Podcast

"Asosyallik" Manifestosu

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Eğer içe dönük biriyseniz, size de “asosyal, utangaç ya da çok içine kapanık” gibi yakıştırmalar yapılıyordur sık sık. Aslında bu tespitler pek de isabetli değil. Dolayısıyla siz de sırf bunları duymamak için toplum içinde “mış gibi” davranmak zorunda kalıyorsunuzdur. Hatta sıklıkla bir an önce evinize koşup kendinizle baş başa kalmak istediğiniz de oluyordur. Merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde içe dönük olmak üzerine tartışıyor, bu karakter özelliğinin diğerlerinden nasıl ayrıştığını konuşuyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.857 kelime · ~9 dk okuma

Gece. Tuhaf gelecek belki ama, şehrin gürültüsünü en açık şekilde duyduğumuz zamanlar gece saatleridir aslında. Gökyüzündeki yıldızlar bile sokak lambalarının titrek aydınlığı ve uzaktan gelen siren seslerinin arasında kaybolur sanki. İşte o gecelerden birisi yine. Bir pencereden, sokağın loş atmosferini bozan ince bir ışık süzülüyor.

İçeride bir adam. Eski bir deri koltukta oturuyor. Koltuğun yanındaki küçük masa lambası... ...kitap sayfalarına hafif sarı bir ışık düşürüyor. Adam kitap okurken derin düşüncelere dalmış sanki. Dışarıdaki şehir gürültüsüne rağmen... ...odanın içi devasa bir sessizlikle kaplı. Kusursuz bir sessizlik. Tam bir huzur hali.

Adam bir anda gözlerini kitaptan kaldırıyor ve iç çekiyor. Ardından kalkıp odada dolaşmaya başlıyor. Duvarlar kendi yaptığı çizimlerle dolu. Masa üzerinde yarım kalmış projeler, not defterleri ve eskizler var. Onları karıştırıyor önce. Sonra pencerenin önüne geçip bir süre dışarıyı izliyor. Şehrin karmaşası bu küçücük odada bir nebze olsun anlamını yitiriyor.

Transkriptin tamamını oku

Derken odadaki sessizliği bir kapı zili bozuyor. Adam hafif bir gülümsemeyle kapıya yöneliyor. Ve kapıyı açıyor. Gelen kişi eski bir arkadaşı. İçeri davet ediyor onu. Ve iki dost derin bir sohbetin içine dalıyorlar. Kahkahalar, anılar, fikirler odada yankılanıyor. Saatler geçiyor geçmesine ama zaman duruyor sanki onlar için.

Bir noktada adam arkadaşına biliyor musun diyor. İnsanların çoğu beni yanlış anlıyor. Sessiz olduğum için asosyal ya da utangaç olduğumu falan düşünüyorlar. Ama aslında yalnızlığı tercih ediyorum. Yalnızken en yaratıcı, en huzurlu olduğum zamanları geçiriyorum. Bunu anlamak kimileri için epey zor olabiliyor.

Arkadaşı anladığını belirten bir gülümsemeyle başını sallayıp onaylıyor adamı. Ve ekliyor, seni özel kılan da bu aslında. O da tekrar sessizliğe bürünüyor. Fakat bu sefer sessizlik dostluğun ve anlayışın sıcaklığıyla doluyor. Peki kim bu insanlar? Siz misiniz? Siz ve en yakın arkadaşınız mı?

Öyleyse tıpkı hikayemizdeki adamın da başına geldiği gibi sık sık asosyal, utangaç ya da çok içine kapanık gibi yakıştırmalar yapılmıştır size de. Eğer siz de böyleyseniz, sırf bunları duymamak için toplum içinde mış gibi davranmak zorunda kalıyorsunuzdur. Hatta sıklıkla bir an önce evinize koşup kendinizle baş başa kalmak istediğiniz de oluyordur diye düşünüyorum. Eh, siz de bendensiniz o halde. Hoş geldiniz. Gelin sarılalım.

Sarılmak mı? Şaka şaka. Sarılmak yok. Mesafeyi koruyalım lütfen. Neyse. İsterseniz gelin kendimizi millete bir anlatalım. Ama önce birkaç şeyi açıklığa kavuşturmak istiyorum. Bölüm başlığında asosyal kelimesini geçirdik. Çünkü toplumda bu ifade çok fazla kullanılıyor.

Fakat bu pek de doğru bir tabir değil. Yalnızlığı tercih eden ya da içe dönük insan demek daha uygundur böyle kişiler için. Bir de antisosyal vardır ki bu da sık sık yanlış kullanılır. Antisosyallik özünde bir kişilik bozukluğudur.

Bu tip insanlarda başkalarının hakkını hiçe sayman, saldırganlık, yalan söyleme, dürtüsellik ve gelecek için tasarı yapamamı gibi ciddi sorunlar görülür. Elbette popüler kültürün etkisiyle bu ifade de farklı anlamlar kazandı. Ama biz özüne sadık kalalım en iyisi. Burada içe dönüklükten bahsedeceğiz. Dışa dönüklüğün tam tersinden. Genel kanının aksine içe dönük insanlar asosyal falan değildir aslında.

Aksine insanlarla birlikte olmaktan, onlarla zaman geçirmekten, sohbet etmekten falan oldukça hoşlanan, hatta bu tip sosyal ortamlarda genellikle hiç sorun yaşamayan insanlardır. Ancak bu insanlar yalnız olmayı pek de sorun etmezler. Bilakis yalnızlığı tercih ederler. En yaratıcı, en huzurlu ve en mutlu oldukları anlar, yalnız kaldıkları zamanlardır.

Saatlerce, hatta bazen günlerce evde tek başlarına kalsalar bir gram canları sıkılmaz. En çok tanınan içe dönüklerden Audrey Hepburn şöyle demiştir mesela. Cumartesi akşamından pazartesi sabahına kadar yalnız kalsam son derece mutlu olurdum. Peki bu çıkarımların bilimsel dayanağı ne? Bunun için gelin içe dönük olma konusunu araştırmalarla destekleyelim. Öncelikle psikolojide Big Five diye bir tabir vardır. Buna göre insanlar kişilik özelliklerine göre beşe ayrılır. İlki açık olan insanlar. Sanatı takdir eden, sıra dışı fikirlere sahip, macera perest, hayal kuran ve çok meraklı olan kişilerdir bunlar.

Bir diğeri sorumluluk bilinci yüksek olanlar. Bu kişiler öz disiplin sahibi, azimli ve planlı hareket edebiliyorlar. Daha sonra dışa dönükler geliyor. Yüksek enerjili, ilimser ve başkalarının ortaklığını ya da teşfiğini arama eğiliminde olma gibi özelliklere sahipler. Dördüncüsü uyumlular. Şüphe duymayan, zıtlaşmayan, her daim merhametli ve yardıma hazır kişiler oluşturuyor bu grubu.

Ve son olarak duygusal denge özelliği ile ayrılanlar. Bu tür insanlar da öfke, kaygı veya alınganlık gibi tatsız duyguları kolayca yaşama eğilimindedirler. Ki bu özelliklerini duygusal dengesizlik olarak da adlandırır bazıları. Peki biz? Biz bu denklemin neresindeyiz? Neredeyiz biliyor musunuz? Bu sınıflandırmaya göre içe dönük insanlar, dışa dönüklüğü düşük olan kişiler olarak tanımlanıyor. Yani dışa dönük olamamış zavallı bireyler.

Yani genel kanı bu şekilde. İçe dönüklük bir eksiklik gibi algılanıyor. Fakat öyle değil. Bunun nedenlerine geleceğim. Ancak öncesinde ufak bir ara verelim bence. Zira kendi etrafımızdaki içi dönük insanlara olan yaklaşımımızı hızlıca bir gözden geçirmek iyi olacaktır. Evet, içe dönüklüğün bir eksiklik olmadığını söylemiştim size değil mi? Gelin neden böyle söylediğimi açıklayayım.

Öncelikle modern dünya dışa dönüklere göre dizayn edilmiş durumda. Bunu bir kabul etmemiz gerekiyor. Nereye giderseniz gidin. İş yerinde, okulda, sokakta, her yerde ama her yerde bir takım ruhu, grup çalışması, ekip olma durumu hakim. Toplu halde yapılan sosyal etkinliklerden tutun, ekiple çalışılması zorunlu olan ortamlara kadar.

Kendim çalışsam derseniz vay halinize. Üzerinize garip bakışlar yönelir bir anda. Sınıfın köşesinde sessiz sessiz oturan, kendi dünyasında aslında çok da mutlu olan o arkadaşa tuhaf bir tutum sergilenir mesela. Genellikle de gruba dahil olmayanlar da bir anormallik olduğu düşünülür.

Düşünülmekle kalmaz müdahale de edilir. Öğretmenler velileri hemen okula çağırıp şöyle bir şikayette bulunur mesela. Oğlunuz çok akıllı. Tüm derslerden çok iyi notlar alıyor. Ama... Grup çalışmalarına katılmıyor. İş dünyasında da böyledir bu hatta. Ahmet arkadaşımız sayesinde şirketimiz milyonlarca lira zarardan kurtuldu. Müthiş bir iş çıkarıyor. Ama... Liderlik vasfı yok.

Keşke tüm yeteneklerini bize gösterse falan derler sık sık. Amalarla yaşayan, bunları duyarak kendinde bir eksiklik olduğunu kabul eden bir insan topluluğu var dışarıda. Ve sayıları hiç de az değil maalesef. Konu bu olunca zeka ile dışa dönüklük arasında bir ilişki olduğu yanılgısı da ortaya çıkıyor. Aslına bakarsanız ne bu ne de tersi söz konusu bile değil. İçe dönükler dışa dönüklerden daha zekidir de denmiyor yani. İki insan tipinin de belirleyici özelliği zeka değil özetle.

Sadece yeteneklerini farklı şekillerde ifade ediyor içe dönük insanlar. Fakat bir konuda içe dönüklerin ekstra bir avantajından bahsedebiliriz. Bu tip insanlar her durumda bilgiyi çok daha iyi özümseyebiliyor. Sessiz ortamlarda daha iyi analiz edebiliyor. Dışarıdan alkış beklemedikleri için çok daha mantıklı çözümler ve kararlara ulaşabiliyorlar.

O yüzden liderlik vasfı yüksek olduğu düşünülen birçok insandan daha iyi liderlik edebilmeleri de epey olası bir türlü. Yani aslında içe dönük insanların duygusal uyarıcılara ihtiyacı yok diyebiliriz. Yine modern dünyada mutluluk arayışı olarak yüceltilen gerçeklerle de hiç işi yoktur bu insanların. Çatafatlı hayatlar, şöhret, herkes tarafından sevilmek pek de haz ettikleri şeyler değildir. Tam aksine boş mutluluk arayışı biraz da rahatsız eder onları.

İçe dönük insan için mutluluktan daha önemli bir gerçek vardır hayatta. O da anlam arayışı. Ama dedim ya, modern dünyaya maruz kalan bu insanlar kendilerini dışlanmış ve yetersiz olarak hisseder. Eh bu da bir özgüven problemi yaşamalarına yol açar genelde. Daha ışıltılı görünmedikleri için zaman zaman kendilerini suçlarlar hatta. Toplumun uyumsuzları olurlar biraz da.

Bir de içe dönüklü utangaçlıkla karıştıranlar var. Dışarıdan çok benzer görünseler de bu iki özelliğin karıştırılmaması gerekir aslında. Bunu da şöyle izah edeyim. Indiana Üniversitesi Utangaçlık Araştırmaları Enstitüsü'nden Bernardo Carducci utangaç tanımını şöyle yapıyor. Utangaç insan sosyalleşmek ister. Hem de çok ister. Ama bunu yapamaz ve sonunda kendini kötü hisseder.

İçe dönük insansa yalnızlığı tercih eder. Bir arkadaş toplantısında utangaç insanı da içe dönük insanı da tek başına otururken görebilirsiniz. Utangaç olan bundan rahatsızlık duyarken içe dönük insan bunu tercih etmiştir. Aynı zamanda içe dönük kişilerin insanlardan saklanmak gibi bir amacı da yoktur.

Öyle ki çoğu toplum içinde çok da rahattır. Carducci'nin bu çıkarımlarını şöyle destekleyebiliriz. Mesela bir insanın gerçekten de içe dönük olup olmadığını anlamak için toplum içinde dinleyen pozisyondaki insanlara bakabilirsiniz. Genellikle tek bir kişiyle derin tartışmalara dalar bu tip insanlar. Konuşmadan önce düşünmeyi, sakin bir tartışma yürütmeyi tercih ederler. Bir grup önünde konuşmak imkansız olmasa da zor gelir içe dönüklere. Çekindiklerinden değil, bilakis anlamsız gelir bu onlara. Zira bu tür konuşmalarda bir bilgi ya da fikir alışverişi yoktur. Burada yalnızlık meselesine de değinmek gerekiyor.

Dışa dönük veya içe dönük olsun, hepimizin bir miktar yalnızlığa ihtiyacı var. Bunun negatif bir şey olduğu algısının da biraz yıkılması gerekiyor sanki. Her insan yalnız kalmak isteyebilir ve buna da saygı göstermemiz gerekir. Kaldı ki birçok önemli buluş, resim, müzik eseri ya da birçok önemli felsefi düşünce yalnızlıktan doğmuştur.

Bunu da başka bir alandan örnekle açıklayayım size. Apple şirketinin kurucu ortaklarından Steve Wozniak da tam bir içe dönük mesela. Evet, Steve Jobs gibi spot ışıklarının altında değildi. Veya adına filmler çekilmedi. Fakat Apple markasının ortaya çıkışında Steve Jobs'tan çok daha fazla katkısı olmuştur belki de Wozniak'ın.

Dışa dönüklerin dünyası dediğimde de bunu kastediyorum aslında. Aynı işi yapan iki kişiyi değerlendirdiğinizde, yaptığı işi yüksek sesle anlatan, sahneyi seven insanları alkışlıyoruz haliyle. Bir bakıma bunu teşvik ediyoruz. Hareket halinde görülen insanları, düşünen insanlara tercih ediyoruz. Kimin hangi işi ne kadar iyi yaptığına değil, sesinin ne kadar çok çıktığına bakıyoruz. İşte bu da baştan beri bahsettiğim döngüye yol açıyor.

İçe dönüklerin hep kendine sorduğu soruya, neden uğraşıyorum ki? Bu soru o kadar önemli bir soru ki. Dahası çok da ciddi bir sorunu işaret ediyor bize. Hep bahsettiğimiz liyakat sorununun temelinde de bu yazıyor. Hiçbir iş aslında hak edene verilmiyor bu anlayışta. Aksine en gösterişli olan, en çok konuşan kapıyor o işi. Yani en iyi mış gibi yapan. İşin asıl ehli ise çoğunlukla arka planda kalıyor.

Meseleyi bu bağlamda değerlendirdiğimizde küresel bir kültürel değişimden bahsedebiliriz. Geçmişle bugün karşılaştırılırken hep insanlar eskiden daha dürüsttü, daha anlayışlıydı, daha mutlu ve huzurluydu deriz yani. Bunun nedeni çok açık aslında. Çünkü 20. yüzyılda sosyal medya çılgınlığından önce toplum için karakter bir referanstı.

İnsanların asıl kişiliği de önemli olan maskeleri değil. Ve 21. yüzyılla bu anlayışta keskin bir geçişe tanık olduk. Bu dönem gürültünün, patırtının, ışıltının, bağırmanın popüler olduğu, herkesin o tarafa kafasını çevirdiği bir dönem. Bunun ciddiyetini yakın zamanda yapılan bir araştırmayla pekiştirebilirim. Araştırmaya göre batı dünyasında çocukların büyük çoğunluğu YouTuber ya da influencer olmak istediğini söylemiş.

Doktor, mühendis, ressam, müzisyen değil. Dünyayı değiştirme gibi bir hayalleri zaten yok. İnsanlığa faydalı olmak. En basitinden. Uzaya çıkmak isteyen dahi yok. Tüm çocukların hayali artık YouTuber ya da influencer olmak. Ve buna içe dönük çocuklar da dahil.

En tehlikelisi de bu zaten. Aslında yalnızlıktan, okumaktan, düşünmekten hoşlanan, kendini bunlarla ifade eden çocuklar tüm bu özelliklerini bastırıp hiç olmadıkları bir karaktere bürünmek istiyorlar. Özünde hiç de kendilerine uygun olmayan bir kişiliği sahiplenmeye çalışıyorlar. Çünkü bağırmazsanız, sahneye çıkmazsanız, tam bir takım oyuncusu olmazsanız, herkes tarafından sevilen biri değilseniz ve alkışlanmıyorsanız, maalesef modern dünyanın eksik vatandaşlarından biri olarak sayılacaksınız. İşte o sessiz, sakin çocukların, iyileştirilmesi gereken anormal çocuklar olmadığını anladığımızda bir sürü sorunu da çözebileceğiz. Hepimiz için aynı şey söz konusu.

Zannedildiği gibi iyi bir konuşmacı olmakla zeki biri olmak arasında bir korelasyon yok. İçe dönüklük iyileştirilmesi gereken bir sendrom değil. Boş vakitlerinizi yalnız geçirmek isteyebilirsiniz. Bu son derece normal. Zamanınızı toplumun sizden beklediği şekilde geçirmenize gerek yok. Hatta bakın iş rahat alacak bir şey daha söyleyeyim size. Hiçbir şey tesadüf değilin daimi konuğu bir dostumuz da bir içe dönük aslında.

Einstein'dan bahsediyorum tabii ki. En tanınan içe dönüklerden biri olan Einstein da şunları söylemiş bu konuda. Kısacası ister içe dönük olun ister dışa dönün. Sizi siz yapan bu özelliklerinizi kucaklayıp kendiniz olmaktan mutluluk duyduğunuzda bir kapıyı açmış olacaksınız. Ve bu kapının ardında büyük mucizeler yaratabileceğiniz bir dünya karşılayacak sizi.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)