
4.978 kelime · ~25 dk okuma
Herkese merhaba. Bugün karşımda sevgili Tülin Özen var. Ben kendisine Tülin diye hitap edeceğim podcast boyunca. Ben kendisini tanıtmaya çalışacağım. Bakalım kabul edecek mi benim tanıttığım şeyleri ya da özellikle üstleneceği ya da reddedeceği bir kimliği var mı? Tülin'i ben bir oyuncu ve tiyatrocu olarak bilmenin yanı sıra aynı zamanda benim de bünyesinde olduğum PodB'nin kurucu ortaklarından biri olarak da tanıyorum.
Aynı zamanda ben sosyal medyada da onun böyle daha... ...farkındalığı yüksek, sosyal olaylara duyarlı ve aktris bir kimliği olduğunu da görüyorum. Ve benim çok hoşuma gidiyor bireysel olarak onun o duruşu. Aa bir de bugün fark ettim ki biz aynı liseden mezunmuşuz Çilin'le. Evet. Hoş geldin Çilin, çok teşekkürler. Hoş bulduk. Teşekkür ederim davetin için.
Bugün konuşacağımız şeylerden bir tanesi de hayatımızda karşılaştığımız maceralar. Yani mücadeleyi aslında maceradan ayırt edebilir miyiz sence? Edemeyiz herhalde ya gibi. Evet. Değil mi? Maceracı hissi direkt dürten bir şey. Eğer bir maceraya giriyorsan da bir şeylerle mücadele etmen gerekiyor. Yani bütün kurmacalarda da öyle. Mücadele olmadan bir şeyi izlemiyoruz da aslında. Yani mücadele aslında evet bir macerayı yaratan şeylerden biri. Eğer bir mücadele yoksa macerada yok gibi oluyor. Oturduğumuz yerden olmuyor macera gibi. ...ve konfor alanındayken sanki asla o macerayı da yaşamıyorsun. Evet, evet gibi. Mücadele bizi konfor alanından çıkmaya zorlayan... ...o yüzden de gelişmeye iten bir şey sanki. Yani evet, gelişerek bitiriliyorsa... ...bir kazançla bitirilebilme ihtimali var. Herhalde maceranın gelişerek bitirilebiliyor olma ihtimali var. Onun için de mücadele gerekiyor demek ki, evet. Aklımda şeyi uyandırdı, sence tersi mümkün mü? Bir mücadeleden gelişerek değil de... ...küçülerek belki çıkmak mümkün mü? Tabii ki.
Nasıl? Yani içine ne kadar hırs koyduğunla da alakalı. Macerada kimleri ezdiğinle alakalı. Bunun senin vicdanına ne yapacağıyla da alakalı olabilir. Hırs kendine de zarar verebilir. Kimin macerasına girdiğinle de alakalı olabilir. Kendi maceranına da giriyor olabilirsin. Başkalarının senin üzerine yarattığın bir maceraya da giriyor olabilirsin gibi de düşünüyorum. Çok güzel bir şey tanımadım böyle. Hakikaten başkasının macerasında da yer alabilirsin değil mi? Başkasının mücadelesinde de bir yan oyuncu olarak belki yer alabilirsin. Üstelik hani başrolün kendin olduğunu düşünerek de olabilir bu. Evet o çok gerçekten kötü hissettiren bir durum. Sonra fark ettiğinde burada hiç ben yokmuşum aslında diye. Evet, fark etme edebilirsin. Hayatın boyunca onu savunmaya devam edebilirsin. İşte sen mutlusundur, dışarıdakilerin seninle ilgili algısı artık bozulmuyor. O birazcık inatçı ya, boşver onu. O hep aynı şeyleri söyleyip söyleyip duruyor olabilir. Hani bir sürü mücadele içinde insanı da tanıdık ya hani bir sürü yaşta, bir sürü sertlikte, hepsiyle ilgili de fikrimiz var dışarıdan. Bazısı mesela dünyanın en hala ideal şeyini yaptığını düşünürken bizim için biraz
Biraz eskidi sanki artık bu söyleme falan gibi kaldığımız. Anlıyorsunuz herhalde böyle ettim. Ama kendi içinde müthiş bir inat ve irade yaşıyor. Belki de artık neredeyse nefes alıp vermesinin sebebi o haline gelmiş. Dolayısıyla onun hayatıyla ilgili bir şey söylemeye haddimi yok tabii ki. Dışarıdan nasıl göründüğüyle ilgili bir şeyim var. Hani başkasının bir macerası mıdır? Gerçekten kendi macerası mıdır? Bir ideolojinin macerası mıdır? Bunların hepsi birbirinin içine giriyor. Ama yapanı çok aktif tutan bir şey olduğuna eminim mesela şu anda bir mücadelenin.
Şimdi senin söylediğin inanılmaz, benim de kafamda şeyleri açtı, ışıklar yaktı. Yani ben hep mücadelenin sonunda geriye gitsek bile... ...onun bizi uzun vadede büyüttüğüne inanan bir insanım. Yani mesela diyelim ki... ...çok kötü bir mücadele, çok hırslı, çok böyle... ...rijit kaldığımız ve ilerleyemediğimiz bir şeyde bile... ...ve sonunda mesela çok kaybettiğimiz, çok insanla kaybettiğimiz... ...kendi karakterimizden de kaybettiğimiz mücadele bile olsa... ...günün sonunda onun bize belki de neyi yapmamamız gerektiğini ve... Yani nerede olmamamız gerektiğini anlattığına inanıyorum. Ama şimdi senin anlattıklarını dinleyince sanki... ...belki de gerçekten o mücadelede takılıp kalmak ve vazgeçmemek de... ...iyi gelen bir şey değil, kötü gelen bir şey. Evet, yani koşula göre değişiyor herhalde. Bazen de çok donuklaşıyorsun o mücadele halinde. Bir sürü şey görmeyecek hale de gelebiliyorsun. Ama yapana değil de etrafındakilere zarar bir şey de olabilir o. Ya da etrafındakilerin algısını bozan bir şey de olabilir. Ondan emin değilim gerçekten. Yani mücadelenin bazı yerlerinde bazı şeylerden vazgeçmek de mücadele dair de olabilir tabii. Mesela sen konuşurken onu da düşündüm. Yani sürekli bir savaş halinde değil de bazen bir... Kabulleniş, yanlış yaptım deme ve mücadelenin neye dair bir şeydir diye düşündüm sen konuşurken şimdi. O da enteresan kaybettim diyebilmek de kendinle ilgili bir mücadele şeye giriyorsun ya. Buna gelmişken birazcık daha seni de daha iyi anlamak için... ...senin hiç vazgeçtiğinin mücadeleni oldu mu yarısında? Ya da sonlarına doğru hatta belki? Genel olarak şeyde inancımın sarsıldığı anlar oluyor mesela. Böyle yolda ve gidişatta genelde kendimi iyi bulurum. Son hamle adlı şeylerde böyle bir korku gelir bana. Kendimi tanımladığım yerde. Ama yani o yol da kıymetli olduğu için ve zaten bir aşamaya kadar geldiğimi bildiğim için... ...aslında o mücadeleyi verdim gibi hissediyorum ama bazı son noktalarda hemen o kaygı ve korku geliyor... ...ve böyle hani o maçı bitiren sayıyı almak ya da o gole atmak yerine... ...yandan böyle hani iki santimle yanlışlıkla sağa vurmak gibi bir şey yapıyorum. Yanlışlıkla mı peki? İşte korkuyla aslında karakterle alakalı bir şey herhalde. Sabote ederek mi? Biraz sabote ediyorum. O golü atmanın korkusu mudur? Ya da sanki o golü atınca, altın kramponunu alınca sanki hayat mı değişecek diye düşünüyorsun falan gibi şeyler oluyor. Bazen de o sırada sana büyük geliyor. Atıyorum bunu bir sene, iki sene sonra artık onları atabiliyor haline geliyorsun.
Birazcık da hani futbolcu gibi konuşuyorum da. Önce siyasetçi, şimdi futbolcu gibi oldun. Her kimliğimle buradayım. Peki şeyi sormak istiyorum. Yani şimdi mesela bu anlattığın sanki o son andan korkarak vazgeçişler... ...ya da hani böyle ucundan kaçırmak isteyişler. Peki bilinçle, ya bu bana artık iyi gelmiyor diyerek vazgeçtiğim bir mücadelen oldu mu? Evet, şeyler onlar. Doğru yaşamam gerektiği bilgisini sabote etmem gerekiyor. Artık hata yapmam gerekiyor. Çok sağlıklı olmamam gerekiyor. İşte o sporu falan yapmamam gerekiyor diye... ...dönem dönem kendimi buradan artık geri çek. Buradan sonra robotlaşıyorsun. Bu sen değilsin. Burası başkalarını sana böyle yapman gerek. Burası doğru hayat biçimi dedikleri yer deyip...
...şey yaptım yani gerçekten zararlı olduğunun bildiğim şeyleri yapmaya döndüğüm... ...bundan keyif almaya çalıştığım anlar var. Mesela ilk söylediğimde aklıma onlar geliyor. Hayatın akışı içerisinde mesela senin bir okul değişikliği yapmışlığın var değil mi üniversitede? Evet. Bir anlatmak ister misin dinleyicilere? Nereden, nasıl vazgeçtin?
Yani şöyle bir şey oldu. İTÜ'de okuyordum. İTÜ Elektrik'te okuyordum. Tiyatro bölümüne geçtim. Orada tabii dört beş madde var galiba. Bir tiyatro bölümüne geçmek için bir yaşlı olman gerekiyor aslında bazı okullarda. Ben eğer o sene bırakmasaydım o yaşı geçiyor olacaktım denediğim okullar için. İki fen bilimleriyle olan becerim İTÜ gibi bir okulun artık üçüncü sınafına yetmemeye başladı aslında.
Yaptığım şeyi anlamak benim için çok kıymetli, hala da öyle çok kıymetli. Anlamadan yapmaya çalışmak gibi bir yere geçmem gerekiyordu. Biraz ezberleyip sınavlarda vizeleri geçmem gerekiyordu. Gene elektrik mühendisi olurdum, iyi bir elektrik mühendisi olurdum ama şeyi biliyorum yani müfredatın bir kısmını anlamadan bitireceğimi hissettim. O kapıyı açan bir hoca ya da şeyde bulamadım yani bence orada.
Mesela o da aslında İTÜ'den ayrılma nedenlerinden biri. Bir inat durumu var. Orada da aileme karşı da gösterdiğim, etrafımdaki arkadaşlarıma karşı da gösterdiğim o da işin içinde. Ya sadece oyunculuğu çok seviyordum ve oyunculuk beni aldı ve götürdü gibi bir şey değil yani. Oradaki birçok şey birleşiyor galiba. Ama hepsi de benim. Yani içinde oyunculuğu seven ben de var tabii ki.
Aslında anlattıklarım bana, sana sormak istediğim sorulardan birini hatırlattı. O da şuydu, hiç bir başkasının yapma, o yoldan gidilmez demesine rağmen... ...senin hayır ben buradan gidiyorum, umursamıyorum, iyi kötü, sonunda ne olacağını umursamıyorum... ...ben bu kararı alıyorum dediğim bir şey var mıydı diye soracaktım. Aslında buna bir örnek olabilir mi sence?
Olabilir herhalde. Bir de benim çocukluğumun tarifini veriyorsun şu anda. Yani annemle ya da işte babamla konuşsan... ...sana tam bu dediğin çocuktu diye tarif edebilirler. Neden peki? Neden sen öyleydin sence? Ben yani meraklı bir tipim. Özgür olma hissine biraz bağımlı da hissediyorum bence. O kadar olmaya da biliriz. Belki bilmiyorum. Hani ara ara soruyorum o soruyu da. Yalan dolan bile olsa özgür olduğumu düşünmek. Hissi iyi geliyor. Çünkü büyük resme baktığında hiç olmadığını görüyorsun ya böyle bir durumda. Kontrolde olduğunu hissetmek gibi bir şeyden bahsediyorsun aslında değil mi? Hayatının kontrolünü sen de onunla dair bir his. Evet, evet. Onu yıkmak, onu kırmak. İşte muhtemelen küçük oyunlarla yapıyorum bunu aslında. Ne kadar cesaretliyim ya o konuda onu bilmiyorum. Bana hep küçük geliyor. Çok daha büyüğü var, daha eğlencelisi varmış gibi.
Hep inatçı diye tarif ettiler beni. Ben kendi içimde bir inadım olduğunu, karşıya olmadığını düşünüyorum... ...ama etrafımdakiler hep inatçı dedi bana yani. Senin kafanda inatçı ne demek? Benim kafamda inatçı bir kere bilmeden yapan biri olması gerek. Bir şey inat etmesi gerek diye düşünüyorum. Ben kendi içimde ne inadını istediğimi bilir bir halde olduğum için... ...karşıdaki ne yarattığım oyunun tesisini bir türlü anlamıyorum.
Bir de böyle başkasının hayatına bir müdahalesi olur mu acaba kendi yaptığım inadın diye düşündüğümde kimsenin hayatına değmeyen inatlar yapıyorum. Oradan da böyle birinin bana bu kadar net inatçı demesi biraz fazla geliyor bana mesela. Sana ne ki sana bir şey olmuyor. Kararlı değil de neden inatçı acaba bunun adı olabilir mesela sorduğum şey.
Bizim toplumla ilgili bir şey de biraz bence. Hani böyle diğer insanları dahil etmeden... ...kendi kararının arkasında durabilmek çok da desteklediğimiz bir şey değil sanki. Evet ama işte bir taraftan da şey de var. Büyüklerin bilgileri var gerçekten. Onlarla da çok savaştım vaktiyle. Hani pratik bilgileriyle de savaşıyorsun. Hani yavrum onu yaparsan boğazın şişer dedikleri şeyi yapmakta... ...bir inat ve yaptım yani onu biliyorum. Ama o sırada kendi içimdeki o işte atıyorum neyse bu örnek... ...dondurma yeme arzusunu ve isteğini ve bunu bastırılamayacağını da biliyordum.
Hani boğazının şişmesi mi, dondurma yemeği bastırmak mı dersen... ...tabii ki de boğazımın şişmesi daha iyi bir şey benim için gibi bir şeye denk geliyor. Sonraki yıllarda bu şey seni merak ve kendi alanını açma duygusu takip etti anladığım kadarıyla. Var mı vermek istediğin bir örnek? Yok, genel olarak hayatımı böyle yaşıyorum ama merak ettiğim şeylerin peşinden gitmeye çalışıyorum. Bir şeyleri de çabuk merak ediyorum aslında. Eğer işte insana dairse ya da bilime dairse, bir duruma dairse meraklanma bende çabuk geliyor. Dinleme şeyim de çok mesela gelişmiştir onun için. Birilerinin dinleme becerisi. Meraklı bir insan olduğum için dışarıdan gelecek o şeye çok böyle açım yani. Bahsettiğin inatçılık diye tanımlanan şeyi sen tanımlarken bana şey gibi geldi. Sanki senin sınırını aşmak isteyen insanlara sınırını koyman gibi geldi. Yani burası benim alanım, burası benim sorumluluğum. Boğazımın şişmesi de benim sorumluluğum. Ya da ne okumak istediğim de benim sorumluluğum. Burada hata yapıyorsam da ben alıyorum bunu. O hatanın sıkıntısını da ben çekeceğim eğer bir hataysa bu demek. Aslında sınır koymak yani en basit tabiriyle. Ama sanki başkalarının sınırlarına saygı duymayı çok bilmeyebiliyoruz. O yüzden de inatça deyip işin içinden çıkmak daha kolay oluyor sanki. Evet ama işte şeyde zor bir şeydir herhalde değil mi? Yani göz göre göre çocuğunun hastalanacağını bilerek ona... ...tamam hadi ye diyebilmek de herhalde pratikte biraz zor bir şeydir diye düşünüyorum. Kesinlikle aynen. Karşı tarafa döndüğünde ya da işte it ve elektriği bırakıp oyuncu olacağım diyen bir çocukla... ...şimdi ben karşılaşsam kendi çocuğum olarak ne yapardığımı düşünüyorum. O hakkı tabii ki verirdim diye de düşünüyorum. Ama içimde beni yiyen şeyi de biliyorum. Yani hani oyunculuk o dönem böyle televizyonların bilmem nelerin olduğu bir dönem değil. Yani gerçekten aç kalma ihtimalinin çok olduğu bir dönemde ben oyuncu olacağım dedim. Ünlü olmaktan bahsetmedim yani hiçbir zaman. Öyle bir opsiyon çok yoktu çünkü. Dolayısıyla kaygılarını anlıyorum tabii ki. Anlamama rağmen yaptığım şey olduğu için inatçı diyorlar diye de düşünüyorum. Yani hani sen de bizi anlıyorsun, salak değilsin. Bu yaptığın inat. Başkalarının hislerine saygı göstermek ile o hislerle hareket etmek arasında bir fark var ama sanki. Yani sanki orayı bence karıştırıyoruz gündelik ilişkilerimizde. Yani kaygılandığını anlıyorum. Belki ben de senin yerinde olsam kaygılanırdım. Ama benim bulunduğum noktadan bu bana mantıklı gözüküyor. O yüzden teşekkür ederim kaygını dile getirdiğin için ama ben hala bu yolu alacağım bence. Bu beceride konuşamıyorsun ya. Orada bir kavga, dövüş, kapıları çarpma bilmem neler.
Bir daha da ne ölüme ne ölüne falan gibi bir şey diyalogla geçiyor yani. Keşke ben de bu olgunlukla ailemin karşısında durabilseydim ve bunun inat olmadığına neyse ya da inatsa bile benim altından kalkmam gereken bir şey olduğunu anlatabilseydim oluyorum. Ben de zaten şey diyecektim yani ben de dublaj şey gibi konuştum yani böyle Amerikan filmlerindeki dublajlı sahneler gibi konuştum. Öyle olmuyor hiçbir zaman gerçek diyaloglar.
Ama sanki onu keşfedebilsek, belki dinleyicilerimizle de onu aktarabilmek için aslında. Karşımızdaki insanların endişeleri normal. Ama orada ben sorumluluğu alansam eğer, o bir duygusal sınır. Yani ben bunun getirdiği duyguları, bunun getirdiği her şeyi alıyorum üzerime. O zaman bu yola çıkabilirim diyebilmek de... Aslında günün sonunda öz saygımızı çok besleyen bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Evet. Ama öz saygı değil, başlık tabii bende. Çok sonra gelişen bir şey herhalde. Böyle bir şeyin varlığından bile haberim olmadı.
Hiçbirimizin yoktu bence uzun zaman ama dönüp baktığımızda o... ...öz saygıyı tanımlayan en önemli şeylerden bir tanesi... ...başkalarının gitme dediği yolda yürüyüp başarı elde edebildin mi? Başka bir soruya getireyim seni. Bizim etkimizin bir başkasının üzerinde bir olumlu bir şey... ...yol açtığını gördüğümüz anlar. Sen bunu hayatında görüyorsundur. Görüyorum tabii ki. Anlatmak ister misin biraz bunları?
Yani yaptığım iş olarak şu an görünür bir iş yapıyorum. Bunun neredeyse insanların evine fütursuz giren bir iş yapıyorum. Dolayısıyla bir sürü insanla karşılaşıyorum tabii ki. Ve onların üzerindeki etkilerini görüyorum. Oyuncu olmak isteyen insanlar üzerindeki etkilerini görüyorum. Yaptığım işin, seçimlerin. Durmaya çalıştığım yerin bazıları insanları etkilediğini görüyorum. Benim gibi yapmak zorunda olmadıklarını biliyorum. Yapmaları hiç gerektiğini de düşünmüyorum. Ama bana geri dönüş olarak birilerinin sevdiği bir şey yaptığımı düşünmek tabii ki de onu besleyen bir şey. Evet, öz saygımı. Ya da hani seyirciyle kurduğun ilişkide kendi anlattığın hikayenin onlar için gerçekten bir parçası olması, anını yaşamak. ...kıyafetin, saçın, mavi gözlerinden bağımsız anlattığın şeyle... ...onlara dokunuyor olmak ve bir şey yapıyor olmak tabii ki de mesleğim adına da... ...kendi adıma da saygıyı güçlendiriyor. Peki dönüp baktığında hayatına mesela şimdi 11-12 yaşındaki tülinle karşılaşacak olsan... ...ona ben iyi ki şunu yaptım tülin bak zorlanacaksın o yolda... ...ama onu yapmak seni sen yapacak, iyi ki yapacaksın onu dediğin ne olurdu sence?
Genel duruşum öyle benim ya. Yani ben zorlanmayı seven biriyim. O zorlanmanın çilesini de seviyorum. Onunla hep öyle öğrendim zaten. Başka bir yolu var mıdır onu da bilmiyorum da. Hiçbir şeyin çok rahat gelme hissi yoktur yani bende. Dolayısıyla o türün içinde zorlanacağını bilmene rağmen yap falan, okey falan deyip böyle... Ne olacaktı ki? Beni çok da dinlemezdi falan gibi bir şey olabilir. Yani eğlerdi beni biraz. Tamam falan yapardı herhalde. Çok takmayabilirdi. Ama kimseyi takmıyorum gibi de düşünülmesini istemem. Herkesi gerçekten dediğim gibi meraklı biri olduğum için çok taktım yani. Ama birinin bana böyle bir merak etme, korkma demesini... Tamam ya falan yapardım içimde gibi geliyor. Peki senin o zaman bugünkü türlü olarak dönüp baktığında... ...en zorlandığına mı ilk içinden geçmişim dediğin spesifik bir mücadele var mı?
Yani ailemle ilişkilerimi çok yıktım, paramparça ettim, çok üzdüm. Tabii ki de bunları işte senin mesela dediğin gibi bir dille ulaşarak yapmayı çok isterdim. Ama şey çok net olduğu için bence sevildiğimi çok net bildiğim için... ...ya da bana çok değer verdikleri işte zekamı ya da becerime çok değer verdiklerini bildiğim... ...bir yerden de kavga ettiğimizi bildiğim için tamir edilmesi olabildi. Yani bir güven ya da sevgi soru şartı değildi mesela. ...karşılıklı iktidar mücadelesiydi gibi oldu. Ben istediğimi yaptım. Karşılığında da yaptığım şeyde iyi olduğumu düşündürten... ...onlara işte ödül aldım, güzel işler yaptım falan gibi bir takım. Onların da böyle bir çenesini kapattığım şeyler yapınca... ...o tahminat çok kolay oldu. Yani şu anda geri dönüp baktığımda iyi ki o mücadeleyi vermişim diyorum. Beceremediğim şey senin anlattığın gibi bir konuşma yolu bulamamak.
Oralarda kötüyüm ama zaten. Heyecanlandığım ya da damarıma mısıldığı yerde terbiyesizleşmiyorum. Ama inatsa o cümle hiç senin anlattığın gibi tarifle çıkmıyor bende. Gerçekten inatçı der herkes. Ona eminim yani. Peki başaramasaydın diyelim ki yani işte bu yolu seçmenin gerçekten sana iyi geldiğini... ...senin günün sonunda iyi ki bu yoldan gitmişim demediğini görselerdi ne olurdu? Sana ne olurdu? Onlara ne olurdu? İlişkinize ne olurdu?
Ben devam ederdim. Çok şey olacağımı düşünmüyorum. Hani şu anda da yapabileceğim bir sürü şey yapamadığım hissi de var. Yani öyle bir anda çok başardığım gibi bir hayat yaşamıyorum. Onlara gösterdiğim yerde ne olurdu bilmiyorum. Daha baskıcı olmaya devam ederlerdi herhalde diye düşünüyorum. Ama ben kendimce bir yol bulurdum zaten hayatıma devam edip.
Onlara merak etmeyin dedirtmek için diye de düşünüyorum. Bende o hep varmış demek yani. Çok yakın çevreme merak etmeyin. Ya yapıyorum ama merak etmeyin iyiyim mesajını da iletmem gerekiyormuş gibi geliyor şu an seninle konuşurken. Belli ki o bir ihtiyaçmış bende. Onu yapacak bir yol bulurdum. Hani yani bu kadar ünlü olmayıp dizilerde oynayabilirdim ama gene oyunculukla ya da başka bir meslek içinde olup kendimi ortaya koyacak bir şey yapıyor, biliyor olurdum diye düşünüyorum.
Ailenle ilişkin... Ne konuştuk? Şunu merak ediyorum. Ben ilişkiler üzerine çalıştığım için... ...senin bu yürüdüğün yolda en çok destek aldığın sosyal ilişkilerin kimler oldu, neler oldu? Pek kimse olmadı bence. Yani en sert kararlardı. Zaten aileme karşı verdiğim kararlardı. İyi ki vermişim dediğim kararlar. Onlara karşıydı o sırada. Yani mesela işte erkek arkadaşım vardı ama onun da her an... ...beni yalnız bırakabileceği hisse hep vardı mesela. Mesela ona güvenerek yaptığım şey değildi. Ondan destek aldığım fiziksel koşullar oldu. Ama psikolojik olarak full destek olmayacağını düşündüğüm çok an var. İnsan olarak yok ama his olarak var mesela. Yani işte dediğim gibi hani ailemin beni sevmesi... ...ve güvenmesiyle ilgili bir soru yaşamadım aslında içeriden. Dışarıdan bağırıp çağırıp ortalığı kırsam da, ilişkiyi kırsam da... ...içeride bir şey çok iyi biliyordu. Yani beni çok sevdiklerinden olabilir. Hep orada olacaklar bir şekilde.
Evet, bence o şeyi hep vardı yani. Kızıp, bağırıp, çağırıp da olsalar orada olacaklar hissi. O herhalde çok küçükken yerleşen bir şey diye düşünüyorum değil mi? Olaylarla ya da ergenlikle beraber bozulacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Aynen öyle. O his vardı, en temeldi. Ama onun dışında insan olarak tarif edebileceğim kimse yoktu yani.
Peki bugün hayatına baktığında ailen dışında her ne olursa olsun yanımdadır dediğin insanlar var mı? Ben sevildiğimi düşünüyorum o anlamda. Mesela o çok enteresandı. Yüzüm yandı benim kaynar suyla ufak tefek cinayetler çekimi arasında. Çok geçmiş olsun. Ve yani o olay başıma girerken bile çabuk geçeceğini çünkü sevildiğimi düşündüm.
Çok tuhaf bir şey. O sırada bu his nasıl gelebilir insana bilemedim yani. Sevdiğim çok insan var ve yanımda olacağını bildiğim, ellerinden gelen her şeyi yapacağını bildiğim çok insan var etrafımda. Onu biliyorum. Ama eğer hayatımı değiştirecek bir karar alacaksam da orada yalnızım tabii ki. Kim ne yapabilir bana? En yakınımdakini de sokmuyorum bazen bu da benimle de alakalı. Dışarıda bırakıyorsun yani. Evet, yani o karar verirken... Çünkü birine gidip de yanlış bir şeyse o, beni devirecek bir şeyse bu suçu birinin üstüne atamam. Ya bunu kendim verdiğimde rahat ediyorum çünkü. Orta kalmıyorsun yani. Orta kalmıyorum ama yıkıcı bir karardan bahsediyorum yani böyle bir şeyleri yeniden yapman halinden. Kimseninkine de o kadar dahil olmak istemem açıkçası.
Bir yandan da sen yapıcı kararlarını ortak alıyorsun da değil mi? Çünkü arkadaşlarına kurduğun bir tiyatro var. Pod B var, beraber kurduğun yine arkadaşlarına. Yani aslında arkadaşlarınla yapıcı şeyleri ortak yapmayı seviyorsun. En mutlu olduğum şey ne dersem, sevdiğim insanlarla bir şey üretir halim.
Üretmeyi seviyorsun. Evet. Onlarla beraber bir şeyin ucundan tuttuğumuzu düşündüğüm an... ...benim için hayattaki en mutlu olduğum şeyi öyle tarif edebilirim yani. Ben de kendi girişimlerimi en yakınındakilerle yapıyorum... ...ve çoğu zaman şey duyuyorum yani, nasıl böyle bir riske alabiliyorsun? Çünkü bir şekilde iş, ortaklığı zor bir şey ya... ...ve orada yürütemezsen sanki yakın insanları kaybedersin... ...korkusu olabiliyor insanlarla. Sen bu korkuyu duyuyor musun? Bununla nasıl baş ediyorsun?
Bunu hissettirecek bir durum oldu mu sana hiç? Olmadı açıkçası. Doğru insanları mı seçtin yoksa doğru mu kurdun? Bakış açılarımız ortak gibi oluyor. Birimiz birimizden daha hırslı gibi olduğu anda bence şey olurdu. Şu anda böyle şey oluyorum mesela Bahçı Galata ile ilgili. Zaten maceraya giriyoruz. Hissi geliyor. Başaramazsak zaten başaramayız. Başaramayan ve gene de harika işler yapan bir sürü insan var yani. Bu konu tiyatroysa tabii çok romantik de bir konu bir taraftan bence. Bir ameliyata girer miydim bu üçlülüğe olarak bilmiyorum. Yani ama tiyatroya giriyorum yani. Çünkü bir de şey gibi bir şey var mesela. Üçümüz de çok farklıyız. Yani Tansu'nun hayal etme becerisiyle benim gerçekçi bakma becerim tamamen tezatız mesela. Çok ihtiyacım olduğunu görüyorum mesela. Böyle bir hayalperestliği. O bir ilaç gibi bir şey oluyor. Yani sen böyle her şeyi ama onu yaparsak falan olur. Bilmem ne de bilmem ne olur. Bilmem neye bu kadar yapılabilir. Bu Türkiye'nin bilmem ne koşullarına derken... ...ya şey mi yapsak diye biri bir yumuşacık bir şey çıkartıyor mesela böyle cebinden. Böyle peki tamam diyorsun. Yumuşuyor musun, izin veriyor musun ona? Kesinlikle ben yumuşaklaşıyorum. Yani düşünme biçimi yumuşaklaşıyor. Neden olmasın diyorum. Ya şimdi ne alakası var şu anda? Bunun hissi hiç gelmiyor mesela. Ama ne kadar güzel bir dünya var gibi geliyor.
Peki birlikte başaramamak güzel mi? Ay çok eğlenceli anları var. Yani en komik anılar, en güldüğümüz anılar da onlar gibi oluyor. Yani hiçbir başarı hikayesi böyle gözlerimizden yaşlar geliyor. Ay dur şimdi işeyeceğim diye anlattığımızı düşünmüyorum yani. Ama nerede beraber sıçtık oralarda, sonrası çok eğlenceli. Ne bileyim, öyle gibi geldi şimdi. Birlikte düşmek mi güzel, birlikte düştüğün yerden kalkmak mı güzel sence? Yani düştüğün yerden kalkmak daha pozitif geliyor. Nereye düştüğüne de bağlı herhalde.
Ama düşmüş olman gerek. Aynen. Bir düşmüş olmak, bir katiste oturmak gerekiyor bence beraber. O anı yaşadık değil mi? O an cepte zaten. Aynen. Şimdi bir de kalkıyoruz. E kalkarken de bir sürü saçmalık yapacağız muhtemelen. Yani orada da çok eğlenceli. Sen bana öyle bakınca ben tabii bilmem ne dedim ya orada. O zaman da şey oldu. Oha nasıl kurtardık ya falan. Olur. Evet. Orası da çok eğlenceli.
Peki şunu ilişkilerle ilişkili bir yerden sormak istiyorum. Senin kendine sence en böyle olduğun halinle kabul edilmiş... ...yani hiç böyle rol yapmadan, hiç maske takmadan kabul edilmiş hissettiğinin yer neresi? Şu anda ailemde de öyle yaşıyorum. Tiyatroda, provalar sırasında öyle yaşıyorum. Kabul ediliyor muyum bilmiyorum ama kendimi çok net ifade ediyorum.
Çünkü hararetleniyorum. Hararetlenebilme dozu benim için kendimi saldığımı düşündüğüm bir an. Kızarmaya başlıyorum. Sesimin işte böyle şeyi yükseliyor. Gene bahsettiğim şey öfke ya da kızgınlık gibi değil ama böyle çok hararetli ve çok iddialı olabiliyorum. İddialı olabilmek benim için göstergelerden biri. Rahat olduğumu düşündüğüm göstergelerden biri. Çünkü her zaman bir tık içine biraz yumuşatarak, biraz bir şakak atarak
...mı acaba diye soru işaretleri koyarak bir şeyler söylemeye çok alıştım tabii ki... ...toplum içinde ya da şeyde büyüklerimle tırnak içinde iş yaparken. Tiyatroda prove yaparken daha rahat hissediyorum. Ben burayı anlamadım diyebiliyorum mesela. Normalde anlamadım zor bir cümle. Ama onu hayatıma da genel olarak yayabildim. Bence çok rahatlatıcı bir şey. Pardon, ben gerçekten anlamadım diyebilmek. O tiyatroda bayağı full gidiyor yani.
Peki bugünkü tülün sence olabilecek en sahici halinde mi? Yok. Daha yolu var mı dersin? Yok yok tabii ki. Hala yuttuğum çok şey var. Onları da açığa çıkarmam gerek herhalde. En sahici olmak için. Yani orada birazcık tabii biz saygıdan dolayı bir sürü şeyi söylemedik falan dediğimiz mesela olaylar yaşıyoruz. Ama birilerine saygı duymak o sırada konuşmamak da bence okey. Ama mesela dürüst müydün dersen dürüst değildim o sırada. Oluyor.
Yani sadece olmak bazı ortamlarda düşündüklerini yumuşatmamayı içermiyor bence. Yani sen günün sonunda kafanı yastığa koyduğunda... ...ben bugün olabilecek en kendi halimde hareket ettim mi? Sorusunun cevabı evet olması gibi. Çünkü birine saygı duyduğun için bir şeyleri yumuşatmak da senin karakterine ait olabilir. Ya kesinlikle bana ait ama sürü olarak o kadar uzun tahmin etmeyebilirdim. Hadi ben gideyim diyemediğim mesela bir şey yaşadım.
Mesela öyle bir durumda son yarım saatini yalan söyledim aslında oluyorum. Bir de benim için yalan söylemek bir şey mevzulardan biri. Çünkü ben ergenliğimin büyük bir kısmında çok yalan söyledim. Full yani böyle bunu hep söylüyorum herkese ama salıysa çarşamba dedim yani gözlerinin içine bakarak. Neden peki? Var mıydı bir sebebi?
Yani korkudan ve herhalde yapamayacağım şeyiyle. Bir taraftan herhalde bir ergenlik halidir bu çırpınış diye düşünüyorum. Ama bir taraftan da yalan söyleyerek çok kolay çözmeye başladım her şeyi. Onu görüyorsun. Karşıdaki yemese bile yapabileceği hiçbir şey olmuyor bazen. Gözüne baka baka yalan söyleyen bir insana bazen hiçbir şey yapamıyorsun gerçekten. Evet yani ve o çok güçlü ve pis bir şey. Bir taraftan da yapmak istediğini yaptıran bir şey haline geliyor.
Çok baskıcı bir yerde yaşadığımı söyleyemem, öyle bir şey değil ama... ...bendeki hani en ufak bir şey bile baskı yaratıyor. Bir de yani gerçekten işte ergenlik benim için kontrolsüz bir şeydi. Hiç düşünmüyordum, yani ben uslu bir çocuk, tatlı bir çocuktum yani. Oradan hani o inatçı dediğim şey çok küçük olaylar için. Yoksa başarılıydım, aferindim, aman da sınıfınım falan idim, bilmem ne falan. Ergenlikte bu kadar çalkalanacağımı hiç düşünmeden sarıldım yalana... ...ve hayatımın belli bir dönemi var ki bundan sonra söylemeyeceksin dedim. O da uzun bir dönem yani.
Yalan söylemek de çok zor bir yandan değil mi? İşte zor, daha yeni. O son yarım saati yalan söyledim ben. Aslında tahammül göstererek dedim. Tamam saygı, tamam bilmem ne falan filan ama... ...bir şey de var ki artık tahammül gösterdim oluyorsun mesela. Orası da yalan söylediğimi düşündüğüm yeri haline geliyor. Benim hala savaştığım bir şey haline geliyor. Peki özel hayatında yalan söylemek zorunda hissediyor musun? Ya da olmadığın biri gibi davranmak zorunda hissediyor musun? Yok. Yani o kararla beraber çok şey değişti gerçekten. Sevilmeme ihtimalim var. Biraz sıkıcı denme ihtimalim var. Yani uyuz, öyle şeyleri çok sevmem. Bütün, bütün o sıfatları yemeye kendimi tamam dedim. Bunların hepsini yiyebilirsin. Yeter ki yalan söyleyerek, ya benim işim var aslında demek yerine gelmek istemiyorum demeyi öğren yani. Sevmesinler. Ama o gelmez zaten. Deyiversinler. Ne yapayım? Oluyorum.
Seninle podcast'in başlangıcında kayıt altında değilken hala herkesi artık birilerinin gözlediğinden konuşmuştuk. Sosyal medya sayesinde yani ünlü olup olmaktan çok bağımsız bir şekilde bir sürü göz altındayız. Ve nasıl davrandığımız, nasıl kendimizi ortaya koyduğumuz sürekli bir şekilde değerlendiriliyor. Evet. Sen bununla ilgili nasıl hissediyorsun? Kendin gibi olabiliyor musun sosyal medyada mesela?
Kendim gibi olamıyorum. Kendim gibi olamıyorum dediğim şey... ...ben etrafındaki yaşadığım bütün mutluluğu oraya yansıtmayı tercih etmiyorum tabii ki. Yani orada ya da gizli anlarım ya da yakınlarım... ...ya da şu anda şu ortamda anlatabileceğim şeyleri gidip orada anlatamıyorum. Bir sansüristim oluyor bence. Bir taraftan da hadi sansürünü del şeyi var ya orada çağrısı. Sanki ona uyuyormuş gibi yaptığım şeyler de var. Orasının çok gerçek bir yer olduğunu zaten düşünmediğim için. Bu şeyi düşünmedim yani. Ne kadar gerçeğim, şeyini hiç düşünmedim. Hiç gerçek falan bir şey yok zaten. Kimse değil herhalde diye düşünüyorum. Sosyal medyada gerçek olabilmek çok zor. Yani bir, çok fazla paylaşım yapmaya gerektirir sanki. Çünkü çok inişimiz çıkışımız var günlük hayata. Bir de çok savunmasızsın. Çok fazla insanın gözünün önündesin çünkü sanki.
Evet, bir de ben kalabalık insan seven biri de değilim. Gerek var mı yani? Şu anda kalabalıkları istiyormuşum gibi davranmaya da gerek yok diye düşünüyorum. Takip ettiğim yeri de öyle ne bileyim büyük stokçu biri falan değilim yani. Öyle kendi ihtiyacımı da oraya doğru evletmedim ama mesela hani... ...gerçekten etrafımdaki bir sürü kültür sanat olayını sosyal medyadan öğrenir haldeyim. İşte haberleri neredeyse oradan takip eder bir haldeyiz falan gibi bir yoklukla da oraya bulaşıyoruz.
Ben öyleysem kendimde o hallerimi oraya koymak, atıyorum. İşlerimi paylaşmak çok okey ve yapmam gerekiyor. Çünkü ben de başkalarının işlerini oradan öğreniyorum diyorum. Bunlar işte yıllar içinde kendim öğrettiğim şeyler. Ya da bir haberin kaynağın doğru olduğunu düşünüyorsan bunu paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.
...taraf tutabiliyorsam, tuttuğum bir taraf varsa onu göstermek gerekiyor bazen diye düşünüyorum. Bazen de gerekmiyor diye de düşünüyorum bu arada. Hemen taraf haline gelmenin de gerek olmadığını düşünüyorum. Bunları dengeleyerek takılmaya çalışıyorum ama... ...oradaki gerçek ben değil tabii ki. Cülin çok teşekkür ederim şu ana kadar anlattıkların için. Bence o mücadeleci ruh yani seninle beraber olan... ...kimi zaman inatçılıkla suçlanan, kimi zaman o kendi alanını yaratmaya çalışan... ...kızın hikayesi çok keyifliydi bence. Teşekkür ederim. Ben de unutmuşum kendisini bu arada. Seninle hatırladım. Şu anda yine bir şey geldi. Dinlemek çok keyifli insanın kendi hikayesini bence. Ben başkalarını dinlemeyi seven biri olduğum için... ...genel olarak anlatma hali sanki böyle şeymiş gibi geliyor. Sorunluymuş gibi geliyor ama şey kendimi hatırladım sonuçta. Çok sevindim en azından öyle bir yere varmış olmasına. Dinleyicilerimiz için hani bu sohbeti bitirirken aklıma şöyle bir soru geliyor.
Bunca yıllık bir mücadele. Sonuçta doğduğumuz andan şu ana kadar devam eden bir mücadele. Seninle ne kaldı? Neyi en çok taşıyorsun? Neyi paylaşmak isterdin yani dinleyenlerle bu mücadeleye dair? İçinde korku olmasının çok normal olduğunu düşünüyorum. Şimdi böyle dönüp bakınca. Yapamama ihtimali, becerememe ihtimali herhangi bir şey yani. Bunların çok normal olduğunu düşünüyorum. Böyle mücadeleci insanların cesur olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Korktuğumuz anlarda da bir sürü büyük hareketler ve eylemler yapabiliyoruz. Yani korkudan da çıkabiliyor bence. İçinde çok karışık olduğunu düşünüyorum. Adım atma becerisi bir beceridir tabii ki bence mücadele için. Ama içinde korku olmadığını düşünmek yani o yapabiliyor tabii. Onun hiçbir şeyden korkusu yok gibi bir his olmadığını düşünüyorum. Hepimizin aynı korkuları var bence.
Yani hayatta kalabilmek adına hem de sevilmek, beğenilmek ya da saygı duyulmak adına aynı korkuları taşıdığımızı düşünüyorum. Herkes bence kendi mücadelesini verebilir. Korkuyor olduğu için korkmasın. Korkudan dolayı adım atamamak da sanki kendi içinde bir mücadele gibi geliyor bana. Yani adım atmamak da bir tavır sanki aslında. Evet tabii canım. Bir de yani o korkunun benim dediğim gibi olmayan bir sürü çeşidi var. Adım attıramayacak olanları da var. Orada da herhalde kendine yüklenmeni ya da suçlamayı ya da ben niye yapamıyorum dememek lazım aslında. En çok şeyim o. Başkaları mücadeleciymiş de sen değilmişsin gibi davranmaya gerek yok. Korktuğunu bildiğin için. Kesinlikle. Bence çok güzel bir mesaj. Hep az önce söylediğin o cümle yani. Herkes mücadele ancak cesaret de olur sanıyor ama aslında çoğumuz gözü kapalı ve acayip korkarak giriyoruz mücadelelere. Sonu da bilmiyoruz zaten. Evet. Teşekkür ederim. Ben teşekkür
Sağol ederim. geldiğin için. Sevgili dinleyicilerimiz umarım hoşunuza gitmiştir bu sohbet ve aklınıza gelen eğer böyle mücadele örnekleri varsa ve yine davet etmemi istediğiniz konuklar varsa her zaman iletişime geçebilirsiniz benimle. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Mücadeleyle kalın çünkü iyi geliyor hepimize.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.