
2.713 kelime · ~14 dk okuma
Hiç bir ilişkinin içerisindeyken benim bu ilişkide hangi ihtiyaçlarım var diye düşündünüz mü? Hangi ihtiyaçlarımı karşılanıyor? Hangileri eksik kalıyor? Ben bunları nasıl partnerimden talep edebilirim? Nasıl bu ilişkide daha güvenli bir bağlanmayı sağlayabilirim diye düşündünüz mü?
Eğer bu sorular sizin de hakkınızı kurcalıyorsa gelin bugün bu podcast'e bağlanma ihtiyaçlarımız hakkında konuşalım. Bu ihtiyaçları nasıl giderebiliriz? Nasıl talep edebiliriz? Bunlar hakkında konuşalım. Hazırsanız başlayalım.
Ben Nereden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde birlikte ihtiyaçlarımız hakkında konuşuyoruz. Ve aslında ihtiyaçlarımız hakkında konuşurken aklıma ilk gelen ve en çok vurgulamak istediğim şey şu. Hepimizin bağlanmaya ihtiyacı var. Ait olma ve bağlantıda olma ihtiyaçları bağlanma ihtiyaçlarımızla çok ilişkili. Yalnızlığı tercih eden bir insan olabiliriz. İnsanlarla çok iyi anlaşamayan biri de olabiliriz.
ama bağlantıda olduğumuzu bilmek, hiç olmazsa orada birilerine elimizi uzatsak dokunabileceğimizi hissetmek, hayatımızı çok kolaylaştıran ve bize çok iyi hissettiren bir duygu. Yani aslında etrafımızda ne kadar çok insan olduğu ve bu insanlarla ne kadar sık görüştüğümüz değil, etrafımızda ihtiyacımız olduğunda uzanabileceğimiz birinin olması bizim ihtiyacımızı gideren. Ki daha önceki bölümlerde, bu katman tabirinden ve nasıl hayatta sadece sığınabileceğimiz bir kişinin bile bizim için çok şey değiştirebileceğinden bahsetmiştim. Başka bağlanma ihtiyaçlarımız neler? Bunlardan bahsetmek istiyorum. Ama buraya girmeden önce, bağlanma teorisiyle ilgili size anlatmak istediğim bir şey var. Bu podcastlerde kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı kaçıngan bağlanma, bunlar hakkında hep konuştum. Bunları anlatırken de aslında güvenli bağlanmaya da ister istemez değinmiş oldum. Bir güvenli bağlanma bölümü henüz yapmamış olsam da, güvenli bağlanmanın ne olduğu ve ne olmadığı hakkında biraz konuştum diye düşünüyorum.
Ama dönüp bakınca sanki bağlanma kuramı ile ilgili eksik bıraktığım bir kısım var. O da şu. Neden bağlanma kuramı ortaya çıkmış? Ve bunu anlatabilirsem size belki de aslında bağlanma ihtiyacımızın ne kadar derinde olduğunu çok daha iyi algılayabilirsiniz diye düşünüyorum. Çünkü bunu algıladığımız zaman aslında o ihtiyacımızla barışmak ve o ihtiyacımızın peşinden koşmak çok daha kolay, çok daha organik oluyor bence.
Şimdi bunu anlatmak için sizi pek de etik olmayan yani daha doğrusu bugünkü bakış açımızda pek de etik olmayan bir deneye götürmek istiyorum. Bu deney maymunlarla yapılmış ve o dönemlerde aslında insanlar bebeklerin bakım verenlerine yani anne babalarına Büyük ölçüde sadece hayatta kalmak için yani beslenmek, altını değiştirmek, yabancılardan veya onlara zarar verebileceklerden korunmak için ebeveynlerine bağlandıklarını iddia eden bir akım varmış o dönemde. O kadar ki bu dönemler yani 1950'lerden bahsediyorum, 40'lardan 50'lerden bahsediyorum. İnsanlara çocuklarına sarılmamaları, çocuklarını öpmemeleri, çocuklarını kucaklarına almamaları tavsiye ediliyormuş. Çünkü çocukların şımarmasından, o sevgiyi hissetmesinden zarar göreceğine inanıyormuş bu akım.
O dönemde Harry Harlow, kendisi bizim alanımızda çok ünlü bir insandır, maymunlarla şöyle bir deney tasarlıyor. Maymunları doğdukları anda annelerinden ayırıyor ve onları izolasyonda büyütüyor. Şimdi Harry Harlow'un çok bilinen deneyinden biraz daha sonra bahsedeceğim. Önce şu kısma girmek istiyorum. Çünkü bence iki farklı deney burada bizim anlattığımız şeye ışık sağlayacak. Bir tanesi şu. Şimdi bu maymunlar annelerinden doğum anında ayrılıyorlar ve bir süre izolasyonda kalıyorlar.
Bu izolasyonun süresi ne kadar uzarsa, o kadar bu maymunların tekrar grup içerisinde adapte olabilme, tekrar grup içerisinde arkadaş edinebilme, hatta eş bulabilme, yani üreyebileceği bir partner bulabilme ihtimali o kadar azalıyor. İzolasyon ne kadar kısa sürerse ve gruba ne kadar hızlı dönerse o kadar bu izolasyon etkisini atabiliyor üzerinden şimdi izolasyonu gruptan ayrı olmak olarak görmenizi istemiyorum Aslında bakım verenden ayrı olarak görmenizi isterim çünkü Bizim doğduğumuz anda ihtiyaçlarımızı gören ve duygusal olarak özellikle de o konforu sağlayan bir bakım verene ihtiyacımız var. Bu deney aslında bunun donelerini veriyor ama bir deney daha var ki yine Harry Harlow'un yaptığı. Bence o işte sonradan da zaten bağlanma kuramına ilham veren bir deney haline geliyor. O da şu.
yine annelerinden çok doğdukları esnada ayrılmış maymunlar bir kafes gibi bir oda gibi bir yere konuyor ve bu odada iki farklı anne maymun var şimdi anne diyorum ama anne değiller çünkü ikisi de maketler aslında ve bu maketlerden bir tanesi tamamen tellerden yapılı soğuk yani hiçbir üzerinde tüy ya da sıcaklık içerecek bir şey barındırmayan ama Memesinin olması gereken yerde bir adet biberon barındıran bir anne. Diğeri ise üzerinde hiçbir süt yani aslında bir maymunun ihtiyacını giderecek, bu fiziksel ihtiyaçlarını giderecek bir şey sahip değil. Ama tamamen tüylerle kaplı yani yumuşak bir battaniye ile kaplı bir maket anne. ve içine de hafif bir sıcaklık versin diye bir ampul yerleştiriliyor ve maymunların bu odada hangi anne ile daha fazla vakit geçirdiğine bakılıyor o zamanki akımda herhalde o deneyi yapmadan önce sorsanız birçok araştırmacı maymunların yiyecek veren anneyi tercih edeceğine söyleyeceğine eminim. Ama Harry Harlow deneyinde bambaşka bir şey buluyor. Maymunlar evet süt ihtiyaçlarını o telden yapılmış maket anneden giderseler de
Süt içtikleri anda, bitirdikleri anda koşarak diğer annenin yanına gidiyorlar. Daha çok, çok daha çok o yumuşacık battaniyeyi anneyle vakit geçiriyorlar. Onun o sıcaklığı ve yumuşacıklığında kendilerini çok daha iyi hissediyorlar. Bunun bir adım ötesinde de içeri maymunları korkutacak küçük bir böyle oyuncak konuyor. Bu oyuncak böyle hareket ediyor, sesler çıkartıyor. O küçük maymunların korkulu rüyası gibi. Ve içeri girdiği anda maymunların hangi anneye koştuğuna bakılıyor. Ve istisnasız maymunlar battaniye anneye koşuyorlar, yumuşacık anneye koşuyorlar. Şimdi bu çok önemli bir bulgu. Çünkü şunu gösteriyor. Bizim o dokunma duyusuyla gelen sıcaklığa, bakıma, şefkate ihtiyacımız var. Ve düşünün bu maket anneler karşılık veren ne bileyim maymuna sevgisini gösterebilen anneler bile değiller. Bütün farklılık birinin yumuşak ve sıcak olması diğerinin olmaması. Bu arada yumuşaklık ve sıcaklık aklımızda kalsın. Çünkü aslında bunu daha sonra ihtiyaçlarımızdan bahsederken tekrar dile getirmek istiyorum.
Şimdi, Harlow'un bu deneyi ilerleyen zamanda John Bowlby'nin ilham kaynağı olacak. Ama bu arada bir deney daha var yine Bowlby'e ilham veren. Ondan da bahsedeyim. Çünkü ben biraz daha bu bağlanmanın normatif, hepimizin içinde olan noktalarına girmek istiyorum. Çünkü aslında...
...bizim bağlanma ihtiyacımız çok doğuştan geliyor. Sonradan bakım verenlerimizin bize karşı tutumlarıyla şekillenen... ...şemalarımız var, evet. Ama hepimizin derindeki o bağlanma ihtiyacını aslında bize bu çalışmalar kanıtlıyor. Bahsedeyim, ikinci ilham veren çalışma da Lorenz'den geliyor. Onun ördeklerle yaptığı çalışma üzerinden bir... İlham kaynağı oluşturuyor Bolbiye. O da şöyle. Şimdi daha önce hiç gördünüz mü bilmiyorum. Yumurtadan çıkan civcivler ilk hareket eden objeye bağlanıyorlar aslında. Bağlanmak, İngilizcesi imprint etmektir. Yani onun böyle sürekli peşinden gidiyorlar. Onunla vakit geçirmeyi seviyorlar.
Ve yiyecekleri olsa bile yani onların yeme veya işte temel tırnak iş açısında temel ihtiyaçlarını gideren başka bir şey olsa bile o ilk başta bağlandıkları objenin peşinden gitmeye devam ediyorlar. Şimdi bu da bize şunu gösteriyor. Eğer ben beslemiyorsam böyle bir ihtiyacını gidermiyorsam neden benim peşimden geliyor bu örnekler? Şimdi bu iki çalışma aslında bir varlığa bağlanmak için ihtiyacımız olan şeyin beslenme ya da işte tehlikelerden korunan, koruyan güçlü kaslar veya işte bir yetişkin olmadığını gösteriyor. Bir dahası da bunun üzerine de şöyle bir şey daha var. Bu da bence çok üzücü bir hikaye bir tarafıyla. Sonradan bize çok büyük bir kapı açmış olsa da kendi içinde tabii ki çok acıklı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yetimhaneler dolup taşıyor tabii ki maalesef. Ve Romanya'daki yetimhaneler aslında John Bolbin'in bağlanma kuramının başlangıç noktasını oluşturacak.
Romanya'daki yetimhanelerde çocuklara öyle bir düzenek kuruluyor ki, öyle bir sistem kuruluyor ki... ...çocukların hepsi, yeni doğan yani çok bebek çocukların hepsi... ...bütün ihtiyaçlarının, bütün fiziksel ihtiyaçlarının kusursuzca giderildiği bir düzendeler.
Tertemiz çarşaflarda yatıyorlar, son derece steril kıyafetler giyiyorlar, yiyeceklerini düzenli bir şekilde alıyorlar, altları son derece sistematik bir şekilde temizleniyor. Ama bu çocuklar hiç kucağa alınmıyorlar. Bu çocuklar hiçbir yetişkinin, hiçbir varlığın kucağında, o göğüs göğüse tam tene teması alamıyorlar. Ve o dönemde bu yetimhanelerde çok fazla çocuğun ya öldüğünü... ...ya da çok derin davranış bozuklukları geliştirdiğini gözlemliyorlar. Ve bunun nedenini çözmek için o dönemde Dünya Sağlık Örgütü... ...John Bowlby'den bir rapor yazmasını istiyor. O rapor, Bowlby'nin diğer ilham kaynaklarıyla da birleşerek... ...bugünkü bağlanma teorisine geliyor.
Aslında bütün bunları şu sebeple anlatıyorum. Bizim o ihtiyacımız olan sıcak, yumuşak, şefkati, sakin varlık... ...bebekken de bize lazım, yetişkinken de bize lazım. Nasıl bebekken sadece emzirilmek, sadece altımızın değiştirilmesi, sadece temiz çarşaflarda yatmak bize yetmiyorsa, yetişkinliğimizde de sadece beraber yemek yediğimiz ya da işte akşam beraber televizyon izlediğimiz ya da dışarıdaki bazı ihtiyaçlarımızı yan yana birlikte gördüğümüz bir insan bize yetmiyor. Biz sıcaklık, şefkat, yumuşacıklık arıyoruz.
Biz bir insanın göğsünde rahatlayabilmeyi, bir insanın sesiyle bizi sakinleştirebilmesini arıyoruz. Biz üzgünken birinin bizi avutmasını, kaygılıyken birinin bize, hadi tatlım bir şey olmaz, geçer, toparlayabiliriz, güçlüyüz, birlikteyiz mesajını vermesini arıyoruz. Biz başımıza bir şey geldiğinde omzunda ağlamayı istiyoruz partnerimizin. Ve bu ihtiyaçlarımız giderilmediğinde o zaman işte ilişkilerle çok mutsuz oluyoruz. O yüzden bu ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı ilişkiler bize iyi gelmiyor. Tam tersi kötü geliyor. Çünkü bu ihtiyaçlarımız karşılanmadıkça, hele de çocukluktan da böyle bir deneyimimiz varsa, Zaten bu ihtiyaçları biz kendimiz de ihmal etmeye başlıyoruz ve daha önemlisi bu ihtiyaçlarımızın giderilmesini hak etmediğimizi düşünmeye başlıyoruz. Hadi şimdi birazcık duralım, minik para verelim, biraz sonra tekrar başlayalım.
Şimdi tam da bu noktada hadi beraber çocukluğumuzu düşünelim. Büyürken nasıl bir evde büyüdüğümüzü düşünelim. Etrafımızdaki yetişkinlerin bize nasıl yaklaştığını düşünelim. Mesela mutsuzken, kendinizi kötü hissederken etrafınızdaki yetişkinler size sıcak bir kucak sunuyorlar mıydı?
Dahası, kendinizi ebeveynlerinize sarılırken, onların kucağındayken, mutluyken veya mutsuzken hatırlıyor musunuz? Fiziksel temas alabildiğinizi, onların sıcaklığını hissettiğinizi hatırlıyor musunuz? Ya da tam tersi, mutsuzken ebeveynleriniz sizin ihtiyaçlarınızı görmezden mi geliyordu? Kendinizi düşmüş hissetmişken, mesela okulda bir zorbalığa uğradığınızda ya da okulda genel olarak kötü bir gün geçirdiğinizde, eve geldiğinizde sizi dinleyen birileri var mıydı? Birileri oturup sizin o esnada neden mutsuz olduğunuzu size sordu mu? Size herhangi bir şekilde kendinizi iyi hissettirecek cümleler kurdu mu?
veya duygularınızın önemli olduğunu, gerçekten aslında dinlenmeye değer olduğunu size hissettirecek bir yetişkin olduğum etrafınızda. Bu arada ben bunları söylerken mesela aklımda uyanan yetişkin her zaman annem babam olmayabiliyor. Mesela benim aklımda son sorduğum soruya hemen dedem uyanıyor. Çünkü mesela beni kimsenin dinlemediği bir zamanda bile dedem oturup dinlerdi. Neden dedemden bahsediyorum? Sizin için de bu, anne babanız olmayabilir. Bir başka yetişkin, hayatınızda var olan, o dönemde hayatınıza sabit bir şekilde var olmuş olan, sıcak, sizi anlayan bir yetişkin, çok şey değiştirebilir aslında. O yüzden sadece bebeğinizi düşünmemenizi rica ediyorum bu noktada. Bu bir komşu da olabilir, bir bakıcı da olabilir, bazen bizden büyük abla abilerimiz olabilir.
Yani abla abileri çok tercih etmiyoruz çünkü onlar da çocuk ve onlar... ...arada çok ciddi bir yaş farkı olmadığı sürece onlar da çocuk. Bizim burada ihtiyacımız olan bir yetişkin. Ama ben birkaç seçenek sunmak istedim size bu düşünme egzersizi esnasında. Şunu söylüyordum, ihtiyaçlarınızı dinleyen bir yetişkin var mıydı? Yani duygularınızın önemli olduğunu, yaşadıklarınızın mesela yaşınıza göre son derece normal olduğunu...
Veya okulda yaşadıklarınızı nasıl baş edebileceğinizi size anlatan bir yetişkin oldu mu? Duygularınız anlamlı bulundu mu? Birileri onları fark etti mi? Birileri sizi merak etti mi? Okulda bugünün nasıl geçti diye sordu mu mesela? Sen kimlerle arkadaşlık ediyorsun? Aa arkadaşın Buse bugün ne yaptı? Okulda mıydı? Beraber oynadınız mı? Diye sordu mu mesela bir yetişkin size?
Öğretmeninle bugün neler yaptınız? Neler öğrendiniz bugün okulda? Teneffüste ne yaptın? Kimlerle oyun oynadın? Bu sorular hiç soruldu mu size? Ya da mesela üzgün olduğunuzu anlattığınız bir olay yaşadığınızda, ertesi gün size bir yetişkin, Sordu mu? Bugün daha iyi miydi? Bugün daha güzel geçti mi okulda? Bugün kendini nasıl hissettin? Veya bunların tam tersi, duygularınızdan bahsettiğinizde, bu duyguların çok gereksiz olduğu, sizin sadece bir çocuk olduğunuz, bunlar üzerine fazla kafa yormamanız gerektiği, ya da of çok düşünüyorsun, çok fazla sorguluyorsun, bu duygular çok saçma niye bunları hissediyorsun gibi tepkilerle mi karşılaştınız?
Bir de tabii şöyle bir ihtimal de var. Duygularınızdan dolayı utandırıldınız mı? Ağlayacaksan odana git ağla. Sen çocuksun, bunları hissetmeye hakkın yok dendi mi meselesi? Ya da kız gibi ağlama mı dendi? Ya da of zaten sen de her şeye ağlıyorsun, çok hassastın mı dendi?
Şimdi bu soruların ne kadar aslında bugünkü halimizle ilişkili olduğunu duyabiliyor musunuz? Biz yetişkinler olarak hala ilişkilerde bu ihtiyaçlara sahibiz. Bu ihtiyaçlarımız çocukken giderildiyse veya giderilmediyse... Fark etmez. Biz hala yetişkin olarak bu ihtiyaçlara sahibiz. Eğer bugün bu ihtiyaçlarınız çocukken giderilmediğinde bugün hala siz ebeveynlerinizden bu ihtiyaçlarınızı gidermelerini bekliyorsanız gayet olağan bir şey bu. Gayet normal. Tabii ki hala bekliyorsunuz. Çünkü bu ihtiyaçlar nasıl hiçbir yere gitmedi.
Bu ihtiyaçlarınızı partnerinizin gidermesini bekliyorsanız bu da gayet normal. Çünkü partneriniz şu an sizin bağlanma figürünüz ve onun bu ihtiyaçlarınızı gidermesi lazım. Bu ihtiyaçlarınızın giderilmediği bir ilişkideyseniz kendinizi eksik, kendinizi tamamlanmamış hissetmeniz son derece normal. Hadi gelin birazcık daha toparlayarak yetişkinlikteki ihtiyaçlarımızı söyleyeyim size. İlişkide ben ve ilişkimiz yeterince değer görüyor muyuz? Yani mesela ben bu ilişkide veya bu insanın hayatında olmasam bu insanın beni özleyeceğini, benim eksikliğimi hissedeceğini biliyor muyum? Ben elimi uzattığımda bir ihtiyacım olduğunu söylediğimde karşımdaki insan beni görüyor mu? Gerçekten benim ihtiyacımı elinden geldiği sıklıkta önceliği haline getiriyor mu? Benim bir ihtiyacım olduğunu fark ediyor mu?
ve doğru tanımlayabiliyor mu? Onun bir ihtiyacı olduğunda bana dönüyor mu? Benim de onun ihtiyaçlarını gidermem için bana fırsat veriyor mu? Beni yeterince takdir ediyor mu? Benim bu ilişki için gösterdiğim çabayı ve onun için orada olmaya çalışmamı yeterince fark edebiliyor mu? Benim ihtiyaçlarım olduğunu ve benim ihtiyaçlarımla birlikte burada yer aldığımı biliyor mu?
Bana ve benim bugüne kadar getirdiğim mücadeleye saygı ve hayranlık duyuyor mu? Yani ben Gizem olarak mesela bu ilişkide partnerim tarafından iyi ki bu insanla birlikteyim. İyi ki Gizem benim partnerim duygusunu partnerimden alabiliyor muyum? Partnerim beni görmek, beni duymak, beni anlamak için ekstra bir çaba harcamaya niyetti mi? Benim kendimi açamadığım, kendimi açmakta zorlandığım zamanlarda o çabayı benim için gösterir mi? Benim duygularım ona ne kadar saçma gelirse gelsin, duygularımı anlamaya çalışıyor mu? Benimle empati yapabiliyor mu? O aynı duyguları hissetmese bile, Benim neden o duyguları hissettiğimi anlıyor mu? Benim kararlarıma, benim hedeflerime saygı duyuyor mu? Benimle beraber benim hedeflerimi için yürüdüğüm yolda yürümeye hazır mı? Eğer ben ilişkimize zarar verecek bir davranış içerisindeysem ve bunun farkını değilsem beni doğru noktada uyarır mı? Benimle açık olur mu? Bana bunları söyler mi?
Ben eğer onu kıracak bir şey yapıyorsam ve bunun farkında değilsem benimle açık açık konuşur mu? Beni merak eder mi? Ben eğer kendimle ilgili olup bitenleri anlatacak gücü bulamıyorsam beni merak edip sorar mı? Diyelim ki ben ona bir derdimi anlattım. Ertesi gün bu derdimle ilgili tekrar bana gelip günümün nasıl geçtiğini sorar mı? Hayatımdaki insanları bilmeye çalışır mı? Ama bunları hesap vermek adına değil ya da hesap sormak adına değil.
Gerçekten ben kimlerle mutluyum? Kimlerle iletişimi kuruyorum? Kimlerin yanında kendimi rahat hissediyorum? Bunları anlamaya çalışır mı? Beni nelerin mutlu edeceğini bilir mi? Beni nelerin rahatlatacağını bilir mi? Beni nelerin üzeceğini bilir mi? Sadakatine güvenebilir miyim? Her zaman benim iyiliğimi ön plana koyacağına güvenebilir miyim? O benim sadakatime ve onun ihtiyaçlarına her zaman ön plana koyacağıma güvenebilir mi?
Bunlar o kadar önemli sorular ki bu soruları bir ebeveynseniz çocuğunuz adına da kendinize sormanızı çok isterim. Eğer bir romantik ilişkideyseniz bu anlamda da kendinize sormanızı çok isterim. Karşılıklı olarak bu sorulara evet cevabı verebiliyor musunuz? Çünkü eğer veremiyorsanız o veremediğiniz noktaları karşılıklı olarak konuşup üzerine çalışmadıkça yeterince sizi iyi hissettiren bir ilişkide olabilmeniz çok zor. Bir de son olarak buna şeyi eklemek istiyorum, unuttuğumu fark ettim.
Bu insanın yanında bütün kıyafetlerinizden, maskelerinizden, kostümlerinizden sıyrılıp kendiniz olabiliyor musunuz? Bu insanın yanında hiç rol yapmaya gerek duymadan, hiçbir arkanızda, kafanızın arkasında kendinizi daha şüphe barındırmadan savunmasız kalabiliyor musunuz? Bunlar çok çok çok önemli. Şimdi bunların, bu ihtiyaçların her ilişkide sorulması lazım. Tabii ki bütün ilişkiler bu ihtiyaçlarımızı gidermeyecek. Bu çok normal, çok anlaşılır. Ama hayatımızda derin ve önemli gördüğümüz ilişkilerde bu ihtiyaçların giderilmesi gerekiyor. Bu arkadaşlıkta olabilir. Bu romantik ilişkide olabilir. Bu, dediğim gibi ebeveyn çocuk ilişkisi zaten en temelinde olabilir.
Eğer bu ihtiyaçlarımızın giderilmediğini görüyorsak ne olur o ilişkileri durup sorgulayalım. Çünkü aslında bence modern zamanlardaki aşkla ilgili en temel problemler burada yatıyor. Biz bu ihtiyaçlarımızı görmezden geliyoruz. Biz bu ihtiyaçlarımızın giderilmesini talep etmeyi de bilmiyoruz ama daha öncesinde bu ihtiyaçlarımızı fark etmeyi de bilmiyoruz.
Bu ihtiyaçlarımızın var olduğunu artık çok iyi biliyoruz. Yani bilimsel çalışmalar bu ihtiyaçların bizim için, bizim temelimizde, çekirdeğimizde, insanlığımızın en derininde bu ihtiyaçlarımızın var olduğunu gösteriyor. O zaman bu ihtiyaçlar karşılanmıyorsa, biz bir şekilde problem yaşıyoruz. Bu ya kaygıyla sonuçlanıyor, ya depresyonla sonuçlanıyor, ya yalnızlıkla sonuçlanıyor, ya insanlardan kendimizi soyuttamakla sonuçlanıyor, ya başka mental problemlerle sonuçlanıyor, ya başka ilişki problemleriyle sonuçlanıyor, mutsuzlukla sonuçlanıyor. O yüzden bu ihtiyaçlarımızı tanımak, anlamak, talep etmek ve gidermek zorundayız.
Sevgili dinleyiciler, umarım bu podcast bağlanma ihtiyaçları ve aslında temel olarak ilişki ihtiyaçları anlamında biraz size iyi gelmiştir. Çünkü ben sık sık soruyorum, benim neye ihtiyacım var sorusunu kendinize sorun diye. Ama sonra düşündüm ki belki de neye ihtiyacımız olduğunu biraz anlatmam lazım ki o ihtiyaçlarımızı sorgulamayı öğrenelim. O yüzden umarım birazcık daha kendi içinize, kendi ruhunuza bakabilmenize yardımcı olmuştur bu podcast. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Başka bir podcastta görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.