Podcast

100 - Uykusuz Bir Gece: Kenneth James Parks

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

24 Mayıs 1987 gecesi Kenneth James Parks ve ailesi kendilerini hiç ummadıkları bir durumun içinde buldu.

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Kadir Can Değer
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Kenneth: Kadir Can Değer
Karen: Hazal Beril Çam
Marlys: Şevval Balkan
Barbara: Kevser Biçici



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.474 kelime · ~12 dk okuma

Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? Ah siktir! Ne olmuş lan? İyi misiniz? Her yeriniz kan içinde. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sanırım birilerini öldürdüm.

Ben Sezgi Aksu. Burası karanlık dosyalar. Bu bölümde dünyanın en ilginç dosyalarından biri olan Kenneth James Parkes davasından bahsedeceğim sizlere. Ne dersiniz? Uykuları kaçıran 24 Mayıs 1987 gecesine gitmeye hazır mısınız?

Kenneth James Parks 1964 yılında Toronto'da doğdu. Ken'in babası onları 4 yaşındayken terk etmişti. 3 çocuğunu yalnız başına büyütmek istemeyen annesi çok geçmeden evlendi. Ken'in yeni üvey babasıyla Yıldız'ı bir türlü barışmadı. Öz babası hala Toronto'daydı. Fakat onunla da pek yakın olduğu söylenemezdi. Babasız geçen bir çocukluğun ardından Ken, 15 yaşında genç bir delikanlı olmuştu.

Transkriptin tamamını oku

Annesi ve üvey babası başka bir şehre taşınmak istediklerini ve Ken'i de yanlarında götüreceklerini söylediler. Fakat Ken yaşadığı şehri terk etmek istemiyordu. En azından bu şehirde onu gerçekten seven bir kişi var diye düşünüyordu. Büyük Annesi. Ken uzun uğraşlar sonucunda annesini ikna edebilmişti. Nihayetinde annesinden uzakta Toronto'da büyük annesinin yanında kalmasına izin verildi.

Aile hayatındaki sorunlar Ken'in okul hayatına da yansımıştı. Hiçbir zaman öğretmenleri tarafından sevilmeyen, haylaz bir öğrenci olmamıştı. Fakat parlak bir öğrenci de sayılmazdı. 11. sınıfta okulu bıraktı ve bir süpermarkette reyon görevlisi olarak işe başladı. Artık kendi parasını kazanıyordu. İşte bu markette bir gün bir şey hissetti. Daha önce yabancısı olduğu, hayatını değiştirecek bir his.

Kenneth James Parks aşık olmuştu. Karen isimli bu kızla markette daha fazla karşılaşacak ve her karşılaşmada biraz daha yakınlaşacaklardı. Karen sürekli hazır gıda alıyordu. Ken bu durumu ilk başlarda garipsememişti. Fakat merak etmeden de duramıyordu. Nedenini ilk buluşmalarında öğrendi.

Peki... Bu nasıl? Şimdi ne oldu? Şimdi de bir vampirim. Of, sen çok komiksin. Tüm kanını emeceğim. Tüm ailenin kanını emeceğim. Tamam, yeter. Çıkart şu patates kızartmalarını artık ağzından. Ben... Ben gülersin diye düşünmüştüm. İnsanlar bize bakıyor. Özür dilerim.

Tamam pardon ya ben özür dilerim çok gereksiz yere çıkıştım. Ailenle ilgili bir sıkıntın mı oldu? Karen bir kaçaktı. Ailesinden kaçıyordu. Annesi Barbara ve babası Deniz kötü insanlar değillerdi. Fakat Karen ergenliğin verdiği heyecandan olsa gerek evden kaçmış ve bir arkadaşının bodrumunda yaşamaya başlamıştı. Ken bunları ilk defa duyuyordu. Karen'in ailesiyle ilgili daha çok soru sordu.

Karen anlattıkça, Ken'in içerisinde bir şeyler onu dürtmeye başladı. Kendi ailesi ona karşı hiçbir zaman böylesine sevecen olmamıştı. Hiçbir zaman ebeveynleri tarafından sevildiğini hissetmemişti. Karen'in ailesinin bunları hak etmediğini düşünüyordu. Buluşmalarının sıklığı epey artmıştı. Artık sevgili olmuşlardı. Fakat Karen'in ailesiyle görüşmüyor olması Ken'in canını sıkıyordu.

Karen'in bu tavırlarını şımarıkça buluyordu. Bunun böyle sürmesine göz yummak istemedi. Karen! Karen, şunun sesini biraz kısar mısın? Efendim? Sesi diyorum, sesi! Biraz kıs! Niye fişini çekiyorsun şimdi? Sana bir sürprizim var. Ne sürprizi? Nereden çıktı yani şimdi sürpriz?

Anne? Baba? Karen çok sinirlendi. Fakat ailesini görünce onları ne kadar özlediğini fark etti. Annesine sarıldıkça Ken'e duyduğu öfke yavaş yavaş sönüyordu. Daha sonraları bu his bir minnete bile dönüşecekti.

Annesi Barbara ve babası Dennis Woods'un da kendilerine kızlarını tekrar bahşeden bu kibar delikanlıya hemen kanları ısınıvermişti. Ailelerinin onayını alan iki aşık evlenmeye karar verdiler. Ken yıllardır eksikliğini hissettiği ailesini sonunda bulmuştu. Dünyada ondan mutlusu yoktu. Karen'ın ebeveynleri için de Ken kendi oğulları gibiydi.

Fakat mutluluğuyla beraber sorumluluğu da artmıştı. Artık daha fazla para kazanması gerekiyordu. Süpermarketi bırakıp bir elektrik dağıtım firmasında işe girdi. Mutlu aile hayatı iş yerindeki başarısına da etki ediyordu. Kısa sürede iş yerindeki arkadaşları tarafından sevilmiş, aldığı terfilerle proje yöneticiliğine kadar yükselmişti.

Evliliklerinden bir yıl sonra Ken ve Karen çiftinin ailesine yeni bir üye katılacak bir kızları olacaktı. Barbara ve Deniz ise henüz kırklı yaşlarının başında büyük anne ve büyük baba olacaklarından canları biraz sıkılsa da ailelerine katılacak bu yeni bebek fikri yaşlanma korkularına ağır basıyordu. Şüphesiz ki bu habere en fazla sevinen kişi kendi. Fakat karısının hamilelik haberiyle beraber stresi artmıştı.

Üstelik iş yerinde aldığı terfi de iş yükünü arttırmıştı. Stresini fark eden arkadaşları kafasını dağıtması için Ken'i at yarışı izlemeye davet etti. Biraz rahatlamaya ihtiyacı olan Ken bu teklifi kabul etti. Üstelik havada çok güzeldi. Buraya kadar gelmişken neden bir bahis oynamayayım ki diye düşündü. Şans yüzüne gülmüştü.

İlk kuponundan iyi bir meblağ kazandı. Bunun yeni doğacak kızının uğuru olduğuna inanan Ken burada durmadı. Ken'in bu yeni alışkanlığı ilk başlarda iyi kazandırıyordu. İşler yolunda gittiğinden bahisleri de artırmaya başlamıştı. Kazandığı zaman çok daha fazla kazanıyordu. Fakat kaybettiğinde...

Acemi şansı gittikçe tükenen Ken kazandığı paranın üstüne o ayki maaşının da önemli bir kısmını kaybetti. Üstelik çocuğu doğmak üzereydi. Bir çözüm yolu arıyordu. Kara'nın hamilelikten dolayı son zamanlarda dalgınlığı artmıştı. Ken canından çok sevdiği karısını kandırıp bir şekilde ondan imza alarak ortak birikim hesaplarından para aldı.

Sonuçta çektiği parayı oynadığı bahiste katlayıp yerine daha fazlasını koyacaktı. Ancak işler hiç de planladığı gibi gitmedi. Birikim fonundaki para da suyunu çekmişti. Metaliksiz ve çaresiz kalanken iş yerinde zimmetine para geçirmeye başladı. Bu işi ufak tefek meblalarla yaptığı için ilk başta kimse anlamıyordu.

Ancak bu durum onun kaygısını gittikçe artırıyordu. Normalde deliksiz bir şekilde uyuyanken, geceleri en fazla 3-4 saat uyuyabiliyor, ardından da işe gidiyordu. Tüm bu olumsuzlukların üzerine sonunda çok güzel bir şey oldu. Ken ve Karen'ın çocukları doğdu. Nur topu gibi bir kızları vardı. Fakat Ken'i dünyanın en mutlu insanı yapan bu haber, aynı zamanda dünyanın en stresli insanına da dönüştürecekti. Zar zor uyuduğu o dört saati de artık bebeğin ağlamasından uyuyamaz olmuştu. Bu yorgunluk ve stresten kaçıp da nefes alabildiği tek yer, artık müdavimi haline geldiği hipodromdu.

Etrafındaki arkadaşları sürekli kaybetmesine rağmen hala nasıl olup da her gün oynamayı başardığını merak ediyorlardı. Bir gün bu meraklarını giderecek bir olay meydana geldi. Ken kovuldu. Kumar alışkanlığı yüzünden şirketin kasasından zimmetine tam 30 bin dolar geçirmişti. İş yerindeki tavırları ve çalışkanlığı için şirket davacı olmak istemedi. Sadece çaldığı parayı yerine koyması yeterliydi.

Tüm bu olanları artık Karen'den gizleyemezdi. Olanları duyan zavallı kadın şoka uğramıştı. Dünyanın en kibar erkeği, en düşünceli kocası Ken mi yapmıştı tüm bunları? Karen, Ken'in gözlerindeki pişmanlığı ve çaresizliği görüyordu. Bir yol bulmaları lazımdı. Oturdukları evi satışa çıkaracaklardı. Ken de kumarı bırakacaktı. Fakat her bağımlı gibi içi içini yiyordu.

Tek bir galibiyetle her şey değişebilirdi. Borcunu ödeyebilir, evlerini kurtarabilir, hatta kızlarının geleceği için kenara para bile koyabilirdi. Tabii ki o galibiyet hiçbir zaman gelmedi. Tekrar başa dönmüştü. Üstelik evlerine bir alıcı çıkmadığı için şirketine olan borcunu da ödeyememiş ve hakkında dava açılmıştı. Artık neredeyse hiç uyuyamaz hale gelmişti.

Aynada gördüğü yüzden nefret ediyordu. Fakat bu yüzü çok seven biri vardı. Sevgilim biz bu hayatı paylaşmıyor muyuz? Evet. O zaman gel beraber halledelim bu işi lütfen. Bak sen tamam bir takım işleri açtın başına. İstemeden yaptın bunların hepsini ben biliyorum. Ama bak ben buradayım. Kızımız burada. İzin ver sana yardım edelim bir tanem lütfen. Karen, Ken'i ikna etmeyi başarmıştı.

Ken bir bağımlı olduğunu ve profesyonel bir destek almanın hiç de utanılacak bir şey olmadığını kabul ediyordu artık. İlk iş olarak adsız kumarbazların toplantılarına katılacaktı. İlk toplantı 20 Mayıs'taydı. Utana sıkıla gittiği bu toplantıdan biraz daha rahatlamış bir şekilde çıkması gerekiyordu. Fakat işler pek de öyle gitmedi.

Danışmanları yaşadığı krizi tüm aileye anlatmasını tavsiye etmişti. Karen da bu fikre oldukça sıcak yaklaştı. Önce Ken'in büyükannesine gidecekler, ertesi günde Barbara ve Denise'e durumu açıklayacaklardı. Tüm plan hazırdı. Ken ise hiç olmadığı kadar stresliydi.

Ona güvenen tüm bu insanlara bunu nasıl açıklayacaktı? 22 Mayıs Cuma gecesi yatağına yattı ancak gözünü bile kırpmadı. Ertesi gün babaannesine gidemeyeceğini, Deniz ve Barbara'yı ziyaretlerinden sonra uğrayıp olanları anlatacağını söyledi. Bunun yerine stresini boşaltmak için arkadaşlarıyla rugby oynamayı tercih etti. Ken öğleden sonra 2.30 civarında eve döndüğünde Karen çok öfkeliydi.

Hayatları mahvolmuşken nasıl dışarı çıkıp arkadaşlarıyla spor yapabilirdi? Bunun üstüne çok ciddi bir şekilde kavga ettiler. Karen 16.30'da kızlarını Ken'e bırakıp işe gitti. Ken akşam yemeğini yedi, sonra küçük kızına yemek yedirdi, onu yıkadı, akşam 8.30'da uyuttu. Uykuya dalınca oturma odasına gitti ve Karen eve gelene kadar televizyon izledi.

İşten yorgun argın gelen Karen zaten küs oldukları Ken'le oturmak yerine direkt yataklarına gitti. Ken televizyonu izlemeye devam etti. Yavaş yavaş uykusu gelmeye başlamıştı. İzlediğini hatırladığı son program gece 1.30'daki Saturday Night Live'dı.

Ken bir anda uyuyakaldığı koltuktan fırladı. Sinirli adımlarla yürümeye başladı. Üzerinde hala pijamaları vardı. dış kapıya doğru yöneldi. Terliklerini çıkarttı ve ayakkabılarını giydi. Portmantodan evinin anahtarını, arabasının anahtarını ve kayınvalidesiyle kayınpederinin evinin yedek anahtarını aldı. Kapıyı açtı ve evinden dışarı çıktı. Gece geç saatti ve ortalık epey ıssızdı. Bu saatlerde dışarıda dolaşmak Ken'in pek de alışkanlığı değildi. Üstelik çıkarken evinin kapısını da kilitlememişti.

Gecenin karanlığında yürümeye başladı. Arabasına bindi. Kontağını çevirdi ve arabasını çalıştırdı. Parlarını açarak gecenin karanlığını bir nebzede olsun aydınlattı. Artık yola çıkabilirdi. Hiçbir şekilde yolu karıştırmadan 23 kilometre ötede yaşayan Barbara ve Deniz'in evine ulaştı. Arabasından indi ve bagajına doğru yürüdü.

Bagaja şöyle bir baktı. Gözüne bijon anahtarı ilişti. Elini aldı ve bagajın kapağını kapattı. Kendilerinde durması için verilen yedek anahtarla kapıyı açtı ve içeri girdi. Önce mutfağa doğru yöneldi. Mutfak evin girişine oldukça yakındı. Tezgah mutfağın girişindeydi ve bıçaklar üzerinde duruyordu. Eline ilk gelen bıçağı aldı.

Daha sonra yavaş yavaş hiç acele etmeden üst kata çıktı. Üst kata vardığında Barbara ve Dennis'in yatak odasının kapısında durdu. Ardından kapıyı açıp içeri girdi. Kayınvalidesi de kayınpederi de uyuyordu. Ken'in geldiğini fark etmemişlerdi. Ken hemen Dennis'in yanında duran yastığı aldı ve tüm gücüyle zavallı adamın yüzüne bastırdı.

Bu esnada elinde tuttuğu bıçağı da saplıyordu. Acı içindeki adamcağızın sesine karısı da uyandı. Ken adeta çıldırmış gibiydi. Kendi annesinden çok sevdiği Barbara'yı duymuyordu. Barbara'nın sesinden rahatsız olduğu için kafasına bijon anahtarıyla vurdu. Barbara oracıkta bayılmıştı.

Fakat elindeki bıçağı bu sefer barbaraya saplamaya başladı. Sanki en büyük düşmanıymış gibi kayınvalidesini defalarca bıçakladı. Duyduğu bir ses dikkatini dağıttı. Bir kapı sesiydi. Kanlar içerisindeki kayınvalidesi ve kayınpederini bırakıp odadan çıktı. Yavaş adımlarla merdivenden aşağı indi. Onu abileri olarak gören iki baldızın odasına yöneldi.

Usulca kapıyı açtı. Odada kimse yoktu. Anne ve babasının odasından gelen sesleri duyan kızlar korkup evden çıkmışlardı. Bunun üstüne Ken dış kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açtı ve evden çıktı. Arabasına bindi. Karşıdan gelen arabanın parları gözlerini aldı. O an elindeki kanları fark etti. Bir acı duymuyordu.

Bunlar kendi yarası olamazdı. Üstelik sadece elleri değil, üstü başı her yeri kan içindeydi. Saat 4.45'te karakoldan içeri girdi. Yaptığı ihbar sonrasında olay yerine varan ekipler, dehşet bir manzarayla karşılaştılar. Kanlar içinde yerde yatan Barbara, olay esnasında hayatını kaybetmişti. Deniz ise biraz daha şanslıydı. Hemen yoğun bakım alındı.

Ken sorguda tutarlı bir ifade veremiyordu. Olanları ancak aradan geçen birkaç saatin ardından anımsayabilmişti. Hatırladığı son şeyin Saturday Night Live olduğunu, ondan sonra da belli belirsiz kayınvalidesinin kanlar içindeki yüzünün hafızasında belirdiğini söylüyordu. Ellerindeki yaralarsa ciddiydi.

Böylesi bir yaralanmadan sonra ağrısız bir şekilde durabilmesi imkansızdı. Olayın şokuyla olabileceğini düşünen polisler, Ken'i hastaneye sevk ettiler. Hastanede geçirdiği üç günün ardından gözaltı merkezine götürüldü. Sorgusu burada devam edecekti. Yapılan tüm sorgulara rağmen Kenneth James hiçbir şey hatırlamadığını söylemeye devam etti. Kimse ona inanmıyordu. Herkes Kenneth James Parks'ın acımasız bir katil olduğuna emindi. Bir kişi hariç.

Merhaba, ben avukatın Merlis Edward. Sana birkaç sorum olacak, bunları cevaplasan iyi olur. Neyi savunacağımızı bilelim değil mi? Hatırlamıyorum. Karının ailesiyle ne gibi bir problemin vardı? Hiç. Bunları kendi anne babamdan daha çok severdim. Severdin? Şimdi sevmiyorsun yani? Hayır. Şeyden dolayı. Neyden dolayı?

Ben öldürdüm onları. Beni sadece sevdiler. Ağlayacak mısın bu konuda gerçekten? Hiçbir şey yapmadılar bana. Dünyanın en rezil insanıyım. Tamam konuya dönelim. Saldırdığın bıçak vutsların bıçağıymış. Bir anlık öfkeyle mi yaptın? Hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum diyorum sana. Anlamıyor musun? Bana bak. Ben buraya sana yardımcı olmak için geldim. Yediğin her boku anlat da ona göre çözüm üretelim.

En son evimdeki kanepede televizyon izlediğimi hatırlıyorum. Sonra? Sonra da buradayım işte. Marlis'in bir katili gözünden tanıyacak kadar fazla tecrübesi vardı. Ama bu olayda bir gariplik sezdi. Hemen bir psikologla görüşme ayarladı ve sezilerinde yanılmadığını gördü. Yapılan tetkiklerin ardından Ken'in hiçbir şey hatırlamadığı ortaya çıktı. Psikolog, şok içindeki insanlarda da bunun görülebildiğini söyledi. Fakat gerçek daha sonra ortaya çıkmıştı. Ken bir uyur gezerdi.

Sadece kendisi de değil, ailesinde tam 20 kişi de vardı bu durum. Hatta annesinin ifadesine göre, Ken daha 6 yaşındayken bir gece onu 6. kattaki evlerinin penceresinde ayaklarını aşağı sarkıtmış bir şekilde otururken bulmuştu. Yine de bu durumda bir gariplik vardı. Ailesindeki en ağır uyur gezer kişi bile en fazla evinin bahçesine kadar çıkabilmişti. Bahçenin kapısını açamadığı için kapının önünde uyurken bulunmuştu.

Ken ise gecenin karanlığında tam 23 kilometre yol gitmişti. Trafik ışıklarında durmuş, iki kavşaktan geçmiş ve Woods'ların evine ulaşabilmişti. Bir uyurgezer uyku esnasında cinayet işleyebilir miydi? Soruşturma sırasında uzmanlar Ken Parks'a uyku testleri yaptı ve uykusunun son derece düzensiz olduğu tespit edildi.

Beyninde, gecede 10 ila 20 kez uyanmak istemesine yol açan bir anormallik vardı. Bu sonuçları çarpıtmanın hiçbir yolu yoktu. Ken'in testlerinden toplanan verilerle, doktorlar araba sürerken ve cinayet sırasında uyuyor olmasının mümkün olduğuna inanmaya başladılar. Soruşturma ilerledikçe, Ken'in Barbara'nın ölmesini istemesine neden olacak bir şey bulamadılar.

Ayrıca Ken'in hikayesi çok tutarlıydı. Sorgulayıcılar onu kandırmak ve hikayesinde gedikler açmak için ellerinden geleni yaptılar. Fakat hiçbir şekilde başarılı olamadılar. Ken en başından beri ne diyorsa onu savunuyordu. Ken şiddet yanlısı bir insan da değildi. Aksine Ken'i tanıyan çoğu kişi onu şimdiye kadar tanıdığı en iyi adam olduğunu söylerdi. Doktorların bu anomeliğe bir tanı koyması gerekiyordu.

Ken'e resmi olarak bir uyku bozukluğu türü olan parasomni teşhisi konuldu. Bu araştırmalar esnasında Ken'in 11 yaşına kadar altını ıslattığı, her zaman çok derin uyuyan ve uykusunda sık sık konuşan biri olduğu öğrenildi. Tutuklu yargılandığı dönemde hücre arkadaşları da Ken'in geceleri sık sık uyandığını ve yatağında doğrulup bir dakika boyunca mırıldandığını söylemişlerdi. Kenneth bunların da hiçbirini hatırlamıyordu. Bir süre ertelemenin ardından 1992 yılında Kenneth James Parks'ın davası tekrar görüldü. Sayın Yargıç, değerli jüri üyeleri,

Müvekkilim Kenneth James Parks, çevresi tarafından sevilen, seveceğinliğiyle tanınan, hayatında bilerek ve isteyerek hiçbir canlıya zarar vermemiş bir kişidir. Fakat Sayın Parks'ın bir sağlık problemi var. Ailesinde de hali hazırda 20 kişi de olduğunu tespit ettiğimiz bir uyurgezerlik hastalığına sahip. Bu hastalığın bir akli dengesizlik hali değil, Bir tür uyku bozukluğu durumu olduğu saygıdeğer Kanadalı doktorlarımızın bilirkişi raporlarıyla da sabittir. Müvekkilim ekonomik olarak zor durumdan geçtiği bir dönemdeydi. Yoğun bir stres altında kaldı. Olaydan önce tam 48 saat uyumadığına eşi Karen Parks da Tanrı huzurunda şahitlik etmiştir.

Uyurgezerlik tanımı gereği otomatist bir durumdur. Yani müvekkilimin bu durumdayken yaptığı hiçbir davranıştan haberi yoktur. Avukat Merlis Edward'ın yaptığı bu savunma hem jüriyi hem de yargıcı oldukça ikna etmişti. Dersine iyi çalışan Merlis, iddialarını desteklemek için uyurgezer durumda işlenmiş 35 cinayet vakasına da atıfta bulunmuştu. Tıp bilimi, hukuk, jürinin çoğunluğu, yargıç, hepsi Kenneth James Parks'ın yanındaydı. Hatta annesi öldürülen biricik eşi Karen bile. Sonunda yargıç kararını verdi. Kenneth James Parks beraat etmişti. Fakat bu beraatten ne karısı ne kayınpederi hiç kimse mutlu olmamıştı. Ken'in kendisi bile. Karen her ne kadar eşinin isteyerek yapmadığını bilse de evliliklerini daha fazla sürdüremedi ve mahkemeden bir süre sonra boşanma davası açtı.

Ken bunu olgunlukla karşıladı ve bir daha asla eskisi gibi olamadı. Peki siz ne düşünüyorsunuz? Bir kişinin bilinçsiz bir şekilde bu kadar mesafe kat edip birilerini öldürmesi size mümkün geliyor mu? Ne olursa olsun bilinci kapalı bir şekilde de olsa cinayet işleyen birinin bu şekilde salıverilmesi sizce ne kadar adil?

Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)