Podcast

366: Muktedirin Muhalefeti Murat Kurum Neden Çuvallıyor?

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Cumhur İttifakı'nın İstanbul adayı Murat Kurum’un kampanya performansı uzun yıllar hatırlanacak nitelikte. Kurum son günlerde gerçek anlamda çuvallıyor. Fakat Türkiye’deki siyasal kamplaşma Murat Kurum gibi birine dahi kazandırabilir.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.355 kelime · ~17 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 5 Mart 2024'te alıyoruz. Geçen sene bu zamanlar Meral Akşener'in masadan kalkmasıyla başlayan ve sonra masaya geri oturmasıyla sonuçlanan 3-6 Mart krizini anlamlandırmaya çalışıyordum. Nereden nereye bu kaydı hazırlarken aklıma geldi. Bir yılda neler neler yaşamışız. Şimdi ise 31 Mart 2024 seçimlerine odaklandık. Bu ayın sonunda Türkiye yeniden sandığa gidecek. Tarihin gördüğü belki de en gergin seçimlerden biri olan 14 Mayıs 2023'ün ardından henüz bir yıl geçmeden yapılacak yerel seçimler gerçekten sürprizlere gebe.

Zira her iki taraf da oldukça yorgun. Seçimler her ne kadar 81 ilde ayrı ayrı gerçekleşecek olsa da bu seçimin ağırlık merkezinin İstanbul olduğu çok açık. Çünkü politik sonuçları itibariyle en önemli kent İstanbul. Erdoğan'ın da İstanbul'u ne kadar çok istediği herkesin malumu. Hatırlayın henüz 28 Mayıs'taki zafer konuşmasında dahi hedef İstanbul demişti Erdoğan.

Şimdi önümüzde 2024 var. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? 2024'te Üsküdar'ı da İstanbul'u da yerel seçimlerde kazanmaya hazır mıyız? Öyleyse durmak yok, çok çalışacağız.

Transkriptin tamamını oku

Muhalif kesimler için söylüyorum, 81 ilin 80'inde muhalif adaylara kazandırma motivasyonu eskisi kadar güçlü değil. Yani sadece kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Gerçekten ben de benzer hislerdiyim açıkçası. İstanbul'da yaşamasaydım sandığa gider miydim emin değilim. Ama İstanbul bambaşka. Dario'da söylemiştim. Ben bu ortamda yorumculuk yapanların, Yorumlarıyla en azından halkın karşısına çıkanların oylarının rengini paylaşması gerektiğini de düşünüyorum artık. Çünkü çok açık iki kutup var artık Türkiye'de. Bu noktada tarafsızmış gibi yapmanın da bir anlamı kalmadı. Benim İstanbul'daki oyum İmamoğlu'nun olacak. İlçeleri yorumlamadığım için oradaki oyumun rengi bende kalsın.

Şunu da söyleyeyim, İstanbul dışında oy kullansaydım, adaya göre oy verirdim ya da sandığa gitmezdim diye düşünüyorum. İmamoğlu'na oy ver beğenleri de anlayabilirim bu arada. Belediye hizmetlerinden memnun değilsinizdir, gıcık olmuşsunuzdur vs. vs. Şimdi ben tüm öyle politik nedenlerle İmamoğlu'na oy veriyorum. Oyumun gerekçesi şu, an itibariyle kurumsal muhalefetin bir gözü toprağa bakıyor.

Ha bu muhalefet yaşamayı hak ediyor mu o ayrı konu. Ama kurumsal muhalefetin tümüyle ölmemesi için, İmamoğlu'nun siyaset sahnesinde kalması bence hayati önemli. Bu nedenle, Türkiye'de bir muhalefetin varlığı hiç yoktan iyidir bilinciyle İmamoğlu'na oy vereceğim. Yoksa öyle çok ciddi bir kefaletim yok İmamoğlu'na karşı.

Aksi takdirde, Azerbaycan, Rusya, Kazakistan gibi seçimlerin göstermelik hale geldiği bir rejime dönüşebiliriz. Böyle bir ülkeye dönüşmemiz iktidarın canına minnet. Bu tablo karşısında inceldiği yerden kopsun demek de mümkün ama ben o kadar rahat değilim açıkçası. Kurumsal muhalefetin ağır aksakta olsa ayakta kalması bence iyidir.

Fakat böyle bir politik arka plana dayanmayıp, tümüyle objektif bir çerçeve belirlediğimi düşünelim. Hiç böyle politik bir arka planım olmasaydı ne yapardım diye düşünüyorum? Bir Murat Kurum'a bakıyorum, bir de Ekrem İmamoğlu'na bakıyorum. Açıkçası arkadaşlar, gören gözler için aradaki fark bence çok açık. Hadi gelin bu bölümde İstanbul seçimine odaklanalım. Murat Kurum kazanırsa ne olur, kaybederse ne olur? Kurum ne yapmaya çalışıyor, İmamoğlu ne yapmaya çalışıyor? Kampanyaların omurgalarında ne var?

siyasi söylemlerini nerede konumlandırıyorlar? Hadi bu bölümde biraz seçime ısınalım, bu soruları analiz edelim. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. 10 Ocak'ta yayınladığımız Trend Topik bölümünde Murat Kurum'un adaylaşmasının sırrı ne diye sormuş, o soruya cevap aramıştık. O günler için Murat Kurum'un henüz siyasi performansına ilişkin pek bir fikrimiz yoktu.

E çünkü siyasetçi değildi Murat Kurum. O zamana kadar oturduğu koltuklara seçimle gelmemiş, hep atanmış biriydi. Emlak Konut Genel Müdürlüğü, ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Eski sistemde olsa bakanlık yapmak için siyasi bir tecrübe gerekirdi. Dolayısıyla eskiden bakanları halk tanır, bakanlar da bir daha seçilebilmek için kendisini halka tanıtma zahmetine girişirdi.

Fakat 2018'den bu yana yaşadığımız Türk tipi başkanlık sisteminde bakanlar halka karşı sorumlu değil, meclise karşı sorumlu değil, cumhurbaşkanına karşı sorumlu. Ehal böyle olduğu için, cumhurbaşkanı tarafından atandıkları için bakanlıklar siyasi bir koltuktan ziyade bürokratik bir koltuk haline geldi. Böylece bakanlarda siyasi performans aranmadıkça Türk siyaseti yavanlaştı maalesef. Türkiye'yi yönetebilme kabiliyetine sahip kimse yetişmemeye başladı. Ya bakanlar bile sonuç itibariyle atanmış tipler, bürokrat tipler. E kim çıkacak Türkiye'yi yönetme idealine sahip, kim karşımıza çıkacak? E kimse çıkamıyor. Rejim kökünü daha derine saldıkça, rejimin kurucu lideri alternatifsiz hale geliyor. 1 sene boyunca 1 kere ikram maaşı alabildik. Yani yükseldi, yükselmiyor bizim maaşlarım. Neden biz oyu zamanı geldiği zaman biz Tayyip Erdoğan dedik, oylarımızda kendisine hitap ettik zaten. Kendisine mi oy vermişsiniz? Evet, ben 4 dönemde Tayyip Erdoğan'ın kendisine veriyorum. Kime vereyim? Kim var?

Kim yani bu ülkeyi kim yönetebilir? Verdik ama yemeklere yazık etti. Bilmiyorum. Kiminiz bu vatandaşa kızabilir. Fakat kızmadan önce fotoğrafa biraz geriden bakın lütfen. Seçim yapılıp liderin %80-%90 oy aldığı fakat halkının açlık-yoksulluk çektiği ülkelerde halk kesimleri neden muhalefete oy vermiyor? Çünkü bu tip rejimlerde sorunlar öylesine derinleşiyor ki halktan oy isteyen muhalif kesimler ya inandırıcı olamıyor,

ya da projeleri çok köklü değişiklikler içerdiği için halk kesimleri tedirgin oluyor. Düşünün, 2028'e kadar mevrut dedişme halini devam ettirip, 2028'de seçime 3 ay kala bir kazanacak adayla sandığa gidip, koskoca rejimi halkın değiştirmesini beklemek ne kadar akılcıdır. Gazete Duvar yazarı Bahadır Özgür, bu durumu Halk TV'de nasıl olacak programında özetlemiş. Hem o emekli gelirine bağlı bir sürü insan olduğu zaman da bir insanın karar vermesi kolay değildir. Şimdi siz bir tane emekli gelirine bağlı Anadolu'da yaşıyorsunuz ve siz karşınıza ne olduğu belirsiz bir masayla çıkıyorsunuz. Diyorsunuz ki ben parlamenter rejime geçeceğim. E tabi burada muhafazakar davranır emekli. Hani onların tacı Erdoğan zamanı birileri yağda, birileri balda yaşadıkları için Erdoğan'a oy vermiyorlar ki. Bir politika üretilmedi. Yani toplumun sadece emeklilerini değil ki. İşçiyi üretmiyorsunuz. Yoksa da üretmiyorsunuz. Köylüyü üretmiyorsunuz. Son 5 yıl çıkıp diyorsunuz ki yani 20 yılda bunları hiç...

itibar etmemişsiniz, hiç örgütlenme yapmamışsınız, hiç siyaset üretmemişsiniz. Son beş yılda siz birden bunlardan sistemi değiştirin diye karşıdan çıkıyorsunuz. Bu sorumluluğu alır mı yani bu insanlar? Güvencesizleşmiş halk kesimlerinin muhafazakarlaşmasından, faşizme yaslanmasından, güce yanaşmasından, iktidara yaklaşmasından daha doğal ne olabilir? Sovyet devriminin lideri Vladimir Lenin ne güzel söylemiş.

Yoksullaştırıyorlar sizi. Böylece efendisinden kemik bekleyen köpekler gibi itaatkar olmanızı istiyorlar. Dolayısıyla ortada milyonlarca insan için bir başka seçenek yok. Bu seçeneksizlik hali içinde toplumumuz da çürüyor. Bu çürümenin içinde İstanbul'un önüne konan kişinin adı Murat Kurum.

İşte uzun süre Emlak Konot'un genel müdürlüğü, ardından Çebe ve Şehircilik Bakanlığı koltuğunu işgal etmiş bir kimseydi Murat Kurum. Daha önce hiç seçim deneyimi olmamıştı. Acaba bir seçim kampanyasında nasıl bir performans gösterecekti? Merakla izlemeye başladı. Murat Kurum hızlı başlamıştı. Orhan Gencebay da şarkı yapmıştı, onu her yerde çalıyor. Murat Kurum da esnaf gezintileriyle kampanyaya ısınıyor. Slogan da belli. Saatleri kurun, geliyor Murat Kurum!

Ben de saatleri kurup Murat Kurum'u izlemeye başladım. Murat Kurum kampanyasının ilk 1-1,5 ayında bence pek zorlanmadı. Bunun iki nedeni vardı. İlki, toplum kesimlerinin Mayıs seçimlerinin yorgunluğunu henüz üzerinden atamamasıydı. Yani kimsenin bir seçim gündemi yoktu. Zaten iki tarafta son takatini Mayıs'ta harcamıştı. Kimsenin Murat Kurum'la uğraşacak, destekleyecek ya da muhalefet edecek hali de yoktu.

Kim uğraşır Murat Kurum'la? Murat Kurum'un 1-1,5 ayda pek zorlanmamasının diğer nedeni de, CHP'nin çok sert şekilde çuvallıyor olmasıydı. Gerçekten ben CHP seçmenlerinin kendi partilerinden razı olduklarını zannetmiyorum. Evet, yerel seçimlerdeki adaylar, aday tercihleri falan tam bir fecaat. Oraya girmeyeceğim. Yani oraya girdikten sonra zaten çıkamayız. Oradaki rezillik zaten ortada. Şimdi adaylarınız kötü olur da, sizin politik hattınız doğrudur. Yani doğru siyaset güdüyorsunuzdur.

Zamanla diğer zerreler toparlanır. Ama politik olarak da neydiği belirsiz bir yerde duruyor CHP. Belli ki dümeni sola kıralım denmiş, sağa kaydı parti diye bir tespit yapılmış fakat sola kayalım dendikten sonra o solun neresi olduğunu bilen de yok, kafalarda o solun neresi olduğu net değil. Yani CHP dümeni sola kırmak istiyor da solun neresi olduğunu bilen yok.

Son olarak ilgimi çeken bir açıklama 28 Şubat'ta CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın'dan geldi. Şöyle diyor Günaydın. Oluşturulmaya çalışılan, getirilmeye çalışılan 28 Şubat gündemi var, ona değineceğiz. Ama çok daha önemli bir konu var, onunla başlamak isterim. Bugün Deniz Gezmiş'in 74. doğum yıl dönümü. Kendisini sevgiyle, saygıyla anıyoruz.

Yolları yolumuzdur, ışıklarda uyusunlar. Sevgili arkadaşlar, ben öğrenci gençlik mücadelesini bilirim fakat yine de kendi deneyimime güvenemedim. Benden yaşça büyük birini aradım. 12 Eylül'de falan içeri girmiş çıkmış, hâlâ da sosyalist mücadelenin önünde duran bir kişi. Ya abi dedim, sen hiç Deniz Gezmiş'in doğum gününün kutlandığını gördün mü? Ölüm yıldönümleri anılır da ben Deniz Gezmiş'in doğum gününün kutlandığını daha önce hiç görmedim. Sen gördün mü?

sorduğum kişilerden de duyan olmamış. Yani CHP dümeni sola kıracak ya, Deniz'in doğum gününü atlamayalım demişler. Ne derler buna? Mış gibi solculuk derler, mış gibi. CHP dümeni sola kırmaya uğraşırken solunun neresi olduğundan bir haber. Deniz Gezmiş'in doğum gününü kutlayacak kadar solcular ama 75 gün süren Ozak direnişine tek bir vekil desteğe gitmedi, bunda not düşelim. İşçiler çağırdı, hatta bizzat Urfa vekili Mahmut Tanalı çağırdılar. Yok,

Deniz'in doğum gününü kutlayacak kadar solcu olan bu parti, Urfa'da özak direnişine desteğe gitmedi. Neyse, konumuz CHP değil. Ama CHP'yi de masaya yatırdığımız bir bölüm fırsat olursa yapmayı çok isterim. Şimdi CHP her yerinden tel tel dökülürken, Murat Kurum pek de gündem olmuyordu. Fakat CHP'deki adaylık krizleri unutulmaya başlandı. E seçimler de yaklaştı, gözler Murat Kurum'a çevrilmeye başladı.

Ben de Murat Kurum'u takip eden, tanıdığım muhabir arkadaşlarla telefonlaşmaya başladım. Onların izlenimlerini onlardan dinledim. Nasıl bir kampanya yürüttüğüne baktım. İletişim ekipleriyle temas kurdum, onları dinledim. Yani dersime çalıştım ve karşınıza bir Trend Topik bölümüyle çıktım. Ha dersiniz ki, Ozan o kadar çalıştın nedir sonuç? TÜRKÜT adında bir bölüm hazırladık arkadaşlar. Leyleyleyle canım.

Dear Bekir Güzelbağlar... Lorke Lorke geliyor Murat Kurum. Adam bir reyting canavarı. 1-2 ay önce heyecan vermeyen, sıradan gibi görünen bu kişinin içinde meğer neler varmış neler. Adam sosyal medyayı domine etmiş durumda. Popüleritesinin zirvesinde bence kendisi de şaşırıyordur.

Ben de miting konuşmalarını baştan sona dinliyorum. Ya nasıl dinlemeyeyim? Tek bir konuşması yok ki gündem olmasın. Her konuşmasında ülke çapında gündem olabilmeyi başarıyor. Şimdi imajı neydi Murat Kurum'un? İşte teknik adam, inşaatçı. Bak bürokraside tecrübesi var. Fakat demek ki siyasete de meraklı. İstiyor ki meydanları doldurayım, milleti coşturayım. Yani hayır, olmayınca da çaktırmayayım demiyor. Ya diyor, ambiyans düşük herhalde. Ama

olmuyor. Sorun salonun ambiyansında değil. Daha yapısal bir sorun var. O olmayınca olmuyor. Neden olmuyor peki? Hadi bu soruya kısa bir aranın ardından cevap arayalım.

Aradan önce demiştik ki Murat Kurum neden olmuyor? Daha yapısal bir sorun var. Şimdi sorunun başlıcası şu. Murat Kurum kimin adayı? Cumhur İttifakı'nın adayı. Cumhur İttifakı da bildiğin devlet. Yani muhalefet etme üzerine kurulu bir organizasyon değil ki bu. Yönetme üzerine kurulu bir organizasyon. Eleştirmek için değil, eleştiriye cevap vermek üzere organize olmuş bir yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla eleştirmek başka bir maharet istiyor ve başka bir yapı gerektiriyor. Orada çuvallıyor işte. Çünkü bu ittifakın adayı Murat Kurum, İstanbul'da muhalefet etmek durumunda. İstanbul'da eleştirmek durumunda. Çünkü her yerde muktedir olan bu yapı, konu İstanbul Büyükşehir Belediyesi olunca muhalefette kalıyor.

Fakat bu öyle ince bir çizgi ki İstanbul'da muhalefet ederken ipin ucunun bizzat hükümete dokunması da muhtemel. O yüzden sadece İstanbul diyor Murat Kurum. Sadece İstanbul. Şarkısı da öyle, sloganı da öyle. Sadece İstanbul.

Murat Kurum'un İstanbul dışına çıkması, Türkiye'ye ilişkin konuşması ya da sosyal-siyasal sorunlardan bahsetmesi halinde Erdoğan'ın oyun sahasına giriyor. Teknik kimliğinin dışına çıkarak siyasetin sahasına girdiğinde de işte orada muhalefet etmek çok zor. Çünkü İstanbul'un dışına çıktığı anda vadettiği her şey Erdoğan'ın ayağına dolanıyor. Çok popüler bir örnek, bir gaf, Gazze meselesi. Biz kazanırsak Gazze'nin çocukları sevinecek diyor Murat Kurum.

31 Mart'ta Gazze'deki masumlar sevinecek. Gazze'de elini bize uzatan kardeşlerimiz sevinecek. Gazze'li yavrularımız sevinecek ve orada Gazze'nin özgürlüğü için İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Gazze'ye yapacağımız yardımlar için inşallah 31 Mart'ta milletimiz yine gerçek belediyecilikten yana tavrını koyacaktır. Muktedir muhalif adayı Murat Kur'un bir tarafta, muhalefetin muktedir adayı Ekrem İmamoğlu diğer tarafta. Muktedir muhalefete soyunuyor ve eleştiriyor. Bu noktada muhalefetin muktediri Ekrem İmamoğlu'nun oyun sahasına girmiş oluyor. Şimdi bu Gazze meselesine birçok açıdan yaklaşılabilir. Hatta bu Gazze çıkışı İslamcı camiadan da tepki gördü. Ancak İmamoğlu deminden bu yana anlatmaya çalıştığım çelişkiyi görünür kılmaya çalışıyor.

Kardeşim diyor, iktidar olan sensin. Senin muhalefetin bana değil Erdoğan'adır. Sen muhalefet yapabilme kudretine sahip değilsin. Sen Erdoğan'ın İstanbul'a gönderdiği adamsın. Ne muhalefeti?" gibi bir anlatısı var İmamoğlu'nun. Bu Gazze meselesinde İmamoğlu'nun verdiği cevap İBB başkanının ne yapmaya çalıştığının delili gibi. Önce kitlesine Murat Kurum'un gafını anlatıyor. Kendi dilince tabii. 31 Mart'ta Gazze'deki mazlumlar sevinecek.

İBB'yi ben kazanırsam, yani o kazanırsa, Gazze'ye yardım edeceğim demiş. Ya hayır bak, şimdi neresinden tutarsan eline geliyor. İmamoğlu belli ki bu açıklamaya nereden dalayım diye düşünmüş çünkü türlü türlü cevaplar verilebilir buna. Ama İmamoğlu'nun cevabı bence bu seçimin ruhunu özetler nitelikte. Ben bu laftan ne anlarım biliyor musun?

Aslında farkında değil Hükümeti eleştiriyor burada hükümeti Yani koca Türkiye Cumhuriyeti Gazze'ye yardım edemedi O gelince edecekmiş o gelince Acemi adayın dengesi o kadar bozuk ki Farkında olmadan Aramızda kalsın Erdoğan eleştiriyor aramızda kalsın İmamoğlu ne yapmaya çalışıyor? Murat Kurum'u mümkün olduğunca silikleştirmeye. Erdoğan'ı sahaya çağırmaya çalışıyor. Erdoğan sahaya çıkarsa Murat Kurum'un adını anan da olmaz. Daha önce Erdoğan sahaya çıktığında Binali Yıldırım bile ezildi. Ahmet Davutoğlu bile ezildi. Ki Murat Kurum bir hikayesi bile okunmaz. Zaten seçimin başından bu yana dediği de buydu. Ben rakibimi biliyorum ifadesini birden çok kez tekrar ederek bugüne geldi İmamoğlu.

Ben bu arada rakibimi de biliyorum. Tekrar altını çizeyim. Siz de anlamışsınızdır. İmamoğlu, Erdoğan'ın İstanbul'a aday gösterdiği Murat Kurum'a muhatap almadan, doğrudan politik bir dille Cumhurbaşkanı Erdoğan'a muhalefet ediyor. Daha doğrusu Erdoğan'ı sahaya çıkarmaya davet ediyor, onu tahrik ediyor. Bu, İmamoğlu'nun bile isteğe yaptığı bir kampanya stratejisi. Bu sayede Erdoğan'ı kendisiyle eşitliyor, kendisini büyütüyor, diğer taraftan da rakibi Murat Kurum'un karizmasını çiziyor.

Tüm bunlar yaşanırken, Murat Kurum'un kişiliği, duruşu, performansı da İmamoğlu'nun planına uyum sağlıyor. Bu haliyle Murat Kurum, tam da İmamoğlu'nun severisine uygun hareket ediyor. İmamoğlu, Murat Kurum'u sallamadıkça, Murat Kurum, İmamoğlu'yla polemik geliştirmeye çalışıyor. Senin rakibin kendinsin ya. Sen bir kendine şöyle aynaya dön bak. Aynada görürsün. Aynaları da yok bunların.

Hiç muhalefet etmemiş ki. 1976 doğumlu. Şöyle düşünün, 25 yıldır anlatıla gelen 28 Şubat süreci başladığında Murat Kurum 20 yaşında Konya'da bir öğrenciydi. Erdoğan başbakan olduğunda 27 yaşında Toki'de uzman yardımcısıydı.

Hayatı boyunca neredeyse hiç muhalefet etmedi ki Murat Kurum. Hayatı boyunca herhangi bir şeyi neredeyse hiç eleştirmedi ki. Hep iktidardı. Hep iktidarı nasıl överim, hep eleştirilere nasıl cevap veririm diye düşündü. Zihni savunma üzerine kuruluydu. Hiç eleştirmedi ki. Fakat İstanbul'da muhalefet etmesi gerekiyor, eleştirmesi gerekiyor. Haliyle saçmalıyor.

230 kilometre metro sözü verdin 8 kilometre metro yaptın Bak buradan bir daha sayıyorum bak 8'i bilirsin Bak 1 2 3 4 5 6 7 8 230 kilometre metro sözü verdin ama 8 kilometre yaptın. Veri tümüyle yanlış ama yine de bu veri üzerinden siyaset yapmaya karar verdiniz diyelim. Türlü yolları var bu işin. Fakat ne yapıyorsunuz? 8'in ne anlama geldiğini halka anlatmaya çalışıyorsunuz. Vatandaş, afedersiniz, salak ya. 230 ile 8 arasındaki farkı anlayamıyor ya. 1'den 8'e kadar sayayım diyorsunuz ve başlıyorsunuz saymayan.

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8. Çünkü hayatınız boyunca hep atanarak gelmişsiniz bir yere. Hep tek bir kişinin rızasını almaya odaklanmışsınız, kitlelerin değil. Kitlelerin karşısına çıkıp kendinizi sevdirmek gibi bir amacınız hiç olmamış. Hal böyle olunca halka, kitlelere eşitler düzleminden yaklaşamıyorsunuz. Bakın bu bir kısım CHP'li de de vardır. Geniş kesimlere, köylülere, kasabalılara biraz tepeden bakarlar. Bu kesimlere hitap etmeye çalıştıklarında çuvallarlar.

İlginç biçimde kimi CHP'lerde görülen bu hastalık uzun süreli iktidarın bir sonucu olsa gerek Murat Kurum'da da var. Fakat rakibi İmamoğlu tam tersine. Kitlelerle iletişimi daha güçlü. Bu iletişim becerisi an itibariyle başka bir CHP'lide de yok. Sadece şimdi açacağımız metrolar 22'sür kilometre. Gelsin metro açılışında beraber adımlayalım isterse. Çok komik ya. İzleyemiyorum çünkü üzülüyorum adına. İki metro açılışımız daha var. Beklerim kendisini. Bana kalırsa liyakatli bir yöneticinin, iyi bir siyasetçinin hitabetinin çok iyi olmasına gerek yok. Ama dediğim gibi, bana kalırsa. Yani kendi adıma söylüyorum. En iyi konuşana oy verilecekse Erdoğan'dan iyisi yok.

Yani mesele iyi konuşmak değil. Bu durumda Murat Kurum da Hitabet-i İmamoğlu kadar güçlü olmamasına rağmen pekala iyi bir aday olabilir. Yani bu gaflara lüzumundan fazla takılmamak gerekir bence. Fakat bu gafların dışında da durum pek parlak görülmüyor. Bu metro meselesine takmış durumda Murat Kurum. Ve yine Çekmeköy, Sancaktepe, Sultanbeyli metro hattımızı da hızlıca yapacağız ve orada vatandaşımız güven içerisinde, huzur içerisinde metroda yolculuk yapacak. Murat Kurum'un vaat ettiği metro projesinin 16 Mart'ta Ekrem İmamoğlu tarafından açılacak olan proje olması, 4 Mart'ta sosyal medyanın TİD'ye aldığı temel meselelerden biri oldu. İBB sözcüsü Murat Ongun da sosyal medya hesabından Murat Kurum'u 16 Mart'taki açılışa davet etti.

Murat Kurum son günlerde metro meselesine taktı. O değil ben yaparım metroyu diyor. Fakat kampanyasının ilk günlerindeki gündemi kentsel dönüşümdü. Hatırlayın 650 bin konutun dönüşümünü vitrine koyuyordu. Şehircilik bakanı olma titrine yaslanıyordu. Ama kentsel dönüşüm başarısını öne çıkararak yürümek de pek mümkün olamadı. Çünkü bu sefer de Tuzla ve Maltepe'deki TOKİ mağdurları ayağına dolanmaya başladı. Murat Kurum nereye gitse TOKİ mağdurları karşısına çıkıyordu.

Mağdurlar! Mağdurlar! Bölümün başında dedim ki ben İmamoğlu'na oy vereceğim. Bunu İmamoğlu'na kefil olduğum için, bayıldığım için yapmayacağım. Türkiye'deki hiçbir siyasetçiye kefil değilim. Herhangi bir siyasetçiye kefil olanı da anlayamıyorum. Ben sadece bu yayını dinleyen sizlere şeffaf olmaya çalıştığım için oyumun rengini söylüyorum.

Çünkü mevcut rejimde belediyelerin önemi sadece bütçe yolsuzluklarından pay almak, yaratılan rantı dağıtmak vs. değil. Mevcut rejimde mecliste siyasetçi yetişemiyor. Çünkü meclis etkisiz, anlamsız. Sivil toplumdan da siyasetçi çıkmıyor, sendikalar etkisiz. Sivil toplum kuruluşları rejimin belirlediği sınırlar içinde hareket edebiliyor. Düşünün işte, sivil toplum ancak felaketlerin ardından görünür olabiliyor. Onun da nasıl görünür olduğunu gördük.

6 Şubat depremlerinden sonra bölgede AFAD dışında bir organizasyona izin verdiler mi? Ahbap'ın başkanı Haluk Levent'in vatan haini ilan edilmesine az kalmıştı. Babala TV'den Oğuzhan Uğur neredeyse direkten döndü. E mecliste siyasetçi yetişmiyor, STK'lardan da siyasetçi yetişmiyor, e bakanlar da atanıyor artık.

O zaman nereden siyasetçi yetişecek? Tek bir yer var siyasetçi yetişen, o da belediyeler. Belediye dediysek orada da devasa bütçesi, 60 bin çalışanıyla İBB oracıkta duruyor. Başkanı olan İmamoğlu da sadece İstanbul demiyor, siyaset yapıyor. Beni bu şehre belediye başkanı yapan Atatürk Cumhuriyeti'ne millet duygularımı iletiyorum.

Beni bir köyden alıp buraya getiren, bu makama yükselten Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin değerleridir. Hepimizin borcu var. Biz o borcu ödeyeceğiz. Çocuklarımıza layık olacağız. Gençlerimize layık olacağız. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi güçlendirerek hep birlikte yolumuza devam edeceğiz. Hep birlikte.

Erdoğan asla bir siyasetçi olamayacak, tümüyle kenti kontrolündeki bir kişiyi İstanbul'a tayin ediyor. Bu sayede İstanbul'u yöneterek siyaset sahnesinde büyüme olasılığı olan İmamoğlu'nda önünü kapatmaya çalışıyor. İşte ben bu yüzden İmamoğlu'na oy vereceğim. Eğer belediyelerden de siyasetçi yetişmezse, Türkiye'de Erdoğan'dan başka adam mı var sözünü çok daha geniş kesimlerden duyarız. Bu rejim öyle bir arabaya döner ki, bu arabayı sadece Erdoğan kullanabilir hale gelir. Bir süre sonra farkına bile varmazsınız, bir bakarsınız siz bile Erdoğan'cı olmuşsunuz.

Rejim böyle bir şey. Tabii bir de itici nedenler var benim için. Murat Kurum, bir İBB adayı olarak trajikomik biri. Dolayısıyla eğlenilebilir, gülebilir ona. Ama İBB adaylığından önceki suç dosyası bence oldukça kabarık. Tıpkı Süleyman Soylu gibi. Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Murat Kurum'u nereden tanıdığını anlatmış. Ben de Süleyman Soylu'nun şahitliğine kefilim. Murat Kurum'u ben de Süleyman Soylu gibi tanıyorum.

Makamında tanımadım. Ben Murat Kurumu Elazığ Depremi'nde tanıdım. Ben Murat Kurumu Malatya Depremi'nde tanıdım. Ben Murat Kurumu Giresun Selafeti'nde tanıdım. Ben Murat Kurumu Kastamonu, Bozkurt, Kastamonu, Çatalzeydin, Kastamonu, İnebolu, Sülo, Ayancık, Baltın, Ulus Selafetlerinde tanıdım.

Ben Murat Kurum'u İzmir devletlerinde tanıdım. Ve ben Murat Kurum kardeşimizi Rize, Arbil, Arhavi selametlerinde tanıdım. Ve ben Murat Kurum kardeşimizi Bambaşkale'de tanıdım. Ve ben Murat Kurum kardeşimizi coğrafyamızın en büyük yangınlarında Antalya'da, Manavgat'ta, Muğla'da, Marmaris'te ve Miras'ta tanıdım.

Ferhat Erdoğan kardeşimizi, Zeytinburnu Belediyemizi, Zeytinburnu Belediye Başkanımızın, aynı zamanda Zeytinburnu Hemşehrilerimizin desteğiyle ve yardımıyla beraber küremizin en büyük deprem felaketinden birisi olan 6 Şubat deprem felaketlerinde tanıdık. Geride bıraktığımız 5 yıla bakıyorum. Ne felaketler değil mi? Hiçbiri için önlem alınmayan, felaketin ardından yapılan ucuz kahramanlıklar. Midesi olanın midesi kaldırmaz bunu ama işte Türkiye rejimi. Bu bölümde Ekrem İmamoğlu'na oy vermenin itici ve çekici nedenlerini saymış olduk. Derseniz ki kim kazanır? İşte sorunumuz tam da bu değil mi?

Türkiye'deki siyasi kamplaşma İstanbul'un başına Murat Kurum gibi birini getirebilecek boyutta. Normal şartlarda seçilebilmesi mümkün mü Allah aşkına şu kişinin? Ama işte mümkün olabiliyor. Murat Kurum'un kazanma olasılığı maalesef az değil. Kurum kazanırsa ne olur? Muhalefetin lider adaylarından en güçlüsü olan İmamoğlu çok büyük zarar görür. Kurumsal muhalefet tam anlamıyla karanlığa hapsolur. Bu karanlıktan çıkabilmesi de mucizelere kalır.

Fakat İmamoğlu kazanırsa çok ama çok açık ki muhalefetin cumhurbaşkanı adayı haline gelir. Bu da bir nebze olsa muhalif halk kesimlerin nefes almasını kolaylaştıracaktır. Yoksa çok umutla bağlamamak lazım. Ondan sonra direksiyonda kimin olacağı tartışma konusu olmaz en azından. Yani İmamoğlu kazanırsa aday çok açık hale gelir. Muhalefetin adayı çok parıl parıl hale gelir.

Ne olacağını bekleyip göreceğiz. Trump Topi'yi POBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar her şey çok güzel olsun. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)