Podcast

383: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Ne Vadediyor? | 2. Bölüm

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Erdoğan yönetimindeki ikinci dönemi eğitimde büyük bir müfredat değişimi yapıyor. 2 bölümde yeni modelin ne vadettiğini ele alıyoruz.
İlk bölümde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i daha yakından tanımıştık. Bu bölümde tanışacağımız isim, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" adı altında önümüze konan yeni müfredatın fikir babası olan Nurettin Topçu.

Birinci bölüme linkten ulaşabilirsiniz; https://open.spotify.com/episode/5TVolwr1K1q0Xf3aggBu62



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.493 kelime · ~17 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 1 Mayıs'ta alıyoruz. İstanbul'un her yeri abluk altında. Biz Şişli'de oturuyoruz mesela, köpeğimizi gezdirdiğimiz parkta bile polisler konuşlanmış. Türkiye adına utanç verici bir gün yaşanıyor bana kalırsa. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu verilerine göre dünyada çalışma şartlarının en kötü olduğu 10 ülkeden biriyiz. 2023 verilerine göre çalışma şartlarının bizle aynı ligde olduğu diğer 9 ülke şöyle. Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Eswatini, Guatemala, Myanmar, Tunus ve Filipinler. Yani çalışma şartları bu lige eşdeğer bir ülkede kutlanıyor 1 Mayıs. Bizden daha fazla çalışan Avrupa'da yok. ABD haftalık çalışma süresi 36.4 saat. Bizde bu sayı 42.9 saat. Yani Avrupalı emekçilerden %20 daha fazla çalışıyoruz. Üstelik bu ortalama, birçoğumuz bunun da üzerinde çalışıyor. OECD verilerine göre haftalık 60 saatten fazla çalışan emekçi oranında %15.1 ile dünya şampiyonuyuz. Bizim arkamızdan Kolombiya ve Meksika geliyor. Böyle bir ülkede 1 Mayıs elbette yasaklı bir gün olur. Bunca eziyetin üzerine alın size 1 Mayıs serbest deseler de zaten tuhaf olurdu.

Bu rejimin ekonomi politiği budur ve zannedilmesin ki eskiden iyiydi de sonradan bozuldu. Hayır, hep buydu. O çok övülen, demokrat, reformist vs. denilen zamanlarda da işçi düşmanıydı bu hareket. Ta 2007'ye gidelim mi? 17 yıl geriye. Buyurun, ilan edilen alanlar var. Gelin bu alanda bunu yapın. Ama illa biz bunu Taksim'de yapacağız diye dayattığınız zaman işte buna şüphesiz ki mülki idare

İstediğiniz yerde yaparız anlayışına olumlu bakmaz. Niye bakmaz? Çünkü bugün bu böyle başladığı zaman yarın bunun arkası farklı bir şekilde gelir. Değerli arkadaşlar, ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar.

Transkriptin tamamını oku

İşçi düşmanlığıyla başlayıp, üretenlerin yönetime talip olmasını, ayakların baş olması şeklinde kavradığınızda, dünya görüşünüz de bu yönde şekilleniyor. Önceki bölümde Türkiye 100 yıllı marif modelini ele almaya başlamış fakat uzun bir girizgah yapmıştık. Bu uzun girizgah gerekiyordu çünkü Yusuf Tekin'i tanımamız ve ardından eğitimde bulunduğumuz durumu ve iktidarın bu alana bakış açısını kavramamız lazımdı. Bu girizgahın ardından şimdi yeni müfvedatın derinliklerine dolabiliriz.

Bu noktada size önemli bir ismi tanıtacağım. Yeni müfredata anlama konusunda önemli olduğunu düşündüğüm bir isim. Bu ismin adı Nurettin Topçu olacak. Bu iki bölümün sonunda bir soruya cevap vermiş olacağız. Türkiye 100 yılı marif modeli bize ne vadediyor? Sorumuz belli. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Biz yeni müfettat diyoruz da, müfettatın ismi dahi bizlere yeni müfettatın vizyonu hakkında fikir veriyor. Nedir başlığımız? Türkiye 100 yılı, marif modeli. Bu noktada benim ilk dikkatimi çeken, eğitim yerine marif denmesi oldu.

Bunu basit bir Osmanlıcaya öykünme olarak değerlendirmeyin lütfen. Öyle olsa, Türkiye yüzyılı marif modeli değil, Türkiye asrı marif bir şey denirdi. Marif ifadesi, Türk İslamcı anlatıda eğitim ifadesinin yerine bilinçli olarak kullanılır. Örneğin, Türkiye'nin kamu tarafından kurulan en büyük vakfının adı, Türkiye Marif Vakfı'dır. Ya da bu alandaki İslamcı STK'ların bir araya gelmesiyle kurdukları organizasyonun adı, Türkiye Marif Platformu'dur. Yani marif ifadesi, İslamcı camiada eğitimin yerine kullanılır, eğitim demek pek tercih edilmez.

Ne fark vardır bu ikisi arasında derseniz, bu anlatıya göre eğitim basit ve teknik bir faaliyettir. Daha ziyade fen işleriyle uğraşılır. Eğitimin Arapçası da zaten terbiyedir. Fakat bize sadece terbiye gerekmez. Marifetli olmak gerekir. Bunun için de kişi evvela mukaddesatına, maneviyatına sahip çıkmak durumundadır. İşte marifete tabi olan eğitimli olmak değil, marifli olabilmektir.

Peki bu anlatının arkasında yatan zeka, bu anlatının arkasında yatan kişi kim? Biz tüm bunları kimden öğreniyoruz? Yani kimdir bize eğitim yerine marif denmelidir, arasındaki fark budur diye? İslamcı anlatıda Kemalist eğitim modeline karşı eleştirinin başını çeken aktörünü arıyoruz şu anda. Bu aktör kim?

Burada açık ara farkla bir isim öne çıkıyor. Kahramanımızın adı Nurettin Topçu'dur. Bilmem tanır mısınız, dikkatli dinleyicilerimiz Bartu Bölükbaşı'yla yaptığımız söyleşiden Nurettin Topçu ismini hatırlıyor olabilir. Denebilir ki Nurettin Topçu ve onun çıkardığı dergi olan Hareket Dergisi, Türk İslam Sentezi fikrinin altyapısını döşemişti.

Yani 12 Eylül'le müesses nizam haline gelen Türk İslam bakış açısı aslında Nurettin Topçu gibi aydınlar, fikir önderleri tarafından bu topluma anlatılmıştı. Onun fikirlerine göre Türk'ün değeri Müslüman olmasından ileri geliyordu. Türk'ün medeniyeti de kurduğu İslam devletleriyle kavranmalıydı. Tasavvufa meraklı, Nakşibendi Şeyhi Abdülaziz Bekgine Efendi'ye intisaplı bir edebiyat öğretmeniydi Topçuoğlu. İmam Hatip okullarının müfvedatının hazırlanmasına da katkı koymuştu. 1907'de doğup 1975'te ölen bu kişi, Türkiye'deki anti-komünist hareketin önemli isimlerinden biriydi. Eğitime ilişkin bakışı da, bize ilim değil maneviyat gerekir ifadeleriyle açıklanabilir.

Kendisinin bir belgeselini de hazırlamışlar, oradan dinleyelim. ''Benim derdim ilim değil, ben maneviyat arıyorum. Tasavvuf ilmini değil, kendisini arıyorum.'' diyen Topçu. Çocukluk arkadaşı Sırrı Tüzeğer vasıtasıyla ''Onu tanımasaydım peygamberimi anlamayacaktım.'' dediği Abdülaziz Bekkine Efendi'ye intisap eder.

Nakşibendi Şeyhi Abdülaziz Bekine'ye intisap ettikten sonra İslamcı camiadaki ilişkileri artar Nurettin Topçuoğlu. Zira Bekine Hocaefendi aynı zamanda Necmettin Erbakan'ın da intisap ettiği hocadır. Böylece yolları Erbakan'la kesişir. 1975'te ölmüş, İslamcılar için önem arz etmekle birlikte, Türkiye'ye mal olmamış böyle bir ismi biz neden 2024 yılında konu ediniyoruz?

Çünkü sevgili dostlar, Türkiye 100 yılı marif modeli diye önümüze konan yeni müfredatın fikir babası, işte size anlattığım Nurettin Topçu'dur. Nurettin Topçu anlaşılırsa eğer bu müfredat anlaşılabilir. Topçu'nun bugüne iz bırakan ve Türkiye 100 yılı marif modelini de ruh kazandıran, bu modeli oluşturan kitabının adı da Türkiye'nin marif davasıdır. Kitap, dergâh yayınları tarafından ta 1960'da basılıyor. Nurettin Topçu da 1975'te vefat ediyor. Fakat Topçu'nun eserleri, gelecek dönemde başta milli görüşçüler olmak üzere İslamcı camiaya ışık tutuyor. Zaten dediğimiz gibi, Nurettin Topçu da tıpkı Erbakan Hoca gibi Abdülaziz Bekkine'ye iktisaplıdır.

Bu hareket Bekine'den sonra Mehmet Zahit Kodku liderliğine dönüşecek Gümüşhanevi Dergahı ya da İskender Paşa Cemaati olarak anılacaktır. 1970'li yılların MSP'sinin büyük bölümü de İskender Paşa Cemaatine intisaplıdır. Bugün bu cemaat Hak Yolcular olarak biliniyor. Yani Abdülaziz Bekgin'e öncülüğünde kurulan İskender Paşa veya daha çok bilinen adıyla Hak Yolcular bugün özellikle yargıda etkin bir güce dönüşmüş durumda. Yargıtay ve AYM arasında çıkan çatışmada da Hak Yolcular'ın adını sıkça duymuşlar. Seyhan Avşar var gazeteci, yargının yargıya darbesi olarak mı görelim peki bunun arkasında ne vardır? Avşar'ın iddiası şu, Yargıtay 3. Ceza Dairesi ile Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında

ülkücü-hak yolcu kavgası olduğunu söylüyor. bir tarafta ülkücüler, diğer tarafta hak yolcuların kavgasından bunun çıktığını iddia ediyor. yani alelade bir isim değildir Nurettin Topçu. aslında bugünkü iktidarı oluşturan arka planın cemaat, arka planının içinden birisidir. o yüzden Türkiye'ye mal olmasına gerek yoktur. bu kişi mevcut ideolojik çekirdeğin saygı duyduğu birisidir.

O halde, Türkiye 100 yılı marif modelini anlamaya çalışmak, Nurettin Topçu'yu bilmekten geçiyor desek yeridir. Siz bu kişinin adını hiç duymamış olabilirsiniz. Mesela ben bu ülkede doğdum, bu ülkede büyüdüm, bu ülkenin okullarından mezun oldum, kamuokullarından mezun oldum, askere gittim vs. vs. Nurettin Topçu'nun adını tüm bunların ardından

ancak gazetecilik faaliyetiyle öğrenebildim. Fakat sizin evlatlarınız benim kadar şanssız değil. Çünkü sizin evlatlarınıza Nurettin Topçu derslerde anlatılacak. Siz bu kişinin adını hiç duymamış olabilirsiniz. Ancak Yeni Müfedat'la birlikte ortaokullarda okutulmaya başlayacak olan kültür ve medeniyetimize yön verenler dersinin odak isimlerinden birinin adıdır Nurettin Topçu. Yani siz bilmeyebilirsiniz ama çocuklarınız Nurettin Topçu'yu bilecekler.

kültür ve medeniyetimize yön verenler dersinin içeriğinde Nurettin Topçuo'nun sınıflarda nasıl anlatılacağı şöyle açıklanmış. Nurettin Topçuo'nun sanat tarihi, ahlak felsefesi ve İslam ahlakı alanlarında kendini yetiştiren, bu alanlarda birikim ve tecrübeye sahip değerli düşünce ve fikir insanı olduğu vurgulanır. Nurettin Topçuoğlu'nun Türk Milli Eğitimi ile ilgili düşüncelerine değinilir. Şimdi demek ki Nurettin Topçuoğlu'nun ana odak konusu Türk Milli Eğitimi ve bu eğitime ilişkin düşünceleri. Kültür ve Medeniyetimize yön verenler dersi içinde öyle onlarca yüzlerce isim yok bu arada. 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda okutulacak yani ortaokullarda okutulacak bu ders 72 saatten oluşuyor. Dersin 30 saati yani %40'ı neredeyse

hayatı, ruhu, kültür ve sanat önderleri başlıklı üniteye ayrılmış. En önemli ünitede ders ağırlığına bakarsak bu ünite. Yani bu ünite üzerine kurulmuş bir dersten bahsediyoruz. Zaten son ünite bu. Bu 30 saatte öğrencilere 12 isim tanıtılıyor. Kimdir bu isimler? Fatma Aliye Hanım, Osman Hamdi Bey, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Ali Fuat Başgil, Saadettin Kaynak, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu. Ha bir de Barış Manço var, onu da renk olsun diye koymuşlar herhalde. Buradan hareketle yeni müfvedat Nurettin Topçu'yu Ziya Gökalp ile Mehmet Akif Ersoy ile beraber alıyor.

Topçu'ya okullarda 2-3 saat süre ayrılıyor. Peki nedir bu kişinin kamuya mal olmuş eseri? Valla, Reha adında bizim edebiyat tarihimizde önem arz etmeyen bir romanı dışında edebi bir eseri yok. Yani bu kişi hayatımızda edebiyatçı kimliğiyle yok. Demek ki bir düşünce insanı olarak kavruyor bizim Müfvedat Nurettin Topçu'yu.

Peki nedir düşünceleri, nasıl, ne anlatır bu kişi? Hareket dergisini çıkarmış, oradan takip ediyoruz. Necip Fazıl'ın Büyük Doğu dergisinde de yazarlık yapıyor, bir de oradaki yazılarından biliyoruz. Nurettin Topçuoğlu'nun ilgi alanı ahlak felsefesi. Ahlak felsefesi yönünden Cumhuriyet eğitimini eleştiriyor. Cumhuriyet Mektebi ona göre akla ve bilme fazla önem vermekte, bu fazla önem verdiği için ahlaklı nesiller yetiştirememekte.

Yani yeni müfvedatın da temelini oluşturan Türkiye'nin marif davası kitabında mektepten beklediklerini şöyle anlatıyor Nurettin Topçuoğlu. Bize bir insan mektebi lazım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun. Her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu tanıtsın. Hayaya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin. Her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın.

vicdanlarımıza her an Allah'ın huzurunda yaşamayı öğretsin. Bu mektepte edebiyat, tarih ve felsefe kültürü başta gelecek ve onun yetiştiricileri sadece bir memur değil, örnek insan olacaklardır. Biz müfvedattaki ideolojik tınıyı din derslerinin sayısından gözlüyoruz ama yeni müfvedatta din derslerinin sayısına ilişkin bir değişiklik görülmüyor. Yani zaten 4 artı 4 artı 4 ile hayatımıza giren din dersi ağırlığını koruyor. Zaten 27 kitapçıktan ve 3500 sayfadan oluşan yeni müfvedatın içindeki 7 kitapçık dinle ilgili. Yani 27 kitapçığın 7'si doğrudan din dersi. Nedir bu dersler? Mesela Kur'an-ı Kerim ve ayrıca başka bir ders olarak Kur'an-ı Kerim'in anlam dünyası, temel dini bilgiler, İslam kültür ve medeniyeti, İslam bilim tarihi ve tabi ki din kültürü ve ahlak bilgisi, doğrudan din ile ilgili olan derslerden, Peygamberimizin hayatı vs. de var. Ancak yeni müfvedatta bunun yanında değerler eğitimi adı altında çeşitli yeni dersler müfvedata dahil ediliyor. Bunlar doğrudan İslam'la ilgili değil ama daha çok İslamcılık'la ilgili. Yani meselenin politik vizyon katma çabası da bu derslerde ortaya çıkıyor. Mesela ne gibi dersler? Kültür ve medeniyetimize yön verenler dersi gibi. Klasik ahlak metinleri gibi. Türk sosyal hayatında aile gibi. Mesela

yurttaşlık dersinin adı, ahlak ve yurttaşlık dersi olarak değiştiriliyor. Bu dersler, doğrudan din dersleri değil ama, arka planı dini motiflerle süslü, aslında dini motifler de değil, ideolojik motiflerle süslü derslerden. Bu haliyle, müfedata ruhunu veren şey, Nurettin Topçu'nun, Türkiye'nin marif davası başlıklı kitabıdır derken, biraz daha delil sunayım sizlere. Mesela, 1960 tarihli bu kitapta, Topçu, yurttaşlık derslerine ilişkin şunları söylüyor.

Yurttaşlık dersi bugün vergiler ve seçimler hakkında halk bilgisi vermektedir. Zamanımızda radyoların halk için yaptığı yayınlar da bu gayeyi sağlayabilir. Eğer gençlerimizin ahlak yapısında bir seferberlik lüzumu duyuyorsak, yurttaşlık derslerinin ahlak dersi haline getirilmesi lüzumunu da kabul etmeliyiz. Nurettin Topçuoğlu'nun 64 yıl önceki hayali yeni müfvedatla gerçeğe dönüşüyor ve yılların vatandaşlık dersi ahlak ve vatandaşlık dersine dönüşüyor. Burada basit bir örneğe büyük anlamlar yüklemeyin lütfen. Asıl mesele müfvedatın ruhundadır. Amaç tırnak içinde mukadderatına ve maneviyatına sahip çıkan ahlaklı, yerli ve milli nesiller yetiştirmektir.

Çünkü biz, biliyorsunuz, biz yerli ve milli olamadık. Biz vatan haini olduk, terörist olduk. Neden? Çünkü bizim eğitim modeli çok akla ve bilme dayanıyordu. Halbuki ahlaklı esirler yetiştirmek gerekir. Bakış açınız bu olduğunda vatandaşlık dersi bile değişiyor böylece. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Dönüşte yeni müfvedata ruhunu üfleyen Nurettin Topçuoğlu'yu ele almaya devam edeceğiz.

Nurettin Topçu, 1907 doğumlu, Batı'da eğitim görmüş, Sorbonne'da felsefe okumuş, çok ama çok sıkı bir anti-komünist arkadaşlar. 1950'li yıllarda oluşan Türk Milliyetçileri Derneği'ndeki mukaddesatçı milliyetçilerden biri. Ateşli konuşmalarıyla parlıyor, zaten Galatasaray Lisesi'nde felsefe dersi veriyor, edebiyat dersi veriyor. batılı eğitim görmüş ama batıllaşma karşıdır. Nitekim eğitim sistemine dönük eleştirisini de buradan doğru yapıyor. Zaten yazılarının bir kısmını da Necip Fazıl Kısa Küre'in Büyük Doğu dergisinde yayınlıyor. Mesela Türkiye'nin Marif Davası adlı eser kitap haline gelmeden önce Büyük Doğu'da yayınlanıyor. Nurettin Topçu, Türkiye'nin Marif Davası adlı eserinde mevcut okulların Müslüman Türk'ün kimliğine uygun olmadığını

uzun uza diye anlatıyor ve olması gerekenin ne olduğunu kitabın ön sözündeki son cümlelerde şöyle özetliyor. Yani o da Ahlak konusu ahlaktır ve dolayısıyla ahlaki derslerin, ahlak kazandıran derslerin nasıl derslerse onlar, o derslerin ağırlığının artmasının Türk İslam Mektebi'nin olmazsa olmazı olduğunu kabul eder. Şimdi ağırlığı artan şey ahlak dersleri ise o noktada neyin ağırlığı azaltılacak? işte Yusuf Dekin'in müfvedatı seyreltiyoruz dediği kısma burada geliyoruz. Fen derslerini eleştiriyor Nurettin Topçu. Batı'nın fen alanında verdiği eğitimin çok büyütüldüğünü, fenle odaklanırken ilimden vazgeçildiğini, mariften asıl beklenenin ilim-irfan sahibi nesiller yetiştirmek olduğunu, fennin zaten öğrenilebileceğini vurguluyor. Önemli olan fen değil, irfandır diyen Nurettin Topçu, fen okullarına da karşı.

Topçu'nun fen okullarına ya da daha sonraki ismiyle fen liselerine ilişkin özet niteliğindeki ifadesini kitaptan takip edelim. Şöyle diyor kitabında Nurettin Topçu. Zamanımızda adeta milli mukaddesatın hizasına yükseltilen tekniğe bağlı değerler, en fazla kazanma gücü millet kültürünü azar azar ortadan kaldırmaktadır. Yürütücülerin güttüğü marif davası sadece teknik davasıdır. Bütün mektepler fen mektebi olma yolunda, milli mektepte can çekişmektedir.

Vurguya lütfen dikkat kesilin. Bütün mektepler fen mektebi olma yolunda, milli mektep de can çekişmektedir diyen Nurettin Topçuo'nun vizyonuyla 2024'te yeni bir müffedat hazırlıyoruz. O halde, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in Kanal 7'de ifade ettiği fazlalıklardan kurtuluyoruz ifadesindeki fazlalıkların ne anlama geldiği 3 aşağı 5 yukarı ortaya çıkıyor değil mi? Burada gereksiz şeylerden kasıt, mevcut vizyonu ortaya koyduktan sonra daha net anlaşılıyor ki matematik ve fen alanındadır. Sosyal alanların ise ideolojik yoğunluğu arttırılabildiğinden sorun yaratmıyor.

Tarih derslerine falan hiç girmiyorum. Girsek sadece tarih dersleriyle ilgili sayısız tren topik bölümü yapabiliriz. Fakat mesela, integral konusunun matematikten çıkarılmış olması, Fatih Altaylan'ın da dikkatini çekmiş. Ne gerek var integral denmiş Yeni Müfvedat'ta, Fatih Altaylı da bu meseleye odaklanmış 29 Nisan'daki yayınında. İntegral meselesine ben kafayı takmış vaziyetteyim. Niye kafayı takmış vaziyetteyim?

bir milli eğitim müfredatındaki matematikten sen integrali çıkartıyorsan, eğer integral artık müfredatta olmayacak diyorsan, öğrencilere integral öğretilmeyecek diyorsan, bu ne demektir biliyor musun? hani diyorlar ya Türkiye'yi ortaçağ karanlığına götürmek istiyorlar diye, bu onun da gerisidir. niye? integrali kim buldu biliyor musun? arşimet. arşimet'in döneminin matematiğinin gerisine gitmektir integral.

Newton'un zaten gerisine gitmişsin de, Arşimed'in de gerisine. Milattan önceye gidiyorsun artık. Yani Türkiye'yi milattan öncesinin karanlığına götürmek isteyen bir zihniyet ancak integrali matematikten çıkarır. İntegralin matematikten çıkarılması çok ama çok ama çok küçük bir örnek yalnızca. Fakat hali hazırdaki vizyona ilişkin bir fikir veriyor. Önemli olan, bu hareketin arkasında yatan vizyonu ortaya koyup, o vizyonun entelektüel manada bir eleştirisini verebilmek. Adına Türkiye Yüzyılı Marif Modeli denen yeni müfvedatın arkasında yatan vizyon, dönemin en azılı sağcılarından, anti-komünist hareketin öncülerinden, Mukaddesatçı Milliyetçi Nurettin Topçu'nun Türkiye'nin Marif Davası adlı kitabıdır. Bu kitap Kemalist eğitime didişir ve hayali de milliyetçi muhafazakar bir yeni gençlik yaratmaktır. Times Higher Education sıralamasında üniversitelerimizi sokmak, okuduğunu anlayan bir nesil yetiştirmek, matematik ve temel bilimlerde OECD ülkelerini geride bırakmak gibi hedefler bu vizyonda talihidir. Asıl olan iktidarın ideolojik bakış açısına uyumlu bir gençlik yetiştirmektir.

Nitekim Nurettin Topçu'nun kitabının ilk bölümünün başlığı da nedir biliyor musunuz? Beklenen Gençlik. Merakla incelediğim bu kitapta Beklenen Gençlik başlatı bölüm şu şekilde sona eriyor. Bugün artık kutsallaştırdığı uzvi yapının sakat sinirleriyle kıvranan nesli tedavi için tam hastalığın bulunduğu yerden işe başlamak lazım geliyor. Uzviyetten ilme, ilimden felsefeye, felsefeden sanata ve ahlaka ve nihayet yine yükselmemiz lazımdır.

Böyle adım adım yürüyüş, hasta hem de şaşkın bir nesli, Allah'a götüren yolda yeniden canlandırabilir. Bu iş bir marif işidir ve bir neslin kurtuluşunu ancak marifin yükselmesinde aramak lazımdır. Genel anlatısı şudur Nurettin Topçuoğlu'nun. Bir hastalığın elinde inim inim inleyen Türk gençliğini batılı eğitimden kurtarmak ve bunun yerine milletin karakterine ve maneviyatına uygun bir eğitim modeli geliştirmek. İşte bu hayalle 10 yıllarını harcadı İslamcılar. 10 yıllar boyunca yaşadığımız bütün sorunları ahlaklı bir gençlik yetiştirilememesine bağladılar. Ve şu anda da söz konusu bu teşhislerin yanlış olduğunu kabul etmiyorlar. Okullarda ahlaklı nesil yetiştirme çabasıyla aslında gençleri neredeyse harcıyorlar desek geri.

Çünkü İslamcıların dünya görüşünün kendisi dünya ile çatışıyor. Yani teoriniz hayata uyumlu değil ama teoride de ısrar ediyorsunuz. Romantik hayallerle bezeli bu inadın sonunda Türk eğitim sisteminin tümüyle çöküşü tehlikesiyle karşı karşıyayız. Fakat ideolojik saplantılar, Nurettin Topçuoğlu'dan 60 küsur yıl sonra dahi hakikatin görülmesine engel olabiliyor. Milli Eğitim Bakanı hala aynı telden çalıyor. Biz dolayısıyla yevmiyete eminli bir müfredat, milletin karakteriyle, fıtratıyla uyumlu bir müfredat çalışmasının içerisindeyiz diyelim şimdilik. İslamcı anlatının 60-70 yıllık hikayesinde, cumhuriyet eğitimi milletin maneviyatıyla, fıtratıyla uyumsuz kabul edilir. Yani millette çatışır cumhuriyet eğitimi, anlatı budur. Karma eğitim bile aynı zaviyeden eleştirilir. Bu uyumsuzluğun neticesi olarak, cumhuriyetin eğitiminin hiçbir zaman başarılı olamayacağı ifade edilir.

Evet, temel bilimlerde, fen alanında Cumhuriyet eğitimi çok büyük bir sıçrama neden olmuştur. Bunu İslamcılar da kabul eder de. Bu eğitim yüzünden gençler ahlaksız olmuş, maneviyatından kopmuştur. O halde bu söz konusu temel bilimler ağırlığının azaltılıp maneviyata odaklanan bir müfvedata ihtiyaç vardır. İşte 60-70 yıllık İslami geleneğin Kemalist eğitime yaptığı eleştiri budur.

İşte Cumhuriyet eğitimine bu zaviyeden bakan Türkiye İslamcılığı için eğitimde değiştirilmesi gereken eğitimin maddiyatına ilişkin değil, maneviyatına ilişkindir. Ha dersiniz ki ben bu maneviyatı zaten çocuğuma dilediğim gibi veriyorum, okula gönderirken istediğim evladımın çağdaş dünyaya uyum sağlaması olmalıdır. Onun da kolayı var. Madem bu milli eğitimin okullarına güvenmiyorsunuz, o halde özel okullara gidin. Diyeceksiniz ki şimdi, o özel okullar milli eğitime bağlı değil mi? Ya hiç değilse müşterisiyim, denetleyebiliyorum. Bakın, 4 artı 4 artı 4 eğitim modelinin dayatıldığı 2012'de özel ilköğretim okullarında okuyan çocuk sayısı 286 bin 972'ymiş. Sadece ilkokul ve ortaokuldan bahsediyorum miseler hariç. 10 yıl sonra özel ilkokul ve ortaokulda okuyan öğrenci sayısı 725.146'ya çıkıyor. 10 yılda özel ilköğretim öğrenci sayısı %152 artıyor. 2,5 katına çıkıyor. Bu hiç değilse Yusuf Tekin'in başarısıdır. Parası olan imkanlarını zorluyor ve kamudan kaçıyor özel okullara gidiyor. Yani tüm bunlar yapılırken özel okullar eliyle kamusal eğitimde tasfiye ediliyor. Orta sınıflar kamusal hizmetlerden dışlanarak vatandaşlıktan müşteriliğe transfer oluyorlar. Artık orta sınıflarda vatandaşlık bilinci de kalmadı. Hepsi müşteri gibi davranıyor.

Maneviyat kazandırıyor yeni müfvedatımız. Peki, yoksula garibana maneviyat lazım mı? Ne gerek? Onlara da BES'teki eğitim merkezleri dayatılıyor. Nedir onlar? Bir gün okul, dört gün iş, iki gün tatil. Yanlış duymadınız. Bir gün okul, dört gün iş. Öğrencilere asgari ücretin yarısı kadar para işsizlik sigortası fonundan ödeniyor. Yani patronun için de bedavaya geliyor söz konusu bu öğrenciler.

E tabii bu yoksulluk ortamında iyi fırsat. Son 3 yılda bu şekilde çocuk işçilik yaptırılan öğrenci sayısı 2 milyona dayanmış durumda. Evrensel Gazetesi, MESEM öğrencileriyle bir sokak röportajı da yapmış. Dinleyelim. Elektrik, elektronik. Fabrikada. Hangi fabrika? Ahmet Yer, Kemalpaşa'da. Buzdolabı fabrikası. Buzdolabı. Vestel'de. Kaç saat çalışıyorsun? Yaklaşık 10 ya da 11 saat. Kaç gün? Haftanın 5 günü. Cumartesi günleri de çalışıyorum.

Sadece bir gün okula geliyorsun? Evet, sadece bir gün. Pazartesi günleri oluyor. Cumartesi, sadece cumartesi, pazar günleri tatilim oluyor. Başka bir şey yapamıyorum. Yani o da yetmiyor. Yoruluyorum. Ben hiçbir şey yapamıyorum. Cumartesi günleri de zaten çalıştığım için pazar gününde uykuyu özlüyorum artık. Uykunu zaten 10-12-1'e kadar yatıyorum. 12-1'den sonra da zaten oruç tutuyorum bazen. 12-1'e kadar yatıyorum.

Dinlediğiniz bu çocuklar 14-15 yaşlarında olan 9. sınıf öğrencileri. Bir gün okula gidiyorlar, o da belli ki laf olsun diye, geri kalan günlerde çalışıyorlar. Yani bu kadar milletin maneviyatına uyumlu müfvedat lafları falan lakırdı. Garibana o bile yok. Okula ne gerek var? Çalışsınlar da bir işe yarasınlar. Bugün milyonlarca çocuk, belki başka hayaller kurmasına rağmen, sırf asgari ücretin yarısı kadar bir para kazanabilmek için aileleri tarafından mesemlere yollanıyor. Bu haliyle aslında yeni müfvedatın ekonomi politiğini de kavruyoruz. Kapitalizme uyumlu, sesini çıkarmayacak, gık demeyecek, hakkını aramaya tenezzül etmeyecek ve tüm bunları Müslüman-Türk'ün fıtratı diye yutturmaya kalkacağımız bir eğitim modeli. Başarılı olsa diyeceğim ki başardılar. Öyle bir hamur ki bu bir türlü dinlendirilmiyor. Yoğur ha yoğur, yoğur ha yoğur. Bir türlü kıvamını tutturamıyoruz. Son 20 yılda 9 kez Milli Eğitim Bakanı değiştirmişiz. Sistemdeki değişikliklerin sayısının haddi hesabı yok. Olan yıllarını kaybeden genç nesilleri oluyor. Genç nesillerle birlikte Türkiye'nin geleceği de mahvoluyor.

Garibanın çocukları tezgaha tornaya, parası pulu olanların çocukları Avrupa'ya, orta direğin çocukları pıtrak gibi çoğalan zincir kolejlere, geri kalanlar da imama tiplere. Alın size Türkiye 100 yılı marif modeli. Mustafa Kemal'den icazet almak işin kolaycılığıdır, ben de bu kolaycılığı pek sevmiyorum ama madem mevcut iktidar, Cumhuriyet eğitim modeline bir antitez geliştirmekte, o halde Cumhuriyet'in eğitim vizyonuna ilişkin de bir şeyler söylemek gerekir. Bizler yoksul Anadolu'nun gariban topraksız köylülerinin torunlarıyız. Osmanlı'nın yıllar yılı yüzüne bakmadığı bu çorak topraklarda, dünümüzü yarınımızı hesap edemeden yüz yıllarca yaşadık. Hiç değilse derdi müreffeh toplumlar gibi yaşamak olan bir cumhuriyet kazandık. O cumhuriyetin eğitime bakışı da vizyonunu aydınlanma felsefesinden aldı. Bugünümüze ilişkin şükredeceğimiz her ne varsa aydınlanma fikrinden doğuyor. Bu fikrin kurduğu devlet sayesinde bu kaydı dinliyorsunuz.

Bu fikrin öğretmene ve eğitime ilişkin vizyonu da 27 Ekim 1922'de, yani İzmir'in düşman işgalinden kurtulmasından sadece bir buçuk ay sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından anlatılıyor. Bugün ulaştığımız nokta, hakiki kurtuluş noktası değildir. Hakiki kurtuluşa, medeni, çağdaş, ilme, fenle, insanlığa saygılı, istiklalinin değerini ve şerefini bilen, Kurafelerden arınmış, fikri ve vicdanı hür bir cemiyet olduğumuz zaman ancak ulaşabiliriz. Öğretmenler, ordularımızın, şimdi aramızda bulunan yiğit komutanlarımızın idaresinde kazandığı zafer... ...sadece eğitim ordusunun zaferi için zemin azlamıştır. Hakiki zaferi, cehaleti yenerek siz kazanacak ve koruyacaksınız. Çocuklarımızı ve geleceğimizi ellerinize emanet ediyoruz.

Çünkü Kurtuluş Savaşı'nın sebeplerini, anlamını ve nelere mal olduğunu çok iyi bilen sizlere yürekten güveniyoruz. Bu haliyle eğitimden çok büyük beklentilerimiz yok. Arzumuz, Türkiye'nin evlatlarının da batılı çocuklar gibi nitelikli bir eğitimden geçmesidir. Buna karşın, bu eğitimin ahlaksız nesiller yetiştirmek anlamına geldiğini düşünen mürteci bir kafayı başımıza bela ettik. Umalım ki bu beladan hiç değilse çocuklarımızı kurtarabiliriz. Başta veliler ve öğretmenler olmak üzere hepinize sabır dilerim. Tren topuğu podb media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar enseyi karartmayın. Hep birlikte toparlayacağız. 1 Mayısınızı da kutlarım. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)