
4.205 kelime · ~21 dk okuma
Herkese merhaba. Bartu Bölükbaşı'yla yaptığımız söyleşenin ikinci bölümünü dinliyorsunuz. Önceki bölümde Türk mitolojisinin kaynaklarını, Türk mitolojisini bilmenin neden gerekli olduğunu Türk mitoloji atlası kitabının yazarı Bartu Bölükbaşı ile konuşmuştuk. Bu bölümde de kaldığımız yerden devam edeceğiz. Kızıl Anadoluculuk kavramını biraz daha açacağız, aktüel politik hareketleri masaya yatıracak ve sığınmacı karşıtlığı üzerinden yükselen yeni nesil seküler milliyetçiliği ele alacağız. Bunu yaparken, Türkiye'deki Türk milliyetçiliğinin düşmanlarına da, düşman kodlarına da yeniden masaya yatırmış olacağız. O halde uzatmayalım, Bağırtı Bölükbaşı'yla yaptığımız söyleşenin ikinci bölümünden devam edelim.
Bunu daha önce Tren Topik'te iki kez zikrettim. İki kez de ciddi tepki aldı. Şöyle dedim, Türklüğü ya da bu topraklara ilişkin bağımızı Orta Asya steplerinde veya Hicaz çöllerinde aramanın anlamı yok. Bizim bu topraklarla bağımız bu topraklarda aranmalı. Dolayısıyla bu anlattığım perspektif birçok insanda tepkisini çekiyor. Çünkü neden? Köksüzlük diyor buna. Milliyetçiliği kavrama biçimi daha Alman tipi. Kan bağına... referans veriyor. Ama Almanlar hep Almanya'daydı 3 aşağı 5 yukarı. Yani orada bir kan bağıyla kurduğu teması koruyabiliyor. Fakat biz göçmen bir toplumuz. Yani geçmişimiz göçmen. Hareket etmişiz. Çin'den Orta Avrupa'ya kadar, Macaristan'ın batısına kadar aslında uzanan bir Türk kültüründen bahsetmek mümkün. Fakat buna karşın biz sadece Anadolu coğrafyasında ırk temelli bir milliyetçilik yükseltmeye çalışıyoruz. Bu çok zor. Bu da çelişkilerle dolu bir milliyetçilik oluyor. Fakat
Son zamanlarda da böyle bir milliyetçilik artmaya başladı. Irkçı demiyorum, tetikleniyorlar. Yani asla ırkçı demiyorum. Bunu bilerek söylemiyorum. Ama seküler milliyetçi yükseliş de, bu bahsettiğin seküler milliyetçi yükseliş de bir eleştiriyi hak ediyor gibi geliyor. Bu senin bulunduğun yerden nasıl görünüyor bu iş? Yani...
Türk mitolojisi çalışan birisi olarak bu yükseliş tedirgin ediyor mu seni veya iyidir mi diyorsun? Mesela kimi yönleriyle faydalı da buluyorum ben. Çünkü İslamcılık karşıtı bir milliyetçiliğin yükselmesi beni açıkçası İslamcı bir milliyetçiliğin yükselmesinden daha mutlu ediyor. Fakat bir yandan da tığınak içinde trolleşen, neonazileşen bir gençlik grubuyla da karşı karşıyayız. O da beni tedirgin ediyor açıkçası. Aynı fikirdeyim bu arada. Genel olarak çok tedirgin edici bir durum var. Fakat dediğim gibi bu
Sosyal bir zemini var. Önce onu açıklamadan önce şeye gelmek istiyorum. Alman Komünist Partisi'nin mesela önderleri, Karl Lippknecht falan, Wagner operalarına hayrandı. Bunun hakkında yazıları var, yanlış bilmiyorsam. Birkaç kişinin var hem de Alman Komünist Partisi'nden. Çünkü Wagner operalarının, az önce dediğim gibi, Alman toplumdaki geleneksel monarşist ve Hristiyan ruhu baltalayacağını, solun önünü açacağını düşünüyorlar mesela. Ve mitolojiyi o yüzden benimsiyorlar o dönemlerde.
Şimdi Türkiye sol olarak yaşadığımız siyasal süreçte bir yenilginin ardından bir travma yaşayınca o alanlardan komple çekildik. Dolayısıyla bu ülkede Türk mitolojisinin güçlenmesiyle otomatik olarak solunun önünü açan bir yapı ne yazık ki olmadı. Bunu yapabilirdik biz bu arada buna gücümüz vardı. Yani sadece Alevilik üstünden bile bunu yaptığımız alanlar oldu. Mesela Ruhi Nusru'nun albümleri olsun, daha sonra işte Türksul'un Alevilik'te Kızılbaşlık'la Şah İsmail'le belli bir dönem ilişkilenmesi, yeni tarih yazımı için bir belli fikirlerin ortaya çıkmış olması o dönemde. Bir Kızılbaş-Türkmen tarih yazımı olabilir mi mesela? Bunu bugün de düşünmemiz gerekiyor. Çünkü o dönemde yerleşik göçebe savaşı aslında bir sınıf savaşı. Şöyle bir örnek vereyim. Dede Korkut'ta bile mesela bunun mukaddeme kısmında Osmanlılara karşı birlik çağrısı yapılır. Çünkü onu Akkoyunlular yazdırmıştır. Akkoyunlular da o dönemde bütün o Türkmen göçebe yörük topluluklarına hükmetmek istedikleri için derler ki, bakın bunlar töreyi bozuyor, Dede Korkut töresini, biz o törenin savunucusuyuz. Dolayısıyla bu Osmanlılar bu yabancı güce, bu yabancılaşmış güce karşı bir birlik çağrısı yapıyor. Bu birlik çağrısı daha sonra Şah İsmail'e geçecek Akkoyunlulardan sonra. Bu da mesela hiç bahsedilmeyen olaylardan biridir. Yani Bizanslaşmış, sahsanileşmiş bir Osmanlı toplumuna karşı
O toplumu ilk kuran, Osmanlı'yı kendi bağrından çıkartan Türkmen konfederasyonların ona karşı savaşacak bir düzeye gelmesi. Normalde bizim buradan tarih yazıcı olmamız gerekirdi. Bir Anadolu Türk tarihi yazacaksak bu Osmanlı bazlı değil, toplum bazlı yazmamız gerekiyor. Mesela bu da bu yönlerden bir tanesi. Bu dediğini vurgulamak gerekir. Yani senin tırnak içinde milliyetçilik diyelim hadi buna. Tırnak içinde yani. Toplumdan devlete geçmiş bir milliyetçilikle bugün karşı karşıya. Devlet milliyetçiliği var bugün. Tam buraya gelmek istiyordum işte. Toplumu tümüyle dışlayan, aslında devletlerin tarihini toplumla özdeşleştiren, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti üzerinden 2000 yıllık bir Türk-İslam tarihi devşiriyor ama o tarih aslında hanedanların tarihi, monarşistlerin tarihi. Toplumun tarihi değil. Çok doğru. Toplum ve toprak bazlı diyorum abi o yüzden ben. Yani bir yurtseverlik inşa etmek gerekiyor ve bunun saraylardan, hanedanlardan, devletlerden bağımsız olarak toplumun bütün özneleriyle yansıtılması gerekiyor. Bu sadece Türkler de değil bu arada. Anadolu Türklüğünden bahsediyorsak onlarla işçi yaşayan diğer azınlıklardan da, Rumlardan, Kürtlerden, Ermenilerden de bahsetmek gerekiyor. Farklı dini gruplardan da bahsetmek gerekiyor. Bunlar çatışsalar bile kendi içlerinde, uzun vadede bir üst kümeye geçip birleşecekler. Birleştirirler de zaten. Her dönem böyle olur. Yani toplumda diyalektik bir ilişki vardır tarihsel boyutta. Şevreye çatışır birbiriyle bazı özneler. Çatışmanın sonunda birileri galip gelir veya bir sözleşme faktörüyle bir üst kümeye geçerler. Bütün toplumlarda böyle olur. Üste doğru, üst kümede buluşarak, daha üst kümede bir araya gelerek ilerlersiniz zaten. Dolayısıyla bunun tarihini bizim yazmamız gerekiyor. Buradaki sorun şu abi. Şimdi önce bunun zeminini söyleyeyim ve bu çocukların hakkını vereyim. Birincisi şu, 20 yıllık bir siyasal İslamcı yıkım var. Bu çocuklar bu yıkıma tepki olarak aslında ortaya çıkıyorlar. Bu objektif olarak tespit etmemiz gereken bir şey. İlk olay. Bir reaksiyon var ortada. Çok katılıyorum. bir reaksiyon var. Bu dediğim gibi bu İslamcı deli gömleğine bir direnme hali. Onların tırnak içerisinde Anadolu irfanı olarak kodladıkları, İslamcılığın davranış kalabalığı olarak halka indiği bir süreçte tepkisel olarak gelişen bir şey bu. Fakat bu tepkisellik kör bir tepkisellik. Kör öfkeyle hareket ettiği için rasyonel bir hedefe doğru yönelmiyor. Dolayısıyla manipülasyonu açık hale geliyor ve hemen devletle ilişkili bir takım sağ aparatlar tarafından yönlendirilebiliyor. Yani zemin aslında çok tepkisel
siyasal islamcılığa karşı yükselen bizim ama sol orayı bir şekilde kapsayamadığı için kendi problemleri yüzünden bir takım başka öncelikleri olduğu için solun bunu açıkça söylüyorum yani ne yazık ki son önemli bir kısımın önceliği sosyalist devrim yapmak değil kimlik alanında kalmakla ilgili sorunlar bu hepimize sirayet ediyor bu arada kendimizi buradan bağımsız Kılmıyorum, onu da söyleyeyim. Böyle olunca bir problem oluyor. Çocuklar da sola karşı da bir alerji var bu arada bunun üstünden. Çünkü onlar da şunun travması var. Onlar bunu yaşamadı ama biz yaşadık. Barış süreci mevzusu. Barış süreci zamanında Kürt siyasetinin AKP ile işbirliği yapması, liberallerin de Fethullahçıların da aynı koalisyonun içinde olması belli bir dönem. Bu dönem Cumhuriyet kurumlarının tasvip edilmesi, laikliğin tam anlamıyla tasvip edilmesi ve anayasadan Türk kimliğinin çıkarılması falan tartışılıyordu. Buna karşı bir tepkisellik yükseldi. Zaten yanlıştı bu yapılan. Halbuki bizim konuşmamız diğer etnik gruplara nasıl resmiyet verilebilir, diğerleri nasıl tanınabilir olmalıyken ulus devletin tasfiyesi noktasına gelindi. Bu da normalde faşist ve ırkçı olmayan insanları bile
çok ciddi bir kimlik bunalımı ve korkusuna sokarak onların da böyle refleksler vermesine yanaştı. Dolayısıyla buna şey diye bakamayız. Bir grup faşist var, herkesi örgütlüyor. Hayır, öyle bir şey yok. Türkiye tarihinin gördüğü en karanlık yapıyla işbirliği yapan bir Kürt siyaseti vardı. Bu işbirliği sonucunda daha büyük bir yıkım ortaya çıktı ve bunun özel eşitliğisi verilmediği için bu çocuklar doğrudan Kürt düşmanı olarak yetiştiler. Bu böyle yani. Bunu söyleyeceğiz. Burada şey söylemiyorum ya, diğer tarafta hiçbir suçu yok. Tabii ki suçu var diğer tarafın. Zaten öyle bir tarih yazımı var Türkiye sanında.
Kürt düşmanı, Alevi düşmanı. Zaten hazır onun düşman etiketleri. 500 yıllık düşman etiketleri var. Ve devlet kiminle problem yaşıyorsa bir aygıt olarak onu düşman olarak görüyor. Böyle bir bakış açısı var. Senin dediğin gibi bir devlet milliyetçiliği var. Yani toplumsal düzeyde bir şey yok. Sonra devlet kalkıp da onu hedef aldığı zaman, festivalleri yasakladığı zaman, faiş vergileri aldığı zaman, asgari ücretten bilmeyen ne vergisi kestiği zaman ona dönüp bir şey diyemiyor. Çünkü sürekli devlet kutsadığı için devlet herhangi bir şey söyleyemiyor.
bir teba olarak, serf olarak hayatını devam ettiriyor. Böyle bir durum. Benim baktığım yerden abi biraz böyle görünüyor mevzu. Yani seküler milliyetçilik birincisi evet tepkisel bir zeminde doğuyor. Fakat bence ikinci olarak seküler değil. Seküler olması için gerekli araçlara sahip değil çünkü. Mesela buradaki kamuoyuna baktığın zaman Doğu Türkistan, El-Kaide'si veya IŞİD'in desteklediklerini görüyorsun.
Sadece Uygur Türkçeyiz konuştukları için mesela. Türk topluluğu Doğu Türkistan adı altında doğrudan bu şekilde tanımlandığı için böyle destekliyorlar. Şimdi dünyanın herhangi bir yerinde şeriatçı bir örgütü destekleyen adamlar seküler diyebilir miyim? Belli ki böyle bir sekülerlik algısı yok. İkinciye geleceğim. Laik bir devletse, laik devlet dini esaslara göre yönetilmediği için belli dinlerin taşıdığı homofobiyi de meşhurlaştırmaması gerekir değil mi? Ama bu çocuklar aynı zamanda LGBT düşmanı. Nereden geliyor mesela bu LGBT düşmanlığı? Hem dinsel hem de töresel bir yerden geliyor. Ben sana açıkça söyleyeyim bak. Bununla da hesaplaşılmamış. Dolayısıyla bir de bir kutsal devlet algısı var. Dediğim gibi kesinlikle böyle bir şey. Yani Sasani Osmanlı Bizans tipi bir devlet bu. Sezoro-Papizm'le kıyaslanabilir. Bizans Patrikliği'yle ve devlet arasındaki ilişkiyle kıyaslanabilir. Sasani Şah'ı ve başrahip Kerdir arasındaki bir ilişkiyle kıyaslanabilir ki. Tarihte ilk defa din devlettir, devlet dindir diyen kişi Zerdüşt, Başrayb-ı Kerdir'dir mesela. Bu olduğu gibi İslamcılığa geçmiştir. İran fethedildikten sonra İran devlet ideolojisi olduğu gibi İslam'a miras kaldı. Ve o bölgelerde de Abbasiler İslam'ı yaydıkları için bir kutsal devlet teolojisi ortaya çıkmış oldu. Böyle bir ilişki kuruldu. Şah kutsaldır. Şah'ın ailesi ve saltanatı kutsaldır. Devletle din içicedir. Karanlık ve aydınlık taraflar vardır. Aydınlık taraf devletin kendisidir, ordusudur, güvenlik gücüdür. Karanlık tarafta devletle çatışan bütün güçlerdir. Bu tipik bir zerdüş kafa yapısıdır ve bize bak nasıl miras kalmış gördüğün gibi. Bütün bu topluma, katoliklerde de vardır bu arada bu bakış açısı. İspanyol İç Savaşı'nda da aynen bunu görürsün. Yani kutsal devlet, kutsal aile, kutsal ordu. Burada da aynı şekilde devam ediyor. Dolayısıyla bence şey olayı var, tepki İslamcılığa karşı çıkarken örgütlenemediği için
sağın bir takım aparatları çocukların önceliğini farklı yerlere yönlendirebiliyorlar. Mesela hemen söyleyeyim. Bu ülkede bir Kürt sorunu var. Buna yönelik bir tepki var. Bunun muhatabı 20 yıldır çözülmediyse AKP olmalıdır değil mi? AKP yönelmiyor tepkide, oradan Kürtlere yöneliyor. Bu ülkede bir göç sorunu var. 10 milyon kişiyi sokmuşlar, 10 milyon kaça. Bunun adını koyalım, bu böyledir. Dünyanın hiçbirine 10 milyon adam şakır şakır girmez. Burada bir amaç var. Burada Türkiye kapitalizmi ucuz iş gücü istiyor, biz. Demografinin değiştirilmesini istiyorlar, bu doğru. Ama şunun lehine, Türkiye'nin emperyal çıkarlarını, AKP'nin temsil ettiği İslamcı emperyal çıkarlara uygun bir toplum yaratılmak isteniyor. Ümmetçi bir toplum yaratılmak isteniyor. Bu rejim, sermaye rejimi, Fas'tan Orta Asya'ya kadar İslamcı bir yapı kurmak istiyor. Sadat'ta mesela bunun örneğini görüyorsunuz. Asrika diye projeler var ya. Bakın son dönemde Türk askeri mesela, Mehmet çıktı oradan, Afrika'ya doğru yönlendiriliyor. Normalde vatana savunması gereken bir güç, dışarıda bir takım maceralara sürülüyor. Aynı Kore macerası gibi. Ona da karşı çıkmıştık zamanında. Dolayısıyla burada bir emperyal inşa var. Buna da oradan karşı çıkmak lazım. Adamlar bunu görmüyorlar. Niye bu göçmenler geldi diyor. Kardeşim sen Afganistan'daydın değil mi? Afganistan'dan ABD çekildi. Bir anda Taliban'a bıraktı orayı. Oradaki insanlar da biz bilmiyoruz. Recep Tayyip Erdoğan bir görüşmeye girdi. Yanına her zamanki çevirmenini almadı. Yanlış bilmiyorsam Kavakçı ailesinden bir hanım girdi. Kendisiyle beraber konuşmaya.
Sonra bitti konuşma, çıktı. Aylar sonra bize bir anda göçmen dalgaları gelmeye başladı. Bunu bilmiyoruz biz, ne olduğunu, bu olayı. Ama burada sınırları koruyan askerse, güvenlik güçlerinse demek ki bir zafiyet var kardeşim veya buna izin verilmiş. Dolayısıyla sen gidip yine AKP'yle, aslında siyasi olarak hesaplaşman lazım, sen göçmenlerle hesaplaşıyorsun. LGBT mevsu da öyle.
Siz niye gözüne sokuyorsunuz milletin kendi ilişkisini? Bakar mısın kafa yapısına yani? Bunu Netflix veriyor diyor. Bizim hepimizi eşcinsel yapmaya çalışıyorlar diyor. Dünyada bu Reddit'den, 4chan'den, 8chan'den yayılan ne kadar bu ırkçı, gerici ideoloji varsa hepsini manyetik bir alan gibi kendi üstüne çeken bir yapıya dönüşüyor. İlk başta tepkiselken sonradan geldiği şey manipülasyonu açık, devletin her sıkıştığında iktidarı yönlendirebileceği bir aygıta dönüşüyor.
Mesela ben sana söyleyeyim abi, ben bunun çok güçlü bir enstrüman olduğunu düşünüyorum bundan sonra. Yani AKP çok büyük bir şekilde köşeye sıkışırsa, toplumun öfkesi üstüne yönlendirilirse, bir takım abuk sabuk göçmen hücrelerinin bilinçli biçimde itleyerek yaptırıldığı eylemlerle dikkate hemen oraya çekebilir şu an. bakın bakın göçmenler şöyle yapıyorlar diyecek. AKP'nin üstündeki bütün etki bunu hatayla görmedik mi daha önce? Sen de hiçbir şey diyemeyeceksin. Yani hiçbir şey de diyemeyeceksin. Savunamayacaksın da karşı da çıkamayacaksın. Çünkü karşı çıktığın anda vay sen Arap dostu, vay göçmen dostu, ne bileyim işte Türk düşmanı falan gibi yaftalarla kenara atılabiliyorsun böyle bir durumda. Kesinlikle. Dolayısıyla ben devletin yeni bir enstrüman elde ettiğini düşünüyorum. Ayrıca şunu da söylemek isterim. Sungur Savran'ın güzel bir tespiti vardı. ABD ile Avrupa'nın neden rekabet edemediğini doğruduruz. Daha doğrusu Avrupa'nın neden buna direnemediğini. Tamamen ABD'ye, onun isteklerine hem NATO çerçevesinde hem de daha dış politika çerçevesinde boyun eğdiğiyle ilgili bir makalesi vardı. Orada şeyden bahsediyordu. 1960'lardan beri o kadar sol hareket güçlü ki Avrupa'da. Her yerde çok örgütlü sendikalar var. Mesela %73 İsveç'te sol örgütlülük. Benim en son baktığımda sendikalaşma oranı %73'tü. Almanya'da %50'nin üstünde bildiğim kadarıyla. Fransa'da %50'nin üstünde. Dolayısıyla genelleri çok yüksek ve işçi sınıfının elinden bu refahı alamıyorlar. Alamadıkları için büyük bir sermaye birikimi yapamıyorlar toplum mücksüzleştirerek. Farklı alanlarda sermaye birikimi yapıyorlar. Teknoloji geliştirerek, dış ülkelere yatırım yaparak falan filan. Şimdi Avrupa sermayesinin de elini güçlendirmesi lazım. Kendi toplumunu büyük güvenlik bütçelerin ikna edebiliyor olması gerekiyor. Fakat bunu bir türlü yapamıyor. Topluma onu sağlayamıyor. Ben bunu alacağım, savunmaya yatıracağım dediğin anda örgütlü toplum çıkıyor. Hayır, hastaneye yatırım yapacaksın, eğitim yatırım yapacaksın, crowdfunding sistemlerine yatırım yapacaksın falan diyor. Dolayısıyla o devlete istediği ölçüde emperyalistleşmesine izin vermiyorlar bir türlü.
Avrupalılar da şunu yapıyor şu an. Yüksek miktarda göçmen alıyorlar. Göçmenleri özellikle get dolaştırıp radikalleştiriyorlar. Ve eylem yapmalarını bekliyorlar. Kimse benim Charles Hebdo olayının kendi başına olduğuna inandıramaz. Paris'in göbeğinde iki tane adamın elini kolunu sallayarak bir mizah dergisi füze atarak içeridekilerin hepsini öldürüp kaçması mümkün değil. Belli ki burada bir tepki üretilmeye çalışılıyor. Dünyanın en güçlü istihbarat örgütleri var o ülkelerde. Nasıl haberler olmaz? İsrail'in saldırısını düşün mesela. Filistin mevzusu. Haberleri yok mu diyeceğiz şimdi? Buradaki mevzu şu.
Kasten bir hücreleşmenin olmasına izin veriyorlar. Önünü almıyorlar. Çok büyük bir sansasyon ve travma yaratılıyor. Bunun ardından katliamlar yaşanıyor. Yine bu tip radikal göçmen gruplarının yaptığı. Daha sonra devlet diyor ki bakın güvenlik açığı var. O yüzden bana kardeşim büyük bir savunma bütçesi vermeniz gerekiyor. Bunu her alanda yapıyor şu an abi.
AB'nin temel politikası bu. Şimdi biz Türkiye'den bakınca bu çok garip görünmeyebilir. Çünkü bizim temel hakkımız bu zaten. Biz 50 yıldır bunu yaşıyoruz ya. 50 yıldır nerede hak talebi varsa devletin bunu bastırma biçimi, önce büyük bir tehlike yaratıp ondan sonra tehlikeye dikkat çekip yine güvenlik güçlerini, savunma bütçesini güçlendirmekten geçiyor. Özgürlük gerek yok diyorlar. O zaman çatışma çıkar.
Çatışma çıkarsa devlet tehlikeye girer. Bakın Balkanlardaki gibi parçalanırsınız. Benim ailem Balkan göçmeni bak. Benim kendi annem babam bunu yemez ama ailem yer yani. Onlara vatan tehlikede dersen bir kere vatan kaybettikleri için o bekar söylemden etkilenirler onlar. Türkiye toplumunda %50'si göçmen abi. Yani Kafkas göçmeni, Balkan göçmeni, hep vatan kaybetmiş insanlar gelmiş bu coğrafyaya. Devlet bunu bilinçli yapıyor zaten. Bak her yerden travmatik Müslümanları alıyor. Biliyor ki onlar beş nesil hiç isyan etmeyecekler, hiç itiraz etmeyecekler, hak aramayacaklar, kuru ekmek yiyip oturacaklar. Bunu bildikleri için bunu yapıyor. Arttırarak söylüyorum arkadaşlar. Neden göçmen geldi biliyor musunuz bu ülkeye? Biraz önce söyledim evet, Türkiye kapitalizmini beslemek için, ucuz iş gücü yapmak için ve demografik değişim için ama
En fazla da itaatkar, nüfus yaratmak için yapılıyor bu. Sizin yerinize hak aramayacak, itaatkar, tamam mı? Kafasına vurulup ekmeği elinden alınabilecek, ona her dönem orada yabancı olduğu ve bu devlet sayesinde orada olduğu hatırlatılacak, uyumlu nüfus arıyor AKP, uyumlu nüfus. O yüzden buradaki uyumsuz, hak arayan modern Türkler ve Kürtler batıya göç etmek zorunda kalırken, onların açını dışarıdan aldığı 10 milyon İslamcı kültürlerden gelen itaatkar bir nüfusla kapatmaya çalışıyor. Dolayısıyla olay sınıfsal tamamen. Yani göç kavramında da
tepki vereceksen bu ülkenin sermaye politikalarına, emperyal politikalarına tepki vererek başlamak zorundasın. Eğer bugün bu ülkede Türk kimliği de, Kürt kimliği de İslamcılık karşısında eritilme ve yok edilme gibi bir perspektife sahipse bu da sınıfsaldır. Bu senin ülkenin artık ulus devlet sınırlarında bu sermayenin dar geldiğini, o sermayenin artık Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya kadar yayılmak istediğini gösteriyor. Bu yüzden zaten İslamcılığı destekliyorlar. Çok daha büyük bir birikim yapabileceği için, çok büyük bir nüfusu ortaya çıkarabileceği için.
Burada kısa bir ara verelim, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ne olacak bu işin sonunda? Bunu en iyi Samir Amin söyledi abi. Fransız maocu var ya, Aydın. Yarı Mısırlı, yarı Fransızdır mesela. Mısır siyasetini de çok iyi takip eder. Birçok yanlış tespiti vardı fakat bir tanesi çok doğruydu. Dedi ki, ABD dedi, Kuzey Afrika'yı İslamistan'a çevirmeye çalışıyor diyor. İslamistan dediği şey şu, orada kör topalı ulus devletleri yıkacak, kocaman bir nüfusla dışarıdan müdahaleye açık bir İslamistan yaratacak. O nüfus, göç ver dediğin zaman göç verecek. Çatış dediğin zaman birbirleriyle çatışacak. Gayet müdahale etmesi kolay.
bütün yer altı, yer üstü kaynaklarına, rezervlerine hazırca konabileceğin saçma sapan bir topluluk olacak o. Şimdi ben arttırıyorum, Türkiye de bunu istiyor Kuzey Afrika'da. Yani daha doğrusu AKP. AKP'nin planı bu. Sadece Kuzey Afrika değil, Türkiye'nin kendisinde Suriye'de, Irak'ta, iç Asya'da, Afganistan'a kadar İslamistan yapmak istiyor. Bütün kültürleri, dilleri, kimlikleri silecek. 8. yüzyıl Arap kimliği tarafından oluşturulmuş bir ümmet kategorisi her yere yayacak. Bütün olay sınıfsal ve emperyalistçeye dayalı yani. bu işin öyle, göçmenler geldi, bizim kimliğimizi değiştirmeye çalışıyorlar, vay Kürtler var, Kürtler bize düşman falan, böyle bir şey yok. Dolayısıyla ben şunu söylüyorum ağabey, güzel bir yere geldik aslında. Diyorum ki, siyasal İslam'ın saldırısı enternasyonel boyuttaysa eğer, benim bu tarif ettiğim hattaysa, bizim de savunmayı enternasyonel bir yerden kurmamız gerekiyor. Dolayısıyla o ümmetçi kimliğe girmemek adına bütün toplumların kendi geçmişlerini, kendi pagan, şamanist geçmişlerini dirilterek bu deli yönlerini giymemeleri lazım ve aralarında enternasyonel bir dayanışma kurmaları gerekiyor. Bu ne kadar bizi tehdit ediyorsa Kuzey Afrika'daki Berberileri de, Lübnan'daki Maroni'leri de o kadar tehdit ediyor. Kürtleri de, Türkleri de tehdit ediyor. Zazaları da tehdit ediyor. Bu hepimizin yan yana durarak ancak atlatabileceği bir şey. Dolayısıyla yine ırkçılıkla, milliyetçilikle, başka kültürleri yok sayarak ulaşabileceğimiz bir yer yok. Bir de şuna itiraz ediyorum abi. Bunlara gayet ırkçı denebilir. Ama şurada görüyorsun onu. Mesela göçmenler konusunda daha bir zemindeler. En azından diyor ki göç bir sorundur bilmem ne. Esas ırkçılığı Kürt meselesine gösteriyor. Bak refleksiyona dikkat et. Göçmen sorunu zaten Kürt düşmanı yapmak için kullanıyorlar çoğu zaman ben dikkat ediyorum bu kampanyalarda falan. Daha şeyi kabullenemiyor yani başka bir kültürün, başka bir dilin varlığını kabullenemiyor. Orada başlıyor zaten patolojik baka ve oradan başka yerlere geçiyor mesela. Ama dediğim gibi başta bu aslında çok daha sol bir yere yönlendirilebilecekken
Solun yetersizliği ve korkaklığı yüzünden aman bana şunu derler, aman bana bunu derler diye bu hattı bir türlü açamıyor. Sadece belli bir yere angaja olmuş durumda. O yüzden çocuklar da haklı olarak kendilerince sağa doğru yöneliyorlar. Ama ben seküler kısmı öyle güçlü olduğunu düşünmüyorum. Sekülerlik tamamen göstermelik bir şey. 28 Şubat'ta MHP ne kadar layıksa. Yani onun laiklik anlayışı şu anki seküler hareketinde o kadar sekülerdir. Kendi içine baktığın zaman çok güçlü dini referanslarla bir milliyetçilik oluşturdukları, biyolojik ırkçılıkla dini takviye ettikleri aslında fakat o dinin silindiği yerine bir törenin geldiğini görüyorsun. Mesela bana bazen çocuklar yazıyorlar, tamam belli ki çocuk Müslüman değil yani. Diyor ki ben haksızcıyım, Türkçüyüm, şamanistim bilmem ne. Fakat öyle bir devlet kutsaması, öyle bir homofobi, öyle bir şey var ki... Ulan diyorum senin bu perspektifin hiçbir tarihteki Türk toplumda yoktu. Yani Türklerin ilk orta çıkış noktasına bakıyorsun, Yenisayır-Lena ırmakları arasında, Altaylar'ın etrafında. Zaten baştan melez bir toplum olarak çıkıyorlar. Mesela en büyük iki kültürün birleşmesiyle ortaya çıkıyor ilk prototürk dediğin topluluklar. Yamnaya'dan gelen beyaz ırk, Yamnaya kültürü diye bir homosapiens kültürü var. Bir de mongoloid bir topluluk var, Okunyev'den gelen. Bu ikisinin birleşimiyle ortaya çıkıyor. İlk türk kurganlarına bakıyorsun, herifler hem böyle Avrupa'ya görünüyorlar, hem de Asyetik görünüyorlar. Yani çekik gözlü, çıkık elmacık kemikli falan ama... Bir taraftan uzun yüzlü, kumral saçlı tipler, Moğollar gibi, aşırı kısa boylu, esmer tipler değiller. Zaten melez bir toplum. Göçebe Konfederasyonları'nın hepsi melezleşmeye açıktır. Çünkü insan güçleri düşüktür nüfus olarak. Dışarıdan sürekli başka insanları alırlar. Kuzey Çin'den hanedan gelip Hunlara sığınıyor. Hunların başına geçiyor mesela. Çin kaynaklarında biz böyle olduğunu görüyoruz daha sonraki dönemde. Dede Korkut'tan örnek vereyim. Seviyorlar ya Dede Korkut'u. Dede Korkut da kahramanların çoğunun eşi Hristiyan'dır.
Gürcü'dür ve Hun'dur mesela. Deli Dumrul bile benim eşim şeydir diyor, kafirdir falan diyor. Karakterlerin çoğunluğu zaten yerelden evleniyorlar yani. Ki bu bize özgü bir şey değil. Mesela Anglo-Saksonlar bir Cermen toplumudur. Bugünkü işte Danimarka, Kuzey Almanya, buralardan gitmişlerdir Britanya'ya. Britanya'ya gittiklerinde neredeyse çoğunluk nüfus erkek olarak gidiyorlar. Ve yerelden evleniyorlar, keltlerle karışıyorlar falan. Bugünkü bütün haplogrup, DNA testlerinde bunu görüyorsun. Türkiye'de de görüyorsun bak.
Türkiye'de de bizim ne kadar melez bir toplum olduğumuz, kabaca söylemek gerekirse yarı Anadolu'lu, yarı Orta Asyalı bir toplum olduğumuz çok net bir biçimde görünüyor fakat bu tarih yazımına çıkartılmıyor. Dolayısıyla bizim böyle bir tarih yazımına ihtiyacımız var. Gayet ayağı yara basan, gayet Anadolu'yu da sahiplenen, kendi konuştuğu dili de, kültürü de sahiplenen, bu toprakların bütün kültürlerini ve halklarına saygılı, bunların hepsini bir üst kümeye çıkartacak bir kızıl Anadoluculuğa ihtiyacımız var bizim. Ben böyle düşünüyorum abi.
Aslında sen de konuşurken manşeti vermiş oldun. İlk defa burada söylediğine göre manşeti oradan kullanalım. Kızıl Anadolculuk, bu enteresan. Bunun üzerine uzun uzun düşünmeye değer. Bu konuşmayı herhalde bir 5-6 saat daha sürdürebilirim ben değil mi? Yani şimdi Tolga da onaylıyor bu işi. Yani bu böyle başka bir podcast serise dönüşebilecek kadar derin konuları ele aldık. Bu haliyle teşekkür ederim ama gelecek reaksiyona göre, yani dinleyicilerden gelecek reaksiyona göre burada bitirmeyelim.
enteresan bir yerden ele aldık meseleyi. Ben Türkiye solunun geçmişine biraz daha meraklı olduğum için bu son 10 yılda, 15 yılda Amerika'da ortaya çıkan woke akımından da biraz etkilenen, politik doğurucu akımlardan biraz etkilenen Türkiye solunu şu anda gençler tanıyor. Bu nedenle kafaları da karmançorman oldu. Ya solcu dediğin böyle olur mu? Solcu dediğin ne yapar? İşte tırnak içinde kuir
feminizme meyleder, türcülük karşıtıdır, cinsiyetçilik karşıtıdır ya da ırkçılık karşıtıdır. Tümüyle ezilen kimliklerin, azınlık kimliklerin savunusudur. Halbuki bunları sol kapsar, muhakkak dışlamaz fakat bakış açısı sınıfsaldır. biz sınıfı unuttuk anladığım kadarıyla son 10 yılda, 15 yılda. Sen de temelleştirin, sınıfı tekrar hatırlamak gerekir. Sınıfı tarihiyle beraber kavramak gerekir. Dolayısıyla tarihi de toplumsal boyutuyla anlamak gerekir. Yani devletlerin tarihine bu kadar gömülmemek, toplumların tarihine biraz daha odaklanmak bugünkü sınıf çatışmasına yön verecektir. Bunu besler ve benim de sorumluluğum budur diyorsun anladığım kadarıyla. Bence müthiş bir yerde duruyorsun. Tebrik ederim. Teşekkür ederim abi. Ben sadece bir şey eklemek
Tabii. Bolşeviklerin bir denemesiydi bu aslında. Bogostroy Telstvo diye bir hareket vardı. Bu hareketin kurucuları Luna Charski, Gorki ve Bogdanov. Bogdanov da biliyorsun şey, bu Kızıl Gezegen yazarı ilk şeylerden biri, sosyalist bilim kurgu romanlarından biridir yani.
Tanrı Yapıcılar diye bir hareketi vardı ve şunu hedefliyorlardı. Luna Charsky'nin Sosyalizm ve Din diye bir kitabı var orada çok da ayrıntılı anlatıyor. Diyor ki biz yeni bir toplum kuruyorsak bu yeni toplumun maddi kısmını evet maddi altyapısını sosyalizmle üretiyoruz fakat bu insanların bir manevi ihtiyaçları olacak. Bir kimlik, bir ritüel seremonisi olacak bağlanmak istedikleri. Bütün toplumlar ritüellerle var olur çünkü insanlar da öyle. Doğum, çoğalma ve ölüm. Üç temel ritüeller vardır. Her birine denk gelen belli uygulamalar vardır. Bunları yapmadan bir toplum elde edemeyiz diyorlardı. Ve şöyle bir şey düşünüyorlardı.
Biz öyle bir din algısı yaratmalıyız ki yeni din, diyalektik materyalizmle ilişkili olacak, sosyalist eteğe dayanacak ve bütün insanlığı birleştirebilecek bir din olarak bunu kurguluyorlardı. Bu benim mesela en büyük şeylerimden biriydi, etkilendiğim olaylardan biriydi. Dedim ki insanlığın devletini yaratıyorsak eğer, kolektif bir devleti yaratıyorsak insanlığın üst yapısını da yaratmamız gerekiyor. Bunu mitolojiyle yaratabiliriz.
tamamen sanatsal bir fonksiyonla yaratabiliriz. Bizim eskisi gibi dinin yani ortaçağ kalıntısı ritüeller boyutuna ihtiyacımız da ziyade bu tip bir ilişkilenmeye ihtiyacımız var. Benim kafamdaki şey de bir mitolojiler enternasyoneli bu bakımdan da. Yani Türklerin mitolojisi, Keltlerin mitolojisi, Japonların, Kürtlerin, Arapların başka mitolojiler de dahil. Yan yana durabilecekleri ve büyük insanlık ailesini oluşturabilecekleri bir şey hayal ediyorum. Onu da belirtmek istedim özellikle. Yani bu mümkün. Mitoloji kullanılarak çok daha eşitlikçi, özgürlükçü bir toplumun temelini atmak mümkün. Daha önce denendi ve bence büyük oranda da başarılı oldu. Belli gericiliklerin püskürtülmesinde, atlatılmasında. Yeniden bu alana bir dikkat çekmekte fayda var diye düşünüyorum. Özellikle bizi düşünen sosyalist, devrimci, kamuoyundan arkadaşlarımız bunu bir düşünsünler. Yani ön yargılarla hareket etmemek lazım. Bence, benim en azından Türk mitolojisi hakkında hiçbir şeyle mesela bu tamamen ben yaptım bilmem ne edebiyatı yapmayacağım.
Fakat şunu ben yaptım evet, Türkiye solundan çıkan, korkmadan Türk mitolojisiyle ilişkilenerek bu alanı sola açabilen, buraya sola çekebilen bir hareket varsa evet, bunu ben yaptığımı söyleyebilirim. Şu an mesela benden sonra bu alana çekinen, aman bana faşist derler, bilmem ne derler diye bir sürü arkadaşım, bunların arasındaki emanetliler var, sosyal demokratlar var, anarşistler var, ona çok şaşırıyorum mesela. Ya Kürtler var ya Kürtler. Bu arkadaşlar bir de diyor ki, ya abi normalde ben sittim seni ilgilenmezdim, seni gördükten sonra aldım okudum diyor adam yani mesela. Etkilenmiş çok büyük oranda. Bizim yeniden ilişkilenmemize daha devrimci bir hat kurmamız gerekiyor. Çok enteresan sözlerin var, çok enteresan bir bakış açısın var. Bu enteresan bakış açısının ben daha popüler hale getirmek gerektiğini düşünüyorum. Çok teşekkürler sevgili Bartu. Ben teşekkür ederim abi, çok sağ olasın.
Bölümü dinledikten sonra pek çok dinleyicimizin kafasında çakralar açıldığına eminim. Böyle solculukta var mıymış? Allah Allah, ulusalcı desen değil, milliyetçi desen değil, bal gibi sosyalist ama bir yandan da Türklüğe odak konusu yapabilmiş. Mitolojiler enternasyoneli diyor, Türk mitolojisi çalışıyor ama Kürt mitolojisi de çalışacağım diyor, Kızıl Anadolu diyor, özgün bir yerde duruyor. Enteresan değil mi? İşte böyle enteresan insanları mümkün olduğunca sizlerle bir araya getirmeye çalışacağım.
Tren Topiği podbimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek ezberlerinizi yeniden sorgulayın. Dünya da Türkiye de değişiyor. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.