
2.252 kelime · ~11 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour Kayıp Eşya Bürosü'ne. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz efendim.
Nasılsınız bakalım Olimpiyat ateşleri? Bakın göz açıp kapayıncaya kadar Ağustos oldu bile. Bu da Eylül'e ve de yeni sezona bir adım daha yaklaştık demek. Yeni sezon demek, yeni gösteri demek, yeni... Aaa! Tamam, hadi bakalım. Kendi dertlerime kulak vermemek için başladığımız kayıp eşya danışmanlığı karşı hız kesmeden devam ediyor diyelim ve tüm gücümüz kuvvetimizle kafasından bastıralım bütün kaygılarımızı, üzümümüzle.
Bu hafta gelen soruların çoğu her yaştan aşk, meşk, aşna, fişna konulu. Aşktan oğlum var mı bir sorun var. Şu uyarıyı da yapmam gerekiyormuş bu noktada. Programımız makara kukara amaçlıdır. Gerçekten yardıma ihtiyacınız varsa bir professional'a başvurun please. Hayır ben zaten biliyorum burada bu kadar insan bunu akıl edeceğinizi de işte yarın öbür gün düz adamlara denk geliriz. Başımız belaya girmesin, asaplarımız bozulmasın diye. Yine şey yapıyorum büyüklük yine bende kaldı bu bölüm. Sabahın erken saatlerinde kalktım, sporumu yaptım, ayak bacak esneme hareketlerimi gerçekleştirdim ve sizin dertlerinize tepik atmaya hazır ve nazırım derken bir haber geldi ki Instagram engellenmiş. Koca Instagram mı engellemişiz?
...bir şekilde erişim engeli getirmiş. Ben ilk başta çok korktum. Ben uyurken... ...ülkenin bir yerinde bir şey mi oldu, bir felaket oldu kesin. Yardımlar, yardım çığlıkları ve erişim engeli geldi gibi. Sonra bayağı bir baktım Twitter'a falan. Yok, hiç kimseye bir şey olmamış. Biz öyle şey... ...işte orta doğruluk falan.
Neyse, buyurun. Ice americano'larınızı aldınızsa Ağustos sıcağında başlayalım ilk sorumuzla. Of Özgem of! Gerçek bir derdim var ve sana açmak istedim. Erkek arkadaşımın inanılmaz dallama bir arkadaşı var. Çocuktan iliklerime kadar nefret ediyorum. Bu çocuktan ne kadar nefret ediyorsam, erkek arkadaşımı da bir o kadar seviyorum. Bugüne kadar gelip geçen oğlanlar içinden en sevdiğim o oldu.
Fakat bu dallamayı insan içinde göt etmek, ona laf sokup göz devirmek suretiyle hayatımızdan çıkarıp atmak istiyorum ama... Ama bu da çok ayıp geliyor. O da bir insan sonuçta. İki kişinin arkadaşlığını sabote etmemeliyim diye düşünüyorum. Bunu nasıl çözeriz? Dallamaların bireyselliklerine nasıl saygı duyarız? Nasıl katlanabiliriz onlara? Demiş sevgili Merve Nur.
Öncelikle Meryem Uğur'a kocaman bir alkış istiyorum. Neden istiyorum? Çünkü bir sol omzundaki deccele, bir sağ omzundaki melaikeye söz verdi. Adeta bir ilahi açık oturma soktu. Onları gözlerimizin önünde bu bir oda. Ceviz kabuğuna dönüştük bir anda. Bak aşığımız bir anda daha ilk sorudan Bismillah ceviz kabuğu oldu. Ben ben değilim artık şu an. Ben hulki ceviz oğluyum şu an. Bir top sakalım var şu an benim. Öyle hayal etmenizi isterim. Ki AK Parti'nin de tek top sakallı milletvekili kendisi. Gerçekten çok yenilikçe.
Evet bunu sonradan hatırladım ya. Neyse artık geçmiş olsun yapmış bulunduk bu teşbihi. Bahtımız benzemesin mi diyelim öyle diyelim. Evet Mervem ve de Nur'um. Sorduğun soru aslında içerisinde kendi cevabını barındırıyor. Bu iyi haber. Kötü haber şu ki maalesef sevgilin ve arkadaşı bu iki kişi Ying ve Yang olmuşlar. Gülüm benim. Senin Maniş Toteles bir dallamayla arkadaş olduğu için aslında bu kadar düzgün bir insan.
Evrenin değişmez kanunlarından biridir. Yani bu kişi başarılı, zeki, üstün olduğunu nasıl anlar? Yanında yöresinde en az bir dallama bulundurarak anlar tabii ki. Dallama arkadaş aslında herkesin ihtiyaç duyduğu bir kavramdır. Biz muhalif olduğumuzu da bak böyle böyle anlıyoruz. Bu kadar dallama olmasa belki de bir öyle bir böyle yanar döner insanlar olacaktık. Değil mi? İhtiyacımız var. Sende de vardır illaki. Bir iyice bak oralara. Bırak başkalarını. Sen kendi dallamanı bulmaya odaklan.
Bul ki bu ikisini birbirine kitle, iki dallamayı. Hem sizin kafanız rahat eder, hem onlar mutlu olur. Böyle kafalarını birbirine sürtmek istediğin bu iki kişinin kafasından tut ve öpüştür onları. Dünyaya minik minik dallamalar getirsinler. Çünkü her şey zıttıyla var, biliyorsun.
Dallama nüfusu azalırsa bizim de iyi insanlığımız düşebilir. Sakın ha sakın benim dangalak arkadaşım hiç yok Özgem deme. Çünkü ne demişler? Her odada mutlaka bir dallama bulunur. Bulunduğunuz odada dallama yoksa...
Dallama olan sizsiniz. Evet. İşte böyle de insanı düşüncelere gark eden felsefi bir kavramdır. Dallamalık. Bir ruhani liderliktir. Zaten dalaylamadan geliyor. Dalaylama, dalaylama, dalama, dallama, dallamadır. Bunu da ancak bu büroda alabilirsiniz bu bilgiyi. İşte bu misyonlarını düşünürsek aslında katlanabiliriz onlara. İsterseniz şöyle bir şey yapalım. Hep beraber kısa bir meditasyon çalışması yapalım burada. Farkındalığının gülleri. Ne dersiniz? Hadi bakalım.
Rahat bir pozisyonda oturun veya uzanın. O boncuk gözlerinizi yavaşça kapatın ve birkaç derin nefes alın. Burundan al. Burundan yavaşça ver. Şimdi, bu olumlamaları ister zihninizde, benle birlikte, isterseniz yüksek sesle kendi kendinize tekrarlayın. Dallamayı sevgiyle kabul ediyorum.
İçimdeki dallamayı kucaklıyorum. Dallamayı sevgiyle özümsüyorum. İçimdeki dallamayı kucaklıyorum. Hadi bakalım Allah kabul etsin.
Tabii maalesef günümüzde bir hakaret olarak kabul ediliyor. Dallama onu da söylemem lazım. Hakarette suç biliyorsunuz. Bir para cezası falan illaki olabiliyor yani. Ben de şeyden hatırlıyorum. Ahmet Hakan'dan hatırlıyorum. Geçen sene Ahmet Hakan'a yavşak diyen biri. Enver Aysa verdi galiba. 3 bin lira para ödemişti geçen sene. Ahmet Hakan'a yavşak demenin bedeli 3 bin liraydı. Hatta bir kısmımız da iyiymiş falan dedik yani. Bir düşündük hani. Bir hızlıca dedik nelere vermiyoruz ki abi 3 bin lira Ahmet Hakan'a bir yavşak denir. Kimlere yavşak denir? Bunların listesi yapıldı. Bak senin derdin de buna vesile olmuş olsun diyelim. Şimdi size bir çırpıda hakaret sayılan ve sayılmayan kelimeleri sıralayacağım. Not edin çünkü ekonomi de kötüye gittiği için o zamanın 3000'ini verebiliyorduk. Şu anın 3000'inin nerede lazım olacağı belli olmaz. Hemen hakaret sayılanlardan başlıyorum. Bu kelimeleri kesin kes kullanmıyorsunuz hiçbir yerde.
Şerefsiz, haysiyetsiz, gerizekalı, aptal, pislik, pezevenk, yavşak, dallama, dangalak, amına koyduğum, topal, kör, kel, rengili, stifas, aa bir dakika sonuna doğru niye bu böyle oldu be? Ay şu an bir dakika çok s... Topaldan sonrası bana hiç doğru gelmedi ama. Ha böyle fiziksel mental bir durumun hakaret olması karşısında valla çok şey oldum. Neyse body shaming de cezasız kalmıyor diye bir tesellimi verelim kendimize. Nasıl yapalım? Öyle yapalım ve hakaret sayılmayanlara geçelim. Bunlar güvenli kelimeler. Safe word dediğimiz. Artık nerede kullanırsanız kullanın. Karaktersiz, terbiyesiz, cahil, mal, yalaka, zıkkım, iki yüzlü, dinsiz imansız, utanmaz, bacaksız. Bacaksız.
Ama çelişkili şimdi bunlar. Topal hakaret bacaksız nasıl hakaret değil? Bir tanesinin bacağı var, ağır aksak yürüyor. Birinde hiç bacak yok, hakaret olmaması için... Neyse, tamam. Demek ki buralarda benim oturtabileceğim bir mantık yok. Neyse, bu saydıklarım, karakter sizden sonrası, eleştiri ve ağır eleştiri olarak geçiyor. Yani bunları kullanıp birisi size karşılık verirse, aa sen de ama eleştiriye çok kapalısın, böyle olmaman lazım falan diye üste çıkabilirsiniz. Bunlar tamamen kendi imkanlarınla edindiğim bilgiler.
Evdeki avukat beyle bir süredir mesleki olarak muhatap olmuyorum. Hadi hemen bir reklam sokalıyım size. Sonra bir sonraki şeye geçeceğim, soruya geçeceğim. Geliyorum. Derdinize
gelen uçan tekme, kayıp eşya danışmanlık. Evet! We are back bitches! Abla bir yıldır konuştuğum bir kız var. Konuştuğum kız diyor. Abla bir yıldır konuştuğum bir kız var. Ben bu kıza fena tutuldum. Gelecek hayalleri kuruyorum onunla. Oysa ilişki için erken diyerek erteliyor. O lise sona gidiyor. Sınav senesine gireceği için büyük bir ihtimalle aramız açılacak. Ben de zaten 11. sınıfa geçtim. Ben de hazırlanmaya başlayacağım.
Vallahi rahatladık. Değil mi çok rahatladık şu an? Aşırı rahatladık. Korktuk valla. Yo hayır kız büyük. Kız bizim oğlandan büyük. Evet. Ondan hoşlanmadığımı, onu sevdiğimi, onunla hayatı paylaşmak istediğimi nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Bir yol göster demiş Yiğido. Aşktan oğlum var mı bir sorun? Sevdim malum ki en güzel huyum.
Bu dünyadan bir aşık geçti deseler ben oyum. Çıktım mı lan oduna gerçekten? Yiğidim! Neşeme bakın. Yiğidim, aslanım, gül goncam. Sana %100 çalışacak birkaç taktik vereyim çok isterdim. Ama aranıza giren şey o değil, bu değil gülüm. Koskocaman bir gelecek kaygısın. Nahfil gibi ortanızda duruyor sizin anneciğim. Sizin aranızda eğitim sistemi var. Taban tavan puanlar, kayyum rektörler belki uzun mesafe.
Belki Erasmus var sizin aranızda. Ben bu açılma işini ikiniz de üniversiteye girdikten sonra bırak derim. Bak nice koç yiğitler, nice ilişkiler telafi oldu bu liseden üniversiteye geçiş sürecinde. Aşk meşk ilişkilerinde yaşanan ilk doğal seleksiyon aha budur. Ben sana söyleyeyim. Yani sen kızın kapısına evlen benimle yazıp otursan bile ki yine riskli bir hareket. Dayak yeme ihtimali var. Kamu malına zarardan ceza yemesi. Benim hırslanıp ceza hukuku çalışmam peki.
Ulan Nurdi, daha dur ben iki senelik açık öğretim adaleti okuyayım desen gör, köpek. Neyse, tabii ki önce geleceğini düşünecek. Belki o da seninle hayatı paylaşmak istiyordur ama bil bakalım bunun için önce ne lazım? Bir hayat. Değil mi? Gülosun'un gülleri. Gonca gülleri. Bu açıdan seni tebrik ederim. Kendine ve hayatına sahip çıkan birine aşık olman senin de ne kadar sağlıklı bir ergen olduğunu gösterir.
Bir erkeği çekici yapan detaylar, bak burayı çok iyi dinle, partnerinin kararlarına saygı duyması, yaptığı işlerde onu desteklemesi, reality takvimini takriben cebinde hazır çikolata bulundurması ve bulaşıkları yerleştirdikten sonra lavaboyu ciflemeyi akıl etmesidir. Erkek dediğin öyle olur. Erkek dediğin öyle olur. Aksi takdirde onu hedefinden şaştırarak abuk sabuk şeyler yaparsan, açıklamaya çalışırsan, açıkladıkça ikna olacağını düşünürsen, ileride bir dallama olarak hatır... Neyse dur, hakaret etmeyelim. İleride bir mal olarak hatırlanmana sebebiyet verebilir bu durum. Sen mal mısın?
Hayır, hiç sanmıyorum. İleride bu medeni tavrın, bak şimdi başka bir yerden de yaklaşayım, ileride bu medeni tavrın, bu toksik olmayan çiçek gibi maskülenin sen yüzünden o kız da dönüp sana sen işte pısırıksın, sen ne biçim erkeksin, işte ben nazlanmıştım, sen de hiç peşimden koşmadın, hemen ikna oldun falan derse de bu sefer sen onu mal olarak sağa sola anlatabilirsin. Mağara kadını diyebilirsin ona, ne mal kadınmış diyebilirsin. veriyorum sana bu hakkı veriyorum ben her şekilde eşitlikten yanayım ben açık iletişimden yanayım bu AŞD lütfen yani dolar olmuş kaç lira gülün eğlenin konuşun buluşun flörtleşin öpüşün ya üf gerisine sınavdan sonra bakarsanız anneciğim be gençsiniz ya keşke zamanında biri de beni karşısına alıp bunları söyleseydi ama bir yandan da çok biliyorsun kodumun yetişkini seni der yine burnumun dikine giderdim büyük ihtimalle sen de öyle yapacaksın yani yine de ben üzerime düşeni yapmış olayım hadi yiğidim
Göreyim seni. Hadi dalgalandır erkekliğin şanlı bayrağını. Hadi bakalım, nesline önder ol. Aşktan ol.
Evet, şimdi de aşkın bir başka sekmesine geçiyoruz. Özgem, arkadaşlık uygulamaları hakkında ne düşünüyorsun? diye sormuş Nehir ve devam etmiş. Ben ara ara kullanıyorum ama bir türlü aşkı bulamıyorum be Özgem. Evlendim, boşandım, bir kızım var. Artık bir yol arkadaşı istiyorum. Birlikte eğlenebileceğim, güzel güzel anlaşabileceğim birini arıyorum ama herkes seks diye geliyor. O da önemli.
Tamam ama yaz be kardeşim profiline tek gecelik isterim yaz. Bu uygulamaları kullanıp da aşkı bulmuş olan var mı merak ediyorum diyerek bitirmiş Nehir'cim. Evet Büros'un Üngülleri yine kitlelere ses olan bir soruyla karşı karşıyayız. Şimdi bir ilki deneyeceğiz ve soruya soruyla karşılık vereceğiz. Hazır mısınız? Nehir'cim Osmaniye'den Yunus Emre yazmış. Yine. Diyor ki, sevgili Özgem, yaklaşık 5 ay önceki başarısız flört denememden sonra adeta içimde bir şeyler öldü. Ne aşık olabiliyorum, ne de flört edebiliyorum be Özgem. Yok mudur bunun bir merhemi, bir şurubu da kullanıp çözüverem şu işi demiş. Burada benden Viagra şakası bekleyenler avuçlarını yaralarlar. Burada bu kadar ciddi, bu kadar duygu dolu. Yani yüzdivaç programı olmadığımız için de ben Nehir'le Yunus Emre'yi bir araya getirip bir çay içsinlere çıkaramıyorum maalesef. Ama yani bir yüzdivaç programı yapma fikri de bir dakikalığına iyi geldi bu arada. Çok eğlenirdik. Aaa, zaman programı! Neyse, ikinizin de yaşadığı hayal kırıklığı ve umutsuzluğu anlıyorum. Özümsüyorum, kucaklıyorum. Fakat dostlarım aşk biten bir şey değil. Siz neden aşktan bakliyat gibi bahsediyorsunuz ya? Aşk kalmadı, aşk bitiyor, aşk olamıyorum, herhalde gitti. Öyle bir şey değil. Lütfen bir kendinize gelin. Dünyanın aşk rezervleri bitiyor gibi bir durumumuz yok. Yani uzaklaşın, bu mantaliteden uzaklaşın ya. Görünürlük ve ulaşılabilirlik arttığı için seçenek bolluğu içinde at izi it izine karıştı. Bu sadece yaşanan. Bu, bu kadar.
Yani arkadaşlık uygulamalarıyla ilgili tek bir taktik verme hakkım olsaydı ben sadece şunu söylerdim, ne kadar uzakta ararsanız o kadar iyi. Yani inanın premium birlik alıp da her gün yüz yüze baktığınız bakkalın, çukkalın, apartman yöneticisinin, Allah korusun sizi sağa kaydırdığınızı görmek hiç istemezsiniz, ben size öyle söyleyeyim. Çünkü market alışverişi başka, apartman aidatı başka, aşk meşk başka. Bunları ben kalın çizgilerle ayırın derim naçizane. Ben birkaç sene önce bir arkadaşlık uygulamasıyla aşkı bulmuştum bu arada. Çok da güzel bir aşktı. 6-7 ay kadar sonra aşk bana demişti ki bana ayrılan sürenin sonuna geldik.
deyip aşk tası tarağı toplayıp gitmişti. Biz o zamanki beyefendiyle mal gibi yüz yüze baka kalmıştık. Uygulamasız da aşkı bulduğum olmuştu, onu da söyleyebilirim. O hiç de beklemediğim bir sırada olmuştu. Bir gün kapı çaldı, baktım karşımda aşk. Şaşırdım tabii, beklemem, geç dedim, otur cimcime nerelerdesin, özlettin kendini. O sefer de yine takribi 8-9 ay kalmıştı. Sonra yine benim bir tatile ihtiyacım var, kafayı toplamam lazım deyip gitmişti aşk. E ne yapacağım o da duygu.
E o da bir duygu onu da anlamak lazım ama yok olmadığı kesin en azından dünya üzerinden yok olmadığı kesin o konuda rahat olabilirsiniz. Aşkla ilgili her umutsuzluğa düştüğünüzde lütfen gönül yazarın 6 kez evlendiğini hatırlayın o analog zamanlarda yokluk içerisinde ve kendinize deyin ki Aşktan oğlum var mı bir sorun sevdim malum ki en güzel uyum bu dünya 🎵Bir aşık geçti, deseler ben oyuyum diyorum🎵 Ve bölümü kapatıyorum. Kayıp Eşya Danışmanlık Ayşe'nin bu haftalıkta sonuna geldik bir tanelerim. Derdinizi, tasanızı özenle soru bankama not ediyorum. Bölüm bölüm ayırıyorum, konu konu ayırıyorum. Dantel dantel işliyorum o güzel sorularınızı, tepiklerinizi. Ogze Ozel, Instagram hesabımın DM kutusuna çökebilirsiniz bir tanelerim demiştim. Ama inşallah erişim engeli kalkarsa çökersiniz. Bundan sonrası bak işte o kadar uğraşıyorsun, ediyorsun. Bir tane rendenin yine ağzının içine bakıyorsun.
Evet, dallamanın hakaret olduğunu unutmayın. Haftaya görüşmek üzere. Özgözel. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.