
2.303 kelime · ~12 dk okuma
Neredeyim ben? Metro. Evet uyumuşum. Neden evde değilim? İşe gidiyorsun ya Umay. Doğru. İşte yine her şeyin aynı olduğu bir sabah. Donuk suratlar, bezgin enerji, ağlayan çocuklar. Çocuklar çok ağlıyor. Ben ağlamam. Ağlamam. Sen de ağlama çocuğum. Bak hiç kimse ağlıyormuş. Şöyle bir etrafına bak.
Tamam metro dilencileri ağlıyor ama onlar sayılmaz. Sahte çünkü onlar. Yıllardır aynı. Artık ezberledim bile. Ben de şimdi kalkıp dilenci değilim, beyaz yakalıyım. Şirketimin beni Londra'ya göndermesini bekliyorum. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Allah tuttuğun altın etsin demek isterdim ama demem. Demem. Deli derler çünkü. Onun yerine kafamın içinde hayali bir kitleye konuşurum. Alırım karşıma hayali kitlemi. Kimseye belli etmeden bu dünyayı gize getiririm.
Çocuğum ağlama ama. Ağlama, bak ben en son ağladığımda var ya... Aa, hatırlamıyorum. Niye hatırlamıyorum hayali kitlen? Çünkü çocuk çok ağlıyor. Annesi susturmuyor. Bense tek başıma şirketten mail bekliyorum. İşe gitmeye çalışıyorum. Bak ağlasam ağlarım. Çok güzel ağlarım ama ağlamıyorum.
Bu çocuğa bu hakkı kim verdi bilmiyorum. Daha doğrusu bizden metroda ağlama hakkını kim aldı bilmiyorum. Ve ben en son ne zaman ağladım gerçekten... Sus artık!
Pardon hanımefendi, siz benim çocuğuma nasıl bağırırsınız? Çok, çok özür dilerim ben... Gel kızım gel. Yok bir şey, geçti anneciğim. Çok özür diliyorum ben, gel. Ben nasıl sessiz... Ben nasıl sessiz... Biz isteyerek mi ağlıyoruz? Bıktım bu çocukla insanlara düşman gibi davranılmasında. Ben öyle bir şeyi asla amaçlamadım. Bildiğinizden beri bize iğrenir gibi bakıyorsunuz. Yok ben bambaşka bir şey düşünüyordum. Anne değilsiniz ya ondan oluyor bunlar. Bir dakika bir dakika ne ilgisi var benim annelik olmamamla? Gel yavrum. Sen ablaya bak. Yok yok hanım kızım. Bak ne güzel annelik duygusunu tatmışsın. Sorumluluk almışsın. Bana azıcık idare edemedi hanımefendi. Ben gerçekten hepinizden çok özür diliyorum. Bakın ben sigarayı yeni bırakmaya çalışıyorum. Hiçbir şey çocuğuma bağırmanızı gerektirmez. Biz onun psikolojisine ne kadar özen gösteriyoruz. Tabii ki. Ben de insan psikolojisine son derece özen gösteren bir insanım. Ya travma yaşattıysanız? Bakın gerçekten ben çocuklara hiç öyle davran... Yok, yok kızım. Anne olmayan anlamaz. Evet teyzeciğim, anlamaz. Bana da yer ver. Sigarayı bıraktın diye gidelim. Bir de böyle üste çıkan bunun gibiler. Susun!
diye bağırmayı çok isterdim. Ama bağramam. Ben Umay. 35 yaşında mimar Umay. Ailesinden sadece bir ilçe uzağa, sokaktan 11 kat yukarı, önümde geçip giden hayattan ancak kafamın içine kadar kaçabilmiş Umay ben. Sigarayı iki hafta önce bıraktım. Bir anda duyarsız oldum. Birilerini mağdur ettim. Ve ceza olarak metrodan iki durak evvel indim.
İşte artık nerede olduğumu biliyorum. Olmak istediğim yerden çok uzaktayım. Sabun bitmiş ya. Merve? İyi misin? Değilim ama. Şimdi de Merve ağlıyor. Yetişkin bir insan neden ağlar? Babam mesela Uğur Mumcu öldüğünde ve Galatasaray Avrupa Kupası'nı aldığında ağlamıştı. Peki ben en son ne zaman ağlamıştım? Yok, mümkün değil hatırlamıyorum. Londra ofisine. Ne? Ne, ne olmuş Londra ofisine? Beni sert vermişler. Sende son ikiye kalmışsın.
Gerçekten mi? Ama bak bir şey söyleyeceğim, emin misin? Bana mail falan atmadılar mı? Allah Allah, olsa ben bilirim herhalde. Bana attılar işte. Tamam tamam tamam, bak zorlama kendini. Lütfen al şu peçeteyi, sil burnunu murnunu. Ay dur ya. Ben şimdi ne yapacağım? Ya tamam, sakin ol. Olamıyorum, olamıyorum gerçekten. Ay canım benim ya. Yani yıpratma kendini be güzelim.
Biz eşimle çocuk düşünüyorduk. E ne güzel işte. Ama onunla odurada dolması gerekiyordu. Hay Allah ya. Tamam tamam bir nefes al lütfen bak. Burada çocuk büyütmek ne demek sen biliyor musun? Yani evet bilmiyorum haklısın. Ben iyi bir aile kurmaya çabalıyorum. İyi bir aile istiyorum. Ah ya yani bir taraftan tek başına olmak da zor bu memleket. Tabii değil işte senin için daha kolay. E tamam boşanırsın belki sen de. Ne?
Saçma oldu yani. Hayır şeyi söylemeye çalışıyorum yani. Herkes gergin ya. Ben mesela sabah baktığa bir çocuğa bağırdım. Buraya gelmeden bir saat önce bir çocuğa bağırdım yani. Ne saçmalıyorsun be? Ya hepimiz çok zor zamanlardan geçiyoruz Merve. Hakikaten sinirler gergin yani. Yoksa sen niye boşanacaksın canım kocandan? Kocamı seviyorum ben. Tabii ki. Tabii ki. Onu demek istemedim. Ne mutlu sanın için. Neyse senin için iyi oldu en azından.
Evet, yani kariyerim açısından iyi olabilir gerçekten. Çok şanslısın abla. Abla? Ülgen? Ay neyse, ben seni tutmayayım. Tekrar tebrikler.
Bu kadın niye tebrik etti seni? Yok bir şey Ülgen, asıl senin ne işin var burada? Abla yani ben de kadınlar tuvaletine girmekte çok tereddüt ettim ama... ...sen uzun süre çıkmayınca yani sana bir şey oldu zannettim ben. Ofiste ne işin var, onu soruyorum. Sen hamile misin yoksa?
O yüzden bu kadar kaldın tuvalette. Test mi yaptın? Abla o kadın çocuğun için mi tebrik etti seni? Bana bir şey söyle. Bu saksı niye elinde senin? Bırak saksıyı, annem yok. Ne?
Sabah kalktım, bir baktım eve. Annem yok. Yani bana sadece kısacık bir mesaj atmış ve gitmiş. Annem evde, yok şu an. Tamam dur, bir sakince anlatırsın şu an. Nasıl sakin olayım ablacığım ya? Nasıl sakinim? Şu mesaja bir bakar mısın ya? Hafta sonu yokum. Uzakta olacağım. Yemekleri ısıt, zeytinyağlıları ye. Dışarıda bırakma. Ee? Ne ees ablacığım? Beni yalnız bırakıp gitmiş annem. Ay önceden kırk tane soru sorma diye kadın işte son dakika söylemiştir yani. Bana niye koştun sen hemen? Kendimi iyi hissetmiyorum abla. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
Hafta sonu sen de kalabilir miyim? Hayır tabii ki. Abla bak annemi arıyorum açmıyor. Ya tamam sakin ol bir sakin ol. Gel şu tuvaletten bir önce bir çıkalım. Gel buraya. Bir yüzüme bir su vurayım da ablacığım. Bir
tatil planı falan olsa hani bana önceden kesin söylerdi. Abla ya ciddi bir şeyse? Abla annem ya kanser sebebi bize söylemeyip gizlice hastaneye yattıysa? Allah'ım ne abarttın ya, ne abarttın ya. Abla olabilir ama. Ya, Eugen'cim eve git, seytinyağlarını ye, tamam mı? Akşama kadar annem arayacaktır zaten seni, hadi. Yalnız burası kadınlar tuvaleti. Evet, kusura bakmayın ne olur. Kardeşim bu arada, kendisi. Siz böyle buyurun, tuvaleti biz çıkıyoruz zaten. Evet, özür dileriz. Eugen'cim hadi çıkar mısın artık, insanları korkutuyorsun. Ablacım ben de kapitalizmin bu fallik muhabbetine gelmek istemezdim. Ne olacak bir kerecik ablalık yapsan? Ben kadınlar tuvaletinden çık diyorum.
Ellerim ıslak diyorum. Kurut o zaman. Kurutma aletinin sesi boyunca bir sürü saçma sapan şey geldi aklıma. Mesela annem. Beni Erasmus'a uğurlarken havaalanında gururdan. Tüm cenazelerde üzüntüden. Gerçi bu tam sayılmaz sonuçta orada herkes ağlıyor. Ve ikinci bağrın finalinde sevinçten ağlamıştı. Peki ben ne zaman ağlamıştım?
Annem, o hayatında hiç kafasına esip bir yerlere gitmiş miydi? Ve bu aptal kurutma aletleri neden bu kadar ses çıkarıyordu? Abla, bu alet, yani peçeteden kesinlikle daha tasarlı. Abla hamilesin işte kusuyorsun! Abla! Abla! Abla iyi misin? Saçmalama ya dur iyiyim. Anneme mi üzüldün? Ne oldu ablacığım? Dur saçın sıkıcı değil dur. Dur. Tamam geçti geçti. Tamam saçın kokar çünkü. İyiyim iyiyim. Tamam. İyiyim ya. Sigarayı bırakmak için bir tane ilacı başladım. Olur mu öyle bir şey? Sigarayı mı bıraktın? Bir şey mi oldu abla? Bak. Abla eğer hamilesen. Ülkem bir sal beni artık. Abla.
Benim çalışmam lazım öğlene kadar, bir sal beni. Tamam. E ben ne yapacağım peki? Git şu köşede bak, bir tane restoran var, git oraya orada bekle beni. Öğlen geleceğim ben yanına. Bekliyorum ama. Geleceksin değil mi? Geleceğim Rüyam, hadi. Tamam. Bu
arada beni yemeğe getirdiğin için çok teşekkürler ablacığım. Ne olacak ki ha? Afiyet olsun. Annem açmıyor hâlâ. Tamam artık, birazcık rahatlar mısın Ülgenciğim? O saksı da masada bir acayip duruyor ayrıca. Güzel bir totemim var abla. Anlamazsın sen. Ay ne olur anlatma şu an. Hiç totem muhabbeti dinleyemeyeceğim. Bu çiçeğin kurumaması lazım. O yüzden hafta sonu senin evinde bakımla devam etmem gerekiyor. Ben de kalamazsın Ülgenciğim. Hiç şansını zorlamam. Vay be! Yani şu aileni bir kere de yer açsan ne olur yani?
Şimdi ağlamayacaksın değil mi şu an? İştahım kaçtı ama. Ayrıca anneme de inanamıyorum. Yani pazartesi mevlüt varken nasıl hafta sonu ortadan kaybolmuşsun sen ya? Belki on beş senedir mevlüt yapmaktan bıkmıştır kadın. Babamızın mevlütü abla, dalga geçme artık lütfen. Ay dalga falan geçmiyorum, ne yaparsanız yapın. Hadi ye yemeğini, hadi işe dönmem lazım benim.
Mesela Ülgen. Çocukken her paniğinde, ergenliğinde babamın vefatında ki hayır ben orada da ağlamadım ve yetişkinimsi hayatında her melankolisinde insan için de gözyaşlarına boğulmuştur. O plazada çalışmak sizi ruhsuz yapıyor. Aynen Ülgenciğim, faillik obje. Aynen. Neden plazalarda cam açılmıyor biliyor musun? Taşladık ya. İntihar etmeyin diyor.
Hülyan, ne düşünüyorum biliyor musun? Belki annem senden kaçmıştır. Hıı, senin bizden kaçtığın gibi mi? Ha canım, buna büyümek diyoruz. Ben kendi hayatımı kurdum. Keşke sen de bir denesen, çok güzel oluyor. O zaman evlenip çocuk da yapsaydın. Tam büyüyememişsiniz Umay Hanım. Hadi be oradan, sana ne? Sana mı soracağım ben ne zaman evleneceğim, ne zaman çocuk yapacağım? Oğlum çirkinleşme lütfen şurada. Kusura bakma ama sabahtan beri benim sinir uçlarıma kaçıyor. Ben sana bakıcılık yapmayacağım yani, affedersin de Hülyan. Susar mısın lütfen ya? Konuşmak istemiyorum seninle.
Ay devamlı panik haldesin ya. Sen kafana el seni söyle. Ben bir şey deyince hemen sus. Sen var ya sen... ...babam gibisin sen. Tam anlamıyla babam gibisin. Öyle mi olduk şimdi? Öyle oldu canım. Öyle mi? Öyle canım. Peki mesela babam senin yalnız kalamadığını bilse ne yapardı? Böyle seni restoranlara getirip yemekleri ısmarlar mıydı sana? Seni teselli eder miydi? Ben kimse gibi değilim canım. Ben kendim gibiyim şükürler olsun. Sen kim gibisin asıl? Benim. Söyle kim? Dinliyorum.
Söyle. Benim bu çiçeği kurtarmam lazım. Anlamıyorsun abla beni. Anlamıyorsun. Ne diyorsun be? Nereye gidiyorsun? Gel buraya. Ülgen sandalyeden fırlıyor. Saksasını kaptığı gibi koşmaya başlıyor. Ama bu şehirden koşarak kaçılmıyor hayali kitlem. Benim gibi kaçılıyor.
Ülgen durmuyor, babamızın ölümünden, büyümekten, bir işe girmekten, krediyle araba almaktan, yıllık izninde Alaçatı'ya gitmekten, Schengen vizesinden ve bütün bunları ablasıyla nezih bir yemekte konuşmaktan koşarak kaçmaya çalışıyor. Ama 32 yıllık bir çabayla ancak restoranın kapısına kadar gidebiliyor. Bir müşteriye çarpıp düşüyor. Yavaş! Önüne baksana ya! Çok pardon. Yanlışlıkla oldu. Özür dilerim. Ya ne yanlışı ya? Koşulur mu böyle? Tabii koşulmaz. Ben zor bir gün geçiriyordum. Çok pardon. Üstüm başım her tarafım toprak oldu be. Şunu vereyim. Yardım edeyim. Temizlenmeniz lazım. Ya bırak elinde saksıyla. Manyak mıdır nedir ya? Bir dakika, bir dakika, bir dakika. Birden içimdeki ablalık hissi uyanıyor. Bir dakika ya. Siz kime deli diyorsunuz? Pardon. Bir kaza olmuş işte. Ya size ne hanımefendi ya? Üstüm başımı görmüyor musunuz Allah aşkına?
Ben onun ablasıyım, bana ne diye bir şey yok. İyi ablasıysan al o zaman manyak kardeşini, doktora götür kardeşim. Ne biçim konuşuyorsunuz beyefendi? Manyak falan, ne diyorsunuz ya? Ya bırak bırak, bak kadınsın şimdi, başımı belaya sokma benim. Bu kez de Ülge'nin içindeki kardeşlik uyanıyor... ...ve adama yumruk atıyor. Abla elim çok acıyor. Gel! Abla!
Saksımı unutma! Bir de temiz iç çamaşırı! Çok iyi geldi abla. Yani tekrar gökyüzünü görmek... ...rüzgarı böyle teninde hissetmek... ...kuş sesleri, böcek sesleri, ağaçlar, yıldızlar. Ülgen, iki saat kaldın yalnızca içeride. Ben içerideyken çiçeğime baktığın için sağ ol abla. Beni beklediğin için de sağ ol. Ay o kadar da değil be, bekleyeceğiz herhalde.
Abla gerçekten özür dilerim bu arada yani. Seni korumak için bir şey yapayım dedim ama çok saçma oldu. Tamam, boş ver. Ne yapalım? Yani beni biliyorsun, ben hiç şiddet sevmem yani. Biliyorum tabii ki Ülgen. Boş ver. Acaba... Acaba annesizlikten mi böyle... ...şiddete meyilli bir insan oldum ben şu an ablacığım? Baksana annesizlikten ne hale geldik. Karakola düştüm ya. Saçmalama Ülgen. Gazoz içinde sağ ol.
Bana da iyi geldi. Sigarayı bırakırken böyle ihtiyaç duyuyor insan. Abla sen niye bıraktın sigarayı harbiden? Yani annemle sana biz kaç kere dedik, yapmadın da şimdi. Yeni bir sayfa açıyorum ben. Ne sayfası? Abla bak, abla zaten annemden haber alamadık. Yani sen de kötü bir haber vereceksen. Abla gözümün içine bak. Hayır hayali ikitlem. Biraz ablalık ettim diye aile çukuruna düşecek değilim. Yok bir daha alayım isterseniz.
Ülgen ya, ben en son insan içinde ne zaman ağladım hatırlayamıyorum. Bu nereden çıktı şimdi? Yani ne bileyim nasıl yapıyorsunuz? Hiç çekinmeden başkalarının yanında nasıl ağlıyorsunuz? Michael Jackson'ın öldüğünde. Ne? Michael Jackson'ın öldüğünde yazlıktaydık. Sen böyle arkadaşlarınla oturuyordun, ben yanına koşup geliyorum. Abla, Michael Jackson'ı kaybettikten sonra sen bir anlamadan böyle ağlamaya başladın. 25 Haziran 2009 saçmalama. Nasıl unuttun? Bileşti sonra hatta İpek geldi. Ama Michael Jackson kötü biri biliyorsun değil mi deyip sana böyle kızdı azarladı seni. Çok iğrenç bir andı, bir bok kıymamıştı. Sonra kendimi de tutmaya çalıştım böyle utanır sonra ama iyice hiç kırmızı. Söz kıpkırmızı olmuştum inanmıyorum ya. İnsanların içinde Michael Jackson öldü diye ağlamış olamam mal gibi. Sabahtan beri hatırlamaya çalışıyorum bir şey var. Bastırıyorsun abla çünkü. Unutmak için bastırıyorsun. Yanlış. Yani keşke o gün de bastırsaymışım da İpek salağına rezil olmasaymışım.
İşte hayali kitlem. Herkesin içinde Michael Jackson diye ağlamışım meğer. Bence birine değil de kendi çocukluğuma ağlamışım ama. Dans şovum, saçımı onun gibi yapmam, şapka hareketim. Sonra Michael Jackson delirip her şeyi mahvetti ve öldü. Biz de büyüdük. Acaba acaba acaba. Acaba acaba acaba. Yapma şunu. Hüzünleniyor musun ya? Anlatacak mısın yoksa? Acaba acaba acaba. Yapma şunu. Sence şu an Michael Jackson dinleyip hüzünlenen biri var mıdır? Yani belki sinirlenen biri vardır. Olabilir. Ya şu an düşünüyorum. Bence İpek haksızdı.
Keşke sana destek verip ben de ağlasaydım seninle o gün. İyice saçma görünseydik. Görünmezdik. Niye saçma görünelim? Asıl yalnız hissetmek kötü bir şey. İnsan hapiste daha iyi anlıyor abla. İki saat Ülgen. Sadece iki saat kaldın. 32 yıl artı iki saat. Abla özgürlük çok başka bir şey. Hayır İpek haklıydı. Ama Ülgen de haklıydı.
Hatta telefonunu açmayan annem, metrodaki kadın, evli Merve, sinirli müşteri hepsi haklıydı. Bir tek ben haksızdım. O halde gitmeliydim. Bu şehirde herkesin aynı anda haklı olduğu bir trajedi yaşanıyordu. Ve bir yerlerde muhakkak Michael Jackson'ın Beat It şarkısı çalıyordu. Şehirdeki sesler azalıyor ve ışıklar sönüyor hayali kitlem. İyi akşamlar.
Misafir Odası bir Pod B medya yapımıdır. Ortak yapımcı Dolkun Production. Yazan Volkan Çıkıntoğlu. Yöneten Tunç Şahin. Ses tasarım ve mikser Metin Bozkurt. Müzik Okan Kaya. Proje süpervizörleri Tülin Özen, Tansu Biçer. Proje koordinasyon Şevval Balkan. Ses tasarım editörleri Tolgacan Bozca, Cemre Dalyan, Batuhan Kösebi.
Reji asistanları İpek Turgay, Sıla Demirel. Afiş, Onur Sipahi. Oyuncular. Umay, Aslı İnandık. Ülgen, Güven Murat Akpınar. Metrodaki anne, Derya Şahan. Metrodaki kadın, Yasemin Yeşilgöz. Merve, Şevval Balkan. Restorandaki müşteri, Metin Bozkurt.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.