Podcast

İktisadi Görüş: Görüşmicem :/

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Samet ve Fethi bu bölümde Grand Prix hızında bir serbest çağrışım maratonuyla Dilara Aksüyek'i, dünyanın tadı bahsinde tatmin hiyerarşisinin hangi sınıfında bulunduklarına dair tahminlerini, raflarda yerini almış ketçap ve mayonez isimlerine en yakışacak modern Türkçe isimleri ve serçe parmağa takılan mandalinalarla Osmanlı padişahlarını tartıştırma oyununu tek pakette kolileyip kulağınıza ikram ediyor. İkili, bölümün sonunda sizlere kur tahminsiz bir şarkı ikram etmeyi de unutmuyor. Keyifli dinlemeler.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.203 kelime · ~11 dk okuma

Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

Hürriyet Kelebek'te karşıma çıkan bir beyan var Samet. Dilara Aksuyek, bu piyasa için fazla duygusalım demiş. Önceki gün Nişantaşı'nda görüntülenen Aksuyek, geçtiğimiz günlerde bir mekanda ağladığı ve daha sonra kendisini tuvalete kitlediği haberlerine dair sorulan sorulara şu yanıtı vermiş. Bir olaya üzülmüştüm. Annem babam üzülmesin ve görmesin istemiştim. Öyle görüntü vermemek için içeri girdim.

Kendimi tuvalete kitlemedim. Bu piyasa için fazla duygusalım. Yani fazla duygusal olmasa kitleyecek miydi? Yani bu iki cümle arasındaki bağı da ben çözemedim. Fethi, ben de geçen hafta bir olaya üzülmüştüm, inanır mısın? Sonra geçti. Sonra sahneye çıktık beraber. Hayat işte. Hayat böyle bir şey. Ben sanırım bu piyasa için ya az duygusalım ya fazla fakirim. Tam bilemiyorum. Vallahi benim bir olaya hakkıyla üzülme ve sorumluluklarımı erteleme sınırım 7.40 alarmını 8'e çekmek.

Transkriptin tamamını oku

Çok üzüldüysem bunu yapıyorum. 20 dakika daha uykuyu hak görüyorum kendime. Çünkü ötesine layık değilmişim gibi geliyor. Hiç olmadı eve giderken çikolatalı bir atıştırmalık alıyorum. Ne aldığımı hatta direkt söyleyeyim, frigola alıyorum.

Halley alıyorum, Lupo ya da. Lupo çok iyi. Üzgünsem ve maaş yeni yattıysa iyi çikolata alıyorum. Yani böyle adı Avrupa ülkeleriyle anılan çikolatalardan alıyorum. Ama maaşın yatmasına daha varsa, maaş böyle uzaklarda bir yerdeyse ortalama segment bir çikolata alıyorum. Sen de bu piyasa için biraz fakirsin anladığım kadarıyla. Verdiğin örneklerden biraz öyle anladım. İstersen bir gün beş arkadaş bir İsviçre çikolatasına girelim. Hayat bayram olsun istiyorsan. Ne diyorsun ya? Abi şeyden değer miyiz? Bu yurt dışından dönen arkadaşlarımızın getirdiği böyle içinden mentollü jel fışkıran dışı böyle bitter çikolatalı... Evet evet. Dolgulu şengen diye geçer hatta. Hatırlıyorsun değil mi? Bu minicik zarfın içinden çıkıyor. Isırıyorsun mentol

Likörlü değil mi? Vallahi likörlüsü de vardır kesin. Likörsüzü de vardır kesin. Kesinlerle değil.

Ya şöyle yapalım mı Samet? Açık adres versem böyle acur dinleyiciler gönderir mi o çikolatadan bize acaba? Artık e-mail adresimiz var ya bizim. Tuhaf muaf atıştırmalıklardan bahsedip talep etsek, gönderseler, biz onları denediğimiz videolar çeksek falan ne dersin? Vallahi biz açız ya sevgili seyirciler, sevgili dinleyiciler biz acıktık biraz. Ama bu sınıfsal bir açlık yani şu anlık bir şey değil bu, yapısal bir şey.

Bize bir şeyler gönderin ya, biz de sizin işinizi çözelim. Böyle bir anlaşma olsun artık aramızda. Şöyle kallavi bir yumi yum reklamı geleceği de yok bize. O da olmayacak yani. Biz bıktık. Biz bu piyasa için kan şekeri sık oynayan insanlarız arkadaşlar. Bakın Dilara Hanım ne kadar duygusalsa biz de o kadar aç ve iştahlıyız. Yok mu ya şöyle atıştırmalık kan şekeri yükseltecek bir şeyler? Nasıl desem böyle?

Biraz böyle şekerli, tatlı bir şeyler yok mu ya? Bu arada Dilara Hanım ne iş yapıyor? Oyuncu mu? Şarkıcı mı? TikTok fenomeni mi? Nedir yani? Bir bilgi var mı orada? Yoksa böyle meslek seçmedi de Nişantaşı'nda öyle boş boş ağlaya ağlaya geziyor mu? Yani haberde kendisinden oyuncu titriyle söz edilmiş ama bunun haricinde herhangi bir bilgi yok. Zaten dakikalardır çikolata konuşmamızın ana nedeni Dilara Aksuyek kendi payına düşen 15 dakikalık şöhreti yaşadı ve sessizce yanımızdan ayrıldı.

Hoşçakal Dilara Aksuyek. Senden söz etmek, yaşamına kısacık da olsa göz atmak çok keyifliydi bizim için. Güle güle Nişantaşı'nın ağlak azünlüsü. İnşallah ağladığını kimse duymaz. Söz, biz de hiç bahsetmeyeceğiz. Bir Dilara Aksuyek'in daha sonuna geldik. O halde...

Çikolatadan bahsettik diye aklıma geldi sanırım. Sende de bazen şunun gibi bir his oluyor mu Fethi? Sanki böyle bu dünyanın tadına bakamamışız gibi. O trenler, o gemiler hep kaçmış da biz kafeteryada aynı kötü sandviçle seneler geçirmişiz gibi. Öyle bir his geliyor mu sana da?

Valla ben öğretmen çocuğu olduğum için kötü sandviçle geçen günlerde bile ileriye dönük birikim kovalarım. Öyle bir yapım var. Mutlu günlerin umuduyla yerim o sandvici. Yaptığım küçük birikimlerle dünyanın tadına bir noktada bakabileceğime inanırım.

Yediğimden artırmak bana neşe verir. Aşkta da, finansta da. Bir gün gelecek olan yüksek faiz umuduyla artırırım ben. İçinde olduğum durum ne kadar basarsa beni, bunu bir avantaj bilirim ve ilerleyen günlerin çok iyi olabileceğine inanırım.

Ekmek bulamazsanız umut yiyin diyorsunuz Fethi Bey. Ben sizi anladım. Peki sen Sametciğim buna benzer sınıfsal atakların üstesinden nasıl geliyorsun? Umut mu, birikim mi, deli taklidi mi yoksa Türkçe 90'lar pop mu? Nedir sendeki şifa?

Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim, benim kötü, ucuz ve sağlıksız gıdayla aramda bir tür tutku ilişkisi var. O yüzden kötü gıdanın olumsuz duygu yaratacağı en son kişiyim ben. Kötü şeyleri çok tüketirim yani. Ben o en ucuz ketçapları, en ucuz ıslak mendillerle ellerimden temizlemeyi çok seviyorum. Ama soruna döneyim, bahsi geçen o sınıfsal ataklardan ben şöyle kurtuluyorum, düşünmüyorum.

düşünmemeyi tercih ederek öyle kurtulduğumu sanıyorum yani. Öyle bir temrin yöntemi derler. Öyle bir şey kullanıyorum yani ben. Bir yandan da şunu düşünüyorum, bu his benim içime o kadar yerleşmiş ki yani hep dışarlarda güzel şeyler oluyor da biz trenleri kaçırmışız hissi. O çok yerleşik bir his olduğu için günün birinde sınıf atlarsam aynı şeyleri yapıp aynı trenlerin kaçtığını düşüneceğim gibi bir hisim var. Aynı ıslak mendillerin kokusunu duyacağım gibi geliyor bana.

Sana yeri gelmişken bir itirafta bulunayım Samet. Bu çok güzel kokan kaliteli ıslak mendiller var ya, yalnızca iyi restoranların gönderdiği yemek siparişleriyle beraber gelen, benim onları arada yalayasım geliyor. Çünkü sınıfsal arzu insanın bir nesneyle üzerinden ilişkileneceği duyu organını saptırabilir. Mesela örnek veriyorum Japon kiraz çiçeği kokulu ıslak mendil var ya, onunla ilk tanıştığım anı hatırlıyorum. Mendili böyle yüzüme örtüp nefessiz kalmayı denemiştim.

Düşünsene bir Çin lokantasında yüzünde Japon kirazı çiçeği kokulu ıslak mendille nefessiz kalarak ölüyorsun. İşte bu gerçek bir sınıf intiharıdır Samet. Çok sinematik düşündünüz Fethi Bey. Tebrik ederim. Bu fikrinizi umarım bir Kore dizisine satarsınız da hep birlikte izleriz günün birinde. Sen kiraz çiçekli ıslak mendille ölürsün ama senin cenazene Beypazarı maden suyu gelir. Bu dünya böyledir yani. Böyle de bir gerçek var. Bunu unutma. Ya Samet bu arada bu çok kötü ketçaplar dedin ya. Çok kötü ketçaplar kuşburnu marmelatı gibi kokuyor. Dikkat ettin mi hiç böyle? Asla domates değil, asla o ketçap tuzluluğu da yok. Baya böyle marmelat gibi tadı oluyor onların. O içindekiler kısmında yazan hiçbir şey içinde yok gibi kokuyor. Hep muadilleri var gibi kokuyor hakikaten. Çok ilginç. Bu arada o çok kötü ketçapların isimleri de rastgele insan ismi oluyor. Nedense öyle bir şey tercih ediyor. Takvi markasından seçilmiş gibi. Ketçap olursa Burcu, mayonez olursa Meli gibi. Öyle bir şey oluyor hakikaten. İsimlendirme konusunda biraz tembeller gibi yani. Senin ketçap markan olsa ne koyardın mesela ismini?

Vallahi ketçaplar ikiye ayrılır biliyorsun. Tatlı ve acı olmak üzere. Acıysa Fikret, tatlıysa Görkem koyardım. Türkiye'de biliyorsun, üretilecek acı ketçabın ismi bence Fikret olmalı. Çünkü 90'lı yılların Türkiye sinemasında bütün erkeklik krizlerini bize Fikret Kuşkan oyunculuğuyla izletti. Kariyer hırsı, anne tarafından yeterince sevilmeme, evliliği ihmal etmeye, işte mastürbasyonu sağlıklı bir cinsel ilişkilenmeye tercih etmeye,

Bunların hepsini biz Fikret Kuşkan'da gördük. Bu sebeple Acı Ketchup'ın ismi kesinlikle Fikret olurdu. Görkem de şey hani... Görkem. Tek olayı yazın festivallere gitmek. Tek derdi bungalova evlerde kalmak olan bir isim Görkem. Kafasına göre iş göremezlik raporu alabilen bir isim. Buradan İK'cı arkadaşlara da duyurmuş olayım. Yani görüşmede bir baktınız ki Görkem diye biri var. 10 kere düşünün.

Yani bir konser uğruna işi saniyesinde heba edebilecek bir izlenim sunuyor bana bu isim. O yüzden de tatlı ketçap ama acı ketçap Fikret. Benim de bir mayonezim olsa mesela Nebati koymak isterdim ismini. Bu isim bana bayağı tanıdık geliyor Samet ya Nebati. Nebati fonetik olarak bana çok mayonez çağrıştırıyor. Neden bilmiyorum yani. Mayonez geliyor aklıma Nebati deyince. Böyle akışkan gibi ama akası da yok gibi.

Tam böyle ne olduğuna dair çok fikrimiz yok. Her ucuz ürünün içinde ayvalık tostu mu? Tamam. Yengen mi? Tamam. Her şeyin Rus salatası mı? İlk ben gireyim onun içine gibi. Öyle bir yılışık bir tavrı var gibi hakikaten yani. Bu da benim bir tespitim yani fikrim. Sonuçta biz bu platformu kendi absürt tespitlerimizi sunalım diye kurmadık mı yani? Tabii ki. Öyle üretmiyor muyuz biz içeriğimizi? Lütfen içinden geleni söyle. Nebatidir, mayonezdir. Ne kadar absürt şey gelirse hepsini söyle.

Mesela bir tane daha söyleyeyim. Hüsnü Arkan'da balona böyle gözlük ve bıyık çizilmiş gibi duruyor baktığımızda. Bu da bir tespit. Ben bunları burada paylaşmayacaksam nerede paylaşacağım? Çok haklısın. Ben de mesela Gökhan Semiz'i büdüye benzetirim.

Uzun boylu bir büdüdür benim için Gökhan Semiz. Bu arada bir tespit daha var Samet. Ben yıllarca bu tespitin bana ait olduğunu düşünüyordum ama değilmiş. Yani bir noktaya kadar herkes akıl etmiş ama kalanı bana ait olan bir ARGE şakaymış gibi.

Şu hani serçe parmağı takılan soyulmuş mandalinalar var ya Osmanlı padişahlarına benziyor. Hatta tükenmez kalemle işte bıyık falan da yapıyorsun iyice benziyor. Ben iki serçe parmağıma birden takıp padişah tartıştırırdım. Bu arada soyduğun kabuğu da böyle altına geçirirsen o da kaftan gibi oluyor.

Aklında olsun. Çok mantıklı, hiç öyle yapmadım. Ben genelde iki tane mandalinayı soyardım. Birini bir serçe parmağına, diğerini diğerine. Onları böyle birinin moderatörlüğünde tartıştırırdım. Açık oturum. Evet, evet. Arada içlerinden biri şey derdi mesela, dedeciğim ben seni dinledim, tamam. Evet, İstanbul büyük bir fethi oldu gerçekten. İlk anayasal çalışmaların temelini de sen attın. Çok iyi ama kusura bakma da ben ziget varı almak üzereyken öldüm yani. Bu da bir farktır. Şimdi toprak hesabına, yüz ölçümüne falan da bakmayalım istersen diyen bir kanuni oluyor mesela. İki serçe parmağımda soyulmuş mandalinalarla öyle eğleniyordum kendi kendime. İki padişah tartışıyor. Çok iyi. Çok iyi fikir bu arada yani. Şey falan diyor böyle, pardon ama efrak meselesi de sizden biri var dedeciğim falan diye böyle tartışıyorlar.

Şimdi kimin kime hangi kapılar ardında hangi kapitülasyonları verdiğini ben burada konuşmayacağım. Şimdi mesele Girit'e hiç gelmesin çünkü Girit'e gelirse benim söyleyecek laflarım var. Saygımdan ve şer'i hukuktan susuyorum şu anda. Dedeciğim yalnız ben seni dinledim diye de böyle laf kesilmez ki düşünsene. Dedenin dedesiyle tartışmadasın. Hani balla da kesemezsin. Eyvallah çok sağ ol. İyi bir yönetim devraldık. SGK borçları, muhtasarlar falan hepsi ödenmişti dedeciğim. Ama baktığında Bodan Bey'i sizin dönemden kaldı yani. Yani. Diyemem abi ben dedeme. Böyle ayıp yani olmaz. Konunun muhatabıyla tartışmak çok zor zaten. Başlı başına bu çok komik bir şey yani. Çünkü tarihçilikte bazı niş ayrıntılar var mesela. Onlar hakkında çoğu tarihçi konuşuyor. Görüyoruz YouTube'da orada burada. Ben şeyi merak ediyorum hakikaten. İlber Ortaylı mesela

Aynı netlikle Kanuni'nin karşısında da konuşabilir miydi? Yapabilir miydi bunu? Mesela ben Sevan Nişanyan'ı Murat Bardakçı'yla değil de bir gün Atatürk'le tartışırken görmek isterim yani. Konunun muhatabıyla tartışılsın. Çok güzel içerik. Hakikaten ha. Ben de şeyi düşündüm. Fatih Altaylı mesela Kaşgarlı Mahmut'u konuk aldığı yayında yanlışlıkla Divan-ı Lügat-ı Türk'ün üzerine kahve dökse.

Sonra da o isli sesiyle bin bir özür dilese bu Galatasaraylı nezaketi var ya bir de işte. Ay normalde hiç yapmam. Benim erken dönem dil çalışmalarına nasıl titizlendiğim herkes tarafından bilinir. Şey evet hakemlerde bu sezon çok başarılı gerçekten. Biz de çok karakterli bir lise kültüründen geliyoruz. Galatasaraylıyız biz. Aldığımız her kupayı da hak ettik. Bu arada ekonomi çok kötü. Şey evet. Yepyeni bir konu.

Şok etkisi yaratacak bir haber var. Haber de sayılmaz, açıklama diyeyim. Sen ekonomi haberlerini takip ediyor musun Fethi? Samet, ekonomi benim en severek takip ettiğim başlıklardan biridir. Gönder gelsin. Cevdet Yılmaz bir açıklamada bulunmuş. Şöyle, ne bir kur tahminimiz var ne bir kur hedefimiz var. Bu şöyle devam etmiyor muydu Samet? Ellerim bağrımda perişan kaldım. Ben de böyle devam etmesinden korkuyorum bu arada.

Anlamadım abi şimdi hiç veri yok muymuş ellerinde? Hani bakkallarda bile şöyledir ya hani istenilen ürün yoksa onun yerine muadil bir şey önerir. İşte kur tahminim yok ama birkaç ürdün dinarım var istersen. Böyle bir şey dememiş mi? Eli boş mu göndermiş basın mensuplarına? Bizde bir şey yok deyip sıyrılmış mı? Valla ben bu haberin tamamını okuyup yine hiçbir şey öğrenemeyeceğim diye korkuyorum. Elim boş döneceğim gibi geliyor. Bu çaresiz cümlelerin bir adım sonrası çünkü felsefe. Bu kadar çaresiz konuşuyorsa bir insan devamında şöyle şeyler diyecek muhtemelen. Hangimiz geleceği bilebiliriz ki? Dünyanın akışı kimyasal reaksiyonlara bağlı iken özgür irade eden gerçekten de söz edebilir miyiz? Yani bugün herhangi bir ekonomik yapı hakkında geleceğe dair kim bu kadar net konuşabilir ki? İnsan aklı mıdır onu idare eden yoksa dışımızdaki maddi dünya mı? Hadi 5 senemi bu soru uğruna harcayayım.

Öyle bir şey olacak gibi, o yüzden korkuyorum yani okumaya. Samet, gel dinleyicilerimiz için bu hüzünlü demeci seninle birlikte besteleyelim. Çünkü cümleye bakıyorum, Cevdet Yılmaz'ın kurduğu cümleye bakıyorum, bürokratik bir açıklamadan ziyade bana Sofar buluşmalarında çalınabilecek herhangi bir indie pop şarkısı gibi geliyor. Bayağı hüzünlü. Hani bunu Nilipek söylese mesela, ne bir kur tahminim var ne de geleceğe yönelik bir projeksiyonum. Hisli olabilir yani gerçekten. İstersen bu sözlerden ilham alarak sazı sözle buluşturalım. Hadi bakalım, bir gönül yolculuğuna çıkalım seninle.

Kur tahmini gülmek için Sevmek için kur tahmini Bence sen sevmeden önce Öncelikle bul kendini Kur kendini bir sabah Tıpkı bir alem gibi Kafanda kur tahminin yok Hani nerede kur hedefi Ara sıra düşünürüm Bulamam ama kaçlarda O da beni düşünür mü? Ah vefasız kur tahmini Bu dünyada tahmin için Birazcık daha heves gerek Bu belirsiz enflasyonda Kolaydır kur tahmini Bu dünyada tahmin için Biraz cifta heves gerek Bu belirsiz enflasyonda Kolay değil kur tahmini Kayıt dışı bu gelirler Bize biraz ters gelirler Her bir şeyden alınmalı. Yüksek vergi kurtar beni. Bu dünyada tahmin için Birazcık daha heves gerek Bu belirsiz enflasyonda Kolay değil kur tahmini Bu dünyada tahmin için Birazcık daha heves gerek Bu belirsiz enflasyonda Kolay değil Kur tahmini bir fikrimiz yok bizim

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)