
2.124 kelime · ~11 dk okuma
Çok yoğun ama bir o kadar da verimli bir gün geçirmişsiniz. Yorgun argın bir şekilde atıyorsunuz kendinize eve nihayet. Önce hafif bir akşam yemeği hazırlıyorsunuz kendinize. Sakin sakin yiyorsunuz. Ardından sıcak bir duş alıyorsunuz. Günün bütün yorgunluğu akıp gidiyor vücudunuzdan. Sonra pijamaları geçiriyorsunuz üzerinize. Bir kadehle şarap koyup en sevdiğiniz dizinin yeni bölümünü izliyorsunuz.
Dizinin sonlarına doğru yorgunluk da iyice çöküyor göz kapaklarınıza. Çarşafları ve nevresimleri yeni yıkanmış, mis gibi kokan yatağınıza gömülüyorsunuz yavaş yavaş. Ertesi günde tatil. Ooo! Rahatınızı hiçbir şey bozamaz artık. Bebekler gibi uyuyorsunuz. Hepimizin. Her hafta ortasında falan hayalini kurmaya başladığı bir şey değil mi bu anlattığım?
Uyku çok güzel bir şey cidden. Hele de çok yoğun çalıştığınız bir haftanın ardından hak edilmiş bir ödül gibi gelir o uyku. Kim istemez ki böyle bir deliksiz uykuyu? İşte görünüşe göre bazı enteresan kişiler istemiyor. Sizden bahsetmiyorum elbette. Tamam sizin aranızda da uykuyla derdi olan bazı enteresan kişiler olduğundan eminim. Fakat bugün bu işi rekor kırma seviyesinde abartanlardan bahsedeceğiz. Peter Tripp ve Randy Gardner'dan.
1950'lerin sonlarında dünyaca ünlü bir radyo sunucusuydu Peter Tripp. Randy Gardner ise sıradan bir öğrenciydi. Bu ikilinin ortak noktası ise tarihe geçecek bir çılgınlığa kalkışmalarıydı. İkisi de uyumayarak bilim tarihine yazdırdı isimlerini. Motivasyonları farklı olsa da ikisi de uzun süreler uyumamayı hedeflemişti kendilerine.
Bu çılgınca fikri duyan psikologlar ve uzmanlarsa tabii ki onları bu yoldan döndürmeye çalışmıştı. Zira hiç uyumamak sandığımızdan daha da büyük riskler barındıran bir fikirdi. Ama işte Tripp ve Gardner kafaya koymuştu uyumamayı. Ve onların yaşayacakları psikologların uykunun gizemlerini çözebilmesi açısından çok yardımcı olacaktı. Öyleyse gelin bilimsel literatürde uyumayan adamlar olarak tanınan bu ikilinin maceralarına tanık olalım. Ve uyku dediğimiz olayın gizemlerini birlikte çözmeye çalışalım.
Birkaç basit soru sorarak başlayalım isterseniz. Neden uyuyoruz? Ne kadar uyursak yeterli olur bizim için? Ve daha da önemlisi uykuya gerçekten ihtiyacımız var mı? Aslında cevabını pek de etraflıca düşünmediğimiz sorular bunlar. Elbette sayısız yanıt verebiliriz. En başta uyku fiziksel sağlık için gerekli diyebiliriz örneğin. Ama mesela hiç uyumamasına rağmen bizim gibi sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürebilen birisi var mı acaba?
İşte bilimsel literatürde bu konuya dair pek bir örnek yok maalesef. Fakat bazı çalışmalar da yürütüldü elbette. Uykunun gerekliliğine yönelik yapılan çalışmalar ilk olarak hayvanlar üzerinde gerçekleştirilmişti. Bu çalışmalardaysa iki farklı deney izlenmişti. Biri tamamen uykusuz bırakma, biri de kısmen uykusuz bırakma deneyleriydi. Kısmen uykusuz bırakma dediğimde garip gelmiş olabilir. Ama bu mümkün. Zira uyku dediğimiz şey tek seferlik. Yekpare bir dinlenme hali gibi düşünülse de belirli bazı aşamaları bulunuyor.
Bu aşamalarsa SWS olarak bilinen ve yavaş dalgalı uyku olarak tanımlayabileceğimiz dört kademe ile R.I.M. olarak bildiğimiz bir evreden meydana geliyor. R.I.M. evresi hızlı göz hareketleriyle öne çıkan ve rüyaların da görüldüğü bir aşama.
Derin uyku dediğimiz aşamaysa 90 dakikalık periyotlardan oluşuyor ve bir insan bir gecede 4 ila 5 periyotluk bir uyku süreci geçiriyor. İşte laboratuvar ortamında bir canlıyı bu periyotların herhangi birinden mahrum bırakmak mümkün. Tamamen uykusuz bırakma deneyleri başka bir seviye tabii. Bununla ilgili ilk çalışmalar da az önce ifade ettiğim gibi hayvanlar üzerinde yapılmıştı. Bu alanda kaydedilen ilk deneylerden birini 1894 yılında Marie de Menassen gerçekleştirmişti. Menassen yaptığı deneyde yavru köpekleri tamamen uykudan mahrum bırakmış ve maalesef bu köpekler 4-5 gün içinde hayatını kaybetmişti.
Diğer bir çalışmada 1967 yılında Michel Jouvet tarafından gerçekleştirilmişti. Jouvet biraz rahatsız edici bir deneyle kedileri arayan uykusuna mahrum bırakmayı denemişti. Bu çalışmada kedilerin bir suyun ortasına ters koyulan saksılar üzerinde uykuya dalması sağlanıyordu. Ardından arıyem uykusuna geçen kedilerin kasları rahatlıyor ve suya düşerek tekrar satı üzerine çıkıyorlardı. Bir süre sonra kediler buna ayak uydurmuş ve arıyem uykusuna geçer geçmez uyanmaya başlamışlardı ve arıyem uykusuna mahrum kalan kediler 30-35 gün gibi bir sürede hayatlarını kaybetmişlerdi. Bizim gibi hayvanseverler için rahatsız edici olsa da etik regulasyonlardan önce bu tip deneyler çok fazlaydı maalesef.
Tabi bu çalışmalar insanların uyku sürecine dair pek de bir şey ifade etmiyordu. Yine de bunlara benzer bir yaklaşımla insanlar üzerinde de çalışmalar yapılacaktı. Bunun ilk örneği de 1896 yılında George Patrick ve J. Gilbert tarafından gerçekleştirildi. Uykusuzluğun Etkileri Üzerine isimli çalışmalarında 3 yetişkin erkeği 90 saat boyunca uyanık tutmuş ve etkilerini kayıt altına almışlardı. Bu 3 erkekten biri halüsinasyonlar görmeye başlamış ama diğerlerinde ciddi bir etki gözlemlenmemişti. Ki halüsinasyonlar bu tip çalışmalarda en sık karşılaşılan sonuçlardan biridir zaten.
Bu arada bilimsel çalışmaların ötesinde insanlar bilinçli olarak uykusuz kalma yarışmalarına da katılmıştı geçmişte. Bunun en ilginç örneklerinden biri dans maratonlarıydı. Özellikle de 1920'lerde Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayan Büyük Buhran günlerinde çok popüler olan bu yarışmalara katılan çiftler hiç durmadan ve uyumadan dans etmeye çalışıyorlardı. Bazı yarışmalarda çiftlerden biri dinlenirken diğerinin dans etmesine izin veriliyordu.
Ve bu yarışmalarda kayda geçen en uzun süre tam 22 haftaydı. Tabi bu yarışmalar zamanla başta Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok ülkede yasaklanmıştı. Hatta Jane Fonda'nın başrolünde olduğu They Shoot Horses Don't They filminde de bu konu ele alınır. İlgisini çekenlere tavsiyem olsun bu filmde. Ama bunların birçoğu bilimsel olarak gözlemlenmiş çalışmalar değildi.
Uykusuzluk üzerine bilimsel yeterliliğe sahip ilk çalışmalardan biri 1959 yılında gerçekleştirilmişti. Evet, bölümün başında bahsettiğim uyumayan adamlardan birinin hikayesiydi bu. Ama o hikayeye başlamadan önce kısa bir ara verip kahvelerimizi tazeleyelim. Ne bileyim yüzümüze bir su falan çarpalım isterseniz. Zira bizi yorucu iki deney bekliyor.
Evet, hazırsanız Peter Tripp ve Randy Gardner'ın yani uyumayan adamların yorucu hikayesini inceleyebiliriz. Önce Peter Tripp'le başlayalım. Trip başta da söylediğimiz gibi 50'lerde oldukça ünlü bir radyo sunucusuydu. Kendisi bir yardım kuruluşu için para toplamak amacıyla 8 gün 8 saat uykusuz kalmaya karar vermişti. Anlayacağınız bu ilk etapta bilimsel bir çalışma değildi. Fakat bu amacını duyan bilim insanları elbette fırsatı kaçırmamış ve Trip'i gözlemlemeye başlamışlardı.
Trip bu eylemini daha da görünür hale getirmek için New York'un en içlek noktası olan Times Meydanı'nı seçmişti. Cam bir kulübe içerisine oturan Trip tüm süre boyunca yayınlarına burada devam da etmişti. İlk başlarda da baya iyi gidiyordu. Hatta her şey yolunda gibi görünüyordu. Ama üçüncü günün sonuna doğru 32 yaşındaki Trip'in davranışlarında uykusuzluğun etkileri görülmeye başlanmıştı.
iş arkadaşlarına kötü davranmaya ve aşırı yorgun olduğunu söylemeye başlamıştı kendisi. Bunlar normaldi tabi. Ama zaman ilerledikçe halüsinasyonlar da görmeye başladı trip. Test yapmak için yanına gelen bir doktorun önlüğünün solucanlarla kaplı olduğunu söyledi mesela. Uykusuz kaldığı 120. saatin sonundaysa bu halüsinasyonlar daha da endişe verici bir boyuta ulaşmıştı.
Kıyafetlerini değiştirmek için otele giden Trip gardırobunun kapağını açtığında birden her yerin yanmaya başladığını görüp çığlıklarla kendini odadan dışarı atmıştı. Elbette odada yangın filan yoktu. İşin kötüsü test için gelen doktorlar kendisine bu durumu anlatmaya çalıştığında onları komplo kurmakla suçlamıştı Trip. Denemenin ilerleyen günlerinde Trip'in konuşması daha da bozuluyor, paranoid psikoz gelişmeye başlıyor, sesli ve görsel halüsinasyonlar daha da şiddetleniyordu. İnsanların kendisini zehirlemeye çalıştığını, her yerde yavru kediler gördüğünü filan söylüyordu mesela. Bir noktada işler iyice çığırından çıkmıştı. Zira kendisinin Peter Trip olup olmadığını dahi sorgulamaya başlamıştı. Ya da test için gelen doktorlardan birinin kendisini görmeye gelen mezarcı olduğunu zannetmişti.
Uykusuzluk denemesinin son zamanlarında ise Tripp iyice paranoyaklaştı ve maalesef doktorların kendisini test etmesine dahi müsaade etmemeye başladı. Artık tek bir şey kesindi. Uykusuzluk Tripp'i derinden sarsmış ve tüm dengesini bozmuştu. Sürecin sonunda Peter Tripp tam 201 saat boyunca uykusuz kalarak dünya rekoru kırmıştı. Bu noktada Tripp'in denemesindeki bilimsel sonuçları epey etkileyecek birkaç unsurdan bahsetmek gerekiyor. Tripp denemesinin son 66 saatinde uyarıcılar, enerji artırıcı ilaçlar filan kullanmıştı. Diğer bir unsur da bu denemesini halka açık bir şekilde gerçekleştirmiş olmasıydı. Bunlar elbette saf uykusuzluk halinden farklı bir deneyime neden olmuştu. Bunun da ötesinde aldığı ilaçlardan bazıları amfetamin bazlı ilaçlardı.
Araştırmacılar özellikle de Tripp'in gördüğü halüsinasyonlarda bu ilaçların etkisi olduğundan şüpheleniyorlardı. Fakat başka bir araştırmacıya göre asıl etken Ariane uykusunun eksikliğiydi. Bu noktada Freud'un teorisini hatırlamak gerekiyor bence. Rüyalar, özellikle en derin ve rahatsız edici arzuların yatıştırılması için çok önemlidir diyordu kendisi. İşte Ariane uykusunu alamayan insanlar bu arzularını baskılayamadığı için bunların da gün yüzüne çıkması söz konusu olabilir.
Bir araştırmacının söylediğine göre rüyalar aslında bizim için emniyet vanaları gibidirler. Onlar olmadığında rahatsız edici düşünceler ve duygular açığa çıkabiliyor kısacası. Şimdi gelelim ikinci kahramanımız Randy Gardner'a. Peter Tripp'in yardım kuruluşları için para toplama amacıyla böyle bir işe giriştiğini biliyoruz. Gardner'a geldiğimizde ise farklı bir motivasyon söz konusu. Onun tek bir amacı vardı uykusuzluk deneyinde. Merakını gidermek.
Trip'in denemesinden 6 yıl kadar sonra bu rekordan haberdar olan 17 yaşındaki Gardner bence ben bu rekoru kırarım diye düşündü ve iki arkadaşının yardımıyla 11 gün boyunca uykusuz kalmaya karar verdi. Gardner'ın bir diğer hedefi de bu deneyi yaparken Trip gibi delirmemekti. Onun bu denemesine ünlü psikolog William Dement de gözlemci olarak dahil olmuştu bu arada. Dement, Gardner'ın deneyini yerel bir gazeteden öğrenmişti. Ve bunu öğrendiği sırada Gardner zaten 264 saatlik hedefinin 80 saatini tamamlamıştı bile.
Bunu öğrenen Dement hemen Gardner'ın ailesiyle temasa geçmiş ve yardım teklifinde bulunmuştu. Tabii ki Gardner'ın ailesi de endişeliydi ve deney esnasında bir uzmanın bulunması onları rahatlatacak bir şeydi. Yani çocuğunuz kendisini öldürebilecek bir şey deniyor sonuçta. Endişeli olmaları normaldi.
Dement, George Glevish isimli bir meslektaşıyla birlikte hem gözlem yapmak hem de bu denemeyi resmi olarak doğrulamak için çalışmalara başladı. Dediğim gibi Gardner o sırada 17 yaşında bir gençti. Oldukça sağlıklıydı. Ve her 17 yaşındaki genç gibi uykusuzluk onun için çok büyük bir sorun da değildi. Yani hepimiz gençliğimizde 1-2 gün hatta bazen 3. güne kadar uykusuz kalmışızdır.
Bu da tabii Gardner'a da bir özgüven vermiş olabilir. Fakat zaman geçtikçe uykusuzluğun etkileri de görülmeye başlanmıştı tabii. Burada şunu da vurgulamak lazım. Gardner denemesi sırasında hiçbir uyarıcı veya ilaç kullanmadı. Hatta kahve bile içmedi. Evet kahve bile içmedi. Özellikle de bu detay çok ürkütücü bence. Neyse.
Gardner'ın deneyinde gece saatleri özellikle çok önemliydi tabii. Gece 3 ila sabah 7 arasında Dement ve arkadaşları onu uyanık tutmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bir noktadan sonra Gardner neden böyle yaptıklarını anlamadığı anlar bile yaşıyordu. Uykunun ağır bastığı her an Dement ve arkadaşları onu dışarı çıkarıyor, arka bahçede basket oynatıyor ya da arabada son ses müzik açıp gezdiriyorlardı.
Hatta sonlara doğru Gardner'ı Luna Park'a götürüp bir tür beyzbol oyunu bile oynattılar. Bu arada 100 set oynadıkları bu oyunun çoğunu da Gardner kazanmıştı. Ya uykusuzluk Gardner'ı hiç etkilememişti ya da rakipleri fazlasıyla kötüydü. Bilemiyoruz. Fakat işin kötü yanı Dement ve diğer araştırmacılar da Gardner gibi uykusuz kalıyorlardı.
Hatta bir akşam dement Gardner'ı arabasıyla gizlirken ters yönetilmiş ve polisler tarafından durdurulmuştu. Deneyden filan bahsetse de ceza yemekten kurtulamamıştı tabi ki. Ama işin garip tarafı her şeye rağmen Gardner çok iyi durumdaydı. Trip'in gösterdiği belirtilerin neredeyse hiçbirini göstermiyordu. Bir iki kere halüsinasyon benzeri yanılgılara düşse de psikoza varacak sorunlar yaşamamıştı. Ve 264. saatin sonunda Gardner uykusuz kalma rekorunu kırmış. Hatta bir şekilde gazetecilere de demeç vermişti. Konuşması da gayet düzgündü bu arada. Uykusuzluğa dayanmakla ilgili zihnin beden üzerindeki kontrolüyle alakalı demişti.
Hatta bir iki gün daha devam edebilirim ama okula gitmem gerekiyor diye de eklemişti. Deney sonunda eve dönüp kafasını koyar koymaz uykuya dalan Gardner 14 saat 40 dakika uyumuş ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmişti. Verilere bakarsak 264 saati uyumadan geçiren Gardner bu 11 günlük sürede 75 saatlik uykudan mahrum kalmıştı aslında. Sonraki günlerde bu 75 saati telafi edecek kadar da uyumamıştı. Deneyden 2 gün sonra da 10 saat kadar uyumuştu mesela. Toplamda uykusuz kaldığı 75 saatin %24'ünü falan telafi ettiğini söyleyebiliriz yani. İşte bu da arıyem telafisi olarak biliniyor. Çok uzun süre uyumadığınız günlerin sonunda diğer uykularınızdan daha fazla rüya gördüğünüzü fark etmişsinizdir belki. Bu önceki rüyaları da telafi etmek gibi bir şey aslında.
Gardner'ın deneyini gözlemleyen Dement'te konu üzerine yaptığı çalışmasını uykusuzluk psikoza ve ciddi zihinsel hastalıklara yol açmıyor şeklinde sonuçlandırmıştı aslında. Ama tabi ki ilerleyen yıllarda bu çalışmaya daha farklı yorumlar getirenler de olmuştu. Gardner'ın zihinsel yetenekleri elbette çok zayıflamış, tepki süreleri azalmış. Kimi zaman çok basit matematik sorularını bile cevaplayamamıştı mesela. Tüm bunların da ötesinde Dementin kendisi de uykusuzluğun birçok olumsuz sonucuna vurgu yapmış ve hatta Challenger uzay mekiği faciası ve Çernobil felaketinin de temel nedeni olarak uykusuzluğun gösterilebileceğini söylemişti.
Yapılan araştırmalar sadece Amerika'da, yılda 30 bin kadar trafik kazası nedenli ölümün sebebi olarak uykusuzluğu işaret ediyor. Yani sizi etkilemiyor gibi düşünseniz dahi uykusuzken hayatı risk taşıyan herhangi bir şey yapmamanız veya çok önemli kararlar almamanız yaranıza olacaktır. Hepsini geçtim. Uyku her anlamda temel bir ihtiyaç. Bunu asla unutmamak gerekiyor. Fakat uykunun ne kadarını ihtiyacımız var? İşte bu hala bir tartışma konusu.
Bu arada Gardner'ın rekoru resmi olarak hala kırılabilmiş değil. Zaten günümüzde bu tip bir çalışmaya herhangi bir üniversitenin etik kurulu asla izin vermez. Bir diğer ilginç bir bilgi de bu rekoru kıran Gardner'ın eğitimini tamamladıktan sonra uyku araştırmaları yapan bir araştırmacıyla birlikte çalışmaya başlaması. Fakat bu işin farklı bir boyutundan da bahsetmek lazım sanki. En gizemli konulardan birinden. Yani rüyalardan. Hala tam olarak sırrını çözemediğimiz. Kimi muhteşem, kimi distopik, kimi ise korkunç.
Ama asıl ilginç olan şeyi söyleyeyim mi? Bazı insanlar rüyalarını kontrol edebildiğini iddia ediyor. Zamanda yolculuk yapabildiğini, en derin fantezilerini gerçekleştirebildiğini filan söylüyor. Lucid Dreaming'ten bahsediyorum. Tabii öyle kısaca üzerinden geçebileceğimiz bir konu değil bu. O yüzden bir sonraki bölümde derinlemesine konuşalım istiyorum bu konuyu. Öyleyse bir sonraki bölümde rüyalarda buluşuruz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.