
3.269 kelime · ~16 dk okuma
İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. Pod.bmd ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Bugün yine günlük hayattaki ilişkilerimizi ilgilendiren önemli bir konu hakkında konuşacağım. Daha önceki bölümlerde de işlediğim bir konu aslında. Narsistik, kişilik bozukluğunu, salkı narsizmi, kişilik örgütlenmesinin çocukluk deneyimlerimizle bağlantısını uzun uzun anlatmıştım.
Bu bölümde ise bir narsisti nasıl tanırsın? Bunu anlatacağım. Bu arada ben narsist diyorum narsisist yerine. Fonetik olarak bana daha doğru geliyor kulağıma ama aslında işin özü akademik bir ortamda ben de narsisizm diyorum. Çünkü bu şekilde kullanıyoruz. Ama mesela benim kendi hocam Alman ekolünden gelen biriydi ve narsismus diyor Almanlar. O narsizm der. Bazı kişiler narsisizm der. Burada birazcık böyle bir karışıklık olabiliyor.
Ben kullanması daha kolayıma geldiği için narsist diyeceğim bu bölüm boyunca ama arada evet akademik bir bilgi verirken narsisizm dediğim zamanlarda oluyor diyerek başlıyorum. Neyse. Bir kere ilk olarak birine narsist etiketi koymadan önce bilmen gereken birkaç şeyi önden söylemek istiyorum. Yani ilk önce narsizme dair küçük bir özet olsun bölümün başı. Öncelikle aslında hepimizin zaman zaman narsistik ihtiyaçları olabilir. Aldığımız bir narsistik yara nedeniyle kendimize odaklı bir sürecin içinden geçebiliriz mesela. Böyle dönemlerde başkalarının neler hissettiğini, neler deneyimlediğini daha az önemseyebiliriz. Bunlar gayet olası, normal şeyler. Narsistik bir yaralanma benliğimizin çatırdamasıdır. Ve aslında içinden geçtiğimiz bu narsistik süreç bir iyileşme dönemidir.
Demek istediğim şey şu, hepimiz zaman zaman narsistik özellikler gösterebiliriz ama bu bizim bir narsist olduğumuz anlamına gelmez. Narsizmin veya klinik adıyla narsistik kişilik bozukluğunun tam teşhisi için bazı narsistik eğilimlere sahip olmak yeterli değil. Kaldı ki yani bu eğilimler belli oranda bir spektrum üzerinde hepimizde var. Narsistik kişilik bozukluğu diyebilmemiz için o kişide gördüğümüz özelliklerin belli kriterleri karşılaması gerekiyor. Ha bu ayda Binod bu özelliklerin de diğer tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan DSM-5 dediğimiz kitapta belirtilen kriterler olması gerekiyor.
Yani herhangi bir bozukluğa dair tanı koymak için bizim bu kitaptaki kriterlere ihtiyacımız var. Bisikletçinin İncil'i de denir bu kitaba hatta. Ama bununla beraber hakkında bazı haklı eleştiriler de vardır, onu da söyleyeyim. Yanlış teşhis riskini arttırdığı, stigmatizasyon gibi, yani diğer adıyla damgalama dediğimiz, bir hastalık, bir bozukluk etiketi yapıştırma gibi durumlara yol açtığı gibi eleştiriler de var. Ama buna şimdilik girmeyeceğim.
O zaman dediğim gibi narsistik kişilik bozukluğunun erken yetişkinlik döneminden itibaren belli karakteristik özellikleri var dedim. Ve bunlardan 5 veya daha fazlasını sergileyen kişi için ancak biz narsistik kişilik bozukluğu var diyebiliyoruz. Peki nedir bu özellikler? İşte ben bu bölümde bazı özelliklerden bahsedeceğim. Genel olarak narsizm üzerine söyleyebileceğim net bir şey var. O da bunun bir kişilik gelişimi olduğu ve bu yüzden çocukluktan başladı. 0-6 yaş dönemi çok önemli bir dönem bu bozukluğun gelişiminde. Yani çocukların empati sahibi olma, sevme, sevgiyi kabul etme, dürtülerini kontrol edebilme, bazı durumlarda sorumluluk alabilme gibi durumların temelleri bu dönem içinde atılıyor.
Sağlıklı bir gelişim tamamlayamayan tüm çocuklar narsist olacak diye bir şey yok tabii. Ama narsist olan herkesin geçmişinde, çocukluğunda sağlıksız bir duygusal gelişim tablosu var. Zaten ben şu söylemi seviyorum. Narsizm geçmişe bakarak anlaşılır, geleceğe bakarak değil denir. Yani bu çocuğa böyle davranılıyor, işte şöyle bir gelişimi var, bu narsist olur diyemeyiz. Ama narsist birinin geçmişine bakıp onun neden böyle geliştiğini aşağı yukarı anlayabiliriz.
Şimdi, işin özü şu ki narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişilerde duygusal gelişim aslında 3 yaşında bir çocuğunki gibi. Minik bir çocuk nasıldır mesela? Bir kere öncelikle bu dönemde çevresini tanımaya, keşfetmeye, anlamlandırmaya odaklıdır çocuk. ve kendini dünyanın merkezi sanar. Dünya onun esrafında döner yani. Her istediği yapılsın ister, tüm istek ve talepleri yerine gelsin ister. Yapılmadığında öfke nöbetleri geçirir, ağlar, fazla talepkardır. İsteklerinin ötekileri için yaratacağı zorluk onu ilgilendirmez. Dış dünyaya ilgi duymaz, kendi ihtiyaçları, acıkması, üşümesi mesela diğer her şeyden önemlidir. İşte her çocuğun geçirdiği bu döneme birinci narsizm diyoruz. Ve bu sağlıklı bir dönem.
Ama bir de bu işte her yerde gördüğümüz, duyduğumuz narsist kişilikler diye sıkça bahsettiğimiz bir prototip var. Ona biz ikinci narsizm diyoruz. Kısaca hepimizin geçirdiği birinci narsizm döneminde biz bebekken daha dış dünyanın farkına varamamış oluyoruz. İkinci narsizmde ise dış dünyanın gerçekliği kayboluyor. Yani nasıl? Normal, sağlıklı bir gelişimde ne olur? Biz büyüdükçe her an, her istediğimizin olmayacağını anlamaya başlarız.
İlişkilerde yalnız bizim olmadığımız karşılıklı alma vermeye dayanan bir sevgi, anlayış oluşması gerektiğini öğreniriz. Diğerlerinin de ihtiyaçlarına kulak vermeye başlarız. Ama işte bir de diğer ucu var bu gelişime. Narses Breyler'de bazı şeyler yanlış gider bu süreçte. İşte şöyle bir şey olmuştur. Ebeveynlerinin, anne babalarının, onlar üzerindeki suistimalleri, fiziksel, duygusal istismarları nedeniyle
benlik duyguları çok büyük bir zedelenmeye uğrar. Öyle ki benlik duygularının kalmadığı bir noktaya yani kendilerinden nefret etmeye, kendilerini reddetmeye başlayabilirler ve bunun yerine geçecek bir maske, bir persona yaratırlar. Yani dış dünyadan istenen alınamadığı için, yeteri kadar sevgi nesnesi bulunamadığı için savunma mekanizmaları geliştirirler. Anne-babaların ihmali, çocuğun duygularını küçümsemeleri, önemsiz görmeleri, onaylamamaları, onun hislerini, düşüncelerini göz ardı etmeleri sonucu bu kişiler kendilerine yepyeni, parıltılı bir kişilik yaratırlar dediğim gibi. Aslında özünde bir yerlerde o kadar savunmasız, o kadar kırılgan, değersiz hissediyorlardır ki ama yüzeyde bu parlak personayla, parlak kişilikle özdeşleşirler.
Ha buna sebep olan tek şey de duygusal ihmal istismar değil tabi. Bir de çocuğun üstüne aşırı düşen, aşırı ilgi gösteren lebevenler var. Aşırı korumacı olan çocuğuna sürekli diğerlerinden daha değerli olduğunu söyleyen ebeveynler mesela. Kolay yoldan çapa göstermeden takdir, övgü almayı öğretiyorlar çocuklarına. Tabii ki çocuğumuza sevgi vereceğiz. Ne kadar değerli olduğunu söyleyeceğiz. Ama işte bunun da bir sınırı var. Sen diğerlerinden daha değerlisin demeyeceğiz yani. Senin sen olduğun için bir değerin var. Diğer tüm canlılar gibi diye öğreteceğiz.
Kısacası ilgisizlik kadar aşırı korumacılık da çocuğun gelişiminin önüne geçiyor. Hatalarımızdan, başarısızlıklarımızdan ders almamızı, güçlenmemizi, dünyanın zorluklarına karşı bir kabuk geliştirmemizi engelliyor. Aşırı ilgiyle, sınırsızca, sınır koyulmadan büyütülen çocukları sen de görmüşsündür. Onları anne babaları sürekli onaylar, her istedikleri şart gözetmeksizin alınır, yapılır, diğer insanlara istedikleri gibi hatta kötü davranmalarına bile izin verilir.
Ve bu çocuklara dürtük kontrolünü geliştirebilmeleri için gerekli şartlar sağlanmaz. Çünkü her istediklere her an olacaktır. E bu durumda da fazlasıyla önemsendiğimiz korunduğumuz aile yaşantımızdan dış dünyaya geçerken de bu bizde bir kriz yaratır haliyle tabii. Çünkü dış dünyada kurallar farklı. Evde tanrılaştırılan çocuk dışarıda aynı ilgi ve takdiri göremeyince sinirlenir, diğer insanlarla kavga eder, tartışır. Kendilik algısı her şeyin önüne geçer.
Olduğuna inandığı o parlak kişiliği besledikçe, daha da parlattıkça da özünde kendine yabancılaşır aslında. İşte bu noktada dediğim gibi suistimal edilsek, ilgisiz büyütürsek de, şımartılsak, fazla korunsak, aşırı ilgiyle büyütürsek de, bir noktada dış dünyaya karşı savunma mekanizmaları geliştiririz. Bunlar yalan söyleme, inkar etme, manipülasyon gibi davranış kalıplarını içerir genellikle. Ve tabii ki yalanlar, inkarlar, manipülatif eylemler zaman içinde narsistin maskesini daha da güçlendirir ve katılaştırır. Çoğu zaman artık geri dönülmez bir fantezi dünyasına hapseder onu. Bu fantezi dünyasının içinde başkalarını özerk bireyler olarak görmek yerine kendilerinin bir uzantısı olarak görürler. Yani her şey, herkes kendisinin bir parçasıdır. Bir eşya gibi görmeye başlar diğer insanları.
Onlarla empati kuramaz, sadece onlara ihtiyacı olduğunda vardırlar. Diğer zamanlar bir narsistin dünyasında var olamaz bu kişiler. Ve bu şekilde çevresindeki kişilere büyük zararlar verebilirler. Hatta özellikle de en yakınlarına, onlara en yakın olan kişilere de en büyük zararı verirler.
Bu bölümü işte bu yüzden hazırlamaya karar verdim. Zarar görmemen, kendini koruyabilmen için narsist birini gördüğünde tanıyabilmen önemli. Bu yüzden senin için narsistlerin en karakteristik ve en tespit edilebilir 7 özelliğini topladım. Bunları aklına tutarsan karşındaki kişinin davranışlarını gözlemleyebilirsin, karakterini inceleyebilir, kendini koruyabilirsin böylelikle.
Bir, narsist biriyle karşılaştığında muhtemelen ilk gözüne çarpabilecek belirtilerden biri ilgi ihtiyacı tabii. Yani sürekli kendini öne çıkarma isteği. Şimdi öncelikle şunu söylemem lazım. Çoğumuz için etrafımızdakilerin ilgisinin bizde olması, insanların bizi dinliyor olması heyecan verici bir şey tabii ve sen de bunu seviyor olabilirsin haliyle.
Ama çoğumuz aynı zamanda ilgi ortadan kaybolsa da hayatımıza devam edebiliriz. Yani insanların ilgisini kaybettiğimizde dünya başımıza yıkılmaz genellikle. Sonuçta hayat devam eder. Bir narsist içinse durum böyle değil. İlgiyi kaybetmek, geri plana itilmek dünyanın sonu anlamına gelebilir onun için. Ölmek demek resmen yani, öyle düşünebilirsin. O yüzden ben, ben, ben diye bağırırlar. Fark edersin zaten. Yani sürekli kendini öne çıkarma bir narsistin en belirgin özelliklerinden biri. Narsistler genellikle kendi başarıları, yetenekleri, görünüşleri hakkında sıkça konuşma eğilimi gösterebilirler.
Topluluk içinde veya sosyal ortamlarda diğer insanların dikkatini çekmek, hayranlık kazanmak için birçok şey yapabilirler. Kendilerini sürekli överler mesela. Başkalarını etkileme, üstünlük kurma çabası içine girebilirler. Ve genelde de çok abartırlar kendilerini. Veya bu arada bunu tersten de yapabilirler. Yani diğer insanların emeklerini, katkılarını göz ardı edip
Onlar önemsizmiş gibi gösterip kendilerini yüceltmeye çalışırlar. Tabii ki bu tür davranışlarda bulunmak çevresindeki insanlardan rahatsızlık ve gerilim yaratır. Ama bu narsist için önemli midir diye sorarsan cevap tabii ki de hayır. Çünkü onların ilişkileri iki taraflı değil, tek taraflı olur dediğim gibi. Bu yüzden ilişkilerine bir denge gözetmek yerine kendi egolarını tatmin etmeye odaklanırlar.
İlk maddeye ek, ikinci madde olarak sürekli beğenilme ihtiyacından söz edebilirim. Narsistler genellikle dışarıdan bakıldığında güçlü, karizmatik hatta çekici görünebilirler. Özgüvenleri çok yüksekmiş gibi durur. Ama hani derler ya, dışı seni, içi beni yakar diye. Narsizm'de de bu durum. Bundan çok farklı değil aslında.
Çünkü başta da dediğim gibi aslında bu özgüven bir maskedir, kabuktur yani. Ama içi boştur. Yani içindeki boşluğu göstermemek üzere inşa edilmiş bir kabuktur bu. Bu yüzden bir narsistin en büyük ihtiyaçlarından biri sürekli beğenilme ihtiyacı aslında. Bu kişiler başkalarından sürekli övgü, takdir, hayranlık beklerler.
Kendi değerlerini genellikle dışsal olaylara dayandırdıkları için çevrelerindeki insanlardan gelen olumlu geri dönüşlere ihtiyaçları vardır onların. Kendi benlik saygılarını inşa ettikleri dayanak kendi içlerinde değil, dışarıdadır yani. Bu beğenilme ihtiyacı narsist kişinin gerçek, anlamlı ilişkiler kurma konusunda da sorun yaşamasının nedeni olur. Sürekli beğenilmek istediği için ilişkilerinde hiçbir zaman gerçek olamaz narsist kişi. Bu yüzden de genelde ilişkiler zaten çok yüzeyseldir ve bolca yalan ve manipülasyon içerir. Sürekli olarak beğenilme ihtiyacı dedim. Bu da haliyle bizi bir sonraki maddeye getiriyor. Yani üçüncü madde. Bence bunu sen de tahmin edebilirsin. Diyelim ki narsistin beğenilme ihtiyacına karşılık vermedin. Hatta aksine ona olan bitenin gerçekleriyle söyledin. Tavrı ne olur sence?
Tabii ki beklendiği üzere eleştiriden kaçar, eleştirilere katlanamaz. Bu eğilim de bir narsistin kişilik yapısının temel özelliklerinden yine. Narsistler eleştiriyi karşısında genellikle kendilerini aşırı hassas hissederler ve eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak algılarlar. Eleştirildiklerinde savunmacı bir tutum takınırlar ya da hemen karşı saldırıya geçerler.
Bir narsistin eleştiriyle başa çıkma zorluğu kendi benlik algılarına da zarar vermeli eski taşır aslında. Çünkü sürekli olarak olumlu bir ayna tutulsun ister kendine. Ve olumsuz bir ayna tutulduğunda da kurdukları o özgüven yapısı sarsılır. Tabi ki bu durum narsist için yüzleşmesi neredeyse imkansız bir şey olduğu için de eleştirilere aşırı tepki verir. Öfkelenebilirler, bağırıp çağırabilirler. Eleştiriye katlanan onun bize getirdiği bir sonraki maddede, yani dördüncü maddemizse suçluluk duygusuyla ilgili. Ama onların hissettiği suçluluktan bahsetmiyorum. Çünkü böyle bir şey mümkün değil. Bir narsist kendiyle ilgili suçluluk duygusu hissetmez. Bir narsist asla yanlış yaptığını düşünmez. Eğer ortada bir hata varsa bunun için de seni suçlar. Mesela sana fiziksel şiddette mi bulundu? Onun suçu değildir bu yani. Sen onu kışkırtmışsındır ve böyle davranmaya zorlamışsındır kesin.
Veya yanlışlıkla masadaki içkini mi döktü? Kendi dikkatsizliğinden değildir bu da. Ya sen neden bardağını oraya, onun alanına koydun kiler? Yani kısaca normal birinden pardon, özür dilerim gibi bir cevap beklerken, narsis birinden kim koydu bunu buraya gibi bir cevap almak çok olası. Buna benzer bir sürü örnek verilebilir. Mesela narsis biri yönetici olduğunda başarısız bir proje için muhtemelen ikibini suçlar ve kendi liderlik yeteneklerini sorgulamaktan da kaçınır.
Veya işte narsist bir baba aile içindeki gerginlikleri kendi davranışları yerine diğer aile bireylerine, çocuklarına, karısına, onların tepkilerine bağlayabilir. Bunlar şimdi ilk aklıma gelenler böyle bir durumda. Burada kilit kelime sorumluluk. Narsistler başarılarının tek sorumlusudur.
Ama iş hatalara, yanlışlara gelince katiyen sorumluluk almazlar. Zaten suçluluk duygusunu da bu yüzden hissetmezler. Çünkü suçluluk duygusu sorumluluk alabilme kapasitesiyle de ilgilidir tabii ki. Narsistler ise sorumluluğu başkalarına atıp, kendi başarısızlıklarını göz ardı etme eğilimindedir.
Aslında yani bunu da yapmak zorundadırlar biraz daha. Çünkü bir narsist için hatayı kabul etmek, kendisini bir hata olduğunu kabul etmek anlamına geliyor. Yani maskelerinin ardındaki iç sesleri onlara hata yaptın, çünkü sen bir hatasın, var olmayı da hak etmiyorsun diye bağırır. Bu sesi susturmanın tek yolu da tahmin edersin ki hiçbir şeyin kendi hatası olmadığına inanmak. bu doğrultuda rol yapmak ve gerçeği büküp çarpıtmaktan geçer genelde. Gelelim 5. maddeye. Yani narsistlerin bir diğer karakteristik özelliği de empati yoksunluğu. Empati bildiğin gibi temelde diğer insanların duygusal deneyimlerini anlama, paylaşma, onlara destek olma yeteneği.
Ama tabi narsistler başkalarının duygusal ihtiyaçlarına, hislerine karşı duyarsızdırlar. Çünkü bütün ruhsal enerjileri kendi ego ve ihtiyaçlarına odaklanmaya meyildir. Bu empati eksikliği de onların başkalarının bakış açılarına kapalı olmasına sebep olur. Diğerlerinin hislerini anlayabilecek yetileri gelişmemiştir. Yani bu mümkün değildir. Haliyle karşılıklı ilişkilerde derin bağlar da kuramazlar. Zaten biliyoruz ki kendi ihtiyaçlarını öncelik haline getirirler. Ve başkalarına da kullanma eğilimleri vardır.
Ve tabii bu da yine ilişkilerini baltalayan diğer bir eğilim. Empati eksikliğini fark etmek. Bu, karşındaki kişinin davranışlarını, ilişkilerindeki tavırlarını dikkatlice gözlemlemekle mümkün oluyor tabii. Mesela başkalarının hislerine karşı kayıtsızlık, duygusal zorluklarla başa çıkmada yetersizlik, başkalarının başarılarına duyarsızlık, onların acılarına karşı ilgisizlik gibi belirtiler. İlk gözlemleyebileceğin şeyler bu durumlarda.
karşılarındakini aktif biçimde dinlemeleri de mümkün değildir. Çünkü hem karşılarındaki kişinin söyleyecekleri o kadar önemli değildir onlar için, hem de kendi zihinleri tamamen kendi imajlarıyla, kendilerine dair düşüncelerle doldur. Bir anda sen senin için önemli bir şeyden bahsederken, alakasız bir şekilde kendileriyle ilgili veya akıllarına gelen alakasız bir konuyla ilgili konuşmaya başlayabilirler mesela. Çok ilginçtirler aslında. Benim çok ilginç deneyimlerim oldu narsistik, kişilik bozukluğu olan insanlarla. Mesela kendim için çok özel bir şeyi paylaşmıştım bir kere. Çok bana acı veren ve herkese de söylemediğim bir şeyi. Mesela karşımdaki kişiye baktım, gülüyordu. Böyle nasıl olabilir derken, alakasız bir şey söyledi o anda. Böyle aklımdan geçen, çok ona komik gelen bir şey söyledi. Ama benim için o kadar şok ediciydi ki, ben orada kendimle ilgili çok derin bir şeyi açmışım.
Orada böyle bir alakasız komik gelen ona böyle kendiyle ilgili bir şeyden bahsediyor. Benim için hep dediğim gibi yani bu kişilik bozukluğuyla çalışmak gerçekten çok ilginç bir deneyim gördüklerim falan. Ve çok da araştırdığım bir konu ve bunu deneyimlemek benim için her zaman ilginç oluyor. Ve 6. Bir narsisti tanımanı sağlayacak karakteristik özelliklerden en önemlisini de 6. sıraya koydum. Ama aslında bu özellikten şu ana dek defalarca bahsettim zaten. Yani nedir o? Yalan ve manipülasyon. Yalan ve manipülasyon çoğu zaman narsistin dış dünyayla kurduğu ilişkinin temellerini oluşturuyor.
Çünkü aslında kendi hakkında, dışarısı hakkında düşündüğü her şey de yalan. Bu da narsistler için diğer insanlara da güvenilmez yapıyor. Bu yüzden narsist biri ne pahasına olursa olsun kontrolü elinde tutmak zorundadır. Kontrol dürtüsü ile empati yoksulluğu bir araya geldiğinde de tabii manipülasyondan söz etmek kaçınılmaz oluyor.
Burada çok çeşitli manipülasyon taktiklerinden bahsetmek mümkün. Mesela duymuşsundur, gaslighting. Merriam-Webster sözlü, 2022'de yılın kelimesi olarak seçmişti bunu hatta. Bu, narsistin karşısındaki kişinin gerçeklik algısını sarsmak amacıyla yaptığı bir şey. Kurbanlarının güvenlerini, kendilerine olan inançlarını zayıflatmak, akıllarını karıştırmak,
İşte kendi duygu düşüncelerinden, hafızasından şüpheye düşürecek duruma getirmek için yalanlardan yararlandığı bir durum aslında. Narsist biri ona hiç vermediğin bir sözü verdiğini iddia edip ardından unutmuşsun herhalde, zaten hep unutkansın. İşte belli ki başka şeylerle ilgileniyordun o sırada şeklinde. Sözler söyleyebilir mesela, bu muhtemel bir durum. Burada da temel amaç, gerçeklik algını sarsmak olur senin. Ve seni hafızandan şüpheye düşürerek güçsüz kılmaya çalışır bu şekilde.
Bir başka manipülasyon taktiği ise, yine bunu da çok duymuş olduğunu düşünüyorum, çok kullanılıyor son zamanlarda. İngilizce'de love bombing olarak geçen, yani sevgi bombardımanı. Narsistler bunu özellikle romantik ilişkiler söz konusu olduğunda kullanırlar. Tabii burada romantik kelimesini narsistler için tırnak için almak gerekiyor. Etkilemek istedikleri kişiye aşırı derecede ilgi gösterirler. İşte onun güvenini kazanmaya çalışırlar. Ama tabii bu duygusal boyu kurarak da onu kontrol etmeyi sağlamaktır amaç.
Bu yüzden de aşırı derecede romantik, sevgi dolu davranışlar gösterebilirler. İşte hediyeler alabilirler, sürekli övgülerde, iltifatlarda bulunabilirler. Hedef aldıkları kişi sanki böyle muhteşemmiş, mükemmel bir varlık bir hissi yaratırlar. Ama bu aşırı ilgi ve olumlu davranışlar tabii ki sürdürülmez ve aslında tüm bunlar gerçek niyetlerini gizlemeye yönelik bir manipülasyon taktiğidir.
Bir anda göklerden yere çakılınca karşılarındaki kişi ciddi anlamda da yaralanır. Yani narsist bir süre sonra bu ilgiyi hızla geri çeker. Bu da bir yoksunluk, değersizlik duygusu yaratır karşısındaki kişide. Bağımlıymışçasına bu yüksek duyguları kovalar. İlişkinin o ilk haline dönmek ister burada kurban pozisyondaki kişi. Burada narsistlerin kullandığı manipülasyonları uzun uzadıya konuşabilirim tabii. Ghosting gibi kurban rolünü oynamak gibi daha saymadığım bir sürü manipülasyon taktiği var.
Ama bunları ileride başlı başına duygusal manipülasyonlara işleyeceğimiz bir bölüme de ayıralım diyorum. Burada önemli olan, narsistlerin ilişki kurdukları kişilere güvenmedikleri için onları manipüle ederek kontrol altında tuttukları. Senin burada aklında tutman gereken bence, eğer birinin yanındayken sürekli bir şeyleri unuttuğunu düşünüyorsan, suçluluk hisleri yaşıyorsan veya karşındaki kişi seni gerçek olamayacak kadar yüksekliğe çıkarıyor, sonra birden aşağı bırakıyorsa, onun narsist olduğundan şüphelenmen için Elinde önemli veriler var demek. Ve gelelim yedinci ve son maddeye. Narsistler genellikle aldatırlar. Ve onların aldatmaya olan bu eğilimi yine aynı şekilde kendilerinin üstün ve güçlü hissetme arzularıyla ilişkili. Yani aldatma sonrası ne olur? İşte duygusal bağlarımız zayıflar değil mi bir ilişkide? Ama bu genelde narsisti daha da güçlü kılar.
Yani zayıflayan duygusal bağ, narsisti güçlü kılar demek... ...beyaz kulağına paradoks gibi gelebilir. Ama şöyle düşün. Narsist biriyle ilişki tesliminde uzun süredir manipülasyona maruz kalıyorsun. İşte kendini güçsüz, yetersiz... ...onu hak etmek için elinden geleni yapması gereken biri sanıyorsun. Bu durumda aldatması... ...karşındaki narsist kişiyi kendi gözlerinde daha da cazip beslenir hale getiriyor. Aldatma, narsistin ego ihtiyaçlarını tatmin etme. Kendi imajını koruma çabasıyla da alakalı bir durum yani.
Onunla uyumlu. Güçlü olduğuna dair kendine duyduğu inancı pekiştiriyor böylelikle. O ilişkilerde de kontrolü elinde tutmuş olduğunu düşünüyor. Bu da partnerini duygusal olarak manipüle etme döngüsünün son aşamalarından biri oluyor yani. Peki, tüm bunlar bir narsisti tanıyabilmen için narsistlere dair paylaştığım karakteristik özelliklerden. Ama narsist birini fark etmede en önemli kriter yine sensin. Ne demek istiyorum?
Her şeyden önce kendine sorman gereken soru şu. Narsist olduğundan şüphelendiğin birinin yanında genellikle nasıl hissediyorsun? Birinin yanında nasıl hissettiğin, onun narsistik ölçekte hangi seviyede olduğunu bir göstergesi olabilir. Onun öfke patlamaları karşısında kendini mi suçluyorsun mesela? Daha yumuşak davransan böyle olmazdı. Belki bu kadar ısrarcı olmasaydım, sesimi yükseltmeseydim farklı olurdu türünden cümleler kuruyorsan, narsist biriyle ilişkide olman da olası.
Hele ki sen değersizlik hisleriyle boğuşan, ilişki içindeyken terk edilme korkusu duyan bir kişiysen mesela... ...bunları çok daha yoğun hissedebilirsin. Ben kendimden şöyle bir örnek verebilirim. Biz bunu hatta çok yakın zamanda terapistimle konuşuyorduk. Gerçekten rahatsızlık hissettiğimi fark ettiğim zaman bir kişi hakkında... ...orada narsistik bir eğilim olduğunu fark ediyorum. İşte üstenci bir tavır, karşı taraftakinin dediğini duymama... ...kafana buyruk kendi keyfine göre davranma...
Ben bilirimcilik, benim yaptığım düşündüğüm doğrudurculuk beni rahatsız ediyor. Bir şey söylüyorsun, mesela bir bakıyorsun, hiç dediğinle alakasız bir yerdesin. Ve bu kişiler ilişkilerde de olabiliyor tabii ama terapist tanışan ilişkisinde de olabiliyor. Ve bu noktada aslında birçok kişilik bozukluğunun karşı koltukta uçan terapisti üzerine nasıl bir etkisi olabileceğini de konuştuk.
Çünkü burada kilit nokta şu, karşımdaki kişinin eylemini fark ettiğim an, ben bu konuda daha rahatlarım, artık ondan irti olmamaya başlayabilirim belki. Ya da hayatımdan uzaklaştırmaya karar verebilirim eğer mümkünse, böyle bir olanak varsa. Burada sormam gereken soru şu, bu kişi de beni ne rahatsız ediyor? Adını koyamadım, o şey ne? İkinci olarak, ilişkinizdeki dengeye bakmak işe yarayabilir eğer böyle biriyle yakın ilişki içindeysen. Orada bir denge var mı, yoksa her şey onunla mı ilgili? Bu soruyu sor kendine. İlişkindeki güç dengesini veya işte dengesizliğini fark etmen önemli. Burada muhatap olduğun kişinin narsist olup olmadığına dair bilgiler verebilir sana bu durum. Peki, sen az önce konuştuğumuz davranışları sergileyen biriyle hiç karşılaştın mı daha önce?
Neler hissettin onunlayken? Bu sende neleri, hangi hisleri, hangi düşünce ve davranışları tetikledi mesela? Bir sonraki patikada birlikte yürüyene dek sana kendini değerli hissettiren, seni duyan, dinleyen, senin verdiğin kadar sana emek, değer, sevgi veren kişilerle sağlıklı ilişkiler kurduğum bir hayat dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.