
4.748 kelime · ~24 dk okuma
Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Siler Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.
Merhabalar. Hakikat Ötesi Çağ'da, hakikatin peşine veriyle düştüğümüz podcast serimiz... ...Hakikatenin bir başka bölümünde daha birlikteyiz. Bugünkü konumuz, hakikaten beyaz yakanın iki yakası bir araya gelmiyor mu? Konumuz bu. Konuğumuz, Kariyernet CEO'su Fatih Uysal. Hoş geldiniz Fatih Bey. Hoş bulduk.
Ve sohbetimize şirketimizden katılacak arkadaşım Yaprak Kılıçcı. İpsos Türkiye'nin CHRO'su yani insan kaynaklarından sorumlu icra kurulu üyesi. Hoş geldin Yaprak. Merhaba.
Evet, bugün... Hakikatenin bugünkü bölümünde beyaz akaya el alacağız demiştim. Yani bir ülkede ekonomik kriz olduğunda bundan faydalanan azınlığı bir yana bırakacak olursak... ...toplumun çok geniş kesimleri çok olumsuz şekilde etkileniyor. Bu bir gerçek. İşte işletme sahipleri, kendi sektör örgütleri, dernekleri üzerinden... ...veya hatta işveren sendikaları üzerinden. Mavi yakalı çalışanlar yine çoğunluğunu oluşturdukları işçi sendikaları üzerinden... ...bir hak arayışı içinde oluyorlar bu ekonomik kriz dönemlerinde. Sahip oldukları hakları korumak, savunmak hatta geliştirmek üzere. Fakat tüm bu hareketlilik içinde gözlerden kaçan bir kesim var ki o da beyaz yakalılar. Beyaz yakalı çalışanlar.
Yani ofis çalışanlarından bahsediyoruz. Yani entelektüel semayeyle hayatını kazananlardan bahsediyoruz. Ortalamanın üzerinde eğitimli, ortalamanın üzerinde gelir sahibi çalışanlar olarak görülüyor beyaz yakalılar. Ve de yüksek enflasyondan düşük gelir grupları kadar da etkilenmediklerini düşünüyor. Böyle düşünenler olabilir insanlar arasında.
Biz bu durumun böyle olup olmadığını anlamak üzere bir araştırma yaptık. Bugün Yaprak ve Fatih Bey ile birlikte bu araştırma sonuçları üzerine konuşacağız. Araştırmaya dair bir arka plan bilgisiyle başlasak iyi olur diye düşünüyorum. Öncelikle Beyaz Yakan'ın şu anki çalışma şekilleri yani iş yerine gitme, hibrit çalışma, maaş, yanaklar gibi genel bilgileri dinleyerek bir Beyaz Yakan'ın şu anki durumunu anlayarak başlayalım. Yaprak'a bırakıyorum sözü.
Öncelikle beyaz yaka çalışan tanımından başlayalım. İşletmelerin ofis bölümlerinde çalışan, müdür, şef, ofis görevlilerine beyaz yaka çalışan diyoruz. Bu gruba muhasebe, satış, pazarlama, araştırma, danışmanlık gibi bölümlerde çalışan tüm personel dahil. Beyaz yaka çalışanlar daha ziyade beyin gücüyle çalışıyor.
Görüştüğümüz kitlenin özelliklerinden kitleyi anlamak üzere birkaç veri paylaşayım. Görüştüğümüz 920 bireyin ortalama yaşı 36, %71 evli, %36'sı çocuklu. Toplam iş deneyimi ortalama 11 yıl ve şu anda çalıştıkları yerdeki çalışma süresi ortalama 6 yıl. Çalışma şekillerine gelecek olursak her 10 kişiden ikisi hibrit çalışıyor, 7'si ise haftanın her günü ofise, iş yerine gidiyor.
Hibrit çalışanlarda ağırlıklı olarak 2-3 gün ofise gitme davranışı yaygın. Beyaz yaka çalışanların %61'i 2023 yılında 2 kere zam alırken %11'lik bir kesim 3 veya daha fazla zam aldılar. Yan haklarda ilk sırada yemek çeki geliyor. Her 4 çalışandan 3'ünün yemek çeki var. Sonrasında servis, ulaşım desteği ve 3. sırada prim bonus geliyor.
Burada tabii hani özellikle pandemiden sonra... ...gündeme gelen işte hibrit çalışma, uzaktan çalışma konusunu düşündüğümüzde... ...hani birçok kişi bunun beyaz yakalarının önemli bir kısmı için geçerli bir durum olduğunu... ...düşünüyordu diyebiliriz ama bizim araştırmamız gösteriyor ki... ...aslında çok büyük kesimi, beyaz yakalarında çok büyük bir kesimi hibrit çalışmıyor.
iş yerine gidiyor. Her gün her gün ofise gidiyor. Dolayısıyla böyle bir gerçeklik var. Bu arada hani hibrit çalışanlarda da yine iki üç gün ofise gidiliyor. Tamamen uzaktan çalışma kısmı çok sınırlı bir kesim için geçerli gibi gözüküyor. Peki Fatih Bey, sizin bu konuyla ilgili genel değerlendirmeniz, yani Beyaz Yaka'nın genel çalışma biçimi, genel çalışma koşulları, özellikle hani zamanın ruhunu da dikkate aldığımızda, pandemi ve sonrasında gelinen noktada nedir sizin gözleminiz bu konuyla ilgili?
Teşekkürler. Konumuz veri. Ben de biraz verilerle cevap vermek istiyorum. Bizim Boston Consulting Group'la global olarak yürütülen bir araştırmanın Türkiye ayağını düzenliyoruz. Kariyer net olarak. Yaklaşık yüz altmış ülkede yapılan bir araştırmanın sonuçları henüz kamuoyu ile paylaşılmadı. İlk defa ben burada sonuçları paylaşıyor olacağım. Yaklaşık yüz bin kişi katıldı tüm dünyada bu çalışmaya. Üç ana konuyu kapsıyor araştırma.
Çalışanların iş gücü piyasasındaki mevcut konumları, ideal kariyerlerine ilişkin tercihleri ve tercih ettikleri işe alım süreci. Aslında demin Yaprak Hanım'ın paylaştığı verilere çok paralel verileri görüyoruz. Bir yandan da globalde karşılaştırma şansımız da oluyor bu araştırmada her sene. Aslında şöyle bir durum var. Pandemi yaklaşık işte dördüncü senesindeyiz. Tam dördü tamamladık. 2020 Mart'ta başlamıştı biliyorsunuz. İlk dönemde sağlık sebepleriyle herkes evde kalmayı tercih etti, evden çalışmayı tercih etti. Sonra ekonomik sebeplerle yine evden çalışma devam etmesini arzu ettiklerini söylediler. Şu anda baktığımızda ise aslında evden çalışma zaman geçtikçe sosyalleşmenin azalması, iş verimlerinin azalmasından dolayı
hibrit çalışma modeli yani tamamıyla evden de değil, tamamıyla ofisten de değil bu hibrit modelin çok yaygınlaştığını görüyoruz. Örneğin kariyer net verilerine göre 2022'de 2021'e göre hibrit çalışma modelini sunan ilan sayısında %262'lik bir artış oldu. 2023'te de bir önceki seneye göre %19'luk artış oldu. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz, şirketler gittikçe daha fazla bu çalışma modelini tercih ediyorlar. Bunda işte üç gün evden uygulayan da var, dört gün evden uygulayan da var. Yani rakam değişebiliyor ama hibrit bir hayatımızın gerçeği aynı aldı. Baktığımızda globalde çalışanların yüzde elli dördünün hibrit çalışma modelini tercih ettiğini ortaya koyuyor araştırma. Türkiye'de bu oran yüzde elli bir. Yani her iki kişiden birisi ofisten çalışmayı tercih ediyor. Bu önemli bir oran olduğunu ve değiştiğini aslında bu hani çalışmanın geleceğinden çok bahsediyoruz. Bu yeni modelde değişikliğin aslında altını çizen bir
veri. Diğer taraftan da yine son dönemde hayatımıza giren gerçeklerden birisi de işte freelance, yarı zamanlı çalışma. Bakıldığında aslında bazen bu konuda okuduklarınızla gerçekler birbirini tutmayabiliyor. Hani veriler daha aslında gerçeği gösteriyor. Global katılımcıların %75'i, Türkiye'de de %77'si
tam zamanlı çalışma modelini tercih ettiğini söylüyor. Yani aslında yarı zamanlı çalışma modeli bizim okuduğumuz kadar da çok moda olmuş bir mefhum değil. Hala insanlar tam zamanlı çalışmayı tercih ediyor. Yine son olarak şunu söyleyebilirim, araştırmanın bir verisi.
İyi bir iş-yaşam dengesine sahip olmak ideal kariyeri ne kadar gösteriyor diye soruluyor araştırmada. Global katılımcılarda %70, Türkiye'de %67 yani 10 kişiden 7'si iyi bir iş-yaşam dengesinin çok önemli olduğunu ideal kariyer için söylüyor bu araştırmanın sonuçlarına göre. Çok önemli bilgiler, çok önemli bulgular bu arada. Bir de beyaz yakalılardan bahsettiğimiz için ve bahsedeceğimiz için konuyu çok dağıtmak istemiyorum ama sonuçta biz pandemi sırasında yaptığımız bir araştırmada görmüştük ki zaten toplam işlerin maksimum %20'si Kısmen veya tamamen evden veya uzaktan çalışmaya uygun. Yani işlerin yüzde sekseni zaten böyle bir çalışma biçimine hiçbir şekilde el vermiyor. Konuştuğumuz uzaktan çalışma veya evrit çalışma konuları tamamen toplam iş uzayının yüzde yirmisi, o da en fazla yüzde yirmisi içinde dönen bir olgu. Dolayısıyla beyaz yakalar için bu durum biraz daha farklı. Çünkü beyaz yakaların işi işte o konuştuğumuz kesimin içinde yer alıyor ister istemez doğal olarak. Yani çalışanların çalışma şekilleri, şartları hem sosyal hem de Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik koşullardan etkileniyor doğal olarak ve etkilenmeye de devam edecek. 2019 yılında, yani 2019 yılını neden söylüyorum? Pandeminden bir önceki yıl, hani eski... Eski normal yıllarımız diyelim. Hani şimdi yeni normal yıllarımızdan bahsediyoruz. Hepsi normal. Orada bir sorunumuz yok. 2019 yılındaki Beyaz Yakan'ın çalışma şartlarıyla bugün arası çok fark var. Tabii özellikle de pandemi ve ekonomik kriz yüzünden. Geçen sene, siz de biraz önce söylediniz, pandemiyle beraber ve ardından gelen ekonomik krizle birlikte birçok süreç değişti. Ekonomik krizle beraber mesela ücret güncellemelerinin frekansı değişti. Örneğin geçen yıl iki veya daha fazla kes ücret güncellemesi alanların oranı yüzde yetmişin üzerine çıktı.
Şartlar değişti, hem maddi şartlar değişti hem sosyal şartlar değişti. Peki bütün bunların sonunda Beyaz Zeka genel olarak tüm bunların karşısında çalıştıkları işe dair memnuniyetleri, genel olarak haleti, ruhiyeleri nasıl Yaprak? Çalışanların 3'te 2'si çalıştığı firmadan memnun. Sadece %10'u çalıştığı yerde mutsuz. 10 yıl ve üzerinde çalışanlarda memnun olmayanların oranı %15'e yükseliyor. Çalışanların %48'i genel olarak firmadaki yan hak ve maaştan memnun. Bu veriye çalıştıkları firmadan memnun olanlar bazında baktığımızda çalıştıkları firmadan memnun olanların %70'i firmadaki yan hak ve maaştan da memnun.
Yani %30 aslında firmadan memnun ama sahip olduğu haklardan memnun değil. Memnun değil, öyle görünüyor. Çalışanların %66'sı eğitim, kıdem, deneyim gibi kendi şartlarını göz önüne aldığında maaşının adaletli olmadığını düşünüyor. Maaşının memur maaşlarına göre emeğinin ve enerjisinin karşılığı olmadığını düşünenlerin oranı yine %67. Her 10 kişiden 6'sı tek başına, tek bir gelirle hayatını, geçimini sağlayamıyor. ve bireylerin yarısı maaşının temel ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmediğini belirtiyor. Sahip oldukları iş yükünü düşününce aldıkları maaşa çalışmanın haksızlık olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 62. Bu veriye çalıştıkları firmadan memnun olanlar bazında baktığımızda oran yüzde 55'e düşüyor. Yani şey ilgisi biraz zayıflamaya başlamış gibi gözüküyor aslında. Firmaya aidiyetle o firmadan elde ettiklerinden memnuniyet arasında bir kopma başlamış gibi gözüküyor.
Bireylerin %76'sı maaşla sağlanan alım gücünün 2022 yılı öncesiyle kıyaslandığında azaldığını belirtiyor. Ekonomik krizin bitmesine yönelik görüşler oldukça olumsuz. Çalışanların yarısı krizin hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünüyor. Çalışanların %33'ü kendisini mutsuz hissediyor. Sonrasında ise endişeli ve ümitsizlik hali geliyor.
Burada Fatih Bey, topu süzü atmadan önce şunu beni dikkatimi çekiyor. Yani belki onun üzerinden de konuşmamızda fayda var. Sonuçta beyaz yakalı çalışanlarda... ...kendi yeteneklerini, bilgi birikimlerini değerlendirdiklerinde... ...şu anda her ne kadar bazı şirketten memnun olsalar bile... ...memnun olanların da bir kısmında dahi... ...elde ettikleri maddi faydanın, paketin adaletli olduğu olmadığını düşünme... Hatta bunu işte karşılaştırıyorlar başka meslek gruplarıyla. Onlarla kıyasladıklarında hani bir haksızlığa uğradıklarını düşünme gibi bir genel duygu durumu var. Bu konuyla ilgili ne düşünürsünüz?
Açıkçası ben de verilere katılıyorum. Genel olarak şu anda baktığımızda iş aidiyetinin bu anlamda biraz yaşadığımız konjonktürden de kaynaklı azaldığını görüyoruz. Yine ben biraz araştırma sonuçlarına dayanarak da cevap vermek isterim. Bu biraz önce bahsettiğim iş gücünün geleceği adlı araştırmada hem global hem Türkiye skorlarına bakıldığında şöyle bir değişim olduğunu görüyoruz.
Bu işe bakışı ve şirkete bakışı da etkiliyor. Artık çalışanlar daha fazla güce sahip olduklarını düşünüyor. Yani biz şöyle bir eksen kayması olduğunu görüyoruz. Biraz önce hani milattan önce diye bahsettiğimiz hani pandemi öncesi zamanlar, bizim belki işe başladığımız dönemler, ben 99'da ilk işe başlamıştım. Çok daha fazla işveren endekste bir dünya söz konusuydu. Geldiğimiz
dönemde ise şu dönemde daha çalışan endekste yani çalışanlar daha fazla kendisinde gücün olduğunu ve şartları kendisinin daha fazla belirleyebileceğini düşünüyor. Bunun birden fazla sebebi var. Özellikle tabii bu bahsettiğim cümle yani beyaz yaka nitelikli insan gücü dediğimiz kitle içerisinde düşündüğümüzde burada havuzun daraldığını görüyoruz Türkiye'de. İstihdam edilebilecek nitelikli pozisyonlarda istihdam edilebilecek havuzu daralıyor. Bunun işte hem yurt dışında çalışma hem startupların artması dolayısıyla bu kitlenin bir kısmının kendi şirketini kurmayı tercih etmesi gibi gibi ve aynı zamanda da alttan yeterince havuzun desteklenmemesi yani arz ve talep arasındaki dengesizlik. Dolayısıyla da dengesizlik ortaya çıkınca tabii çalışan daha fazla kendisinde bir gücün olduğunu düşünüyor. Bu şirkete bağlılığı azaltıyor, şirketten beklenti artırıyor. Tüm bu bahsettiğim denklemin içerisinde son dönemde, tabi son 2-3 senede özellikle enflasyon kaynaklı ücretlerdeki sürekli artış beklentisi biraz önce yaprak hanımın da söylediği gibi işte 2-3 ve daha fazla artış beklentisinin olması makasını açıyor. Şirketten memnunum. Sizin söylediğiniz gibi ama yanaklarımdan ve ücretimden memnun değilim. Üstüne bir de zaten bana endeksli bir pazardayım. Dolayısıyla kendimi yeni bir tarafta, farklı bir işte, farklı bir kariyer yolu çizebilirim beklentisini de tetikliyor. Şu anda iş değiştirme sebeplerinin en önemli başat faktör, mali durum. mali koşullar. Yine eski ve yeni diye ayırırsak, eskiden daha fazla işte önüm tıkandı, kariyerimde yükselemiyorum. Burada işte piramidin yukarısına çıkamıyorum. Dolayısıyla yeni bir işe, farklı bir pozisyonda başlamayı tercih ediyorum. Daha çok duyduğumuz bir argümandı. Şu anda bu argüman yerine işte %10, %20, %30 neyse maaş artışı, ücret artışı teklif edildi. O yüzden işimi değiştiriyorum davranışına yönelik. Bu biraz konjonktürel bir durum olduğunu düşünüyorum. Umarım da hani geride bırakırız. Çünkü çok sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. Bu çünkü sadece ücrete dayalı iş değişikliğinin birden fazla negatif tarafı var ekonomi açısından. Sonuçta verimliliğin düşmesi demek. Sürekli düşünürseniz bir kabın içerisinde sürekli yer değiştiren bir gruptan bahsediyoruz. Verimlilik için genel kabul görmüş şeylerden birisi. Yine eski dönemde diyeceğim ama bir iki sene geçmesi lazım ki siz bir iş kolunda verimli hale gelebilin. Öğrenme eğrisi var. Bu eğriye tam bir olgunluğa erişmeden iş değiştirdiğinizde o şirkete de faydanız yok. Yeni geçtiğiniz şirkette de aynı tekrar sıfırdan başlayıp öğrenmeniz gerekiyor. Dolayısıyla da aslında zıplama hiçbir şekilde hem size de faydası olmuyor hem şirkete de faydası olmuyor. Dolayısıyla da bir
Üretime de faydası azaldığı için toplamda ekonominin büyümesine de aslında faydası olmuyor. O yüzden sürdürülebilir olmadığını düşünmeseydim. Bu kariyerden dolayı değişiklik biraz daha farklı durum. Çünkü yine benzer bir kariyerde kalıyorsunuz. Bir üst pozisyonda o şirkette ön üst kandıysa ve siz gerçekten iyiyseniz başka bir şirkete katkıda bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sizin etkiniz azalıyor. Yani o genleşmiş oluyor. Sektöre faydanız daha artıyor. Ama bu durumda hani mali durumlardan dolayı değişikliğinde bunların hiçbirisi söz konusu olmadığından... Eski döneme dönmek bu anlamda daha iyi olacak. Hem Türkiye için, hem şirketler için, hem çalışanlar için. Tabii daha stabil koşullara sahip olmak gerekecek bunun için ama ben şeye çok katılıyorum, yüzde yüz katılıyorum. Yani sürdürülebilir bir şey elbette değil. Ne çalışan açısından, ne de şirketler açısından. Öğrenme eğrisinin üstelik de belki konunun tam özünde bir şey değil ama yani hibrit çalışma, uzaktan çalışma öğrenme eğrisini zaten
Uzatan, yani süreyi uzatan bir etki de yaratıyor bir taraftan. Hani çevre öğrenmesi dediğimiz, yani insanın maruz kaldığı öğrenme... ...söz konusu olmamaya başladığı için ister istemez. Zaten olumsuz bir koşul varken, öğrenmenizi zora sokan bir durum varken... ...siz bir de bunu kesintiye uğratıyorsunuz aslında. Hem şirket için, hem çalışan için, hem de totalde ekonomi açısından gerçekten olumsuz bir durum. Ekonominin stabilize olmasıyla birlikte umarım...
...azalacak diye düşünüyorum ama ekonominin stabilize olması demişken... ...beyaz yakalılarla ilgili biraz önce Yaprak çok önemli bir şey söyledi. Yarısına yakını ekonomik krizin hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünüyor. Bu çok önemli. İki kişiden biri yani bu kriz bitmez duygusu içinde. ve 3 yıldan fazla süreceğini düşünenleri de dahil edersek %80'i buluyor. Peki biz bu araştırmada şeyi sormuştuk. Ekonomik kriz bitti diyebilmek için sizce ne olmalı diye sormuştuk Beyaz Yakalılar'a. Enflasyonun %15'e düştüğünü görmemiz lazım. Demişlerdi. Yüzde seksen dördü bu şekilde düşünüyordu. Yüzde on beş çok ilginç bir şey bu arada. Yani enflasyonun yükselişe geçti. Iki bin yirmi bir yılı sonunda yüzde on beşte enflasyon. Yani hani biz oraya döndüğümüzde tekrardan aslında verilen yanıtların ortalamasını aldığımız zaman iki bin yirmi bir yılını işaret ediyor. Oraya döndüğümüzde ekonomik krizin biteceğini düşünüyoruz. Üç yıl geçti. Bir üç yıl daha anladığım kadarıyla beklemekle ilgili insanların bir yaklaşımı var.
Tabii toplum genel olarak uzun bir zamandır son günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz diye bir soru soruyoruz biz. Her hafta soruyoruz bu arada bu soruyu. Ve hani hiçbir olumlu duygu yüzde on beşten fazla insan tarafından dile getirilmiyor. Dile getirilen, yoğun olarak dile getirilen duyguların hepsi olumsuz duygular.
Bunun içinde en önemlilerinden biri yorgunluk hissi. Toplumun dile getirdiği. Tabii bunu işte bıkkınlık onunla beraber koşabilecek diğer duygular da izliyor, mutsuzluk da izliyor tabii. Beyaz Yaka'da da bundan çok farklı bir durumu görmüyoruz. Asgari ücretle ortalama Beyaz Yaka çalışan arasındaki gelir... makası giderek daralıyor. Bunu da görüyoruz. Yayından önce de konuşmuştuk sizinle. Eskiden işte 3x, 5x, 6x neyse işte yani asgari ücret alan bir orta kademe beyaz yakalı çalışanın şimdi çok daha aradaki farkın azaldığı bir noktaya
Geldiğini görüyoruz ve bu bir ölçüt haline geldi birçok insan için. Kendi durumunu bunun üzerinden değerlendiriyorlar. McDonald's indeksi diye bir indeks vardır ekonomide. İşte Big Mac indeksi satın alma gücünü ülkeler arasında eşitlemek için bir kullanan indekstir. Şimdi böyle bir asgari ücrete indeksi diye bir indeks var. Özellikle yine beyaz yakada hani benim aldığım ücret üç sene önce asgari ücrete göre endeks dediğimde ne kadardı? Üçük istediğiniz. Şimdi ne kadar bu dolayısıyla şeyi etkiliyor. Toplam içerisinde asgari ücretin özellikle son dönemde çok hızlı bir şekilde normalize olması diyeceğim. Hani artması değil, olması gereken seviyelere gelmesi. Çünkü yani hayat şartlarını da içine çilene kattığınızda yayınlanıyor. İstanbul'da yaşam işte 4 kişilik bir aile için şu kadar lira gerekiyor. Baktığınız zaman tabii asgari ücretin hala çok üzerinde.
Dolayısıyla asgari ücretin artmasında bir problem yok. Sadece asgari ücret artışını, yani şirketin büyümesi de tabii ki ayıracağınız ücret bütçesini çok etkilediği için aynı derecede bir büyüme yoksa ve asgari ücreti arttırmak zorundaysanız bu bir denklem aslında. Bir yerden kısmanız gerekiyor. Dönüyorsunuz o zaman...
Beyaz yakadan kısalım ki toplamı ben bir şekilde sürdürebileyim. Demin söylediğimiz gibi bu da çok sürdürülebilir bir durum değil. Bu 1-2 sene belki kemer sıkma olacaktır ama ondan sonra tabi iş değiştirmeyi daha da tetikleyecek ya da başka arayışlara itebilecek olan bir şey olduğunu düşünüyorum. Aslında şöyle bir gerçek var. Biz bu iş değişikliğindeki yeni trendleri görüyoruz. Şu anda özellikle yeni işe başlayanlar da işte ilk işe başladığı ay bir daha işe başvurma oranı yüzde kırklarda. Yani on kişiden dördü işe başladığı ay tekrar işe başlıyor. Yüzde altmış da işe başladığı yıl.
Tekrar işe başvuruyor. Dolayısıyla bu aslında hani bu çılgın tempoyu göstermesi biraz önce demiştim. Verimlilikte ciddi azalış, çok hızlı iş değiştirme davranışının aslında gösteren başka veriler. Tabii şirketlerin çalışana yatırım yapmaları, uzun vadeli yatırım yapmalarıyla ilgili de ciddi soru işaretleri uyandıran bir şey. Yani çok yönlü bir sorun gerçekten. Bu arada hani asgari ücretle ücretlerini kıyaslıyor beyaz yakalılar derken bir şeyi yanlış ifade etmek istemiyorum. Asgari ücretin artmasıyla ilgili beyaz yakalıların olumsuz bir fikri yok zaten. Kesinlikle. Onlar da bunu destekliyorlar. Her üç çalışandan ikisi, her üç beyaz yakalı çalışandan ikisi asgari ücretteki artışları hatta daha fazla olması gerektiğini düşünüyor. Dolayısıyla onlar kendi ücretleriyle aradaki farkı kıyaslarken asgari ücretin bu kadar artmasına karşı değiller. Onlar hem asgari ücret artsın ama biziz de artsın. Düşüncesi için. Şeyde öyle, çok doğru söylediğiniz frekansın artmasından da memnuniyet var. Yani asgari ücretin senede üç kere değişmesi, beyaz yakı ücretin de senede üç kere değişmesini sağladı. Mecburiyetten, çünkü bir domino etkisi olduğu için asgari ücreti değiştirdiğinizde tüm ücretlere dokunmanız lazım. Ocak, temmuz, ocak diye söylüyorsunuz. Aynen, şimdi geçen sene işte ocak, temmuz, eylül oldu. Dolayısıyla normalde sadece ocaktan ocağa olan değişim. Beyaz yaka içinde üç kere oldu. Dolayısıyla o açıda politika değişikliği ve daha fazla sayıda değişmesi memnuniyet yarattı. Sadece oranla ilgili problem var. Bu sene tek değişiklik olacağı söylendi. Bu da mesela şimdiden nasıl olacak soru işareti var. Çünkü enflasyon artıyor, onda tek değişiklik olmuyor. Artmaya devam ediyor ama siz ücretlere dokunmuyorsunuz. O biraz bu senenin yönetmek açısından zor olacağını söylemek mümkün. Hem hayat şartları ve sizin ücretlerinizdeki değişim arasındaki denge yine bozulacak. Yani şu şey çok vurucu gerçekten hani onu bir kez daha dinleyenler açısından tekrar ederek topu yaprağı atacağım. Kariyer net istatistiklerine göre çalışanların işe girdikleri ilk ay içinde yüzde kırkı tekrar iş başvurusunu yapmaya başlıyor. Buradaki döngü gerçekten hani öyle dayanılacak gibi bir döngü değil. Hani bundan bir an önce hep beraber çıkarız diye umuyorum. Ekonomik kriz tabii bir taraftan gelir tarafında bu bahsettiğimiz etkileri yaratıyor. Bir taraftan da tasarruf etkileri de var. Birikim yapma darlaşımına, tasarrufa, beyaz yakalılar üzerinde nasıl etki yapıyor yaprak?
Beyaz yakanın yaşadığı olumsuz duygulardan bir tanesi de güvensizlik. Çünkü tasarruf yapamıyorlar. Çalışanların %40'a yakını 2023 yılında maaşından tasarruf yapamadığını ifade etti. Tasarruf yapan %19'luk kesim ise maaşının %5 ve 6 kadarını tasarruf edebiliyor ancak. Yani kayda değer tasarruf edebilecekler geri kalanlar oluyor.
Evet kesinlikle. Beyaz yaka çalışanların %59'unun örneğin kendisine ait bir aracı var. Aracı olmayanlar içinde ise her 10 kişiden 7'si araba almanın uzak bir ihtimal olduğunu söylüyor. Çalışanların yarısının evi var. Evi olmayanlar içinde ise 10 kişiden 7'si ev alma ihtimalinin uzak bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Ev sahipliği emekli çalışanlarda %71'e çıkıyor. Maaşının en fazla 4'te 1'i ile
kirasını ödeyebileyenlerin oranı son iki yılda yüzde 64'ten yüzde 17'ye girildi. Düşen alım gücü nedeniyle çalışanların aldıkları tedbirlerde birinci sırada dışarıda yemek, eğlence gibi etkinlikleri bıraktım, azalttım varken yüzde 61 ile ikinci sırada birikim yapamama ve üçüncü sırada da kullandıkları markaları değiştirme geliyor. Bu da yani aslında özetle, özellikle iş hayatının başında olanların, henüz bir birikim yapamamış olanların, diyelim ki bir ev, bir araç, otomobil sahibi olamamış, henüz daha o kadar kilometre yapamamış iş hayatında olanların, bunlara erişimle ilgili büyük bir ümidi yok. Yani bu gerçekten dramatik. Özellikle şu kira konusu tabii çok önemli. Hani niye dörtte bir diyoruz? Gelirinin dörtte biriyle barınma ihtiyacını karşıladığında bir insan, geri kalan kısımda da aslında onun kendi umut ettiği, hayal ettiği ya da beklediği hayata yakın, olabildiğince yakın bir şey, hayat yaşama ihtimali vardır diye biz dörtte bir üzerinden sorduk bunu. 2 yıl önce 3 kişiden ikisi 4'te 1 ile gelinin 4'te 1 ile beyaz yakaları için barınma ihtiyacının kirasını ödeyebiliyor iken bu şimdi %17'ye düşmüş durumda. Yine aynı sorudan çıkarttığımız bir şey var. Gelinin yarısını kiraya harcayanların oranı 2 yıl önce %10 iken şu anda %50'ye çıkmış durumda. Yani buradan da şuraya geliyoruz. Her iki beyaz yakalıdan biri tek başına yaşayamaz duruma geliyor. Yani bir evde yaşamayı tek başına karşılayabilir durumda değil. Tabii bu gerçekten önemli bir şey. Tüm bunlar üzerinden sizin yorumlarınızı da almak isterim. Hani yine paralel katılıyorum tüm paylaşılanlara. Bizim de benzer şekilde yaptığımız bazı araştırmalar olmuştu. Özellikle pandemi sonrasındaki iş hayatıyla ilgili. İşte biz şeyi ne kadar erteliyorsun diye sorduk. İşte iş, ev almayı da araba almayı. Katılımcıların %31'i ev sahibi olmayı planlarken ertelediğini söylüyor. %40'ı araba sahibi olmayı planlıyordum, erteledim diyor.
Ev değiştirmeyi düşünenler yüzde elli sizin veriye de çok paralel. Kira maliyetleri nedeniyle ev değiştirmekten vazgeçtim ki şu anda en büyük Türkiye'de aslında konuşuluyor. Bazen çok da bahsedilmiyor belki ama işte kiracı ev sahibi münasebetleri şu anda en büyük problemlerdir. Evden çıkmak istemeyen kiracı ve onu çıkartmak için çabalayan ev sahibi. Çünkü yüzde yirmi beşlik bir artış kotası belirlendi ama pratikte çalışmıyor ya da farklı yöntemlerle baypas edilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla da burada çok benzer tasarruf hareketini kesinlikle çok etkileyen bir durum söz konusu. Belirli demirbaşları yani burada şu ayrımı yapmak lazım. Demirbaşların alımı erteleniyor. Yani demirbaştan kastettiğim işte ev ve araba gibi daha büyük tutardaki şeyler erteleniyor alımlar. Küçük tutardaki alımlarda ise farklı bir durum var. Madem bunu alamayacağım ama belirli bir birikim de varsa bunu o zaman işte kısa vadeli tırnak içinde zevkler için işte bu giyim olabilir.
Yemek olabilir, işte tatil olabilir. Burada bir artış olduğunu görüyoruz. Bu biraz aslında çünkü bir şekilde insanların mutlu olmaya da bir ihtiyacı var. Motivasyona ihtiyacı var. Yani tamamen her şeyden, şu dönem en azından bunu görüyoruz. Daha kronikleşirse daha başka her taraftan kesme durumu da olabilir. Ama en azından şu durumda böyle bir davranış şeyinin, şiftinin olduğunu söylemek mümkün.
Yani burada tabii geleceğe dair planlar üzerinden de bizim bir takım sorularımız olmuştu. Gerçi bir tanesine dair sizin biraz önce bir veriniz oldu. Zaten gelecek planlaması beyaz yakaları çalışanların yüzde kırkı için bir ay gibi anlıyorum. Bir ay içinde tekrar geleceğini planlamaya başlıyor. Çünkü gelecek sürekli içinde bulunan an haline dönüşmüş gibi bir şekilde. Bizim araştırmamızda bununla ilgili ne gibi bulgular vardı?
Fatih Bey'in araştırmasında her 10 kişiden 4 işe girdiği ayda yeni iş arıyor görünüyordu. Bizim araştırmamızda her 3 çalışandan ikisi aslında kendisini 2 yıl sonra da aynı firmada görmek istiyor. Öte yandan beyaz yakalı çalışanların %43'ü 2 yıl sonra ise kendisini çalıştığı şirketten başka bir yerde görmek istiyor. Kolaylıkla benzer bir iş bulabileceğini düşünenlerin oranı %55 seviyesinde. İşten ayrılmaya yönelik düşüncelerde her 4 çalışandan 3'ünün iş değiştirme konusuna sıcak baktığını görüyoruz. İş değiştirmeyi düşünenlerin arasında nedenleri sorduğumuzda ilk sırada ücret yetersizliği, maaş adaletsizliği ve düşük zam geliyor.
Burada tabii şey konusu bence ilginç. İstemekle gerçekleştirmek arasında da bir makas var. Yani aslında biraz önce de konuştuk, eskiden iş değiştirme motivasyonu işinde bir adım ileri gitmekken, şimdi tamamen ekonomik krizle, mücadele motivasyonuyla hareket ediliyor. iş istemeye arzuya kaldığında aslında yine çalışanların önemli bir kısmının, kayda değer bir kısmının bulundukları şirkette devam etmekle ilgili bir eğilimleri olduğunu görüyoruz. Aslında bu çok da şaşırtıcı değil. Niye? Çünkü bir şekilde ikna olarak orada çalışıyorlar. İkna olduğu herhangi bir kararda insanın bir süre daha o karara sadık kalması eğilimi çok şaşırtıcı değil. Ama bir taraftan da işte o kararı daha birinci ayda gözden geçirmeye sebep olan da bir durum var. Yani maalesef sizin
Değerlendirmeleriniz nedir? Bence segmentler arasında da fark var bu sorunu cevaplarken. Benim bahsettiğim demin daha çok yeni başlayanlarda, bu jenerasyon teorilerine çok inanmayan birisi olarak, şu jenerasyon daha hızlı iş değiştiriyor diyeyim, biraz koşullar bunu zorluyor. Ama şu bir gerçek, bir şirkette 3-4 sene geçirdiyseniz, şartlar çok farklı değilse kalma tandansınız daha yüksek.
ama henüz o şirketle tanışma evresindeyseniz, üstüne bir de hibris çalışıyorsanız ki şirketlerin büyük kısmı bunu olanığı veriyor, üstüne bir de daha iyi bir maaş veren bir olasılıkla, fırsatla karşılaştıysanız, tüm bunları birleştirdiğinizde neden değiştirmeyeyim ki davranışı tabii ki daha doğal. Ama işte karar kolaylaşıyor. Tabii karar kolaylaşıyor ama şirkete işte 4-5 sene yatırım yapmışsınız, şirket size yatırım yapmış. Bir şey hani comfort zone dediğimiz bu rehavet zonuna girmişsiniz. Şimdi yeni bir şirkete gireceğim, tekrar başlayacağım vesaire. Hani şart oradaki bu gelecek size maaş teklifinin bir artışının şeyi korelasyon daha farklılaşıyor. Yani deneyimli bir çalışanda. yeni çalışanda ise bu çok daha dar. Hani %10'luk bir artışa bile iş değiştirebilirsiniz ama deneyimli bir çalışansanız belki bu %50 olmalı o comfort zondan çıkabilmeniz için. Genel olarak bakıldığında aslında böyle bir şey var. Hani davranışlar arasında bir farklılık olabiliyor. Bütün aslında toparlamak gerekirse istihdamda tek bir segment de yok, tek bir değişken de yok. Genel olarak şunu çok net söylemek lazım. Bir değişim var. Bunun en büyük tetikleyicisi 2020 yılında pandemi oldu. Çalışma koşullarını değiştirdi. Arkasından yaşadığımız ekonomik konjonktürden dolayı bu çalışma değişikliğinin üstüne yeni bir parametre eklendi.
Ve bu daha da aslında farklı değişikliklere yol açtı. Sadece yaşadığımız bir pandemi olsa ve şu anda yolumuza devam etseydik büyük bir ihtimalle o zaman hibrit çalışma kalıcı olurdu. Ama iş değişikliği davranışı bu kadar sert yaşanmazdı. Şu anda iki tane negatif faktörün üst üste gelmesinden dolayı biraz daha farklı bir konjonktürün içerisindeyiz. Bunların bir tanesi negatif pozitife döndü. Artık pandemiden bahsetmiyoruz. En azından genel kabul gören. Belki sebepler hala var ama artık daha rahatsız o konuda. Bunu da çok beklemiyorduk hepimiz. Kişisel olarak ben artık maske kalıcı olacak diyordum. Yani bundan çıkamayız çünkü alıştı insanlar ama gayet de çıkıldı. Diğer negatif faktörün değişmesi lazım ki biraz daha normalleşebilelim. Ben ne olursa olsun ibret çalışma modelinin kalıcı olacağını düşünüyorum ki üzerine bu programda çok bahsetmedik ama işte bir de üretken yapay zeka vesaire gibi yine şimdi iş dünyasını etkileyecek başka bir
Tsunami var. Dolayısıyla da burada belirli değişiklikler olacaktır. Ama bizim için Türkiye özelinde ekonomik durumun değişmesi buradaki normalleşmeyi hızlandıracak ya da daha da negatif hale çevirecek. Yani iki seçenekten birisi. Pandemi döneminde büyük istifa vardı. Şimdi bir de sessiz istifa diye bir kavram var. Sessiz istifa, bir çalışanı mutsuz olduğu iş yerinde işten ayrılmak yerine inisiyatif almayı bıraktığı ve sadece beklenen en az çabayı sarf ettiği bir senaryoyu tanımlamak için kullanılıyor.
Bu terimi duydunuz mu diye sorduk. Duyan beyaz yaka oranı yüzde 62. Bu kavramın bakış açısına uygun olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 41. Bu da tabi ilginç bir şey yani aslına bakarsanız. En başta hani Beyaz Yaka'nın sonuçta hakkını, hukukunu savunmakla ilgili... ...arkasında sırtını dayayabileceği bir kurum, bir örgüt olmadığını, bir sendikanın... ...ya da sektör örgütlerinin olmadığını, genel olarak olmadığını söylemiştik. Aslında Beyaz Yaka'nın mücadele şekillerinden biri gibi gözüküyor Sessiz İstifa. Yani bir şekli zaten konuştuğumuz şey iş değiştirmekti.
Yani kendi hakkını korumak veya hak derken de sıtın alma gücünden bahsediyorum mevcut koşullar altında. Onu korumak adına işte bir aksiyon alıyor, iş değiştiriyor. Değiştiremiyorsa da o zaman bu sefer girdiği azaltıyor yani daha az. Daha az çalışmaya çalışıyor bu şekilde. Ama yine de burada bence olumlu tarafı şu. Ülkemiz için en azından yüzde kırka yakınlık bir kesim. Ben bunu çok çünkü şey tarafını biraz sorguluyorum kendi adıma. Hem Beyaz Yakalı çalışan olarak hem de bir şirket yöneticisi olarak işin etik tarafını biraz sorguluyorum. Çünkü yapılması gereken şeyi yapmamaya kadar gidebilir bir taraftan da gizli gizli diye düşünüyorum kendi adıma. Dolayısıyla bunun yüzde kırkının zaten bundan haberdar olmaması...
Beyaz yakaların. O manada iyi bir şey. Bir naifliğimizi koruyoruz diyorum ülke olarak. Hatta duyanların da %60'ın kendine uygun bulmadığını bu tavrı söylemesi yine bence olumlu. Bunlar işin olumlu tarafları tabii ama %40'ın %40'ı yaklaşık %16 falan ediyor herhalde. Neredeyse işte her 6-7 çalışandan bir tanesi için gayet takla yatkın bir şey olması, sessiz istifanın. İşte o sürdürülebilir değil dediğimiz süreç var ya hani verimliliği etkileyen, üretimi etkileyen, totalde de ekonomiyi vuracak olan dediğimiz şeyi, aslında kayda değer ölçüde etkileyebilecek bir şeyden bahsediyoruz. Neredeyse her 6-7 kişiden birinin sessiz istifayı, yani tamam daha fazla kazanamıyorsam, O zaman daha az çalışayım şeyini yaklaşımını. Tabii ben burada daha az çalışmaktan kastım. Normal temponun altına düşmekten bahsediyorum. Yoksa zaten gereğinden fazla çalışmak zorunda olan birinin hani bunu yapmak istememesi kadar doğal bir şey olamaz. Ondan bahsetmiyorum. Bu da ilginç bir veri. Yani bizim biraz önce de söylediğimiz şey, beyaz yakaların %43'ü 2 yıl sonra kendini hala çalıştığı şirkette görmek istemiyor, başka bir yerde görmek istiyor. Bu sizin biraz önce verdiğiniz işte %61 yıl içinde iş aramaya başlıyor ya da aslında çok örtüşen bir veri. Ekonomik krizin yüksek enflasyon aşamasındayız. Başka aşamaları da var maalesef. Umarım o aşamaları yaşamayız. Ne demek istiyorum? İşte durgunluktan bahsedebiliriz. İşsizlikten bahsedebiliriz. Geniş çapla toplumsal işsizlikten bahsedilebiliriz. Bu aşamaların yaşanmadığı ve yaşanmayacağı bir durum umut ederiz diye düşünüyorum. Ve hani sessiz istifanın da diğer başka kavramların da hayatımızdan bir an önce çıktığı bir dönem olmasını umut ederek programımızı kapatıyorum. Çok çok teşekkür ediyorum katıldığınız için ikinize de. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.