Podcast

Seçim Sonuçları Hakikaten Kalıcı mı? I Konuk: Prof. Dr. Seda Demiralp

Hakikaten

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

31 Mart Yerel Seçimleri’nin üzerinden 2 ay geçti ve etkisi hala sürüyor. Seçim sonuçları birçok açıdan farklı değerlendirilebilir ancak bir dönüşümün olduğu yoruma açık olmayan bir gerçek.
Muhalefetin seçimlerdeki galibiyetinin kalıcı olup olmadığını değerlendirdik ve bu değerlendirmeyi yaparken oy kullanmayan vatandaşların, emeklilerin kararlarının ve partilerin tercih ettiği adayların seçim sonuçlarına etkisini ele aldık.
Hakikaten’in bu bölümünde Sidar Gedik, konukları Dr. Seda Demiralp ve Ipsos Türkiye Sosyal Araştırmalar Bölümü Kıdemli Danışmanı Özlem Bora ile birlikte, Ipsos’un gelenekselleşen Sandık Sonrası Araştırması’nın verileri ışığında 31 Mart Yerel Seçimleri’nin sonuçlarını tartışıyor.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.212 kelime · ~31 dk okuma

Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Siler Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.

Merhabalar, merak ettiğimiz konulardaki hakikatlerin peşine veriyle düştüğümüz podcast serimizin bir başka bölümünde tekrar birlikteyiz. Hakikaten başlığı altında merak ettiğimiz konuları inceliyoruz. Bugünkü konumuz 31 Mart seçimlerinin sonuçları hakikaten kalıcı olacak mı? Bunu inceleyeceğiz, bunu konuşacağız, bunu tartışacağız. Konuğumuz Işık Üniversitesi'nden Prof. Dr. Sedat Demirhalp. Hoş geldiniz hocam. Merhabalar, hoş bulduk. Ve benimle beraber bugün birileri paylaşacak, tartışmaya destek verecek arkadaşım, bizim Kamu Ayı Araştırmaları bölümümüzden Özlem Bora. Merhaba Özlem. Merhaba. Evet, bugünkü araştırma kaynaklarımız bizim her seçimden sonra olduğu gibi bu seçimde de yaptığımız sandık sonrası araştırmamız. Sandık sonrası diyorum çünkü seçimin ertesinde, bir sonraki gün yani her seçim pazar günü oluyor biliyorsunuz. Pazartesi, salı günleri yaptığımız görüşmelerle uzun yıllardır gerçekleştirdiğimiz araştırmalar bunlar. Bu seçimde de yine pazartesi salı günlerinde 81 şehirde 18 yaş üzeri seçmenlerle toplamda 2029 görüşme yaptık. Bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde seçimlerdeki diğer araştırmalardan temel farkı bu sefer oy kullanmamış kişilerle de görüştük. Daha önceki araştırmalarımızda sadece oy kullanmış olan kişilerle görüşüyorduk. Bu seçimlerde biliyorsunuz ki seçime katılım oranı görece biraz daha gerilediği için oy kullanmamış kişilerle de görüştük. Onların da neden böyle davrandıklarını anlamaya çalıştık. Seçimde toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 21-22'si oy kullanmamıştı. Bizim de örneklememizde aynı oranda. oy kullanmayan kişi söz konusu. Görüşmelerimiz telefonla veya online anketle gerçekleştirildi. Etkisi hala süren bir seçim. 31 Mart yerel seçimleri birçok farklı açıdan değerlendirilebilir tabii ama muhalefet için bir galibiyet olduğu görülüyor. CHP çok uzun yıllar sonra tekrar birinci parti olarak

seçimden çıktı. Bugün bu galibiyetin kalıcı olup olmadığını tartışacağız. Bunun çeşitli seçmen gruplarından, onların davranışlarından veya işte ülkenin içinde bulunduğu yapısal durumdan ne kadar etkilendiğini görüşüyor olacağız. Değerlendirmeye geçmeden önce oy kullanmayan bireylerin davranışlarını bir konuşalım aslında bu iyi olur. Her seçimde oy kullanmamayı tercih eden bir grup elbette var. Geçen seçimlerde oy kullanmayanların %70'inin bu seçimde de yine oy kullanmadığını görüyoruz. Böyle genel olarak oy kullanmaya mesafeli olan bir seçmen her zaman var. Ama işte seçime katılım daha önceki dönemlerdeki kadar olsaydı seçim sonucu nasıl olurdu aslında bunu da merak ediyoruz tabii. Özlem sen bununla ilgili belirleri paylaşırsan sevinirim.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi senin de bahsettiğin gibi öncelikle oy kullanmayanları bir anlamaya çalıştık. Bundan önceki iki seçimde hem yerel hem genel seçimlerde yüzde seksen beş civarındayken katılım bu sene yüzde yetmiş sekiz buçuk civarındaydı. Kimler katılmadı diye önce anlamaya çalıştık. Çalışma durumuna göre baktığımızda ev hanımlarının %24'ün oy kullanmadığını ve işsizlerin %32'nin oy kullanmadığını gördük. Buna karşılık emeklerin %17'si kullanmamış. Yani bu iki gruba göre kullanma oranı oldukça düşük. Çalışanların da %18 oy kullanmamış.

Bu oy kullanmama nedenlerinin başında şehir dışındayım diyen %31'lik bir neden karşımıza çıkıyor. Burada bir diğer cevaplar da var ama bunlar işte hasta olduğu gibi farklı yine oy kullanamama sebepleri ortaya çıkıyor. Bir de bunun yanı sıra hiçbir adayı partiyi beğenmediğim ya da desteklediğim adayın kazanacağını düşünmüyorum gibi, oyumu hiçbir şey değiştirmeyecek gibi farklı sebepler de karşımıza çıkıyor bu çalışmanın sonucunda. Şimdi bir de hani oy kullananlar, oy kullanmayanlar kullansaydı... ...ne olurdu diye bir şeyimiz var, sorumuz vardı. Dediğim gibi biz bir oy veren 1521 kişiyle görüştük... ...bir de oy vermeyen bir kitleyle görüştük. Bu oy vermeyen kitleye seçim olsaydı... ...şimdi kime oy verirdiniz gibi bir soru sorduğumuzda... ...şöyle bir şey karşımıza çıkıyor. Zaten AK Parti ve tabii ki CHP birinci parti çıktı... ...ama oy oranları yakın 37.7, 35.5'tu. Bu oy vermeyenler oy verseydi karşımıza çok... ...benzer yakın rakamlarla iki partinin oy alacağını görüyorduk. Yani birinci parti olma şeyi biraz da azalıyor, riskli duruma geliyor. Birinci olma, ikisi birden birinciliği paylaşıyorlar. Aynen öyle bir nokta çıkıyor. Hani kararsızları da dağıttığımızda biliyorsunuz burada kararsızlar oy kullanmayacağım, cevap vermeyeceğim diyenler de var. Bunları da dağıttığımızda her iki partinin de yüzde otuz yedilik bir oranla birinciliği paylaştığını görüyoruz.

Bir de bu kişilere biz eğer yerel seçim sonuçlarını bilseydiniz, oy kullanma davranışınız farklı olur muydu diye bir soru da sorduk. %46, yani yarısına yakın bir oy kullanmayanlara yine kullanmayacağım cevabını veriyor. %34'lük bir kesim oy kullanacağını söylüyor eğer şu anki sonuçları bilseydim diye. Ve 2023 seçimlerinde AK Parti ve CHP'ye oy verenler de bu oran yüzde 40'ların üzerine çıkıyor. Yani biri bence şöyle bir şey var. CHP'liler nasıl olsa kazanamayacağız diye gitmemişlerdi diye düşünüyorum. Bunu görse, bilselerdi giderdim diyor. Öbürü de kaybedeceğini düşünmüyordu. Keşke gitseydim mi diyordu gibi bir şey de olabilir. Tabii burada bizim özellikle oy kullanmayanları bu kadar daha önceki seçimlerde yaptığımız araştırmalardan farklı olarak mercek altına alma nedenimiz ilk akla gelen sebeplerden birinin AK Parti seçmeninin, ya da iktidar seçmeninin, MHP seçmeninin de kısmen sandığı daha az. rağbet etmesi ve seçim sonuçlarını çok ciddi şekilde etkilemesi gibi bir tez vardı. Gecesi dahi konuşulan bir şeydi bu. Bunun gerçekten hayatta karşılığı ne kadar var? Yok. Bunu anlamaya çalıştık. Hakikatenin bir başka anlamı da zaten bu. Buradan da gördüğümüz kadarıyla aslında hani kısmen geçerliliği olan bir tez bu. Sizin yorumlarınızı alsak hocam? Tabii yani bu seçimde hakikaten oy kullanmayanlar seçime damga vurdu. Tabii ki yani Türkiye'de her zaman yüksek katılım oranları ama... ...Türkiye standartlarında bir önceki seçimde yüzde seksen dokuzlar civarındayken... ...bunlar herhalde yüzde yetmiş sekizlere düştü. O önemli bir düşüş ve bu evde kalma... ...aslında oy geçişleriyle de birlikte düşülmesi gereken bir şey. Yani ben şimdi kim bu evde kalanlar dediniz? Niye kaldılar? Ben de birazcık değinerek katkıda bulunmaya çalışayım.

Şimdi evde kalanlar ya da benim kendi çalışmalarımda biraz apatetik seçmen diye tanımladığım bir grup. Yani siyaseti biraz takipten çıkmaya başlamış, partisine mesafe koymuş, biraz bir partisiyle bağı çözülmeye başlamış. Ne yapardı bunlar oy verseydi? Bunun bir kısa, biraz uzun cevabı var. Evet, kısa cevabı herhalde bir kısmı AK Parti'ye oy verirlerdi. Yani evde kalıp, eskiden AK Parti'ye oy vermiş olup bu kez evde kalmış olanlar bir kısmı AK Parti'ye verdi, bir kısmı da oyunu değiştirirdi. Ben oy vermeyen... eski AK Partililerin oyunu değiştirmiş ve CHP'ye diyelim ki kaymış AK Partililerle arasındaki zihinsel mesafenin düşünülenden daha az olduğunu düşünüyorum. Yani benim bu konuda yürüttüğüm yani apatetik seçmenlerle ilgili bu sene yürüttüğüm çalışmalarda ben şahsen bunu gözlemledim. Onlar da aslında öyle davranmanın kıyısındalardı. Onlar da böyle davranmanın kıyısındalar. Zihnen çok uzak değiller. Evde kaldıklarında da bunun CHP'nin kazanma ihtimalini artırdığını bilerek kalıyorlardı. Ve biz hani evde kalacağım diyenlere de CHP'ye geçeceğim diyenlere de yani siyasi tercihlerle ilgili sorularımızı ilettiğimizde bence Çok da fark etmez, kimin kazanacağı çok da fark etmez türünden cevaplar alıyorduk. Bu tabii evde kalacağım diyenler de daha yükseliyordu ama CHP'ye oyunu vermeyi düşünen bu defa seçmenlerde de AK Parti'nin adayı mı, CHP'nin adayı mı kazanacak çok da fark etmez gibi cevaplar alıyorduk. Ben bu çok da fark etmez ifadesini önemli buluyorum. Çok önemli. Bunun içinde bir bıkkınlık, bir olumsuzluk yani bardağın boş tarafı kim gelirse gelsin... ...benim hayatım çok da olumlu yönde değişmeyecek gibi duygusu var. Ama bir de CHP'nin adaya da gelse o kadar da kötü olmaz duygusu var. Şimdi bu iğne bizim için. Bu biraz işte kutuplaşmadan uzaklaşma sinyali biraz belki. Evet, bu CHP'yle ilgili bagajların biraz hafiflediği, o duygusal bariyerlerin biraz zayıfladığı anlamına geliyor. Yani bir taraftan AK Parti'ye küsme var, işin bir tarafı o. Bir tarafı da CHP ya da CHP'li adayları eskiye göre daha kabul edilir bulma kısmı var. Şimdi burada CHP'nin başarısı, yani

Apati, bu ilgisizlik bir kere CHP'lilerde de, AK Partililerde de vardı. Ama mesela biz Ekim'de yaptığımız araştırmalarda bunu çok yakın görüyorduk. Ama ondan sonra CHP'nin kurultay süreci vs. O kendi apatetik seçmenini siyasete geri çağırmayı bir ölçüde başardı. Ve aynı anda AK Parti'nin apatetik seçmeni de evde tutmayı başardı. Nasıl yaptı bunu? Şimdi iki tarafta da dedik işte bir apati vardı. Ve ikisinde de kim kazanırsa kazansın çok fark etmeyecek duygusu vardı.

Siyaseti etki edebilme gücüm çok da fazla değil duygusu vardı. Hemen hemen her zaman biz zaten sandığa gitmeyen seçmende ya da apatetik diyeceğimiz siyaseti ilgisini kaybetmek üzere olan seçmende o duyguyu görürüz. Benim etkim az, vereceğim oyunda etkisi az. Dolayısıyla versem de olur, vermesem de bir şey olmaz.

AK Parti seçmenindeki duygu daha çok ekonomik memnuniyetsizlikle ilgiliydi. Yani ben defalarca kredi verdim, oy verdim, arka arkaya partimi destekledim ama bir türlü benim ekonomik sorunlarım çözülmedi. CHP seçmenindeki apatide defalarca partime destek verdim, oy verdim ama bir sürü iktidar olamadı. Bana da o iktidar duygusunu yaşatamadı. Ve ayrıca ben değil iktidarı değiştirebilmek, kendi partimi bile değiştiremiyorum. Orada mesela Kılıçdaroğlu adaylığı ile ilgili tartışmalar, Kılıçdaroğlu'nun seçim sonrası istifa etmeyi, isteksiz gözükmesi özellikle bu duyguyu coşturmuştu. Ve o yüzden ben CHP'nin başarısı derken biraz önce kendi seçmenini belki kurultay süreciyle, belki ondan sonra kendi yürüttüğü kampanyayla kendi apatetik seçmenini çağırabildi. Ve aynı anda AK Parti seçmenini benim adaylarım senin için bir varoluşsal tehdit de yaratmıyor mesajını verebildi.

Burada işte adayların önemi biraz sonra adaylardan daha çok bahsederiz ama AK Parti'nin başarısızlığı mı CHP'nin başarısı mı seçim sonuçları deniyor ya ben bu kadar ikisinin arasında çok büyük fark olduğunu düşünmüyorum. Evde kalan AKP'liyle oyunu değiştiren AKP'ler arasında çok büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Orada bir gidiş geliş bir hareketlilik olduğunu düşünüyorum. O kanal açılmış. Evet, hemen bugün seçim olmuş olsa veya mutlaka o gün de oy verecektin dese belki son anda birisi bir adım geride duracak ve eski partisine verecek, belki bir adım ileri gidip başka partiye oy verecek ama bizim için ilginç olan o hareketliliğin olmuş olması. Çünkü Türkiye gibi kemikleşmiş tercihlerin çok olduğu bir yerde böyle bir esneme en ilginç kısım bu seçimlerin buydu bence. Bu bir yolculuk gibi yani aslında. Evet, o yolculuk başlamış, o esneme başlamış. Renk bir anda tabii ki siyahtan beyazdan siyaha dönmüyor. Önce arada gri bölgede kalma durumu da var. Yani o gri bölge belki de işte ilgisiz pozisyona geçip evde kalma noktası ama bir sonrası yani kıyısında dediğim belki de o. Yani bir sonraki adım aslında bu sefer karar değiştirme, oyunun rengini değiştirme noktasına

Gidebilir her iki taraf için de tabii bu. Bizim araştırmamızda tabii şöyle bir şey var. Ben o yüzden biraz da şey söyledim. Sonucu etkileyen unsurlardan biri mutlaka seçime katılım oranıydı ama sanıldığı kadar tek başına etkileyen bir şey değildi. Oy verenlerin de ciddi şekilde etkisi oldu. Birazdan zaten onları konuşacağız. Yani sadece oy vermeyenlerle bu sonuç bu halde oldu, bu şekilde bir tablo ortaya çıktı demek biraz oy verenlerin kararlarını küçümsemek anlamına da gelir. Hem öyle hem de oy değiştirmelerin de evde kalmanın da aynı anda yüksek olmuş olması tesadüf değil. İkisi birbiriyle ilişkili zaten. Kesinlikle. Tabii şimdi oradan şeye geçecek olursak hani oy verenler tarafına biraz da bizim seçim sonuçları değerlendirdiğimiz zaman özellikle

bir grup dikkat çekti bizim çalışmalarımızda. Zaten bu da tezlerden biriydi. Özellikle emekliler oy davranışı açısından bir değişiklik gösterdi mi, göstermedi mi? Emekli deyince tabii Türkiye'de resmi olarak yaklaşık işte 16 milyon civarında emekli var ama bizim araştırmalarımızda biz çalışma durumunu sorduğumuzda emekliyim diyen yani gerçekten çalışmayıp hayatını emekli olarak devam ettirenlerin sayısı yaklaşık 5 milyona tekabül ediyor Türkiye'de. 11 milyon çalışan emekli var. O yüzden aslında biz burada bütün emekli kitleyi, çalışan çalışmayan tamamını kapsabilmek açısından 55 yaş üstü segmentine bakmayı daha doğru bulduk. Çünkü onun için de çalışmayan emeklileri de daha geniş kapsamda ele alabiliriz diyerekten. Burada bu grubun oy tercihlerini biraz konuşalım.

Şimdi genel oy vermiş seçmene sorduğumuz vakit, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz %70, enflasyon artması ve alım gücün azalması %69 olarak karşımıza çıkıyor oy tercihinde etkili olan unsurlarda. Yani demin de konuştuğumuz gibi ekonomi, enflasyon, geçim sıkıntısı bu seçimdeki en önemli etkenlerin başında geliyor. 55 yaş üstü diye baktığımızda bu oranların daha da yüksek olduğunu görüyoruz Türkiye geneline göre. Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz Türkiye genelinde %70 iken 55 yaş üstüne baktığımızda %75'e kadar çıktığını görüyoruz. Enflasyon artması da toplumun genelinde %69 iken bu yaş grubunda %73 gibi bir oranda yani çok daha yüksek olduğunu görüyoruz.

Aynı zamanda bu iki sebebin, 2023 seçiminde AK Parti'den CHP'ye oy verenler... ...ya da MHP'den CHP'ye geçişlerde de, oy geçişlerinde çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Hatta bu fark 7'lere, 8'lere kadar çıkabiliyor. Yani aslında enflasyon konusu Türkiye genelinde oy verenler için yüzde 69 civarında etki ederken... ...oyunu değiştirip AK Parti'den CHP'ye geçenler de bu 80'e... ...MHP'den CHP'ye geçenler de 93'e çıkıyor. Yani aslında çok ciddi bir güdü. olmuş onlar açısından. Onları gerçekten bu kararlarında muazzam şekilde etkilemiş görünüyor. Evet, emekliler gerçekten ekonomik açıdan mağdur oldular. Diğer sabit gelirler gibi aslında ama emeklilerin daha çok öne çıktığını gördük biz. Belki daha iyi mobilize oldular, belki her evde bir emekli olduğu için onlarla daha fazla empati kurduk. Bir taraftan da CHP'nin özellikle Özgür Özel'in bu emekliler meselesini kuvvetle sahiplenmesi ve siyasallaştırması söz konusuydu. Bir de tabii şöyle bir şey de var yani en düşük emekli maaşıyla asgari ücret arasında hani ikisi de çok rahat bir şekilde anlatılıp anlaşılabilecek, bir karşılaştırma yapılabilecek bir durum da var. Yani diğer birçok daha bulanık konuya kıyasla çok net bir şekilde ortaya konulup mesaj iletilebilecek de bir konu.

Evet, görece kötüleşti şartlarının. Yani genel olarak ben hani bu ekonomik memnuniyetsizliğin siyasete ne kadar etkili olduğu ile ilgili bunun bize iyi bir bilgi verdiğini de düşünüyorum. Şimdi emekliler, hani biraz önce dediğiniz katılım konusunda da katılım oranları görece yüksekti. Yani onlar gittiler sandığa ve bir mesaj vermek istediler. Memnuniyetsizliklerini, ekonomik memnuniyetsizliklerini duyurmak istediler. Şimdi ne kadar önemli hakikaten ekonomik memnuniyetsizlik? Yani 10 ay önce de biz bunları çok konuşmuştuk. Pek çok kişi hatta yani artık yapısal koşullar değişim için o kadar olgunlaştık ki işte kimin aday olduğu bile önemli değil. Çünkü yani ekonomik memnuniyetsizlikler, ekonomik olumsuzlukların objektif olarak çok yükseldi. Mutlaka bir değişim olacak diye düşünmüşlerdi ve bir açıdan da şaşırdılar aslında. Çünkü ekonomik performansı çok düşük bulunan bir iktidar yeniden seçildi.

O zaman bizim bu ekonomik oy verme dediğimiz yani ekonomik memnuniyeti bir vatandaşın iktidara oy verip vermeme ihtimali etkiler dediğimiz ekonomik oy verme Türkiye'de etkili oluyor mu olmuyor mu birazcık emekliler vesilesiyle bundan da bahsedelim dilerseniz. Şimdi ben de geçmiş çalışmalarımda buna çok baktım. Ekonomik memnuniyetsizliğin ne kadar oy değiştirmede etkili olduğunu önemli. Yani 2018'den 2019'da da etkili olmuştu. O seçimlerde de etkili olmuştu. Yani AK Parti'den oyunu geri çekip muhalefet partilerine veren seçmenlerin ekonomik şikayetlerinin de yüksek olduğunu biliyoruz.

Ama bunun bir sınırı var. Bu arada bir etkileme yapmak istiyorum. Ekonomi konusu bazen oyu değiştirmeye, bazen değiştirmemeye de yol açabiliyor. Yani şu an ciddi bir sorun var. Bizim araştırmalarımızda da daha önce tespit ettiğimiz bir şey. Ama bu sorunu yine mevcut iktidarın çözebileceğine dair bir... Evet, oraya geleceğim ben de. Yani ekonomik oy vermenin sınırları dediğim bu zaten. Yani sadece bu taraf benim canımı acıttı, otomatik olarak onu cezalandıracağım şeklinde seçmen hareket etmiyor. Bazen kendini, canını acıtmış olana yeniden oy verebiliyor. Niye? Çünkü aslında geriye değil, ileriye bakıyor. Yani beni buradan kim çıkartır diye bakıyor.

Bu tarafın canını acıtmış olmasının bir anlamı var. Çünkü tekrar canımı acıtabilir diye bakıyor. Yani performansı kötü ise ben buradan ileriye yönelik de bir tahminde bulunuyorum. Ama bir yanda alternatiflere de bakıyorum. Yani alternatifler daha iyi görünmüyorlarsa o zaman yine ben pek de beni memnun etmemiş olandan medet umabiliyorum. Özellikle... 2023 seçimlerinde biz bunu tespit etmiştik. Yani o zaman da, siz de biraz önce söylediniz, ekonomik performans kötü olsa dahi iktidar devam etti. Çünkü çözümü yine de muhalefete kıyasla iktidarda gören bir kitle vardı. Aynen öyle. Bir, alternatifi beğenmediği için. İki, o iktidar geçmişte onu bir noktada memnun etmiş olduğu için. Yani beni geçmişte memnun ettiyse, bugün memnun etmiyorsa da belki tekrar memnun edebilir. İkincisi, bu beni memnun etmiyor şu an ama diğerinden hiç ümidim yok. Diğeri tamamen bir belirsizlik. Özellikle de iktidar süresi çok uzadığı zaman, yani işte 20 küsur yıllık bir iktidarsa söz konusu olan,

Muhalefet iyice belirsizleşmeye başlıyor seçmenin gözünde. Yani gelse ne yapabileceğiyle ilgili bir şey hayal edememeye başlıyorum ben. Ve onun yönetebilirliğiyle ilgili şüphelerim artıyor. O yüzden uzun süren iktidarlarda biz bu ekonomik oy vermenin etkisini biraz daha az görmeye başlıyoruz. Yani çok büyük işsizlikler olmaya başladığında, mesela Arap Baharı'nı düşünelim. O zaman insanların sokağa döküldüğünden iş, mesela işsizlik, iş kaybı bir kırılma noktası. Ama biz 2023 seçimlerine giderken de pek çok makro ekonomik olumsuzluklar gördük ama işsizliğin ani bir artışını görmedik. Hep oraya dikkat edildi. Zaten pek çok başka yerden fedakarlık edildi. Değil mi? Faizler düşük tutuldu vesaire. Yeter ki işsizlik olmasın. Pandemi de aynı şey.

Evet, yani enflasyonun patlamasına izin verildi ama işsizlik belli bir sınır içerisinde kaldı. O zaman tabağınız küçülüyor ama yine de idare ediyorsunuz, tabağınıza bir şey var ama iş kaybetmiyor. İşte o zaman insanlar kitleler halinde sokağa dökülmeye başlıyorlar. Yani daha hani hibrit, otoriter, kitlelerin çok uzun olduğu yerlerde biz en çok ekonomik oy vermeyi öyle görüyoruz. Şimdi burada ekonomik oy vermenin sınırları var dedik. Bunlar bazı sınırlarıydı. Bu çerçevede genel seçim yerel seçim farkı da önemli. Yani bu bir genel seçim olduğunda işte biraz önce bahsettiğimiz memnun değilim ama acaba ötekisi daha mı iyi yapardı onu da bilmiyorum ya da bu da eskiden de fena değildi belki yine düzeltir. Burada daha muhafazakar karar verebiliyorsunuz. Ama yerel seçim olduğunda nasıl olsa aslında oy verdiğiniz parti, Kerkims de yani makro ekonomik kararlar vermeyecek. Yani siz iktidar değiştirmiyorsunuz. Onun verdiği bir rahatlık var. Yani omuzlarınızda çok hayati bir karar vermiyor olma rahatlığı var aslında. O yüzden hani seçimlere de bir mesaj vermek için.

Daha esnek davranabiliyorsunuz. Eski olarak kullanabiliyorsunuz. Bu bir aslında uyarı. Kulak çekme, gerçek anlamda emekliler belediye seçimlerinde muhalefete oy verdiklerinde, CHP oy verdiklerinde şartların aniden iyileşeceğini, CHP'lilerin, belediyelerin şartlarını değiştireceğini tam da umduklarından değil. Bu yönde vaatler de oldu tabii ki ama esas bu iktidara bir mesaj verme uyarı. Yerel seçimin esnekliği. Bu bir genel seçim, yarın bir genel seçim olsa bu ekonomik memnuniyetsiz seçmenler tam ne yaparlar?

Onu bilmiyoruz. Onunla da ilgili birazdan bir paylaşımımız olacak kendi çapımızda diyelim. Yani sizin söylediğiniz şeyi şuradan bağlayarak devam edelim. Yerel seçimlerin tabii genel seçimlerden bir farkı var. Hem seçmen açısından daha rahat davranabildiği, daha esnek davranabildiği. Bir de yani daha fazla oyu var elinde. Hani muhtar için ayrı kullanabiliyor, ilçe için, il için, belediye başkanlığı için vs. Çok farklı farklı elinde araçlar var ve bunları kullanabiliyor ve bambaşka sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Ve tabii bir diğer boyutu da yerel seçimlerde adayların etkisinin

genel seçimlere kıyasla çok daha fazla olması. Burada tabii aday tercihleri partilerin özellikle şehirlerde çok önemli derecede etki yapıyor diye düşünüyorum. Bununla ilgili olarak da bizim elimizde bir veri var, onu paylaşmak isteriz. Evet, bu sandık sonrası çalışmamızda da adayı seçmesinde nelerin etkili olduğunu sorduğumuzda en başa adayın projeleri ve vaatleri karşımıza çıkıyor, %73 oranında. Ve onun arkasından adayın kişilik özellikleri, aday özellikleri daha ön plana çıktığını hem kişilik özelliklerinin hem de projelerinin, vaatlerinin daha öne çıktığını görüyoruz yerel seçimlerde. Ya burada mesela bir şey söyleyeyim hemen ek olarak. Yani adayın kendisiyle ilgili işte vaatleri, projeleri, kişilik özellikleri ilk iki sırada yer alırken hani partiyle ilgili, partinin lideri, partinin kendisi, partinin politikaları, adayla benzer siyasi düşünceye sahip olma gibi konular daha geri sıralarda. Dolayısıyla da aslında biraz daha kendini yakın hissedebileceği ya da en azından uzak hissetmeyebileceği hani biraz önceki tepki içinde olan seçmenleri de değerlendirerek söylüyorum bunu. bir tepkiyi gösterirken karşısında kendisini uzak hissetmeyeceği veya yakın hissedebileceği bir aday olduğunda partiden de kopup aslında o da yönünde rahatlıkla oy kullanabiliyor gibi gözüküyor.

Parti seçmeni bazında yani baktığımızda hani AK Parti seçmeninin evet partinin kendisi, partinin lideri gibi konulara diğer parti seçmenine göre daha fazla önem verdiğini görüyoruz. Ama bu toplamda genel durumu çok değiştirmiyor. Adayın projeleri ve kişilik özellikleri daha ön plana çıkmış oluyor. Bu da tabii şey yani size yine topu atmadan önce söyleyeyim. Sonuçta liderin çok daha kuvvetli bir figür olduğu bir parti AK Parti ve orada gerçekten her ne olursa olsun partinin kendisi ve lideri o bölgedeki şehirdeki aday kadar önemli AK Parti seçmeni için hala önemli bir motivasyon oy vermek konusunda. Ama diğer partilerde durum böyle değil. Diğer partilerde de zaten oy geçişlerinin de bir sebebi de bu. Aslında diğer tarafa geçenler için partinin lideri veya partinin kendisinin AK Parti'de kalan seçmen kadar belirleyici olmadığını da görüyoruz. Bir konu daha var ilgi çekici olan. 2023'te Cumhur İttifakı'na ya da AK Parti'ye oy verip bu seçimde, yerel seçimlerde CHP'ye oy verenler diye baktığımızda mesela adayın projeleri, vaatleri en ön plandaydı ve bu 2023'te AK Parti'ye oy verip 2024'te CHP'ye oy verenler için mesela projeler, vaatler yine oldukça önemli bir noktada. Yani partinin lideri, partinin kendisi geri planda kalmış, oy değiştiren veya parti değiştiren kitlede yine projeler ve vaatler ön plana çıkmış. Şimdi çok önemli bir konu bence de. Yani 2024 seçimlerinin bize gösterdiği en önemli konulardan bir tanesi adayların ne kadar önemli olduğu. Çünkü 2023'te biz bunu çok tartışmıştık. Aday önemli mi, değil mi? Aday mı önemli, yapısal koşullar mı önemli? Yani ekonomik durumlar bu kadar kötüleşmişken her halükarda değişim olur mu? Yok. Hayır. Aday neticede işi belirleyecek olan, seçimin tercihini belirleyecek olan mı? Orada biraz tam cevap alamamıştık herhalde 2023'te. 2024 bize çok daha net cevaplar verdi. Aday çok önemli. Tüm dünyada adaylar artık eskisine göre çok daha önemli. Yani eskiden partiler önemliydi. Zamanla partilerin etkisi azaldı. Parti liderlerinin partileri ne kadar temsil ettiği önemli olmaya başladı. Zamanla o da azaldı. Adayların karakter özellikleri, aurası, karizması vs. ön plana çıkmaya başladı. Türkiye'de bir istisna değil, Türkiye'de böyle. Biraz önce, aslında konuşmanın başında apatetik seçmenlerden, evde kalanlardan bahsederken CHP'nin bir başarısı da AK Parti'yle apatetik seçmeni evde tutabilmek. Yani CHP'li adayların kabul edilebilir olduğunu göstermek suretiyle bunu yapmak demiştik. Evet, burada adaylar çok önemliydi. Yani CHP'yi kabul edilebilir buluyorsa AK Parti seçmeni, Bu yüzden oyunu değiştiriyor ve bu yüzden sandığa gitmeyip evde duruyorsa bu aslında evet tabii CHP'nin kampanya stratejisiyle de ilgili, mesajlarıyla da ilgili ama en fazla öne çıkardığı adaylarla ilgiliydi. İstanbul ve Ankara üzerinden özellikle konuşacak olursak bu her iki şehirde de partisinin tabanından çok daha geniş bir tabanı kapsayabilecek, daha geniş bir kitleye erişebilecek ideolojik duruşuyla değil, daha çok duygusal kapasitesiyle aslında ya da iletişim beceriliğiyle bunu yapan adaylar söz konusuydu. Yani benim çalışmalarım özellikle İstanbul üzerine bu konudur. Belki daha çok İstanbul için bunu daha net de söyleyebilirim. AK Parti ve CHP'yi karşılaştıracak olursak da yani genel olarak başkan adayları parti liderlerinden daha önemli yerel seçimde olması itibariyle ama dediğiniz gibi AK Parti seçmeni için partisinin lideri AK Partili belediye başkan adaylarından daha önemliydi. Bu AK Parti'nin belediye başkan adaylarının görece zayıf olmasıyla ilgiliydi. Yani iyi adaylar çıkartmadı bunu biliyoruz.

İki, AK Partililerin parti liderliği ile olan bağı da sıra dışı denilebilecek bir bağı. Çok kuvvetli bir lider ve seçmen bağı var. Ama yetmedi bu. Yani Erdoğan, AK Partili belediye başkan adaylarının zayıflığını bana göre kendi liderlik gücüyle kompansi etmeye çalıştı. Bakanlar devreye sokuldu vs. ama yetmedi.

Neticede belediye başkan adaylarının ne kadar popüler olduğu ya da yakınlık uyandırdığına göre tercih yapıldı. Şimdi aday mı, adayın vaatleri mi? Yani aday önerme diyoruz ya, adayın vaatleri mi, adayın karakteri mi? Aurası mı, karizması mı deyince de şimdi belki araştırmada vaatlerin de önemli olduğu çıkmış olabilir ama ben... İkinci sırada da kişilik özellikleri ve karakteri çıkıyor ve bu yine AK Parti'den CHP'ye geçenler için de önemli bir unsur olarak biz bu sonucu bulduk. Ve şeyi de şundan not etmiştiğini sanıyorum. Yani adayla aynı düşünceye sahip olmak değil mesele. Adayın karakter özellikleri daha çok. Yani bu benim de biraz önce bahsettiğim aslında. Yani ideolojinin öneminin azaldığı, yani bir vergilerle ilgili ne yapacağınız, vergi artıracak mısınız, azaltacak mısınız? Ya da işte sağlığa mı harcayacaksınız, eğitime mi? Yok, sağlığa harcayacaksınız, MR makinesine mi harcayacaksınız, aşıya mı? Yani eskiden daha çok biz bunları konuşurken, bugün bunları daha az konuşuyoruz. Ve seçmen evet vaatler önemli dese bile aslında bunu derken de ben bunun biraz yaptığı duygusal seçimi rasyonalize etmek amacı taşıdığını düşünüyorum. Yani aslında önce birini sevip sevmediğine karar veriyor seçmen. Ondan sonra ona biraz aklı uydurmaya, makul gerekçe bulmaya çalışıyor. Yani ben şahsen kendi çalışmalarımda yani bir ay kala seçimlere vaatleri sorduğunda çok az

takip ettiklerini görmüştüm. Mesela vaatler önemli dese bile peki hangi vaatler önemli dediğinizde seçimine onun arkasının çok gelmediğini görüyorsunuz. O zaman da onun biraz dediğim gibi yani o kararı aslında vaatlerden önce verildiğinde ondan sonrasının bir rasyonalizasyon çabası olduğunu düşündürüyor ki ayrıca vaatler zaten bu seçimde çok benzedi birbirine. İşte birisi işte kreş dedi, ötekisi ben kreşlerin sayısını arttıracağım dedi. Biri emeklilere şu kadar vereceğim dedi, öbürü daha

Evet, yani aynı şeylerin üzerinden bir yani yarış gibi oldu. Ben genel olarak zaten hani işte vaatlerdense kişisel karizma ve aura önemli derken, bunu da sırf Türkiye özgüünün olmadığını, altını çizmek istiyorum. Dünyada siyasetin içerik tarafına olan ilgi düşüyor, performatif tarafına ilgi artıyor. Performatif taraf derken de şunu kastediyorum, işte nasıl yürüyor, nasıl oturuyor, kalkıyor, nasıl giyiniyor, işte espri anlayışı... Genç mi yaşlı mı? Genç mi, yaşlı mı, dinamik mi, hızlı mı yürüyor, nasıl dans ediyor diye biz hep bunları konuştuk. Kürsüye hızlı hızlı mı çıkıyor? Hızlı hızlı mı çıkıyor, işte önümüze düşen videolar bunlarla ilgiliydi. Ne kadar hazır cevap. Bu bizim performatif siyaset dediğimiz konuya ilginin artması aslında mantık. Mantıksal analizdense duyguların daha ağırlıklı olmaya başlamasıyla ilgili bir şey siyasette. Yani mantıksal analiz çok maliyetli. Zaman alıyor, enerji alıyor ve bizim buna artık zamanımız pek kalmıyor. Zaten bilgi bombardımanı altındayız. Mantıktan gelen bilgiyi biz hani proses edip devreye sokana kadar duygudan gelen bilgi o kadar anlık ve çabasız geliyor ki onların diğerinin önüne geçiyor. Şimdi mesela biraz önce ekonomiden, şimdi bazen diyorlar ki, sen hem duygu önemli diyorsun, hem ekonomi önemli diyorsun. Bu bir çelişki değil mi? Çelişki değil. Çünkü burada bahsettiğim şey, yani duygu önemlidir derken, insanlar pragmatik değillerdir, pragmatik çıkarlarını önemsemezler, idealistler anlamında söylemiyorum. Bir bilgiye ilişim, epistemolojik vicdan bahsediyorum aslında. Mantıktan gelen bilgidense, duygudan gelen bilgiyi önceliyoruz. Pragmatik olarak benim için hangisi iyi, kötü derken de ben böyle yapıyorum. Mesela ekonomi. Dedik ekonomik memnuniyetsizliği yüksek olan seçimin oyunu değiştirir. Ama bu memnuniyetsizlik, ekonomik duruma bakacağım, iyi mi, kötü mü karar vereceğim? Bu kararı verirken tümüyle, mantığımla mı karar veriyorum yoksa duygusal filtreler, süreçler mi devreye giriyor? Mesela 2023 seçimlerinde gördük ki vatandaşın kendi hayatındaki, gözlemlediği ekonomi belki kötüydü ama orada bir

Duygu siyaseti devreye girdi ve mesela biz kalkınma, yani sivil savunma üzerinden bir kalkınmacı hikaye gördük seçimlere yakın. Mesela o zaman da işte evde kendi alışveriş flesi küçük belki ama bir bakıyor kocaman drone gemileri. E tamam yani buraya değil de buraya yatırım yapılmış demek ki diyor. Evet benim kendi evdeki bütçem küçük ama zengin aslında ve güçlü bir ülkenin ben vatandaşıyım diyor. Yani ekonomiyle ilgili algısı o duygusal süreçle değişebiliyor.

Veya yine bizim kendi çalışmamızda bu ekonomik memnuniyetsiz olanların oy değiştirmesiyle ilgili yaptığımız çalışımda şunu görmüştük. AK Parti'ye daha önce oy verip daha sonra oyunu değiştirenler de ekonomik memnuniyetsizliğinin yüksek olduğunu gördük. Ama bu etkinin mesela üst ekonomik sınıfta, orta ekonomik sınıfta, orta alt ekonomik sınıfta kuvvetli olduğunu ama en aşağıya indiğimizde o etkinin biraz ortadan kaybolduğunu gördük. Yani ekonomiden şikayetçi ama oyunu değiştirmiyor.

Şimdi bu nasıl olur dediğimizde orada şuna rastladık. Orada bir kırılganlık var. Yani o en aşağı ekonomik tabakaya indiğinizde eldeki avuçtaki o kadar küçülüyor ki bazen insanlar şöyle düşünüyor. Elindeki avucundaki en çok küçülen trenden ilk atlayacak olandır. Ama öyle olmuyor. O sizi kırılganlaştırıyor. Riskten daha kaçıngan yapmaya başlıyor. Çünkü bir iktidar değişiminde o elimdeki ufacık olanı da mesela devletten bir yardım alıyorsunuz diyelim ki. Onu kaybetme ihtimali o kadar yıkıcı ki yedeğiniz yok. O sizi daha oy değiştirme konusunda muhafazakarlaştırıyor. Yani evet ben neticede kendi ekonomik durumumu değerlendirip A seçeneği gelirse böyle olur, B seçeneği gelirse ekonomik durumum böyle olur gibi bir tahmin yapmaya çalışıyorum. Ona göre karar veriyorum. Hani ekonomik oy verme bu. Ama bu kararıma duygusal süreçler feci şekilde karışıyor. Yani elindeki beş birim şeyin birini kaybedip dörde düşmekle biri kaybedip sıfıra düşmenin acı farkı yani. Aynen öyle. Aynen öyle. Tabii bu seçimin sonuçlarından devamla hani devamında aslında bu bir dönüşümün olduğunu yadsıyamayız. Ortada bir dönüşüm var. Hani dedik ya CHP çok uzun zaman sonra ilk defa bir seçimden birinci parti olarak çıktı. Biz bu seçim sonuçlarının ne kadar kalıcı olabileceğini tabii bunu söylemek için her şey çok erken yani partilerin önümüzdeki süreçte

seçimsiz dönemde en azından söylemlerini, performanslarını görmek lazım. Ekonominin oynadığı rolü zaten konuşuyoruz. O alanda da değişimleri, gelişmeleri takip etmek gerekiyor ama hani sıcağı sıcağına yaptığımız araştırmada bizim o gün, ertesi gün seçmenin verdiği oyla alakalı ne kadar, nasıl tatmin olduğunu incelemeye çalıştık. Buradan hareketle de bu oyların en azından geçiş yapmış seçmenlerin ne kadarının kalıcı olma eğilimi altında olduğunu gördük. Hani burada sözü

Özleme bırakmadan önce şeyi söyleyeyim, yani bir hatırlatma olarak. Oy kullanmayan seçmende ilişkili bizim bu seçim sonuçlarını bilseydiniz, oy kullanma davranışınız farklı olur muydu? Yani aslında pişman mısınız? Bilseydiniz oy kullanır mıydınız diyemiyoruz tabii de. Ona benzer bir şey, ona yakın bir şey sormaya çalışıyoruz. Üçte biri oy kullanırdım demişti. Üçte ikisi herhalükârda ya kullanmazdım ya da istesem de kullanabilecek durumu değildim yani çeşitli sebeplerden. Çünkü bunun başka nedenleri de var. Yani oy kullanmayan herkes bir şeye tepkiden dolayı oy kullanmıyor değil. Ama hani üçte birinin ancak oy kullanabildiğini biliyoruz. Yani bu önemli bir şey. Dolayısıyla da hani kısmen belli grubun hala oy kullanmamaya devam edeceği gibi bir tabloyu da unutmadan devamına bakalım.

Hani sonuçların kalıcı olup olmadığını anlamak için yine aynı adaya mı oy verirdiniz, oy tercihinizden memnun musunuz diye bir sorumuz vardı. Belediye başkanlığı. Belediye başkanlığı, evet. Ve tabii ki buradaki başkan adaylarının, belediye başkan adaylarının da önemini konuştuk. Evet, yine aynı adaya oy verirdim diyenlerin oranı %91. Yani böyle genel olarak baktığımızda çoğunun memnun olduğunu görüyoruz. %9'luk bir kesim.

Burada ama yine not söyleyeyim yani hani bir gün sonra dahi neredeyse 10 seçmenden bir tanesi fikrini değiştirme eğiliminde yani. Bu da önemli bir şey. Ertesi günden bahsediyoruz. 2023'te Cumhur İttifakı'na oy veren, şimdi muhalefete oy verenlere baktığımızda bu oran %83'e geriliyor. Yani muhalefetin başkan adayına oy vermiş olsa bile daha önce Cumhur İttifakı'na oy veren %17'sinin ya da her 10 kişiden ikisinin yine aynı adaya oy vermeyeceğini, farklı bir adaya oy vereceğini, bu da biraz kırılganlığa doğru bizi düşündürtüyor. AK Parti'den CHP'ye geçenlerde de bu oran yüzde seksen yedi gibi bir orana gerilemiş oluyor. Şurayı sen mi söylersin? Yani bunun devamında şunu da baktık, yani sonuçta bir seçim olsa, genel bir seçim olsa, kime oy verirdiniz sorusuyla, işte buradaki oy vermeyenlerin, Cumhur İttifakı'na oy verip de bu sefer muhalefete, muhalefet deyince tabii yani burada bir ittifak söz konusu olmadığı için Yeniden Refah Partisi kendi başına seçime girdiği için, muhalefetin içinde o da var.

bir taraftan ama hani onu bir kenara bırakacak olursak AK Parti'ye oy verdiği halde geçen 2023 seçimlerinde şimdi dönüp CHP'ye oy verenleri falan da değerlendirdiğimizde şunu görüyoruz yani bir genel seçim olduğu noktada bu özellikle oyunu değiştiren kitlenin yarısı hala hazırda diyor ki yani ben Bu oyunun arkasındayım. Yani bir seçim daha olsa bile ben CHP'ye oy vermeye devam edeceğim. Ya da işte MHP seçmen için de geçerli. Benzer bir oran. Hani MHP'den CHP'ye geçmiş olanlar için de geçerli. Ama diğer yarısıyla ilişkili olarak birkaç parçaya bölünüyor. Bir kısmı kararsız. Yani henüz o kadar emin değil bu oyuyla ilgili. Bir kısmı tekrar tabiri caizse yuvasına dönüş yapacağını söylüyor.

İşte AK Parti'ye veya MHP'ye döneceğini söylüyor ve bu da yaklaşık işte dörtte bir oranında bir gruptan bahsediyoruz. Ve geri kalanları da aslında diğer partilere yayılıyor. Yani AK Parti'den CHP'ye geçenlerin bir kısmı tekrar bir seçim olduğu noktada AK Parti'ye dönmesem de Yeniden Refah Partisi'ne giderim diyenler var. Yaklaşık bir yüzde altılık kesim bu grubun içinde. Ben Yeniden Refah'a oy veririm diyenler var. Ama hani özetleyecek olursak yarısı verdiği oyda devam etmeyi düşünüyor. Bir dörtte biri yuvasına dönmeyi düşünüyor. Geri kalan dörtte birin bir kısmı kararsız, bir kısmı da diğer partilere dağılacak gibi gözüküyor. Yani herhalde şöyle görünüyor, yerel seçim çerçevesinde seçmen, yerel seçimin sonucundan çok da pişman değil. Ama bu bir genel seçim olsa ne olacağı belirsiz. Genel olarak da yani AK Parti'den, CHP'ye giden oylar sanki önemli bir kısım ya da kısmen emanet gibi bana öyle görünüyor. En az yarısı öyle. Yarısı öyle gibi. Yani bana göre AK Parti'den CHP'ye giden oyları biz en çok hani CHP açısından gelmiş yerleşmiş oylar gibi değil, bir fırsat gibi ancak düşünebiliriz. Yani CHP açısından bu AK Parti seçiminin bir kısmının artık CHP'yi kulağını açmış olduğu anlamına geliyor. CHP'yi çünkü eskiden blokluyordu, yok sayıyordu, görmüyordu ya da görmezden geliyordu. Tabii iktidar politikaları bunda önemli rol oynuyordu. Görünmezleştirme politikaları bunun aşılmış olduğu. CHP'nin bagajının hafiflemiş olduğu, CHP seçmeniyle ya da CHP ile AK Parti seçiminin arasındaki duygusal bariyerin hafiflemiş olduğu anlamına geliyor. Bundan çok öte bir anlama geldiğinden henüz emin değilim. Bundan sonra o açılmış kanaldan daha fazla seçmeni kendine çekebilir, kendinde tutabilir mi CHP? Şimdi burada CHP ne yapacak önümüzdeki süreçte ve AK Parti ne yapacak önümüzdeki süreçte, hem genel seçimlere giden önümüzdeki

Artık ne zaman olursa genel seçimler, normal tarihinde olursa başka, erken olursa başka ama CHP ne yapacak ya da ne yaparak bu oyları kalıcılaştırabilir, kendine gelen oyları diyecek olursak. Birincisi tabii ki belediyeler yoluyla yapacağı hizmetler. Yani belediyeleri kazanmış olmak tabii ki bir sinyal. Bir taraftan AK Parti seçmeninin ya da yeni seçmen kitlelerinin kendisine doğru hareketlendiğiyle ilgili. Onun ötesinde ama bu etkiyi artırmak için bir fırsat.

Çünkü bir, siz yirmi küsur yıldır, yani daha uzun aslında ama son AK Parti dönemini, AK Parti iktidarı geldikten sonraki dönemi düşünecek olursak, biraz görünmezleştirilmiş, hatta büyük ölçüde görünmezleştirilmiş, özellikle Taşra'da görünmezleştirilmiş, yönetebilirliğiyle ilgili çok soru işaretleri oluşmuş ya da oluşturulmuş bir partiyken artık görünmezlikten çıkıyorsunuz, belediyeleriniz yoluyla görünür hale geliyorsunuz, artık sahnedesiniz. Burada yapacağınız hizmetler, yani hani kılcallarda seçmenle birebir ilişki kurma fırsatı ve seçmenin... Ve de 8 yıla tamamlanacak bir dönem. Bazı yerler için. İstanbul, Ankara'da özellikle. Evet, çok önemli. Yani seçmenle lokalde ilişki kurmak açısından önemli. Seçmeni tanıma fırsatı açısından önemli. Hep geçmişte CHP'nin kırsal seçmeni tanımadığı, o ihtiyaçları anlayamadığı, bu sebeple çok elitist kaldığı vs. söylendi. Zamanla bu aşıldı ki bu noktaya belli ki gelindi. Bunun daha fazla aşılması için bir fırsat.

O yüzden sunacağı hizmetlerle çok ilgili. Buralarda yani yaklaşık nüfusun %70'inin yaşadığı bir bölgede belediye yöneteceğini düşünecek olursak, bu nüfusa ne kadar fırsat yaratabildiği, ne kadar imkan yaratabildiği, yönetebilirliğini ne kadar ispatlayabildiği, Bu çok önemli. İkincisi merkezde kalma. Yani merkezi ilk kez bu derece ele geçirmiş ya da merkezde kendine bir yer açabilmiş görünüyor. Çünkü daha önce merkezin uçlarına kovalanmıştı. Merkezden uzağa kovalanmıştı. Marjinal bir parti olarak tanıtılmıştı iktidar tarafından. Şimdi seçmen bu konuda fikrini değiştirmeye başlamış. Bir merkez partisi olarak görebilmeye başlamış. Burayı koruması, tekrar başka yerlere savrulmaması ya da seçmen algısının savrulmasına izin vermemesi önemli. Önümüzdeki dönemde hangi konuları gündemine taşıyacağı, hangilerini vurgulayacağıyla bu çok ilgili. Tabii işin ekonomik tarafı var. Yani AK Parti seçmeniyle AK Parti'nin bağının zayıflaması, ekonomik memnuniyetsizliklerle ilgili dedik zaten. Bunların yakın dönemde toparlanma ihtimali de AK Parti tarafı. Yani AK Parti'nin bu konuda ne yapabileceği? AK Parti tekrar seçmenin ekonomiyi toparlayıp seçmenini kendine

çekebilir mi? Şimdi burada bir dileme ile karşı karşıya AK Parti, bir ikilemle karşı karşıya istediği genel seçimler öncesinde ekonomiyi düzeltmek ve yeniden seçimini kazanmak ama bunun için yapması gereken ve yapmaya karar vermiş göründüğü kısa vadede bir acı ilaç içirmek seçmeni. Bu acı ilaç da hiç popüler olmayacak gibi görünüyor. Yani bu ilacı ben daha çok ezeşli zengine içireceğim ve daha yoksul ya da daha sabit gelirleri koruyacağım gibi bir irade ortaya konursa belki farklı olabilir ama şimdilik bunu görmedik. Yani bir radikal bir vergi reformuyla yarın bir gün karşımıza çıkılırsa o zaman işler değişebilir ama şu ana kadar gördüğümüz tasarruf paketinden vesaire ben bunu henüz görmüş değilim. Daha çok AVR seçmene yüklenecek bir acı reçete söz konusu gibi görünüyor.

Şimdi bu dilama yani kısa vadede seçimini rahatsız edip, uzun vadede tekrar geri çekebileceğini düşündüğü bir politika. Bunu yapabilmek için yani buradan başarılıyla çıkabilmesi için, kısa vadede bu acı reçeteyi kabul ettirebilmesi için muhalefetin desteğine ihtiyacı var. Ya da en azından bunu onun aleyhine kullanmamasına ihtiyacı var. Evet, aynen destekle kastettiğim o. Yani bu konularda sert bir muhalefetle karşı karşıya kalırsa tekrar popülist politikaları geri dönmek zorunda bulabilir kendisini. O da enflasyonla mücadeleler ciddi. O da tekrar başa dönülme anlamına gelir ve o zaman o genel seçimlere doğru tekrar makro ekonomik tablonun büsbütün kötüleşmesi anlamına gelir. Şimdi bu muhalefetin desteği dediğim husus bence bu ihtiyaç, muhalefet desteğinin ihtiyaç duyması bize bu yumuşama normalleşme sürecine neden girildiğini söylüyor bana göre. Pek çok kişinin farklı beklentileri var, farklı tahminleri var bu yumuşama normalleşmeye neden girildiği ve buradan ne çıkabileceği ile ilgili. Bana göre esas motivasyon burada yeni ekonomi programına muhalefet desteği kazanmak. O noktada bu süreç kime yarayacak? Birazcık da bunu göreceğiz. Yani bu galibiyet CHP açısından kalıcı mı deyince yani CHP'nin belediyelerdeki performansına ek olarak ve AK Parti'nin bu ekonomi programının başarısına ek olarak yumuşama normalleşme sürecinde kim daha çok karlı kim aldığından fazlasını vermiş bulacak kendisini. Birazcık da onu yakından izlememiz.

Aslında muhalefetin belediye başarısı dışında genel merkezin başarısı da işte burada devreye girecek. Bu süreci ne kadar iyi yönetecek, alma verme dengesini ne kadar kendi partisi lehine kaydırmaya çalışacak. Orada da işte parti merkezlerinin ve liderlerinin maharetlerini göreceğiz. Evet. Zorlu bir üç sene daha var. Üç sene tabii işin ekonomik mücadele tarafı. Uzun yıllar sonra ilk defa dört yıllık seçimsiz bir, en azından teoride, pratikte hayatta neler karşımıza çıkacak göreceğiz tabii ama şu an en azından gördüğümüz kadarıyla dört yıla yakın bir süre seçimsiz geçireceğimiz bir dönem var. Çok da alışkın olduğumuz bir şey değil. Son en azından 10 yılı düşünecek olursak. Yani yoğun seçim dönemlerinden çıktık ülke olarak. Dediğiniz gibi burada iktidar tarafının farklı bir yükümlülüğü var. Önümüzdeki dönem için muhalefet tarafının da kendine göre hedefleri var. Özellikle burada.

seçmenin takdirini, onlara yönelik takdirini en iyi şekilde değerlendirip, devamında bunu nasıl konsolide edecekleri, nasıl koruyacakları, bir sonraki genel seçime nasıl taşıyacakları ile ilgili gerçekten yani izlemeye değer bir dönem yaşayacağımızı düşünüyorum. Çok teşekkür ederiz katıldığınız için. Ben teşekkür ederim. Çok teşekkürler Özlem. Bugünkü yayınımızın da sonuna gelmiş olduk. Sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)