
2.545 kelime · ~13 dk okuma
Kadın olmak ne demek? Bir kadından beklentiler neler? Kadın olmak diye bir şey gerçekten var mı? Yani o sahip olduğumuz cinsiyet, gerçekten olduğumuz insanı tanımlar mı? Yoksa bu cinsiyetten bağımsız, toplumun bize yüklediği anlamlar, görevler, beklentilerden mi ibaret?
Bugünkü podcast'te biraz bunları konuşalım istiyorum. O yüzden de kadın olmayı ben nereden bileyim diyerek direkt konuya dalıyorum. Herkese merhaba, ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Bugün kadın olmak hakkında konuşuyoruz. Haftanın anlam ve önemine uygun olarak.
Kadın olmak ne demek hakkında aslında uzun zamandır konuşmak istiyorum ben. Yani bu 8 Mart gününe has bir konu değil. Ama sadece kadın olmak hakkında değil. Bence erkek olmak hakkında da konuşulmalı. Ama bir yandan da bu kadın ve erkek gibi sanki böyle birbirinden uç, bağımsız ve sadece iki tane olabilir gibi tanımladığımız bu cinsiyeti kavramlarından da aslında uzaklaşmamız gerektiğine inandığım için de bu tırnak işareti içerisinde uç noktaları da anlayalım istiyorum.
Ama bugün birazcık daha böyle kadın olmanın, bir kadın olarak bana da mesela dayattıkları hakkında da konuşmak istiyorum. Ve bunu birçok farklı noktaya değinerek yapmak istiyorum. Yani toplumun beklentilerinden tutun da cinsel sağlığımıza kadar ya da işte psikolojik sağlığımızdan, ilişkilerdeki kadının rolüne kadar birçok farklı noktaya değinerek yapmak istiyorum. O yüzden hiç uzatmadan gireyim konulara.
Şimdi kadın olmanın hemen aklıma ilk gelen böyle popüler tabirlerde kullanımı, maalesef, bakın maalesefin altını çok çizmek istiyorum, bu dişil enerji, dişiliğinizi ortaya çıkartın, işte dişi olmak için omzunuzdan tuz gezdirin, vajinanıza lavanta yağı sokun gibi böyle saçma sapan, gerçekle hiçbir alakası olmayan ve aslında kadınlığı, dişiliği asla yansıtmayan şeylerden Çok bağımsız olmak istiyorum öncelikle. Bir de bu arada hemen bir parantez açayım ve diyeyim ki eril enerji ve deşil enerji kavramları asla bilimsel değil. Lütfen bunları kullanmayın. Kullananları kınayın. Bunların kullanılmasından şiddetle uzak durun. Ve geri döneyim. Yani kadın olmanın toplumsal algı içerisinde...
İşte böyle şefkatli olmak, yumuşak olmak, nazik olmak, kapsayıcı olmak, anaç olmak, bakım veren olmak gibi kadın olmakla eşleşen kavramlar var. Maalesef bu dişil enerjiyi de buralardan zaten alıyor insanlar ve bir de işte dişliğini ön plana çıkarmaktan alıyorlar. Halbuki kadın olmak aslında bütün bu özelliklere sahip olmanın yanı sıra bir yandan da mücadeleci olmak, güçlü olmak, her gün ama her gün toplumun sana dayattığı beklentilerle savaş halinde olmak, bir sürü eşitsizlik içerisinde hayatını sürdürmeye çalışmak, araba kullanırken bile bir sürü gözün, bakışın altında bir şekilde onu yapabilmeye devam etmek demek. Siz hiç araba kullanırken park etmeye çalıştığınızda bir erkeğin etrafında 3-5 erkeğin toplanıp aman şöyle kır, aman buradan girme, abi sen in ben senin yerine park edeyim dediklerini gördünüz mü? Ama bir kadın olarak bu başınıza gelmiş bir tecrübe olabilir. Eğer yokuş yukarı çıkmaya çalışıyorsanız ve bir şekilde arabanız yanlışlıkla istop ettiyse ve kadınsanız kadınsınız o yüzden oldu bu.
Bir erkeğin başına geldiğinde hiç problem yok, normal devam ediyor. Ama kadınsanız bütün o bakışlarla hayatınızı sürdürmek zorunda hissediyorsunuz. Bunlar aslında, mesela şunu da bir kadın olarak duymuş olabilirsiniz. Abla ya, sen bir kadın olarak çok iyi araba kullanıyorsun.
Şimdi küfür mü etti? İltifat mı etti? Niye ben kadın olarak iyi bir araba kullanmayayım zaten? İyi araba kullanmamın kadın ya da erkek olmamla ne ilgisi var? Eğer bütün bunlar hakkınızdan geçiyorsa bu az önce mikroagresyona uğradığınız içindir. Mikroagresyonlar karşınızdaki insanın...
Bir cümle içerisinde size hem küfredip hem iltifat ettiği böyle küçük cümlecikler olarak hayatımızı beliriyorlar ve bizi çok zorluyorlar. Çünkü tam tanımlayamadığımız için bize yapılan hakareti karşıda çıkamıyoruz. Kadınların mikroagresyonlara daha fazla uğradığını görüyoruz. Aslında azınlıklar en fazla mikroagresyona uğruyorlar. Ama kadınlarla erkekleri kıyasladığımızda kadınların daha fazla mikroagresyona uğradığını görüyoruz.
Hem azınlık hem kadınsanız duble mikroagresyona uğradığınız için o da literatürde double threat diye geçerli. Zaten duble tehdit olarak geçiyor. Kadın olmak aslında bütün bunların içerisinde sanki böyle şey gibi ki şu an gözümde sizi anlatırken canlandırıyorum yani böyle sürekli önünüze bir şeylerin çıktığı bir nehirde ilerlemeye çalışmak gibi. Ve onu ilerletmeye çalışırken bir yandan kendi karakterinden, kendi kararlarından, kendi hayallerinden, kendinden beklentilerden ödün vermemeye çalışmak demek. Ve ilerlemeye devam etmek demek. Bir yandan böyle bütün dengeyi tutturmaya çalışırken kendini sürekli yetersiz hissetmek demek sanki. Ve bir yandan o yetersizliği
...saklamaya çalışmak demek. Çünkü orada da daha güçlü durmak sanki daha iyi gibi öğretildiği için bize. Bugün podcastı düşünürken, zihnimde bu podcastı kaydedeceğimi düşünürken, zihnimde şeyi geçirdim aklımdan. Böyle güçlü kadın liderler olarak önümüze sunulan kadınların... ...ne kadar aslında kadın gibi değil de erkek gibi davrandıklarını...
Hep de şunu merak ederim. Bu onlara acaba tavsiye edilen bir şey mi? Yoksa onların zaman içerisinde üzerlerine giydikleri bir imaj mı? Bunu da çok merak ediyorum. Ama yani böyle kendi varlığı, kendi ortaya çıkış haliyle kalmayı başaran kadın liderler bence hem sadece çok azlar hem de çok hayranlık uyandırıcılar.
Şimdi şu ana kadar toplumsal beklentilerden biraz bahsetmeye çalıştım ama bunu bir de şuraya bağlamak istiyorum. Mesela üzerimizdeki bedensel beklentiler. Yani kadın dediğin belli bir vücut hattına sahip olması gerektiği, işte hep çok bakımlı, özenli olması gerektiği... Siz mesela saçını taramadan dışarı çıkan bir kadınla karşılaştınız mı? En son ne zaman karşılaştınız? Ama bir erkek için üzerine bir tişört giy, bir kot çek,
saçın yataktan kalktığı gibi olsun hatta bunlar var ya yeni model işte yataktan kalkmış gibi görünen saç modeli bu nedense kadınlara hiç uygulanmayan bu tip saç modelleriyle biz sürekli aman oram düzgün olsun aman kıyafetim şöyle düzgün olsun aman makyajsız çıktım bugün çok soluk görünüyorum çünkü mesela normalde makyaj yapan ama o gün makyaj yapmayan bir kadın bunun da baskısına uğrayabiliyor Ve sürekli olarak bir yine beklenti zinciri içerisinde, yediklerimizle, içtiklerimizle, hatta biliyorsunuz attığımız kahkahayla sürekli olarak takip edildiğimiz, gözlendiğimiz bir hayatı sürdürmeye çalışıyoruz. Ve bunun içerisine, ya benim bugün canım pijamalarla dışarı çıkmak istedi, ya da benim canım bugün saçımı toplamak istemedi, benim canım bugün yediğimi içtiğimi hiç dikkat etmek istemedi diyebilenimiz o kadar az ki. Şu mesela benim için çok üzücü bir şey. Dışarı çıktığımızda bunu hep kadın arkadaşlarımla fark ediyorum. Güzel bir yemekten sonra mutlaka o suçluluk duygusuyla ''ay çok yedik'' ''ay ben normalde hiç bu kadar yemem ama bugün çok yedim'' Yani bu açıklama neden? Bu açıklama kişinin kendisine yaptığı bence bir de etrafımızda bulunan ve gözle gözükmeyen insanlara yapılan ''ben normalde çok yemem'' ''şu anda yiyorum lütfen beni cezalandırmayın'' açıklaması.
Ya da mesela benim annem bunu çok yapar. Kendisi de podcastlerimi dinlemediği için bunu duymayacak ama neyse belki bir gün karşısına çıkar. Ben normalde hiç kek yemem ucundan aldım. Anne bu açıklamayı niye yapıyorsun? Yapmana gerek yok desek de bu açıklama aslında bize değil. Kendisine. Yemekle olan o ilişki. Çünkü siz hiç of ya bugün de üç tane hamburger gömdüm çok ağır geldi diyen erkek duydunuz mu? Yok. Bu bir olur meselesi. Üç tane hamburgeri gömdüm.
İyi yaptığına afiyet olsun. Keşke biz de yapabilsek bunu. Üç tane hamburgeri gömsek ve gururla söyleyebilsek birbirimize. Ama hayır, bizim o üç tane hamburger gömmelerimiz genellikle evde, kimsenin haberi olmadığı, karanlık ve böyle aşırı duygusal saatler içerisinde, böyle utanç içerisinde yaptığımız o aşırı yemeler, kimsenin haberi yok. Neden? Yani bizim buna niye hakkımız yok? Kimse bilmiyor. Böyle gelmiş, böyle gidiyor.
Bedensel algıya girsem üzerine çok uzun konuşacağım. Ama bu podcastin doğal olarak belli bir süresi olması gerektiği için ben biraz daldan dala atlıyorum. Sanıyorum değindiğim konular hepinize bir şekilde temas edecektir. Bana lütfen üzerine daha fazla konuşmamı istediğiniz bir konu olursa çekinmeden yazın. Aklıma gelen bir başka konu da cinsellik. Cinselliğin eşit bir partneri olmamıza rağmen, cinsellik yaşarken bizim de orada var olmamıza rağmen,
sürekli örtbas etmeye çalıştığımız sürekli ''ay ama ben hiç sevişmem'' yani ben asla yani ben ve cinsellik normalde asla bir araya gelmem şeklinde davranmak zorunda bırakıldığımız kadınlar. Siz hiç ''ya benim libidom çok yüksek bundan da gurur duyuyorum'' diyen kadın gördünüz mü? Herkes ''ya ben canımın istediğini acaba söylesem karşımdaki insan beni yanlış anlar mı?'' diyen kadınlar var etrafımızda.
Neden seksi sevdiğimizi veya istediğimizi söyleyemiyoruz mesela biz? Neden biz de seksin eşit ve önemli bir parçası olarak bunu benimseyemiyoruz, üzerimize oturtamıyoruz? Neden kadınlar cinsellik esnasında mesela tercih ettikleri pozisyonları, Veya ön sevişmeyi uzun tutmak istediklerini veya partnerlerine yapmak ya da yapmak istemediklerini açıkça söyleyemiyorlar. Neden biz orada sanki pasif bir figür gibi durmak zorunda bırakılıyoruz? Ve buna karşı çıkanlarımız da fazla rahat olmakla suçlanıyoruz. Neden? Mesela kadınların mastürbasyon yapıyor olması neden hiç konuşulmayan bir konu? Biliyor musunuz kaç tane kadın ilk cinsel deneyiminden sonra veya daha henüz cinsellik deneyimi yaşamadan bir jinekoloğa gitmekten çok korkuyor? Kaç tane kadının ilk jinekolog deneyiminin oldukça travmatik olduğunu hiç düşündünüz mü? Tam da bu sebeple kadınların cinsel hastalıklar yönünden aslında bilinçlenebilecekleri alanlar olmadığını, cinsel sağlık yönünden zaten çoğu zaman çok eğitimsiz bırakıldığımızı hiç düşündünüz mü?
Mesela bu jinekologlara gidişlerimizin çok ertelenmesi ve bununla ilgili yaşadığımız sıkıntılar bizi kadın hastalıkları konusunda ve daha da geniş bir çerçevede cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusunda da çok bence bilgisiz bırakıyor. Mesela HPV aşısının ne kadar önemli olduğunu ama gerçekten ne kadar önemli olduğunu neden hiç konuşmuyoruz? Yapılan araştırmalardan bir tanesi ülkemizde her 5 kadından birinin HPV olduğunu gösteriyor. Eminim başka araştırmalar da vardır ama benim bu podcasttan önce karşıma çıkan bir araştırma sonucuydu bu. Ben daha yüksek olduğunu duymuştum ama size daha az korkutucu olan bir istatistiği paylaşmış olayım. Ve aslında aşıyla rahatlıkla korunabilecekken biz
doktora gitmeyi ihmal ettiğimiz için ama burada ihmal etmeyi bilinçli bir ihmallik kastederek söylemiyorum yani doktora gitme deneyimi de iyi hissettirmediği için bunu yaptırmayan o kadar çok insan var ki kaç tane kadının jinekologlarla olan deneyimi gerçekten nazik ve özenli burada amacım doktorlara kötü göstermek değil ama zaten çok tedirgin olarak gittiğimiz bu tip muayenelerde karşılaştığımız muamelenin de her zaman bize iyi hissettiren bir muamele olmadığını da söylemem gerekiyor. Mesela evli olmayan ama bakire de olmayan çok doğal olarak cinsel hayatına başlamış kadınların jinekoloğa gittiklerinde bununla ilgili bir önyargıyla karşılaştıklarını yargılayan gözlerle hatta sözlerle karşılaştıklarını hiç düşündük mü? Tam da bu sebeple birçok kadının cinsel hayatları başlamış olmasına rağmen aktif bir cinsel hayatları olmasına rağmen evlenene kadar jinekoloğa gitmediklerini biliyor muydunuz?
O yüzden yani bunlar çok önemli ve kendi bedenimizi duymak, dinlemek ve bunu yapabildiğimizde bununla ilgili yeterli, iyi ve nazik bir bakım alabilmek de çok kritik. Ve bunlar da aslında kadın olmakla çok ilişkili şeyler. Bu arada kendi cümlem içerisinde kendime bir şey hatırlatmış oldum. O da şu. Kadın olmak biraz da kendi bedenini çok da dinleyememek anlamına da geliyor bence. Çünkü o kadar çok dışarıdan ses geliyor ki biz kendi içimizde benim bir yerim ağrıyor mu? Bir sıkıntım var mı? İyi hissediyor muyum?
ya da ''Aa bir süredir şuram ağrıyor, ben bununla ilgili gidip bir kontrol yaptırayım'' gibi cümleleri de çok da fazla kuramıyoruz. Bir yandan da o çok fazla hassas görünmemek, zayıf görünmemek gibi maalesef amaçlarımız da olabildiği için buraları da atladığımız oluyor. Yine benzer bir şekilde depresyon, anksiyete gibi aslında ruhsal sağlığımızın kötüleştiği ve bizi olumsuz etkilediği durumlarda da destek almayabiliyoruz. Evet kadınlar daha fazla psikoloğa gidiyorlar ama bir yandan da kaç tane kadın depresyon içerisindeyken ya da yoğunluk halka içerisindeyken bunun sadece kadın olmakla ilişkili olduğunu duyuyor da bununla ilgili tedavi olmaktan kaçınıyor? Bence bunu da bir konuşmamız lazım.
O yüzden de yani o toplumsal olarak maruz bırakıldığımız beklentiler bizim hayatımızı, hayat kalitemizi, sağlığımızı etkiliyor. O yüzden tam da buralarda birazcık daha bunların farkına varmamız ve kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda hareket etmemiz gerekiyor. Bütün bunlardan bahsetmişken kadınların finansal özgürlüğü ve finansal olarak aslında yaşadıkları eşitsizlikten de bahsetmek istiyorum. Dediğim gibi ben bugün hiçbirinin aslında bahsettiğim başlıkların hiçbirinin detayına çok fazla girmedim. Böyle daha bir benim de sizinle bir kadın olarak dertleştiğim bir podcast olsun istedim.
Ama daha önce de söylediğim gibi daha derinlemesine konusunu istediğiniz herhangi bir konuya girebilirim. Burada zaten gelir uçurumu kadınla erkek arasında maaşlar konusunda ya da zaten kadınların çalışma hayatına entegrasyonu konusunda ya da maalesef ülkemizde kadınların eğitim hayatına entegrasyonu konusunda ciddi farklılıklar ve problemler olduğu için kadınların kendi hastalıkları söz konusu olduğunda bu İster fiziksel ister ruhsal olsun. Bunun ekonomik yükü de bence kadınları bu anlamda tedavi görmekten alıkoyabiliyor. Bu anlamda finansal olarak bir başkasına bağlı olmak da bizi kendi sağlığımızın arkasında durmaktan alıkoyabiliyor gibi hissettiriyor bana. O yüzden aslında bütün bunların ne kadar çok daha derin problemlerle ilişkili olduğunu da düşünmemiz lazım. Mesela birkaç tane örnek vermeye çalıştım ama kadın sağlığı ve hastalıkları dediğim zaman daha da örnekleri artırmak isterim. Kafanızda hem oluşsun diye hem de bu anlamda kendinizi değerlendirin diye sevgili
Beni dinleyen kadın dinleyicilerim. Mesela cinsellik esnasında hissedebileceğiniz bir ağrıdan tutun, memenizde hissedebileceğiniz bir kitleye kadar. Ya da cinselliğiniz içerisinde hissettiğiniz dalgalanmalardan, hormonal değişikliklere kadar. ya da mesela doğum sonrası yaşayabileceğiniz olumsuz duygulardan, anneliğinizle ilgili hissettiğiniz yetersizlik duygusuna kadar farklı farklı alanlarda aslında biz yeteri kadar doktor ziyareti yapmıyoruz veya kendimizi yeteri kadar iyi değerlendirmiyoruz. Bakın ben bunu itiraf etmekte hiç bir beis görmüyorum çünkü bu anlamda kendime hala kızgınım. Ben kızım doğduktan sonra kendimde postpartum depresyon yaşamışım. Bir psikolog olmama rağmen
Bu anlamda destek almadım çünkü itiraf edemedim kendimi. Keşke bugünkü aklım olsaydı hissettiğim duygular içerisinde bir an önce bir profesyonel konuşmayı tercih etseydim. Ama bunu yapamadım. Bunu da dediğim gibi söylemekten hiç çekinmiyorum çünkü ne olur sizler yapın isterim. Ya da mesela kaçınız?
Düzenli olarak meme kanseri anlamında kendimizi kontrol ediyoruz. Ya da düzenli mamografi çektiriyoruz yaşımız geldiğinde ya da ultrasonumuzu çektiriyoruz. Bunlar da çok önemli. Bunları hep attırıyoruz. Kendimizle ilgili şeyleri ihmal ediyoruz.
Kadınlar olarak kendimizi önemsememiz, sağlığımıza dikkat etmemiz çok önemli. Bu noktada size Garanti BBVA emekliliğin sunduğu önemli bir hizmetten, kritik kadın hastalıkları sigortasından bahsetmek istiyorum. Öncelikle bu sigorta kadınlara jinekolojik kanser türleri, meme kanseri ve tiroid kanseri risklerine karşı finansal güvence sağlıyor. Ayrıca kanser demişken artık kanser türlerinde erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de bu sigorta kapsamında senede bir kez ücretsiz mamografi hizmeti sunuluyor. Bu hizmetten yerlenerek yaptırılacak düzenli kontroller sayesinde meme kanserinin erken teşhisi ve tedavisi de mümkün hale geliyor. Yine hastalık halinde alabileceğiniz toplu parayla tedavi masraflarını ya da diğer tüm giderlerinizi karşılayabiliyorsunuz.
Tüm bunların yanında, kaza ve hastalık sonucu oluşabilecek maliyet ve yaşam kaybı durumlarında politikada belirlenen teminat tutarı hak sahiplerine ödeniyor. Kadınlar için son derece önemli olduğunu düşündüğüm bu kritik kadın hastalıkları sigortasına Garanti BBVA emeklilik de özel bir önem gösteriyor. Bu kapsamda bu sigorta Mart ayına özel bes yaptıran tüm kadınlara ücretsiz sunuluyor. Siz de bu özel tekliften yararlanmak isterseniz detaylara açıklamalardan ulaşabilirsiniz. O yüzden şunu söyleyeyim. Belki bununla da bitireyim hatta. Bu kadınlar gününde dediğim gibi benim sizinle dertleşme podcastım olsun bu birazcık da. Biz eğer toplumsal olarak baskılara uğruyorsak, engellerle karşılaşıyorsak, zaten bunlarla sürekli mücadele ediyorsak, Bunlar çok daha derin problemler ve bunların çözülmesi zaman alacak maalesef. Tabii ki bu anlamda mücadelemizi hiç bırakmayalım. Hepimiz bireysel olarak verdiğimiz mücadeleler de aslında toplumsal olarak değişikliklerle sonuçlanacak diye de umut ediyorum zaten. Ama bununla beraber bu toplumsal beklentiler ve baskıların daha ötesinde ben bireysel olarak kendi psikolojik ve fiziksel sağlığımı önemsediğimde, bunun için uğraştığımda, ben kendi hayatımı dengelemeye çalıştığımda, ben kendimi biraz olsun dinlemeye çalıştığımda, kendimi yetersiz hissettiğim noktada bununla ilgili destek alabilmeyi başardığımda aslında bir şeyler benim adıma farklılaşmış oluyor. Ve şuna da çok inanıyorum. Birimiz değiştiğimizde aslında etrafımızdaki başka insanlara da örnek oluyoruz. Böylece tek bir kişi birçok insanın farklılaşmasıyla toplum bile değiştirebiliyor bence. Bu hayal kurmak değil. Bu masal değil. Bu gerçek. O yüzden bu podcast'ı dinlediyseniz öncelikle dünya kadınlar gününüz kutlu olsun. İyi ki varsınız. İyi ki bir kadınsınız. Bütün zorluklarına ve mücadelesine rağmen kadın olmak çok güzel bir şey bence.
İkincisi de lütfen eğer size bunun için bir alan tanınmıyorsa bile siz kendi alanınızı açın, bunu talep edin, bunu yaratın ve lütfen kendinize iyi bakmak için elinizden gelen her şeyi yapın. Her birinize ayrı ayrı sevgilerimi gönderiyorum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.