
6.613 kelime · ~33 dk okuma
Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Siler Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.
Merhabalar, hakikat sonrası çağda hakikatlerin peşine veriyle düştüğümüz podcast. Bizim bir başka bölümde tekrar birlikteyiz. Bugünkü sorumuz, hakikaten engellerin farkında mıyız? Biz bu kaydı 13 Mayıs günü yapıyoruz. Engeller Haftası içindeyiz bir taraftan da. Ve bugünkü konuğumuz bir akademisyen, aktivist, Dr. Engin Yılmaz. Hoş geldiniz hocam.
Hoş bulduk. Merhabalar Sinan Bey. Ve de şirketimizden benimle birlikte bugünkü kaydımıza konuk olarak katılan arkadaşım, İnovasyon Araştırmaları Bölümümüzün lideri Aslı Altınel. Aslı hoş geldin.
Hoş bulduk, merhaba. Evet, bugünkü sorumuz, peşine düşeceğimiz soru, hakikaten engellerin farkında mıyız? Engellilik, insan olma halinin bir parçası. Yani neredeyse herkes herhalde yaşamının belli bir noktasında geçici veya kalıcı olarak zayıf düşecek. Hatta yaşam süresi uzadıkça uzun yıllar, daha da uzun yıllar yaşayan insanların belli işlevlerin yerine getirme konusunda daha da fazla zorlukla karşılaşma ihtimalleri de var.
Tabii bir konuyu nasıl tanımlarsanız devamında aksiyonu da o tanım üzerinden alırsınız. Bu konu çok önemli. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımına göre engelli olan birey doğuştan veya sonradan bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal veya sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmiş ve bu nedenle de toplumsal yaşama uyum sağlama, günlük gereksinimlerini karşılama konusunda güçlük sahibi olan İşte buradan hareketle de korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi olarak tanımlanıyor. Buradan biraz daha detay verilere geçmeden önce Engin Bey'e aslında bir dönmek istiyorum. Yani bu tanım sizce ne kadar oturuyor? Sizin bununla ilgili yorumlarınızı bir alalım. Ondan sonra aslında verilere ve diğer tartışmalara geçelim.
Çok teşekkür ederim, sağ olun. Öncelikle zaten başlarken... ...Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımından niye başladık diye sorarak da ilerleyebiliriz. Şimdi bu dediğimiz zaman... Bir sağlık sorunudur yani. ...engellilik eşit bir sağlık sorunudur üzerine vurgu yapıyoruz. Ve böyle tanımlanıyor. Bu sizinle ilgili genelde de böyle. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımları zaten hep değişiyor. Yine de bu tanım daha gelişmiş. 1960'larda, 70'lerde tamamen kişinin... ...patolojik durumundan kaynaklanan halidir gibi algılanıyordu engellilik.
Ama bugünkü tanımlar biraz daha tabii ki kendini en azından şeyi ekliyor artık. Bu nedenle toplumsal anlamda dışlamalara maruz kalan gibi şeyleri de eklemiş sağlık örgütü. Kendini geliştiriyor son dönemde ama hala temel veriyi kişiye koyuyor. Bireyin fiziksel, düşünsel, ruhsal ve algısal şeyleri, eksiklikleri, bozuklukları, sakatlıkları üzerine. Bu var, bu olduğu için öyle ilerliyor diye koyan bir şey var. Ama bunun ötesinde mesela Birleşmiş Milletler...
Engelli Hakları Sözleşmesi'nde de diyor ki kişinin eşit koşullarda topluma tam katılımını, tam ve etkin katılımını engelleyen yine fiziksel, duysal, yetisel farklarının yaratmasından bahsediyor Birleşmiş Milletler. Çok ilginç. Şimdi biliyorsunuz bizim ülkemizde Birleşmiş Milletler'e taraf Sidar Bey. 2008 yılıyla birlikte bu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'nin tarafı oldu. Bugün bir programa gelirken tanımları konuşacağız deyince bir baktım. Türkçe çevirisiyle İngilizce orijinal metnine baktım. Orijinal metninde diyor ki, engelli eşittir iki yerde tanımlıyor. Bir E bendinde girişte, bir de birinci maddesinde tanımlıyor. Birinci maddesindeki tanımı çok ilginç. Diyor ki, Birleşmiş Milletler tanımı, people who may have impairment in mental gibi bir tanım var. Ama orada diyor ki, which interaction
...with other barriers diyor, various barriers diyor. Türkçe metninde bu kısım yok. Türkçe yasal çeviri de o etkileşim... ...yani çeşitli var olan sizin duyusal, ruhsal sakatlıklarınızın... ...var olan çeşitli etkileşimlerle ortaya çıkan tam katılımı, engellimi hali... ...Türkçe metinde yer almıyor. Çok ilginç. Yani bunu çevirmeden koymuşlar ve resmi çeviri bu. Çok ilginç bir şekilde. Halbuki oradaki o çok önemli çünkü... Sizin aslında dedim ya tanım çok önemli engelliliği belirtmek açısından. Siz nasıl tanımlarsanız o şekilde politika. Sadece meseleyi kişide bitiriyorsanız ki biraz önce yaptığınız... ...Dünya Sağlık Örgütü tanımı da onu karşılıyor. Bence Birleşmiş Milletler'in şeyi de onu karşılıyor. Ama bizdeki yasal düzelme tamamen onu karşılıyor. Hani kişinin bir bozukluğu var. Hatta Türkçe'de direkt bozukluk olarak kullanılıyor. Türk yazar şey bozukluğu nedeniyle diyor. O zaman bunu tamir etmenin yolu nedir? Bozukluğu ortadan kaldırmak. Yani kişinin engelledik halini ortadan kaldırmak gibi bir şey üzerinden ilerliyor. Yani bu da ne demek? Tedavi edelim, rehabilite edelim. Zaten Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımında da vardır rehabilitasyon kelimesi.
Aynen, yani bu amaç bu. Beni seni düzelteyim diyor. Ben de diyorum ki toplumda tam olan kim? Yani bu insan tam bir insandır diyebileceğimiz bir stereotip var mı? Şu insan tam olarak kabul edilir. Kim bu? Bunu temsil edelim. Herkesin peşinde olduğu soru zaten. Kamil insan. Var mı öyle bir şey yani? Veya burada ben size sorsam, mesela siz bir araştırma şirketiniz, bunu sorun.
Eminim bir sürü farklı cevap alacaksınız. Ama bunların içinden en standart olanları alacaksınız. Onlar tam olacak. Standart satmanın ötesinde kalan bizler, bütün alt kümeler engelleniyoruz. Ama bunun suçu bize yükleniyor. Kusur bizdeymiş gibi. Hayır, ben standart atepik durumdayım. O yüzden bu kavramı artık yeni dönemde farklılaştırıyoruz. Yani bizler biraz daha farklı tanımıyoruz. Ben bu hem Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımından, hem Birleşmiş Milletler Engelli Hakları'ndan bunların hepsinde hala esas sebep senin sakatlığın olarak kabul edilir. Onu sakatlık, bozukluk, impairment kullanıyorlar yani. Yeti itimi diye Türkçeleştiriyor.
En son 2014'te yeti kaybı diyor. Yeti kaybı, yeti itimi. Bunun üzerinden tanınıyor. Evet böyle bir yeti kaybım var. Peki neye göre yeti kaybı mesela? Kiminkine kayıp diyoruz, kiminkine demiyoruz da benim için çok önemli. Mesela A pozitif olan biri de sıfır pozitif değil aslında kangurum. Bu bir kayıp mı? Mesela kısa boylu olan biri, uzun boylu değil aslında. Sarışın olan biri de esmer değil. Şimdi bunun için bu yeti kaybı, niye buna yeti kaybı demiyoruz da? Görme, işitme ya da mental farklılıkları olanlara diyoruz. Buna niye bir çeşitlilik demiyoruz mesela?
Her şeyden önce. O yüzden biz hep ben yeti farkı olarak adlandırıyordum. Hatta en son bir rapor yazdım bu hafta içerisinde. Farkı tabii eksiklikten başka bir şey bir arada. O da önemli yani. Kesinlikle. Fark başka bir şey, onu kastetmeye çalışıyorum. Ama bu yeti farkının diğer yeti farkı, hepimiz aslında farklıyız. Bunu da tek başına böyle koymak da bu aralar onun üzerinde düşünüyorum. Sadece yeti farkı dediğimiz zaman o zaman hani herkes aslında farklı. Herkes biricik ya bir noktasıyla. Ama bazı farklar kapsam dışı, gözetilmeyen yeti farkları. İşte tam olarak ben o yüzden kendi adıma, kendi tanımım bu herhangi bir yasal tanım değil. Bu durumu kapsam dışı yeti farkı olarak görüyorum. Yani benim görme farklılığım toplumun yüzde doksanından daha farklı bir noktada. Başka birinin işitme farklılığı toplumun yüzde doksanından, tam istatistikleri bilmiyorum... ...ya rakamlar dayanılabilir. Çok büyük kesiminden diyelim. Çok büyük kesiminden diyelim, daha farklı. Öyle olduğu için benim ihtiyaç duyduğum hizmetler toplumca karşılanmıyor, kapsanmıyor. Kapsanmadığı için de ben engelli hale, daha doğrusu aslında engellenmiş hale geliyorum. Bir nokta daha var herhalde orada. Toplumca karşılanmıyor dediniz ya. Toplumca değil de belki de sistem tarafından karşılanmıyor. Toplum değil tabii doğru, doğru söylüyorsun. Sistem, tamamı sistemin üretimine. Çünkü toplum dediğimiz zaman bir ödevi biz bu sefer yine başka insanlara veriyoruz ama aslında insanları değil, sistemin bunu çözmesi gerekir. Haklısınız, kesinlikle. Yani o sistem belli bir şekilde masraflı geliyor belki. Maliyetli geliyor. İki kişi için ben niye buraya rampa yapayım diyor mesela. Üç kişi var diye niye işaretleri koyayım diyor mesela. Örneğin bu podcast'i bir sağır biri dinlemek isterse altyazınız var mı? Yoksa ne oluyor? O zaman eğer yazılı bir dokümanımız olmadığı zaman... ...o zaman biz de onları kapsamamış oluyoruz ya. O yine bir grubu ötekileştiriyoruz aslında. Sizin sesli betimleme konusunda da çok çalışmalarınız var diye biliyorum. Aynen yani filmlerde öyle. İşte geçen bir film izledim. Filmin sonunu anlamadan çıktım yine. Betimlemesi yoktu. Hatta tweet attım. Arkadaşlar ne oldu filmin sonunda? Kimse cevap vermedi hala. Onlar da anlamamıştır belki.
Sana ne oldu bilmiyorum hala. Ama bu sizin, demin dedim ya, tanıma gelirsek, tanıma göre, o zaman diyor ki, sana ne yapalım? Çip takalım, gözlerini açalım. En iyi, şu an hatta Elon Musk falan da çalışmalar yapıyor ya, çip takalım oralarda, gözlerini açalım falan veya başka şeyler yapalım, bunları gör. Bugün gözüm, hadi açtın. O zaman başka bir noktadan yine ötekileştireceksin. Aslında bunun sonu yok. O yüzden öncelikle bunları insan çeşitliliğinin bir parçası olarak görürsek, hatta canlı çeşitliliğinin bir parçası olarak görürsek, ...mümkün olduğunca kapsaması genişletmeye çalışırız. O zamanda benim alamadığım hizmetin... ...benim zavallılığımdan değil, onun kapsanmaması nedeniyle olduğunu anladığımız için... ...iş hak hareketi boyutuna dönüşür. Yani şu ana kadar maalesef sakatlıkla ilgili temel... ...mesela sokaktaki insan nasıl tanımlıyor? Yolda yürürken geçmiş olsun abi diyor mesela. İkinci sorusu doğuştan mı abi diyor mesela.
Üçüncü soru, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi görmüyorsun? Tedavisi yok, neyse diyor, tıp gelişiyor diyor. Hatta biri şey dedi, peki sen dedi düşündün mü, ne yaptın da bu hale geldin? Bu da var. O kişi çok açık, amca açık açık söyledi ama bir sürü insan da böyle düşünüyor. Ya mutlaka bu bir şey yapmıştır.
O da biraz kurbağanı suçlama psikolojisidir. Hani bu da psikoloji programları falan da yapılıyor. İnsanların öyle bir kurbağanı suçlayarak kendini... Ya ben kötü değilim. Hani kötü şeyler kötü insanların başına gelir. İyi şeyler iyi insanların. Ben kötü olmadığıma göre benim korkacak bir şeyim yok. Hani biraz kendini temize çekmek. Aslında çoğu insan bunu düşünüyor. Bunu bazıları böyle açık açık dile getiriyor. Ya da siz bir insanı kızdırın. Bak çok başınıza gelir hani. Biriyle mesela gayet iyi bir tartışınız. Allah seni boşuna kör etmemiş diyor mesela. Kızdırırsan. Buradaki şey, aslında gerçek düşüncesi o da, onu ortaya çıkarmak öyle kolay değil. Politik doğrucu olduğumuz için hepimiz ön yargıları ölçmek için de çok güzel araştırmalar vardır. Siyahlarla işte saniyenin onda bir ölçüde bir şey verirsiniz kişiye, o arada bakarsınız ne yapıyor falan. Stereotipler öyle çıkarılır ya. Ama çoğu insan böyle düşünüyor. Bakmayın, ben özen... Mesela ben bir ders veriyorum aynı zamanda bazı için de engellilikle yaşamak diye. Diyorum ki, siz böyle konuşuyorsunuz da, sakat biriyle çıkar mıydınız? Sakat olduğunu düşündüğünüz biriyle. Kızınızı ona verir misiniz? İş verir misiniz? Şimdi bu şöyle. Bunu konuşacağız, iş vermek. Tabii veririm diyor yani ilk başta ama iş gerçeğe döndüğünde ben öyle çok görüyorum ki bir sürü arkadaşım bile bir anda iş ciddiye bindiği anda şey değişebiliyor yani bu önemli.
Çok doğru. Bence çok iyi bir giriş oldu diye düşünüyorum. Çünkü bunları bu şekilde tartışmadan, girizgah yapmadan devamı çok da yerine oturmayabilirdi. Özellikle bu Birleşmiş Milletlerin Engelli Hakları Sözleşmesi'nde hani engelliğin gelişmekte olan bir kavram olduğuna dair bir vurgu var. Evet. Sizin de bu yaptığınız girişte benim de hani aldığım şey şu oldu. Aslında yani yaşayan bir kavram bugün böyle geçmişte şöyle tanımlanıyordu. Bugün böyle tanımlanıyor. Yarın belki
Daha da sofistike, daha da amacına ulaşacak başka türlü de tanımlanma ihtimali olabilir. Şimdi buradan aslında bir de hani nasıl bir alt küme dedik, atipik dedik, standart dışı dedik. Kapsamamış diyorum ben en çok. Yani kapsamıyoruz. O grubun, bu kitlenin dünyadaki, Türkiye'deki nüfustaki yerini, büyüklüğünü bir anlayarak başlayalım. Ve bu noktada ben sözü Aslı'ya bırakayım.
Evet, önce dünya nüfusu içinde engelli bireylerin oranına bakalım. OECD ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık %15'i engelli bireylerden oluşuyor. Yani bu da dünyada yaklaşık 1 milyar engelli olduğunu gösteriyor. Türkiye'de ise 2021 TÜİK nüfus ve konut araştırması sonuçlarına göre 3 yaş ve üzeri nüfusta en az bir engeli olan bireylerin oranı %7. Bu da yaklaşık 5 milyon kişiye denk geliyor.
Bu oran erkeklerde %6 iken kadınlardaysa daha yüksek %8 oranında. Ve yaşla birlikte de engellik oranı artıyor. OECD ülkelerinde 20-34 yaş arasındaki engelli bir ay oranı %6. Bu oran ama 35-49 yaş arasında iki katına çıkıyor. 50 yaş üzerinde ise %24'ü buluyor.
Geometrik dizi şeklinde artıyor. Aynen. Ve Dünya Sağlık Örgütü'ne göre de azalan doğum oranları ve artan yaşam beklentisi nedeniyle 2030 yılına kadar her 6 kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. Ve tabii bunun neticesinde de engelli olan birey nüfusu da artış gösterecek giderek.
Burada ben size bir soru sorarak topu size atmak istiyorum. Yani aslında burada benim ilgimi çeken bir şey var. Şimdi burada herhalde hem OECD'de de hem de Türkiye İstesilik Kurumu'nun yaptığı çalışmalarda da bu tespitler büyük ihtimalle beyan üzerinden yapılıyor diye düşünüyorum. Yani o benim ilgimi çekiyor. Şimdi şöyle bir şey var, çok ilginç. Şimdi dedi ki Aslan, dünyada yüzde on iki küsur dediniz değil mi? Yüzde on beş.
...yüzde altı. Nasıl oluyor bu? İkinci sorun da buydu. Yani nasıl olabilir bu? Beyanı o yüzden sormuş. 2002'de yapılan araştırmalarda, 2002 araştırmasına bakın... ...orada Türkiye'de de aşağı yukarı yüzde on iki yüzde sonra bir yasa değişti. Soru değişti. Tamamen işte senin toplumda görmekte güçlük yaşıyor musunuz falan gibi... ...bir an daha soruyu farklı sordular. Ve farklı soruya göre bir anda oran yarı yarıya düştü. Yani 2010 öncesinde engelli olan insanlar bir anda engelli değil artık.
Aslında onu yaşadığı halde. Tamamen onun tam şimdi araştırmasını bilseydim... ...tam bu oranı vereceğinize ona bakardım aslında. Güzel araştırmalar var bununla ilgili. Ama benim arkadaşım var, Elif ve Deniz. Onların çok güzel bir makalesi var. Elif Emir Öksüz. Onu da buradan şey yapayım. Onlar bunu belirtiyorlar. Bu tamamen sorulan soruyla alakalı bir şekilde istatistiği düşürüyor. Yani bu da niçin yapıyor? Çünkü o zaman daha az insana veya vergi veriyor. Daha az insana yardım veriyor. Vesaire tamamen duygusal sebepler yani.
O yüzden bu tanımlar ne kadar doğru? Türkiye'deki tanımlar, bunu ciddi tartışmak lazım. 2 bin yüzde 6, bütün dünyada yüzde 15'te bizde ne oldu? Çok farklı farklı önlemler mi alıyoruz da yüzde 6'ya düşüyor? Ben tabii onu şudan hareketle aslında şu soruyla size bağlamak düşünüyordum. Yani sonuçta bir herhalde bunun beyan üzerinden alınıyor bu. Birtakım insanlara belli sorular sorularak, o sorulara verilen cevaplar. Bu sorularda mı farklılaşma var acaba diyecektim. Zaten onun cevabını almış oldum şimdi. Bir de tabii herhalde kısmen de olsa şeyin de etkisi var değil mi? Yani toplumdaki ortalama yaşın, hani genç bir nüfusta belki bir nebze daha düşük olma ihtimali olabilir. Yani onu... Tabii olabilir ama oradan bir şey daha söyledi aslanım. O da değil yani toplumun beklentileri. Şöyle bir ön yargı var insandan şunu diyor. Ya işte teknoloji gelişiyor diyor. Ben bunu sorarım öğrencilerime derim.
Bu diyor engellilik yakında engeller kalmadı işte körlük diye bir şey kalmıyor hep böyle şeyler vardır ya aksine... Aslında yaşam beklentisinin artması dedi ya Aslı Hanım, öyle söyleyemeyiz. Bir de şu var, doğumlarda da daha önce yaşatılması... ...mümkün olmayan insanlar artık tıbbi gelişmelerle yaşatılabiliyor. Ama nasıl? Herhangi bir farklılıkla oluyor. Örneğin disseksik, otizm veya başka şeyler olabiliyor. Çocuklar normalde belki doğumda ölecek yani. Ama bugünkü şartlarda yaşadığı...
Doğal seleksiyon değişti. Evet, o zamanda daha farklı insanlar artık. Yaşayabildiği zaman yaşayan her insanın... ...farklılıkları oluyor. Daha fazla insanı siz yaşatabildiğiniz zaman... Ve daha uzun süre yaşatıyorsunuz. Daha uzun süre yaşatıyorsunuz. Ve onun da yarattığı bir roman. Aksine, tam Aslı Hanım'ın işaretlettiği üzere... ...artacak bu sayı, azalmayacak. Yani tıbbi gelişmelerin olması gerektiğinde artacak. Belki çeşidi değişecek. Farklı gruplar olacak. Ama her zaman... Çünkü dedim ya, yine tanım. Her zaman toplumda yeti çeşitliliği olacak.
Ve bu yetişeşitliliği her zaman biz ne kadar kapsayıp kapsamayacağımıza bakmamız lazım. Şimdi burada özellikle OECD'nin bakış açısıyla Türkiye'deki bakış açısı arasındaki farkı değerlendirdik. Biraz da hani teknolojinin de gelişimiyle aslında buradaki... Değişim, dönüşüm de devam ediyor gibi gözüküyor. Buradan hareketle yine aslında Dünya ile Türkiye arasındaki başka türlü bir farkı da belki mercek altına almamızda fayda olabilir. Bizim yaşadığımız çevre engelli insanların katılımını kısıtlayan veya kolaylaştıran bir sürü unsur içeriyor. Dünyada ve Türkiye'de bu anlamda farkındalık farklı, yani farklılaşıyor. Biraz bundan bahsedelim. Bununla ilgili de elimizde araştırmalar var. Yine ben burada sözü Aslı'ya bırakayım. Ipsos Equality Index araştırmasından ben önce bir sonuç paylaşmak istiyorum. Burada ülkeler ortalamasında, yani araştırmaya katılan bütün ülkelerin ortalamasında... ...eşit olmayan, adaletsiz muameleye en fazla maruz kaldığı düşünülen grup fiziksel engeli olan bireyler. Bir şey not edeyim arada. Bu araştırma çok yeni bir araştırma sayılır. Yani yaklaşık işte bir yıllık bir araştırma. Yani Şubat-Mart 2023'te yapılmış. 33 ülkede yapılmış. Yani 26.000'den fazla bireyle yapılmış. Ve 16-74 yaş grubunda. Dolayısıyla burada global figür olarak dediğimiz şey 33 ülkenin ortalama. Ortalamasından bahsediyoruz. Türkiye'de var o 33 ülkenin içinde. Şimdi ülkelerin farklılaşmalarından da bahsediyor olacağım. Ama önce ortalamadan bahsedecek olursak dediğim gibi yani en fazla adaletsiz muameleye maruz kaldığı düşünülen grup fiziksel engeli olan bireyler global ortalamada bu 33 ülkenin ortalamasında. Fiziksel engelle kastı mı sanki engeller bedensel mi yoksa görme, işitme de dahil mi? Yoksa sadece bence hepsi birden kastediyor. Bu arada bu algısal duysal deniyor ya o yüzden acaba ayırdı mı istatistik diye merak ettim.
Yok, bu şekilde tamamen fiziksel engel olarak. Aygısal, duygusal kısımları, ruh sağlığıyla ilgili çünkü ayrı bir madde var. Ama buradaki bence önemli konu şu, tekrar Aslı'ya dönmeden önce, dünyada çeşitli bu şekilde değerlendirilen, adaletsiz muameleye maruz kalma potasında olan bir takım gruplar içinde, dünyadaki bu 33 ülke içinde birinci sırada değerlendirilen grup fiziksel engel olan bireyler. Bu da neredeyse araştırmaya katılan her üç kişiden biri böyle demiş. Aynen, 3'te 1 oranında. Şimdi Türkiye'ye bakacak olursak, Türkiye'de bu 3'te 1 dediğimiz oran 4'te 1'e düşüyor. Yani %26 oranına geliyor. Çünkü Türkiye'de en fazla eşit olmayan, adaletsiz muameleye maruz kaldığı düşünülen grup kadınlar. Yani her iki kişiden birinin düşüncesi bu şekilde. Fiziksel engeli olan bireylerin eşit olmayan, adaletsiz muameleye maruz kaldığını belirtenlerin oranın en yüksek olduğu ülkelere bakacak olursak Romanya ve Portekiz. Bu iki ülkede de araştırmaya katılan her iki kişiden biri bu şekilde düşünüyor. Şimdi ülkemizde bu oran dörtte bir demiştik. Amerika Birleşik Devletleri'nde de bize yakın yüzde yirmi üç seviyesinde. Çünkü orada da ilk sırada farklı etki kökenden
Azınlıklar yer alıyor. Dolayısıyla yine ön plana çıkmış ve fiziksel engeli olan bireyler daha geri sıraya düşmüş durumdan. Başka ülkelere bakacak olursak, mesela Fransa'da yüzde 42, Almanya'daysa yüzde 39 seviyesinde bu oran. Şimdi bir başka yine İPSOS'un araştırmasına da yer vermek istiyorum. Türkiye Anlama Kılavuzu. Türkiye Anlama Kılavuzu da Türkiye'yi temsil edecek nitelikte bir çalışma. Buradan bir veri paylaşmak istiyorum. Şimdi bu araştırmanın sonuçlarına göre de hangi gruplarda, konularda sosyal sorumluluk projesi yapılmasının öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz sorusuna verilen cevapta engelli bireyler konusu altıncı sırada geliyor.
Şimdi bu araştırmada da yine en çok belirtilen cevaplar Türkiye'de şiddet gören kadınlar, kız çocukların eğitimi ve sokak çocukları olmuş. Yani burada tabii topu yine size atmadan önce buradan o çıkartımın kendi adıma şöyle yani sonuçta tabii ki bu bir sıralama. O toplumda öncelikli olan veya kendi açılarından daha derin bir yara olduğunu düşündükleri bir şey varsa o sıralama da öne geçmiş gibi gözüküyor. Türkiye'de kadın konusu, Amerika'da etnik gruplar konusu daha yakıcı demek ki onlar açısından.
Ama bütün bunları bir kenara bırakacak olursak, dünyadaki 33 ülkede yaptığımız araştırmada... ...ortalama da baktığımız zaman fiziksel engeli olan bireylerin birinci sırada çıkması... Bu arada üçüncü sırada da ruh sağlığı sorunu olan bireyler var. İkide de çıkmış onu merak ettim. İkide de kadınlar var. Kadınlar, tamam. Kadınlar var. Dolayısıyla bu konunun aslında 33 ülke içinde yine de birinci sırada olması herhalde önemli diyorum size.
Önce orayı konuşalım, sonra diğer konu da önemli. Çünkü o farkındalık konusu. İkinci boyut başlıkla konuşalım. Birincisi, yani şaşırtıcı değil. Ama gördüğünüz gibi Fransa'da da yüksek, Almanya'da da yüksek. Hatta Almanya'da kaç dediniz? Yüzde 39. Fransa'da yüzde 42. Mesela Norveç'te falan kaçtır mesela? Oralar en gelişmiş kabul ediliyor. Acaba merak ettim. Böyle şey gibi şeyler var. Ama bu da Amerika'da, Türkiye'de de yüksek. Bir de bu görünen engeller özellikle üzerinden şey yapıyor çünkü...
Çünkü bu tip kişilerin hala toplumdaki algısı... ...çok farklı değildi dünyada da, Türkiye'de de. Ya ben mesela İtalya'ya gitmiştim. Orada da adam elime para tutuşturmaya kalktı. Amerika'da da kalktı. Yani hiçbir şey değişmiyor orada değil mi? Orada vay be, ne yapıyor? Yani gerçekten halkın seninle ilgili algısı baya benziyor. Yani evet, çok medeni durumlarla da karşılaşıyorsun. Ona bakarsan, mesela Boğaziçi Üniversitesi çevresinde çok daha farklı... ...bir kitle var. Yani ben istemediğim zaman yardım etmez, daha destek olur. Ama bambaşka bir yerine gittiğin zaman İstanbul'un bambaşka bir kitleyle karşılaşıyorsun. Bu yaşanıyor. Doğrudan dedim ya, bir de bu şeyle ilgili. Toplumun senin nasıl göründüğünle ilişkili. Zaten toplum engelli bireyi eşittir. Demin size anlatıyordum ya. Yapılan araştırmalar üç temel noktada görüyor. Bağımlı, yetersiz ve cinsiyetsiz görüyor. En çok bir toplumda verilen stereotipler. Yani toplum seni zaten bir birey olarak değerli görmüyor. Seni yardım edinmesi gereken, sahip çıkılması gereken. Koruyup kollama. Koruyup kollama. Hatta bizim hukukumuza bakın Sida Bey. Yani bir gün öyle bir araştırma da yapabilirsiniz. Hukuktaki maddelere bakın. Engellilik eşittir. Koruma, kollama hep bir arada geçer. Himaye etme.
Yani beni himaye edilmesi. O yüzden dedim ya, demin şey söylüyordum. Emanet, emanet demiştiniz. Emanet, sakatlar haftasındayız şu an. 10-16 Mayıs haftasındayız. Ve bu haftadaki tweetler sevgi her engeli aşar. Ve bunu her parti yapıyor yani bunu. O yüzden tek bir politik görüşte, bütün politik görüşte en önemli olan kalbimizdeki şeyleri eksilmesin. Engeller bize toplumun emaneti falan.
Bu ne demek? Seni edilgenleştiriyor, pasifleştiriyor. Pasif olarak gördüğü için de toplumun hiç şaşırtıcı değil bu. O yüzden de sen bir iş aradığında, bir kafeye gittiğinde, bir spor merkezine gittiğinde, bir bankaya gittiğinde, sıradan bir alışveriş yapmak istediğinde... Ya ne yapacağız? Çünkü toplum uğraşmak istemiyor seninle. Muhattap da olmak istemiyor. Görünür de görmek istemiyor. O yüzden bu dünyada evrensel olarak ortak. Siz de onu gördünüz zaten. Türkiye, Amerika, Avrupa fark etmiyor. Oraya gittiğiniz anda iş şeye dönünce bir anda sen bir yere gidiyorsun diyor ki niye refakatçin yok yanımda mesela.
Tek başıma gelme hakkım yok mu? Bunu hani Avrupa'da da ben sık görüyorum. Biz şeye gittik Zero Project'in ödül almıştık bir iki yıl önce seçimlerin erişilebilirliği ile ilgili. Eşim Sevda ile birlikte gittik. Bakın sadece engellerin ödülü ki burada tek başına bastonla dolaşan bir siz varsınız.
Yani düşünsenize bu engellerle ilgili yapılan bir konferans. Ama herkes engelle eşittir. Birinin yardım etmesi gereken yani bağımlı dedik. Yani oradan iş geldiği için bu şeyler bana şaşırtıcı gelmiyor. Toplumdaki bu algıyı biz zaten biliyoruz. Maalesef bunu bir de şöyle bazen bir ortama giriyorsun. Ya galiba bir şeyleri değiştirdik diyorsun. Sonra bir metroya biniyorsun.
Her şeyim bari sıfır oldu. Buradan ben çıkayım iki dakika sonra sokakta çok farklı bir şeyle karşılaşabilirim. Yani bir de Allah sabır versin abi. İşte ne oldu size falan tarzında böyle. Ya işte sizin gibilerde çok zor değil mi işin? Mesela taksiye biniyorum. Abi çok zor değil mi senin işin falan. Senin işin de çok zor değil mi abi diyorum.
Doğuştan mı diyor, niye doğuştan mı diyorum. Ne doğuştan mı, ne doğuştan mı abi diyorum. Yani doğuştan mı sarışınım mesela, doğuştan mı şeyini falan. Ya da şey soruyorum, sizin merakınız doğuştan mı diye soruyorum. Bunlar yaşanıyor yani.
Ya aslında biraz önce söylediğiniz bir konu bence de önemli bir taraftan bir oradan devam edelim diye düşünüyorum. Özellikle engelli bireylerin iş bulma konusu, işsiz kalma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu. Hani biraz önce dedik ki hani üç tane şey altında değerlendiriliyor. Belki de dördüncü şey işsiz de denebilir yani.
İstihdam edilme ihtimali daha düşük. Yani istihdam edildiğinde de belki hani eşit işe eşit gelir sağlayacak mı? O bile soru işareti olabilir. Bununla ilgili elimizde bir takım veriler var aslında. Hani önce bunları bir Aslı bizimle paylaşsa sonra da üstüne konuşsak. Dünya Sağlık Örgütü araştırmasına sağladığı global veriler, engelli olmayan erkek ve kadınlara kıyasla engelli erkeklerin ve kadınların daha az istihdam edildiklerini gösteriyor. Engelli bireylerin istihdam edilme oranı engelli olmayanlara göre yaklaşık %10 daha düşük. Şimdi Avrupa Birliği ülkelerinde 15-64 yaş arasındaki engelli olmayan bireylerin istihdamı %67 iken bu oran engelli bireyler için %47'ye düşüyor. Engelliler için en yüksek istihdam oranı %66 ile İsveç'teyken en düşük oranda %24 ile Macaristan'da. Şimdi Türkiye'ye bakacak olursak engelli olmayan bireylerin istihdamı %51 iken bu oran engelli bireyler için %41.
Ama engelli dediğimiz %6 yani yarı yarıya düşmüş olan engelli baz üzerinden herhalde konuşuyoruz. Bayağı iyiymiş yani bizdeki sesi baktığımızda değil mi? Ama hani %6'nın yani %12'nin hesaba girmeyen geri kalan yarısı ne oldu bilmiyoruz. Evet, yani istihdam edilen yaklaşık 90 bin engelli bireyin de yüzde 14'ü kamu, yüzde 86'sı ise özel sektörde çalışıyormuş. Türkiye'de mi dünyada mı? Türkiye'de, Türkiye İstihdamı. Tabii bu belli bir yaş grubu için. Allah Allah, ilginç. Şimdi şöyle, istihdam konusu şu, yani genel olarak bütün vatandaşlar için o sırada bir iş arıyor olmanız lazım.
Evet. Eğer siz iş aramıyorsanız zaten siz iş gücüne dahil değilsiniz. İş gücüne dahil olmadığınızda işsiz de kabul edilmiyorsunuz. Doğru. Dolayısıyla burada iş aramaya devam eden diye bir ön koşulu atlamadan değerlendirmek lazım.
Evet, şimdi iş arama süreci dedik. Peki iş arama süreci nasıl oluyor? Ona bakalım. Engelli bireyler için iş arama süreci engelli olmayanlara göre nasıl farklılaşıyor? Bununla ilgili Ipsos UX, yani kullanıcı deneyimi bölümünün Amerika'da yaptığı bir araştırma var. Araştırmada görme ve duyma engeli olan bireylerin online iş arama süreçlerinde yaşadıkları deneyimler ve iş arama sitelerinin engeller için ne kadar erişilebilir olduğu ölçümlendi. Yapılan çalışma sonucunda online iş arama sitelerinin engelli bireyler için erişilebilir olmadığı ortaya çıktı. Ki Amerika'dan bahsediyoruz. Evet Amerika'da. Şimdi özellikle iki temel sorun burada ön plana çıktı. İlki kullanıcıların form doldurma süreçlerinde mevcut asistan teknolojilerinin yeterli olamadığı ve bu nedenle formları dahi tamamlayamadıkları. Diğeri ise açık olan iş ilanlarında
...kendilerine nasıl bir çalışma ortamı, alanı sağlanacağına dair bir ön bilgilendirme yer almaması... ...ve bunun da engelli adaylarda çekimserliğe, çekingenliğe neden olması. Yani örneğin, ofiste merdiven olup olmadığı, ofisteki masaların yerden yüksekliği... ...katkı planı gibi bilgiler iş ilanlarında yer almıyor. Dolayısıyla da... Engelli birinin baş bucağına inanmadıkları için onlara hiç gerek de duymuyorlardır zaten koymaya muhtemelen.
Tabii işte aslında tam da oradan hareketle yani hani biraz önce konuştuğumuz şey bu bir temel haktır. Ve hani atipik bireylerin de aslında hani bu haktan diğerleri kadar faydalanabilmeleriyle ilgili ortamın veya işte iş ilanı da sonuçta ortamın ilk adımı ya bir taraftan buna göre hazırlanmadığını görüyoruz. İstihdam konusu herkes için bir sorun elbette ama konu engelli bireylere geldiğin zaman sorun katlanmış bir halde yani. Şimdi burada şuna değinelim öncelikle. Türkiye'de bir kota var. Bu Avrupa'da da var. Yani yüzde üçlük bir kota var. Yani herhangi bir işe başvuruluğunda yüzde üçe engelli olmak zorunda. Çoğu şirket bu kotayı doldurmak için alıyor. Yoksa ceza ödüyor. Ben özel şirketlerde bu kadar yoğun engelli sistem olması şaşırttı beni. Sadece o yerlerde nasıl o kadar oldu. Çünkü kamu bunu bir şekilde daha çok sağlamaya gayret ediyor. Hani bu kotaları dolduralım bir şekilde. Ama oradaki mesele şu da.
Şeyi geçtim, rakamları doğru kabul edelim biz burada. Ama şu boyut var. Nasıl işe alıyorsun sen bu kişiyi? Gerçekten çalıştırabiliyor musun? İstihdam ettikten sonra, bununla ilgili bir araştırma var mı bilmiyorum. Ne kadar erişilebilir? Bu kişiler ne kadar terfi alabiliyorlar mesela? Bulundukları ortamda. Bulundukları iş yeri onlar için gerek donanımsal, gerek yazılımsal anlamda ne kadar erişilebilirliği sağlıyor?
Bütün bunlar o kadar şey ki, biraz önce dedi ya hani... ...online sitelerdeki eriştebiliş, evet yani bunda ciddi sorunlar var. Formu doldursanız, zaten sizin iş başvurusuna başvurduğunuz anda... ...sizin için ayrıca engelli alımı diye bir şey de var bütün bu şirketlerde. Orada şöyle, engelli destek elemanı çok yaygın. Ne demek ağabey? Destek elemanı nedir yani? Ne yapacağım ben orada? Sana bir görev tanımı bile vermiyor, yapmıyor. Ya da o da şeyde çok önemli. Kotayı dolduruyor. Kotayı dolduruyor, o da da... ...engelli derecelerini de dikkate alıyor. Mesela ben de total bir körüm ben. Doğuştan total körüm. Başka biri belki yüzde otuz kayıplı, o da kör olarak kabul ediliyor. İşte o tercih ediliyor, ben değil. Yani böyle bir durum da var. Daha çok kısmi durumda olanlar ya da işte engelli daha görünmez olanlar... Çok daha fazla tercih ediliyor. Yani yine biz... Sorun katman katman. O yüzden bu istatistikler çok genel bir şey veriyorlar o noktada. Ama ben daha çok istihdam ederken de bizde şöyle yapılıyor diye düşünüyorum. Türkiye'deki durum. Mesela Avrupa'da bildiğim kadarıyla yoğun bir istihdam edilmiyorsa bile... ...bir işsizlik maaşı ve sigortadan ciddi bir alış alıyor o kişiler.
Türkiye'de de bir engelli maaşı var ama ben söylemeye bile değilim. Asgari ücret bile değil. Yani onun altında tamamen rakamları doğru vermiyor olabilirim. O yüzden yanlış şeyler söylüyor olabilirim ama komik rakamlar zaten o bir şey olmaz. Hatta Avrupa'da şeyde eleştirilir ya bu çok yüksek maaş verdiğiniz için mi bu insanları iş aramıyor acaba hani? hani öyle bir şeyde var Amerika'da ve Kanada'da da bu çok fazla yaygın bence bizde devlet onu şey yapıyor bunu yüksek vermiyor ama biz bu insanları en azından diyor istihdam edelim oradan şekilde yani parayı oradan verin gibi bir noktada maalesef çok hani under qualified dediğimiz bir kavram vardır ya Sibel
Senin kalifiye olduğun şeyin, kalitenin, niteliğinin altında çalıştırılma durumu. Bu çok yaşantılıyor, hepimize yaşatılıyor. Yoksa da mobbing. Yani biraz daha fazla sen bir şey yaparsan da mobbing'e uğruyorsun, ayrımcılığa uğruyorsun. Hatta bir arkadaşım, şirket ismi falan vermeyeyim. Bir şirkette diyor ki, benim bir türlü şey yapmıyorsunuz falan tarzında. Ve oranın psikoloğuna gidiyor, iş yerinin psikoloğuna. Yani bana bu da mobbing yaşatılıyor.
Aslında burada gerekli şeyleri yap ama bana gerekli programlar kurulmadı. Hani bilgisayarıma gerekli şeyler kurulmadı. Ya da benim bütün arkadaşlarım uzman olduğu veya şey olduğu halde bana şey yapılmadı diyor ki... ...senin diğer arkadaşların ne güzel şeye oturuyorlar, niye sen nankörlük ediyorsun? Bu psikologun yaklaşımı.
Yani suç sende yani. Ne oluyor yani? Psikolog böyle söylüyor. Anlatabiliyor muyum? Ve bu o kadar yoğun yaşanıyor ki çoğu insan buraya gitmiyor bile. Ve demin Aslı Hanım'da dediği gibi çoğu insan başvurmuyor bile zaten. Başvurma geleceği için zaten beni almazlar diyor. Onlar, yetifarkı olan kişi zaten beni almazlar diyor. Şirkette zaten ben bana başvurmaz diye denilir gibi şeyler sağlamıyor. Hani karşılıklı gidiyorlar orada mesele. Ama buradaki temel nokta gerçekten istihdamda değil. O insanlar istihdam içindeki erişilebilirliği doğru şekilde sağlayabiliyor mu?
Yoksa diyor ki, bu bir popülist politik haline. Ben bu yıl şu kadar engelli atacağım. Atadın. Nereye atadın? Bu insanları ne kadar düzgün çalıştırabiliyorsun? Bunlar ortada yok. Ama oy uğruna bunlar yapılıyor. Ve buna maalesef engelli STK'lar da razı. Toplum da razı. Yani sistem de razı. Herkes birbirinin böyle sırtını kaşıyor. Ortada devam ediyor. Ama maalesef öyle istihdam edildiğinizde de ne oluyor biliyor musunuz? Var olan stereotypleri yeniden üretiyoruz.
Çünkü o kişiyi altıl bir pozisyona koyuyorsun. Dönüştürüyoruz. Ortadan kaldırmıyoruz da dönüştürüyoruz. Dönüştürüyoruz falan. Ama bir çok ümit verici bir şey var. Yine de kişinin istihdama girebilmesinin avantajı girerse eğer... ...daha fazla para kazanma şansı olabileceği için, finansal olarak güçlü olduğu için... ...kendine yatırım yapma, kendini geliştirme ya da oradan en azından bazıları çıkıp... ...bir dakika ben böyle yapmayacağım diyenlerin olma ihtimalini arttırdığımız için... bir tak öyle bir noktası olduğunu düşünüyorum ama onun ötesinde maalesef yeterince var olan kişilerde çalıştırılmıyor ya da iş yerlerinde çok benim nitelikli arkadaşlarım var ama bütün arkadaşları diyelim ki midye eğitimde çalışıyor bu tek bir kurum üzerinden söylemiyorum kaç tane mesela binlerce kör öğretmen var engelli öğretmen var
Kaç tanesi müdür yardımcısı ya da müdür? Ben bir tane tanıyorum müdür yardımcısı, bir tane de müdür olan var, başka yok. Bunların hiçbiri mi hak etmiyor bu pozisyonları? Bu çok çok önemli bir konu. Hepsi olsun demiyorum ama oradaki oranlara da bir bakmak lazım yani araştırmalara. Ya tabii en azından doğru orantılı bir şey bekliyorsun. Burada tabii şey konusu da aslında bizim elimizde bununla ilgili çok detaylı bir veri yok ama ben hani çok kayda değer bir bulgu olduğu için paylaşmak isterim. Bununla ilgili yorumunuzu da almak isterim. Bizim geçen yıl gerçekleştirdiğimiz araştırma engellilikler konferansındaki bir sunumda paylaşılmıştı. Özellikle de ileri yaşta ortaya çıkan engelliler de daha belki daha da yoğun olmakla birlikte Amerika Amerika'da engellerin harcanabilir gelirlerinin ama aslında harcanamayan yani bu bir birikime dönüşmüş gelirlerin toplamda 1.2 trilyon dolarlık bir büyüklüğe eriştiği bu yüzden aslında o erişilebilirlik konusunun yani hem şeyde alışveriş merkezlerinde de işte online platformlarda da her yerde işin sadece hani atipik kesimlere bu hakkı tanımak veya işte insani boyutuyla değil ticareten de
önemli bir hale dönüştü, büyük bir potansiyel içerdi. Çünkü 1.2 trilyon dolar demek Türkiye ekonomisinin bir buçuk katı. Evet, evet. Yani bundan bahsedilmişti. Erişilebilirlikle bu aslında engelli bireylerin tüketici kimliğiyle birlikte değerlendirerek siz nasıl düşünürsünüz, ne yorum yaparsınız bununla ilgili? Çok yaralayıcı bir konu bu gerçekten. Yani evet, bence bir tüketici var. Ama asla şu an var olan bence hiçbir kesim bu vazifesiyle görmüyor. Ha şunu da söyleyeyim mi? Yani bir kişi de olsam benim bu hakkım var zaten el işlerim içinde. Yani ille çok yüksek pazar olmak zorunda da olmamalıyım aslında. Şimdi o boyutuyla başlayayım. Çünkü benim de bir beklentim varsa. Ama şöyle oluyor. Şimdi diyelim ki biz bir marketin, bir zincir marketin sitesinden bahsedelim. Hani isim vermeyelim. Bir güncelleme alıyor programı.
Bütün bizim kullandığımız ekran okuyucu programlar kullanıyoruz biz. Mobil tarafta da, bilgisayar tarafında da. Bütün onlarla okunan tüm düğme ve kontroller yok oluyor. Artık sen o sitede tek başına hareket edemiyorsun. Şimdi bunu siz çok ünlü bir zincir market sitesinin... ...ya da büyük bir alışveriş sitesinin hafta güncelleme, bir güncelleme alıp... ...oradaki alışverişi tamamlama butonunu göremediğinizi varsayın. Ne olurdu acaba? Bütün şirket, düşünsenize yer yerinden oynardı değil mi?
Ama burada hiçbir şey olmuyor. O kadar görülmüyorsun. Sen ondan sonra iki saat uğraşıyorsun. Binlerce yazı yazıyorsun falan. Hani ya bunları erişilebilir hale getirin falan diyor. Sonra diyor ki işte bu şimdiki şeyimiz de yok ama planlamamız da inşallah bir dahaki yıla kadar hallederiz diyor falan. Böyle sonra zar zor uğraşıyorsun. Onu erişilebilir hale getiriyorsun hani bir şekilde. Sonra bir başka güncelleme oluyor. Çünkü hani genetiğini işletmiyorsun ya olayı. Ya da bir anda onların ekibi değişiyor. Outsource ediyorlar sistemi. Başka bir yasalıma geliyor. Bir noktada pat.
Yeniden bozuluyor. Ve tekrar aynı döngü özellikle yazılımsal. Çünkü neden bizde bununla ilgili yeterince özellikle ülkemizde yazılımsal anlamda hiçbir denetim yok. Yani erişilebilir olmasını sağlayan bir denetim yok. Mesela Avrupa Birliği 2016 yılında bir şey çıkarıyor. Bir direktif çıkarıyor. Bu direktifle Avrupa Birliği'ndeki tüm şeylerin 2025'e kadar web sayfaları, uygulamaların ya da belgelerin dahi, belgelerin dahi erişilebilir olması.
...bizde sadece fiziksel el işle birliktesin. Onu da uzatıp duruyorlar süresini zaten. O da yani yeterince olmuyor ama... ...aynen yani tüketici olarak sizin maalesef görülmüyorsunuz. Oradaki şeyde tekrar yani... ...ama bu tür firmaların hepsi sosyal sorumluluk yapıyor. Demin öyle bir araştırmada bile farkındalık meselesi. Hani yine onda bir de düşükmüş aslında. Hani onda konuşacağız mı ayrı bir yerde mi? Cevaplayayım bilmiyorum ama şuna... Şu an cevaplayın isterseniz. Hani o neden düşük noktasını da geleceğim ama... ...benim derdim zaten sosyal sorumluluk falan değil. Öyle bir derdim yok. Benim bu bir haksa... ...bir firmanın örneğin ürünlerine QR kodla etiket koyması... ...ya da Braille alfabesiyle etiket koyması... ...ya da web sayfalarını renk karşıtlığını doğru şekilde ayarlaması... ...aslında bir sosyal sorumluluk değil. Sorumluluk çünkü ben de bir tüketiciyim. Ben de sizin kadar oradan kamuya açık sen hizmet veriyorsan iş yapma. Ne bileyim, online bir iş arama sitesinde iş arama, bir yerde alışveriş yapma, başka bir yerde bilet alma. Mesela ben giriyorum bir siteye, tiyatro bileti alacağım, koltuk seçemiyorum. Niye? Onu erişilebilir, yapmamışlar. Başka birine sormak zorunda. Neden? Neden? Ben de oradaki herkes kadar tiyatro... Hani bırakın sesli betimlemeyi falan, bir kenara geçtim. O ayrı bir şey. O da da ben niye bir sinemaya gittiğimde filmin sonunu anlamıyorum. Ben de herkes kadar izleyici değil miyim? Bütün bunlar aslında o tüketici noktasına geliyor yani.
Öbür konuya da gelirsek, hani farkındalıkta 6. sırada yer alıyor demiştiniz ya, 6 demiştiniz aslanım yanılmıyorsam. Evet. Türkiye'de. Türkiye'de, altıncı sırada. Bu dünyada da bilmiyorum ama bu da da şundan kaynaklanıyor. Oraya da gelirsek. Ben yine dersimin ilk sorusu şu oluyor engellilere açtığımda. Siz ilk kez bir engelli biriyle karşılaşırsanız, ne olduğu önemli değil. Sizden farklı biriyle karşılaştığınızda ne hissedersiniz ya da ne düşünürsünüz diye soruyorum. Birkaçlık da veriyorum. İşte acırım, nasıl yardım edeceğimi düşünürüm, hata yapmaktan korkarım gibi belli sıçranıklar var. En çok çıkan seçenek ne biliyor musunuz? Hata yapmaktan korkarım. Yanlış bir şey söylemekten korkarım. Bence farkındalıkla ilgili de yapılan şeylerde, ya şimdi ben bir şey derim, linç yerim diye insanlar endişeleniyor bu konuda yani maalesef. Hani başka konularda linç yese değil de bu konuda linç yemekten endişeleniyor. Politik doğruculuk çok fazla ön planda çıkıyor. İşin o boyutuna o zaman da hiçbir şey yapmıyor. Veya yapıyorsa da böyle günlerde işte bir iki tane göstermelik şey yapıyor. İnsanlarla konuşmadıkları için yeterince ulaşmıyorlar. Bence onun çok büyük bir ölünün olduğunu düşünüyorum bu tür farkındalık çalışmalarıyla ilgili şeylerde. Bir de dediğiniz gibi bu kitlenin o kadar büyük olduğunun farkında değiller. Görünür olmadığı için kitle. Yani bu tek tüpmüş gibi görünüyor. O insanlar da ortaya yeterince çıkmıyor. Çıkmadığı için de biraz daha düşük. Dediğiniz ya kadınlar mesela. Engelli kadınları ne yapacağız? O da mesela bu durumda. Ama böyle zamanlarda ben hep size şöyle diyeyim. Böyle kesişimler olduğu zaman. Ama onlar cinsiyetsiz dediniz ya zaten. Kesişimsel olduğun zaman her zaman engellilik daha baskın geliyor. Yani siz başka bir engelli ve başka bir etnik kökende olabilirsiniz. Engelli ve göçmen olabilirsiniz mesela. Engelli ve kadın olabilirsiniz. Engelli ve şiddete uğrayan olabilirsiniz. Ama o da engelliliğimiz çok fazla ön plana çıkıyor. Diğer şeyine sıra gelemiyor. Hatta bir tane çok güzel bir kitap vardı. Engelli o şey, araba aldım kadın oldum diye. Çünkü yani kadın oldu. Arabasında laf atmışlar ona. O çok mutlu olmuş. Çünkü orada anlamıyor engelli olduğunu gibi. Yani bu işler böyle. Tabii ki diğeri de önemsiz değil. Ama o çok fazla baskın bir karakter haline geliyor.
Çok teşekkür ediyoruz. Yani benim bugünkü sohbetimizden çıkartımım şu aslında. Biraz önce de konuştuk. Yaşayan bir kavramla karşı karşıyayız. Aslında dün başka türlü tanımlanıyordu. Bugün başka türlü tanımlanıyor. Yarın başka türlü tanımlanacak gibi gözüküyor. Belki de şeyin farkına da daha fazla varmak lazım. Tanımlar önemli. Çünkü tanımı nasıl yaptıysanız, aksiyonu o tanım üzerinden alıyorsunuz. Bu da bence çok vurucu bir cümle. O yüzden aslında Türkiye'de engelli oranının yüzde 6 olması,
ve buna mukabil OECD'de yüzde 15 hatta yani iki buçuk katı. yani burada aslında biz tanımı belki de daha gerçeğe daha yakın bir noktadan yapmak durumundayız. gerçi tam olarak uygun bir şekilde yapabilir miyiz yapamaz mıyız konusundan emin olamıyorum. dediğim gibi çünkü kavram sürekli kendini yenileyen bir kavram bir taraftan. Ama daha gidilecek çok yol var, gözüken o yani. Ve biz de sadece Türkiye olarak değil, belki dünya toplumları olarak da çok da ilerlemiş, tatmin edici bir noktaya gelmiş değiliz gibi gözüküyor. Sizin bir son şeyiniz varsa onu da alalım ve kapatalım. Evet, yani bu noktada o son söylediğiniz şeyi de biraz ben de bitireyim. Bu dünyada çok iyi durumdalar insanlar bizde değil gibi. Bunu araştırmalarla da zaten siz göstermişsiniz. Öyle bir şey yok arkadaşlar. Oralarda biraz daha yasal güvenceler daha sağlam. Bir dava açtığınızda kazanma olasılığınız, ayrımcılık üzerinden tanınma olasılığınız daha fazla var. Belki yasal olarak devlet kamu bir tık daha... Yani şöyle, bizde de aslında yasalar o kadar kötü değil de... ...hani bizde genel sorun var ya, şöyle... ...bizdeki yasaların en büyük problemi yaptırım gücünün olmaması. Bir de her zaman uygulanmaması. Uygulanmıyor, işte o yüzden... Yani şöyle, sen diyor ki mesela engeller için erişilebilir hale getireceksin. E bunu denetliyor musun? Veya yapmayana ne ceza veriyorsun? Orası boşluk yasalarda. Yeterince denetlenme ya da onu yine bir devlet kuruluşu devletliyor. Yani şimdi valilikte ki bir bina erişilebilir değilse... ...valilik kendi kendine nasıl ceza verecek?
olmuyor yani o yüzden anlamsız ama kağıt üzerinde aa mükemmel hani depremde falan da hep konuşulur ya bu bu şekilde bizim denetimsel anlamda sorunlarımız olduğu için hani yasalarımız çok güzel değil mevzuattaki eksiklik yaptırım boyutunun yeterince denetlenmiyor olması bizdeki fark Ama algılar, istihdam ya da genel ilişkilere baktığımızda dünyada da, Türkiye'de de farklılıklar maalesef kapsanmıyor. Burada da şunu belirtmek lazım. Bunun kapsanabilmesinin yolu da daha fazla kendini farklı hisseden, kapsanmayan bireyin ortaya çıkıp bunları dile getirmesi lazım. Ve kendi hakları üzerine, mesela nöroçeşitlilik konusu var. Özellikle bu ADHD, otizm gibi aktivist grupların ortaya koyduğu. Bu 1990'larla işte Jim Sinclair'in çok güzel bir şeyi var. Don't mourn for us diye, bizim için yaz tutma diye anne babalara sesleniyor.
Sonra işte orada bir nöroçeşitlilik kavramı ortaya çıkıp devam ediyor. Biz dedik ya fiziksel aslında görünmeyen engellerde çok ciddi ayrımcılıklara uğruyorlar ama bir tek fiziksel değil. Şimdi bu kişiler daha çok ortaya çıktığı zaman, sağırların 1988'de mesela Galata University'de burada artık sağır müdür istiyoruz deme hareketleri var. yine şu an bu tanımlar değiştirse 1970'lerdeki kavşak işgalleri ya da 1990'daki Amerikan parlamentosu merdivenlerine kendilerini zincirlemeleri oraya atmaları gibi eylemliliklerle oluyor bu işler yani kitle bana yapılanlar lütuf değil bunlar benim hakkım diye daha fazla Kendisi ses çıkaracak ama ailelerinden bahsetmiyorum. Bizzat bireylerin kendisi. Yoksa öbürleri bambaşka bir noktadan giriyor. Kendileri ses çıkardıkça ancak bunlar, bu algılar değişebilir. Ses çıkaracak, daha çok var olacak. Ancak öyle olduğu zaman ben varım, buradayım ve benim için de bir şeyler yapmak zorundasınızı... ...daha yüksek sesle, daha çekinmeden, daha korkmadan dile getirdikçe bu şeyler değişebilir. Aksi halde değişmez bence.
Çok teşekkür ederiz bugün konumuz olduğunuz için, bu katılımınız için. Kaydımızın sonuna geliyoruz. Herkese teşekkürler. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.