Podcast

NEDEN RAHAT DEĞİLSİN? I evdeki asanızı kırın, edinburgh fringe’e gidiyoruz

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Fringe sözlük anlamıyla "bir topluluğun, grubun uçları" anlamına geliyor. Terim olarak da "ana akım olmayan, yenilikçi ve deneysel sanat etkinlikleri" anlamında kullanılabiliyor. Belki de hepimiz biraz uçlarda olmalıyız ki bir şeyler değişsin.

Bu bölüm 1,5 günlüğüne yola çıktığım Edinburgh Festival Fringe 2024 yolculuğunun başı ve Fringe'in olayı ile ilgili. Diğer bölüm ise festivalde neler izlediğimden devam edeceğiz. (2026'nın ağustos ayında herhangi bir günde tüm podcast platformlarında yayında olabilir o bölüm. Hayır şaka, haftaya...)



Bölümde Bahsi Geçenler:

Harry Potter (genel)

Fleabag I Tiyatro

Fleabag I Dizi

Baby Reindeer I Tiyatro

Baby Reindeer I Dizi






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.758 kelime · ~14 dk okuma

Harry Potter filmlerinde okula giderken bindikleri treni biliyorsunuz değil mi? Bu tren kitapta Kings Cross istasyonundan kalkıyor, Peron 9.3 çeyrekten. Ve Kings Cross istasyonu gerçek dünyada olan bir tren istasyonu. Zaten hani Harry Potter'ın olayı bu ya, gerçek dünyanın içinde büyücüler var ama biz bunu bilmiyoruz. Hani tamamen Yüzüklerin Efendisi gibi bir ayrı dünya değil. Şu an yaşadığımız dünyanın içinde de büyücüler olabilir.

O yüzden herkesin Hogwarts mektubu gelebilir. Gelse şaşırtıcı olmaz. Hani gerçekliğin içindeki o fantastik olay Harry Potter'ı biraz daha ilgi çekici yapıyor. Aynen ilkokulda ben de arkadaşlarımla birbirimize kalemle büyüler yapıyorduk ve... Neyse bunu anlatmayacağım.

Ama mesela birine sersemlet yaptığında uçması gerekiyordu arkadaşımızın. Çok eğlenceliydi. Ya da seni dondurursa derste donuyordun falan. Yine bilmeyenler olabilir. Hogwarts'a her yıl 1 Eylül'de gidiliyor Kings Cross'tan. Ve gerçek dünyada da son birkaç yıldır her 1 Eylül'de Kings Cross tren istasyonunda bir anons yapılıyor.

Transkriptin tamamını oku

Birazdan tren kalkacak, Cogwise'a gidecek diye. Sonra da Harry Potter'ın tema müziği çalıyor. Falan diye. Sonra bir anda partiye dönüyor. Hayır, öyle bir şey olmuyor orada. Aynen ama bir sürü insan videolarına bakabilirsiniz. Yani deli gibi tüm tren istasyonu böyle Harry Potter hayranları tarafından dolduruluyor. Ve o anons olduktan sonra herkes alkışlıyor, bağırıp çağırıyor ve sonra herhalde evlerine dönüyorlar. Ama bu yıl bu olay olmadı.

Ve bunu Kings Cross Tren İstasyonu Yönetimi ya da Londra Belediyesi'nin birkaç ay önceden söylemiş. Hani bu yıl 1 Eylül'de size anons yapmayacağız diye. Ama buna rağmen insanlar gitmiş, yine tüm tren istasyonunu doldurmuşlar. Ve herkes telefonlarını kaldırıp story çekmiş anonsu beklerken. Ve o anons yerine başka bir normal tren anonsu yapmışlar.

Ve oradaki Kings Cross'daki binlerce Harry Potter hayranı bir anda tren istasyonunu yuhlamaya başlamış. Ve sonra üzülüp gitmişler. Baya komik değil mi? Ben İngiltere'ye ilk 2018'de gittiğimde, yani 20 yaşındaydım, bu tren istasyonuna gitmiştim. Çünkü Harry Potter seven biri olarak orayı görmem gerektiğini düşünmüştüm ve ayrıca Kings Cross'un içinde bir Harry Potter dükkanı var. Ayrıca bir şey daha var. Bir fotoğraf çekilme atraksiyonu. Şeyi hatırlarsınız, Harry ve arkadaşları tren istasyonuna bir duvarın içinden geçerek giriyor.

Gerçek Kings Cross'ta da şey yapmışlar, hani o bavul tutacaklarıyla geçiyorlar ya, o bavulu üstüne koyduğunuz şeyin Türkçe adı var mı bilmiyorum. Ve o aleti tamamen ikiye ayırıp duvara yapıştırmışlar. Siz gidip o şeyi tutuyorsunuz, böylece ve ileri doğru duvarın içinden geçecekmiş gibi duruyorsunuz ve sizin fotoğrafınızı çekiyorlar. Ve ben de 2018'de kapitalizmin ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmeyen Harry Potter sevdiğimi düşündüğüm için oraya giden bir genç olarak gittim. Cümlemin tam anlamı olmadı ama anladınız ne dediğimi. Harry Potter dükkanını gezdim. 60 poundluk şeyler satıyorlardı. Kazaklar çok güzeldi ama almadım. Sonra da fotoğraf çekilsem mi diye düşündüm. Ama sonra devasa bir sıra vardı. Bir iki saatlik bir sıra vardı yani kesinlikle. Sonra geri döndüm.

Sonra bir daha İngiltere'ye gidişimde bir daha gittim. Harry Potter dükkanı yine doluydu. Herkes fotoğraf çekiliyordu. Deli gibi sıra vardı. Aynen bu yaşananlar 2018 civarları oldu. Bu 2024'te tekrar gittiğimde, birazdan anlatacağım sebeplerden dolayı trene binecekken, sabah saat 10'du ve Harry Potter dükkanında yine deli gibi bir sıra vardı.

Ve yani şey diye düşündüm. Hani ben Harry Potter'ı izledim, sevdim ki bence içindeki sebepler şu. Yani Harry Potter bana bir dünya görüşü verdiği gibi hissediyorum açıkçası. Bir dünya görüşümüzü Harry Potter'dan almamız saçma mı? O ayrı bir tartışma konusu ama Harry'nin içindeki o adalet hissi, kötü Voldemort'a karşı savaşması, Hermione'nin sömürülen evcinlerinin haklarını korumaya çalışması, Harry ve arkadaşlarının birbirlerine olan bağlılığı... Yani Harry Potter'ı bence bu yüzden sevdim.

Ama sonra o küçük beynim, kapitalizm sebebiyle Harry Potter sevdikten sonra ne yapabilirsiniz? Yani gidip hayatınızı bu Harry Potter'da sevdiğiniz şeylerin, o dünya görüşlerinin bir şekilde doldurmaya çalışmak amacıyla yaşayabilirsiniz. Ya da gidip asa alabilirsiniz. Ya da gidip başka Harry Potter ürünleri alabilirsiniz. Ve bence bu günümüzde çok oluyor. Yani bir şeyi seviyoruz ama sonra neden sevdiğimizi unutup sadece bize o şeyi sevdiğimiz zamanı hatırlatan oyuncaklar alıp yaşamamıza devam ediyoruz.

İnsanların hayran olmasına da laf etmek istemiyorum tabii ki yani. Ona da ihtiyacınız olabilir yani. Ama Harry Potter'ı neden sevdiğinizi hatırlayın. Ve evinizdeki asayı ikiye bölüp kırıp çöpe atın.

Ve şimdi size trene binmemin mistik sebebini açıklayacağım. Edinburgh Fringe diye bir şey var. Edinburgh Fringe'ın ne olduğunu, orada nasıl zaman geçirdiğimi, orada ne yaptığımı anlatacağım ve bence gerçekten ilginç bir şey yani dinlemeniz lazım. Daha havalı bir şekilde bölümü satabilirdim ama fringe şey demek İngilizce The border of outer edges of an area or a group Şu an Almanca aksan yapan şey gibi oldu İngiliz yapmaya çalışırken The border of outer edges of an area or a group Yani bir şeyin, topluluğun ya da grubun uçları fringe Ki bence hepimiz öylesine değil ama biraz uçlarda olmalıyız ki bir şeyler değişsin Ve şimdi size Edinburgh Fringe'i anlatması için Barış Özcan'ı çağırdım. O bir şeyleri çok daha iyi anlatabiliyor. O anlatacak size ne olduğunu. Evet, teşekkür ederim Cem çağırdığın için. Edinburgh Fringe öncelikle ne olduğunu söyleyeyim. Bir ay süren, içinde bir sürü tiyatro oyun oynanan, stand-up yapılan ve Dünya Kupası ve Olimpiyattan sonra dünyada en çok biletin satıldığı bir festival, bir etkinlik. Ve Edinburgh Fringe'in tohumlarının nasıl atıldığını öğrenmemiz için 1947'e gitmemiz gerek.

Çok teşekkürler Barış Özcan geldiği için. Ben şimdi kendim böyle tamam aynen falan diye konuşmaya devam edeceğim. Olaylar şöyle başlıyor. Edinburgh'da her yıl Edinburgh International Festival diye bir festival oluyor.

Bu festivalde tiyatro oyunları ya da müzik böyle şeyler oluyor. Ama bu bizim Frinç Festivali değil. Edinburgh Frinç Festivali şöyle başlıyor. 1947'de festivale davet edilmeyen insanlar, tiyatro grupları yerler sizin festivalinizi. Biz yine de Edinburgh'a gideceğiz. Orada bulduğumuz bir yerde birkaç şey oyun oynayacağız diyor ve yani ismini Frinç koymuyorlar. Sadece Edinburgh'a gidip festival dışında oyunlar oynamaya başlıyorlar.

O yüzden Fringe'in geçmişi de çok bilinmiyor ve bu zamanlar şehre gelen tiyatro toplulukları veya sanatçılar daha çok akşamları herkesin tiyatro oyunu veya konseri bittikten sonra yapıyorlarmış ki hani insanlar gelebilsin aynı anda çakıştırmamaya çalışıyorlarmış. Ve bu 1947'de başlayan Edinburgh Festivali'ne biraz daha alternatif olarak ilerleyen bu şey gittikçe büyümüş ve sonra bunun adını koymuşlar Edinburgh Fringe diye ve hala bu şey devam ediyor her yıl. Ve ilginç bir şekilde Edinburgh International Festival da devam ediyor. Fringe'in olayı şu, jürisi yok. İsteyen istediği bir şekilde katılabiliyor. Yani katılmak için hiçbir şey yapmanız gerekmiyor. Sadece bir mekan bulup orada çıkabilir miyim diyeceksiniz ve evet derlerse çıkabiliyorsunuz. İçinde tiyatro oluyor, dans oluyor, komedi oluyor.

Garip şeyler oluyor, sirk oluyor, kabare oluyor, müzikal oluyor, opera oluyor, şiir performansları oluyor. Hatta ben gittiğimde bir akşam Filistinli şairlerin şiirlerini okuyacaklardı. Böyle akşam 11.30'da bir etkinlikti. Ama çok uykum olduğu için gidemedim.

Fringe her yılın Ağustos ayında yapılıyor ve bir ay sürüyor. Hani bir sanatçı geliyor, bazen üç hafta boyunca her gün sabah onda bir performans yapıyor ya da iki hafta yapıyor. Şehre girdiğim an, yani her yerde her şeyin posteri vardı ve bir şehirde ki Edinburgh böyle 700 bin nüfusa olan bir şehir, hani aynı anda o kadar çok şeyin olması... Bu kadar. Ve yani insanlar da broşür de dağıtıyorlar. Hani böyle eski zamanlarda yaşıyorsunuz gibi. Aynen bir an şey diye hissettim. İnsanlar dünyaya savaşmak için değil, yani belki biraz dertlerini anlatmak veya böyle şeyler yapmak için gelseler daha iyi olmaz mı ya da gelebilirler gibi hissettim.

Hissettiğim başka bir şey ise festivalin o rastgeleliği ve özgürlüğü oldu. Çünkü Türkiye'de çok şey oluyor gibi hissediyorum. Ya da dünyada da öyle. Bir sanatla ilgili bir şey olduğunda, ödül töreni ya da festivali olduğunda çok kendi içinde ve kendini beğenmiş ve dışarı kapalı gözüken bir şey oluyor gibi geliyor ama bu direkt dışarıya açıktı.

Ya insanlar şey yapıyor ya, işte o ödülü kim kazandı? Ki Türkiye'de zaten saygıdeğer ödül veren bir yer de çok yok. Ama yani Oscar ödüllerinde de saçma sapan şeyler oluyor. Belki Oscar döneminde onu daha fazla konuşuruz. Ama yani Oscar'da da o filmin yapımcılarının akademi üyelerine ne kadar reklam yaptığına göre oluyor. Yani 11.000 akademi üyesi var ve filmlerin Oscar kazanma bütçeleri oluyor. Ve buna göre röportajlar yapıyorlar, insanlar hediyeyi oluyor. Çok sıkıcı.

Çok sıkıcısınız. Iyy. Ya da mesela kan da öyle. Dışarıdan yani sadece sektör insanlarının gidebildiği böyle hafif gergin bir yere benziyor. Hiç gitmedim ama. Mesela Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı filmi. Hangi yıl bilmiyorum ama kana seçilmemişti ilk kan seçkisi açıklandığında. Ve sonra herkes kafayı yemişti. Bir Nuri Bilge Ceylan filmi nasıl kanda olmaz diye. Sonra kana çağırmışlardı filmi.

Bilmiyorum, komik komik olaylar yani. Böyle hani sanat camiasında bu tarz sıkıcı şeyler... Yani film güzeldi bu arada bence. Ama yok kandı, yok oydu, yok buydu. İnsanı yorabiliyor bazen. Ki yani bu festivallerde de çok iyi şeyler çıkıyor kesinlikle, ona bir şey demiyorum. Ama demek istediğim şey... Dünyanın bir sürü yerinden bir sürü sanatçının gidip Edinburgh Fringe'de tek kişilik gösteriler yapmaları rahat bir şekilde ve şöyle bir yanı da var.

Fleabag dizisini biliyorsunuzdur. Fleabag dizisi 2013 yılında ilk olarak Edinburgh Fringe'de oynanmış. Phoebe Waller-Bridge tarafından. Tek başına bir oyun oynamış. Zaten o Türkiye'de sinemalarda da gösterilmişti. Sinemada izlemediyseniz de internette bir yerlerden bulabilirsiniz. Bence kesinlikle izleyin. Yani dizi de çok iyi ama oyunu izlemek ayrı bir şey.

tek başına inanılmaz bir performans sergiliyor ve o karakterin yaşadıklarını tek bir perdelik oyunda izleyince çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Diziyi izlerken, şu an spoiler vermeyeceğim, ama şey bir karakter görüyoruz, duygularını bastıran bir karakter görüyoruz dizide ve ilk sezonun çok büyük bir bölümünde duygularını bastırıyor. Sadece son birkaç bölümde duygusal boşalma yaşıyor ve aslında yaptığı şeylerin neden yaptığını, neden sürekli espri yaptığını falan onları anlıyoruz. Ya da seksle olan takıntısını Anlıyoruz. Ama tiyatro oyununda bunlar yarı yarıya gibi. Yani o depresif bölümlerle şaka yaptığı bölümler çok daha dengeli. Ve hepsini tek bir şekilde izleyince biraz önce dediğim gibi, heee, diyorsunuz. O yüzden izleyin kesinlikle. Yani diziyi izlediyseniz de izleyin, izlemediyseniz de izleyin. Her şekilde Fleabag'in tiyatro oyununu izleyin.

Ve Fleabag sonra tiyatro oyunu olarak keşfediliyor, dizi yapılıyor. Ve şu anda da sektörden bir sürü insan Fringe'e gidip oradaki yaratıcı, keşfedilmemiş insanları keşfetmeye çalışıyorlar. Çünkü cidden ilginç şeyler yapan insanlar var. Bu arada Fringe'de çok iyi partiler de oluyor sektör insanlarıyla beraber ve ben de bunlardan birine katıldım. Orada bir sürü insanla tanıştım.

ve hatta orta yaşlı bir yazar vardı, İngiliz. İşte YouTube kanalıma anlattım, Instagram'da şöyle şeyler yapıyorum, kısa hikayelerim var dedim ve bir tane kısa hikayem var, Havalı'nın isimli. İlk yazdığım kısa hikaye ve benim en sevdiğim kısa hikaye. Onun İngilizce'ye çevrilmiş bir hali vardı. O adama onu gösterdim ve adam çok ilgilendi. Numaramı aldı, başka günler buluşmak istedi. Sonra partilemeye devam ettik. Biraz içtik böyle, adamın evine gittik. Sonrasını anlatmak istemiyorum.

Neyse yeter artık. Baby Reinder'a bağlamak için böyle bir geçiş yapmaya karar verdim. Cidden. Bu arada ben oradan story koyunca cidden insanlar şey dedi işte abi dikkat et. Baby Reinder'lamasınlar seni. O yüzden ben festivalde bana bakan her orta yaşlı erkeğe böyle siktir git falan, fuck off mate falan dedim. Bana taciz, siz ne zannettiniz beni falan diye böyle herkese şey yaptım sinirlendim böyle.

Baby Reinder'ı izlediyseniz, orada da Baby Reinder'daki komedyen, zaten kendisini oynuyor, oradaki komedyen de Fringe'e gidip gösteriler yapıyordu. Fringe'i oradan da hatırlıyor olabilirsiniz. Bu arada o da sonra yaşadıklarını tiyatro oyunu olarak yapmış. Fringe'de tacize uğrayışının tiyatro oyununu yapıp, Fringe'de oynamış tekrar.

Sonra da Netflix hani dizi yapar mısın bunu demiş. Aynen böyle dizilerin veya tek kişilik gösterilerin oradaki yapımcılar tarafından takip edilmesi ve sonra diziye dönüştürülmesi bence çok iyi bir olay. Mesela Türkiye'de dizi yapılırken... Pardon, bu cümlenin şu an düşündüğüm şeye gülüyorum da. Yani hiçbir streaming servislerinde işte Prime, Netflix... Şimdi Prime video reklamı.

Hiçbir streaming servisinde çalışan yapımcıların hani gidip aa ilginç tiyatro oyunları var mı, tiyatro oyununu bir şekilde diziye uyarlayabilir miyiz diye düşündüğünü düşünmüyorum yani. Onların kafasında çok zaten klişe bir fikir oluyor sonra bin kere yapılmış. Sonra bir yazar bulup bunu yaz diyorlar ve yazıp yapıyorlar gibi hissediyorum. Bir an depresifleştim yani. Ve sadece yapımcılar açısından da değil. Fringe'de mesela sanatçılar, diyelim akşam gösterisi var. Sabah sokakta broşür dağıtıyorlar. İşte akşam gösterim şurada şu zaman. Direkt konuşabiliyorsunuz. Yani ne yaptığını sorabiliyorsunuz. Zaten konuşmak istiyor adam yani belli.

ya da gösteri yapıyor çıkışta kapıda duracağım benle konuşabilirsiniz diyor. Onu gösterilere gelince daha detaylı anlatacağım ama aynen insanlar birbirleriyle çok fazla iletişimde ve çok rahatlar. Yani Türkiye'de insanlar bu açıdan çok çok daha az rahat gibi hissediyorum. Yani yeterince insanların rahat olabileceği yer yok ve insanlar da yeterince rahat değil galiba.

Yani mesela Türkiye'de kendi broşürünü dağıtan bir oyuncu olabilir mi ya da öyle bir ortam yaratıyor muyuz bilmiyorum insanları. Ya da insanlar böyle ben tek kişilik bir gösteri yazayım 40 dakikalık boş vaktimde sonra da onu gidip bir kafede sergileyim diyorlar mı? Ya bu arada diyenler oluyor, sadece şey yapmak istemiyorum, Türkiye çok kötü falan demek istemiyorum çünkü öyle değil. Ve işte Türkiye'de sanat yeterince rahat değil diyen insanların kaçı gerçekten böyle şeyleri araya buluyor, o da tartışılır yani. Çünkü hani bir yerden talep olması da gerekiyor. Aynen, o yüzden hepimiz rahat olup...

tiyatro oyunları bulmaya çalışıp ya da yazmaya çalışıp kötü şeyler yapıp, iyi şeyler yapıp hayatımızı yaşayabiliriz yani yaşamamaktan daha iyi gibi. Bu arada fringe dünyada her yerde var. Hatta işte insanlar ne kadar bir şeylere dikkat ediyoryu konuşuyordum. Ben de İstanbul'da fringe olduğunu bilmiyordum ama 5 yıldır İstanbul'da fringe yapılıyormuş. Hatta tam bu sıralar yapılıyor. İstanbul'daki fringe 13'ünde başlayıp 21'ine kadar devam ediyormuş.

Bu hiç yani reklam olsun falan diye değil. Ben de yeni gördüm ve çok komik geldi. Şu ana kadar görmüş olmamam. O yüzden paylaşmak istedim. Ya da mesela Londra'da Peckham Fringe falan da oluyordu. Yani mahalle fringeleri oluyor. Hani adamlar kafayı her yerde fringe yapıyorlar. Sokak fringi. Bu arada ben fringe'e neden, ne zaman ve nasıl bir buçuk gün gittiğimi de anlatmak istiyorum. Ben geçen haftalarda İngiltere'ydim. İngiltere'ydim.

Aynen. Geçen haftalarda İngiltere ülkesi oldum. Değişik bir tecrübeydi. Çok suçlu hissettim geçmişte yaptıklarımdan dolayı. Neyse. İngiltere'deydim, Londra'daydım. Bir gala için gitmiştim. Biliyorsunuz beni filmlerin ve dizilerin galalarına çağırıyorlar ve bunlar genelde Londra'da oluyor. Yani galalar genelde tabii ki Amerika'da oluyor. Los Angeles'te ve New York'ta yapıyorlar. Ya da ikisinde de. Ama bir filmin veya dizinin Avrupa galası olacaksa ki çoğu yüksek bütçeli dizinin veya filmin oluyor, bunu hep Londra'da yapıyorlar.

Sonra, yani daha büyük bir filminiz varsa, yani Amerika'da yaptınız, Londra'da yaptınız, artık ne yapsam diyorsanız, diyelim siz Deadpool ve Wolverine filmisiniz ya da Dune serisisiniz, ne yapıyorsunuz? Güney Kore'ye gidebiliyorsunuz, Çin'e gidebiliyorsunuz, Brezilya'ya, İtalya'ya, Fransa'ya, birçok ülkeye gidebiliyorsunuz, Türkiye hariç. Hatta eskiden Türkiye'ye de geliyorlardı. Belki çocuklar hatırlar. Ay, 2007'de çocuk olanları hatırlar. Şu an çocuk olmayanlar. Yani benim 2000... Aynen, 90'lar... Neyse!

2007'de şey olmuştu, Harry Potter ve Zümrüt Ankara Yoldaşları filminin galasını yapmışlardı İstanbul'da, Kanyon Alışveriş Merkezi'nde. 3 oyuncu gelmişti filmden. Fred ve George'u oynayan ikizler ve Harry'nin ilk öpüştüğü Cho Chang gelmişti Türkiye'ye. Sonra Galatasaray antrenmanına gitmişlerdi, bunu hatırlıyorum. Metin Oktay Tesisleri'nde Fred ve George.

Ben Fenerliydim. Yani hala Fenerliyim. Hiç umurumda değil ne olduğu. Zaten iğrenç bir şey olarak da görüyorum. Ama o zaman üzülmüştüm yani neden Fener'e gelmediler diye. Sonra bir ara Kobe Bryant da gelmişti. O da Galatasaray'a gitmişti. Neyse. Ben özellikle pandemiden sonra sürekli Londra'ya gitmeye başladım. Beni sürekli bir galalara çağırıyorlar. Ben de gidiyorum yani. Sonra da uçak biletini uzatıp biraz daha şehirde kalıyorum.

Ve yani gide gide, bu sene beş kere gittim galiba, orada yaşayan bazı lise arkadaşlarımla tekrar görüşmeye başladık ve bir anda, bir anda değil, tekrar görüştüğümüz için ve iyi insanlar oldukları için ve ben de onlar için iyi insanlar olduğum için yakın arkadaş olmaya başladık. Aynen, size kelimelerin anlamını bile anlatacağım yani. Her şeyin orjinini bu podcastta öğrenebileceksiniz. Neyse, yani fringe'e gitmemin, bir buçuk gün gitmemin sebebini 15 dakikada anlatıyorum ama bu podcast böyle.

3-4 gün bir boşluğum olacaktı gala dışında. Ben de iki gece fringe'e gideyim, sonraki günlerde de arkadaşlarımla vakit geçireyim dedim. Zaten Londra'dan trenle gidiyorsunuz, 4 saat gibi bir şey sürüyor. Neyse ben de Kings Cross'a gittim, tren istasyonuna. Harry Potter dükkanı yine doluydu. Herkes fotoğraf çekiliyordu, deli gibi sıra vardı. Ona bakıp represif hissettim ve sonra 4 saat sürecek tren yolculuğuna başladım.

Bu bölüm böyle bitti. İkinci bölümde fringe'de izlediklerimi ve bu izlediklerimin bana düşündürdüklerini anlatacağım. Bu fringe'de izlediklerimi böyle 5 yıl sonra Netflix dizisi yapmazsa kimse izleyemeyecek büyük ihtimalle. O yüzden hani şey yapmayacağım. Hani böyle mal gibi izlediğim şeyi size hiç bahsetmeden incelemeyeceğim. Sadece izlediğim şeylerin, performansların içindeki fikirlerden ve bu fikirlerin bana neler hissettiğinden bahsedeceğim.

Hani böylece podcast'ı herkes dinleyebilecek. Sadece fringe'e gidenler değil. Çünkü fringe'e yani... Aynen, bilmiyorum. Deniz Göktaş gitmiş yani. Orada gösteri yapmış. Bayağı iyi. Aynen. Ne kadar eğlenceli yani. Bu bilgiyi şu an vermem... Neyse, aynen. Okey. Tamam, bitti bu bölüm. Artık kapayın. Evinizi şu ana kadar toplamadıysanız da... ...bensiz toplamayı deneyin yani. Ya da spor yapın. Spora başlayın. Evde niye oturuyorsunuz? Hmm... Spor. Kas. Tamam, şimdi ben de biraz şınav çekeyim.

Tamam.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)