Podcast

6 Şubat: Uykumu Kaçıranlar #7

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ülkece yaşadığımız felaketin, 6 Şubat depremlerinin, üzerinden 1 yıl geçti... Peki bizler bu 1 yıl içinde neler düşünmüş, neler hissetmiş olabiliriz?




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

984 kelime · ~5 dk okuma

6 Şubat depreminin üzerinden aşağı yukarı bir yıl geçti. Bugün, uykumu kaçıranların bu bölümünde... ...bu bir yıl içerisinde... ...benim de... ...gizem olarak... ...bazen bir psikolog şapkasıyla, bazen bir anne şapkasıyla... ...bazen bir... ...öyle... ...sıradan... ...bir insan şapkasıyla... ...düşündüklerimi belki paylaşmak istiyorum... ...sizlerle. Benzer şeyler düşünmüş olabiliriz... ...ya da belki... ...ben çok yalnızımdır düşüncelerimde, hepsi mümkün.

En çok, çok çaresiz hissettiğimi düşünüyorum. Yani şu an dönüp bakınca... ...hani böyle bir kelime bulutu oluştursam... ...en, en, en çok gözümün önünde oluşan kelime o. Çaresiz.

Yardımcı olabileceğimi hissettiğim yerlerde yardımcı olmaya çalışsam da günün sonunda yine çaresiz hissettiğimi hatırlıyorum. Evet hala bugün bir yıl sonra dayanışmanın ve birbirimize destek olmanın önemini düşünüyorum, vurguluyorum. Hala da siz dinleyicilerimizde bunu tekrar tekrar bir şekilde bunun altını çizmek isterim dinleyicilerim içinde. Ama yine de o dayanışmaya rağmen... ...günün sonunda kendimi çok çaresiz hissettiğimi düşünüyorum. Çünkü...

Transkriptin tamamını oku

Hem orada bu durumu yaşamış insanların durumunu düşündüğümde, hem de belki İstanbul'da yaşayan ve büyük bir depremin olabileceği düşünülen bir şehrin tam göbeğinde oturan bir insan olarak, bir anne olarak, bu deprem olsa ne olur? Kim bizi duyar? Kim yardım getirir? Buradan nasıl toparlanarak çıkarız? Bu duygular mesela çok çaresiz hissettiriyor. Sonra sosyal medyayı aktif olarak kullanmak durumunda olan bir insan olduğum için okuduğum hikayeler, dinlediğim hikayeler, insanların yaşadıkları...

Ve çok büyük bir mücadele aslında. Bu süreç sanırım bana, çaresizlik duygusuna yakın bir yerde... ...bir de hayranlık duygusu getirdi. Çünkü bazı insanlar var ki, çabalarına inanılmaz bir hayranlık duydum. Bunlardan bir tanesi, arkadaşım Mine Yıldırım mesela.

Mine, Dört Ayaklı Şehir Derneği ile birlikte, yani kendisi zaten bunun kurucusu... ...o kadar çok depremden etkilenen hayvanın kurtarılmasına önayak oldu ki... ...ve hala bugün, depremin üzerinden bir yıl geçmişken... ...deprem bölgesinde hayatta kalmaya çalışan hayvanlara yardımcı oluyor. Bir başkası, yine hayran olduğum kadınlardan bir tanesi... Duygu Demirdağ. Duygu zaten yakında kendisini mücadele sohbetlerinde konuk da edeceğim. Duygu bölgedeki insanların deneyimlerini belgesele kaydediyor. Bir bölüm zaten yayınlandı, ikinci bölüm de çok yakında yine yayınlanacak. Ve orada o kadar çok insanın hayatına dokunduğu, varlık gösterdiği, elinden tuttu ki bu inanılmaz bir şey bence.

Üçüncüsü Ayten Zara. Ayten Hoca kendi ekibiyle beraber orada insanlara psikolojik destek sağlamak konusunda müthiş bir çaba sarf etti. Bu üç kadın mesela benim daha gözümün önünde neler yaptıklarını takip edebildiğim insanlar oldukları için. Bana bir insanın kendi ihtiyaçlarını, kendi durumunu hiç düşünmeden... ...tamamen başka insanların iyiliği için, başka canlıların iyiliği için... ...ne kadar çok fedakarlık yapabileceğini gösterdi. Ben üçünü de hayranlıkla seyrediyorum.

Ben kendimi yer yer paralize olmuş hissettim. Ne yapacağımı bilemez, neresinden tutabileceğimi bilemez hissettim. Kendi bilgimi, kendi yetkinlik alanımı, bunun neresine oturtabileceğimi bilemediğim zamanlar oldu. Sonra dönüp dönüp, yeni baştan tartıp aslında... ...ben işin neresinden tutabilirim? Neresinden başlayabilirim? Dayanışmanın neresine dahil olabilirim? Burasından dahil oldum, bir dakika bu yetmiyor, şunu da yapayım dediğim zamanlar oldu.

Bugün geldiğim noktada daha fazlasını da yapabilirdiğim gibi de hissediyorum. O duygu da beni rahatsız ediyor. Belki bu bölümü dinleyen herkes için bu his rahatsız edici olmalı ki, olsun ki daha fazlasını yapmak için bize bir motivasyon oluştursun. Çünkü rahatsızlık duygusu zaten bizi harekete geçirir, bir şeyler yaptırır.

Hala o bölgede kimsenin hayatı eskisi gibi değil. İnsanların ne yaşam koşulları eskisi gibi, ne de aslında yakın gelecekte eskisi gibi olacağına inanıyorlar. Burada kaybettiklerimizin yasını tutmaya falan girmiyorum bile. Ve bir de tabii şu da var, mesela belki üzerine çok az konuştuğumuz. Geçenlerde bir atölyede, atölye katılımcılarından bir tanesi... ...deprem bölgesinde uzun zamandır görev alan bir kişiydi. Ve şunu anlattı, yani ben... ...o kadar deprem oldu, ben o gün zaten iş başı yapmak durumunda kaldım. Ailemden kimseyi kaybetmemiştim. Ve böyle dört elle işe sarıldım. Ve sonra doğal olarak haftalar sonra, aylar sonra yasını hiç tutmadığını fark ediyor. O bölgeden insanlarla konuştuğum zaman en çok fark ettiğim tutulmamış yaslar, proses edilemememiş bütün duygular. Çünkü insanların buna ayırabilecek bir vakitleri yok ya da alanları yok. Birçok insan kaybını geride bırakıp bir şekilde hayatına devam etmeye çalışıyor ve bu çok zor bir şey aslında.

Gerçekten kimseyi kaybetmeyen insanlar için bile mesela yaşadıkları yerler, büyüdükleri şehirler, bütün anılar, arkadaşlıkları, bunlar gitti. Hep şunu düşünürüm, ben İzmir'e karşıya kadar büyüdüm. Karşaka öyle bir yer ki 40 yıl sonra hala aynı. Benim ilkokulum hala bulunduğu yerde duruyor. Çocukken geçtiğim sokakların hepsi aynı. O sokakları olmasa, ben mesela hala Ankara İlkokulu'nun önünden geçerken okulumu görmesem, o bina orada olmasa, o sokakları tanıyamamış hale gelsem, sevdiğim binalar orada olmasa, ben nasıl hissederim?

Dediğim herkes hayatta olsa bile o sokaklar orada olmasa bu bana çok kötü hissettirir. Bunu bile insanların konuşmasına, yaşamasına izin vermedik. Deprem bölgesindeki insanların seslerini duyurmalarına da izin vermedik. Bu arada ben bugün bu bölümü kaydederken Türkiye politikasındaki gelişmelerden dolayı deprem bölgesindeki insanların seslerini duyuramadıklarını bir kere daha görmüş durumdayız.

insanların hayatlarını daha iyi hale getirme çabalarına bile ket vurursak onların nasıl daha iyi hissetmelerini ya da daha az kötü hissetmelerini bekleyebiliriz bilmiyorum. Yine de belki bu bölümü biraz daha iyi bir noktada bitirebilmek adına şunu söyleyeceğim. Bu çok büyük bir mücadele ve bu mücadeleden bence öğrendiğimiz de çok şey var. Bu mücadele birçoğumuzun hayatındaki en büyük mücadele olarak yerini alacak. Belki bambaşka yönlerimizi keşfetmiş olacağız. Belki bambaşka korkularımızı ama en güçlü olduğumuz tarafları da burada görmüş olacağız. Ve ben burada mücadele veren, mücadele vermeye devam edecek olan, Ve sahip oldukları güçle hepimizi elinden tutup kaldıran ve tekrar tekrar dayanışmaya alan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Eğer siz de böyle insanlar biliyorsanız lütfen onları motive edin. Onlara olan desteğinizi gösterin. Çünkü bence herkesin çok ihtiyacı var.

Üzerinden bir yıl geçmiş olması hiçbir yaranın sarıldığı anlamına gelmiyor. Bunu hatırlayalım ve gözümüzü, kulağımızı, aslında hepimizin etki alanını, yapabileceklerimizi oradan, ihtiyacı olan insanlardan uzak tutmayalım. Aslında bütün söyleyebileceklerim bunlar. Depremin birinci yılında bu konuyu gündeme getirmeden geçmek istemedim. Bir şekilde söyleyebilecek kelimeleri bir araya getirmekte zorlanıyorum. Çünkü dediğim gibi kendimi büyük ölçüde çaresiz hatta kifayetsiz hissediyorum. Ama bir şekilde bununla ilgili bir şey söylemezsem bu da içime sinmeyecekti.

O yüzden bu bölüm böyle oldu. Umarım bazılarınızın duygularına denk düşmüştür. Her zaman haberleşebiliriz bildiğiniz üzere. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)