi. Oğlunun er ya da geç kendisi içinde geleceğini bildiğinden hazırlıklıydı.

Hemen evinde sakladığı pompalı tüfeği çıkardı ve Yavuz'a doğrulttu. Yavuz korkup kaçarken arkasından birkaç el ateş etti. İstanbul'da da aranıyordu. Yakınlarından onu kimin saklayabileceğini düşündü. Balıkesir'in Edremit ilçesinde yaşayan anneannesinin evinin yolunu tuttu. Anneannesi onu çok güzel karşıladı. Yaptığı her şeye rağmen onun torunuydu. Üç gün boyunca anneannesinde huzur içinde kaldı.

Fakat bir gün, ona da sinirlendi. Oh, ye kuzum ye aferin. Aferin ye, ye, ye. Hepsini ye, hepsini ye. Eline sağlık anneanne. Çok güzel olmuş vallahi hepsi. Afiyet olsun kuzum benim. Ne yediriyorlar, ne içiriyorlar. Tabii başına bir dünya iş gelir ya. Ne iş adı anne ya? Başla vallahi sadece. Sana demiyorum kuzumun kuzusu. Sende ne kabahat var? O anan olacak yok mu asıl ya? Ne olmuş anneme?

Ne olacak? Ana olaydı da duraydı başınızda ya. Demek anan olacak kadına? Yavuz annesiyle ilgili edilen bu lafa çok sinirlenmişti. En yakınındaki en sert şeye elini attı. Bir küllük geçirdi eline. Anneannesine defalarca vurdu. Yaşlı kadın ölmüştü. Fakat Yavuz hala vuruyordu. Yavuz kendine geldiğinde hemen oradan kaçtı.

Seri cinayetlerine bu sefer tanıdık birini, anneannesini de eklemişti. Yavuz'un annesi bu olayı öğrendiğinde kahroldu. İki gün sonra strese dayalı kalp krizinden vefat etti. Yavuz yapıcı oğluysa birkaç gün sonra yakalanıp tekrar hastaneye kapatıldı. Fakat hastaneler alışık olduğu yerlerdi. Bir süre bekleyip yeniden salınacağını biliyor, ona göre hareket ediyordu. Öyle de oldu.

Bir süre sonra tekrar rehabilite olmuştur raporu alarak sivil hayata karıştı. Tekrar salındıktan sonra Çorlu'daki bir başka abisinin yanına gitti. Burada kendisine abisi tarafından bir iş verildi. Aile üyeleriyle arasındaki bağ tamamen kopmuştu. Fakat ailenin diğer üyeleri Yavuz'dan korkuyordu. O yüzden onunla zıtlaşmak da istemiyorlardı. Yavuz burada bir süre kendini işine verdi.

en büyük hayallerinden biri olan şiir kitabını çıkartmak için yazmaya koyuldu. Korku kuşlarımı besliyorum camında. Canımla, tırnaklarımla ve kanımla. Yıldızlı bir gök düşleyip, saçıyorum tavanına. En güzel şehrin düşüyor tam çukuruna. Ben yılların mağlubu. Girdiğim savaşların yanı sıra, girmediklerimi de kaybetmekle meşhurum.

Başkalarının savaşlarında lejyonerlik de yapan ben. Siperler kazdım yere, göğe, yüzüne. Saklandım korku kuşlarını beklerken. Her ağacın özünde bir cevher durur. Abonoz değilim ki. Usta mahir olursa abonoz da yontulur. Olmak istenen şey, olunandan farklıdır. Bu tabiat değil, bunun ismi hatadır. Soktum böğrüme hançer, hatalarıma kefaret, pişmanlıktan kuş yaptım. Sevgilim beni affet. Hatta bu kitabı bastırdı bile. Tabii ki kendi yöntemleriyle.

bulduğu bir matbaacıyı tehdit ederek kitabının 100 adet basılmasını sağladı. Umduğunu şiirde de bulamayan Yapıcıoğlu tekrar şiddet eğilimleri göstermeye başlamıştı. 24 Aralık 2002 gecesinde her şey tekrar patlak verdi. Önce çorlu spor tesislerinde bekçilik yapmakta olan 44 yaşındaki Hüseyin Yamuğu, sonra organize deri sanayi sitesinde tornacılık yapan Özcan Karagözoğlu'nu ve en son bir şirkette bekçilik yapmakta olan 43 yaşındaki Şakir Temürçi isimli şahısları başlarına tornavida saplayarak öldürdü. Sabah ezanı vaktiydi. En yakındaki camiye gitti şadırvanda ellerini yıkamak için. Şadırvan topyekûn kana bulanmıştı.

Sabah namazını kıldırmak için camiye gelen imamın yanına gitti hemen. Selamun aleyküm hocam. Aleyküm selam, buyur. Hocam başıma bir hal geldi sormayın. Bu geceyi camide geçirmem mümkün mü? Şu kılığının kıyafetine bir bak. Her yerin kan içinde. Allah'ın evine böyle gelmeye utanmıyor musun? Yavuz bir hayır daha almıştı. Ve hayır cevabından nefret ederdi. Sakin bir şekilde oradan uzaklaştı.

İmamın cemaatle birlikte namaza durmasını bekledi. İmamı kulağından tornavida ile yaraladı. Ne mutlu ki bu sefer başarısız olmuş ve İmam Salih başı yalnızca yaralayabilmişti. Cemaatin de müdahaleleri sayesinde Yavuz Yapıcıoğlu oradan kaçmak zorunda kaldı. Ertesi gün polislere yakalandığındaysa yine tuhaf konuşuyordu.

Cinayetleri işlediğin alet nerede? Ne aleti? Tornavidadan bahsediyorum oğlum. Attın tornavidayı. Cinayetlerin sebebini de Kung Fu biliyor. Tövbe yarabbim Kung Fu diyor ya. Oğlum neden işledin lan bu cinayetleri? Ben işlemedim ki. Ben cinayet işlemem. Bir sürü kanıt var elimizde. İnkar mı ediyorsun? Ben gerçek Atatürk'üm. Cinayetle falan işim olmaz.

Meydana gelen bu son cinayetlerin ardından kovuşturma kapsamında tekrar Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne gönderilen Yavuz'a doktorlar bu sefer inanmıyordu. Ne kadar uğraşsa da cezai ehliyet yoktur raporunu alamamıştı. Yapıcıoğlu Tekirdağ kapalı cezaevine gönderildi. Girdiği sorgularda akli dengesinin yerinde olmaması kozunu yine oynadı. Ben masum. Kimseyi öldürmedim. Tanıklar öyle demiyor ama.

Bakın, ben iyi bir insanım. İçimde sanki birisi daha var. Bazen zaman, mekan birbirine karışıyor. Sanırım insanlar da o esnada ölüyor. Tüm çabalarına rağmen Yavuz mahkemeye çıkartılmıştı.

Artık salınmayacağı için daha rahat olan abisi Yıldır Yapıcıoğlu, kardeşinin yıllardır aranan avcılar sapığı olduğu yönünde ifade verdi. 92 yılında gerçekleşen bir dizi cinayet ve tecavüz vakasından aranan bu şahıs da Yavuz Yapıcıoğlu'ndan başkası değildi. Kapsamı genişletilen soruşturmanın sonucunda Yavuz Yapıcıoğlu sadece 3 kişinin cinayetinden suçlu bulundu. ve toplam 64 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Oysa ki Yavuz'un tespit edilen 18, akrabalarının iddialarına göre 43 cinayeti bulunuyordu. Yitip gitmiş onca can, belki de yasalarımızdaki bu denli boşluklar olmasa hala aramızda olacaklardı. Eli kanlı bir caninin ne olursa olsun sırf cezai ehliyeti yok diye sokakta elini kolunu sallaya sallaya gezmesini aklım almıyor.

Hastanede durmak yerine dışarıda özgür bir şekilde dolaşmasının mantıkla açıklanabilir bir izahı yok. İlk cinayetlerinden sonra akli dengesi yoktur raporu alamasaydı kim bilir kaç kişinin canı kurtulacaktı. Merak etmeden duramıyorum. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik.

Bir sonraki karanlık dosyalarda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)