Podcast

389: Ankara Emniyeti’nde “Darbe” Planları mı Yapılıyor?

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ankara’da görülen Ayhan Bora Kaplan davasının bir ucu MHP ve Süleyman Soylu’ya, diğer ucu emniyetteki güç savaşlarına çıkıyor. Konuyu yakından takip edenler şaşkınlık içinde, konuyu baştan sona takip edemeyenler ise “noluyor” diyor.

Trend Topic 170. Bölüm: Kaplan Çetesi'nin Üçgeni: Devlet, Siyaset ve Mafya!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.032 kelime · ~25 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 21 Mayıs'ta alıyoruz. Tren Topik bölümleri son 1 yıldır çarşamba günleri yayınlanıyor. Ben yayından önce 2-3 güne eve kapandığım için bölümün yayınlandığı gün çarşambaları tatil yapıyorum diyebilirim. Bu salı günü de, yani 14 Mayıs'ta da farklı bir gün yaşamadım. Saat akşam 11 suları Zeynep yatmaya hazırlanıyor.

Ben de o gün elime telefonu almamışım. Bir bakayım dedim ne var ne yok. Twitter'a girdim, tren topikleri kontrol etmeye başladım. Bir baktım ki tren topik listesinde bir numara, hashtag darbe. Ya dedim ne oluyor? Derken zaten iki numarada da hashtag ne oluyor var. Dördüncü sırada da devletimin yanındayım hashtag'i öylece bana gülümsüyor. Aha dedim başlıyoruz.

Yine hayatımızı altüst edecek bazı işler belli ki yapılmış... ...ve bu işlerde hiçbir sorumluluğu olmayan milyonlar... ...bu beceriksizliklerin, bu pisliklerin bedelini ödeyecek. Trentopit listesindeki hashtagleri görünce aklıma gelen ilk şey... ...Zafer Algöz'ün Yahşi Batı'da canlandırdığı... ...Şerif Floyd karakterinin bir sahnesi oldu. Şu sahne, hatırlarsınız. İyi dinleyin oğlum beni. Ulelek, ulelek diye ortalığı karıştırın. Kasabalı.

Transkriptin tamamını oku

Kızılderili'den yıldık desin, yıldık. Vallahi gulelek gulelek diye ortada dolananlar Kızılderili değil ama biz hakikaten yıldık ya. Zafer Algöz Kasabalı adına ağzı öyle dolu dolu yıldık ya diyordu ki. Hashtagleri görünce aynı şeyi düşündüm. Hakikaten ne darbesi kardeşim, ne darbesi. Yıldık ya. Meseleyi takip eden gazeteci arkadaşlara yazdım. Baktım onlar da vaziyetten haberdar değiller. Resmi gazeteyi bekliyorlar. Diyorlar ki İçişleri Bakanlığı'nda kriz var. Biz de anlamaya çabalıyoruz.

Ama İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın görevden alınacağına dair dedikodular var. Peki darbe neyin nesi? O iş biraz yaygara anlaşılan. Bölümün sonunda o gün darbeyle ne denildiğini anlamaya çalışacağız. Darbe dedikleri biraz enteresan bir hadise. Peki madem dedim, benim de uykum kaçtı, ben de resmi gazeteyi beklemeye koyuldum. Derken Taha Hüseyin Karagöz'ün tweetini gördüm. 15 Temmuz 2016'daki meydan okuyan tweetine alıntılanmış ve şöyle yazmış Taha Hüseyin. Ankara çok hareketli bir akşam geçiriyor.

Yerimiz, milli iradenin üstünde bir güç tanımalak. Ohoo gövde gösterir, konum almalar falan da başlamış. Öyle bir hava esiyor ki birileri darbeye kalkışıyor da kıs kıvrak yakalanmışlar gibi. Mesele Ayhan Bora Kaplan soruşturmasına ilişkinmiş meğer. Ortada bildiğimiz anlamlı darbe falan da yok. Sabah ola hayrola. Sabah oldu ve ben meselenin iç yüzünü araştırmaya koyuldum.

Bu bölümde de size yaşananları değerli toplu anlatmaya karar verdim. Çünkü ertesi gün fark ettim ki, mevcut Mayda düzenini takip ederek bu yaşananları anlamak neredeyse imkansız. Sizler gündelik hayatınıza devam ederken, Ayhan Bora Kaplan davası gibi fikriyi takip gerektiren yüzlerce gelişmenin yaşandığı dosyaları uzun uza diye izleyemezsiniz. Bu yüzlerce gelişmeyi birbirinden değerli gazeteciler araştırıyorlar ve bizlere sunuyorlar. Ama bu yüzlerce gelişmeyi bir araya getirip, bütünlüklü bir şekilde sunan bir içerikle karşılaşmadım maalesef. Böyle bir içeriğe ihtiyaç duyulduğu için böyle bir bölüm hazırladık. Herkes fili tuttuğu yerinden tarif eder, kimse hakikati tam olarak kavrayamaz aksi takdirde.

Tren Topik'te medyanın hızını yavaşlatmak için var. Çünkü farkındasınızdır, medyamız çok ama çok ama çok hızlı arkadaşlar. Gereğinden fazla hızlı. O halde gelin, Ankara Emniyeti'de yaşananları derli toplu bir ele alalım. Filin tamamını görmeye çalışalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı kabinesinin tüm üyeleri milletvekili adayı yapılmış, böylece Erdoğan kabinenin hemen hepsini değiştireceğini belli etmişti. Değişecek bakanlar için de en dişlisi, en cevvali de 7 yıldır İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Süleyman Soylu'ydu. Soylu'nun 15 Temmuz'un olağanüstü dönemlerinde oturduğu koltuk, onu olağan İçişleri Bakanlarından daha geniş bir yetkiyle donanmasına sebep olmuştu. Dahası, kendine has siyaset üstü bu, kendi çapında bir takipçi kitlesi kazanmasını da sağlamış, İçişleri Bakanlığı'ndaki gücü onu Türkiye'nin derinliklerindeki kilit bir isim haline getirmişti. Kabinete, popülaritesi en yüksek bakan oydu. Hem İçişleri Bakanlığı'nın 15 Temmuz'dan sonra artan önemi,

Mesela Jandarma Genel Komutanlığı'nın İçişleri Bakanlığı'na bağlanması gibi yetki artışları, hem Soylu'nun kriminal tiplerle olan fotoğraf albümü, hem de Soylu'nun siyaseten düşmanlaştırıcı üslubu bu popüleritenin ana kaynağıydı. Soylu da diğer bakanlardan farklı olarak mitingler düzenliyor, halka doğrudan sesleniyordu. Kendisini halka karşı sorumlu hissediyordu. diğer bakanlar gibi doğrudan cumhurbaşkanına karşı değil, kendisini İçişleri Bakanlığından sorumlu bir bürokrat olarak değerlendirmiyor, bizzat siyaset yapıyordu. Ekonomiden dış politikaya. Her alanda söyleyecek sözü vardı. Göreceksiniz, Temmuz ayından itibaren benim ülkemin ekonomisi öyle bir atağa kalkacak ki, öyle bir sıçrayacak ki,

Süleyman Soylu, halkın en geri duyguları üzerinden siyaset yapmayı iyi bilen, siyaset tüccarlığında marka bir isimdi. İşin enteresan tarafı, diğer bakanlar gibi milli görüş geleneğinden de gelmiyordu. Siyaseten merkez sağ kökenliydi. 2012'ye kadar da AKP karşıtı saflardaydı. Fakat bu merkez sağcılık dönemin ruhuyla beraber kavranmalı. Şimdi merkez sağ deyince aşırı uçlardan daha farklı bir şey anlıyoruz. Halbuki 90'lı yılların emniyet ve mafya ile iç içe geçmiş, MHP'li emniyet müdürlerini bünyesine katmış, Ağırlı, Necdet Menzirli, Akşenerli, Çillerli D.Y.P.ydi Süleyman Soylu'nun siyasete girdiği adres. 90'lı yılların ortasıydı. D.Y.P.'nin başında Tansu Çiller vardı ama Çiller D.Y.P.'si iç işlerini ülkücülere emanet etmişti. Refah Yolu Hükümeti'nin İçişleri Bakanı Mehmet Ağırdı.

Ağar eski Emniyet Genel Müdürü, sonrasında İçişleri ve Adalet Bakanlığı yaptı. Susurluk davasından 5 yıl hapse mahkum edildi. Cezası kesinleşti. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Mehmet Ağar kritik bir isim. Mehmet Ağar'lı İçişleri Bakanlığı aynı zamanda faili meçhul suikastların da patlama yaptığı, çeteleriyle emniyet arasında izaha muhtaç ilişkilerinin açığa çıktığı yıllar oldu. Ağar, susurluk davasında 5 yıl gibi sembolik bir ceza aldı ama

Susurluk Çetesi'nin etrafındaki sis bulutu hala tam olarak dağılmadı. Ağır görevleri alındıktan sonra da yerine atanan kişi yine o dönem DYP'ye transfer olmuş bir diğer ülkücü Melalakşener'di. Bu yıllarda Sapanca, Hendek, Adapazarı arasında kalan üçgende yüzlerce insan katledilmiş, kinayetler faili meçhul kalmış, bölge Sapanca ölüm üçgeni olarak anılmaya başlamıştı. Gizli bir ev Gazi mahallesindeki olayları organize ederken, bir başka gizli ev de İstanbul'un dışında, tem otoyolunun hemen burnunun dibinde yer alan, bir ucu burada Sapanca'da olan Adapazarı Hendek Üçgeni'nde ölüm saçıyordu. Son 3 yıl içinde bu bölgede tam 116 tane faili meçhul cinayet işlendi. Gerçi failler bulunamadı ancak, güvenlik birimleri soruşturmalar yaptılar. Tanıklarla konuştular, ifadeler aldılar. İşte bu ifadeler sonucunda, Bu yıllarda

Susurluk çetesine adeta öldürme özgürlüğü tanınmış, çete üyeleri bu özgürlüğü kendi menfaatleri için kullanmaya başlamıştı. O yıllarda DHP'den siyasete giren Süleyman Soylu da yıllar sonra yine İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturacak, tıpkı Mehmet Ağar ve Meral Akşener gibi MHP'li kadrolarla çalışmayı tercih edecek ve tıpkı 90'lardaki gibi tartışmalı bir bakanlık geçmiş olacak. Tartışmaların göbeğindeki isim Süleyman Soylu'nun da en büyük destekçisi 90'lara benzer biçimde MHP olacak. Kim demiş Sayın Soylu yalnız diye? Kim demiş Sayın Soylu kimsesiz diye? Türkiye Cumhuriyeti'nin İçişleri Bakanı görevini vatan ve millet sevgisiyle yerine getiren mert ve milletperver bir devlet adamıdır.

Süleyman Soylu kağıt üzerinde AKP üyesiydi ama 2016-2023 yılları arasında görev yaptığı 7 yılda MHP'nin bakanı olarak biliniyordu. Görev yaptığı süre içinde kaymakam ve vali atamalarından emniyet müdürlerine dek aldığı kararlarda MHP'yi gözetmiş, güvenlik bürokrasisinde MHP'nin etki gücünü arttırmasını sağlamıştı. İçişlerindeki Fethullahçılar temizlenirken yerlerine ülkücü kadrolar yerleştiriliyordu. Fakat bu süre içinde özellikle büyük kentlerde, yargı ve emniyet mensuplarınca kollandığı bugünlerde ortaya çıkan çeteler de peyda olmuştu. İşte bu çetelerden sadece biriydi Kaplan Çetesi. Çetenin lideri Bora Kaplan, 15 Temmuz 2016 darbecilere karşı TRT'ye gitmiş, burada fotoğraf çektirmiş, emniyetin silahlarını dağıtmış, o gün elde ettiği imtiyazlar sayesinde Ankara'da dokunulmaz hale gelmişti. Bora Kaplan, İçişleri Bakanlığında koltuk değişip Süleyman Soylu koltuğa veda ettikten sonra tartışmalı biçimde yakalandı. Bora Kaplan'ın

Ankara, Esenboğa havalimanına giderken kıskıvrak yakalandığı görüntüler medyaya servis edildi. Operasyonu yürüten polisler de bu esnada bir tür gövde gösterisi yapıyor gibiydi. Artık devir değişmiş, Süleyman Soylu gitmişti. O dönemde emniyetin bu tavrını İçişleri Bakanlığı yetkililerine sormuştuk. Aldığımız cevap, bir devrin değiştiği mesajını herkesin görmezini istedik şeklindeydi. Yani aslında Ayhan Bora Kaplan'ın bu şekilde gözaltına alınması ve görüntülerin medyaya servis edilmesi bilinçli bir tercihti. Zira Ayhan Bora Kaplan'ın Süleyman Soylu'yla kurduğu yakın ilişki herkesin malumuydu. 15 Temmuz'da Bora Kaplan ve adamlarını TRT'ye çağıran da Süleyman Soylu'nun akrabası Sadık Soylu'ydu. Bunların telefon kayıtları bile var. Yani ortalığa saçıldı artık. Bora Kaplan bir çete lideri olarak bu süre içinde defalarca kez şikayet edilmiş. Bu şikayetler yargıda örtbas edilmiş. Emniyet de Bora Kaplan'ın tırnak içinde serseriliklerine göz yummuştu.

Bu serserilikler içinde birkaç tane cinayet falan da var bu arada. Bu süre içinde 2017'den 2023'e dek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Ankara Emniyetine atadığı isimde Emniyet Müdürü Servet Yılmaz'dı. Servet Yılmaz da İçişleri Bakanı'nın değişmesiyle birlikte 2 Ağustos 2023'te görevden alındı. Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz'ın görevler alınmasından hemen sonra, bir ay kadar sonra ya da 8 Eylül'de de Ayhan Bora Kaplan yakalanacaktı. Servet Yılmaz'ın yerine de Konya Emniyet Müdürlüğü yapan Engin Dinç atılacaktı. Kararnameyle 52 ilin emniyet müdürü de değişti. En dikkat çeken atamalar Ankara ve İzmir'de yaşandı. Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne Konya İl Emniyet Müdürü Engin Dinç getirildi. Engin Dinç her ne kadar Konya Emniyet Müdürlüğünden atanmış,

Alalade bir bürokrat gibi görünse de Türkiye'nin çok kritik yıllarında Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı görevinde bulunmuştu. Yani Konya Emniyetinden önceki görevleri arasında Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı da vardı. Engin Dinç, Emniyet İstihbarat'ın başında olduğu yıllarda devletin dönüşümünde oldukça kritik olan 2013-2016 yılları arasıydı. 2013'ten 2016'ya dek Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Engin Dinç'in emniyetteki kariyeri de yine Emniyet İstihbarat'ta şekilleniyor. Yani 2013'te İstihbarat'a girmiş bir isim değil, kariyerine zaten Emniyet İstihbarat'ta başvuruyor. 1989'da komiser yardımcısı olarak Emniyet İstihbarat Dairesinde göreve başlayan Engin Dinç, 90'lı yıllar boyunca bu dairede görev yapıyor.

Dolayısıyla Mehmet Ağrı da görüyor, Susuluk Çetesi'ni de biliyor. Tüm bu faali meçhul suikastler içerisinde istihbari faaliyetin tam ortasında birisi Mengendiş. Ardından Mardin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olarak yükseliyor. Ve 2004'te kritik bir göreve, Trabzon Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanıyor. Sene 2004 bak.

Bu görevde 2006'nın sonuna kadar kalıyor ve görevde kaldığı süre boyunca Rahip Santoro cinayeti ve McDonald's'ın bombalanması gibi ülke gündemini sarsan olaylar yaşandı. McDonald's'ın bombalanması olayında faillerden biri olan Erhan Tuncel'in soruşturma dışı tutulması da Engin Dinç'in üzerindeki sis bultunu büyütüyor. Zira o dönem soruşturma dışı bırakılan Erhan Tuncel, 19 Ocak 2007'de Yani McDonald's'ın bombalanmasından birkaç ay sonra, Hrant Dink'i öldüren Ogun Samas'ın azmettiricisi olarak hapse giriyor. Hrant Dink soruşturması 2014'ten sonra yeniden ele alınınca, Engin Dink de bu kapsamda görevi kötüye kullanma ve ihmal suçlarından tutsuz yargılanıyor.

Hatta bu konu o dönem gündemde oluyor. Zira Hrant Dink soruşturması sürecinde Engin Dinc, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yapıyor. Yani hem yargılanıyor, hem de Emniyet İstihbarat'ın başında. Şimdi ta 9 yıl önceye gidelim. Mir Güncebas'ın CNN Türk'te yayınlanan Her Şey programının konuğu, gazeteci İsmail Saymaz'ı dinleyelim. Hrant Dink'in Yasin Hayal tarafından azmettirilen bir genç tarafından, gazetesinin önünde ensesinden vurularak öldürüleceği, öldüren kişinin de kaçmayacağı bilgisini o ki biliyordun, niye rapora yazmadın? Bu raporu yazmış olsaydın sen gerek Emniyet İstihbarat Dairesi gerekse İstanbul Emniyeti yani bu raporu gönderecek iki merkez belki harekete geçerdi, belki korurdu Hrant Dink'i.

Ama sen bildiğini saklamışsın, şubede saklamışsın. Ve bu bilgiden kimin haberi var? Sadece Muhittin'in değil, arkadaşı Özkan. Çünkü Muhittin'den sonra Erhan'la ilişkiye geçen kişi Özkan Bulcuk. Sadece bu değil. Bunların amiri durumundaki Ercan. Bugün tutuklanan Ercan Demir. Sadece o da değil. Bunların sorumlusu olan Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç. Şimdi bu üçü tutuklandı. Tutuklandı ama Engin Dinç nerede? O da İstihbarat Daire Başkanı şu an. Yani çok garip bir durum var.

2 Ağustos 2023'te Ankara Emniyet Müdürü koltuğunda oturan ve göreve geldikten bir ay sonra Süleyman Soylu'ya ve önceki Emniyet Müdürü Servet Yılmaz'a yakınlığı bilinen Kaplan Çetesi'ne operasyon yapan Engin Dinç'in böylesi bir kariyeri var. Şimdi, devlet güçleriyle iç içe girmiş bir çete olan Kaplan Çetesi'ni nasıl soruşturacak, bu çetenin bağlantılarını nasıl ortaya çıkaracaksınız? Başlattığınız soruşturmanın kontrolden çıkarak arzu etmediğiniz siyasilere uzanması da mümkünken böyle operasyonları yürütmek oldukça zor hale geliyor. Sonuçta operasyonun akamete uğramasını isteyen çok güçlü isimler var. Bu nedenle bu tip operasyonlarda soruşturma gizli tanıklar üzerinden ilerliyor.

Kaplan çetesine dönük operasyonu da gizli tanık Serdar Serçelik. Şimdi diyeceksiniz ki Ozan adam gizli tanık madem sen bu kişinin gizli tanık olduğunu nereden biliyorsun? Şimdi doğru. Madem gizli tanık adı üzerinde gizli. Bilmememiz gerekir. Zaten sorun da buradadır. Bu soruyu sormakta haklısınız. Zira Serdar Selçelik, Ayhan Bora Kaplan'ın yakalanmasından bir ay kadar sonra aynı dosya kapsamında gözaltına alınıyor. Serdar Selçelik'in adını Kaplan Çetesi'nin iki numarası ya da Bora Kaplan'ın sağ kolu şeklinde duymaya işte o aylarda başlıyoruz. Ekim ayına gidelim. Organize suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan Ayhan Burak Kaplan'ın ekibinden olduğu gerekçesiyle aranan Serdar Sertçilik Ankara'da gözaltına alındı. Sertçilik'in adı iş insanı Muhammed San kaçırılması ve şirketine çökülmesi olayında kamuoyuna yansımıştı. Fakat ekip 2023'te tutuklanan Serdar Sertçeli'nin dosyanın gizli tanığı haline gelmesini aylar sonra, 3 Mayıs 2024'te yani 3 hafta kadar önce öğrenecektik. Olaylar da zaten son 3 haftada gelişti diyebiliriz. Buradan hareketle Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç'i ve Serdar Sertçeli'yi ana hatlarıyla tanımış olduk. Son 3 haftadaki gelişmeleri de bir aranın ardından konuşalım.

Aradan önce Serdar Serçeli'yi mercek altına almaya başlamıştık. Bu kişi kaplan çetesi içinde güçlü konumda olan kriminal bir tip. Serdar Serçeli'nin adını Ayhan Bora Kaplan'a dönük operasyonun ardından duymaya başladık. Kaplan çetesinin çöktüğü isim iş adamı Muhammed Sağ operasyondan sonra gazeteci Uğur Dündar'a ulaşıyor ve başına gelenleri Dündar'a anlatıyordu. Muhammed Sağ Antalya'lı bir iş adamı. Bora Kaplan'la bir ortaklık kuruyor ancak bu ortaklık çetenin Muhammed Sağ'ın ortaklık için verdiği paraya çökmesiyle

Yani bir ortaklık var ama o ortaklık taraflardan birinin diğerine çökmesi nedeniyle dağılıyor. Muhammed Sağ da mağdur hale geliyor ve durumu devlete bildirmeye çalışıyor. Fakat Antalya'da yaşayan Muhammed Sağ burada doğru sonuç alamıyor. Böylece Ankara'nın yolunu tutuyor. Devamını 7 ay önce Uğur Dündar'ın Sözcü TV'de anlattıklarından dinleyelim. Bunun üzerine atlıyor, Ankara'ya geliyor. Ankara emniyetine gidecek. Arabasını otoparka park ediyor. Şimdi sıkı durun.

Otoparkta bunu Ayhan Bora Kaplan karşılıyor. Emniyetin otoparkında. Hemen Serdar Serçelik silahını çekiyor, karnına dayıyor. Gel bakalım diyor. Borayan Kaplan'ın arabasının bagajı açılıyor. Muhammed Sağ oraya sokulacak fakat içeride uzun namlulu silahlar var. Onlar alınıyor, arkadaki arabalara konuyor. Bagaj kapanıyor ve bunlar 25 dakika bir yere gidiyorlar. Orada Serdar Serçelik. Buna dayak, tehdit, hakaret... Yani bu nitelikte bir kişidir Serdar Sertçelik. Sadece Uğur Dündar'ın anladıkları üzerinden değil, hakkında cinayetten gaspa kadar geniş bir haber arşivi var. Ben sadece karakterimizi tanıyalım diye kısa bir kesit dinlettim sizlere. Lütfen düşünün, Ankara Emniyeti'nin otoparkından adam kaçıracak kadar cüret kazanmış, kendisini bu seviyede imtiyazlı gören bir çete ve onun mensubu Serdar Sertçelik.

Sertçelik biraz önce ne dinlediniz? 7 Ekim 2023'te Kıbrıs'tan Ankara'ya geliyor ve Ankara Esenboğa Havalimanı'nda gözaltına alınıyor. Ankara'da organize suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan Ayhan Bora Kaplan'ın adam olduğu gerekçesiyle aranan Serdar Sertçelik gözaltına alındı. Sertçelik'in Kıbrıs'tan Ankara'ya geldiği öğrenildi. Sertçelik iş insanı Muhammed Sağ'ın kaçırılması eyleminde yer aldığı öne sürülen isimlerden biriydi. Hah! Bu da yakalanmış. Dolayısıyla an itibariyle hapiste olmasını beklersiniz değil mi? Yok, öyle değil. Bu kişi an itibariyle firari. Şimdi Dubai'de olduğu söyleniyor ama o da o kadar şüpheli yani, o da kesin değil. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Ya 7 Ekim'de gözaltına alınan bir kişi bugün nasıl firari olabilir?

Önce kısa bir cevap vereyim. Serdar Selçelik, emniyetten bir ambulansla kaçıyor arkadaşlar. Evet, yanlış duymadınız. Ambulansla emniyetin elinden kaçıyor. Resmen film gibi. Emniyet suç makinesi bu kişiyi gözaltına alıyor ve bu kişi bir biçimiyle ambulansta kaçırılıyor. Söz konusu bu kaçış, emniyet, yargı ve çeteler üçgenini de açık hale getiriyor. Kaçışın nasıl yaşandığına geleceğiz. Fakat...

Buradan önce evvela iddianameye göz atalım. Savcı Mustafa Kaya tarafından hazırlanan iddianamede, sanıkların üyesi olduğu suç örgütünün lideri Kaplan'ın talimatıyla farklı tarihlerde Mahfuz Tatar ve Semih Aslan'ın öldürülmesi ve bazı kişilerin silahla yaralanmasının yanı sıra. Bakın, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak, eziyet, işkence, yağma ve darp olaylarının gerçekleştirdiğine yer veriliyor iddianamede. İddianame boyunca türlü kanıtlar sunuluyor ve bu türlü kanıtlar içerisinde bir tanesi de gizli tanık beyanları. En kritik gizli tanığın adı da M7. Normal şartlar altında böylesi bir gizli tanığın tanık koruma programında olması, polis tarafından korunması, gözetim altında tutulması gerekir değil mi?

Öyle olmuyor. M7 önce polisin elinden kaçıyor, sonra da kendi kimliğini açık ediyor. 3 Mayıs 2024'te işte bunu öğreniyoruz. Bu M7'nin kim olduğunu. 3 hafta kadar önce, YouTube'da Erg Acerer'in kanalına gidelim. Konuk Serdar Sertçelik. Acerer'in ilk sorusu ve Sertçelik'in ilk cevabı şöyle.

M7 sen misin Serdar Sertçelik? Şimdi öncelikle M7 benim. Böylece büyük bir skandalı evvela masaya yatıralım. Son derece önemli bir davada. Davanın üzerine bina edildiği bir gizli tanık, emniyetin kontrolünden çıkıyor, yurt dışına kaçıyor ve ardından gizli tanık olduğunu teşhir ediyor, hatta sadece bunu yapmıyor, diyor ki benim gizli tanık olarak anlattıklarımın tümü bana zorla imzalatıldığı hiçbiri doğru değildir.

Hadi buyurun cenaze namazına. 3 Mayıs'ta Erkacelere konuşan Kaplan Çetesi iddianamesinde M7 Kod adlı gizli tanık Serdar Sertçelik 6 Mayıs'ta bir de YouTube kanalı açıyor. Bu kanal da ifşaatlara başlıyor. 14 dakika 21 saniyelik ilk videosunda Serdar Sertçelik zorla gizli tanık yapıldığını, tehdit ve şantajla ifadesine alındığını, kendisini tehdit eden kişinin Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik olduğunu uzun uzadıya anlatıyor.

Ben artık bir çarem kalmadı. Çünkü ailemle, abimle, hiç alakası olmayan insanlarla tehdit etmeye başladım. Ömrüm boyunca cezaevinden çıkamayacağımı söylüyorlar. Ve bunu söyleyen enemliyet müdürü yardımcısı, bütün tahil-i meçhul olayları üzerime yıkacaklarını söylüyorlar. Artık dayanamadım ve kabul ettim bunu. Şimdi Serdar Serçeli'nin anlattıkları doğru ya da yanlış. Sonuçta manipülatif bilgiler veriyor olabilir. Bu kişi suçlu bir kişi.

Fakat büyük bir sorun olduğu da ortada. Kaplan çetesi hakkında büyük bir davaya başlıyor ve bu davayı gizli bir tarara anlattıkları üzerine kuruyorsunuz. Bunun üzerine siyasi sonuçlara dolan gelişmeler yaşanıyor. Sanıklara yüzlerce yıl ceza isteniyor. Fakat gizli tanık elinizden kaçıyor ve benim efadelerim bana zorla imza atıldı diyor.

Bu gizli tanık yalan veya doğru konuşsun, fark etmez. Ama ifadelerinden geri caymış. Beni zorlayan da il emniyet dünyamızı Burak Çelik'tir, diyor. Bu dediğim gibi bu anlattıkların doğru veya yanlış olmasından daha önemli olan, asıl soru, gizli tanık ifadeleri üzerine kurulan bir davada gizli tanık kendisini ifşa edip, bu söylediklerim bana zorla imzalatıldı derse, dava ne olur?

Ne olacak? Bu dava akamete uğrar. Bir sonraki gün gizli tanık ifademi anlamak için Ufuk Komiser'in odasına beni götürdüler. Orada yine Şevket Müdür ve ismini bilmediğim 3 tane yaşlı 50-55 yaşlarında organizede görev yapan polislerim vardı. Hiç görgümün, ilgimin olmadığı

bilmediğim, yaşamadığım olayları oturup sanki ben yaşamışım gibi, ben görmüşüm, ben anlatmışım gibi kendi kendilerine oturdular. O olay böyle olmuştur. Diğeri oradan bir yorum yapıyor, yok böyle olmuştur. O şekilde bu ifadeyi yazmaya başladılar. Daha sonrasında 19 sayfa bir kendi kurguladıkları,

kendi anlattıkları, kendi olaylardan kafalarına göre konuşup uydurarak derledikleri bir 19 sayfa gizli tanık ifadesi ortaya çıktı. Tekrar söylüyorum, kesinlikle benim hiç yaşamadığım, görmediğim yani resmen hayal ürünü bir benim ağzımdan anlatmışım gibi İddianamede M7 adıyla geçen gizli tanık Serdar Sertçelik, iddianamenin tümüyle kendi ifadeleri üzerine kurgulandığını, fakat kendi ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını söylüyordu. Bu haliyle Ayhan Bora Kaplan İddianamesi de çöküyordu. Bu nedenle şu anda Kaplan Çetesi ve Kaplan Çetesi ile ilişkili olan çevreler sanırım çok mutlular. Serdar Şerçelik öyle ya da böyle gizli tanık yapılmıştı. Bilmiyoruz, belki kendi ifadeleri de gerçeğe yansıtmıyor olabilir. Fakat hakikat, büyük bir rezalet var. Gizli tanığı ya koruyamamışsınız, ya elinizden kaçırmışsınız, ya da gerçekten zorla gizli tanık yapıp yalan beyanlarını iddianameye sokmuşsunuz. Yalan beyanlarını iddianameye soktuğunuz zaten gizli tanığın kendi söyledikleri.

Bu doğru olmayabilir. Ama bu doğru olmasa bile ne olabilir? Yahu siz bu kişiyi elinizden kaçırmışsınız. Ve dolayısıyla kaplan çetesinin ağına salmışsınız, ağına vermişsiniz. Buralarda kesin hüküm kuramıyoruz ama şurası doğru. Serdar Selçelik davanın gizli tanığı oluyor ve böylece tutuklanmadan ayağına elektronik kelepçe takılarak ev hapsine yolladı. Adliyede savcı bizi suç ceza mahkemesine sevk etti. Muhammed Kaplan'la ikimizi.

Ayağıma elektronik kelepçe takılan Sertçelik, böylece adliyeden eve gönderildi. Şimdi elektronik kelepçeli ve ev hapsinde tanık koruma programına alınmış bir kişiden bahsediyoruz. Ama bu kişi her nasıl oluyorsa evden çıkabiliyor, dolaşabiliyor. 21 Kasım 2023 günü yani ev hapsinin üzerinden yaklaşık bir buçuk ay sonra gidiyor bir çorbacıya oturuyor. Diyeceksiniz ki nasıl oturuyor? E oturuyor işte ayağında elektronik kelepçe var ama oturuyor adam. Normalde evden çıkmaması gereken ayağında elektronik kelepçeli bir çete liderinden bahsediyoruz.

Fakat evden çıkabiliyor. Anlattığına göre organizasyon şubedeki polisler kendisini idare ediyorlar. O da o gün alem yapıyor. Sabah saat 5'te çorbacıya gidiyor. Sonrasını ondan dinleyelim. 21.11.2023 tarihinde gece 5'te bir çorbacıya gittim 4'te. Çorbacıda iki tane sarhoş, alkolü şahısın tartışması sonucu bir kavga çıktı. Kavgada iki taraf silah çekti birbirine. Daha sonrasında orada silahlı çatışma çıktı ve orada diğer yaralanan altı müşteriyle beraber ben de yaralandım. Konuyla hiç alakam olmamasına rağmen orada yaralandım. Yaralandıktan sonra hastaneye kaldırıldım. Hastanede yoğun bakıma alındım. Üç yerinden yaralanmıştım. Tesadüfe bakın. Bela Serdar Serçelik'i yine buluyor ve elektronik çelikçesiyle kaçak biçimde gittiği çorbacı da kendisiyle hiç ilgisi olmayan bir çatışmanın ortasında kalıveriyor ve Serdar Serçelik vuruluyor. Bu esnada Kaplan Çetesi davasının da gizli tanığı konumunda bu kişi. Yani tesadüfen vurulan kişi bir gizli tanık.

Bu haliyle Serdar Selçelik her ne kadar tümüyle tesadüf olduğunu iddia etse de şüpheli bir durum olduğu ortada. Bir çete davasının itirafçısı polis gözetiminde olması gerekirken ayağında elektronik kelepçeyle vuruluyor ve bu durum o tarihlerde haberlere de konu oluyor. Soruşturma kapsamında itirafçı olduğu öne sürülen Serdar Sertçelik'in... ...gözaltına alınıp bırakıldıktan hemen sonra saldırı düzenlendi. Tam da gözler, sorgusunda söylediklerine çevrilmişken haber geldi. Soruşturmada yeni gelişmeler beklenirken... ...Sertçelik'in Ankara'da vurulduğu ve yaralandığı ortaya çıktı. Şimdi Sertçelik ya gerçekten kendi anlattığı gibi... ...tümüyle tesadüfen bir çatışmanın ortasında kalıyor... ...ya da kaptan çetesi tarafından öldürülmeye... ...veya gözlüğü vermek için ayağından vurulmaya çalışılıyor.

Orası şimdilik muamma. Biz hikayeye kaldığımız yerden devam edelim. Sertçelik 21 Kasım'da vuruluyor ve hastaneye yatırılıyor. Anlaşılıyor ki gizli tanık Serdar Sertçelik 7 Ekim'den 21 Kasım'a dek tam 9 kez ev hapsini ihlal etmiş. Son olarak 21 Kasım'da bir kadın arkadaşıyla gece boyu alem yapmış.

Sabaha karşı da vurulmuş. Kahramanımız sertçelik hastanede yatıyor. Peki, taburcu olduktan sonra nereye gönderilecek? 26 Kasım'da da yine Kaplan dosyasındaki bir başka cinayet için ifadesi alınıyor. Soruşturma tutanağına göre 26 Kasım'da evinde ayağı alçılı halde ifade veriyor. Ertesi gün yani 27 Kasım'da hakkında gözaltı kararı veriliyor.

Şimdi bakın, meseleyi yakından takip ettiyseniz eğer, aradaki çelişkileri farkına varmışsınızdır. Polisler evine gidiyor, kapıyı serçeliğin annesi açıyor. Bir gün önce ifade vermiş, bir gün sonra gözaltı. İfadenin üzerinden 24 saat geçtikten sonra gözaltı. Polisler kapıyı çalıyor, anne açıyor kapıyı, diyor ki benim oğlum 20 dakika önce evden çıktı. Çıkış o çakış.

Savcılık, ambulans ve polis gönderiyor ki gidin alın gelin. Burada da tuhaf bir belirsizlik var. Saat 15'te polis kapıyı çalıyor. Annesi çıkıyor diyor ki benim oğlum 20 dakika önce pansuman için evden çıktı. Nasıl olur da 20 dakika önce yani hemen 20 dakika önce? Eğer o gün gözaltına alınsa cinayetten tutuklanacak bu adam. Demek ki önceden ilgilendirildi ve gidiyor.

Hayda! Elevanımız 21 Kasım'da alem yaparken vuruluyor, taburcu olduktan sonra eve gönderiliyor. 26 Kasım'da evinde bir başka cinayet şüphelisi olarak ifadesi alınıyor. Her nedense o gün gözaltına alınmıyor. 26 Kasım'da gözaltına alınmayan serçelik için 27 Kasım'da gözaltı kararı veriliyor. Ama her nasılsa o gün polisler serçeliğin evine gelmeden 20 dakika önce

Sertçelik evi terk etmiş oluyor. Bu haliyle Sertçelik emniyet içinde de bu biçimiyle bir klip tarafından kollandığını anlıyoruz. Çünkü gözaltı kararını falan öğrenmiş adam bir şekilde. Sözcü gazetesinde Saygı Öztürk'e göre Sertçelik ambulansla kaçıyor.

Evet. Kaçışı merak ediliyor tabii. Öncelikle şunu hatırlatalım, ayın 27'sinde ayrıldı bu evinden. 27'sinde. Neyle ayrıldı biliyor musunuz? Ambulansla ayrıldı. Ambulansa bindi, doğruca gitti işte. Kayboluşu saati ondan sonra başlıyor. Serdar Selçuk'un şu anın nerede olduğu bilinmiyor.

Dubai'de olduğu iddia ediliyor ama orası da şüpheli. YouTube'da gün aşırı çeşitli ifşaatlarda bulunuyor. Peki 27 Kasım'dan yani yurt dışına çıktığı tarihten 3 Mayıs'a kadar konuşmayan Sertçelik bu 5 aylık sürede ne yapıyor? Burası sır. Ama YouTube'da kendi anlattıklarına göre polislere mahkemeye geleceğini söyleyerek onları oyalıyor. Fakat

Ankara Emniyeti'ne güvenmediği için 19 sayfalık gizli tanık ifadeleri de gerçeği yansıtmadığı için türlü tehditlere rağmen Türkiye'ye gelemiyor. Ya da gelmiyor. Ya da böyle ifade ediyor. Sonrasını anlattık. 3 Mayıs'ta Erkaceler'in kanalına konuk olup orada ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Yani rücu ediyor daha önceki ifadelerinden.

6 Mayıs'tan itibaren de kendi açtığı YouTube kanalında açıklamalara devam ediyor. Bora Kaplan iddianamesinin böylece altı boşaltılmaya başlıyor. Serdar Selçelik 6 Mayıs'ta yayınladığı videoda Türkiye'ye gelmeyeceğini, gizli tanıkta olmayacağını, tüm bu süreci mahkemeye mektup yazarak anlatacağını söylüyor. Hukuken hiçbir şekilde güvende olmadığım için, şu anki sistemde hiçbir şekilde adil yargılanmayacağımı bildiğim için ben gelmedim, gelmiyorum, gizli tanıkta olmuyorum. Bu saatten sonra beni zorla, tehditle gizli tanık yapan, organize suçlardan sorumlu İlevmiyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Şevket Müdür, Ufuk Komiser,

Eğer benim ve ailemin, abimin başına bir şey gelirse bu saatten sonra sorumlusu bunlardır. Ve hepsi hakkında bir mektup yazıp tüm bunları savcılığa da bildireceğim diyor. Serdar Sertçeli'nin bu açıklamaları üzerine yani 6 Mayıs'taki biraz önce dinlediğimiz açıklamalar üzerine Sertçeli'nin ismini verdiği il emniyet müdürler arası Murat Çelik ve iki organize şube komiseri 9 Mayıs'ta görevden alınıyorlar. İçişleri Bakanlığının da bir açıklaması var. Ankara'daki bir organize suç örgütüyle ilgili sosyal medyada yer alan iddiaların açıklığa kavuşturulabilmesi için İçişleri Bakanlığımızca görevlendirilen mülke müfettişlerince soruşturmanın selameti açısından Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü organize suçlarla mücadele şube müdürü ve müdür yardımcısı görevlerinden uzaklaştırılmıştır, diyor.

Sertçelik'in açıklamaları tutarlı değil, türlü çelişkilerle dolu. Dolayısıyla bu açıklamalara hakikattir dememek lazım. Biraz daha didiklemek gerekiyor. Sertçelik yurt dışına kaçtığı 27 Kasım'dan 3 Mayıs'a dek emniyette iletişim halinde olduğunu Sertçelik'in yayınladığı ses kayıtlarından biliyoruz. Bu 6 ay içinde Sertçelik emniyeti oyalamış, yemlemiş, geleceğim demiş, daha şunları şunları anlatacağım ama

Türkiye'de güvenliğim yok diye geleyim diyorum diye bahaneler uydurmuş. Hatta o kadar ki emniyet müdürleri serçeliğin gelmeyeceğinden şüphelenince sert konuşmuşlar, tehdit etmişler. Serçelik de bunları kayıt altına almış, şimdi YouTube'dan yayınlıyor. Serçelik de bir de bu işlerin belki kaşarı.

tüm konuşmaları kayıt altına almış ve YouTube'da tıpkı Sedat Peker'in 2 yıl önce yaptığı gibi böyle anlatıyor. İsteyenler dinleyebilirler. 9 Mayıs'ta organize şube müdürü Şevket Demircan görevden alınınca, gizli tanık Serdar Sertçelik, 10 Mayıs'ta Şevket Demircan'la bir telefon görüşmesinin kayıtlarını paylaşıyor. Kayıtta şube müdürü Şevket Demircan, AKP ile MHP'nin arasının açıldığını, Sadık Soylu'yla ilgili bir şeyler söylemesi gerektiğini söylüyor. Lütfen dikkatle dinleyin.

Valla müdürüm hani o konuda da dediğin gibi hani yani ekstra, şimdi işte ekstradan ne çıkarabiliriz ki yani? Ya işte bilmiyorum yani ekstradan bir şey çıkar yani, tamam senin konular tamam. Ne bileyim Sadık söylüyor çıkar, bağlantılarını çıkar, atıyorum yani. Sonuçta mevzuyla Mert'i muhtemelen ayrılıyorlar şu an. Mesajlar verilmeye başlandı bugün. Evet müdürüm öyle. Devlet bahçelerinde bu şeyle ilgili falan bayağı bir şey yaptı.

Enteresan değil mi? Buradan hareketle emniyet içinde çok da temiz diyemeyeceğimiz bir hesaplaşma oldu. Hesaplaşan iki tarafın da birbirinden kirli oldu. Bu hesaplaşmanın siyasi ayağından birinde MHP'nin olduğu ama diğer ayağın nerede durduğunun tam olarak bilinmediği son derece açık bir fotoğrafla karşı karşıyayız. İşte darbe denilen şey de bu. Emniyet üzerinden yürütülen bir soruşturmanın MHP'ye uzanması,

Böylece AKP ile MHP'nin arasının açılarak, Cumhur İttifakı'nın iktidardan düşürülmesi. Darbe denilen şey bu yani. Hani o 14 Mayıs'ta büyük büyük konuşuluyordu ya, işte biz milli iradenin yanındayız falan diye. Darbe denilen şey bu arkadaşlar. Buradan hareketle olay, 17-25 Ağırlık Operasyonu'na benzetiliyor ama. Yani böyle bir geri plan okuması yapılıyor.

Buradan doğru, tıpkı 17-25 Aralık'ta olduğu gibi, emniyet ve yargı üzerinden hükümete zarar vermeye dönük bir operasyon planlandığı söyleniyor. MHP lideri Devlet Bahçeli de 14 Mayıs'taki grup toplantısında bu konuda sert açıklamalar yapıyor. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo derededir. Nitekim hedef, Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye'dir.

17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun. Emniyetin eski istihbarat daire başkanı, emekli emniyet müdürü Hanife Avcı'ya göre tüm bu yaşananlar Kaplan Çetesi'nin organizasyonuyla gerçekleşiyor ve çete aklanmak ve davayı akamete uğratmak için Serdar Selçeli'yi kaçırıyor. Yani tüm bu yaşananlar aslında bir mafya organizasyonu ve mafya tarafından zihnimiz manipüle ediliyor. Hanefi Avcı'nın iddiası bu şekilde. Polisin kontrolünden, çetenin kontrolüne geçen gizli tanık Serdar Serçelik, an itibariyle çetenin talimatlarıyla hareket ediyor ve amacı davayı boşa düşürmek. Karar TV'ye konuşan Hanefi Avcı'nın olaya ilişkin yorumu şu şekilde.

Evet, polisin kullandığı laf yanlış, yöntemi yanlış, her şeyin hatalar zinciri dolu. Ama bu bir mafyanın yaptığı bir operasyon. Şunu söyleyebilirim, ben Ankara Emniyeti'nin bu insanı hiçbirini tanımıyorum. Hiç böyle bir ilişkim yok. Hatta biliyorsunuz, Ankara Emniyeti'nin kendisiyle dava şikayetçiliği olmuşum. Ama şu var,

Bu gerçekten de bu davayı, bu soruşmayı yürütenlere, bu mahkemeye karşı yapılan bir operasyon ve mafyayı kurtarmaya temizlemiyor bu operasyon. Tabii bu arada bu emniyetsizlik bazı sorunlarda, bakanların değişimi, bakanın eski yanında olan insanlara başka yetmesi gelmez. Başka sorunlar var ama işin özü bir mafyanın yaptığı bir operasyon. Burada iyi bakarsanız, iyi görürseniz başka şeye düşünülmesi mümkün değil. Çok açık, net yani. Böyle bir şey olabilir mi? Siz elinizdeki ifadeyi koymuyorsunuz.

Bundan 8 ay önce Ayhan Bora Kaplan'ı Esenboğa Havalimanı'nda gözaltına alan polisler bugün görevden alınmış durumda. Dolayısıyla Süleyman Soylu'ya ve MHP'ye uzanacağı tahmin edilen bir soruşturmada işler tersine dönmüş, dava bir darbe çerçevesine alınmış. Buradan hareketle soruşturmayı yürüten savcılar ve emniyet mensupları darbecilikle suçlanmış. AKP ve MHP'nin arası açılır mı, açılmaz mı? Buralar muamma. Ama şu ortada devlet denilen nesne birçok yerinden bölünmüş, kliklere ayrılmış. Güvenlik bürokrasinin koridorlarında çetelerle, iş çevreleriyle, cemaatlerle ilişkili klikler birbiriyle dövüşmekte.

konuyu takip etmeye devam edeceğiz. Fakat bu dosyayı yakından takip eden T24'ten gazeteci Tolga Şarda'nın 14 Mayıs'ta yazdığı yazıdan bir bölüm dinleyerek şimdilik bitirelim. Polisin gizli tanık yaptığı, aynı zamanda suç örgütü yöneticisi olarak adli soruşturmada yer alan Serdar Selçelik'in açıklamaları, memleketin geleceğine faydası olması beklenen bir adli soruşturmanın kişisel hırslar ve menfaatler ile siyasette güçlenmeyi amaçlayan kimi dini grup ve cemaatlerce nasıl istismar edildiğinin örneği olarak kayıtlara girdi. Hani derler ya, tuz kokmuş diye. Temiz olan bir klik görsek, temiz olan bir yapı görsek, bir kesim görsek en azından duygu birliği içine gireriz. Ama her taraf kirli. Biz tümüyle işin dışındayız. Bu bölümde amacımız, böylesine önemli bir konuyu takip etmek isteyen ama bunca gelişmeyi derli toplu ele alamayan sizlere bir özet sunmaktır.

Sadece bir özet değil, aynı zamanda biraz da devlet denilen şeyi anlamak, devlet denilen şeyi tanımlamak, ne hale geldiğimizi görebilmek için böyle bir bölüm hazırladık. Sadece bizim yaptıklarımıza bakmayın. Biz kendimiz yapmıyoruz. Biz inanıyoruz ki bize yaptıran Allah'tır, bize yaptıran Allah'tır, bize yaptıran Allah'tır.

Süleyman Soylu ve beraberindeki MHP grubu karşı taarruza geçmiş görünüyor. Ayhan Bora Kaplan'ı ters kelepçeyle gözaltına alan Ankara Organize Şube'den 7 komiser 20 Mayıs'ta tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Süleyman Soylu ise son bir yıldır hiç olmadığı kadar mutlu. Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç'in istifasının istendiği ama Engin Dinç'in direndiği konuşuluyor.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Sinan Ateş davasının iddianamesi hazırlandı. İddianamede yazılanlardan daha fazlasını halbuki biliyorduk. Yani savcı bazı şeyleri bizden daha az biliyor. Osman Kavala'nın yeniden yargılama talebi reddedildi. Halbuki kabul edileceğine ilişkin dedikodular vardı. Kobane davasında Demirtaş'a 43 yıl ceza verildi. Ülkücüler çok mutlu.

Halbuki tahliye edileceği dedikoduları konuşuluyordu. Tüm bu gelişmeleri, güvenlik ve yargı bürokrasisi içinde çöreklenmiş siyasi ve dini grupların birbiriyle didişmesi üzerinden okuyabiliriz. Derler ya, tuz kokmuş diye tuz kokmuş. İşte öyle günlerden geçiyoruz. Daha önce 18 Ekim 2023'te eladığımız Kaplan Çetesi Üçgeni, Devlet, Siyaset ve Mafya adlı bölümü de açıklamalar kısmına bırakıyorum. Dinlemeyenler ya da hafıza tazelemek isteyenler oradan dinleyebilirler.

Tren Topi'yi Podvimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar daha temiz bir Türkiye'ye uyanmanızı dilerim. Böyle bir Türkiye bence hayal değil. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)