
2.351 kelime · ~12 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.
Japonya'da bir kişi işe gitmemek için kendini bıçakladı. Ben böyle bir haber gördüm. Ve seni de senelerdir tanıyorum Fethi. Burada Japonya yerine Türkiye yazmış olsaydı ben direkt seni arardım geçmiş olsun diye. Gerçekten de benim yapabileceğim bir şey bu. Türkiye'ye COVID-19'un virüsü gelmeden, henüz sadece haberi geldiğinde, daha sonra kullanmak üzere bir mazeret SMS'i hazırladığımı hatırlıyorum. ''Ya ben bu illet hastalığın pençesine düştüm, test olmayacağım, kesin hastayım çünkü, biliyorum. Beni bağışlayın, katılamayacağım.'' şeklinde bir SMS'ti. Fakat bu haberdeki gibi bir prodüksiyona girişmedim hiç. Olaylar nasıl gelişmiş Samet? Detay var mı? Kuyodo Haber Ajansı'nın aktardığına göre,
Japonya'nın Toyonaka kentinde 50 yaşındaki bir kişi sokakta yürüdüğü sırada tanımadığı bir kişi tarafından bıçaklandığını söyleyerek polisi aradı. Adam hastaneye kaldırılırken polis de olay anına ait güvenlik kameralarını incelemeye aldı. Ancak Görüntülerde adamın bahsettiği gibi kendisine arkadan yaklaşan ve bıçaklayan kimse görülmedi. Bunun üzerine polis ekipleri hastanedeki adamın ifadesini aldı. Kısa süre sonra olayın gerçek olmadığını ve kendini bıçakladığını itiraf etti. Kendini yaralayan kendini öldürürdü abi. Yani onu nasıl ayarladı ki acaba? Öldürmeyecek kadar ama işe götürtmeyecek kadar bir bıçak darbesi. Bütün bu işlere kalkışacağına işe gitse.
İtse kahvesini, çalışırmış gibi yapsa, Excel tablolarını renkten renge boyasa, bir sarı, bir mavi, bir kırmızı, kafasına göre. Küçük sohbetler etse, evine gelse, bunları yapmak yerine kendini bıçaklamayı seçiyor. Çalışmak yerine daha büyük bir emek sarfiyatını göze alıyor. Ben kendime tembel derdim, bu cümle normalde şöyle devam eder, meğerse tembel değilmişim vs. Yok hayır, ben tembelim.
Bu adam sözlükteki birinci anlamında çalışmamak uğruna hayli çalışıyor. Yani deforme olmayı, sakatlanmayı göze alıyor. Saygım çok büyük fakat kendisi bir tembel değil. Ne dersin? Fethi ama orada da şöyle bir sorun olabilir. Şimdi bu Japonlar biraz biliyorsun farklılar. Enteresanlar.
çalışıyor gibi yaparak yalan söylemek erdemsiz ve aşağı bir davranış olacağından bu önü alınamaz bir hata olup intiharla son bulacak daha arabesk bir hikayeye sebebiyet verebilir yani onlar için. O açıdan kendini yaralamak daha Japon örf ve adetlerine, ananelerine uygun olabilir. Bu onların ananelerine uygun olabilir Samet fakat bizim babaannelerimize hiç uygun değil. Haberin devamı şöyle, şahıs ifadesinde bıçağı duvara dayadığını ve gövdesini güçlü bir şekilde arkaya iterek kendi kendini bıçakladığını itiraf etti. Polisin neden bunu yaptın sorusuna ise çalışmaktan yorulduğunu söyledi.
Polis yetkilileri adamın hastanedeki tedavisinin sona ermesinin ardından polisin görevini engelleme ve müdahale etmekle suçlanacağını söyledi. Abi adam ideal bir tembelin yapması gereken maliyet hesabını doğru düzgün yapamıyor. Nihai hedefimiz ne bizim? Çalışmamak. Neleri göze alıyoruz bu uğurda? Sakatlanmak ve yargı nezdinde suçlanmak. Değer mi? Katiyen değmez. Gerçek bir tembel işe sarf etmesi gereken emeği bu maliyetin hesabı için sarf eder. Maliyet hesabı tutuyorsa işten yırtar. Grip, nezle, soğuk algınlığı gibi piyonlar varken veziri niye veriyorsun?
Gerçek bir tembel bu satrancı doğru oynar. Adamın bu uğurda göze aldığı şeylere inanamıyorum. İstifa etse daha iyi. Sicil ne işleyecek şimdi? Belki bu da bir Japon'un Japonluğunu gerçekleştirme sürecinde verdiği bir sınavdır. Yani istifa etmeyecek. tembel olduğunu itiraf etmeyecek, erdemli bir adam olarak efendi yine bıçağı kendine takacak. İğneyi de, çuvaldızı da kendine zaplamak suretiyle. Böyle de olabilir yani. Bir adamın adam olabilmesi için kaç bıçak saplaması lazım diye kötüce çevirdiğim bir Bob Dylan şarkısını da şu Nobel'in yanına koyuyorum, alan alsın. How many roads must a man walk down before you call him
Son kertede yanıtlamamız gereken soru şu abi. Örnek veriyorum yağmur bizi yoruyor. Yağmurun bu şatafatta etkinliğine katılmak istemiyoruz. Peki doluya razı mıyız? Bu uğurda doluyu göze alacak mıyız? Ben almam şahsen. Adına ister Japon disiplini de istersen Asyalı düsturu da hiç fark etmez.
Asyalı düsturu sadece Vedat Milor'un kanalında gördüğümüz bir hamur işi mi abi? Ya da Asyalı olduğuna göre hamur işi mi? Bütün bilinç akışı kelime şakalarımı kaydedebiliyorum. Mükemmel bir lükse sahibim Fethi. Bir tür tembel tatlısı. Hamur işi.
Abi hamur işi çok iyiymiş. Ne diyordum? Bu işin Japon'u, Asyalısı, Türk'ü, Kürd'ü, Ermenisi ki bunlar hep bu sırayla gelir biliyorsun. Türk ilk sırayı alır, Kürt ikinci, Ermeni ya da boşnakta üçüncü sıradadır. Ne diyecektim? Vatanı, milleti yok bu işin. Tembellerin ulusu yoktur. Eylemi reddederler ve mesai süresi kendilerine kalır. Milletler üstü bir kimliktir tembellik. Tembeller öldürülmesin, işe de gidebilsinler.
Overdose, solculuk bastım yayına bir anda abi. Nasıl ama? Bu sıralamada bir de Alevisi-Sünnisi diye bir ikili vardır. Burada da sıralama aynen böyledir. Alevi öncedir. Ya bu sayımlarda bir de hızını alamayan insanlar olur. Çerkez, Apas falan hepsini saymaya çalışır böyle nefes nefese. Nefesi yetene kadar ırk ve mezhep saymaya çalışan kültür mozaiği rüzgârı oluşur birdenbire.
Samet bir ara Edirne'den Kars'a kadar diye bir laf vardı. Şu ara pek duymuyorum. Bitti sanırım o. O biraz küfür tandansı veriyor diye kalkmış olabilir. Edirne'den Kars'a bitti abi. Ardahan Kars'ın yerini aldı o deyimde. Atasözleri ve deyimler sözlüklerine update geldi.
Uzun zamandır kimse hiçbir milletten özür dilemiyor abi. Medyada ciddi bir özür açlığı var. Milletleri alıştırdılar özüre yıllarca. Bireyler özür dilediler milletlerden. Milletler buna ziyadesiyle alıştı. E milletler demez mi şimdi nerede bizim güncel özrümüz, nerede bizim son dakika haberimiz, neden bizden özür dilenmiyor diye düşünmüyorlar mı bunları? Hani ya da benim 50 gram özürüm derler tabii. Abi özür de keyif verici madde gibi bir şey. Yani bir alışınca sürekli istersin. Tam anlamadım abi. Senin 50 gram özürün hani ya isimli coğrafya da mahsur mu kaldı? Nasıl gelişti bu dramatik örgü? Biraz bahsetmek ister misin? Zorla değil tabii canım. Bahsetmek istersen, paylaşmak istersen bu kelime şakanın otopsisine oturursan ben çok keyif alırım.
Konyalı'dan başkasına bahsetmem abi. O konuda katı kurallarımız var maalesef. Şirket politikası gereği ve konu savcılığa intikal ettiği için dava sonuçlanana kadar ağzımız mühürlenmiştir. Öyle maalesef. Ayrıca size daha iyi hizmet verebilmek için bir süre sizi doğal yaşam alanınızda videoya almamız gerekiyor.
Pek kız alıp kız da vermiyorsunuz diyerekti kumsurlarla diyebiliyorum. Ki böyle yapıyorsanız aynı düsturla erkek alıp erkek de vermemeniz gerekir. Birazcık azıcık eşitlikçi bir yanınız varsa eğer. Kapalı bir toplumsunuz yani enteresan danslarınız var. Gurbette yorgun düşüyorsunuz. Çok şık insanlarsınız fakat tam bir entegrasyon da söz konusu değil gibi. Tam entegrasyona birazcık karşıyız. Kapalı toplum, açık tasnif, örtülü ödenek. Konya'da böyle. Kapalı toplumlara mensup yurttaşlar olarak toplumun mevcut kapalılığından gına gelince ne yapıyoruz Samet? Kendimizi yaralayıp polisi mi arıyoruz? Biz bugün kapalı toplum ritüellerine katılamayacağız falan diye. Kutumda açık hissediyorum Acun Bey. Açmasam daha iyi aslında falan mı diyoruz? Ne yapıyoruz yani?
Dışa dönük göç diye geçer abi literatürde. Biraz dilimizi geliştirip başvurup gidiyoruz o durumda. Beyin değil de güdü göçü gibi. His ilticası. Orada pompacı olsak buradaki müsteşarlığa denk diyorsun yani. Orada pompacılık yapmak buradaki en şahane meslekten bile daha iyi diyorsun. Sadece bulaşık yıkayarak kardinal oldu benim lise arkadaşım. Sadece piril kullanarak. Öyle imkanlar var orada. Sana durumu öyle anlatayım ben. Öyle zengin oldular ki böyle kahvaltıda CEO yiyorlar artık. Türkiye'nin en genç, en parlak zihinlerinin Amerika'da balık ayıkladığı yıllar. Çevremizdeki bütün görkemlere görkem travel diye seslendiğimiz zamanlar. Abi Özgür Özel'in geçen gün Nevşin Mengü yayınında aktardığına göre Alman Cumhurbaşkanı Türkiye ziyaretinde Özgür Özel'e asgari ücreti soruyor.
Özgür Özel de asgari ücreti Euro cinsinden söylüyor Almanca. Alman Cumhurbaşkanı inanamıyor ve bir sıfır eksik mi söyledi acaba diyerek meraklı gözlerle dönüyor Özgür Özel'e. Özgür Özel de yok diyor, söylediğim kadar işte diyor. Ben bu mahcubiyete en son ortaokul zamanlarında arkadaşlarıma toplama masaüstü bilgisayarımın özelliklerini sayarken yaşamıştım. Başımı önüme eğip şey dedim, işlemcisi bu kadar. Belli şu kadar ama yetiyor bana. Ben zaten paint'e giriyorum sadece. Paint'e bakıp çıkıyorum. İşimi görüyor yani. Demiştim. Durum biraz öyle. Bir tek Age of oynuyorum ben. Yetiyor. Giriyorum çıkıyorum. Bir tek Age of'um var şu hayatta. Aynen öyle kardeşim.
Para birimimiz giderek monopoli parası gibi değersizleşti böyle. Tarabya'yı alacağımız paralara zeytin alıyoruz gibi. Hani böyle Adidas değil de TL, Abibas gibi bir şey oldu. Benim de telefonumun özelliklerini sorduğumda biri ilgilenmiyormuş gibi yapıyordum. İlgilenilecek meblalar değil gibi. Para üstü gibi bir telefon diye düşünüyordum. Herkeste telefon var da bendeki sandviç dondurmaymış gibi davranıyordum. Haneke filmlerinin arasında sosyalleşmeye çalışan Şafak Sezer filmi gibi bir telefondu yani. Öyle bir kontrast vardı aralarında. Bu benzetmeler yeterli mi yoksa da uzatayım mı? Sen nasıl istersen. Benim yanımda başka benzetmeler olması lazım çantanda. Biraz bakınsam çıkar. Monopolde Tarabi alanın finansal kaygısı olmuyordu cidden. Nebati döneminde bütün parayı KKM'ye koyan ortalama yatırımcılar vardı ya.
Benzer bir kafa rahatlığı oluyordu. Daha da iyisi hem Tarabya'yı hem de Yeniköy'ü almaktı. İşte o zaman sırtın yere gelmiyordu. Gelen geçen otel parası ödüyordu, ev parası ödüyordu, yoruluyorduk para saymaktan. Bir gün arkadaşlarla Monopoly oynuyorduk. Tarabya ve Yeniköy ikilisini alıp ikisine de otel diken bir arkadaşım yanındakine şöyle dedi. Ya ben çok sıkıldım. Ben sana bu parayı vereyim, sen benim paralarımı yönet olur mu? Bunun karşılığında da evet evet 50'lik atayım 100'lük atayım yeter ki benim muhasebecim ol dedi yani. Adam rakibine muhasebecisi yaptı ya çok paradan. Öyle yaşadı oyunu yani. Abi Tarabya'nın yanına yeni köyü almak, yürütmenin yanına bir de yargı koymak gibi bir şey yani.
Rakibini muhasebeci yapmak da çok aşağılayıcıymış ya. Sen bana 10 kere vur ben sana 1 kere vurayım gibi yani dengesiz bir avansı beraberinde getiren bir özgüven. Al şu 20 bini sırtımı ovala. Şaka parasıyla kapitalist olunur mu abi? Bak dostunu Monopoly'de tanırsın. Para ne kadar değiştirecek oradan anlaşılır yani. Plastik kırmızı bir otel diktiği an çalışanlarının sigortasını yapmamak için her şeyi yapar bunlar. İçinde vardır yani o sömürgeç zihinli insanlar bunlar. Monopoly'ye oturmadan önce insanın kendine şu soruyu sorması gerekiyor abi. Biz oyundan ne şekilde keyif alacağız? Nasıl yatırımlar yapmalıyız? Ya da şu mesela, biz hangi sosyal sınıfa mensup olursak oyun bizim adımıza daha keyifli geçer.
Ben mesela Monopoly'de atama bekleyen bir öğretmen olmayı çok seviyorum. O merak, o bekleyiş, o hazırlanış birçok tarabyaya bedel benim için. Zengin olmak nihai hedef olmamalı Monopoly'de. Kimisi de borç alacak, para yetiştirmeye çalışacak. O oyunu böyle oynayacak. Yani bundan keyif alıyor. Sana anlattığım örnekte arkadaşım oyuna büyük bir hırsla başlamış. Tarabya ve Yeniköy'ü direkt olarak almıştı. Yani yapması gereken bir şeyi yapmış gibi. Hani Monopoly'de Bismillah çekmek gibi. Aldı ikisini, dikti evleri, evleri otel yaptı. Sonra çocuk sıkıldığını fark etti. Ya o tarz bir zenginlik, yatırımın öylesi ona göre değildi. Belki de o arkadaşı oyuna bağlayacak şey yanlış yatırımlar yapmaktı.
Parasını çarçur ettikçe oyuna daha da bağlanacaktı belki. Sokağa bir çıkıyorum, herkesin amacı çok zengin olmak. Monopoli oynuyoruz, herkesin amacı en doğru yatırımı yapmak. Bu beni basıyor. Hal böyle olunca arkadaşları monopoliye çağırdığı zaman tıpkı o Japon arkadaş gibi kendimi sakatlayıp sonra da polis çağırısım geliyor. Halbuki oyun dediğin şey ne işe yarar Samet?
Keyif verir. İş gibi oluyor böyle olunca. Mesela Ali Koç'a bak. Hayatı gerçekten de Monopoly'de Tarabya ve Yeniköy'ü almış insanlar gibi yaşıyor. Belki de aldı. Belki de Tarabya ve Yeniköy Ali Koç'un. Onun belki de, bilmiyoruz. Ama içinde olduğu gerçeklikten öyle sıkılmış olacak ki adam başkanlık seçimlerine yeniden aday oldu Fenerbahçe'de. Dert arıyor. Bu adam kendisine dert arıyor. Bu şekilde devam ettiriyor hayatını yani.
Yeniköy'ü, Tarabiye'yi alacakmış da otel yapacakmış. Neyle yapacaksın kardeşim, neyle? Bir dakika anlatacağım. Parayı nereden, nereden bulacaksın? Gel burada, çık buradaki üstüne. Öyle konuşmakla olmuyor. Konuşmakla olmuyor bu işler. Bir Aziz Yıldırım taklidiyle yayınımıza ara vermiştik. Müsaadenle devam ediyorum. Lütfen. Ataba Bekleyen Oyuncu çok komikmiş bu arada. Başlangıçtan geçerken işsizlik maaşı alıp Tarabiye'ye, Bebe'ye basmadan yürümeye çalışıyor. Çok güzel.
Sınırlardan geçiyor parmak uçunun önünde. Ben biraz kanaatkar monopoliciyim. Başlangıç yakında bir çay ocağı satın alıp tost satarım. Yerim yurdum belli olur. Dükkanın önünü ıslarım sabahları. Zar bile atmam. İsteyen gezsin ben gezmem. İçimde o hırs yok benim de. Ama bazısı var otel dikmeden önce kenarda para biriktiriyor. İş kazası falan olursa kan parası veririm diye öyle hırslı oynuyorlar. Öyle manyaklar var. Kiminin içi Yeşilçam'daki fabrikatör Fehmi Bey gibi yani. Bazı insanlar tipleme gibi yaşıyor bu hayat. Abi monopolide vadeli mevduat eksikliği var fark ettin mi? Paradan para kazanma seçeneği yok hiç. Ben sana şu kadar para veriyorum ama şu kadar faizle geri alacağım mantığı oyunda yok. Ya da şu kadar parayı bankaya koyayım, bana hoş geldin faiziyle birlikte her gün 10 lira versin gibi bir mantıkla düşünülmemiş. Oyunda genel bir bankasızlık sorunu var. Oyunun maalesef eksiği çok. Oyunda vergi sistemi de pek yok. Oyun verginin verilen bir şey olmadığı bilincini yaratıyor.
Ne zamanki böyle şans kartından bir müfettişe denk geleceksin de küfrede küfrede o vergiyi vereceksin yani. Öyle bir oyun. Herkes potansiyel vergi kaçakçısı olduğunun bilinciyle atıyor o ilk zarları. Beni monopolide en korkutan şey kodes. Çıkmak için doğru zarı atman, atana kadar da beklemen gerekiyor. Politik ya da hukuki hiçbir parametre yok. Doğru zarı atamazsan da paşalar gibi bekliyorsun. Paşalar gibi bekliyorsun derken bildiğimiz paşalar gibi.
Abi paramızın değeri düşüyor. Beni KODES'ten çıkarmazsanız yabancı yatırımcı çekemezsiniz, güven oyu alamazsınız. İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına uymamız lazım bakın. Yabancı yatırımcı yok diyemiyoruz oyuna. Tıpkı burada da diyemediğimiz gibi. Bu vesileyle ufak bir not düşmek istiyorum. Birileri bir yerlerde Silivri Soğuktur şakası yaptığı her an mevsim fark etmeksizin hava durumuna bakıyorum. Ankara her zaman açık ara daha soğuk. Doğru. Silivri iyi, serin, esintili iyi yani. Burayı göre çok daha iyi. Ama Ankara soğuk, buz gibi. Ya bu parantezi kapatabiliriz. Abi o kodesteki zar muhabbeti dolaylı bir anlatım olabilir. Hapiste biliyorsun, oynama kolaylığı açısından barbut
Popüler bir kumar çeşidi. İki zarla hızlıca oynayabiliyorsun. Doğru zarları atıp, diğer mahkumları ütüp, doğru yerlere doğru paraları verirsen, doğru yerlere kaçabilirsin gibi bir mantıkla işlenmiş olabilir o. Ben şimdi fark ediyorum da Monopoly, legal olanın karşısında konumlanan bir oyun. Her şeyin özeti yani legal olmayan. Monopoly, merkez sahın ıslak bir rüyası gibi. Monopoly'e acilen devlet güncellemesi ve merkez bankası eklensin.
vergi mükellefiyeti olmadan şu dünyada hiçbir şeyin tadı olmuyor. Change.org'a hemen yazıyorum şu an. Ne yazıyorsun abi? Monopoly'ye devlet güncellemesi istiyoruz. Ek olarak vergi mükellefiyeti de istiyoruz. Onu açıklamaya yazarım her şeyi de başlığa. Olmaz mı? Doğru söylüyorsun. Bir de oyunda sürekli olarak Turgut Özel dönemini yaşıyoruz abi fark ettim. Hep satın alıyoruz, rekabet ediyoruz, yükseliyoruz, büyüyoruz. Marlboro içiyoruz.
Bir tane tiyatro yok, sinema yok. Bak oyunda fark etmiyor musun? Baraj var, köprü var, otel var, kodes var, beyaz soros da vardır az dikkatli baksak. Samet'cim kıymetli noktalara parmak basıyorsun fakat biliyorsun Silivri soğuktur canım kardeşim. Silivri soğuktur cümlesine meteorolojik siniklik diyebilir miyiz kardeşim? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle kardeşim.
Aynen öyle kardeşim, aynen öyle kardeşim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.