Podcast

İman Bankası ve Huri Diktatörlüğü

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Samet ve Fethi bu bölümde İman Bankası'nın hoş geldin faizini hayli cazip buluyor. Tek tanrılı dinlerin kıyamet senaryolarını Marksist-Leninist bir perspektiften yorumlayan ikili, Arapça olan her metnin dua olmadığı gerçeğini örneklerle izah ediyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.759 kelime · ~14 dk okuma

Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

Samet, ben eskiden mezdekeyi neşeli ezan zannediyordum abi. Yani normal ezanı da daha karamsar, daha depresif bir ezan olarak düşünmüştüm. Mezdeke de benim için neşeli, mutlu bir ezandı yani. Şöyleydi benim için, mezzeke mesela Allah'ın neşeli buyruğuydu. Ezan da daha depresif, daha slow bir buyruktu yani. Meğerse bu hiç de böyle değilmiş. Tek ezan varmış. O da ezanmış. Mezzeke de bir araya gelmiş bir müzik dans topluluğuymuş.

İstediğin herhangi bir müziği yeterince yavaşlatırsan ezana benzer ilaki bu arada. Bence durum bu. Ben müzik teorisinde böyle öğrendim. Mesela hababam sınıfının müziği neşelidir. Doğru, keyiflidir. Keyifli bir müzik. Neşelidir, evet. Yavaş çalınınca hababam slow.mp3 gibi bir şey olur. Daha da yavaşlatırsan ezan olur.

Transkriptin tamamını oku

Müzik teorim bu kadar benim. Arapçadan bağımsız olarak durum böyle bu arada. Deminki söylediğinde bir Arapça ortaklığı vardı. Ön bahçede ırkçılık yaptırıyormuşsunuz ayrıca. Yaptırtmam. Kimin bu semavi din? Kiminse hemen çıksın ortaya, tüccar değilim ben, peygamberim, peygamberim diyen bir Münir Özkul düşünsene. Gerçekten çok acıklı olabilirdi, üzüntülü olabilirdi.

Bu arada Arapça olan her içeriği ezan zannetme durumu sende de oldu mu abi küçükken? Ya böyle benzer şekilde cevşenler olurdu ya, insanlar boynuna takardı. İçlerinde de işte Arapça bir şeyler yazardı ve biz onu dua diye kabul ederdik yani sure diye kabul ederdik. Bir gün bir arkadaşla çok merak ettik, açtık baktık. Aynı sitede Arapça bilen biri de vardı, okuttuk. Abi hoşaf tarifiymiş.

Cevşenin içindeki metin hoşaf tarifiymiş. Böyle aşama aşama anlatıyor işte meyveleri hazırla, şerbeti hazırla, şöyle yap, böyle yap diye. Arkadaş da bunu boynunda taşıyordu. Çocuğa dedik ki lütfen artık bunu taşıma, senin boynunda bir yemek tarifi var. Buna hiç gerek yok yani. Neyse böyle bir olay yani.

Ağabey sağdan sola yazılıyor diye her şeyi ulvi sandık bir dönem. Bunun sebebi de harf devrimi biliyorsun ki bir gecede cahil kaldığımız bir olaydır. Elim bir olaydır. Zihnimizin ışıkları söndü ya. Bir gecede ya bir gecede. Önceden mesela hoşaf tarifiyle duayı biz çok ben mesela kendi adıma konuşayım şimdi herkesi zan altında bırakmak istemem. Önceden ben hoşaf tarifiyle duayı çok net ayırt edebiliyordum. Bir gecede ayırt edemez oldum.

Ne olacak bunlar yani? Sana gelen, musallat olmaya çalışan cinler o dönemde mesela çok güzel hoşaf tarifi öğrendiler belki de. Doğru. Ya da mezzeke dinleyip kendilerinden geçtiler yani. Hiç belli olmaz. Bilemeyiz ki yani. Bence pozitif tarafından bakmak lazım her olaya. Tam bu konuyla ilgili bir haber var bu arada. Arapça yazılan Sovyet ceza kanunu yıllarca Kur'an-ı Kerim sanılmış.

Olaya bak ya. Şöyle yazıyor haberde. Rusya'ya bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti'nde, bu arada sıkıntılı bir şey anlaşılmasın diye Rusya'yı kocaman yazmışlar. Hani bunlar bak Kürt değil, bunlar Rus. Bak oğlum bunlar Rus. Kürt demiyorum ya falan gibi bir şey anlatılmaya çalışılmış. Başkurdistan Cumhuriyeti'nde yaşayan bir ailenin Kur'an-ı Kerim sandığı Arapça yazılmış 1926 tarihli Sovyet ceza kanununu nesilden nesile aktardığı ortaya çıktı. Bayağı bunu saklamışlar Kur'an-ı Kerim diye değil mi?

Uzun süre saklanan, nesilden nesile aktarılmış. Rus haber ajansı Sputnik'in haberine göre aile kitabı yıllardır oğlunun yastığının altında tutuyormuş. Rus basınına konuşan Rafiya Zinatullah, yok Zinatullina. Eyvah, kadın bir anda IŞİD'li oldu.

Ben yanlışlıkla Rafia'yı Kur'an-ı Kerim zannettim. Ağabey kadının hayatta aldığı bütün kararların rotası değişti. Yani Zinatullina iken bir anda Zinatullah oldu. Kadın inanamıyorum sana Samet yani. İsmin de Zina geçiyor bu arada. Bu da dikkatlerden kaçmadı. Şöyle demiş, annem bunun kutsal kitap olduğunu ve çocukların sakin ve huzurlu olması için bir beze sarılı olarak yastığın altına koyulması gerektiğini söylerdi. Ancak yıllar sonra bunun 1926 tarihli Sovyet ceza kanunu olduğunu anladık dedi.

Durum Ailenin Söz Konusu kitabı Başkurdistan'ın başkenti Ufa'daki. Bu arada Ufa'da Urfa ile karışmasın diye o da büyük yazılmış. Bu şanlı olmayan bir Ufa. Evet şanssız. Urfamız şanlı ama buradaki Ufa şanssız. Hatta Candan Erçetin'in hiç bestelemediği bir şarkı var biliyor musun? Nedir? Şanssız Ufa herkese başka sorar görmez gözünün yaşını. Mesela bu da Arapça olsa dua olduğu düşünülebilir. Her şey gibi değil mi? Yavaşlasınca ezan olduğu düşünülebilir. Ne kadar kötü bir şaka yaptım Samet ama sen yine de güldün. Bu da yılların dostluğuyla alakalı bir şey galiba. E tabii ki. Şimdi ben kötü şaka yapsam sen gülmeyecek misin? Ben gülerim senin şakana. Gülersin. Hatta ben senin şakan Arapça olsa dua bile zannederim. O kadar da kıymetli bir adamsın benim için. Durum, ailenin söz konusu kitabı Başkurdistan'ın başkenti Ufa'daki Rusya İçişleri Bakanlığı Müzesi'ne hediye etmesiyle kamuoyuna yansıdı. Abi bu arada şeye dikkatimi çekti. Bu Rus basınına konuşan Rafiye Zinatullina kutsal kitaptan neden böyle yatırımlık altın gibi bahsetmiş ki? Yani Türkiye'de mesela beze sarılı olarak yastığın altına koyulan şey altındır.

Hatta Maliye Bakanları çıkıp şey derler, bu altınları dolaşıma sokun, yastık altından çıkarın. Bankalar derler ki işte sizin için süper mevduat faizlerimiz var. Getirin bu altınları bir an önce dolaşıma girsin. Ama burada bahsedilen kutsal kitap diyeceğim. O da değil, Sovyet ceza hukuku kitabı. Değil mi? Ceza hukuku kitabıydı. Evet, evet. İnanamıyorum ya. Abi İncil artacak diyorlar bu arada. Hazirana doğru İncil patlar ben söyleyeyim şimdiden.

Yatırımlarınızı günlük kazandıran İncil hesaplarında değerlendirin diyorsun yani sevgili Samet. İncil üzmez, çıktığı yeri hatırlar diyorsun. Yatırım tavsiyesi de diyorsun. Bunu düşüneceğim. Eğer durum böyleyse Rusya'da yani, kutsal kitaplar için bankaların teşvik üretmesi lazım.

yastık altında bekleyen kutsal kitaplarınızı getirin, onları mevduat hesaplarınızda değerlendirelim deseler, ekonomik dolaşıma girse bunlar çok iyi olur, az önce de söyledim. Ben biliyorsun maliye gözüyle bakıyorum çünkü benim branşım muhasebe. Buradan bakıyorum hayatın her aşamasına, aşka da işe de. Hepsine buradan bakıyorum.

Çünkü biliyorsun ki bu tarz rekabetçi piyasalarda bu gibi altınlar, bu gibi kitaplar piyasaya girmezse likidite sıkıntısı oluyor. Ki semavi dinlerde likidite sıkıntısı da devaluasyon getirir biliyorsun. Dinleyicilerimiz detaylı bilgi için bu arada dünyanın en sıkıcı finans kanallarına göz atabilirler. Yani benden bu kadar. Mehmet Şimşek'le beraber sunduğumuz, aynen öyle kardeşime devam ediyoruz. Ben bu arada semavi dinleri, semavi dinler diye bir yazar zannediyordum. Avukat, semavi dinler.

Böyle zannediyorum. Biraz sekülerdik de biz. Kardeşi var, Çok Tanrılı ismiyle bilinir. Çok Tanrılı dinler. Bunlar bir aileler. Abi bu arada ben yakın zamanda bir bankadan ciddi mevlaların konuşulduğu bir reklam teklifi aldım. Senin için sıkıntı olmayacaksa böyle kısa bir reklam kuşağı yapalım mı? Çünkü söz verdim, parayı da peşin aldım ve bir an önce o reklamı bu podcast'e koymam gerekiyor. Sen söz verdin, parayı da peşin aldın.

Ben afedersin, bostan korkuluğu olarak mı burada bulunuyorum? Ben de kazanacak mıyım bir şeyler? Yoksa ben yine çubuk krakerle mi besleneceğim? Ben onu öğrenmek istiyorum. Çok kazanacağız Samet. Feci kazanacağız. O zaman şimdi reklamlar.

Kutsal kitaplarınızı yıllardır yastık altında mı muhafaza ediyorsunuz? Aman değer kaybetmesin diye diye şakaklarınıza kar mı yağdı? Allah'ım yoksa sizin mi bu finansal kaygılı yüz? Artık dert etmeyin. İMAN BANKASI

Şimdi yatırımlarınızı size en yakın şubemize getirin, günlük kazandıran İncil hesabında değer kazansın. İMAN BANKASI! İster Tevrat, ister İncil, isterse Zebur. Sizin için belirlediğimiz faiz oranlarıyla kitabınız değerini hep korusun. İMAN BANKASI! Haydi sen de en yakın şubeye gel, sana en uygun tek tanrılı öğreti fırsatlarından yararlan. İMAN BANKASI!

Nasıl abi, sen ikna oldun mu? Ya İman Bankası güven verdi mi sana? Çok güvendim, aşırı güvendim. Ben artık tüm birikimimi bu bankaya yatıracağım. Batarsa da artık TMSF'den bir şeyler alırız diye düşünüyorum, paramızı alırız diyorum. Ne diyorsun?

Biliyorsun, finans en temelde güven işidir. Sana o güveni hissettirebilirse ne ala ama hissettiremezse sıkıntı çok büyür. Rekabetçi ekonomilerde bu böyledir. Bu reklam bana güven aşıladı. Özellikle o aralarda epik bir sesle bankanın adı tekrarlandı. Ben bu bankanın başına herhangi bir şey geleceğini düşünmüyorum.

Çünkü her konuya bir çözümleri var gibi. Hani başlarına diyelim ki olumsuz bir şey geldi, hemencik önlemini alırlar gibi. Neden? Çünkü Türkçe düzgün, erkek sesi kullanılmış, dayanıklı ve güçlü bir imaj yaratılmış. Ben varımı yoğumu koyarım gibime geliyor. Çünkü tok bir ses, emin bir ses, tam böyle şüpheye düşecek gibi oluyoruz, bankanın adı geliyor. Ne diyor mesela? Aklı İman Bankası.

Tam böyle diyoruz ki eyvah işte krizle batar mı? İsmi çok benzeyen başka bir banka vardı, sıkıntı oldu. İman Bankası. Ben hepsini koyacağım, kredi çekip koyacağım muhtemelen. Yeterince düzgün bir erkek sesi seni her şeye ikna edebilir gibi bir şey anlıyorum ben buradan. Tartışılır. Tıpkı Yeterince Arapça bir yazı, spiritüelliğine hoşaf tarifi olmadığını nasıl ikna edebiliyorsa ya da o baş Kurdistanlı aileyi nasıl ikna etmişse onun Kur'an olduğuna, o kitap senelerce nasıl kamufle oldu? Ben tam anlayamadım. Tam ne zaman fark ettiler? Bunda başka bir şey yazıyor diye ne zaman fark edildi? Esirgeyen ve bağışlayan Lenin'in adıyla mı başlıyor kitap?

Benim okuduğum kadarıyla Sovyetler Birliği'nin belli müzik gruplarına müthiş bir antipatisi var. Sex Pistols olsun, Nirvana olsun, Guns N' Roses olsun, Kiss olsun bu gibi gruplardan pek haz etmiyor. Saçı biryantinli, boyalı, makyajlı erkeklerin müzik ve dans birlikteliklerine karşı müthiş bir korku var, çekince var. Hatta bunu da yasalaştırmışlar vaktinde, öyle biliyorum.

Bütün metin Arapça işte sağdan sola doğru akıyor metin gaddar bir akış var böyle şu yasak bu yasak falan. En son işte sex pistols İngilizce falan böyle bir şeyi fark ettilerse hani olayın foyası bu şekilde ortaya çıkmış olabilir. Bu arada yani bu grupları da acaba Arapçaya çeviriyorlar mıdır yani? Judas Priest'i mesela Mekkeli müşrikler diye çevirseler ya. Şahane olmaz mı yani Arapça böyle Mekkeli müşrikler ama açıp baktığında Judas Priest mesela. Queen'i Sultan diye çeviriyorlar. Sultan çok iyiymiş, evet. Abi

madem ulvi bir yayın, madem böyle teolojik bir içerik hazırlığındayız, aralara ayetler serpiştirelim diyorum. Fakat bu ayetler için hem Sovyet Ceza Hukukundan hem de mevcut tefsirlerden nüveler olsun. Mesela şu nasıl? Mesela dinle bakalım, kulağına hoş gelecek mi? Reformist menşeviklerin başına gelenleri görmedin mi? Şüphesiz biz onların evlerine gazete, süt, ekmek ve TKP'li belediye başkan adaylarının vesikalık fotoğraflarını gönderdik. Ve Allah onları sektörel uzmanlığı ve finansal okuryazarlığıyla tek hamlede nakavt etti. Sürplas suresi 4. ayet.

İki kitap arasında derin farklılıklar var gibi bence yani bu arada yani Kur'an-ı Kerim ile Sovyet ceza kanunu o kadar da benzemiyordur gibi geliyor. Yani belli yerler belki benziyordu yani mesela komşusu açken tok yatılmıyor mesela ikisinde de. Evet bu sabit bir şey. Orası sabit en azından orası aynı ama bir tek orası aynı yani ama mesela birinde cehennem var diğerinde gulak var yani.

İkisi bambaşka anlatılır bence. Evet, bütün metinlerde bir cehennem fantazyası kesinlikle var. Her kutsal kitabın bir Gaspar Noyes'i var. Ona soruyorlar, kötü olanların, art niyetli olanların istirahat edecekleri mekanı nasıl tasarlayalım? İç mimariyi nasıl formülize edelim? İşin tuhafı, iyilerin istirahat edecekleri pansiyondan ya da mekandan o kadar da söz edilmiyor. Çoğu kutsal kitap da böyle. Genelde kötülerin kalacakları yer sayfa sayfa anlatılıyor.

Huri yok mu mesela sosyalizmde yani şarap akan nehirler falan yok mu? Abi benim otlu kantinlerinden öğrendiğim kadarıyla sınıfsız toplumdan önce sadece birkaç sene yaşanması gereken bir huri diktatörlüğü aşaması var. O huri diktatörlüğü aşamasında işte tam da bahsettiğin durum konuşuluyor. Şarap akan nehirler, şöyle huriler, boyları şu kadar uzunlukta falan. Onu yaşıyoruz. Oradan sınıfsız topluma geçiyoruz diye biliyorum ben. Sosyalizmin zorunlu şark görevi gibi mi diyorsun yani? O kitabı mesela Kur'an diye okuyan bir nesil var mı yok mu şimdi? Orayı anladık mı? Yani İslam'ı böyle anlayıp yorumlarsan bambaşka bir mezhep çıkabilir ortaya. Leniniler falan gibi bir şey çıkabilir.

Valla benim bildiğim kadarıyla Leniniler Menşeviklerle el sıkışmıyor. Yani sıkışsalar bile hemen gidip duş almaları gerekiyor. Sovyetler Birliği'nin televizyon yayın akışında Kızılcık Şerbeti türevi bir dizi olsaydı Sametçiğim görürdük yani hangi fraksiyon nasıl davranıyor, kim kiminle el sıkışmıyor, nasıl evleniyorlar, nasıl aldatıyorlar. Hepsini izlerdik ama işte böyle bir dizi olmadığı için göremiyoruz yani. Oysa ismi de en çok Sovyetlere yakışırdı yani Kızıl Şerbet diye. Aynen öyle kardeşim.

Yepyeni bir konu. Vegan tiramisu can aldı diye bir haber var. Merak ettiysen okuyayım. Vegan tiramisu can aldı. Restoran çalışanları kasıtsız öldürme suçundan yargılanacak. Hayda! Nasıl ya? Abi haberin özetini geçiyorum çok fazla ayrıntı var diye. Vegan diye satılan bir tiramisunun içinde süt ve yumurta varmış. Tüketen kişinin süt alerjisi var diye anafilaktik şoka girip ölmüş. Olayda vegan bir tiramisu yok anladığım kadarıyla. Yok. Burada bir gazetecilik suçu var Fethi.

Öncelikle vegan tiramisu yok yani. Katil olarak belirtilen kişi haberde yok. Abi şu an bu haber sayesinde ben sanki seçim gecesi, açılan sandık yüzdeliklerini ve oy dağılımlarını Hande Fırat ve Ahmet Hakan'la ekipten dinliyormuş gibi hissettim. Yani ortada öldüren bir vegan tiramisu yok fakat özne vegan tiramisu. Biz bunu her seçim gecesi yaşıyoruz.

Birileri anonim bir hikayede bana bu vegan tiramisu'nun olmadığını ispatlayın şeklindeki yazılı sorusuna hangi vegan tiramisu yazmış da felsefe dersinden yüzde geçmiş gibi geldi. Bana hissettirdiği bu oldu yani. Ayrıca sevgili kardeşim başlık çelişkili. Vegan tiramisu'nun varlığı birilerini öldürmemesinden gelir normalde. Birilerini öldürmemişse ona vegan denir. Eğer birilerini öldürmüşse de vegan değildir. Yani ateist Müslüman gibi bir kavram olmuş. Bence çelişkili.

Samet, bu isimlendirme, bu lezzet neye hizmet ediyor? Mesela örnek veriyorum, veganlar olarak Tremisun'un tadını çok özlüyoruz ya da onu yaşatmak istiyoruz ve onu hayvansal gıda içermeyecek şekilde yeniden mi tasarlıyoruz? Mesela bizim daha maocu, daha köktenci olmamız gerekmez mi? Sıfırdan bir isim bulup yepyeni bir tatlının inşasına girişmemiz gerekmiyor mu?

Sucuk mesela hani raflarda vegan sucuklar görüyorum. Ya bizim sucuk fenomeninde arzu ettiğimiz şey ne? Biz neden sucuğun sucukluğunda, tiramisu'nun tiramisu'luğunda diretiyoruz mesela? Tümden reddetmek varken niçin yeniden yazıma girişiyoruz? Bence bu reformist. Yani çoğu insan sucuk yedikten sonra gaddar ve haz dolu bir surat takınır. Hani bildin mi o suratı işte? Kadir Çöptemirli reklamlar işte. Oh be falan.

Bu, dediğim gibi sucuk reklamlarında da böyle. Veganlar mesela aynısını bir sabah kahvaltısında vegan sucuk tükettikten sonra yapmayacak mı? Adı hala sucuk çünkü. Bilmiyorum, bana ofansif geliyor. Vegan sucuk yedikten sonra saçımızı boyamalı, Judy Butler'ı okumalı ve ekolojik tütün sarmalıyız. Ortodoks Marx'ı inkar etmeliyiz, üzerine bir şeyler koymalıyız.

enteresan yorumlar ve vegan kremler yapmalıyız. Cinsiyet değiştirmeliyiz mesela. Bambaşka bir kültüre ait olmalı bence vegan sucuk. Kadir Çöptemir'den ve otantik sucuk anlayışından uzaklaşmanın tek yolu vegan sucuğa yepyeni bir isim vermek bence. Çünkü en temelde lingüistik bir hatada diretiyoruz. Vegan sucuk!

...vegan, tiramisu. Halbuki işte ne bileyim bir şey gibi oluyor. Aynı paragrafta şu an Kadir Çöptemir, Mao, Judy Butler...

ve cinsiyet değiştirme operasyonları geçti. Gerçekten seni tebrik etmek istiyorum. Ya Erol Evgin'den anlatılayım. Gelsen ne çektiğimi bir de bana sor kardeşim. Gün içinde düşünmek bile bu kadar zorken konuşmak ne kadar zor sen tahmin et. Yani evet gerçekten de şey bir tirat oldu. İçimi döktüm ya sanki. Öyle hissediyorum yani. Abi et cinayetse

Vegan sucuk da en azından bir ayıp olmalı. Yatarı olmasın da bir para cezası falan olsun. Bazı veganlar karşı çıksın. Mesela şey desinler, abi ben de veganım ama bazı şeylerin de veganı olmaz gibi bir şey olsun en Tamam ben de veganı destekliyorum ama adam öyle bir vegan yapıyor ki yani kınamamak elde değil. Ben bunu teyzeme nasıl yedireyim, anneme nasıl yedireyim abi? Bu kadarı da olmaz yani falan gibi mi? Abi incille beraber incik de çok artacak diyorlar bu arada. azından.

İncik konusunda tartışmalar hala devam ediyor. Biliyorsun ki incik tek bir kalemden çıkmadı. Tek kutsal bir incikten bahsedemiyoruz. Yoruma çok açık. İncik yok aslında. İncikler var. En az 12 farklı varyasyonu var. İnciğin bu kaç oldu, kaça çıktı sayı onu hiç bilemiyoruz. Bu arada inciği çok sallama, her yanın sancır.

Buna da özen göster bu konudan söz ederken. Bundan sonrası için söylüyorum. Hani ben seni ikaz etmem ama başka birinin yanında dersin incik şöyle, incik böyle diye. İster istemez düşünür. Bu adam bilmiyor mu incik konusundaki bu gerçekleri, bu nesna şeyler onda yok mu der. Bir de şey olabilir yani o zaman şöyle bir ikazda bulunabilirler. Hani Samet inciği bilmiyor demezler de Fethi'nin arkadaşı inciği bilmiyor derler. O daha acı verici olur senin için. Bir şey söyleyeyim mi? Bana asıl dokunan bu.

Yani sana yöneltseler o kadar da umurumda olmaz ama derlerse ki yani bu içerikten böyle bir şey çıktı ben de etkileniyorum ya lütfen dikkat edelim yani hani. Bundan sonra bu gibi şeyler. Ne yapıyoruz sanatçım? Aklımızda oluyor yani. Ne yapıyormuşuz? Tamam mı Sametciğim? Bizim böyle bir tarih hocamız vardı ya. Cümleleri böyle bize bitirtiyordu ama cümlelerin sadece yüklemini. Çok komikti böyle işte. O arada diyor işte Fatih Sultan Mehmet tahta ne yapmış? Çıkmış. Ama şey yani bilinmesi kesin olan fiillerde. Hiç böyle soru işareti meyare yok yani. Soru işareti olmayan şeyler.

İşte Balkanlara karşı savaş ne yapılmış? Açılmış gibi. Çok güzeldi, çok rahat geçiyordu tarih tersleri. Kendisiyle anlaşmak kolay olmalı yani. Çok kolaydı. Tahmin ediyorum. Bu kadar incikten bahsetmişken, inciğin çeşitlerinden, varyasyonlarından, mesetlerinden bahsetmişken Barnabas inciği bayağı lezzetli bu arada. Öyle mi? Ben tavsiye ederim. Barnabas inciği bayağı iyi. Hele yanında da bir soğan.

Piyas harika dostum. Bir geçiş müziği... Bir haber daha var önümde. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu yazıyor. Ne demiş abi? Önemli yok hacım. Mezarlıklarda şu anda yoğun çalışma var. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim.

Ayrılın kardeşler, ayrılın kardeşler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)