Podcast

402: Biri Turizmi Durdursun!

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Türkiye ekonomisinin son 40 yılında açık ara farkla en hızlı büyüyen sektör turizmdi. Yüksek büyüme hızına alışan bu sektör doğal sınırlarına ulaşmış durumda. Biri turizmi durdurmazsa bize ait deniz, kum, güneşimiz kalmayacak.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.247 kelime · ~16 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 23 Temmuz 2024'te alıyoruz. Bölüme başlamadan önce sizlere bir anons geçmem lazım. Bazılarınız daha önce fark etmiş, belki bazılarınız şimdi öğreniyor olabilir. Efendim çarşamba günleri alıştığınız üzere sosyal medyanın hızını yavaşlatıyoruz. Haftanın en çok konuşulan ya da en önemli konusunun arka planını bir çerçeveye sadık kalarak anlatıyoruz. Siz de sağ olun dinliyorsunuz.

Sadece haftada bir kez yayınlanan bu yayını Türkiye'den en çok dinlenen haber içerikli podcast serisine dönüştürdünüz. Teşekkürler. Ancak bu haftada birlik periyodumuz maalesef gündemin yeteri kadar ele alınamamasına neden oluyor. Bir de bölüm sayısının arttırılmasına ilişkin sizlerden gelen ısrarlı talepler var. Bu yüzden Trend Topik neymiş adında hafta boyunca yaşanan gelişmeleri ele alacağımız 10-15 dakikalık bölümlerle de karşınızda olacağız.

Bunu ne zamandır düşünüyorduk yani aceleye gelmiş bir format değil. Tren Topik'i severek dinleyen sizlerin Tren Topik neymiş bölümlerini de seveceğini düşünüyorum. Neymiş bölümlerinin ikisi yayınlandı hatta. İlk bölümde mama lobisi, ikinci bölümde de uçakların röter meselesi gündemimizdeydi. Takipte kalmanızı dilerim, eleştirilerinizi beklerim, küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim diyelim ve artık odak konumuza geçelim.

Transkriptin tamamını oku

El Nino akımının ikinci yazının tam göbeğindeyiz. Hava mevsim normallerinin çok ama çok üzerinde. Sıcaklar artık afet seviyesinde. Gündelik hayatın gündeminde sıcaklar var. Büyük küçük herkes sıcaklardan şikayetçi. Abi sıcaktır geldik buraya. Abi ne yapalım? Sıcaktır. Böylesi dönemlerde hele ki bir de çalışıyorsanız, dahası yaptığınız iş beden emeği gerektiriyorsa işiniz pek zor. Lütfen bir cam fabrikası ya da bir alüminyum fabrikası hayal edin. 1200 derecelik fırınların önünde mesai yapıyorsunuz. Hava almaya çıktığınızda dışarıdaki hava 40 derece. Fabrikayı geçelim. Bu güneşin alnında inşaatta çalıştığınızı düşünün. Ya da inşaatı da boş verin. Sayaç okuma işçisi olduğunuzu falan hayal edin.

Sayaç okuma işçileri bu havada günde 15-20 kilometre yürüyorlar. Gençseniz hadi bir nebze, bir de yaşınız 60'ın üzerindeyse, Allah yardımcınız olsun. İş cinayetlerinde ölenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Yaz aylarında ölüm nedenlerine kalp krizleri de damga vuruyor. Hiç önemsenmeyen, insanın hayatını hiçe sayan sektörler de var. Ben para kazanayım de, kime ne oluyorsa onunda değil. Bu şartlarda çalışıyorsunuz, tatil diye gittiğiniz yerde Caddebostan sahilidir. Orada da görüntü kirliliğisiniz artık siz. Halk sahillere akın edince vatandaş denize giremiyor biliyorsunuz. Ama ola ki şöyle bir hafta izin aldınız, toplandınız ailecek, memleketinizin kıyılarını bir göreyim, bir şezlonga uzanayım, şöyle bir hafta keyf edeyim derseniz de işiniz zor. Zira memleketinizin sahillerinde tesis çok da

Sizin konaklayıp bir hafta dinlenebileceğiniz bir tesis sanırım artık kalmadı. Diyelim ki gözünüzü kararttınız ve tatil yapmayı kafanıza koydunuz. Bu durumda tatilde harcayacağınız parayı önümüzdeki bir yıl daha fazla çalışarak ya da daha az tüketerek finansi etmek durumundasınız. E haliyle değer mi lan bir haftalık tatile diye düşünüyorsunuz. Turizm bölgeleri bu sene sıkıntılı bir sezon yaşıyor. Yerli turist neredeyse yok. Yabancı da tesislerin tamamını doldurmuyor.

Bu bölümde turizm sektörünün bir fotoğrafını çekmeye çalışacağız size. Turizme ihtiyacımız ne kadar? Bu sektör daha fazla büyümeli mi? Büyümeliyse nasıl? Bu haliyle Türkiye turizmi sürdürülebilir mi? Öyleyse hadi gelin dosyayı açalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Şöyle biraz geriye gidelim isterseniz alıştığınız üzere. Sene 1960. Caddebosta sahiline henüz halk akın etmemiş. Vatandaş rahat rahat denize girebiliyor yani. Tüm Ege ve Akdeniz sahilleri tam anlamıyla bakir halde. Ege'nin, Akdeniz'in koylarında hemen hemen hiç otel yok.

Plajlara parayla girileceğini o zaman söyleseniz dalga geçtiğiniz düşünülür. Yahu her yer sahil, her yer kumsal. Hangi deli sahile girerken para verir ki? Üşenmedim, 1962 yılında hazırlanan birinci beş yıllık kalkınma planını karıştırdım. Bulgularımı sizlerle paylaşayım. Yıl 1960. Antalya'daki toplam otel sayısı kaç biliyor musunuz?

7. Bu 7 otelin toplam 193 odası, 408 de yatağı varmış. O yıl yani 1960'da Türkiye'ye toplam 129.000 turist gelmiş. Zaten onların da 70.000'i İstanbul'a gelmiş tarihi yerleri görüp gitmişler.

Fakat aradan geçen zaman içinde Türkiye denizini, kumunu ve güneşini pazarlamaya başlayacak. Antalya'daki otel sayısı da 7'den 929'a, oda sayısı da 193'den 239.682'ye, yatak sayısı da 408'den yarım milyona ulaşacak. Bungalovlar, pansiyonlar hariç, kapasitedeki artış yaklaşık %100.000. Böylesi bir eşsiz büyüme hiçbir sektöre nasip olmadı. Türkiye'de inşaat ve tekstil de dahil olmak üzere hiçbir sektör turizmden daha hızlı büyümedi. Bu apaçık bir devlet politikasıydı.

Turizmin stratejik bir sektör olarak tanımlandığı ilk metin olan birinci beş yıllık kalkınma planında turizmin önemiyle cari açık arasındaki ilişki kuruluyor. Türkiye bugün yabancı ülkelerde yükselen gelir seviyelerine bağlı olarak gelişen turizmden ödeme plançosu açığının kapatılmasında geniş ölçüde yararlanmak zorundadır. Bu haliyle turizme ekonomik anlamda stratejik bir görev verilmiş oluyor. Türkiye'nin ödemeler bilançosu açığını ya da bugün daha popüler ifadeyle cari açığını kapatmak. Böylece turizmin bu sağlıksız ve hormonlu büyümesi makroekonomik bir gerekçe kazanmış oluyor.

Turizmci sadece kendisi için değil, ülkesi için de çalışıyor bu haliyle. Turizmcinin çıkarıyla ülke çıkarı bütünleşiyor. Haliyle turizmci her türlü teşviği hak eden bir kişiye dönüşüyor. Zira turizmci bu ülkenin cari açığını kapatan, hadi öyle diyelim deyim yerindeyse aç karnımızı doyuran bir kahraman gibi sunuluyor bize. Tablo bu olunca memleketin sahillerinin tüm öyle sermaye haline getirilmesine ses edilmiyor. Artık deniz, kum, güneş bu halkın ortak malları olmaktan çıkıyor, pazarlanması gereken bir metaya dönüşüyor. Nitekim buna da bir biçimde ikna ediliyoruz zira cari açığın kapatılması ve böylece döviz kıtlığı sorununun aşılması lazım. Haliyle bizde turist ne kadar çok para bırakıyorsa o kadar faydalı bir kişiye dönüşüyor. Böylece turist kazıklamak da bizim atasporumuza dönüşüyor. Antalya'da bir işletmeci turistlerden iki tane nar suyu için 1200 lira aldı. Dolandırıldığını anlayan turist çift polise başvurdu. Polis fazla parayı aldı, turistlere geri verdi.

İki bardak nar suyunu 1200 liraya satmaya çalışan büfeci de, Sultanahmet'ten Taksim'e 1000 liraya götüren taksici de aslında bizim halkımızın turiste bakış açısına ilişkin çok ciddi fikir verir. Bu kişilerin davranışı memleketin vasatına göre pek de ayıplanacak bir şey değildir çünkü bize öyle anlatılmıştır. Turist Türkiye'ye geldiğinde onun parasını ne kadar çok alırsak memlekete giren döviz o kadar artacağından turist kazıklamakta bir beis yoktur. Bireysel olarak aslında ahlaksızlıktır ama toplumsal olarak iyi bir şey yapıyordur turisti kazıklayan. Bakmayın ulu orta yerlerde ayıplanır böyle davranışlar da, Türk Türk'le baş başa kaldığında turistin kazıklanması pek de sorun değildir. Ama bu sene işler değişti. 8 Aralık 2023'te, yani yaklaşık 8 ay kadar önce, Türkiye ile Yunanistan arasında bir işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, Türkiye'den Yunan adalarına vizesiz seyahat edilebilecek belli bir ödeme karşılığında kapıda vize uygulaması başlatılacaktı.

Artık Türkiye'den Yunan adalarına kapıdan vize alınarak geçilebilecek. Tarih belli olmadı ama adalar belli. Meis, Midilli, Sakız, Samos ve Rodos adalarına kapıdan vize alınarak bir hafta gidilebilecek. Yunan adalarına vizenin kalkması Türkiye'de yeni bir akımı ateşledi. Yunan'a gitmek popüler bir deyime dönüştü. Artık Samos'tu, Meis'ti, Rodos'tu orta sınıftan Türklerin yeni tatil beldeleri haline geldi bu adalar. Üstelik Türkiye'ye kıyasla hem çok daha ucuz hem de hizmet kalitesi çok daha yüksek.

Üstelik isteyen istediği yerlerde denize giriyor, Şezlong mafyası falan da başınızda bitmiyordu. Yunan adalarına tatile giden Türkler, İstanbul'dan memleketine dönen kibar Feyzo gibi dönüşte yaşadıklarını anlatıyordu. Yunan adalarını bilmeyen Türkler de etrafına arkadaşlarından duyduklarını aktarıyordu. Böyle böyle normalin ne olduğuna ilişkin kanaat geliştirmeye başladık. Şezlonglar parasız, içki ucuz, yemekler lezzetli, hizmet kaliteli. Başka bir tatil mümkünmüş meğer?

Fakat orta sınıf Türkler Yunan'a kaçmaya başlayınca Turizm ulusal işlevini de kaybediyordu. Biz turizmin tüm sahillerimizi yağmalayıp her yere oteller dikmesine neden boyun büküyoruz? Neden bunca yağmaya ses etmiyoruz? E çünkü bunlar, kurban olduğumuz turizmciler, cari açığı kapatıyorlar. Onlara her şey serbest. Fakat işler öyle bir noktaya geldi ki, bizim Türkler Türkiye'deki turizm sektöründen kaçıp Yunan'a sığınıyor. E ama cari açık böyle düşmez ki.

Bu sefer de Türk saha başlıyor milli servet goygoyuna. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, Yunan adalarında yemek yemek, Türkiye'den daha ucuz başlıklı bir haberi alıntılıyor ve şunları yazıyor. Eğer deniz, kum, güneş bir tür gelir getirici metaya dönüşmüşse, Turizmden beklediğimizde 50 yıldır cari açığı kapatmasıysa, Ümit Özdağ haklı sayılır. Ama Ümit Özdağ'a karşı çıkanlar da haksız sayılmaz. Özdağ'ın bu açıklaması Ekşi'de bir başlığa da dönüşmüş. Başlık, 6 Haziran 2024 Ümit Özdağ Yunan Adaları Paylaşımı şeklinde. Bu başlığın altında tam 28 sayfa entry girilmiş. Çoğu entry'de de açıklamaya tepki gösteriliyor. Sadece Enes abla YouTube kanalı bu konuyu da gündemine taşımış. Benim ülkemin insanıyla alakalı bir tane isteğim var, o da refah-huzur. Bu ülkenin insanı da zaten Avrupa'nın, hatta dünyanın da en çok çalışma saatlerine sahip, neredeyse köle mantığında çalışan bir halk. Ve dünyanın en güzel de plajlarına sahibiz, öyle değil mi? Ve dışarıdan da gerçekten çok fazla turist çekiyoruz. Doğal olarak bizim insanımızın bu ülkede en çok çalışan halk olarak güzel bir tatil yapmaya hakkı var. Fahiş fiyatlarla değil. Fakat baktığınızda turizmciler bunu hiç umursamıyorlar. Herkes kendi çıkarının peşinde. Türkiye'nin turizm sektörüne bir tür stratejik önem atfedilip, ne kadar çok para getirirlerse o kadar iyidir demek doğru bir yaklaşım mı? Türkiye'nin sahilleri, denizi, kumu, güneşi turizm sermayesi tarafından yabancılara pazarlanacak ve böylece cariacımız kapınacak diye

Tüm bu olan bitene sessiz mi kalmalıyız? Dahası bu haliyle turizm sürdürülebilir mi? Yani evlatlarımız, torunlarımız da turizmden ekmek yiyecekler mi bu yağma sürerken? Bu yayına hazırlanırken, kalkınma planlarında turizme ilişkin düşülen notlar dikkatimi çekti. Her kalkınma planında turist sayısını daha da arttırıp cari açığı kapatma hedefine odaklanılmış. Mesela Turizmi Teşvik Kanunu'nun çıkarıldığı 1982'den hemen sonra hazırlanan 5. Beş Yıllık Kalkınma Planında turizme ilişkin hedefler şöyle açıklanmış. Plan döneminde uygulamaya konulacak politika ve tedbirlerle ihracatın 375,4 milyar dolara, ithalatın ise 481,4 milyar dolara ulaşması ve turizmde hedeflenen gelir artışıyla cari işlemler açığının milli geliri oranının dönem sonunda %0,2 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir.

Temel amaç döviz getirisini arttırmak. Temel amaç böylece ödemeler dengesindeki aksiliği turizm sayesinde gidermek. Yıllar içinde turizm sayısı ve turizm gelirleri hedeflenenden çok daha hızlı artış göstermeye başlıyor. Çünkü dünyadaki trend de bu yönde. 1990'lar

Hitler turizminin dünya ekonomisine damga vurduğu yıllar oluyor. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü'nün verilerine göre 1990'da 429 milyon turist uluslararası seyahat yapmış. 2000'de yani 10 yıl sonra bu sayı 674 milyona çıkıyor. 2023'te ise bu sayı 1.3 milyar. Türkiye'de bu trendten etkileniyor. Fakat bu cari açığı kapatıp ülkeye döviz kazandırma görevi turizmin omuzlarından hiç inmiyor.

1984'te bu plan hazırlanırken Türkiye'ye gelen turist sayısı 1 milyon 21 binmiş. 5 yıllık dönem sonuna dek yani 1989'a dek turist sayısının 2 milyona çıkarılması hedeflenmiş, böylece Türkiye'nin cari açı sürdürülebilir seviyeye düşürülecek denmiş. 5. planın altından 6, 7, 8, 9, 10 ve 11 ve ardından 12. 5 yıllık planlar yerinde kalıyor. Her bir planda aynı terane tekrar ediliyor. Şu anda şu kadar turistimiz, şu kadar turizm gelirimiz var. Dönem sonunda şu kadar olacak ve böylece cari açımız kapanacak. Bakın 1984'te 1 milyon turistimiz varken 2023'te 57 milyon turistimiz var.

Son 40 yılda turist sayısını 57 katına çıkarmışız ama cari açımız hala kapanacak. Aynı hedef 2023'te tekrarlanmış. 12. 5 yıllık kalkıma planında şöyle deniyor. Turizmin döviz kazandırıcı potansiyeli geliştirilecek, bu konuda sürdürülen gayretler arttırılacaktır.

Yani biz bu turizm ile cari açık arasında bir ilişki kurmuşuz, bu ilişkiyi sakıza çevirmişiz, çiğneyip çiğneyip duruyoruz. 1960'da 129 bin turist ağırlayan Türkiye, 2023'de 57 milyon turisti ev sahipliği yaptı. Bu sayı nereye varacak? Turizm Bakanlığı'nın satıcı belgesine göre, 2028'deki turist hedefi 82 milyon. 2030'da ne olacak? 100 milyon.

Sonraki yıllardan olacak 150 milyon, 200 milyon turist ağırlayıp dönem sonunda bu sayı 250 milyona çıkartacağız mı diyeceğiz? Hangi aşamada turizme artık dur diyeceğiz? Türkiye, Fransa, İspanya ve ABD'nin ardından dünyada en çok turist ağırlayan dördüncü ülke konumunda. Daha ne kadarını sömüreceğiz denizimizin, kulumuzun, güneşimizin? Yeteri kadar turist ağırlamıyor muyuz sizce de? İşte bu sayıklarla harekete geçen Turizm Bakanlığı kolları sıvadı. Önemli olan dedi, turist sayısından ziyade turizm gelirleridir. Yani sayıya odaklanmayalım, paraya bakalım. Zaten hep eleştirilmez miydi Türkiye'ye gelen turistler yoksul turistler diye. O halde kolları sıvamalı, dünyanın en zenginlerini Türkiye'de ağırlayacak altyapı kurulmalı. Bu stratejinin de merkez üssü, Muğla'nın Bodrum ilçesi oluyor.

Bu strateji gereği dünyanın en lüks otelleri, işletmeleri, restoranları Bodrum'a çağrılıyor. Ünlü magazin gazetecisi Kenan Erçetin Göz, Türk Bükü'nde oturan bir kişi, YouTube yayınında Bodrum'a nasıl ultra lüks mekanların açıldığını anlatmış. Koskoca Turizm Bakanı Scorpios'a hiçbir yere gitmeyen, hiçbir yerde şube açmayan Scorpios'a gelin demiş. Onlar da Cennet Koyun'daki 60 milyon dolarlık bedava bir mekana koşa koşa gelmişler.

Yunanistan'ın Scorpions adlı lüks mekanı Bodrum'da nereye geliyor? Henüz bu sezon başında açılışı yapılan Max Royal Oteli. Max Royal Oteli, Bodrum Türkbükü'nün en güzel koylarından birine yerleşiyor, Mayıs ayında açılıyor. Hemen yanında da seneye açılacak Bulgar Hotel'in inşaatı yükseliyor. Kimdir bu otellerin sahipleri derseniz, Max Royal Oteli'nin sahibi Mehmet Nuri Ersoy. Kendisi ETS Tur'un da sahibi olup aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Turizm Bakanı'dır.

Meksroyel'e komşu arazide yükselen Bulgar Hotel'in işletme cezası kim biliyor musunuz? Cengiz Holding'in sahibi Mehmet Cengiz. Allah her ikisine de zeval vermesin aç karnımızı doyuruyor Türkiye'nin cari açığını kapatıyorlar. Var olsunlar. E tabi karşılığını da alıyorlar. Türk bükünün en lüks oteline devletten teşvik de veriliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın temmuz ayına ilişkin teşvik belgeleri resmi gazetede yayınlandı. Buna göre Ersoy'un 307 oda, 870 yataklı, 5 yıldızlı otel projesine teşvik verildi. Şimdi şöyle düşünün, ülkenin en büyük turizm ajantasının sahibisiniz, otel zincirleriniz var, aynı zamanda turizm bakanısınız.

Mesela ormanlık bir araziyi turizm sahası ilan edebilecek yetkidesiniz. Böyle bir yetkiniz var. Bu yetkiyle bir de Türkiye'nin en büyük turizmcisisiniz. İşinize gelmez Airbnb'yi düzenlersiniz, işinize gelmez booking.com'u kapatırsınız.

Onlarca milyar dolarlık turizm sektörü size emanettir. Siz de zaten sektörün en büyüğüsünüzdür. Sevgili dostlar, Türkiye'de buna başka bir isim veriliyor olabilir ama buna dünyanın her yerinde oligarşi derler, oligarşi. Bu haliyle Mehmet Nuri Bey de Türkiye'nin Turizm Bakanlığı'nı da yapan bir turizm oligarkına dönüşüyor. Diyelim ve Turizm Bakanı'nın yeni turizm vizyonunu reklamlardan sonra anlatalım.

Türkiye, Mehmet Nuri Ersoy'un vizyonuyla turizmde yeni bir vizyon oluşturuyor, yeni bir çerçeve oluşturuyor. Dünyanın en lüks, en büyük turizm firmaları türlü teşviklerle Türkiye'ye davet ediliyor. Birkaç örnek. Sadece Bodrum'da bu sene açılanları ve gelecek sene açılacak olanları söyleyelim ama liste uzun. Üstelik Bodrum'dan ibaret de değil. Max Royal Bodrum. Bu zaten turizm bakanının. Radisson Collection var, Ant yapının. Yine Ant yapının Ant Heaven Oteli var. O 2025'de açılacak.

Yine Bulgari otel geliyor Mehmet Cengiz'in. Armani ve Wakko gibi lüks oteller de Bodrum'a geliyor. Delta yatırım M Gallery'da Bodrum'u açmış. Ha unutmayalım, nefh yapı meşhur Kempinski'yi getiriyor. Daha bir dolu marka Bodrum'a çeşmeye akın ediyor. Her biri onlarca milyon dolarlık yatırımlar. Bodrum'da ikamet eden, aynı zamanda turizmcilik de yapan iş insanı Ali Acar, Mehmet Nuri Ersoy'un bu markalaşma vizyonuna tereddütlü yaklaşıyor. Bakış açısı da haksız sayılmaz, beraber dinleyelim.

Bizim ülkemiz çöl değil. Dubai'de bir takım markalar olabilir. Çünkü tabiat marka değil. Yani oteller bir 5 plus yıldız, 7 yıldız. Bulgari geliyormuş, mandarin var. Armani geliyor. Bunlar Dubai'de de var. Ne olacak yani ağaç yok, çöl var.

Bu yapılan nedir? Türkiye'nin denizini, kumunu, güneşini sermayeye pazarlamaktır. Ha pazarlanınca hep birlikte zenginleşiyor muyuz? Yoo. Hatta şu oluyor. Bunca marka Türkiye'ye gelince, bunlarla beraber paralı pullu insanlar da Bodrum'da görülünce, Bodrum'daki fiyatlar da değişiyor tabii. Yani talep edilen müşteri potansiyeli değişiyor. Bu da bir başka sorunu beraberinde getiriyor. İnsanlar kendi ülkeleri yerine Yunanlılarla tatil yapmayı tercih etmeye başlıyor.

Çünkü Bodrum'a çağrılanlar Türkiye'nin orta sınıfları değiller. Türkiye'nin orta sınıflarının tatil yapabileceği bir yer kalmadı artık. E ne yapsınlar? Yunan'a gidiyor onlar da. Böylece turizmden para kazanmak için milyon dolarlık yatırımları Türkiye'ye çağırıyorsunuz ama bu sefer de yerli turisti Yunan adalarına kaçırıyorsunuz.

Sevgili Turizm Bakanı'nın Maxwell'i için yarım milyar dolar harcadığı söyleniyor. E o kadar para verince o parayı çıkarmak için de fiyatları yükseltmeniz gerekiyor. Turizm Bakanı'nın Mayıs ayında Bodrum Türkbük'ünde açılan Maxwell Oteli'nin bir haftalık konaklama bedeli ne kadar biliyor musunuz? 10 milyon lira. İlk görülünce kim gider ya buraya diye sormuştu insanlar. Vallahi inanır mısınız? Giden gidiyor.

Bodrum'da 50 yıllık restoran işletmecisi Zafer Tarlan konuya ilişkin bana göre doğru değerlendirmelerde bulunmuş. Söylediklerine göre 85 milyonluk memleketimizde 2-3 milyon kişi çok zenginmiş. Bence o 2-3 milyon kişiden dönem pastadan pay almak için geliyorlar diyebilirim. Türkiye'de krem döle krem bir 2-3 milyon insana göre şekillendirilen bir turizm vizyonu. Haliyle böyle bir vizyonda bizler eğer yok. Bizler kimiz? Zafer Tarlan'ın söylediği 2-3 milyonun içine giremeyen 80 küsür milyonuz. Peki neyden vazgeçiyoruz bu 2-3 milyon insan tatil yapabilsin diye? Kendimize ait olduğunu varsaydığımız memleketimizin denizinden, güneşinden, kumundan vazgeçiyoruz. Peki ne için yapıyoruz bunu? Çünkü bu turizm işletmecileri hepimiz için varlar.

Milli servet yaratıyor bunlar. Bunlar sayesinde cari açığımız kapanıyor. Böylece biz de aç karnımızı doyuruyoruz çok şükür. Türkiye'nin ulusal onuru da bu esnada hiçe sayılıyor. Pandemide sadece turistlere sokağa çıkmanın serbest olduğu, turist gelebilsin

diye otel personellerine aşılandım yazan maskelerin dağıtıldığı bir sektör bu. Hatırladınız değil mi? Turizm gelirlerinden olmamak için, dünya yurtdışı uçuşlarını kısıtlarken Türkiye, turistlerin görebileceği yerlerde hizmet veren personellere I am vaccinated yani ben aşılandım yazana maskeler dağıtmıştı. Murat Yetkin'in o dönemki yorumunu tekrar dikkatinizle sunarım.

Washington Post, Amerika'nın en önemli gazetelerinden, siyasi gazetelerinden birinin editörü dedi ki, ''Ya bu nasıl bir sömürgeci mantığıdır? Üstelik daha acısı ne biliyor musunuz? Başka bir ülkenin vatandaşını, halkını sömürgediği kendi halkına sömürgeci mantığıyla yaklaşılıyor.'' diyor.

Turizm Türkiye'de öyle hızlı ve öyle plansız büyüdü ki an itibariyle Türk halkı kendi sahiline gidemiyor, tatil nedir bilmiyor. Bu işler biraz da gölge işidir sevgili dostlar. İnsanlar doğdukları zaman sahillerde nasıl davranılacağını kestiremezler, bu bilgiyle doğmazlar. Bu işler biraz gölge işidir derken bundan bahsediyorum. Hiç denize girmemişseniz sahilde nasıl oturulup nasıl kalkılır bilemezsiniz. Hiçbir sahilde oturup güneşlenmemişseniz davranışlarınız da garipleşir.

İnsanlara böyle tuhaf bakarsınız. O halde soralım, bu ülkede kaç milyon insan bu nimetten mahrumdur? Bu insanlara Caddebostan sahiline akın ediyorlar diye nasıl kızılabilir? Önceki bölümlerde suyu arayan adamdan bahsetmiştim size. Ne diyordu yazar Şevket Süreyya Aydemir? Ne diyordu? Ne verdik de bu halka, ne bekliyoruz diyordu? Sosyal tesislerini satmışsınız. Sahillerine beach demişsiniz. En güzel koylarında beş yıldızlı oteller yükseltmişsiniz.

Ne için? 50 yıldır anlatılan hikayeye göre cari açığı kapatmak için. O kadar zaman geçmiş, turist sayısını 57 katına çıkarmışsınız, daha da kapanmamış cari açık. Ülke için kendinizi öyle bir stratejik öneme haiz sektör olarak pazarlamışsınız ki, tüm bu yapılanlara da kimse gık diyemiyor. Son bir haftadır Türkiye, mama lobisi diye bir laf duydu. Sözüm ona 3-5 tane hayvan derneği öyle güçlenmiş ki, sokaklardaki köpeklerin toplatılmasını engelleyecek hale gelmiş.

TRT'nin haberine göre bu hayvan dernekleri 2021-2024 arasında 205 milyon TL bağış toplamış. Milyar değil bakın, milyon TL. Bu mama lobisi meselesini Tren Topik Neymiş bölümünde konuştuk ama yeri geldi, bu bölümü de böyle bitirelim. Türkiye'de adıyla sanıyla 3 tane esaslı lobi vardır arkadaşlar. 3 lobi. Bunların biri tekstildir.

Bu lobi 1990'larda pamuk ithalatını serbest bıraktırmayı başarmış, yerli pamuğa verilen teşviği kaldırtmıştır. Bu tekstil lobisi sayesinde Türkiye'de Çukurova tarımı bitirilmiş, Adana bölgesinde yaşayan insanlar ucuz iş gücü olarak kentlere sürülmüştür. Bu tekstil lobisinin marifetidir. O zamanlarda bu lobi, biz ihracat sektörüyüz, biz bu ülkeye döviz kazandırıyoruz diyerek türlü türlü imtiyazlar elde ettiler.

Türkiye'deki bir diğer lobi inşaat lobisidir. Bu lobi, Türkiye'de hemen her kentte irili ufaklı belediye rantının asalağıdır. Rüşvet mekanizmasıyla imar planları hazırlanır, belediyeden istediğini alamayan müteahhitler bakanlıktan alır. Türkiye bir müteahhit cennetedir ki zaten Çin'den sonra en çok müteahhit firması da Türkiye'de vardır.

İşte adıyla sanıyla lobi olarak anılmayı hak eden bir üçüncü sektör de turizmdir. Bizlere bu üç sektörü bir lobi olarak tanıtan isim, iktisatçı Yalçın Küçük'e kulak verir. Turizm, inşaat, tekstil. Türkiye'nin kanını emen çocuk işçiler burada.

Sigortasızlık burada. Bir başka bölümde belki inşaat ve tekstile özel başlık açarız ama turizmden devam edelim. Bu sektör, sözüm ona, Türkiye'nin âli menfaatleri için faaliyet yürüttüğü algısını Türk toplumuna aşılatmayı başardı. Turizm patronları bu ülkeye milli servet getiriyorlar gibi bir anlatı sunuldu.

Haliyle Yunan adalarına giden Türkler de bu tutumlarıyla vatana ihanet kabiliğinden değerlendirilmeye başlandı. Turizmci, memleketin en güzel koylarına çöreklenir, en güzel ormanlarını katleder, bunların yağmalarına set edilmez, cari açığı kapatıyorlar sözüm ona. Halbuki memleketin denizini, güneşini, kumunu metalaştıran, bunları pazarlayarak semiren ve mutlaka sıkı şekilde denetlenmesi gereken son derece yozlaşmış bir sektördür turizm. Turizm bu haliyle durdurulmalıdır. Ve mutlaka ama mutlaka bir ulusal bilinç geliştirilmeli, memleketimizin nimetlerini bir abuç sermayedara bırakmamalıyız. Halkımız bu nimetlerden faydalanmalı ki görgüsü artsın, biz de bir ulus olalım. Her güzel yerlerimizi aldılar, otel yaptılar. Bir gün iktidara geldiğimizde o otellerin hepsini yıkacağız, yine halkımız oraya gidecek.

Tren topuğu pol bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek deniz kum güneş sizinle olsun. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)