Podcast

384: Trend Spor: Galatasaray Şampi... Avrupa'da Şampiyonluk Yarışları!

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Süper Lig'de Fenerbahçe, Konyaspor deplasmanında bir kez daha takıldı ve lider Galatasaray ile arasındaki puan farkı 6'ya çıktı. Galatasaray ise 35. haftada Sivasspor'u 6-1 gibi bir skorla geçerek gövde gösterisi yaptı. Galatasaray için artık şampiyonluk çok yakın. İki takımın maçları ve Avrupa'da diğer liglerdeki şampiyonluk yarışı bu haftanın konusu oldu. Trend Spor'da bu hafta, Avrupa'nın 6 büyük liginde ve Süper Lig'de şampiyonluk yarışı işlendi.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.650 kelime · ~18 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Süper Lig'de artık şampiyonluk çok büyük ihtimalle Galatasaray'ın gibi gözüküyor. Fenerbahçe bir kez daha puan kaybetti. Deplasman'da yine Sivas Spor'a benzer bir oyun yapısına sahip olan çok kapalı oynayan Konya Spor'a karşı Bir kez daha diş geçiremeyen ve beraberlikle yetinmek zorunda kalan Fenerbahçe'yi gördük. Maç 0-0 bitti ve bu sonucun ardından lider Galatasaray'la ikinci Fenerbahçe'nin arasındaki puan farkı 6'ya çıktı. Her iki takımın maçlarını konuşacağız. Kalan maçlara kısaca değineceğiz. Onun dışında da Avrupa'da büyük liglerde, büyük 6 ligde şampiyonluklar da aşağı yukarı belli oldu. Sadece Premier League kaldı, şampiyonun belli olmadığı.

Oralarda durumlar nasıl, kim kaç puan fark attı, nasıl şampiyon oldu. O liglerde en çok şampiyon olan takımlar falan biraz da tarihlerine bakıp onlara da küçük bir değinelim istiyorum bu hafta. Bu hafta artık şampiyonluk haftası. Belki Euro 2024'ün geleceğinden midir bilinmez. Premier League dışında herkes hemen hemen şampiyonlukları erkenden tamamlamış oldu. Nisan ayında çok şampiyon olan oldu. Bir süper lig kaldı Mayıs'a, bir de Premier League kaldı sıkı takip ettiğimiz ligler arasında. Diyelim ve başlayalım.

Şimdi sıcak maç olan Fenerbahçe'nin maçıyla başlayalım. Fenerbahçe'de İsmail Hoca'nın inadının gittiğini ve Rene Kurunic yerine Mert Hakan yandaşın ilk on biride olduğunu görüyoruz. Bu tercih biraz beklentimin dışında bir tercihti çünkü Kurunic oynatır diye düşünüyordum hoca. Freti biraz daha 6 numara gibi yapıp Mert Hakan'ı oynattı 8 numarada. Şimanski solda Mert Hakan'ı da sağ iç 8 numara gibi oynattı. Bu sayede beka oyunu da oynatabildi. İlk yarı böyle başladı ama hiç de istediği verimi alamadı ilk yarı boyunca. İlk yarıda bulduğu pozisyon sayısı daha az. Tamam Konya Spor da pozisyon bulamadı ama Konya Spor ligin en kötü hücum takımı zaten. En az açık oyunda x'i yüreten takım Konya Spor. En kısır takım. O yüzden Konya herkese göre

Transkriptin tamamını oku

Ligin en zayıf takımlarından bir tanesi zaten düşme potasındalar ve diğer tüm takımlara göre daha kötü hücum ediyorlar. O yüzden hani Konya'nın pozisyon bulamaması biraz anlaşılır. Fenerbahçe'nin ilk yarıda sadece iki tane pozisyonu var. Bir tanesi İrfan Can'ın pasında Tadic sağına çekti, yandan avuta attı. Net pozisyondu. Penaltı noktası civarında. Bir de Ferdi Kadoğlu'nun kendi zorlaması sıfıra inmesi. Oradan dar açıdan vuruşu Slowik çıkardı kaleci Konya Spor'un. Daha sonra Mert Hakan kafayla avutat. Şimdi ilk yarıda böyle pozisyonlar bulunamıyorken işte Ceko hiç oyuna giremedi, net bir üretim yok, merkez hiç kullanılmıyor. Garip bir dizilişi vardı Fenerbahçe'nin. Fret 6 numarada tamam ama Simanski sol taç çizgisine çok yakın. Orada Tadic ve Ferdi ile iş yapmak istiyor.

Mert Hakan da yakın arkadaşı İrfan Can'ın kanadına yapışmış durumda. Ve merkezde Fred tek başına böyle bir 40 metrelik alanı oynamak zorunda kaldı. En son Ceko takım kaptanı Mert Hakan'a gitti. Uyarıda bulundu. İkiniz de taç çizgisindesiniz. Biriniz o kanatta, biriniz bu kanatta diye eliyle de gösteriyor. Anlaşılıyor yani. Ne yapıyorsunuz diyor. Ortada yok yani. Orta sahayı niye hiç kullanmıyorlar? Orta sahayı hiç pas yapamadılar. Ve kaleden uzaklaşıyorlar bu kadar taç çizgisinde kalınca. Merkezden delmek çok daha kolay aslında çünkü

Enzonzi gibi bir veteran var, ağır bir oyuncu. Yanında Soner var. Koşan, mücadele eden bir oyuncu Soner ama o da pozisyon tutmaları da iyi değil yani. Çift yönünü oynamaya çalışan bir 8 numara ama iyi bir pozisyon tutucu değil. Aslında Enzonzi'nin sağına soluna atılacak topsuz koşular veya hızlı dribblinkler Konya sporunun kolay delinmesine sebep olabiliyor. Bunu geçmiş maçlardan çokça gördük. Ama neyi planladı da bu şekilde garip bir diziliş?

yaptı İsmail Hoca ve orta sahayda 30 metrekarelik bir alan frette kaldı veya oyuncular mı kendileri inisiyatif alıp kendi kafalarına göre oynamaya başladılar son haftalarda İsmail Hoca o hakimiyeti mi kaybetti anlamak mümkün değil en son oyuncular kendi arasında tartıştı işte ve ikinci yarıya da tekrar Mert Hakan'ın başlamadığını gördük Mert Hakan çıkınca tabi yabancı kuralını sağlamak için işte Bekao'da çıkıyor oraya yerli çağlar giriyor falan e düzen biraz bozuluyor 4-4-2'ye döndüler Batuş Ağa'ya girdi ama bence iyi oldu o düzenin bozulması çünkü yamuk bir düzende en azından 4-4-2'de Batuşova'ya artı Ceko'yla kenar ortalardan çok daha fazla pozisyon çıkarılabildi ikinci yarıda ama Ceko'nun çok kaçırdığı bir maç oynandı 49'da Tadic mükemmel bir orta kesiyor Ceko bomboş kafayı avuta atıyor sonra Ceko 61 ve 63. dakikalarda arda arda iki tane sol çaprazdan pozisyon yakılıyor sol ayağıyla vuruşlarını yine Slovic çıkardı 70'de yine Tadic Ceko'nun artık ağzına derler

Amihanet abiyle ortayı çok güzel kesti arka direkte. Yine avutu attı Ceko. Ve 75'te Ceko'nun arka direğe indirdiği kafayla topu Batrayi boş pozisyonda bu kez kafayı vurdu. O da avutu attı. Yani bu kadar net ortalarda, net kafa vuruşlarında gol çıkmayınca son 15-20 dakikada da İsmail Hoca inanılmaz bir değişiklik yaptı. Bu İrfan Can Kahveci'nin Olimpiyakos maçında oyundan alınması kadar saçma geldi bana. Şöyle şimdi Tadic çıktı, Szymanski sol kanada geçti ve Cengiz ile İrfan çıkınca sağ kanada geçmişti. Serdar Dursun da girdi o arada. Zaten Serdar girebilsin diye Tadic çıktı. Fred orta sahada tek, Serdar Dursun forvet arkasında, Batuşahi, Jacko'da, Center 4'da. 3 Center 4 gibi olundu. Sol kanattan Szymanski orta kesiyor, sağ kanattan Cengiz orta kesiyor. Cengiz oyuna girdikten sonra 52'de girdi. Ne yaptığı hiç belli değil. Fenerbahçe'nin en kötüsü inanılmaz kötü kornerler, inanılmaz kötü vuruşlar çok etkisizdi. Simanski zaten aylardır ayakları titreyerek oynuyor gibi yani baskıyı çok net hissediyor. Yine o da heyecanlıydı.

Ve Fenerbahçe'nin en soğukkanlı, en sakin, en de güzel ortalar kesen oyuncusu Tadic, uzatmalarla birlikte son 20 dakikada oyundan çıkarılmış oldu Fenerbahçe orta kesecekken. Yani 3 uzunu Serdar Dursun, Batu Şuay ve Ceco'ya net ortalar kesecek. Bunlar Adil'den de uzun, işte ne bileyim Uğur Can'dan, HDB'den de uzun oyuncular. Net bir boy avantajları var. Ve bunlara orta kesecek oyuncular ne yaptığı sahada belli olmayan Cengiz'le

ayakları titreyen Simanski oldu ve iyi ortalarda gelmeyince özellikle duran toplar çok kötü kullanılınca bu uzun boylu center for avantajı da kullanılamamış oldu. Tadic çıkana kadar iki tane çok net ortası da değerlendirilemeyince maç 0-0 bitti hatta maçın son dakikalarında Konya Sporu'da golleri bulabilirdi yani o Tadic değişikliğinin ardından Konya gelmeye başladı. Çünkü hücuma 3 tane Santerford, Fred tek tutmaya çalışıyor. Cengiz Simanski kolay top kaybediyor. Fred de artık son 20 dakika yorgunluktan bitti. Bütün maç boyunca tek başına orta sağa oynadığı için dayanamadı. O da bol bol geçişe izin vermeye başladı son 15 dakikada. Mesela bir tane Endao'nun sıfıra indiği bir pozisyon var. Ceza sahası içinde Jiku'dan topu kurtardı. Jiku da böyle bodostama kaydı. Ama çok şanslıydı ki Endao'ya müdahale edemedi. Endao da orada kendini iyi ayarlayamadı. Oradan mesela penaltı olma ihtimali baya yüksekti. Ters bir dalıştı o. Jiku'nun böyle tehlikeli girişleri var. Ama ucuz atlattı burada. Daha sonra işte gol olan ama offside olduğu için sayılmayan bir Endao golü var. Yine orada da orta sahanın kolay geçildiğini görüyoruz. O pozisyonda offside oldu. Ljvakovic de bu arada çok zayıf bir şutu. Çok kötü yöre sektirdi yani. O pozisyonda ilginçti gerçekten. Ljvakovic için bir eksiydi. Ama en nihayetinde Konya'da gol atamadı. O değişiklikten sonra. Ve maç 0-0 tamamlanmış oldu. Ve puan farkı da 6'ya çıktı. Şimdi 3 tane maç kaldı. İki takımın önünde. Galatasaray'ın önünde Karagümrük depresmanı var. Olimpiyat stadında. Sonra Fenerbahçe'yi kendi sahasında Rems Park'ta ağırlayacak ve son haftada da Konya Spor Deplasmanı'na Galatasaray gidecek. Fenerbahçe'nin ise kendi sahasında Kayseri Spor'u ağırlayacağını görüyoruz. Daha sonra Galatasaray Deplasmanı'na gidiyor ve son haftada da küme düşmesi kesinleşmiş olan ligin son sırasındaki İstanbul Spor'la kendi sahasında oynayacak Fenerbahçe'de.

Fenerbahçe'nin artık kalan üç maçtan bir mucize şampiyonluk çıkarabilmesi için olması gereken şey Galatasaray'ın Fenerbahçe maçını kaybettiği gibi kalan Karagümrük artık Konya maçından da bir tanesini kaybetmesi gerekiyor. Ve Fenerbahçe'nin de son üç maçını kazanması gerekiyor. Ancak bu durumda Fenerbahçe şampiyon olabiliyor. Son durum bu şekilde. Şimdi Galatasaray'a geçelim. Galatasaray, Sivas Sporu kendi sahasında çok rahat yendi. Çok benzer iki takım, Konya, Sivas. Çok kapalı oyun. İşte zaman zaman beşli hatlar görüyoruz. Konya biraz daha dördünün önüne beş koyuyor. Sivas da beş savunmanın önüne dört koyuyor. Yani dokuzlu hatlarla bekleyip ileride tek oyuncu bırakma benzerlikleri çok bariz. Bunlar zaten geçen hafta da oynadılar, Konya ve Sivas. 87'ye kadar gol olmamıştı. Manay'ın ceza sahası dışından çok kaliteli bir şutundan gol çıkmıştı. Ben zaten Konya sporu biraz Reyman Ayı olmayan Sivas spor diye nitelendiririm. Benzer iki takıma karşı farklı zirve performansları gördük. Galatasaray çok daha kendinden emin, özgüvenli, çok daha keyif alarak ve izleyenlere de keyif vererek bir futbol oynuyor. 6-1'lik galibiyette 2 tane Mertens'in, 2 tane Icardi'nin, 2 tane de Ziyech'in golleri var. Usta Ayaklar finalde sahneye çıktı ve Barış Alper gibi azim katanlar, enerji katanlar da

Asisçiliğe soyundu. Onların arkasını topladı. Diğer usta ayaklarda bitiriciliğini konuşturdu. 2 küsur ikisinden tam 6 tane gol çıkardılar yine. Çok çok etkili bir hücum işi. Icardi'nin asisçiliğini de ön plana çıkardığı bir maç oldu. Bir tanesi hiç dokunmadan topun üstüne atlayarak Mertense ilk golünü o şekilde attırdı. İkinci golünü de Mertense kafayla çok güzel.

bırakarak attırmış oldu. Mertens de ona güzel bir asist yaptı Icardi'ye. Icardi de gol krallığında farkını açarken Mertens de bu asistle birlikte 14. asistini yapmış oldu ve asist krallığında Hayredinoviç'i de, Kasımpaşa'lı Hayredinoviç'i de yakaladı. Tadic ise 12 asiste kaldı. Bugün çok kaliteli ortalarını atamayınca Fenerbahçe'li takım arkadaşları biraz geride kaldı Tadic. Galatasaray dolu düzgün gidiyor.

Ama bu 6-1'lik maçın esas anlatımı belki de Ziyech'in mükemmel bitiricilikleri, Cardi'nin müthiş kalitesi, Mertens'in müthiş kalitesi değil de Adana Demir Spor maçına göre farklı bir performans sağlayan Nenson ve Torreira üzerinden okunmalı. Yani Adana Demir maçında Galatasaray 3-0 kazandı ama çok daha fazla pozisyon verdi. Mustara'ya çok daha fazla iş düştü. Mustara'da çok iyi bir performans sergiledi ve o sayede 3-0'lık galibiyet gelmişti. Bu maç çok daha net bir galibiyet Galatasaray için. Çok daha sürklese edilmiş bir galibiyet. Sivas Spor'un neredeyse pozisyonu yok. Bir tek korner golü var işte.

Ama bu da hem 6 gol atılmasını sağlayan hem çok daha net ve rahat bir galibiyet alınmasını sağlayan da bence Adana Demir spor maçına göre Nansson ve Torreira'nın net bir performans farkı. Adana Demir spor maçında Balotelli'ye ne kadar izin verdilerse Sivas spor maçında Mana'ya o kadar izin vermediler. Çok yakın mark ettiler döndürmediler özellikle Torreira Adana Demir maçında Kötü bir performans sergilemişti Balotelli'ye karşı ama bu maçta çok etkili, çok istekli bir oyun oynadı. Tam 121 kez topla buluşmuş. Toreira devamlı oyunun içinde net bir katkı sağlamış. Bu arada Ziyehde takım savunmasına da yardım etmiş. Tam 4 tane top kazanması var. Ziyehde takımın en çok top kazanan oyuncusu olmuş. Yani takım keyif aldığı için herkese her işi yapmış açıkçası. Yani Icardi'nin mesela %100 basit sabit oranıyla oynadığını görüyoruz. Çok etkili bir oyun orada da söz konusu. Yani burada ama Nelson'un da Mana'yı çok iyi bir şekilde durdurması. Şimdi Mana ilerideki tek oyuncu topu alıp basamazsa, arkadaşlarına servisi yapamazsa, Galatasaray'la Torreira ve Nelson o topları hemen toplayıp hücuma aktarırsa

Zaten 5 hücum, 10 hücum, 20 hücum yaparsa Galatasaraylı o kalite hücumcular o 20 ataktan 6 tane gol çıkarıyorlar. Yani Ziye'ye 5 tane şut imkanı verirsen 2 tanesini atıyor. Zaten adam Türkiye'nin değil Avrupa'nın en iyi şütörlerinden bir tanesi Ziye. ve yine bunlardan birini gösterdi. Icardi için de benzer bir bitiricilik söylenebilir. Mesela bu iki maçta Dzeko ve Icardi'nin bitiricilik farkı yine bir kez daha çok net bir şekilde ortaya çıktı. Konya maçında Dzeko 4 tane net gol pozisyonu kaçırırken Icardi geldiğini tıkır tıkır atıyor.

En fazla 3 tane kaçırır Icardi. Yani ben 2 sezon oldu. Icardi'nin 60'ın üzerinde maçı vardır. Böyle özellikle final haftaları gelecek. Icardi'ye 4 tane net pozisyon hazırlayacaklar. Icardi 4'ünü birden kaçıracak. Ve maç da 0-0 bitecek. Galatasaray'ın çok önemli bir maçında 3 puan alınamayacak. Hiç böyle bir maç hatırlamıyorum.

En fazla iki tane kaçırır, üçüncü de atar. Hele böyle final maçıysa en fazla bir tane kaçırır, ikinciyi atar. Yani daha da konsantrasyonu yükseltir ve daha da net bitirir. Yani bitiricilik farkında çok net Icardi'yi görüyoruz. Ama esas şurada gördük, ilginç olarak. Jacko'nun bağlantı oyunu, maçın içinde daha hareketli olması vs. asistçiliğine pozitif yansır diye düşünüyorduk. Ama ayak tekniği sayesinde Icardi asiste de çok öne çıktı. Jacko'yu orada da çok geçti. Hem gol hem asiste baktığımız zaman top skorer olarak Avrupa'da çok bakılan bir istatistik. En çok skor üretende de Icardi açık farklı önde diğer rakiplerine göre. ve bu sayede hani hem asist krallığında Mertens götürüyor hem gol krallığında Icardi götürüyor Galatasaray tıkır tıkır gidiyor ama bir isme daha parantez açmak istiyorum. Barış Alper Yılmaz sol ayak gelişimi ve asistçiliğinde net bir ilerleme var. 2 tane sol ayağıyla çok güzel asist yaptı. Sol ayağını geliştirdiği için sol ayak kullanımını sol kanatta da çok daha etkili oynamaya başladı. Bundan 1 ay önce falan milli takımda Avusturyalı bir

Hazırlık maçı vardı biliyorsunuz. 6 golle mağlup olduğumuz maç. Orada da son dakikalarda Santerford'a oynamıştı. Bir top gelmişti ama sayılmamıştı. Offside falan olmuştu herhalde. Sol ayağına alıp çok güzel bir şut atıp golünü yapmıştı. Sol ayağını net şekilde geliştirmesi buralarda geç kalmamasını ve daha net performanslar sergilemesini sağlıyor. Her an gelişen bir oyuncu. O da çok verimli oldu. Zaten beşli oynayan savunmalara karşı Okan Hoca'nın bu sistemi yani kanatlardan bir tanesini Icardi'nin

Yanına forvet gibi sokmaya çalışıyor. Barış biraz daha Ponguras'la eşleşen oyuncu oldu. Sol forvet gibi oldu. Mertens biraz daha forvet gibi oynadı. Siyeh biraz daha oyun kurucu gibi oynadı. Rakibin beşli savunmasına göre şekil değiştiren bir Galatasaray hücumu vardı ve çok net bir galibiyet gelmiş oldu. Türkiye'de durum böyle. Aşağı yukarı az bir süre kaldı. Dananın kuyruğu kopmak üzere. Herhalde önümüzdeki hafta kopmazsa 19 Mayıs bu işin biteceği tarih olarak dikkat çekiyor. Rems Park'ta Galatasaray'ın sahasında herhalde her şey belli olacak gibi gözüküyor. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.

Geçelim diğer liglere. Bir 6 büyük lige bakalım. Genelde 5 büyük lig denir ama Portekiz liginin son yıllardaki atılımından dolayı onları böyle çok geri plana atmak istemedim. O yüzden 6 büyük lige bakmak istiyorum. Alfabetik olarak bakalım isterseniz. Almanya ile başlayalım. Almanya'da Bayern Münih hegemonyasını biliyorsunuz daha Nisan ayından Bayer Leverkusen yıkmıştı. 11 yıllık Bayern Münih şampiyonluğunu yıktılar. Yani 11 yıldır Bayern Münih şampiyon oluyordu. Ve en nihayetinde işte Klopp'un o Dortmundlu döneminden beri Bayern Münih şampiyon oluyordu. Geçen senede az daha Dortmund da şampiyonluk veriyorlardı. Yani bir zayıflama vardı Bayern Münih'te aslında 1-2 senedir. ve bu sene Leverkusen'in büyük çıkışı Xabi Olonsoy ile birlikte daha hiç Mayıs ayına bırakmadan haftalar öncesinden şampiyonluk getirdi Leverkusen'e ve bu dediğim gibi hegemonya yıkıldı ama Leverkusen'in de ilk şampiyonluğu bu Bundesliga'da o da çok çarpıcı aslında çok güçlü bilinen bir takım olmasına rağmen ilk şampiyonluklarını daha bu sene 2024'te

almış oldular. Ama Almanya ligi iyi gidiyor bir yandan. Yani Borussia Dortmund ligde 5. sırada olmasına rağmen şampiyonlar ligi yarı finalinde Paris St. Germain ile oynadılar. İlk maçı da kazandılar. Hani finale de göz kırptılar. Bayern Münih de finali zorluyor. Onlar da Real Madrid de 2-2 kaldı. 2 Alman takımının

son dörde kalması şampiyonlar liginde de çarpıcı. Fransa liginde de Paris St-Germain geçtiğimiz hafta şampiyonluğunu ilan etti. Onlar da Nisan ayının sonunda şampiyonluklarını kesinleştirmiş oldular. Çünkü ikinci sıradaki Monaco kaybetti geçen hafta ve onlar da üç maç kalı otomatik olarak Paris St-Germain şampiyon oldu. Fransa'da 12. şampiyonluklarını aldılar ve en çok şampiyon olan takım olmuşlardı zaten geçen senekinde. O farkı açmaya başladılar. Fransa'da Paris St-Germain'den sonra en çok şampiyon olan takım

10 şampiyonluğu bulunan Saint-Etienne, onları 12 şampiyonlukla geçmiş oluyor Paris Saint-Germain. Fakat Paris Saint-Germain de 12 şampiyonluğunun 10'u Arap sermayesi takımı satın almasından sonra yani 12-13 sezonunda Ancelotti ile başlamışlardı şampiyon olmaya. 12-13 sezondan beri 12 sezon oynanmış oldu. Bu 12 sezon 10'unda Paris Saint-Germain şampiyon oldu.

Ve son işte 10-12 senede yaptıkları atılımla birlikte de Fransa liginin en çok şampiyon olan takımı konumuna erişmiş durumdalar. Saint-Etienne'ın 10 şampiyonluğu var ve Marsilya'nın da 9 şampiyonluğu bulunuyor. Fransa'da böyle bir durum var. İngiltere'ye geçelim. 6 büyüklük içerisinde şampiyonluk yarışının devam ettiği teklik. Arsenal ve City arasında sert bir yarış var. Liverpool'da o yarışın içindeydi ama son haftalarda puan kayıplarının ardından düştüler. Şampiyonluk şansları kalmadı denecek kadar. Arsenal 1 maç fazlasıyla ve 1 puanla önde ama City kalan 3 maçında kazanırsa şampiyon oluyor. Yani ipler City'nin elinde bir kez daha. Kalan 3 maçında 9 puanı toplarsa 91 puanı yapıyorlar ve Arsenal'in maçlarına bakmadan şampiyon oluyorlar. Hangi 3 maç bunlar? Fulham ve Tottenham'la Ard Arda Deplasman'da oynayacaklar ve son maçta içeride West Ham ile.

Arsenal ise haftaya Manchester United deplasmanına gidiyor ve son maçta içeride Everton'la olacak. Premier League'de de Manchester United hala en çok şampiyon olan takım 20 şampiyonlukları bulunuyor. Liverpool'un 19 şampiyonluğu var, Arsenal'in 13 şampiyonluğu var 3. sırada ve City'de Yine Arap sermayesinin desteğinden sonra yaptığı son düzlükteki şampiyonluklarla 9. şampiyonluğu aldılar geçen sene ve 4. sıraya kadar geldiler. Ama Everton'la paylaşıyorlar o 4.lüyü. Everton'un da 9 şampiyonluğu var. City'nin de bu 9 şampiyonluğunun 7'si aynı Paris St. Germain gibi 11-12 sezonu ve sonrasında oldu. İlk defa 11-12 sezonunda Arap sermayesi artık gücünü göstermeye başlayınca onlar 2008'lerde falan girmişti o işe. Hatta 2007 galiba. Ama biraz İngiltere'de şampiyon olmak Fransa'daki kadar hemen olmuyor. O kadar kolay olmuyor. Biraz güçlenmesi gerekti takımın. Ve 11-12'de Mancini ile ilk şampiyonluklarını almışlardı. Sonra bir de Pellegrini ile şampiyonlukları vardı 2 sene sonra. Ve son dönemde de Pep Guardiola ile son 6 sezonun 5'inde şampiyon olmuştu Pep Guardiola.

Bu senede alırsa 7 sezonun 6'sında şampiyon olacak ve City'ye 10. şampiyonluğunu kazandırmış olacak ve şampiyonluk sıralamasında da 4. koltuğunu tek başına City'ye vermiş olacak Pep Guardiola. Şimdi Pep Guardiola demişken La Liga'ya da geçelim buradan. La Liga'da zaten Real Madrid kendi sahasında Barcelona'yı yenince 2 hafta önce son dakika golüyle Bellingham'ın golüyle yenince

İş kesinleşmiş gibiydi. Bu haftada Mayıs'ın başında da şampiyonluklarını ilan ettiler. Girona sahasında Barcelona'yı 4-2 yenince Real Madrid Mayıs başı şampiyon oldu. Bu en çok bizim milli takıma yaradı. Real Madrid 2 hafta önce Barcelona'yı yendi demiştim son dakika golüyle. O golden sonra şampiyonlar ligi maçı da var zaten Bayern Müni vesaire. Sonra rotasyona gitmeye başladılar ve Arda Güler de milli oyuncumuz. Son iki maçta ilk on bir oynuyor hatta ilk maçında gol de atmıştı. 60-65 dakika oynatıyor, 90 dakika oynatmıyor ama en azından ilk 11 başlaması çok faydalı tabii. Şimdi geriye de 4 maç kaldı, Real Madrid de şampiyon. Bu 4 maçta da Arda Güler'in ilk 11 başlamasını bekliyoruz. Yani Euro 2024 öncesi Arda, Real Madrid formasıyla Arda Arda 6 tane lig maçına ilk 11'de başlamış olacak. Bu da tabii onun ritim tutması için, form tutması için çok iyi olacak. En çok bize yaradı bu iş yani. Tabi Real Madrid 36. şampiyonluğunu ilan etmiş oldu. Aradaki şampiyonluk farkında açıyorlar. Barcelona'nın 27 şampiyonluğu var. 3. sıradaki Atletico Madrid'in ise 11 şampiyonluğu var. Şimdi Pep Guardiola demişken, Premier Lig'den bahsederken, aslında 21. yüzyıla damga vuran takım

Barcelona, yani son çeyrek asra neredeyse bakacak olursak, Barcelona 2004-05'lerden beri dünya futbolunda çok şeyi değiştirdi. Önce Ronaldinho geldi, sonra Ronaldinho'nun da üstüne bence dünya futbol tarihinin en büyük futbolcusu Messi geldi. Uzun yıllar Barcelona için top koşturdu. Bence o araya bir de dünya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörü Pep Guardiola'yı da sığdırdılar.

Fakat Guardiola'yı nedense uzun tutamadılar ellerinde ve bence Guardiola'nın etkisi, şampiyonluklara etkisi Messi'nin de çok daha önünde. Burada hep söylediğim bir konu bu. Futbolculara tabii ki bu işin sanatçıları onlar olduğu için çok paye biçiliyor ama Pep Guardiola'nın dünya futboluna son 20 yılda yaptığı Messi'den de büyük, Ronaldo'dan falan da büyük. Pep Guardiola'nın Premier Lig'e gidip son 6 senede 5 şampiyonluk falan alması, Barcelona'da hocalık yaptığı dönemlerde şampiyonluklara ambargo, Bayern Münik'te ambargo, Bayern Münik'te zaten olur da La Liga'da, Premier Lig'de böyle ard arda şampiyonluklar ne Messi ne Ronaldo'nun tek başına yapabileceği şeyler değil. Ama Pep Guardiola'nın tek etkisi, bireysel etkisi oyunculardan, futbolculardan da çok daha yüksek. Onu Barcelona'da devamlı tutamamaları,

Mesli kadar uzun tutamamaları biraz orada dezavantaj oluyor ama hem tarihin bence en iyi hocasını hem tarihin en iyi futbolcusunu aynı dönemde çıkarmış olan Barcelona'nın bu çeyrek asırda çok daha fazla o farkı kapatması beklenirdi bence. Ama yine de daha fazla şampiyon olmuşlar Real Madrid'den bu 21. yüzyılda normal o da bence. Barcelona'nın ama 11 şampiyonluğu var, Real Madrid'in de 9 şampiyonluğu var 21. yüzyılda. Ve daha çarpıcısı, Barcelona bu araya sadece 4 şampiyonlar ligi şampiyonluğu sığdırabilirken, Real Madrid'in tam 7 şampiyonlar ligi şampiyonluğu var. 99-2000 sezonunda sayarsak 7 tane şampiyonlar ligi şampiyonluğu oluyor Real Madrid'in. Real Madrid'in ölüsü bile, yani winner'lık işte böyle bir şey yani. daha kaliteli hocayı çıkarmış olsa da, daha kaliteli futbolcuları çıkarmış olsa da Real Madrid o boş alanları, boş zamanları işte Barcelona'nın sallandığı dönemleri falan çok net bir şekilde kullanıyor ve hem ligde hem şampiyonlar liginde her sezon böyle doğal favori gibi çıkıyor.

Burada da bu sezonda bunu yeniden yaptılar. Finale de göz kırpmış durumdalar yine Şampiyonlar Ligi finaline de. İtalya'ya geçelim. İtalya'da Inter en erken şampiyonluklardan birini aldı Avrupa'da Nisan ayında. Onlar da şampiyonluğu yakaladılar. 91 puan yaptılar zaten ki ezeli rakipleri Milan ikinci sırada. Milana'da 18 puan fark atmış durumdalar şu anda. Aynı zamanda 20. şampiyonluklarını alarak Milano Ağaçı'dan da geçtiler. Milano'nun 19 şampiyonluğu vardı. Inter 2. sıraya yerleşti 20 şampiyonlukla ve Juventus'un da 36 şampiyonluğu var. İtalya'da öyle bir fark var. İtalya biraz garip mesela 4. en çok şampiyon olan da 9 şampiyonlukla Genova. İnsanlar belki böyle Napoli Roma falan düşünür ama Napoli'nin 3, Roma'nın 2 şampiyonluğu falan var. Lazio'nun da öyle hatta. Hani böyle son dönemde, son çeyrek asırda daha güçlü bildiğimiz Romaların, Napolilerin, Lazyoların, ne bileyim Genoa kadar, Torino kadar, Torino'nun da 7 şampiyonluğu var. O kadar şampiyonlukları yok. İtalya'nın geçmişten, çok eskiden gelen şampiyonluk sayıları oradaki yeni dönem algısını biraz değiştiriyor. Son olarak Portekiz Ligi'ne de bakalım. Portekiz Ligi gelişim içinde olan birlik ve iyi teknik direktörler çıkarıyorlar Bilas'a. Onların son dönemdeki en iyi temsilcisi de bence Ruben Amorim. Amorim bundan birkaç sene önce de şampiyonluk almıştı. Sporting'de ikinci şampiyonluğunu almış oldu ve Sporting'de 20. şampiyonluğuna ulaştı Portekiz'de. Fakat öyle rakipleri var ki Porto, bu sene 3. bitirdiler, 30 kez şampiyon olmuş durumda ve 2. sıradaki, bu sezonun 2. sırada bulunan Benfica ise tam 36 kez şampiyon olmuş durumda.

Yani Sporting'in o farkı kapatması için daha çok zamana ihtiyacı gözüküyor. Ama önemli bir performans ve şampiyonluğu da almış oldular diyelim ve bu haftada bölüme bu şekilde noktayı koymuş olalım. Gelecek haftalarda yine biraz daha Şampiyonlar Ligi'de konuşuruz. Şampiyonluk Türkiye'de de yavaş yavaş belli olur. Gelecek hafta yeniden yeni gündemlerle karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)