Podcast

Seçim Analizlerinin Analizi

Fularsız Entellik

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Seçim yorumlama işini “siyaset bilimi”nden ziyade “eğlence sektörü”nün bir parçası olarak görürseniz rahat ederseniz



Konular:


Avusturya övme şenlikleri

Halkın yarısı 3 senedir tatile çıkmamış

"Size devleti tanıtacağız"

Sonuca bakıp hipotez uydurmak bilimse hepimiz Einstein'ız.

Moral bozucu: Emeklilerin seçime etkisi

Moral yükseltici: Muhalefet kurumu, kültürü

Girmediği seçimin kaybedeni olmak

Koltuğu bırakmıyor, bıraktıktan sonra da yaşamayı bilmiyorlar

Seçim sonucu görselleştirmelerine dair




Kaynaklar:


2024 Yerel Seçimi: Nasıl Görselleştirmeli?

https://www.mahfiegilmez.com/2024/04/secim-sonuclarnn-analizi.html









Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.453 kelime · ~12 dk okuma

Flarsızentell'e hoşgeldiniz. Bir süredir yoktum. Önemli bir şeyler oldu mu ben yokken? Özlemişim sanki karşımda duruyormuşsunuz gibi lak lak etmeyi.

İki dakika geyik yapalım ya sonra seçim gündemine geliriz. Bir yere kaçtı yok nasıl olsa. Epeydir yoktum çünkü dağlardaydım. Ufaklık doğaya alışsın, benim gibi gördüğü her yeşilliğe sadece ağaç diyebilen bir doğa cahili olmasın diye sık sık dağ bayıra gitmeye çalışıyorum.

Bizim buralar dümdüz gerçi. Zaten o yüzden zamanında atı olan herkes fethetmiş. At kiralayabilen bile fethedebiliyordur herhalde bir haftada. Ama bizim kendi atımıza atlayıp birkaç saatte Alplere gitme lüksümüz var.

Transkriptin tamamını oku

İsviçre tarafına değil de aynı dağın daha ucuzu Avusturya'da. Hatta daha da ucuzu Slovenya'da var. Cennet gibi yerler. Haritada zar zor görünen bir köyde kaldık mesela.

Belediye otobüsüyle kayağa gidebiliyordun. Oradan otobüs geçmesi bile mucize. Bir de alıp seni dağa çıkarıyor. Sosyal belediyecilik işte bu.

Herkesin sezonluk pası var zaten. Koşuya çıkar gibi kayağa gidiyorlar. Sıkılınca dağdan in, cam gibi göllerle dolu her yer, yürüyüşünü yap, oh mis! Orada ağaçların arasında bir yerde bir restoran buluyorsun, yediğinin içtiğinin kalitesi büyük şehirlerdekinden iyi.

Nasıl getiriyorlar oraya taptaze şeyleri? Yani hayat kalitesi deyince de benim aklıma hep Innsbruck yakınlarında yaşayan bir arkadaşımız geliyor, eleman robotik mühendisi. Fabrikada çalışıyor, iş sonrası otobüste daha çıkıp oradan paraşütle atlayıp eve dönüyor. Evin önündeki tarlaya iniyor yani.

Oraya indikten sonra, paraşütünü topladıktan sonra komşudan taze süt peynir alıp geliyor eve. Böyle bir hayat dengesi olabilir mi ya? Ben de zamanında iş günü ofise gitmek yerine kano gezisine çıkardım. Laptop plastik poşette.

Oradan çıkarıp toplantıya katılırdım. Ama şanslı olduğumu biliyordum. İş arkadaşlarım öyle yapmıyordu zaten. Avusturya gibi yerlerdeyse sanki isteyen herkes böyle bir dengeye sahip olabilirmiş gibi.

Yani iş hayatı, spor, doğa... Bunlar arasında denge tutturabilirmiş gibi bir hava var. Bilmiyorum, belki de hep böyle ara ara gittiğim için, kısa süreli kaldığım için her şey ekstra güzel gözüküyor. Çok övdük adamları ya.

Turizm Bakanlığı sponsor olmuşçasına övdük vallahi. Türkiye'ye dönelim. Ama bu konu bağlamında dönelim. Geçenlerde bir arkadaşla konuşuyordum, Kartalkaya'daki fiyatlardan bahsediyordu.

20-25 senedir gitmedim ben oraya. Hesap yaptık, uçağa atlayıp Avrupa'da bir yerlerde kaysa, yine İsviçre dışında bir yerlerde, hemen hemen aynı şey. Yani Türkiye her tarafı dağlarla çevrili ülke, kendimi bildim bileli kayak zengin sporu. Gerçi bakıyorsun ülkenin her tarafı denizle de çevrili.

Üstelik oralara teleferik inşa etmene gerek yok. Dümdüz yürü gir. Ama deniz tatili bile lüks. Genel olarak tatil lüks zaten.

Tüketici Birliği'nin bir araştırması var. Hemen anketlere başladım. 10 kişiden 6'sının sadece 1 haftalık bir tatil yapacak bile maddi imkanı yokmuş. Daha kötüsü halkın neredeyse yarısı son 3 senedir tatile çıkamamış.

Ki buradaki tatil tanımı illa öyle plajda güneşlenmek değil, evinden uzakta bir hafta geçirebilmek. Köyüne gidenler de tatil yapmış sayılıyorlar yani. İnsanların yarısı senelerdir bunu yapamıyor. Üstelik bu genel seçim öncesi tabloydu, araştırma 2022'den.

Şimdi gelelim son yerel seçimlere. CHP Tunç çağından beri ilk defa birinci parti oldu. Umarım benden bu sonuçları yorumlamamı, mesela Adıyaman'ın niye kazandıklarını açıklamamı beklemiyorsunuzdur veya Van'daki mazbata meselesini. Ya aslında o konu hakkında diyeceğim bir şey var.

Size devleti tanıtacağız diye sosyal medyada kampanya yapanlar gördüm. İktidar yalnız hesaplar tabii. Valla esas onlara devleti tanıtmak lazım çünkü devlete en az saygı gösteren onlar. Devletten anladıkları şey, anladıkları bile dememek lazım aslında bir hissiyat daha ziyade, bir kabadayılık hissiyatı duyuyorlar.

Halbuki bir devlet kanunlarıyla, kurumlarıyla vardır. Kafana göre anayasa mahkemesi kararını umursamadığın bir devlet olmaz mesela. Sınır güvenliği meselesi. Muhtemelen ABD'de Biden'a seçim kaybettirecek.

En azından son anketlere göre adam birkaç puan geride ve seçmenin ilk defa bir numaralı sorunu bu. Türkiye'de bu sorun bambaşka bir boyutta. Git İçişleri Bakanı'na tanıt devleti. Benzer şekilde git seçim adaylarını onaylayan YSK'ya, sicil taramalarını yapan emniyete tanıt devleti.

Ya kendine liberal diyen benim devlete saygım daha fazla bunlardan. Anlamadım bu işi. Gerçi liberalizmde devletin önemli bir rolü var da neyse boş ver o işleri. Bugün yapacağım şey seçim analizlerinin analizi.

Analiz oğlu analiz. Genel bir hayat tavsiyesiyle başlayayım. Seçim yorumlama işini siyaset bilimi olarak kabul etmeyin. Daha ziyade eğlence sektörünün bir parçası olarak görürseniz daha rahat edersiniz.

O insanlar da birer uzman değiller. Showmenler. Entertainer. Ya bir kere olmuş bitmiş bir şeyin neden tam olarak öyle olduğuna sebep bulmak dünyanın en kolay işi.

Yanılma neredeyse imkansız. Eğer sonuca bakıp hipotez uydurmak bilim olsaydı hepimiz Einstein olurduk. Mesela AKP kurmayları toplanmışlar geçen gün. Seçim sonuçlarını değerlendiriyorlar neden kaybettik diye.

Üç ana sebep varmış. Bir tanesi yanlış aday tercihi. Acaba kazanılmış bir seçimden sonra, kazandık ama yanlış aday tercihi yapmışız, adaya rağmen kazanmışız diyen bir rapor çıkmış mıdır hiç? Hep kaybedince aday yanlış olur.

Aslında bakarsanız medyadaki hemen herkesin işi sonuca göre hipotez uydurmak. Ekonomistler, astrologlar, spor yorumcuları... Ve maç sonucuna bakıyor adam. O sonucu kaçınılmaz gösterecek bir anlatı oluşturuyor.

Halbuki her şey öngörülemeyecek kadar ufak farklar yüzünden değişebilirdi. Mesela bir pozisyonda birisi 0.2 saniye daha erken davransa maçın sonucu değişecek. O yorumcu da bambaşka bir hikaye anlatacaktı.

Bambaşka bir hikayeyi kaçınılmaz gösterecekti. Bu mantık bence siyasette de işliyor. Yalnız oradaki fark şu, geriye dönük açıklamaların çoğu, kişinin zaten sahip olduğu inançları, davasını haklı çıkarmak için kullanılan açıklamalar. Mesela demin bir yorum gördüm.

''Halk artık ayrışmadan bıktı, israftan bıktı, nefretten ötekileştirmeden bıktı, kucaklayıcı söylem istiyor.'' Kelimesi kelimesine çevirmiyorum. Bu minvalde bir sürü yorum var zaten. Siz de görmüşsünüzdür.

Ya senin inanmak istediğin şey o. İnsanların sonunda uyanıp yeter artık demesini istiyorsun, bilinçlenmesini istiyorsun. Artık bilinçlenmek sana göre neyse. O yüzden böyle açıklamalar var.

Haklı olabilirsin de bir kendine sor. Ya arkadaş nereden biliyorsun bunun gerçek olduğunu? Kaç kişiyle konuştuğunda bu sonuca vardın? Hangi çalışmalara baktın?

Ben seçmen motivasyonuyla ilgili doğru düzgün veri göremiyorum genelde. Bunu elde etmek zor. Milletin kime oy vereceğini bulmak zorsa, neden oy vereceklerini saptamak daha da zor. Çünkü gidip böyle insanlara sorman yetmiyor.

İnsanlara kararlarının sebebini sorduğunuzda ölçtüğünüz şey bambaşka bir şey oluyor aslında. Bir sürü insan o anda yarattığı gerekçeleri söylüyor sana. Üstünde pek düşünmemişler. Şimdi telefonu açıp soruyorsun niye bu partiye oy verdiniz diye.

Aklına makul gelecek bir şeyler söylüyor. Kendilerine açıklama çabasını ölçmüş oluyorsun. Ama bazı insanlar onu bile yapmıyor. O hikayeleri bile umursamadan kendi hikayesini yazıyor işte.

Hani manem işkembeden salladın, bari dediğinin bir sağlamasını yapmaya çalış. Mesela ben böyle bir şey desem, halk israftan bıktı, yolsuzluktan bıktı, şundan bundan bıktı diye, bunların geçen seçimi neden belirlemediklerini açıklamak zorunda hissederdim kendimi. İlk cümlem o iddiaysa, ikinci cümlem de bu açıklama hakkında olurdu. Geçen gün Mahfi Eğilmez de yazmış, diyor ki, Hemen her yerde seçmen mesaj verdi yorumlarını görüyorum.

Ama anlayamadığım bir şey var. Daha bir yıl önce yapılan geçen seçimlerde mesaj vermeyen seçmen ne oldu da bir yıl içinde mesaj vermeye niyetlendi? Bunun birçok açıklaması olabilir. İnsan bunu açıklayamayabilir de.

Ama benim şaşırdığım şey, bu işten ekmek yiyen insanların dahi hiç umurunda değil. Sanki sadece o an içinde var oluyorlar. Geçmişte olan bitenler dediklerine alakadar etmiyor. Peki, geçmiş olayları analiz etmenin bir değeri yok mu?

Var tabii. Dünyayı daha iyi modelleyip geleceği daha isabetli tahmin etmeni sağlıyorlar. Ama bu alanda geleceğe yönelik yanlış tahmin için de bedel ödemiyorsun. İşin bir de o kısmı var.

Siz hangi yorumcunun yanlış seçim tahmini yüzünden işinden olduğunu gördünüz? Bu demek değil ki bu alanlarda işini iyi yapan yok. Ama işini iyi yapanla kötü yapanı ayırt edemiyorsun. Bir tek anketçilerin performansı göz önünde oluyor.

Rakamları karşılaştırabiliyorsun çünkü. Ama onların da işlerini korumaları performanslarından başka şeylere de bağlı. Mesela partilerle ilişkilerini iyi yürütebilmelerine bağlı. Sonuçta onların müşterileri.

Bunca lafın sonucu şu arkadaşlar. Bu konuda tahminler eğlence içindir, geçmişi yorumlamak da kendi inançlarımızı doğrulamak içindir. Arada sırada hakikaten iyi araştırılmış, iyi kurgulanmış bir mantıkla karşılaştığınızda seviniyorsunuz. Bonus oluyor.

Etrafta dönen açıklamalardan bir tanesine odaklanmak istiyorum. Emeklilerin seçime etkisi. Millet son ana kadar bir müjde beklemiş emekli zammıyla ilgili. Gelmeyince de AKP seçmeni sandığa gitmemiş.

Teori bu. Bir egzersiz yapalım. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz? Bir kere seçime katılıma bakarız.

Parti bazında farklı mıymış? AKP'nin normalde güçlü olduğu sandıklarda katılım düşmüş mü? Daha doğrusu diğer sandıklardaki katılımla kıyaslanınca ne kadar düşmüş? Buna bakarsın.

%8, %10 öyle bir şey bulmuşlar. Detayı önemli değil. İkincisi, emeklilerin katılım oranına bakarız. Yani düşük katılımın sebebi emekliler mi?

Ben bunu bulamadım. Belki siz duymuşsunuzdur. Üçüncüsü, emekliler sonucu etki edecek durumdalar mı? Yani onların katılımı düşük olsa ne yazar?

Evet, baya bir şey yazar. Çünkü her dört seçmenden biri emekliymiş. Mutsuz olmaları için de sebep bol. En düşük emekli maaşı 300 dolar.

Günde 10 dolarla geçinmen lazım yani. Bugün şunu öğrendim, AKP iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı asgari ücretten fazlaymış. Şimdi neredeyse yarısı seviyesinde. Asgari ücret arttığı için değil, o da günlük 20 dolar bile etmiyor.

Dolayısıyla herkes fakirleşmiş, emekli ekstra fakirleşmiş. Yalnız tüm bunlar yeterli değil. Son ana kadar müjde bekliyorlardı kısmının doğrulanması için. Anketlerin de bunu göstermesi lazım.

Anladığım kadarıyla son bir hafta 10 güne kadar İstanbul'u kafa kafaya gösteriyorlarmış. Tabii nihai fark 12 puan oldu. Başka yerlerde de öyle. Demek ki hakikaten son dakikada bir şeyler değişmiş.

Daha kapsamlı bir araştırma gelene kadar bu emekli açıklaması makul bir açıklama. Belki bunu söyledikten bir ay sonra bu yanlışlanacak. Önemli olan kısım o değil. Şimdilik bunu doğru kabul edelim.

Bu açıklamanın sonuçlarını düşününce biraz moralim bozuluyor benim. Demek ki bunlar seçim öncesi zam yapsalardı. Tüm olanlara rağmen yine birinci parti olarak kalacaklardı. İstanbul-Ankara'yı belki kaybedebilirlerdi ama oralarda bile belediye meclislerinde bu kadar hezimete uğramazlardı.

Ve bugün yapılan o analizlerin, o hikayelerin, efendim halk şundan bıktı buna yeter dedi gibi anlatıların hiçbirini duymayacaktınız. Aynı futbol örneğindeki gibi. İşin esas saçma tarafı tabii, emekli maaşıyla yerel seçimin hiçbir alakası yok. Ve iktidar, ülkenin tamamının geleceğini ipotek ederek böyle sorunları halının altına itebilir.

Zaten yıllardır yaptığı şey. Yani borçlan, para bas, yabancılara mal mülksat, ne yaparsan yap, bir şekilde millete 3-5 kuruş sus payı ver, şu seçim dönemini atlatalım da gerisine bakarız. Bunu yaptılar, yaptılar, en sonunda yapmadılar. E şimdi bu açıklamadan çıkarılan ders ne?

Yapmaları gerekirdi. Olması gereken bu değil, siyasetçinin çıkaracağı ders bu. Ben o yüzden hiç iyi hissetmiyorum. Eğer bu açıklama geçerliyse gayet moral bozucu olur.

Evet, millet birilerine ders verdi ama akıllandığından değil, açlıktan delirdiği için ders verdi. Moralimi düzelten bir şey var yalnız, o da muhalefetin bir kurum olarak dağılmamış olması. Bizim genel seçimler öncesi Macaristan seçimleriyle paralellik kurmuştum hatırlarsanız. Yenilgiyi idare etme biçimlerinin yenilginin kendisi kadar yıkıcı olduğunu söylemiştim.

Çünkü seçim sonrası muhalefet koalisyonu omuz omuza ekrana çıkıp umut verici bir konuşma bile yapamamıştı. Kaybeden adayını tek başına bırakıp dağılmıştı. Muhalefet partilerinin kaybetmesi ayrı bir şey. Muhalefet kavramının kaybolması ayrı bir şey.

Gelecek seçimde kim muhalefet olacak ki? Noktasına gelmek ayrı bir şey. Türkiye'de muhalefet var. Teşkilatlı, kaynaklı, en önemlisi adaylı.

Ve muhalefet içinde onu yıkmayacak kadar bir miktar rekabet olması da iyidir. Bunlar bir sonraki seçim dönemi için insana umut veriyor. Yani ben deminki örnekle beraber düşündüğümde Türk halkının geneli hakkında hiç iyimser değilim, bilinçlenmesi hakkında falan ama örgütlü muhalefet hakkında iyimserim. Tabi muhalefet demişken Kemal Kılıçdaroğlu'nun girmediği seçimin de en büyük kaybedeni olmayı başarması bana inanılmaz geldi.

Haksızlık yetmeyeyim gerçi. İyi Parti de çok büyük kaybetti MHP'de. Bu süreçleri takip etmediğim için sıralamasını siz daha iyi yaparsanız. Sadece şunu söyleyeyim.

Genel seçimle yerel seçimi karşılaştırmak elbette yanlış. Ama insanların algısında adam gider gitmez CHP birinci parti oldu düşüncesi hemen yer etti. Eğer genel seçim akşamı istifa etseydi... benim öyle saf saf beklediğim gibi, işte Türkiye'yi tanımadığım oradan belli, bence bu algı yerleşmezdi.

Hatta ya adam fedakarlık yaptı, onurlu davrandı diye bu başarıdan kendine pay bile çıkarabilirdi. Neyse bunlar artık halamın sakalı olsa muhabbeti. Ama şunu da atlamayalım ya, ben Türkiye'yi tanımıyorum dedim de siyasetçi denen varlığı da tanımıyorum aslında. Çünkü ben onları bana benzerlermiş gibi değerlendiriyorum da farklı bir tür onlar.

O noktaya gelebilmek için farklı bir insan olmak lazım zaten. O noktada senelerce durmak için de farklı bir insan olmak lazım. Bu her yerde böyle ama bizde siyasetçiler emekli olmasını da bilmiyorlar. Koltuğu bırakmaları ayrı dert.

Koltuğu bıraktıktan sonra yaşamayı bilmiyorlar. Bakıyorsun diğerlerine, gidiyor kendine bir vakıf kuruyor. Hayır işlerine adıyor kendini. Sağda solda konuşmalara gidiyor.

Uluslararası toplantılara katılıyor. Katacağı bir şey var. Kendini tatmin edecek bir yol var. Yani bir köşeye çekilip Kenan Evren gibi resim yapmalarını da beklemiyorum.

Egolarını tatmin etmeleri gerekecektir ama bunu aktif siyaset dışında yapmanın yolları var. Var da bu saydıklarımı yapmak için belli bir birikim ve vizyon lazım. Ben hayal edemiyorum mesela Devlet Bahçeli'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun böyle yaşayabileceğini. Tayyip Erdoğan'ın ne yapacağını hiç hayal edemiyorum zaten.

Hadi bunlar neyse. Yüzde 1-2 alanların da çoğu aynı kafada. Gitmiyorlar bir türlü ya. Geçen gün Cem Toker 2015'te paylaştığı bir resmi yeniden paylaşmış.

Plajda elinde kum kovası var. Altında da seçmen bize gidin kumda oynayın mesajı verdi yazıyor. Sık sık söyler zaten bunu. Böyle insanlar istifa edip başka bir hayat kurabiliyorlar.

Zaten iş hayatından gelmiş. Yani siyaset dışında birisi olmuş. Ama diğerleri siyaset dışında hiç kimse olacakları için emekli olmasını da bilmiyorlar. Şimdi siyasetle alakasız ama bence önemli bir konuyla bitirmek istiyorum.

Deniz Cem Önduygu diye birinin bir blog yazısına rastladım. Twitter'dan beni takip ediyormuş. Belki bu podcasti de dinliyordur. Selamlar.

Seçim sonuçlarının görselleştirilmesiyle ilgili bir şeyler yazmış. il il kazananın rengine boyanan o seçim haritalarının çok yanıltıcı olduğunu söylüyor. Bir kere nüfusu az, yüz ölçümü büyük olan bölgelerin orantısız bir etkisi oluyor. Ben de bunu seneler önce bir yerlerde yazmıştım.

ABD seçimlerinde hep aynı şey olur çünkü. Bakarsın eyaletlerin içindeki o ilçelere, bölgelere, her yer kıpkırmızı, cumhuriyetçiler almış, ortada bir iki tane mavi nokta var. E oralar şehirler, diğer yerler kırsal, kimse yaşamıyor. Ama haritaban başka bir hikaye anlatıyor.

Nüfusa orantılı olan görselleştirmeler çok seyrek kullanılıyorlar. Vloglarda falan oluyor da televizyonda görmüyorsun mesela peki. İkincisi, bir bölge %90'la, %95'le bir partiye gitmişse de aynı renge boyanacak, %25-30'da kazanılmışsa da. Hele hele kafa kafaya giden iki tane aday var mesela.

İki büyük koalisyonun yarışı olsun. Biri %51'le kazanmış. Yine onun rengine boyuyorsun. Çok çarpıtıyorsun sonuçları.

Benim tahminim, tamamen subjektif görüşüm, bunlar hep azar azar insanların aklında yer eden şeyler. Kimsenin vereceği oyu değiştirmiyordur da sandığa gidip gitmemesini etkiliyordur. Peki doğru görselleştirme yöntemi ne? Bilmiyorum, duruma göre değişir.

Belki de doğrusu birkaç yöntemi bir arada kullanmak. Tek bir harita yerine üç tane alt alta koy. Her bir harita insana başka bir bakış açısı versin. En sonunda Deniz de şöyle demiş, alıntılıyorum.

Bilgi tasarımının amacı her zaman her konuyu bir bakışta en basit şekilde anlatmak olmamalı. Bazen bizden biraz daha zaman ve emek talep ederek daha gerçekçi ve zengin analizler yapabilmemize olanak sağlamalı. Güzel demiş. Bu güzel nasihatle da bölümümüzü bitirelim.

Şimdi size en başta dağ başındaydım falan dedim ama orada boş durmadım. Yapay zeka üstüne çalıştım. Hakikaten çalıştım bir yandan kurslar aldım. O güzel doğanın ortasında yapay yapay işlerle uğraştım.

Bu insanlığın sonu serisinin finalini yapacaktım. Ama her zamanki gibi detaylara girince gaza geldim. Felaket tellallığı yapmakla yetinmeyelim. Hatta sadece chat GPT gibi büyük dil modelleriyle de yetinmeyelim.

Ta 1950'lerden bu yana farklı yapay zeka yaklaşımlarını anlatayım dedim. Bilene de bilmeyene de uygun bir şeyler hazırlıyorum. Yakında görüşeceğiz. O zamana kadar siyasi analizlere dediğim gibi kafa sağlığınız açısından eğlence muamelesi yaparsınız.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)