Podcast

404: "Orta Sınıf Kini"ne Yenik Düşmek

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Orta denilince altı ve üstü varmış sanılıyor. Halbuki sınıflar iki tane. Ama yine de kullanıyoruz bu ifadeyi; orta sınıf…
Bu ‘sınıf’ın kini de kendi çelişkilerinden ürüyor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.864 kelime · ~19 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 31 Temmuz'da alıyoruz. Mevcut köpek yasasının geçmemesi için çok uğraştık. Hiç değilse tarihin bu tarafında olmayı tercih ettik. Bu süreçte bana kızanlar da oldu. Canları sağ olsun yasa geçti. Bir dinleyicimiz, muhasır medeniyet bu sorunu nasıl çözdüyse biz de öyle çözeceğiz demiş ve yasaya evet eşleğini paylaşmış.

Ne diyelim? Demek ki yasanın geçmesiyle muasır medeniyete bir adım daha yaklaştık. Hepimiz için sevinç verici olmalı. Bu konuda sözüm bitti. Bundan sonra yaşanacakları hep birlikte gözleyeceğiz. Endişem, sosyal medyada yürüyen cinnet ikliminin sokaklarda şiddete dönüşmesidir. Nitekim bundan sonra bu cinnet iklimi belediyelere hedef alacak.

Çünkü Erdoğan yasayı çıkardı, sorumluluğu üzerinden attı, bundan sonra artık görev belediyelerin. Küresel kamuoyu şirketi Gallup'un 30 küsur yıldır yaptığı bir çalışma var. Mutluluk Endeksi deniyor bu çalışmaya. En son ne zaman pozitif bir duygu hissettiğiniz sorusu üzerinden dünyadaki en mutlu ve en mutsuz toplumlar kıyaslanıyor. Listenin ilk 5'inin 4'ünü İskandinav ülkeleri doldurmuş.

Transkriptin tamamını oku

Türkiye ise 2024 itibariyle 143 ülke arasında 98. sırada. Antidepresan kullanımı ise rekor seviyelere ulaşmış durumda. Veriler 2009 ve 2020 yılları arasını kapsıyor. 2009 yılında her 1000 kişiden 29'u günlük antidepresan ilaç kullanıyordu. 2020 rakamlarına göre ise antidepresan kullanan kişi sayısı 1000 kişide 49'a yükseldi. Rakam korkutucu. Artış %70. Korku ve nefretle yoğrulmuş bir toplumun mutlu olacağını mı sanıyorduk?

Nefreti ve korkuyu bu kadar kolay içselleştirebilen bir toplumsal yapının bir de yüzümü gülecekti. Türkiye'nin en çok dinlenen podcastleri psikoloji üzerine yapılan yayınlar. Kelimenin gerçek anlamıyla oynatmamıza az kaldı. Ama bir güzel kız yüzünden değil.

Bu bölümün konusu oynatmamıza neyin neden olduğu olacak. Bu bölümde enteresan bir konuyu ele alacak ve sınıf kinini konuşacağız. Kiminize tanıdık, kiminize yabancı gelebilir bu ifade. Nereden çıktı bu konu derseniz, hepinizin olmasa da büyük bölümünüzün önüne düşen bir video bu bölümün ilham kaynağı oldu. Sadece Twitter'da benim gördüğüm hesapta 5 milyon görüntülenme almış bir video bu. Instagram'ı, TikTok'u falan hesaba katarsak muhtemelen sizin de önünüze düşmüştür diye düşünüyorum.

Akademik Link adlı YouTube hesabını yöneten Prof. Behçet Özkara'nın 1 dakika 27 saniyelik videosundan bahsediyorum. Dedelerin kıyaslandığı bir video. Önce dinleyelim. 90'lı yıllarda köyden şehre göç etmiş iki tane kişiyi düşün. Birinin dedesi şunu yapıyor hocam. Gidiyor, bir tane böyle arsa bulmuş, boşta. Kanun, nizam tanımayan da bir adam.

Diyor ki lan burası benim. Koyuyor gece konduyu dikiyor oraya, önüne de bahçesini yapıyor. Senin deden ise hocam dürüst adam. Gidiyor normal eşek gibi kirasıyla bir ev tutuyor. Orası çünkü devletin yeri, ben buraya konamam diyor. Bu bir suç diyor, bu bir kulak yemek diyor. Çok güzel. Aradan birkaç yıl geçiyor, çat, af. Bir anda gece konduyu ve bahçesini oturtmuş kişi oraya, bir anda artık arsa sahibi. Senin deden ise hala enayi gibi kira ödüyor hocam bu ülkede.

Bitmedi. Aradan birazcık daha zaman geçiyor, çat, kentsel dönüşüm denilen bir şey geliyor. Artık senin evinin orası güzel bir rezidans site. Senin deden devletin hepimizin hakkı olan yere çat diye dürüst olmayacak namussuz bir şekilde oturduğu için artık rezidansın %50'si de senin olacak. Belki bugün 25-30 milyon TL'lik cüb kalanacak yere koy. Diğer enayilerimiz hala kirasını ödeyip hiçbir şey yapamaya devam etsin. Siz eğer bu ülkeyi seven, gerçekten hiçbir şekilde bu ülkenin zora düşmesini istemeyen insanlarınıza, vatandaşınıza bu muameleyi yaparsanız, diğer taraftan her türlü şerefsizliği yapanlara da bu muameleyi yaparsanız, dedesi şerefsiz, alçak olanları mezarda da olsa da gerçeği bu, zengin eder.

Dedesi dürüst olanları da süründürürseniz, ne yazık ki bu işlerde kalp kırmaktan başka bir şeye yaramazsınız. Ve kalbinizi kırdığınız insanlar da ne yazık ki bu memleketi en çok seven insanlar. Mis gibi analiz. İlk dinlediğinizde hak vermemek elde değil. Fakat eğer dedeniz bir gece kondu sakiniyse, inceden kıl olduğunuzu da düşünüyorum. Gelin bu bölümde sınıf kinini konuşalım. Ama orta sınıf kinini. Enteresan bir konu. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Orta sınıf nedir? Tren Topik'te defalarca kez dile getirdiğim üzere aslında orta diye sınıf olmaz. Sınıflar alt, orta ve üst şeklinde oluşmaz. Genellikle sınıf ile gelir grubu karıştırılıyor. Üst gelir grubu olur da üst sınıf ifadesi yanlıştır. Çünkü sınıf sadece gelirle açıklanamaz.

Mesela meşhur bir futbolcuyu ele alalım. Belki milyon dolarlar kazanır ama sadece kazancına bakarak bu kişiye üst sınıfa mensup denilemez. Zaten üst diye de sınıf olmaz. Nedir sınıf? Ekmeğinizi nasıl kazandığınız sorusuna verdiğiniz cevaptır.

İki kişi hayal edelim. Birisi emeğini bir başkasına kiralıyor, mesai yapıyor, başkasının nam ve hesabına çalışıyor ve karşılığında ücret geliri elde ediyor. İşte bu kişinin sınıfı bellidir. Bu kişi emekçidir. Bu kişiyi çalıştıran ya da bu kişinin nam ve hesabına çalıştığı kişi ise sermayedardır. İnsanların toplumsal hayattaki görüntüleri sadece gelirlerinden ibaret değildir.

Patron kişiyle işçi kişi arasında geliri aynı olsa dahi farklar bulunur. İşte sınıflar ortaya çıktığı zaman mesele daha berrak ortaya konuluyor. Zaten happy topu iki sınıf var yani. Sermayedarlar ve emekçiler. Ya da işverenler ve işçiler. Bakın ne yaptık? Kişilerin gelir düzeyini tümüyle dışarıda bıraktık. Çünkü sınıf ayrı şey, gelir düzey ayrı şey. Dolayısıyla orta diye sınıf olmaz.

Kimdir bu orta sınıf? Çalışarak mı geçiniyor? Yani emekçi mi? Yoksa çalıştırarak mı geçiniyor? Yani sermayedar mı? Eğer sermayedarsa sınıfı belli. Emekçiyse de sınıfı belli. Bunun ortası yok. Ha ne olur? Orta gelir grubu olur. O da hiç bitmez. Sonuçta toplumu gelir gruplarına göre kategorize etsek illa ki birileri ortada kalacaktır. Dolayısıyla orta sınıf bitti demek bu haliyle tuhaf oluyor. İlla ki birileri ortada işte.

Hep birileri ortada kalır ama bir efsane herkesin dilinde. Nedir o efsane? Orta sınıf bitiyor. Orta sınıfı da Türkiye'nin yani bitiyor falan da diyemeyeceğiz. Orta sınıfı bitti Türkiye. Orta sınıf zaten eridi eridi eridi bitti. Orta alt sınıf resmen fatura ödemeye çalışır hale geldi yani.

Hiçbir gün gün yüzü görmeyeceğiz kardeşim yani. Türkiye'de orta sınıfın hem artık sayısının çok azaldığını hem de gelir seviyesinin düştüğünü ve bir fakirleşme süreci içerisinde olduğunu rakamlarla da görebiliyoruz. Bitmiyor Mozan diyebilirsiniz. Haklısınız. E bu kadar insan da herhalde boş konuşmuyor. Demek ki yeterince bilimsel olmayan bir orta sınıf tahayyülümüz var. Ama bir orta sınıf tahayyülümüz var. Yani orta sınıf deyince hepimizin aklında canlanan 3 aşağı 5 yukarı bir şeyler var.

Peki kimdir ya bu orta sınıf? Ben bir tanım yaptım, o tanım şöyle. Üst kuş örkentli, ortalamanın üzerinde eğitimli, çalıştığı işi bir meslek olarak ifade edebilen, emeğiyle geçinen, buna karşın geniş emekçi yığınlardan biraz daha fazla gelir elde edebilen toplumsal kesimler. Bir kere toplumumuzda orta sınıf diye ifade edilen kişinin doğup büyüdüğü yer köy değil kenttir. Orta sınıf mensubu olan kişi kentlidir yani. Bu haliyle modernleşme krizini geride bırakmıştır, modern bir hayat yaşamaktadır. Sadece bu değil, anası babası da ya kente göç etmiştir ya da kente doğmuştur. Yani ana baba da kent kültürüne aşinadır. Kentli bir ana babanın evladıdır orta sınıf mensubu.

Orta sınıfın bir diğer özelliği eğitimine ilişkindir. Kent habitatında eğitimiyle hayatta kalabilir orta sınıf. Yani, alameti farikası eğitiminden gelir. Evet, mülk sahibi değildir, para işleticisi de değildir, rantiye de değildir, eğitimli emekçidir orta sınıf.

Bu haliyle, geçimini sağlarken uğraştığı iş, bir meslek olarak ifade edilebilir. Avukattır, mimardır, mühendistir, bankacıdır, gazetecidir, yani meslek sahibi bir kişidir orta sınıf. Bu mesleği de uzmanlık gerektirir. Zaten eğitimin esprisi de buradadır. Nitelikli emeğin sahibidir orta sınıf. Ama dikkat, sermaye sahibi değil, emek sahibidir orta sınıf. Bu emeği pazarlayarak hayatta kalır. Hatta diyebilirim ki, emeğini pazarlamasa 3-5 ay sonra zor duruma düşer. Yani günün sonunda o da bir emekçidir. Keyfinden değil, zorunluluktan çalışmaktadır. Kendisi farkında olmasa da.

Şimdi eğer orta sınıf kişiyi tespit ettiysek, orta sınıf yok oluyor diyenleri daha iyi anlayabiliriz sanırım. Bu yok oluşu evvela ekonomik olarak kavrayabiliriz. Orta sınıf mensubu kişilerin yaptıkları işler giderek daha az para ediyor. Orta sınıfın alım gücü günden güde eriyor. Orta sınıf yoksullaştı, orta sınıfın alım gücü düştü, orta sınıf yurt dışına gidiyor derken şimdi de orta sınıfın yok oluşundan bahsedilmeye başlandı. Türkiye'deki önlenemez enflasyon, alım gücünün çok sert bir şekilde azalması, hayat kalitesinin düşmesi ve gelirlerin sürekli erimesi en çok orta sınıf ve alt gelir grubundaki vatandaşları vururken sınıflara mensup insanların hayatlarında da ciddi dalgalanmalar ve kırılmalar yaşanıyor.

Orta sınıfı yok eden birinci canavar enflasyon. Çünkü orta sınıflar da aslında kendilerini öyle saymasalar da, sabit ücretli oldukları için geniş emek cephesinin bir parçası konumundalar. Kimileri bu cephenin parçası olduklarını kabullenmiyorlar ama maalesef hakikat bu. Orta sınıflar emek cephesinin bir parçasıdır. Enflasyonla birlikte tüm sabit ücretliler gibi onların da alım güçleri eriyor. Ama sosyal yardım kapsamında da olmadıkları için, ya da gelirleri asgari ücret kadar artmadığı için maaşları asgari ücrete yakın suyu. Ekonomist Murat Kubilay, orta sınıflarıyla asgari ücretliler arasındaki ilişkiyi son derece sarih biçimde ifade etmiş, dinleyelim. Mart 2017'de şöyle bir öngörüm vardı. İş gücü piyasasında asgari ücretlilerin pazarlık gücü daha fazla olduğu için onlar maaşlarını koruyabilecekler, satın alma güçlerini en azından bir süre daha sürülebilecekler. Fakat örgütlenmeden uzak olan orta gelirliler, özellikle beyaz yakalılar bu durumdan yoksun kalacaklar.

Ve neticesinde düşük gelir grubunun maaşları orta gelir grubunu yakalayacak. Aslında bu yoksullaşmada ortaklık olacak ve bir gün herkes asgari ücretli olacak. Ve maalesef 2022 itibariyle Türkiye'de, Beyaz Deka'da, önemli bir düzeyde asgari ücrete yakınlamış olduk. Fakat orta sınıf bitiyor derken sadece alım gücünün hızla erimesine odaklanmak pek doğru değil. Orta sınıflar sadece alım güçlerini değil, geleceklerini ve güvencelerini de kaybediyorlar.

Bu kesimlerin bu zamana dek ailesinden öğrendiği, hayatta kalabilmek için okumak zorunda olduklarıydı. Bir çiftçi çocuğunun ya da bir esnaf çocuğunun böyle bir zorunluluğu olmayabilir ama mülk sahibi olmayan orta sınıfın hayatta kalabilmesi için ya da ailesinden gördüğünü çocuğuna aktarabilmesi için eğitim alması da şarttır. Dolayısıyla orta sınıf aileler iyi okumuş ailelerdir. Fakat bir yandan enflasyon karşısına geliri eriyen orta sınıfın, bir de eğitim sistemindeki yozlaşma nedeniyle geleceği de kararıyor.

Orta sınıfta ne yapıyor? Kursağından kısıyor ve özel okulların yolunu tutuyor. Enflasyondan bir gol yiyen orta sınıf, bir de özel okullardan ikinci golü yiyor. Bir taraftan çok fazla insan ekonomik sıkıntıya girmişken, belki de ayın sonunu değil haftanın sonunu getirmekte zorlanırken, özel okullara %100 oranında zam geldi. Geçtiğimiz sene ve maalesef Türkiye'de şöyle bir handikap var, iyi bir eğitim alsın diye dünyaları

yakıyoruz, dünyaları yığıyoruz o okullara. Okullarda öğretmen şiddeti, zorbalık, akran zorbalığı, yok şiddet, yok o onu dedi diye bir de haberlere maruz kalıyoruz. Görgüsüz velilerde cabası. Herkesin çocuğu en şahanesi, herkesin çocuğu en pırlandı. Normal şartlar altında gelirinin özel okula vereceği kadar kısmını tasarruf etmesi gereken orta sınıf, özel okul taksitlerini ödeyince ay sonunu nasıl getireceğini düşünmeye başlıyor. Üzerine bir de kira krizi kapıyı çalınca, orta sınıf daha önce ailesinde görmediği endişelerle yaşamaya başlıyor.

Normalde ev sahibi olması gereken bu kesimler, konut fiyatlarının yükselmesiyle bu imkandan da mahrum kalıyorlar. Zaten gelirin önemli bir kısmı eğitimin piyasalaşması nedeniyle okullara ödenirken, bir de üzerine kiralar uçunca orta sınıfın barınma derdi de ortaya çıkıyor. Daha önce hiç hissetmedikleri bir dert bu. Eskiden yoksul halk kesimlerinin önemli bir derdi olan kiralar, artık orta sınıfların da ensesini yakıyor. Böylece, Kemal Sunal'ın kiracı filmi 2024'te yeniden popülerleşiyor. Bir daire aylığından çok daha fazla kiraya getiriyorsa, demek ki bir daire kadar bile değerimiz yok. Okumuş yazmış, bunca yıllık devlet memuru, üç çocuk, bir karı ve bir kaynana sahibi, aklı başında bir adamın,

Bir apartman dairesi kadar değeri olmasın. Ne acı, temelli ölmüşüm. Orta sınıflar bu ekonomik yoksunlaşma sürecine adapte olmaya çalışırken bir de üzerine sahibi oldukları mesleklerin itibarı da yerle bir oluyor. İtibar bakın. Eskiden saygın sayılan mesleklerin üzerinde sağcı popülizm tepiniyor. Bu haliyle okumuş insanların toplumsal saygınlığı da yerle bir oluyor. Her yere açılan ve niteliği kaybolan hukuk fakülteleriyle artık avukatlık mesleğinin bir özelliği kalmadı.

Özel okullarda çalışan öğretmenler asgari ücrete talim ediyor. Mühendisler deseniz artık ustabaşı gibi çalışıyor. Artık bu kesimlerin bir itibarı ya da eskiden olduğu gibi bir itibarı kalmadı. Bu kesimler işçileşti. Bu itibarsızlaşmanın son kurbanları ise doktorlar.

Sonuna kadar reis neler yaptı, neler etti. Yirmi beş sene önceki hatırlamazsınız siz. Benim eşim devlet hastanesinde çalışırken sigortada ben çocuğumu gösteriyordum. Birimiz bir kuyrukta birimizde ve doktor beni azarladı. Hadi dedi yürü dedi git fakültede uğraş dedi. Böyle bir muamele görüyorduk. Şu an biz doktor dövüyoruz. Şu an doktorları beğenmiyoruz, doktor dövüyoruz. O rahatlı. Daha bunun ötesi mötesi yok. Orta sınıflar hiçbir zaman sermayedar olmadılar. Onlar her zaman geniş emekçi cephenin bir parçasıydı. Fakat sermayedar olmamakla birlikte, kendilerini geniş ücretli kesimlerden ayırabildikleri başkaca sermayeleri de vardı.

Fransız düşünür Bourdieu, sermaye meselesine biraz daha geniş açıyla yaklaşıyor ve sermayeyi birkaç grupta inceliyor. İlki ekonomik sermaye. Yani sermaye deyince aklınıza gelen de budur zaten. Finansal ve diğer maddi varlıklardan oluşan sermaye.

Orta sınıflarda maddi sermaye var mı? Neredeyse yok. Bu haliyle orta sınıflar ekonomik sermaye konusunda geniş emekçi cepheden pek farklı sayılmazlar. Fakat, tek sermaye biçimi ekonomik değildir Bordeaux'ya göre. İkinci bir sermaye biçimi kültürel sermayedir. Bu sermayede tıpkı ekonomik olan gibi aileden miras kalır.

Kültürel sermaye enteresan değil mi? Nedir peki bu? Bilgi, beğeniler ve kültürel yakınlıklar olarak tarif edebileceğimiz kültürel sermaye, orta sınıfları geniş emekçi cepheden ayırt edilmesini sağlar. Zaten film de burada kopar. Orta sınıf, sahibi olduğu kültürel sermayeyle kendisini emek cephesinden ayırma eğilimine girer.

sadece kültürel sermayesiyle kendisini sermayedardan saymaya çalışır. Hatta denebilir ki, orta sınıfların kültürel sermayesiyle sermayedar azınlığın kültürel sermayesi birbirine yakındır. Dahası, Türkiye'nin yeni zenginleri düşünüldüğünde, bu yeni görgüsüz zenginler, tüfeğli takım düşünüldüğünde, çoğu zaman bizim orta sınıflar bu yeni zenginlerden daha görgülü kalırlar. Bu duruma hayıflanır orta sınıf. Paranın maddi imkanların bu görgüsüz takımında olmasına isyan eder. Fakat bu isyanları yeni zenginlere değil de geleneksel sermaye takımına ince bir hayranlık beslemesine de neden olur. Yani nasıl ifade edelim? Hadi bir örnek.

Bu hafta sosyal medyaya damga vuran bir görüntü de Rahmi Koç'a aitti. Görüntülerde 90 küsur yaşındaki bu kişi bir gece kulübünde Latin bir dansçıya eşlik ediyordu. Gazeteci Bahar Feyzan, Rahmi Koç'un bu görüntülerini şöyle paylaşmış. zevkleri olan, eğlenmeyi bilen, hayatın tadını çıkaran, oh be diyen insan seviyorum. Rahmi Koç, 94 yaşında ve bana göre hayata şükür dansı. Şimdi Rahmi Koç'a dönük ya da Koç ailesine dönük ince bir hayranlığı orta sınıflarda sezebiliyorum. Bunun nedenlerine ilişkin başka bir bölümde uzun uzun konuşuruz ama

Aynı dansı mesela Ali Ağaoğlu da yapabilirdi. Fakat Ali Ağaoğlu benzer bir görüntü verse, muhtemelen Bahar Feyzan aynı şekilde bunu paylaşmazdı. Zaten bu paylaşıma da aynı şekilde hayranlık duyulmazdı. Nedir Ali Ağaoğlu'nu Rahmi Koç'tan ayıran? Her ikisi de ekonomik anlamda sermayedardır fakat kültürel sermayeleri birbirine denk değildir. Rahmi Koç zaten bir burjuva çocuğudur ve kültürel sermayesi Ali Ağaoğlu'nu cebinden çıkartır.

İşte orta sınıfların kültürel sermayesi Ali Ağolun'dan fazla, Rahmi Koç'a daha yakındır. Orta sınıflar neden Ali Ağolun'a değil de Rahmi Koç'a daha yakın hissediyor? İşte güzel soru değil mi? Burayı 5 sene önce Osmanlı'nın torunlarından satıyorlarmış.

Burada kimse yaşamıyor, burada kiracılar vardı. 3000 dolar verecekler, benim keyfim orada olacaktı. Hepsini gönderdim. Bir kere Kuvvet Kraliçesi'ni burada misafir ettim. O talip oldu. Siktir git dedim. Bir sınıf Times'i, o boklu Times'in kenarında yer alabilir. Yok ama onları kullananlar benim babam.

Ali Ağaoğlu ile Rahmi Koço ayıran nedir? Türkiye'nin sermaye takımına şöyle bir göz attıktan sonra tufeyli, asalak, görgüsüz, riyakar bir kesim dikkat çekiyor. Buna karşın birkaç kuşaktır sermayedar olan ailelerin yalnızca ekonomik sermaye birikimi değil, zaman içinde kültürel sermaye birikimi de oluşuyor. Orta sınıf kendi kültürel sermayelerine daha yakın gördükleri bu kesimlere kendilerini daha yakın hissediyorlar.

Sermayedar dediğiniz sadece ekonomik sermayesi olan değil, kültürel sermayesiyle de bu zenginliği hak eden kişidir. Kültürel sermayesi yoksa bu ekonomik zenginliği hak etmemiştir. Bu haliyle koçlar, eczacıbaşılar, sabancılar falan orta sınıfların sempatisine daha yakındır. Çünkü onların gördüğü itibar sadece paralarıyla ilgili değil, kültürel sermayeleriyle de ilgilidir.

E, aynı sermayenin bir kısmı orta sınıflarda da olduğu için aslında istenen kültürel sermayeye saygı duyulmasıdır. Orta sınıf diyor ki, kardeşim aynısı bende de var. Benzer bir saygınlık benim de hakkımdır. İşte orta sınıfların içinden çıkılmaz çelişkisi. Kültürel sermayeleri burcuvalara yakınsıyor, ekonomik sermayeleri emekçilere yakınsıyor. İşte bu çelişki içinden bir sınıf kini yükseliyor. Orta sınıf kini. Bu enteresan ifadeyi reklamlardan sonra konuşalım.

Aradan önce orta sınıf kininden bahsediyorduk. Çünkü sınıflar kendi statüleri geriye düşerken buna öfkelenirler. Peki öfke kime yönelmektedir? Birkaç gün önce bizim köpeğimiz şekeri gezdirirken parkta diğer köpek sahipleriyle sohbet etmeye başladık. Hepsi yeni köpek yasasından endişeliydi. Çoğunun köpeği sokaktan sahiplenilmişti. Ya bu insanlar da hayvansever, çok sempatik insanlar.

Öldürülecek hayvanlar da bu kişilerin sahiplendiği köpeklerden farksızdır. Dolayısıyla empati yapmaları çok kolaylaşıyor bu haliyle. Bu kişiler rezidanslarda oturan, halktan tecrit hayatlar yaşayan insanlar da değiller bu arada. İstanbul'un orta sınıf bir muhitinde, Şişli'nin Fulya ilçesinde oturan insanlar bunlar. Neyse başladık sohbete. Konu döndü dolaştı, sokak köpekleri sorununun çözümü için gereken paranın devlette olmadığına vardı.

Bir kesim diyordu ki, kardeşim devlette böyle bir para yok, çok seviyorsanız alın besleyin. İçimizden biri şöyle dedi. Bir de ne diyorlar, al evine besle diyorlar. Ben de diyorum ki, devlet benim vergimden sana para vermesin, benim vergim cebimde kalsın, ben de bu parayla bir başka köpeğe sahipleneyim.

Önce anlamadım. Devlet senin verginden kime para veriyor da sen bir başka köpek sahiplenemiyorsun? Diyalog ilerleyince vaziyeti fark ettim. Köpeklerin toplatılmasını isteyen kesimleri, yoksul halk sınıfları olarak kodlamış, bu kesimlere verilen sosyal yardımlardan bahsediyormuş. Hem benim vergim sana yok dul aylığı, yok yetim aylığı, yok erzak yardımı diye dağıtılacak, hem de benim vergimi yemene rağmen bana diyeceksin ki çok seviyorsan al evine besle. Okey, ben varım. Ama benim vergim de senin cebine girmeyecek.

Bu kişinin onlar derken kimi kastettiğini sonradan anladım. Geniş yoksul kalabalıklar ile bir tür bizler ötekiler ayrımı kuruyordu orta sınıf kişi. Madem geniş yoksul kalabalıkla al evine besle diyordu, ya da böyle diyenleri en azından yoksul olarak kodluyorduk, fakat bu kalabalıklar da orta sınıfların vergileriyle ayakta durabiliyordu. Bu ne cüretti?

Benzer reaksiyonları gündelik hayatın her alanında görmeye başlamıştım. Bir ay kadar önce açıklanan buğday fiyatlarıyla ilgili konuştuğumda da benzer tepkileri gözledim. Buğday fiyatları %70 enflasyona rağmen sadece %11 artmıştı. Zaten geçen yıl da fiyat iyi değildi. Durumun vehametini anlattığım içeriklerin altında şu sorgulanıyordu. Benim vergilerim neden buğday üreticisinin malını almak için kullanılıyor? Devlet elini eteğini çeksin bakalım bunlardan ne yapıyorlar.

Orta sınıf mensupları 22 yıllık bir AKP bozgununun ardından kendilerince bir sınıf kiğini geliştirmeye başlamıştı. Kültürel sermayelerindeki yakınlık nedeniyle geleneksel sermaye kesimlerine öykünen ama geliş emek cephesinden de kendisini ayırmaya çabalayan bir öfkeydi bu. Orta sınıf bir işçi gibi çalışıp bir burjuva gibi tüketmek istiyordu. Fakat evet bir işçi gibi çalışıyordu da burjuva gibi tüketemiyordu. Yine işçi gibi tüketebiliyordu yani.

Bu da onun artık orta sınıf olmadığının bir kanıtıydı. Orta sınıf bitti demesi de bundandı. 5 aydır asgari ücret aynı kalmış, dolar aynı kalmış, bir de kiralar da aynı kalıyor neredeyse. Nasıl bir kahvaltı, nasıl bir peynir, nasıl bir yoğurt %50 artar? Bu kem nereye gidiyor?

Nereye gidiyor? Ya birileri kar ediyor işte. Hani zenginleşme böyle oluyor işte. Birileri acayip zenginleşiyor. Şu anda fakirleşen tek sınıf maaş çalışan orta sınıf. Yani ben Allah'a 16 yıl boyunca maaş çalıştım. Şu an oturuyoruz konuşuyoruz. Genel müdür yardımcısı arkadaşım var. İyi ki ben kurumsalı bırakmışım diyorum. Şu an onun şu anda kazandığı parayla iki tane çocuğu özel okulda okutamazsın. Okutuyorsan da evden dışarı çıkamazsın. Orta sınıf eridi. Ama midye dolması atan bir arkadaşım var. Şaka yapmıyorum. Midye dolması atan devamlı benden toprak alıyor. Daha iyi nasıl yatırım yaparım diye soruyor.

Bu kin haksız mıydı? Midye dolma satarak benden fazla kazanan bu kişiyi görünce öfkelenmemek mümkün müydü? Dedesi göçmüş kente, çevirmiş bir yeri çitle ve kendisine yaptığı kaçak gece kondu sayesinde torunları mülk sahibi olmuş. Bu duruma öfkelenmemek mümkün müydü? Değildi elbette. Fakat öfkenin öznesi doğru mu seçilmişti? Orta sınıf kininin muhatabı geniş emek cephesi mi olmalıydı? Köyünden sürülen insanlarla mı didişmeliydik?

Orta sınıflar Rahmi Koç gibi ultra zenginlerin kazancını değil de milyonlara dağıtılan sosyal yardımlara mı kurulmalıydı? Halbuki orta sınıflar ile geniş emek cephesinin kaderi ortaktır. Bu iki kesim ki aslında birbirlerinden farklı nüanslardan ibarettir, çıkarları da birbirleriyle çatışmaz aslında. Metaforik bir anlatımla ifade edelim. Orta sınıflar ki aslında yoktur öyle bir sınıf ama bölüm boyunca anlattığımız anlamıyla kentli, meslek sahibi emekçiler ile geri kalan emek cephesi aynı ortak kaderin parçasıdır. Belki birbirleriyle düşman iki kardeş gibi, Habil'le Kabil gibidir ama kardeşlerdir.

Bu sözlerime kimileriniz katılmıyorsunuz biliyorum. Çünkü geniş, yoksul kalabalıkların içinde bulunduğu durumu yine geniş, yoksul kalabalıkların suçu olduğunu düşünüyorsunuz. Halbuki tablo daha farklıdır. Madem bu bölümde bu zamana dek orta sınıfları analiz ettik, bir de orta sınıf sayılmayan emekçilerin durumundan şöyle bir söz edelim. Bir kere, bu insanlar yumurtadan çıkmış değiller. Orta sınıfların aksine, kentli olmadıkları için modernleşme krizini daha rahat geride bırakmadılar.

Hala modernleşme krizinin içindeler. Kentte yaşamış olabilirler ama onların kent daha yülü, zaten kendisi gibi köyden köç edip, kentin periferinde oluşmuş mahallelerden ibarettir. Yani kentte yaşamaları, kentte oldukları anlamına gelmez. Kapıcılar Kralı'nda İbrahim ile apartman yöneticisinin ilişkisi bu meseleye ilişkin enteresan örnekler barındırır. İnsan bir günaydın der. Boncur desen oğlan. Boncur.

Bakın, dinleyin. Bundan sonra... Boncur deyin bakayım. Boncur. Boncur. Aferin. Boncur deyin bakalım. Tam karşılamıyor ama siz derdimi anladınız. Modernleşme krizlerini en ağır yaşayan kesimler kente göçe zorlanmış köylü emekçilerdir.

Bu kesimlerin kentte yaşadığı kültürel şok aslında orta sınıflarda olup da onlarda olmayan kültürel sermaye yoksunluğundan kaynaklıdır. Orta sınıflar geçmişte bu kesimlerden hem ekonomik hem kültürel sermaye bakımından daha varlıklıydı. Fakat zaman içinde bu kesimlerin ekonomik sermayesi orta sınıflardan daha hızlı arttı. Buna karşın kültürel sermayeleri de pek değişmedi.

Hani öyle deyince daha iyi anlaşıyor, cahil geldiler, cahil gidiyorlar. Üstelik sağ popülist iktidarların da peşine takıldılar. Erdoğan gibi popülist liderler bu kesimleri arkasına takmayı çok iyi başardı. Yani derler ya aslında sürü gibi de güdülüyorlar, Nazım'ın söylediği gibi. Yani kabahat sende demeye dilim varmıyor da kabahatin çoğu sende be kardeşim. Diyesi geliyor insanın. Bu kesimlerle orta sınıfların arasındaki uçurumu bir tür seçkinler ve halk gibi bir ikiliye oturtuyor bu popülist iktidarlar. Giderek yoksullaşan, kirasını nasıl ödeyeceğini düşünen, gelecek endişeliyle boğuşan orta sınıflar, halk kesimlerine beyaz Türk ya da seçkinler diye tanıtılırken, Erdoğan seçkinlerin imtiyazlarını ellerinden alan bir kahramana dönüşüyor.

Biz bu millete aşığız, aşık. Biz dertliyiz. Biz dağları dele dele geliyoruz. Biz ferhatız.

Millet şirin. En son bu köpek meselesinin nasıl manipüle edildiğini hep beraber gözlenmedik. Hiçbir sorunu çözemeyen iktidar, bir sorunu çözmeye cüret etti ve bunu da yaparken toplumu mümkün olduğunca kamplaştırmayı tercih etti. Köpek yasasına karşı çıkanlar yoksul halk çocuklarının köpekler tarafından parçalanmasına ses etmeyen züppeler olarak tanıtıldı.

Orta sınıflar ve emekçi kesimler birbirleriyle didiştirildiği sürece Erdoğan gibi liderlerden kurtulmamız pek zor. Haliyle bu didişme sürdüğü müddetçe gelecekte Türkiye diye bir ülkemiz olmayabilir. Yurtsever olan bu didişmeyi sonlandıracak yeni bir çerçeve belirleyebilmekte. Bu kan davasının haklı ya da haksız nedenleri de olabilir. Ama sevgili dostlar, geleceğimiz için orta sınıfların kendisinin de emekçi olduğunu farkına varması, kendisini zenginden saymaması, halka tepeden bakmaması, zaten halk kesimlerinin bir parçası olduğunun bilincine varması gerekiyor.

Gecekondular'da büyüyen, kentte göçe zorlanmış, kültürel sermaye zayıf kesimler, orta sınıfların düşmanı değildir. Ortada bir çatışma varsa bu çatışma görgülü ya da görgüsüz, fark etmeksizin sermaye ile emek arasında yaşanıyor. Bu çok açık seçik ortada. Geleceğimiz emek cephesinin her iki yakasının birbiriyle barışmasına bağlıdır. Aksi halde bu didişme sürdüğü müddetçe. Erdoğan ve benzeri liderler geleceğimize damga vuracak ve turbo-kapitalizm hepimizin geleceğini cehenneme çevirecek. Çocuklarımızdan hayır duası beklemeyeceğiz. İşte bu yüzden gece kondu çocukları ile apartman çocukları bir araya gelmeli. Çünkü Türkiye'nin geleceği bu iki kesimin ortak çıkarlar altında barışmasına bağlı. Sevgili dostlarımız Ozan Çoban ile Güneş Debir'in seslendirdiği Vencere Most'ta söyledikleri gibi.

Bizleri birbirimizle didiştirerek milyarına milyar katanları görmemiz engelleniyor. Buna karşın kimi görüyoruz? Midye satıp zengin olanı görüyoruz. Kime görüyoruz? Gece kondusuna tapu olanı görüyoruz.

Evet, bunlarda da ortada bir sıkıntı var ama asıl suçlunun kim olduğu çok ortada değil mi? Orta sınıf kinini soğutmalı, bu kini, bu tepeden bakma halini, hatta şöyle diyelim, orta sınıf kini değil de orta sınıf kibrini sınıf bilincine çevirmek zorundayız. Benselemos, Benselemos, Kralım zincirlerimizi. Benselemos, Benselemos, Zulme ve yoksulluğa fayda.

Tren Topi'yi Fodbi Medya ile birlikte hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar örgütlü bir halkı kimsenin yenemeyeceğini aklınızdan çıkarmayın. Birbirimizle didişmeyelim artık. Halka kızılmaz. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)