
2.097 kelime · ~10 dk okuma
Fırına kömür at. Bıktım bu işten. Ne varmış içimizde? Sen yine bir işin olduğuna şükret. Görmüyor musun? Millet açlıktan ölüyor. Orası da öyle de... Ne bileyim? Ayın üç haftası evden uzak. Çocukların yüzünü unuttum valla. Bir de şu kömürü sulayıp durmak. Çekilecek şey değil. Sen önce şu sigara içmeyi bırak. Orası ayrı.
Ben Sezgi Aksu. Burası karanlık dosyalar. Bugün sizlerle tarihte biraz gerilere, 1931 yılının Macaristanı'na gideceğiz. Ne dersiniz? Via Torbeck via düğüne doğru bir tren yolculuğuna çıkmaya hazır mısınız?
12 Eylül 1931, Bükreş'ten kalkan Viyana Ekspresi Budapest'e doğru ilerliyordu. Büyük buhranın üzerinden üç yıl geçmiş olsa da tüm dünya hala Amerika'da doğan bu ekonomik krizin baskısı altında eziliyordu. Gidecekleri şehirde yeni bir iş bulma ümidi taşıyan 200 yolcusuyla beraber... ...Viyana Ekspresi ise Budapest'e yaklaşmaktaydı. Saat gece yarısını geçmiş, hava iyiden iyiye soğumuştu. Gecenin karanlığını yara yara ilerleyen ekspres... ...Viatürbek Viyadüğü'ne giriyordu. Ortalık sessizdi. Gecenin sessizliğini bir patlama sesi böldü.
Acı bir fren sesi çığlıklara eşlik etti. Viyana Ekspresi raydan çıkmış, 200 yolcusuyla beraber 26 metrelik Viator Bekriye düğünden aşağıya düşüyordu. Çığlıklar yerini acı dolu inlemelere bıraktı. Onlarca insan tren düşer düşmez ölmüştü.
Kalan yaralılarsa kendi imkanlarınca tren enkazının içinden çıkmaya çalışıyordu. Enkazın arasına sıkışmış insanlar, etrafa saçılmış uzuvlar, kutsal kitaplarda geçen cehennem tasvirlerini andırıyordu. Zaman geçiyor, her geçen dakikanın önemi daha da artıyordu. Etrafta yardım edebilecek durumda kimse yoktu. Onlarca yaralının içerisinde bir kişi dikkat çekiyordu.
Otuzlu yaşlarının sonlarındaki bu adam... ...kendi imkanlarıyla enkazın içerisinden çıkıp... ...bulabildiği bir çaputla yaralarını sarmayı başarabilmişti. Yüzündeki yaralara ve gömleğindeki kan lekelerine bakılırsa... ...onun da durumunun pek iç açıcı olduğu söylenemezdi. Fakat şoktan mıdır bilinmez... ...tren parçalarının arasında çok atik bir şekilde bir oraya bir buraya koşturuyor... ...acı içerisinde kıvranan kaza zedelere elinden geldiğince yardım ediyordu.
Fakat zaman geçiyordu ve gittikçe yorulmuştu. Kaza alanına yakın bir yerde oturdu. Yorgunluğa daha fazla dayanamadı. Yavaşça gözleri kapandı ve oracıkta sızdı. Gecenin karanlığı yavaş yavaş dağılıp gün sökerken uzaklardan bir ses duyuldu.
İlk ekipler olay yerine ancak 7 saat sonra ulaşabilmişti. Can kurtaranlar, jandarmalar, polisler, hemşireler, çevre şehirlerde bulunan kazazedelere yardım edebilecek kim varsa toplanmıştı. Adeta bir seferberlik vardı. Doktorlar, parçalanmış insan bedenleri arasında yardım edebilecekleri, bu trajediden sağ çıkan herkesin yardımına koşuyordu.
Bir hemşirenin gözüne ilerideki ağacın dibinde yatan bir adam ilişti. Kazanın etkisiyle oraya kadar sürüklenmesi imkansızdı. Böylesi bir kazada nasıl bu kadar uzak bir mesafe kat etmiş olabilirdi ki? Sağ olup olmadığını kontrol etmek için hemen yanına koştu. Nabzını kontrol etti. Atıyordu. Beyefendi! Beyefendi beni duyabiliyor musunuz? Beyefendi!
Ne oluyor ya, siz kimsiniz? Tamam, sakin olun. Size yardım etmek için geldim. Şimdi size bazı sorular soracağım. Öncelikle adınız nedir? Matüşka... Matüşka Silvester.
Matuşka Silvester, 1892 yılında sırf bir ailede dünyaya gelmişti. Babası bir terlik imalatçısı olan Matuşka, küçük bir kasabada mütevazi şartlarda büyümüştü. Ancak henüz 10 yaşındayken babası evi terk etti. Çocuk yaşta ailesinin yükünü sırtlanmak zorunda kalmıştı küçük Matuşka.
Bir yandan okulunu okuyor, diğer yandan da annesine ihmalathanede yardım ediyordu. İlkokul çağında bile kendince geliştirdiği bir sürü icadı olan Matuşka, sivri zekâsıyla yaşıtlarından kolayca ayırt edilebiliyordu. Fakat annesi tutucu bir katolikti. Oğlunun bir rahip olmasını istiyordu.
Ancak bu hayat Matuska'ya cazip gelmiyordu. O, araştırmalar yapmak, öğrendiklerini başkalarına aktarmak istiyordu. Annesiyle ettiği onca kavgadan sonra Matuska, öğretmenlik okumak için daha büyük bir ülkeye, Macaristan'a gitmeye karar verdi. Bu yıllarda annesi, senelerdir atölyelerinde çalışan bir adamla evlenmişti.
Bu evlilik, Matuşka'nın annesiyle kopma noktasına gelen ilişkisinin köküne adeta dinamit yerleştirdi. Artık maddi olarak destek alabileceği hiçbir yer kalmamıştı. Yeni bir yol bulması gerekiyordu. Matuşka, azla yetinebilecek biri değildi.
1900'lerin başı her gün yeni icatların, ürünlerin çıktığı bir dönemdi. Matuşka bunu fırsata çevirebilecek kadar zekiydi. Elinde satabileceği bir sürü fikri vardı. Öyle de yaptı. Ailesinden bir fayda göremeyen genç, elindeki onlarca icadım patentini birer birer satmaya başladı. Okulunu bitirip hayallerindeki mesleğe ulaşana kadar buna devam etti.
Annesine muhtaç değildi artık. Hatta genç bir öğrenciye göre iyi para kazandığı bile söylenebilirdi. Eline geçen parayla çeşitli yatırımlar yapmaya başlamış, ilk evini dahi almıştı. 20 yaşına geldiğinde hayallerine ulaşmayı başardı. Gencecik bir öğretmendi artık.
Budapest'e yakın bir kasabada görevine başladı. Ama öğretmenlikte Matuşka'nın heyecanlı yapısına uymayan bir şeyler vardı. Fazla sabit ve rutin bir hayat yaşıyordu. Dünya ise tam o yıllarda bu huzur ve güvenden epey uzak bir yere dönüşmeye başlamıştı. Birinci dünya savaşı patlamak üzereydi. Siyasi gerilimler halkın her kesimini etkiliyor, savaş davullarının sesi kolaylıkla duyulabiliyordu.
Bu kriz ortamı Matuşka için yeni bir heyecan demekti. 1913'te savaştan bir yıl önce seferberlik emriyle orduya katıldı. Macar Kraliyet Savunma Kuvvetleri'nin bir üyesiydi artık. Zekası ve çalışkanlığıyla burada da kendini hemen belli etti. Askerlik, yıllarca uğraştığı öğretmenlikten daha büyük bir tatmin sağlıyordu Matuşka'ya. Sonunda büyük savaş patlak verdi. Etrafındaki kandan, vahşetten diğer askerler kadar olumsuz etkilenmiyordu. Aksine işini gün geçtikçe daha büyük bir tutkuyla yapıyordu. Gösterdiği üstün hizmetler karşılığında madalyalar, nişanlar alıyor, rütbeleri bir bir atlıyordu. Savaş bittiğinde üst temenliğe kadar yükselmişti.
Bir savaş kahramanı olarak seneler sonra öğretmen olduğu kasabaya döndü. Herkesin derin bir yoksulluk çektiği savaş sonrası dönemde Matuşka hatrı sayılır bir para dahi biriktirmişti. Öğretmenlik maaşlarının çok da yüksek olmadığı bu dönemde Matuşka'nın ekonomik durumu çevresini işkillendirmeye başlamıştı. Yasa dışı işler yaptığından şüpheleniliyordu. Herkesin yoksul olduğu bir dönemde Matuşka'nın bir sürü gayrimenkulü vardı.
Bu kadar para kazanmayı nasıl başarabilmişti? Hakkında yazılan çeşitli şikayet mektuplarının ardından, severek başladığı öğretmenlik kariyerini sonlandırmak zorunda kaldı. Fakat Matuşka için bu bir fırsattı. Tuz, şeker, kibrit, boya gibi malzemeler getirerek çevre kasabalara satmaya başladı. Ülkenin farklı yerlerine trenle mallarını taşıyor, kazandığı parayla başka bir mal alıp bir sonraki durağına gidiyordu.
Hatta bu yolculukları esnasında iki kez daha tren kazası geçirmişti. Yani Via Torbec via düğündeki kaza onun ilk kazası değildi. İşleri epey yolunda gidiyordu. Ticaretten para kazanıyor, bu parayı da gayrimenkulde değerlendiriyordu. Her geçen yıl servetine servet katıyordu.
Kazandığı paralarla sadece Macaristan'da değil, Avusturya'da da mülkler almıştı. Artık Viyana'da yaşayan varlıklı bir tüccardı. Fakat işler hep böyle iyi gitmeyecekti. Yeni bir kriz kapıdaydı.
1928'de Amerika'da çıkan büyük buhran Matuşka'yı da derinden etkilemişti. Tüm servetini neredeyse kaybetme noktasına gelen Matuşka alternatif yöntemler aramaya koyuldu. Bu süreçte evinde çıkan beklenmedik bir yangın onun için dönüm noktası olmuştu. Yangından sonra sigortadan para alabildiğini fark eden Matuska, artık para kazanmak için farklı yollara başvuracaktı. Kendisiyle ilgili yazılan şikayet mektuplarını haklı çıkarıyordu. Bu, onun için artık yeni bir kazanç kapısı haline gelmişti. Macaristan'ın farklı yerlerindeki evlerinde çıkan şüpheli yangınlarla sigortadan para alıyor, bu parayla da batmak üzere olan işlerini çeviriyordu.
Fakat bu para da Matuşka'ya yetmeyecekti. Artık yakabileceği bir evi kalmayan Matuşka gözünü tren raylarına çevirmişti. Eğer bir tren kazası geçirir ve bu kazadan sağ kurtulabilirse açacağı tazminat davasından kazanacağı miktar tüm evlerinden aldığından daha fazla olacaktı. Geçirdiği iki tren kazasının da davasını kazandı.
Hatta, Biatörbek Viyadüğü'nde gerçekleşen kazadan sonra da yüklü bir tazminat davası açtı. Alacağı bu tazminat, Matuşka'yı tamamen kurtaracaktı. Fakat unuttuğu bir şey vardı. Hiç hesaba katmadığı bir şey. Matuşka'nın ismi, kaza yapan Viyana Ekspresi'nin yolcu listesinde yoktu. Olay yerine giden ekipler, yaralı bir biçimde onu orada bulmuştu.
Bu yönde ifade veriyorlardı. Fakat trenden sağ kurtulan hiçbir yolcu, Matuşka'nın trende olduğunu doğrulayamıyordu. Peki, kimdi bu Matuşka Silvester? Olay yerinde ne işi vardı? Şimdi kısa bir ara verelim. Ardından davamıza geri döneceğiz. Beni niye sorguya aldınız? Daha yaralarım bile iyileşmedi.
Sakin olun Bay Matuşka. Size birkaç sorum olacak. Sonra gideceksiniz. Ne soracaksınız? Olay günü neden diğer yolcular gibi ölmediğim mi? Kendi yaralarımı içe sayıp onlara yardım ettiğim mi? Hadsizler. Sizi de dava edeceğim.
Olay günü isminizi hiçbir yolcu listesinde bulamadık. Siz bindiğiniz her trene isminizi mi veriyorsunuz? Uluslararası yolculuklarda bu zorunludur biliyorsunuz. Ayrıca yolculardan hiçbiri sizi trende görmediklerini söylüyor. Nankörler! Kim onların yaralarını sarmış ha? Ben olmasam kaç tanesi daha ölecekti? Bay Matuşka! Olaydan birkaç gün önce Budapest'teki bir kimya laboratuvarından yüklü miktarda ekresit almışsınız.
Ekrazit patlayıcı yapımında kullanılan bir maddeydi. Matuşka önce bu iddiayı reddetti. Daha sonra köşeye sıkışınca bu maddeyi bazı bilimsel araştırmalarında kullanmak için temin ettiğini söyledi. Sonuçta Matuşka bir mucitti. Fakat polisin elinde başka bir kanıt daha vardı. Olay yerinde üzerinde taş olan bir kağıt bulunmuştu.
Yani o kağıdı oraya kim koyduysa rüzgarda uçup gitmesini istemiyordu. Kağıdın üzerinde şunlar yazıyordu. İşçiler, sizin hiçbir hakkınız yok. Sizin öfkenizi kapitalistlere karşı kullanacağız. Bizi her ay duyacaksınız. Çünkü yoldaşlarımız her yerde. 28 buhranı sonrasında halk gittikçe yoksullaşmış, komünizme olan sempati artmıştı. Fakat hiçbir komünist örgüt o zamana kadar böylesi büyük bir sabotaj gerçekleştirmemişti. Olay yerinde bulunan bu notu sonraları Macar hükümeti komünistlere olan baskıyı artırmak için bir koz olarak kullanacaktı. Matuska zeki bir adamdı.
Yaptığı bu eylemi zaten devletin gözünün üstünde olduğu komünistlere yıkma niyetindeydi. Matuşka'nın laboratuvarında bulunan defterler incelendi. Bu yazı kesinlikle Matuşka Silvestre'ye aitti. Birçok komünist örgüte operasyon gerçekleştirildi. Fakat yapılan soruşturmalarda hiçbir parti üyesi Matuşka Silvestre'yi tanıyamamıştı. Matuşka, sorgulamalar esnasında emirleri Leo isimli birinden aldığını itiraf etti.
Hatta öncesinde de biri Almanya, diğeri de Avusturya olmak üzere iki tren patlamasının daha sabotajcısı olduğunu kabul etti. Ama yapılan soruşturmalar sonrasında Leo isimli birinin varlığına rastlanamadı. Evet, Leo isimli birini bulamadık. Diğer iki patlamanın da herhangi bir komünist örgütle alakası yok. Size işinizi ben mi öğreteyim memur bey? Bu eylemleri niye yaptın? Ne gülüyorsun lan? Cevap versene! Söyledim ya.
Yoksul hakların refahı için. Bizi çarklar arasında ezen kapitalist sisteme bir gözdağı vermek adına ben de yoldaştım. Kes lan mama lokumayı! Bir sürü gayrimenkulün var. Sana mı düştü yoksulların hakkını savunmak? Söyle, niye yaptın? Hiç. Bilmem. Belki de makine parçalarının arasında sıkışmış insan cesetlerini izlemek hoşuma gidiyordu.
Korkunç gerçek ortaya çıkmıştı. Matuşka Silvester bir simpara filiydi. Yani kazalara karşı cinsel bir arzu duyuyordu. Savaş esnasında kanlı muharebelere girmiş, birçok vahşete tanık olmuştu. Bu yanını da 1. Dünya Savaşı sırasında cephedeyken keşfetmişti. Bir treni yoldan çıkaracak güçte patlayıcı yapmak onun için çocuk oyuncağıydı. Hedefini belirliyor, düzeneyini kuruyor ve trenin gelmesini bekliyordu. Patlamadan sonra olay yerine gidip ölü bedenlere bakarak kendini tatmin ediyordu. Daha sonrasında da yakalanmamak için bedeninde yaralar açıp kazazede rol yapıyor, hatta diğer yaralılara yardım dahi ediyordu.
Kimse de ondan şüphelenmiyordu. Dahası bundan maddi bir kazanç bile elde ediyor, sigorta şirketlerinden aldığı paralarla servetine servet katıyordu. Öncesinde yaptığı sabotajları da bu yüzden yapmıştı. Matuşka, tutuklanmasının ardından yarım yıldan fazla bir süre hapiste kaldı.
Tren Budapest'ten kalkıp Viyana'ya gittiği için olay iki ülkeyi de ilgilendiriyordu. Ayrıca Matuska, Avusturya'da yaşayan bir Macar'dı. İlk duruşması yakalandığı Viyana'da yapıldı. Aynı günlerde vatandaşı olduğu Macaristan'da da gıyabına bir duruşma yapıldı. Macaristan mahkemeleri Matuska'nın idamına hükmederken, Avusturya tarafındaysa akli dengesinin yerinde olmadığına, bir rehabilitasyon merkezinde tutulması gerektiğine karar verildi. Matuska tam 6 yıl rehabilitasyon merkezinde kaldı. Hastanedeki uzmanların yorumlarına göre hareketleri akli dengesi yerinde olmayan birine göre fazla bilinçliydi.
Bir yandan da Macaristan hükümeti Matuşka Silvester'in kendilerine iade edilmesi için bastırıyordu. Avusturya ise bunu kesin bir dille reddediyordu. Aylar süren diplomatik yazışmaların ardından Avusturya, Macaristan'daki idam kararının müebbet hapse çevrilmesi koşuluyla Matuşka'nın iadesini gerçekleştirdi. Fakat bu, Silvester için bir son olmayacaktı.
Dünya tekrar bir krizin eşiğindeydi. Yıllar 1938'i gösterdiğinde savaş davulları tekrar çalmaya başlamıştı. Bu seferki savaş öncekinden de kanlı olacaktı. Ordudaki askerler yetmemiş, savaşta yararlı olabilecek mahkumların da cepheye gönderilmesine karar verilmişti. Matuşka'nın bir önceki savaşta yaptıkları ortadaydı.
Birçok nişanı olan tecrübeli ve başarılı bir askerdi. Ayrıca bomba düzeneği kurmaktan da anlıyordu. Böylelikle bomba imha ekibine katılmak üzere cepheye gönderildi. Fakat burada da kan arzusu durmadı. Üstleri tarafından tehlikeli olarak fişlenerek tekrar cezaevine gönderildi.
Savaş tüm şiddetiyle sürüyor fakat Matuşka içeride olduğu için bu zorlukları pek de hissetmiyordu. 1945 yılında Sovyet birlikleri Macaristan'a vardığında bir fırsat buldu. Bugüne kadar bulunduğu her yerde olduğu gibi burada da sivrilmeyi başaran Matuşka, zekasıyla diğer mahkumları da etkilemişti. Oluşan otorite boşluğunu fırsat bilerek hapishanede bir isyan başlattı.
Bölgeden sorumlu Nazi birlikleri Rus askerleriyle uğraştığı için isyana müdahale edilemedi. Matuşka çıkan kargaşadan yararlanıp yüzlerce mahkumla beraber firar etti. Fakat dışarısı bıraktığı gibi değildi. Ne bir evi, ne parası, ne de bir güvencesi kalmıştı. Elinde sadece kurnazlığı ve doymak bilmeyen kan arzusu vardı. Sovyet askerlerine yakalandığında kimliğini gizlemeyi başarabilmişti. Hatta onları bir doktor olduğuna ve cephede yararlı olacağına dahi ikna etmişti. Askeri sistemi iyi bildiği için uyum sağlamakta hiç zorlanmadı.
Zaten araştırmaları esnasında da hatır sayılır bir tıp bilgisi edinmişti. Matuşka cephede yaralı askerlere yardım ediyor, hatta bazen ameliyatlara dahi giriyordu. Gördüğü vahşet tablolarıyla bir yandan da kana susamışlığını dindiriyordu. Savaş bitip Alman kuvvetleri Macaristan topraklarından kovulduğunda Matuşka da bu oyunu daha fazla sürdüremeyeceğini anlamıştı. Kısa süre içerisinde firar olduğu anlaşılacak ve peşine düşülecekti.
Buna izin vermemek için işlediği onlarca cinayet, suçla sırra kadem bastı. Akıbeti ise hala bilinmiyor. Yaşanan bu olay hala Macaristan tarihinin en büyük trajedilerinden biri olarak kabul ediliyor. Ve her sene anılıyor. Biatorbek Viyadüğü ise yaşanan bu üzücü olayın anıtı olarak patladığı günkü haliyle duruyor. Peki ya siz ne düşünüyorsunuz?
Böylesine vahşice eylemler yapmış birinin cezasını akli dengesi yerinde değildir diyerek düşürmek ne kadar doğru? Açıkçası aklım almıyor. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Haftaya başka bir dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Allah'a emanet olun.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.