
2.760 kelime · ~14 dk okuma
Naber tatlım? Birini mi aramıştın? Ben... Bilmiyorum. Yani hayır. Götüreyim seni gideceğin yere. Ha? Ne dersin? Hayır. Benim arkadaşlarım içeride. Öyle mi? Neredeler peki? Seni böyle sokağa mı attılar? Gidin lütfen. Ya neden uzaklaşıyorsun ki? Sana ceketimi vereyim. Gider misiniz?
Hanımefendi pardon bir sorun mu var? Sorun morun yok kardeşim uzağa. Ben isterseniz sizi gideceğiniz yere kadar bırakayım. Benim arabam var. Anahtar ama anahtar içeride. Tamam sorun değil sizi evinize kadar götürebilirim. Ya kardeşim ne ısrar ettin işte konuşuyoruz görmüyor musun? Tamam tamam gelirim. Teşekkür ederim çok teşekkür ederim. Ne demek benim yerimde kim olsa aynısını yapar.
19 yaşındaki üniversite öğrencisi Kenya Monye'den günlerdir haber alınamıyor. Polis, Kenya'nın son görüldüğü geceye dair bilgisi olan vatandaşlara işbirliği çağrısında bulundu. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar.
Kendisinden haber alınamayan genç bir kız, ona sadece yardım etmek istediğini söyleyen bir adam ve kaybolan genç kızla karanlığa karıştığı iddia edilen kimliği belirsiz bir yabancı. Kenya Monya'nın kayboluşu Colorado'yu dehşete düşürmüştü. Ne dersiniz? Aylarca sürmüş bu kedi fare oyununa başlayalım mı?
2011 yılının 31 Mart akşamı, 19 yaşındaki Kenya, eğlenceli bir perşembe gecesine hazırlanıyordu. Her üniversite öğrencisi gibi akademik ve sosyal hayatı arasında denge kurmaya çalışıyordu. Ve bunda oldukça iyiydi. Kenya tüm çocukluğunu Honduras'ta anneannesiyle birlikte yaşadığı evde geçirmişti. Annesi ona daha iyi bir hayat sunabilmek için ABD'ye göçmüştü. Kızını da en yakın zamanda yanına aldırmayı planlıyordu. Kenya ancak 12 yaşına geldiğinde annesiyle birlikte yeni hayatına başlayabilmişti. Kenya 2004 yılında Amerika'ya taşındığında aslında sadece annesine değil bir aileye de kavuşmuştu.
Maria burada Tony Lee adındaki bir adamla evlenmiş, Kimberly ve Anthony adında iki de çocukları olmuştu. Kenya tanıştığı ilk andan itibaren yeni ailesini tüm kalbiyle benimsemişti ve hiçbir zaman onlar için üvey kelimesini kullanmamıştı. Kimberly onun sırdaşıydı. Yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar birbirleriyle paylaşmak için her gün konuşurlardı. O günde her zamanki gibi Kenya'dan bir telefon gelmişti.
Ancak telefondaki kişi, Kimberly'nin beklediğinin aksine Kenya değil, erkek arkadaşı Lewis'ti. Endişeli bir sesle Kenya'nın eve dönmediğini söylüyordu. Kimberly, durumu hemen anne ve babasına haber verdi. Telaş içerisinde Kenya'nın tüm arkadaşlarını aradıkları sırada kapı çaldı. Gelen kişi, önceki gece Kenya'nın birlikte eğlendiği kızlardan biriydi. Ve elinde bir çanta tutuyordu. Kenya'nın çantasını.
Anlattığına göre Kenya kulüpte çok sarhoş olmuş ve onlara lavaboya gitmesi gerektiğini söylemişti. Bir daha da masaya dönmemişti. Maria ve Tony, Kenya'nın alkol etkisi altında olmasına şaşırmışlardı. Henüz 21 yaşında değildi. Peki içkiye nasıl erişebilmişti? Sahte kimlikleri vardı. Herkesin varmış kulüplere girebilmek için.
Size söylemedim çünkü sır da eğlencesine yaptıkları bir şeydi. Böyle bir şey olabileceğini nereden bilebilirdim ki? Maria ve Tony şok içindeydiler. Kenya'nın sahte kimlik kullanarak kulüplere girebildiğini bilmiyorlardı. Şimdi ona ulaşılamıyordu ve yanında kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yoktu. Çantanın içinde cüzdanı, ev ve araba anahtarlarının yanı sıra telefonu da vardı. Bu durum onları daha da huzursuz etti.
Kenya telefonu olmadan asla bir yere gitmezdi. Arkadaşı evden ayrıldıktan sonra Tony bir ipucu bulabilmek umuduyla Kenya'nın telefonuna baktı. Onlarca cevapsız mesajın içerisinden bir tanesi dikkatini çekti. Çünkü o mesaj kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti. Selam, ben Travis. Seni dün arabasına alan çocuk. Hani şu korkunç beyaz minibüs. Eve sorunsuz vardın değil mi?
Kimse Travis isimli birini tanımıyordu. Ama Tony bir başka tanık bulma ihtimaline sevinmişti. Hemen numarayı aradı. Cevap yoktu. Tony polisi arayıp kayıp ihbarında bulunmak istedi ama eyalet yasalarına göre kayıp bir kişi için 72 saatten önce işlem başlatılamıyordu. Polislere telefondaki mesajdan da bahsetmesine rağmen 72 saat sınırına takılmaktan kurtulamıyordu.
Sinirli ve çaresiz bir şekilde numarayı aramaya devam etti. Ama umudu tükenmeye başlamıştı. Ta ki ertesi gün akşam saatlerinde kayıtlı olmayan o numaradan bir arama gelinceye kadar. Tony, telefondaki yabancıya kızını en son nerede gördüğünü sordu. Sabah iki buçuk gibi bir gece kulübünün önünde beklerken gördüm onu. Evsiz bir adam rahatsız ediyordu ve çok sarhoştu. Onu o şekilde bırakmak istemedim.
Eve bırakmayı önerdim, kabul etti. Sonra yolda giderken sigara içmek istedi. Ben de yoktu, kullanmıyorum çünkü. Benzin istasyonunda durduk. Orada bir adam vardı. Tanıdığı biri mi bilmiyorum. Kızınıza yakın davranıyordu. Aralarında İspanyolca konuştular. Kızınıza bir sigara verdi. Ben arabaya dönmesini bekledim ama adam kolunu onun omzuna attı ve beraber uzaklaştılar. Hatırladığım son şeyi bu.
Tony telefonu kapattı ve az önce duyduklarını sindirmeye çalıştı. Hikayede bazı tutarsızlıklar olduğunu düşündü. Sonra dayanamayıp Travis'i yeniden aradı ve aklına takılan soruları sormak istediğini söyledi. Travis eğer isterse onunla Kenya'yı en son gördüğü yer olan benzincide buluşabileceklerini söyledi. Tony bunu düşünmeden kabul etti.
ama her şeye karşı hazırlıklı olmalıydı. Hemen çekmecesine gizlediği silahını yanına aldı ve kapıya yöneldi. Durumu eşine açıkladıktan sonra evden çıktı. Maria korku içerisinde polisi aradı ve onları benzinlikte olacak buluşmadan haberdar etti. Tony'nin silahı olduğunu da söyledi ve polislere bir şeyler yapmaları için yalvardı. Tony benzinliğe vardığında polis memuru çoktan gelmişti.
ve temiz yüzlü genç bir adamla konuşuyordu. Genç adam yaklaşıp kendisini tanıtınca Tony biraz rahatladığını hissetti. Çünkü Travis birine kötülük yapabilecek birine benzemiyordu. Ona güven vermişti. Polise de Tony'ye anlattığı hikayenin aynısını anlattı. Travis samimi ve gerçekten üzgün görünüyordu. Ama hikayesinde havada kalan bir şeyler vardı. Ancak ortada onu suçlayabilecek bir delil olmadığı için serbest bırakıldı.
Özür dilerim gerçekten. Keşke başladığım şeyi yarıda bırakmasaydım. Böyle olacağını düşünemedim. Tony elini uzattı ve hala özür dilemeye devam eden Travis'le el sıkıştıktan sonra benzinlikten ayrılıp evine döndü. Kenya'nın nerede olduğu aydınlığa kavuşmamıştı. Artık 72 saatinde olmasını beklemekten başka şansları yoktu. Kenya'nın kaybolmasıyla ilgili soruşturma 4 Nisan pazartesi günü açıldı.
Dedektif Gurule, Denver'da 20 yıldır görev yapan deneyimli bir polisti. Kenya dosyasıyla artık o ilgilenecekti. Partneri Kerry Lombardi ile zaman kaybetmeden çalışmaya başladılar. Soruşturmaya o geceye dair bilgisi olan tek kişiden, yani Travis'ten başlamaya karar verdiler. Ve çalıştığı iş yerini ziyaret ettiler. Burası Travis'in glutensiz granola barlarını yaptığı bir fırındı.
minibüsünü bu granola barları satmak için kullanıyordu. Dedektifler aracın içini de incelemek istediler. Ön taraf yıpranmış koltuklar ve yerlere atılmış çöplerle berbat bir haldeydi. Arka kapıyı açtıklarındaysa sanki karşılarında başka bir araba vardı. Her yerin ağırtıcıyla temizlendiği bu yerden keskin, kimyasal bir koku geliyordu. Hatta o kadar ki tavanda birikmiş damlacıklar hala akmaya devam ediyordu.
Gurule ve Lombardi, arabanın iki tarafının birbirinden bu kadar zıt olmasını ilginç buldular. Bunun üzerine çevredeki kişilerle konuşmaya karar verdiler. Tanıklardan birinin söylediğine göre, Travis o gece 55 galonluk büyük bir varilin içinde bir şeyler yakmıştı. Dedektifler çevreyi aradıklarında, gerçekten de fırının birkaç blok ötesinde terk edilmiş bir varil ve içinde küle dönmüş kalıntılar buldular.
Ancak bu kül yığınında herhangi bir DNA örneği bulmak imkansızdı. Başka kanıtlar aramak üzere işyerinin içine girdiklerinde, yanlarına Travis'in patronu yaklaştı ve dedektiflere kamera kayıtlarına bakmaları gerektiğini söyledi. Bu görüntülerde Travis'in 1 Nisan günü akşam 7.30 sularında fırında olduğu görülüyordu.
Temizlik için kullanılan uzun lateks eldivenler takmıştı ve kolibandıyla sıkıca kapatılmış beyaz bir soğutucuyu fırının derin dondurucusuna sürüklüyordu. Görüntü burada kesildi. Çünkü Travis kameraları kapatmıştı. Polislere tüm gün boyunca dağıtımda olduğunu söylemişti. Elindekileri satan bir kişi neden boş bir soğutucuyu dondurucuya koyardı ki? Üstelik sattığı şey granola bardı.
Yani derin dondurucuda saklanmasına gerek olmayan bir üründü. Travis 6 Nisan'da sorgu için Denver Polis Merkezi'ne getirildi. Öyle işte dedektif. Sigara istediği adamla uzaklaştı, sonra da bir daha görmedim. Bu biraz mantıksız değil mi Byford? Benzinlik o saatte kapalı. Bunu anlamanız da zor olmasa gerek. Neden oraya götürmüş olabilirsiniz ki? Evet, kapalıydı ama orada her zaman uğradığı 7-24 açık bir market olduğunu söyledi. Ben de şansını denesin istedim. Ve hiç bilmediği bir adamla öylece gitmesine izin verdiniz öyle mi?
Bunun için tüm hayatım boyunca pişmanlık duyacağım ama o beni de tanımıyordu sonuçta değil mi? O adamla gitmek istediğinde ne diyebilirdim ki? Peki ya varil? İçinde ne yaktınız?
Bakın, arada sırada ot içiyorum tamam mı? Minibüsünün arkasına sakladığım bir paket vardı, küflenmiş. Ben de yakmaya karar verdim. Minibüsü de ondan temizledim. İçerisi öyle kokarken granola barları satamazdım. Dondurucuya neden ihtiyaç duydunuz peki? Hem de gün sonunda. Araba temizlenip kuruyana kadar ürünlerim düzgün bir yerde dursun istedim. Koku ve rutubetsiz bir yer. Yaa. Kamerayı niye kapattınız öyleyse? Üzerimi değiştirmem gerekiyordu.
Travis oldukça sakindi. Konuştuğu kişinin doğrudan gözlerinin içine bakıyordu. Buna rağmen dedektif gru ile ona inanmamıştı. Belki de sadece bir histi.
Ama Travis'in tavırlarında ve cevaplarında bir gariplik seziyordu. Ne var ki ellerinde onu tutmak için hiçbir fiziksel kanıt yoktu. Daha sonraki bir tarihte yalan makinesi testi için gelmesi konusunda anlaştıktan sonra istemeyerek de olsa Travis'in gitmesine izin verdiler. Ama Travis bu test için geri gelmeyecekti. Şimdi kısa bir ara veriyoruz. Ardından davamıza geri döneceğiz.
İfade verdikten sonraki birkaç gün, Travis haber muhabirlerinin ilgi odağı haline geldi. Onu öldürdünüz mü? Öldürmedim. Bakın, hayatta herkes kendi tercihlerini yapar ve o da tanımadığı o kişiye gitmeyi tercih etti ve bu yüzden kendimi suçlayamam. Özür dilerim, kendimi tutamıyorum.
Bu röportajdan sonra Denver'dan ayrılan Travis bir süre kayıplara karıştı. 4 Mayıs'ta dedektif Gurule'ye bir telefon geldi. Travis Forbes, Austin, Texas'da yakalanmıştı. Bir arkadaşının arabasını çalmakla suçlanıyordu. Arabayı Denver'dan biraz uzaklaşmak için almış ve geri getirmemişti.
Bu, Gurule için bir fırsattı. Hemen Travis'ten DNA alabilmesini sağlayacak bir izin kağıdı çıkarttıktan sonra aynı akşam Teksas'a uçtu. Travis artık kendisine ismiyle hitap ediyordu. Üç saat boyunca konuştular. Biliyor musun Travis? Beni buraya gönderdiler çünkü senin Meksika'ya kaçacağını düşünüyorlar. Bir akma ya. Ne halt etmeye Meksika'ya gidecekmişim? Bilmem. Bronzlaşmak için falandır belki. Komikmiş Krule. Herhalde tüm bu yolu bana soru sormak için gelmedin. Aslına bakarsan onun için geldim. Kendine bir şey yaptın mı? Hayır. Ona zarar verdin mi? Hayır. Hiç dokunmadık. Hiç? Sarılmadık bile. Ki ben genelde insanlara sarılırım.
Başka bir şey yoksa... Aslında var. Senden DNA örneği alabilmemi sağlayan bir izin belgesi var. Travis'in buna karşı çıkma şansı yoktu. Dedektif gru ile için gereken tek şey bir DNA eşleşmesiydi.
Ama Kenya'ya hala bulunamadığı için bu henüz mümkün değildi. En azından hapiste kontrol altında olacağını düşünürken, Travis'in arkadaşı kısa süre sonra suçlamalarını geri çekti. Travis 30 Haziran günü serbest kalınca, ilk işi Fort Collins'e babasının yanına gitmek oldu. Farkında olmasa da polisler tarafından takip edilmekteydi.
Daha geldiği ilk gece sarhoş olup sokakta olay çıkartınca, Fort Collins polisi hakkında tutanak tutmuştu. Travis'in peşindeki polisler, yerel polisleri uyardılar. Böylece Travis üç gün boyunca her an takip edildi. Olay çıkardıktan sonraki günlerde durulan Travis, polislerin dikkatini çekecek taşkın davranışlarda bulunmamaya başlamıştı. Bu sebeple polisler 3 Temmuz'da takibi durdurma kararı aldılar.
Bu, yaptıkları en büyük hata olacaktı. Fort Collins, 4 Temmuz kutlamalarıyla cap canlıydı. Hava ifşek gösterisini heyecanla izleyenler arasında, 30 yaşındaki Lydia Tillman da vardı. New York'ta şarap garsonu olarak çalıştığı 6 yılın ardından, babasının sağlık durumu sebebiyle yılın başında memleketine geri dönmüştü. Nazik, pozitif, hayatı seven biriydi.
Gösteriyi izledikten sonra Lidia evine doğru yürümeye başladı. Bir süre sonra arkasından birinin geldiğini hissetti. Ve biraz tedirgin oldu. Ama sorun yoktu, zaten eve neredeyse ulaşmıştı. Anahtarla kapıyı açtı.
Yaklaşık bir saat sonra etrafta oturan kişiler Lydia'nın binasından alevlerin yükseldiğini fark ettiler. Hemen itfaiyeyi aradılar ve evde mahsur kalmış birinin olabileceğini söylediler. Dakikalar içerisinde evin önü itfaiye, polis ve ambulans arabalarıyla doldu. Evin içi kül olmuştu. Alevler her yanı sarmıştı. Bundan sonra birini bulsalar bile canlı çıkma ihtimali yoktu. Ama Lydia evin içinde değildi. Polisler onu arka bahçede hareketsizce yatarken buldular. Tanınmaz haldeydi. İşkenceye uğramıştı ama yaşıyordu. Onu hemen ambulansa kaldırdılar.
Ağır şekilde darp edilen Lydia'nın kaburga kemikleri kırılmış, çenesi ve göz çukuru parçalanmıştı. Aynı zamanda tecavüze uğramıştı. Sonra da muhtemelen ölmüş olduğu düşünülerek yanmaya terk edilmişti. Ama Lydia'nın hayatta kalma arzusu baskın gelmişti. Sert zemine düşmeyi göze alarak kendini ikinci kattan atmıştı.
Lydia kaldırıldığı hastanede başına aldığı darbeler sebebiyle çok ciddi bir felç geçirdi. Bilincini kaybetmişti ve onun için beş hafta sürecek bir ölüm kalım savaşı başlamıştı. Fort Collins sakinleri dehşet içerisindeydi. Bu vahşeti gerçekleştirebilecek birisi aralarında dolaşıyordu.
Dedektif Jacqueline Shackley davaya atandığında öncelikle bunun kişisel bir saldırı olduğunu düşündü. Ama yürüttüğü soruşturmalar sonucunda Lydia'ya bunu yapabilecek kimsenin olmadığını anladı. Böylece son birkaç haftanın sabıka kayıtlarına bakmaya başladı. Travis adında yabancı bir genç adamın birkaç gün önce sarhoşken çıkardığı olayın kaydını gördü.
Travis'in sorgulandığı Kenya Monye davasının detaylarını incelediğinde hemen dedektif Gurule'yi aradı. Her iki olayda da fiziksel kanıtlardan kurtulmak için ateş ve ağırtıcı kullanılmıştı. Burada bir örüntü vardı ve dedektif Gurule ilk defa gerçeği aydınlatmaya bu kadar yakın olduğunu hissetti. Lydia'nın bedeni ağırtıcıyla kanıtsız hale getirilmiş olsa da tırnak altında yabancı bir DNA'ya ulaşılmıştı.
Hayatta kalmak için verdiği mücadele belki de pek çok başka hayatı kurtarmıştı. 8 Temmuz'da polis Travis'i yeniden takip etmeye başladı. Geceleri eğlence mekanlarının olduğu caddelerde geziyor ama asla hiçbirinin içine girmiyordu. Kelimenin tam anlamıyla ava çıkmıştı. Gece vaktiydi. Polisler Travis'i sarhoş bir kadınla yürürken gördüler.
Ayakta zor duran kadını açıkça caddeden uzaklaştırıp ıssız bir sokağa çekmeye çalışıyordu. Hiç vakit kaybetmeden yolunu kestiklerinde Travis'in yüzünde vahşi bir ifade belirdi. Avını elinden kaçırmasına sebep olan polislere isminin Travis Kennedy olduğunu söyledi. Polisler uzaklaştı. Yarım saat geçmişti ki Travis yeniden görüş alanlarına girdi.
Farklı bir ceket ve yüzünü gizleyen bir şapkayla bu sefer de başka bir kadını takip ediyordu. Travis'in sokaklarda özgürce gezdiği her saniye herkes için tehlike demekti. Kendine hakim olamıyordu. Polislerin onu sokaklardan silmek için bir bahaneye ihtiyaçları vardı. İsim değiştirmesini öne sürerek polise yanlış bilgi verme suçundan Travis'i tutukladılar. Böylece biraz süre kazanmışlardı. Ama bu büyük bir suç değildi. Travis hapiste uzun süre geçirmeyecekti. Zaman daralıyordu.
Travis, pazartesi akşam 10.30'da özgür kaldıktan sonra belki de izini tamamen kaybettirecekti. Sonunda Travis'in serbest kalmasına dakikalar kala, dedektif Shackley'e laboratuvardan bir telefon geldi. Lydia'nın tırnak altından alınan DNA ile Travis'in DNA'sı eşleşmişti. Dedektif Shackley, gözyaşlarıyla dedektif Gurule'yi aradı. Artık cevaplanması gereken tek bir soru kalmıştı. Kenyon'un bedenin neredeydi? Cevabın Travis'te olduğu kesindi. Ama Travis, Fort Collins'ta tutulduğu cezaevinde kimseyle tek kelime konuşmuyordu. Konuşmak istediği yalnızca bir kişi vardı.
Hoş geldin Grole. Teklifimi geri çevirmediğin için teşekkür ederim. Buraya neden geldiğimi çok iyi biliyorsun. Merak etme. Her şeyi anlatacağım. Güzel. Ama bir şartım var. Bana idam cezası vermeyeceksiniz. Ve cinsel saldırı suçuyla hapse tıkmayacaksınız. Ceza almayacağımı mı sanıyorsun? Cezamı çekerim. Ama içeriye cinsel suçlu olarak girersen başıma neler geleceğini sen daha iyi biliyorsun. Seni Kenya'ya götüreceğim. Şartımı kabul edersen.
Ertesi gün, birbirini tek sıra halinde izleyen birkaç polis arabası, Kinsburg'a doğru yola çıktı. Burası, Denver'a 40 dakika uzaklıkta, hayvancılıkla uğraşılan küçük bir kasabaydı. Travis ve dedektifler en öndeki arabadaydı. Her an fikrini değiştirebileceği korkusuyla, dedektif gru ile gaza biraz daha sert basıyordu. Artık çok yaklaşmışlardı.
Durun! Burası. Onu buraya gömdüm. O sırlı görünüyor değil mi? O yüzden seçtim. Biri beni öldürse en azından güzel bir yeri gömsün isterdim. Böylesine bir çöp kutusunu atmak yerine. Arabadan indiklerinde Travis tüyleri diken diken eden bir çığlık attı.
Ailesi hemen altında mı? Unuttun mu Gürül'ü? Onu buldun. Sana söyleyeceğim demiştim. Sözümü tuttum. Şimdi sıra sende.
Kenya kaybolduktan beş ay sonra bulunmuştu. Jen'in pozisyonunda plastik bir brandaya sarılı halde gömülmüştü. Travis o gece onu arabasına aldıktan sonra bilincinin yerinde olmamasından faydalanıp tecavüz etmişti. Kenya kendine gelip olayın şoku ve öfkesiyle Travis'e vurmaya başlayınca, Travis ona önce defalarca kez yumruk atmış, sonra da onu boğarak öldürmüştü. Kenya'nın cansız bedenini arabasındaki soğutucuya saklamış ve bu şekilde tüm gün boyunca granola barların dağıtımını yapmaya devam etmişti.
Akşam soğutucuyu derin dondurucuya kaldırdıktan sonra minibüsünü temizlemiş, Kenya'nın tüm kıyafetlerini, dokunduğu her şeyle beraber varilin içinde yakmıştı. Tony'nin telefonuna dönene kadar Kenya'nın bedenini Kingsburg'a götürmüş, kazdığı sığ çukura gömmüştü bile. Ve Tony, aslında kızının o geceden sağ çıkmadığını Travis'in elini sıktığı anda hissetmişti. Travis'in tüm vücudu titriyordu ve bu gergin enerji temas yoluyla ona da geçmişti. Tony içinde bir yerlerde Travis'in Kenya'yı canlı gören son kişi olduğunu hissetmişti.
Benzinlikten ayrıldığında hemen eve gitmek yerine civardaki çöp kutularını görebileceği korkunç manzaraya rağmen kontrol etmişti. Travis yüzüne güvenilir bir maske takıyordu. İnsanların kafasındaki suçlu imgesine uymadığı için kolaylıkla işin içinden sıyrılabiliyordu. Gereği düşünüldü. Travis Forbes'un Kenya Monye'yi öldürme suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmasına
Bununla birlikte Lydia Tillman'a karşı işlediği canice suç sebebiyle bu cezaya 48 yıl daha eklenmesine karar verilmiştir. Ben bir korkağım. Yaptığım şeyi aklamama imkan yok. Kendimden nefret ediyorum. Belki de bu yüzden başkalarının da canını yaktım. Lydia Tillman iyi ki kurtuldu. Çünkü eğer yakalanmasaydım, muhtemelen yine yapardım.
Bir şeytanım ben! Beni eski halimle hatırlayın olur mu? Bu canavara dönüşmüş halimle değil! Travis bugün hala cezaevinde. Lydia Tillman geçirdiği felç sebebiyle ilk başta konuşma yetisini kaybetmiş. Sonrasındaysa büyük bir özveriyle adeta bir bebek gibi ana dilini yeniden öğrenmiş.
Bugün konuşmasında hala kalıcı bir hasar olsa da kendini güçlü bir şekilde ifade edebiliyor. Colorado Polis Departmanı'nda kadınlar için öz savunma dersleri veriyor. Kendi ifadesiyle korkuyu değil sevgiyi seçmiş. Hatta kendisinde Travis Forbes'u affetme gücünü bile bulmuş. İlk başta hissettiği öfke, yerini acımaya bırakmış. Çünkü bir başkasının canını böyle acımasızca yakabilmek için insanın önce kendisinin acı çekiyor olması gerektiğini düşünmüş. Bu herkesin verebileceği bir karar değil. Sizce Travis Forbes gerçekten de sonradan canavara dönüşen masum bir ruh muydu? Tüm o duygusal tepkileri, ağlamaları gerçek miydi?
Yoksa bir manipülasyon yöntemi miydi? İşlediği suçlara dair içinde en ufak bir pişmanlık veya vicdan azabı duymuş muydu? Siz böyle birini affedebilir miydiniz? Bu haftanın karanlık dosyasını bu sorularla kapatalım. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hadi bakalım.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.