
1.468 kelime · ~7 dk okuma
Gökyüzünde bir kuş gibi süzüldüğünüzü düşünün. Tüm rüzgarı kanatlarınızın altına aldığınızı. Veya okyanusların daha önce kimselerin gidemediği en derin noktalarını keşfettiğinizi hayal edin. Ya da Mars'ta bir yürüyüşe çıktığınızı. Kızıl gezegenin gizemlerini çözmeye çalıştığınızı düşünün.
Ve tüm bunları yaparken yatağınızın rahatlığında olduğunuzu, bir nevi rüyanızda yolculuk yaptığınızı hayal edin. Birçoğunuza safsata gibi gelmiş olabilir bu dediğim. Fakat bunun gerçek olduğunu, bazı insanların, dahilerin ya da sanatçıların rüyalarını kontrol ettiğini, hatta bazı çalışmalarında rüyalardan ilham aldıklarını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz. Önceki bölümde uykusuzluğun derinlerine inmiştik. 11 gün uyumazsanız ne olur diye sormuştuk.
Şimdi ise uykunun en derinlerine, rüyalar alemine dalıyor, düşler diyarında bir yolculuğa çıkıyoruz. Öyleyse Lucid Dreaming dünyasına hoş geldiniz. Lucid Dreaming. Bilinçli rüya ya da kontrol edilebilir rüyada denir. Bir anlamda rüya gördüğünüz esnada yaptıklarınızı kontrol edebildiğiniz, bir tür yarı uyku yarı uyanık olma hali. Bir anlamda rüyanızda uyanma durumu. Rüyalara dair yapılan birçok tartışmanın merkezinde yer alıyor bu konu. Kimine göre bu başka dünyalarla iletişim kurmanın veya öz benliğimizle bağlantı kurmanın bir yolu. Kimine göre ise başlı başına bir safsata.
Lucid dreaming başka bir dünyaya açılan bir kapının eşiğinden adım atmak gibi aslında. Özetle uyku sırasında rüya gören kişinin rüya gördüğünü fark etmesi ve rüyalarındaki olayları kontrol edebilmesini sağlayan bir bilinç kazanma durumu diyebiliriz. Gerçekliğini sorgulayamadan, sadece izleyici olarak rol aldığımız sıradan rüyaların aksine bu deneyim sırasında seyirci koltuğundan sahneye çıkabiliyoruz bir anlamda. Bu durumda kişi rüyasında gördüğü çevreyi gerçekten ayırt edilemeyecek şekilde deneyimleyebiliyor. Daha da ilginci, gerçekte yaşadığı anılarını da kurgulayarak bunları tekrar yaşıyormuş gibi hissedebiliyor ve bilinçli kararlar verebiliyor. Tabii bu inanılmaz sınırsız bir özgürlük yaşatan bir deneyim.
Bu konsepti tam olarak algılayabilmek için bazı şeyleri önceden bilmemiz gerekiyor. Öncelikle lucid rüyaların sadece tek ve kesintisiz bir deneyim olmadığını anlamak lazım. Bir spektrum var bu olayda. Her insan bunu farklı farkındalık ve kontrol seviyelerinde deneyimleyebilir. Şöyle izah edeyim. Kişi kimi zaman sadece rüya gördüğünü fark edebilir. Fakat bu rüyada herhangi bir kontrolü olmayabilir. Ya da kimi zaman rüyanın her bir anını tamamen kontrol de edebilir.
Gelin daha da kökenine inelim bu olayın. Lucid kelimesinin psikolojideki karşılığı bilinçli olma durumudur. Ve bununla paralel olarak bu durumun seviyeleri rüyadan rüyaya ve hatta aynı rüya içinde bile değişebilir. Bu aslında bir çalışma alanı olarak da karşımıza çıkıyor. Ve bu alanın öncülerinden biri olan Stephen Laberge de bu durumu şöyle tanımlıyor.
İnsan beyni elektriksel bir senfoni gibidir ve uyku sırasında rüya adını verdiğimiz grifli hikayeler inşa edebilir. Lucid rüyalarsa uyku sırasında beynimizin uyanık olma haline çok benzer bir faaliyet gösterdiği ariyem aşamasında gerçekleşir. Rapid Eye Movement yani hızlı göz hareketi evresi. Uykunun rüya evresinde göz bebeklerinin göz kapakları altında hareket etmesi.
İşte Laberge'in bahsettiği bu ariyam aşamasında gördüğümüz rüyaları genellikle çok net bir şekilde hatırlayabiliyoruz. ki arayen ve rüya kontrolü de birbiriyle son derece ilişkili konular aslında. Zira lucid rüyalar meselesinin bilimsel arka planına baktığımızda yapılan çalışmalar da bunu gösteriyor. Bu alanda yapılmış en önemli deneylerden birisi 1975'te. Keith Hearn tarafından gerçekleştirilmişti. Hatta Hearn'ın çalışması lucid dreaming'e dair ilk bilimsel kanıtlardan biri olarak görülüyor.
İngiliz bir psikolog olan Hearn, daha önce çok kez lucid rüya deneyimi yaşadığını ifade eden Alan Worsley ile bu olgu üzerine çalışmış. Lucid Dreaming'in R.E.M. aşamasında gerçekleştiğini düşünen Dr. Hearn, uyku sırasında Worsley'i gözlenmeyerek işe başlamış. Ancak öncesinde Worsley'den bir şey istemiş kendisi. Şayet Worsley, gördüğü rüyayı kontrol edebildiğini anlarsa, bunu göz hareketleriyle Hearn'e bildirecekti.
E ama zaten Arya mevresinde gözlerimizin hareket ettiğini biliyoruz. Nasıl çıkacaklardı ki işin içinden? İşte Hearn bunu bir koda dönüştürmüştü. Worsley rüyasını kontrol edebildiğini fark ederse gözlerini düzenli olarak sağa ve sola 8 kere oynatacaktı.
ARIEM evresindeyken düzenli hareketler gözlemlenmediği için bu son derece akıllıcaydı tabii. Laboratuvardaki ölçüm cihazlarına bağlı bir şekilde uykuya dalan Worsley'in göz hareketleri dikkatli bir şekilde gözlemlendi. Ve gerçekten de Worsley rüyalarını kontrol edebildiğini, gözlerini düzenli bir şekilde hareket ettirerek hörne bildirmişti. Yani bir anlamda lucid dreaming, bilimsel olarak da kanıtlanmıştı. Gerçek ve bir anlamda ölçülebilir bir olguydu bu.
Elbette bu deney lucid rüyalar alanında sayısız yeni çalışmanın da yolunu açmıştı. Ve içlerinden birisi son derece çarpıcı sonuçlar vermişti bize. Ama o deneyi geçmeden önce kısa bir ara verelim dilerseniz. Bu noktada bir rüyada olup olmadığımızı kontrol etmek iyi bir fikir olabilir. Sanırım rüyada değiliz. Yani en azından öyle gözüküyor. Neyse. Lucid rüyalar üzerine yapılan başka bir önemli çalışmadan bahsedecektim size.
2009 yılında Alman bir psikolog olan Ursula Voss tarafından yapılmıştı bu çalışma. Deneydeki temel amaç Lucid Dreaming'de beynin prefrontal korteks bölgesinin rolünü anlamaktı. Bu bölümün elektrikle uyarılmasının lucid rüyayı tetikleyip tetiklemeyeceğini ve bu deneyimi daha da canlı kılıp kılmayacağını merak ediyordu Voss. Bu arada prefrontal korteks karar verme, öz bilinç ve hafıza gibi üst düzey bilişsel faaliyetlerden sorumlu bölgedir.
Normalde arayan uykusu sırasında prefrontal korteksteki faaliyetlerin uyanık olma haliyle karşılaştırıldığında azaldığı görülür. Fakat daha önce yapılan farklı çalışmalarda lucid dreaming sırasında bu bölgedeki faaliyetlerde anormal düzeyde bir artış olduğu gözlemlenmişti. İşte Walsh da bunun üzerine bir deney yürütüyordu. Bunun için deneklerin prefrontal korteksine düşük yoğunluklu elektrik sinyalleri gönderen elektrotlar bağlayarak Ariem sırasında bu bölgeyi uyarmayı denedi kendisi. Bu uyarma TACS adı verilen bir teknikle gerçekleşiyor ve beynimizin gamma bandı frekansına denk gelen 40 Hz frekansında veriliyordu.
Sonuçların anlamlı olabilmesi için bir de kontrol grubu belirlemiş, bu grubun da prefrontal korteksine elektrot bağlamış ancak herhangi bir elektrik sinyali göndermemişti. Çalışmanın sonuçları ise epey garipti. Gerçekten de denekler, arayan uykusundayken prefrontal kortekse elektrik sinyali gönderildiği de frekanslarda gözlemlendiği üzere rüyalarını kontrol etme seviyeleri ciddi ölçüde artmıştı. ve bu deneyimlerin ne kadar canlı olduğu da verilen elektrik sinyallerinin şiddetiyle doğru orantılıydı. Voss'un deneyi de lucid rüyaların bilimsel düzlemdeki bir kanıtı gibiydi. Ancak daha da önemlisi bu durumun arkasındaki sinirsel mekanizmayı da ortaya koymuştu bu çalışma. Rüya kontrolü konusunda prefrontal korteksimiz olağan şüpheliydi.
Bu çalışmanın yankıları da çok büyük olmuştu tabii. Hatta bu teknik sayesinde travma sonrası stres bozukluğu veya anksiyete gibi mental sağlıkla ilişkili problemlerin tedavisine yönelik de birçok araştırma yapıldı. Bu sırada lucid dreaming'in faydaları da ortaya çıkmaya başladı. Hatta rüya kontrolüyle kişisel gelişim ve özbenliğin keşfine yönelik çalışmalar yapanların sayısı hiç de az değil.
Bu kişilerin iddialarına göre rüyalar aleminde en derin korkularınız ve arzularınızla yüzleşerek kendinizi daha iyi tanıyabiliyorsunuz. Bunun yanında lucid rüyaların yaratıcılık ve sorun çözme konusunda da faydaları olduğu düşünülüyor. Hatta bir de efsane vardır bununla ilgili. Ünlü kimyacı August Kekule'nin benzen molekülünün yapısını bir rüya sırasında keşfettiği söylenir.
Sanatçılar ve müzisyenlerinde sık sık bu dünyadan ilham aldığını duyarız hatta. Bu eseri rüyamda gördüm derler ya hani. Peki madem lucid rüyalar bu kadar faydalı, biz nasıl kontrol edebiliriz bu durumu? Lucid dreaming'i nasıl tetikleyebileceğimize dair bazı teknikler de geliştirildi elbette. Bunlardan ilki gerçekliği test etme yöntemiydi. Burada uyanık haldeyken sürekli fizik yasalarına aykırı şeyler yapmanız öneriliyor.
Mesela elinizi bir duvardan geçirmeye çalışmak gibi. Yani gerçekte bir duvarın içinden elinizi geçiremezsiniz sonuçta. Ancak rüyalar gerçekliğin büküldüğü bir ortam. Bu yöntemi uyguladığınızda, gerçekliğin büküldüğü rüya esnasında farkındalığınızın artacağı iddia ediliyor.
Bir diğer teknik ise WBTB yani Wake Back to Bed. Bu tekniği ise uykuyu bilinçli şekilde bölme yöntemi olarak tanımlayabiliriz. 6 saat gibi bir uyku sonrası uyanıp kısa bir süre uyanık kaldıktan sonra tekrar uykuya dalmak lucid dreaming şansınızı da arttıracaktır deniliyor. Diğer taraftan uykuya dalarken kendi kendinize rüyamda uyanacağım gibi telkinlerde bulunmayı ya da bir rüya günlüğü tutmanızı önerenler de var. Bu sayede rüyalarınızda hatırlamadığınız detayları daha sonra gözden geçirebilir ve rüya farkındalığınızı arttırabilirsiniz. Bunlar çok genel öneriler ve başarı oranı konusunda herhangi bir istatistik mevcut değil tabi ki. Ancak rüya kontrolü üzerine araştırma yapanlara göre işin esas zor kısmı rüyanın kontrolünü ele almak değil, kontrolü koruyabilmek.
Bunun için Inception filminden de hatırlayacağınız üzere bazı objelerle ilişki kurmanız, bunlara dokunmanız falan gerekiyor. Bu sayede çapalanma denen durum gerçekleşerek rüyadaki hakimiyetinizi koruyabilirsiniz. Şimdi gelelim en önemli konuya. Lucid Dreaming ile ilişkili riskler ve eleştirilere yani. İlk olarak bu konuda göstereceğiniz tüm çabalar uyku düzeninizi ve uykudan aldığınız verimi bozacaktır. Hatta insomniaya uzanan ölçekte sorunlarla bile karşılaşabilirsiniz. Halk arasında kara basan olarak bilinen uyku felci de risklerden birisi. Lucid Dreaming'i başlatmak için gösterilen çabaların bu riski arttırdığını ve hatta bazı insanlarda sürekli hale geldiğini de söylüyor uzmanlar.
Daha genel ve belki de daha büyük bir risk ise gerçeklik algısında yaşanabilecek bozulmalar. Kontrol edebildiğiniz rüyalarla, gerçekliğiniz arasındaki çizgi flu hale geldiğinde ciddi psikolojik sorunların ortaya çıkabileceği söyleniyor. Özellikle de psikoz veya disosiyatif bozukluk riski yüksek insanlarda lucid rüyaları tetikleme çabalarından ciddi sorunlar doğurabileceği saptanmış. Bunun dışında günlük fonksiyonlarda da aksamalar gözlemlenmiş. Bir diğer risk ise tabii ki lucid rüyanın bir bağımlılığa dönüşmesi. Bazı insanlar gerçeklikten kaçış için lucid dreaming'e yönelerek gerçek sorumluluklarından ya da ilişkilerinden uzaklaşabilir.
Tüm bu risklere rağmen birçok araştırmacı Lucid Dreaming'in sorumlu ve bilinçli bir şekilde kullanımının daha önce de bahsettiğimiz gibi kişisel gelişimde çok yardımcı olacağını ve yaratıcılığı da arttıracağını söylüyorlar. Bununla birlikte bilim dünyası da zihin denen uçsuz bucaksız okyanusu daha iyi anlayabilmek için bu olguyu derinlemesine inceliyor. Yani aslında her şey denge ile alakalı bu noktada. Tabii bu bölümün sonuna geldiğimizde bir soruya cevap vermedik. Şu an mesela.
uyanık olduğunuzdan emin misiniz?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.