Podcast

Şarz ve Enercii

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kelimenin Ham Anlamıyla podcastimizin bu bölümünde Ali İhsan Varol, enerjiden, dalgalardan, akımlardan, bataryalardan ve şarjlardan bahsediyor. Bu süreçte Z'ye dönüşen J'leri masaya yatırmayı da ihmal etmiyor.

Bu podcast, Eşarj hakkında reklam içerir.
Eşarj hakkında daha detaylı bilgi için burayı tıklayın.
https://www.enerjisa.com.tr/tr/isimin-enerjisi/enerji-cozumlerimiz/esarj
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.533 kelime · ~13 dk okuma

Pek sevgili, pek değerli kelimenin ham anlamıyla dinleyenleri tekrar merhaba efendim. Ben Deniz Ali İhsanvaroğlu. İşte yine Pod B'nin kanatları altında titreşmekteyiz. Bizzat ben ve ses tellerim. Bu duble titreşim ses dalgalarına dönüşüyor, türlü cihazlar sayesinde elektrik akımı oluyor, sayısal veri haline geliyor. Sonra tekrar elektrik akımı, tekrar titreşim, tekrar ses dalgaları ve en nihayetinde kulacıklarınıza ulaşıyor. Efendim, bu bir enerji aktarımıdır. Bak nasıl geldi enerji!

Sonuçta alışverişimiz enerjiyi doğal taştan alıp aşkosuna best friend'ine göndereninkinden daha efektif. Mesela hani nerede kaldı yeni podcast minvalindeki mesajlarınız geliyor, bu durum bu hakir kardeşinize enerji veriyor. Zaten enerji de, kelimenin ham anlamına bakacak olursanız, işi yapmak için gereken güç demektir. Eski Yunanca iş-çalışma anlamındaki Ergon sözcüğünün önüne en eki konularak türetilmiştir. Yani kavram Aristoteles'ten beri kullanımda ama enerji kelimesinin manevi güç anlamına dönüşümü bizim çağımıza kısmet olmuş. Neden? Çünkü en çok bizim enerjiye ihtiyacımız var.

İnsanlık tarihinde görülmemiş şekilde enerjiye açız biz. İçeceklerimiz bile enerjik. Sadece susuzluğumuzu gidermesi yeterli değil, bizi kanatlandırmalı o içecek. Çünkü uçacağız biz. Böyle böyle saf enerjiye dönüşeceğiz. E duygusal ilişkilerimizde bile elektrik alıp vermiyor muyuz? Eee elektrik alamamış. Elektrik değilmiş.

Transkriptin tamamını oku

Elektrik çok eski zamanlardan beri bilinen bir şeymiş. Bazı kaynaklar bu kelimeyi İngiliz fizikçi William Gilbert'a dayandırıyor. Zat-ı Şahaneleri, Latince'de kehribar anlamına gelen elektrum kelimesinden esinlenmiş ve ta 16. yüzyılda elektrik terimini kullanan ilk kişi olmuş. Mu acaba?

Çünkü Minetli Tales de M.Ö. 600'lerde kehribar taşını kürke, posta, sürttüre sürttüre kılı tüyü havalandırdığını anlatıyor. E işte statik elektrik bu. Keza Farsça kökenli kehribar kelimesinin orijini kahruba. Kahruba da saman kapan veya saman çeken demek.

Hadi gidelim Kehribar'ın eski Yunanca'daki karşılığına. Elektron. O da elektra haliyle hem ülkel yıldızının hem de mitolojik karakterlerin adı olmuş. Bağlantı noktaları kelimenin ham anlamı. Hafif pırıltı demek efendim. Tıpkı Kehribar'dan sıçrayan elektrik kıvılcımı gibi.

Yani elektra bugünkü ışıl, pırıl, nur gibi bir isim miymiş o zamanlar bilemiyorum. Fakat belli ki eskiler enerjiye dair sandığımızdan çok daha fazla malumat sahibiymiş. Ama işten güçten fırsat bulup elektriği terimleştirememişler. Çünkü o zamanlar iş yapmak için gereken enerjinin ana kaynağı kaslar, adaleler. Ki orada da bir etimolojik garabet var.

Efendim, Adele sözcüğü Arapça tarla faresi anlamındaki adaldan türemiş. Çünkü kasları, özellikle de pazıları fareye benzetiyorlarmış. O ne garip bir benzetme demeyiniz, bugün de karın kaslarına baklava diyoruz. Ve bunu bir tek biz kullanıyoruz. İngilizce konuşanlar aynı kas grubuna six pack diyor. Eskiler de fare demişler işte.

Dönüşüm garip ama anlaşılmaz değil. Ana enerji kaynağının insan veya hayvan kası olduğu zamanlarda kas demek, iş demekti, hareket demekti. Bu açıdan baktığınızda içinde farelerin oynaştığı bir tahıl çuvalındaki kıpırtılarla tarlada çapa yapan bir işçinin sırt kaslarındaki hareketler birbirine benzetilmiş olabilir. Bugün kas iş değil, gösteriş için lazım daha çok.

O yüzden tepsideki baklavanın, market dolabındaki altılı paketin nizami nefasetinden alıyoruz ilhamımızı. Oysa ki geçmişin bize garip gelen o fare benzetmesi daha geniş bir yayılım göstermiştir. Örneğin İngilizce'deki mouse ve muscle kelimeleri, latince sıçan anlamındaki mustan ve hem fare hem kas anlamında kullanılan musculus'tan türemiş. Ayrıca bu kasları Adeleleri fareye sıçana benzetme eğilimi sadece Semitik ve Hint Avrupa dillerinde görülmüyor. Eski Türklerde sıçanlarla kaslar arasında bir benzerlik görmüşler ki Adele'ye kasa sıçkanak adını vermişler.

Evet sıçkanak. Sondaki ak eki benzetme ifadesi. Saça benzeyene saçak, başa benzeyene başak, ipe benzeyene ipek denmesi gibi sıçana benzetilen vücut kaslarına da sıçkanak denmiş. Neyse ki unutulmuş. Unutulmasaydı bugün kas gevşetçisi yerine sıçkanak gevşetçisi alacaktık. Bence kimse o kadar gevşememeli.

Zaten enerjiye olan açlığımızdan dolayı gerilip gerilip gevşiyoruz. Ve aynı gerilip gevşemeler ağzımızda dilimizde de yaşanıyor. Özellikle bizim gibi adını koyamadığı teknolojiyi kullananların işi oldukça zor efendim. Mesela uzak diyarlardan gelen faks ismindeki bir cihaz giriyor hayatımıza, havalı da ismi var keratanın, faks çektim, faks aldım seyircilerimizden, faks geldi filan, oturuyor ağzımıza, derken alıyor bizi bir düşünce. Yahu bu faks... Bizim güzel dilimizi bozmasın. Ne diyelim biz buna Türkçe bir isim verelim, belge geçer diyelim. Yok, çok uzun. Peki bilgisayar kısa mı? Derken bir bakıyoruz, teknoloji değişmiş, ortada faks falan kalmamış. Ağzımızı bambaşka kelimeler için gevşetir veya gerer olmuşuz. Aramızda ikisini aynı anda yapanlar da var. Kim mesela onlar? Şarja şarj diyenler.

Gevşetirken gerenler. Nasıl bir uğraşı ve nasıl bir direniş. Bitmedi ya bu şarj. Koca Cem Yılmaz bile girdi o topa ama bitiremedi. Aksine karşı cenah yılgınlığa düşmüş durumda. Şarj ve şarj dönüşümünün bir sosyokültürel kimlik dedektörü, bir kalite turnusolü olarak kullanılması haliyle mülayim bünyelerde alerji yaratıyor.

Kim ne isterse söyler be kardeşime geliyor olay. Zaten bu noktada biri halen ve ısrarla şarj yerine şarj diyorsa muhatabına şunu söylemek istiyordur. Senin benim hakkımdaki düşüncelerin benim umrumda bile değil işimize bakalım. E vallahi helal. Aldım kabul ettim. Fakat o J harfinin nasıl olup da Z'ye dönüştüğünün açıklanması lazım efendim.

Dil bilimcilerimizi göreve çağırıyorum. Olay benim gibi yarı cahillerin eline kalmasın lütfen. Çünkü o elalemin diyarından gelmiş J harfi, bizim dilimizde genellikle C'ye veya Ş'ye dönüşür. Kız ben sana demedim mi, karşıki dağlar cenderme cenderme gibi. Ya da yaptığına şantaj denir, böyle aşka montaj denir. Şantaj montaj, şantaj montaj gibi.

Efendim, devam edeceğim ama konuyu daha fazla sulandırmadan bölümün sponsoru Eşarj'dan da bahsetmek istiyoruz. Sizlere çok değerli bir konuğum var. Eşarj Genel Müdürü Sayın Barış Altınay Beyefendi. Eşarj nedir, nasıl çalışırı detaylarıyla açıklayacaklar bizlere. Barış Bey hoş geldiniz efendim, şeref verdiniz. Can Kulağıyla dinliyoruz, buyursunlar. Teşekkürler İhsan Bey. Öncelikle ben Eşarj nedir, nasıl çalışır, onu anlatayım size isterseniz.

E-şarj, elektrikli araçların şarj ihtiyacını karşılayan Türkiye'nin ilk operatörü. Aynı zamanda Enersan'ın da %100 iştiraki. Biz E-şarj olarak Türkiye'nin en yaygın hızlı şarj istasyonu olayız. Ve ilk andan itibaren elektrikli araç kullanıcılığının yol arkadaşı oluyoruz. 81 ilde bulunan, 1000'in üzerinde istasyonumuzda gönül rahatlığıyla seyahat edebilmenizi sağlıyoruz.

Bununla beraber, profesyonel ekiplerimiz tarafından kişiye özel kullanan şarj istasyonları sayesinde evinizde ve işyerinizde araçlarınızı güvenli bir şekilde şarj edebilmenizi sağlıyoruz. Peki derseniz ki ben neden elektrikli araç kullanmayı ve e-şarj tercih edeyim? Biliyorsunuz küresel iklim değişikliği gün geçtikçe dünyamızı daha büyük bir krize sürüklüyor. Ve bu krizin önüne geçebilmenin en önemli adımlarından bir tanesi de fosil yakıt tüketiminin azalması. Bunun için tüm dünya yeni çözümler arıyor. E tabii biz de öyle.

Bir diğer taraftan, elektrikli araçların yakıt ve bakım maliyeti açısından daha ekonomik olması da onları giderek daha tercih edilir kılıyor. Bunların yanında eşerji stasyonunun enerjisini yeşil enerjiden sağladığını da belirtmeden geçmeyeyim. Yani kaynaktan tek ele sıfır emisyon. Buradan dinleyicilerimizi kendilerinin ve dünyamızın geleceği için bir adım atmaya da davet ediyorum.

Bey İhsan Bey, size de davetimiz için çok teşekkür ediyorum. Efendim biz teşekkür ederiz. Hem sizin hem de e-şarjın bu değerli katkıları ve girişimi için. Ve müsaade ederseniz konumuza döneriz. Ne diyorduk? Bizim dilimizde J harfi ya C'ye ya da Ş'ye dönüşür. Peki ya bu şarjdaki Z ne ayak?

İlk bakışta yanındaki R harfi işi bozuyor gibi gözüküyor ama alakası bile yok. Çünkü dilimizde şarja benzer marj diye de bir kelime var. Kâr marjı haliyle sıklıkla kullanıyoruz ve en fazla kâr marjı haline dönüştürüyoruz. Şarjdaki gibi kâr marzı deseydik o iş Karl Marx'a kadar giderdi, bir daha da geri dönemezdi.

Aynı şekilde şarjöre de şarjör diyen yok. Hoş turbo şarjör de duydu bu kulaklar ama şarjöre bizim dilimizde en fazla carjör denir. Aslına bakarsanız, şu da olası bir durum. Belki şeyinin şakraklığı bozuyordur efendim bu işi. Çünkü bakınız, oksijene de bazen oskijen, bazen de oksijen deme eğilimindeyiz. E malumunuz, mesajada meşaz diyoruz. Meşazını aldım kardeşim. Etimolojik bir sallama olarak şunu iddia edebilirim. Bu şarzdır, meşazdır. Bunlar bize teknolojinin getirdiği kelimeler.

Enerjinin yarattığı hızla gelen kelimeler. Sondaki z harfi de hızın z'si olabilir. Bataryaya dolan enerjinin zızlaması bile olabilir. ve biz bunları algılamaya çalışırken geldiği gibi gidebilir. Belki de bu noktada yapılması gereken Galat-ı Meşhur'un Lügat-ı Fasih'ten evla olduğunu kabullenmek ve el alemin kelimesini kavrayarak Türkçeleştirmek yerine ağzımıza uydurmak. Bu mu doğru olan bilemiyorum. Ama duyulan o ki turboşarjır yerine turboşarjır demek daha kolay.

Keza manyetik yerine çekersel diye bir kelime önerirseniz kimse önerinizi dikkate almıyor. Sonu yok çünkü bu önerilerin. Hadi manyetiğe çekersel dedik diyelim. Elektriğe ne diyeceğiz? Uyduralım. Elektriğin Türkçe karşılığı da akımcız olsun.

Peki İtalyan Alessandro'nun soyadından gelen Voltaj'ı? Fransız André Marais'in soyadından gelen Amperi? Alman Georg'un soyadından gelen Ohmu? Ne yapacağız?

Adamların soyadları harfe dönüşüp formülleri oluşturmuş. O formüle Çetin'in Ç'sini, Yılmaz'ın Y'sini, Özdemir'in Ö'sünü koyamazdık. Zaten o zaman işlemin sonucu da bir garip olurdu. Yılmaz Bölüsaniye düğün davetiyesi gibi çalışmaz. Dilimizi yabancılaştırmayalım derken kendine yabancılaşır insan. Zaten öyle bir düzene, tashihe zamanda yok. Durup düşünmek için bile zaman yok.

Bu hıza ulaştıktan sonra durulmaz. Makineler durmuyor çünkü. Bizden enerji bekliyorlar. Bize enerji veriyorlar. Giderek bize benzemeye başladılar. Bizi de kendilerine çoktan benzettiler. Aynen Mezbat. Uzun zamandır her şeyin farkındayız değil mi? Bakınız yıllar yıllar evvel Küçük Prens kitabının yazarı ve tutkulu bir pilot olan Anton de Saint-Exupéry ne demiş?

Makine, insanoğlunu doğanın dertlerinden azade etmez. Sadece onu daha derin bir mücadelenin içine sokar. Böyle demiş ama uçağını da 1944 yılına kadar uçurmuş. Marsilya semalarında vurulup denize düşene kadar. Hazır makineler ve edebiyat demişken, Öksüperi'den yirmi küsur sene önce yazılmış bir şiiri de okumak isterim sizlere. O yıllarda Moskova'da öğrenimini gören Nazım ismindeki bir genç yazmış bu şiiri. Trum, trum, trum. Trak, tiki tak. Makinalaşmak istiyorum. Beynimden, etimden, iskeletimden geliyorum.

Her dino boyu altıma almak için çıldırıyorum. Tükürüklü dilim, bakır telleri yanıyor. Damarlarımda kovalıyor otodirezinler lokomotikleri. çuf çufları ben ekledim. Bütün saygımla efendim. Neyse, Nazım Hikmet'in üzerine çok konuşulmuş bu ünlü makinalaşmak istiyorum şiirinde mekanize bir şehvetin ötesinde şeyler var. Öncelikle birinci dünya savaşından çıkmış bir dünya var. Çağının endüstriyel, ekonomik ve teknolojik gelişmelerini fena halde ıskalamış bir ülkenin genci var. Belki kendisini öteki olarak niteleyen biri ve belki yabancı bir ülkede kendi varlığına bile yabancılaşmış.

Belki de bunlar fena halde yanlış çıkarımlar. Çünkü o çağ zaten makinalaşmak isteğiyle rengini bulmuş bir çağ. Yeniliğe duyulan hayranlığın ve füturizm temalarının yaşamın her alanında kendini gösterdiği bir çağ. O nesil elektrikle aydınlanmaya alışırken dünya savaşının karanlığına gömülmüş bir nesil. Otomobillerin gürültüsüne alışır gibi olmuşken uçakların bombardımanlarıyla sarsılmış bir nesil.

Ve görmüşler ki tüm bu yaşananlara karşın makineler hiçbir zaman durmuyor. Mesela Henry Ford, Birinci Dünya Savaşı'na rağmen efsanevi T modelinden 15 milyon adet satmayı başarmış. Ve bu otomobil ikinci sanayi devreminin sembol taşıtı olmuş. Yaklaşık bir asırdır üretilmiyor fakat halen dünyanın en çok satın alınmış otomobilleri listesinde üçüncü sırada.

Model T'nin bir diğer ilginç özelliği, elektrikli otomobillerin yaklaşık 1 yüzyıl kadar gecikmesine neden olmasıdır. Evet efendim, 1900'lerin başında otomobil satın almak isteyen birinin önünde 3 temel seçenek varmış. 1- Sürekli odun, kömür ve su ikmali yapmak zorunda olan buhar gücüyle çalışan otomobiller. 2- Oldukça gürültülü, pis, kullanıcısının üstünü başını yağ içerisinde bırakan, içten yanmalı motora sahip otomobiller. 3- Diğerlerine nazaran çok daha temiz ve sessiz bir sürüş sağlayan, fakat fiyatıyla büt kesersen, menziliyle can sıkan elektrikli otomobiller.

Yani bugünümüzde yarının taşıtı diye pazarlanan elektrikli otomobilleri dün bugünün taşıtı diye pazarlıyorlarmış. Bu uğraşının zirvesinde de geliştirdiği şarj edilebilir ya da şarj edilebilir nikel demir pillerle Thomas Edison varmış. Edison, kullanılan kaynağa göre bilimin Napolyon'u veya bilimin şeytanı Deccal'i diye anılan bir zat. Ve belli ki tek ata oynamayı sevmiyor. Bir taraftan elektrikli otomobilleri geliştirip pazarlamaya çalışırken, diğer taraftan Henry Ford'a finansal destek vermiş ve Model T'nin vaftiz babası kirvesi gibi bir şey olmuş.

öz evladı elektrikli otomobillerin de gözden düşmesini aldırmamış. Çünkü o zamanlar sürdürülebilirlikten çok verimliliğin ön plana alındığı zamanlar. Mr. Edison da verimli nedir, nasıl kullanılır çok iyi bilen bir insan. Bu özelliğini Nikola Tesla ile olan macerasında da net bir şekilde ortaya koymuştur efendim. Bilim magazininin en nadide hikayelerinden biri.

Yalnız bu çekişmenin temelinde de alacak verecek davası olması ayrı bir güzellik. Edison Tesla'yı öyle bir dolandırmış ki adamcağız sinirden alternatif akımı keşfetmiş. Tam olarak böyle değil tabii ki hikaye ama böyle anlatsanız da başınız ağrımaz efendim. Çünkü underdogların pek bir popüler olduğu çağımızda Nikola Tesla'ya duyulan sempati bilimin ötesine taşmış durumda. Hatta birçok röportajında defaatle Thomas Edison'a rol modelim diyen ve çağımızın Edison'ı gibi bir şey olan Elon Musk bile elektrikli otomobillerini Tesla adı altında üretiyor. Ama dikkat, Musk Tesla'nın kurucularından biri değil.

PayPal'ı sattıktan sonra yakaladığı 100 milyon doların 6,5 milyonunu bağlamış bu işe ve en büyük shareholder olmuş. Yaklaşık 5 yıl kadar sonra firmadan tamamen ayrılacak olan kurucu ortaklarsa bu ilaç gibi gelen 6,5 milyon doların 75 biniyle Sakramento'daki bir zattan Tesla isminin haklarını satın almışlar. İlan 6.5'a hiç acımamış, belli. Ama bu, 75 bini birkaç röportajında sanki içine oturmuş gibi dillendiriyor. Tesla Motors'ın ismini anlayamadık. İsmini tanımadık. Sakrimeno'da bir adam ismini anlattı ve ismini tanımıştı. İsmini 75 bin dolara satmak zorunda kaldık. Bu ismini o kadar kötü mi istedin?

Yeah'tan önceki sessizlik kolpacılığın işareti. Yine de Tesla ismi verimli ve yerinde bir seçim olmuş. Sonrasında Elon Musk'ın Tesla Müzesi'ne yaptığı balya balya bağışlar da bunun kanıtıdır. Dedikodu gibi olmasın ama müze yönetimi de çok cevval çıkmış. Bakmışlar ki Edison'ın kendine rol model yapmış Elon, Tesla'nın ekmeğini güzel güzel yiyor, birkaç defa daha koparmışlar bunu.

Ya avizelerimiz mavizelerimiz hep eksiktir deyip, Edison'ın yüzyıl önce üstüne yattığı parayı faiziyle geri almışlar. Elon için deve de kulak tapı. Tesla'nın her harfine milyon dökse ne yazar? Adam zaten kelimelerle harflerle oynamayı seviyor. Oğluna koyduğu X, H, A, Tire, 12 bilmem ne isminden belli değil mi efendim? Mesela Tesla'nın model isimleriyle oynadığı bir kelime oyunu daha vardır.

Ama orada biraz cimriliği tutmuştur açıkçası. Takip edenler bilir. Roadster'dan sonra Model S'i çıkardılar. Model X, Model Y'de var. Bir de Model 3. Diğerleri harfken Model 3'de rakam kullanılmasının sebebi ise şu. Aslında Model E ismiyle piyasaya sürülecekmiş o araç.

Fakat Model E isminin hakları Ford'un elindeymiş. Mr. Musk da hiç uğraşmadan büyük E harfinin 3 çizgisinin verdiği ilhamla Model 3'e çevirmiş aracın adını. Hatta bazı tanıtımlarda 3 rakamını ters yazdırmış ki iyice E harfini anımsatsın.

Çünkü çağımıza yön veren bu zat-ı muhteremin aklındaki şaka şu. Model S'in S'si, model E'nin E'si, model X'in X'si, model Y'nin Y'si, S, E, X'i'ye etti mi size seksi? Ayy, Elon Musk'ın bu espiritüelliği şaka mı? İnsanoğlunu Mars'a götürüp susuz getirecek adamın uğraştığı işlere bakınız. Oysa ki rol modeli Edison dikkat çekmek için çok daha farklı taktikler deniyormuş. Tesla'nın alternatif akımını kötülemek için milletin ortasında bir fili, evet evet, canlı kanlı bir fili elektrik akımı vererek öldürmüş. Sosyopat mı dersiniz? Dersiniz.

Ama şunu da unutmayalım lütfen, o zamanlar hemen herkes sosyopat. Ve bu Edison denen The Sosyopat, 20. yüzyılın yaşamını şekillendiren sosyopat. Evet, tarihi kişiler yazıyor. Peki ama kitlelerin hiç mi suçu yok? Makineler tepemize bombalar yağdırırken makinalaşmak istiyorum diyen bizler değil miydik?

Hadi gelin, Edison ve Testa'nın hikayesini yazarken kullandığımız şu good guy vs bad guy çocuksuluğunu nesiller üzerinde de işletelim. Ne de olsa artık düne bugünün anlayışıyla bakıp ahkam kesecek cüret var hepimizde. Dün makinalaşmak istiyormuşuz, e hasbelkader becermişiz. Bugün makineler bize benzesin istiyoruz, e o da oldu gibi.

Demek ki biz istersek oluyor. Yeter ki şarzımız ve arzumuz olsun. Bizi arzularımıza, isteklerimize ulaştıracak Tesla gibi verimli hayalcileri, Edison gibi iş bitirici liderleri her zaman buluyoruz. Sonra da bedelini ödüyoruz. E yola çıkmışken yolun hakkını veriyoruz.

Ama şunu da konuşalım efendim. Yarın bir gün bu yolun bizi götürdüğü yerden memnun kalmazsak Elon Musk'ı bulup bu ne lan Elon deme şansımız yok. Böyle bir şansımız olsa bile adam dönüp konuşmadan sen daha şarj diyemiyorsun derse ne cevap veririz? Vallahi bilemiyorum. Zaten biliyorsunuz ben anca bildiğimi zannettiklerimi anlatıyorum, bilmediklerimi de çalkalıyorum. Sürçülisan ettiysem de af diliyorum bu kaydı da teknolojiye adadığım şu mini minnacık manimle bitiriyorum. Çağımızın tarzı budur.

etkileşimle şarjı bitir, yapay zeka hırslanırsa, ilan bizi Mars'a götür. Yerde gökte uzayda görüşmek ve duyuşmak dileğiyle hoşçakalınız efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)