
2.751 kelime · ~14 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.
İnsanların kendileri hakkında bildikleri 5 yanlış 1 2 3 4 5 Yepyeni bir konu Fethiciğim bugün beni bir ara mesai arasında aradın. Bugün seninle tek telefon görüşmemiz o oldu. Ve ben o süreçte biraz kullanılmış hissettim kendimi. Dinleyicilerimize neden böyle hissettiğimi açıklayabilir misin rica etsem? Şimdi Sametciğim bildiğin gibi şazam yalnızca banttan işittiklerini algılayabiliyor. Dolayısıyla aklımızda
Hatırlayamadığımız şarkıya türküye dair kesik bir melodi varsa sadece ya da işte şarkı sözü kırıntısı bu noktada arkadaşlarımıza danışıyoruz. Bence bundan daha enteresan olanı sana melodiyi mırıldanır mırıldanmaz senin ''Kerimoğlu Zeybe'yi abi.'' deyip böyle sohbete kaldığın yerden devam etmen. Şimdi sen ortaya bu kadar nitelikli, şazamsı bir bilinç koyarsan eğer, insanlar da senin ikram ettiğin limonlarla tek ilaşat atarlar şimdi yani. Bu biraz da seninle alakalı bence. Şazamsı bir insan oldum yine. Uykusuz, aksinalet. Aslında kendimi biraz da değerli hissettim biliyor musun? O uygulamayı çok uzun süre yüklemeyi ben reddettim çünkü. Ben zaten her şeyi hatırlarım. Kişi kendinin şazamıdır falan diye düşünüyordum. O yüzden verdiğin melodiyi anında hatırlayıp Kerimoğlu Zeybe'yi teşekkürler diye havalı bir şekilde kapatınca konuyu, sen beni arayana kadar ben pek bir işe yaramamıştım çünkü bugün. O nedenle ayrıca bir teşekkür etmek de isterim sana. Yine de melodi olur mesela, şiir olur. Film konusunu hatırlarsın da böyle aktörler aklına gelmez. Lütfen ara. Bu full paket hizmeti hak edecek ne yaptım bilmiyorum ama teşekkür ederim Sametciğim. Ben hayatımın farklı zamanlarında da bazı insanların şazamsı zihinlerinden faydalanmıştım. Ve bunların ilki Ayvalık'taki Doremi müzik, Doremi kasetçilik miydi neydi onu işleten Hüseyin abiydi. Hayatımın ilk melodi mırıldanarak şarkı hatırlatma pratiğini kaset doldurma amacıyla dördüncü sınıfta yaşamıştım ben. Muhteşem. Şazam ilk Ayvalık'a mı gelmişti peki? Yani pilot bölge miydiniz siz? Şimdi Sametciğim biliyorsun ki o dönemlerde kasetler pek revaçtaydı. Bir yandan alternatifi de yoktu kasetlerin, nedeni de buydu. Biz de belli sıklıklarla kasetçilere gidip kaset kaydederdik. Yine bir hafta böyle dolduracağım kasette yer alacak 12 şarkının 11'ini seçmiştim. Ama 12. şarkının ismini hatırlayamıyordum. Çok da kritik bir şarkıydı. Yani kasetin B yüzünün 4. şarkısı olacaktı. O ana kadar kaset böyle çok dramatik, hüzünlü, slow şarkılarla devam edecekti. Ve o şarkıyla beraber artık Acunlıcalı'nın dış yapımlarına benzer bir hal alacaktı kaset. Neyse abi şöyle oldu. Bir gün Ayvalık'tayız. Annemle market alışverişini yapmışız. Elimizde poşetler var. Talatpaşa Bulvarı'ndan geçiyoruz. Geçerken dedim ki,
Yanımda da işte çekeceğim kasetin listesi var. Hazır buradayız, vereyim işte listeyi. O da tamam dedi, elinde poşetler var. Kadıncağızın tek hafta sonu günü. Gittik böyle kasetçiye. Anne dedim sen bekle, ben hemen dedim doldurtup geleyim. İşte selamlaştın falan, abi dedim 11 şarkı hazır. Ama dedim işte bir şarkıyı hatırlayamıyorum, melodisi var hakkımda dedim.
Hangi şarkı? Belki hatırlarım dedi. Kağıdı çıkardım cebimden, dörde katlanmış. B yüzünün dördüncü şarkısı yok. Adama yaklaştım böyle Hüseyin abiye.
Bunu mırıldanırken anneme baktım, kadın artık poşetlerden yorulmuş ve eve gitmek istiyor. Bir daha hatırlatmak için nakaratı döndüm baştan. Sonra Hüseyin abi bana baktı, dinledi dinledi. Tamam ya dedi, ben bunu hatırlıyorum dedi. Koyarım dedi. Tamam. Buraya gelecek o şarkı değil mi dedi. Evet dedim abi teşekkür ederim sağ ol. Ya kısa günün kârı birine sentelyo mırıldanarak geçirdiğin bir gün oldu benim için. Hayatımdaki ilk şazam pratiği o örnek benim için yani. Yani kulağına eğilip şey de diyebilirdin yani. Yok
ya hatırlayamadım falan diye. Ya da şey böyle, tamam tamam bu şey. Hatırlıyorum bunu falan da olabilir. Peki dönemin aplikasyonu Hüseyin abi, şu an ne yapıyor? Yapay zeka mesleğini elinden aldığı gibi anlıyorum çünkü günümüz dünyasını biraz biliyorum. Öyle mi oldu? Vallahi hiç bilmiyorum ama sektörde ısrarcı olabildiyse eğer ne mutlu ona. Bunca şeye rağmen, ne bileyim işte CD çıktı, MP3 çıktı, YouTube geldi, Spotify geldi, Apple Müzik geldi. Hepsine göğüs gerebildiyse eğer gerçekten bravo.
Gerçi anlattığım örneğe bakınca kendisinin asıl rakibi Şazam'dı bence. Çünkü müziği her şekilde dinleyebilirsin. İster banttan, ister canlı, ister indirerek, isterse çevrim içi. Ama hatırlamadığın bir şarkının ne olduğunu öğrenmek olunca konu, ya Hüseyin abi, ya sen, ya da Şazam. Bu sektörün devleri, yani bu artık bir oligopoli ise, üç muhattabı, üç silahşörü sizlersiniz benim için.
Buradan kendisine başarılar diliyoruz. Teşekkürler Hüseyin abi. Santello'yu hatırlayıp 4. sınıftaki Fethi'nin işini çözen beyin hücrelerine kocaman bir alkış. Minnet, hürmet. Buradan kocaman bir alkış. Benim de o yıllarda hayatıma serviste, dolmuşta duyduğum bir sürü şarkı girdi. Hiç isimlerini bilebilmem mesela. O yıllarda çünkü bizim... Ordu'da Hüseyin abi yoktu. Şazam da icat edilmemişti. O yüzden hala bilmem hangi şarkı kimindi. Hakikaten bilmiyorum.
Ama unutamadığım bir insan var, bir sahaf abi vardı. Onun da gerçi kendine faydası yoktu. Yani geçtim şarkı hatırlatmayı, böyle temel matematik bilgisi falan da yoktu onda yani. Şöyle bir kampanya hatırlıyorum onun sahafında. Bir kitap 3 lira, 3 kitap 10 lira. Bu hiç iktisadi değil.
Hiç akla yatkın değil yani bu. Şey mi oluyor Samet, mesela 3 tane kitap 10 lira oldu ya, 1 lira fazla çıkıyor cebimizden. Orada işte yutkunma bıraktığın es mi belirleyici oluyor? Şöyle mesela 3 tane kitap alacağım. O 3 kitabın arasına böyle belli esler koyarsam 3 farklı kitap gibi olacak ve 9 lira vereceğim. Ama böyle pat pat diye söylersem eyvah. 1 lira daha çıktı. Evet, hızdan dolayı. Sürat felaketleri diyebiliriz. Doğru. Yani para üstü vermeye üşendiği için bunu kampanya gibi sunuyordu. Muhteşem bir insandı Yaşar abi. Orduda durumlar böyleydi. Ben yine de bugün beni arayışından sonra şunun farkındayım mesela. Bir köşe başında durarak mesela şazamlık yaparak hayatımı idame ettirebilirim gibi hissediyorum yani. O yetim devam ediyormuş benim. Onu fark ettim bugün.
Samet Karadeniz ile Shazam Show gibi bir şey. Peki nasıl olacak Samet? Bir şarkı tahmini için 3 lira, 3 şarkı tahmini için 10 lira gibi mi olacak? Nasıl ücretlendireceksin ortaya koyduğun akılsal emeği? Bu biricik akılsal emek nasıl mahsuplaşacak alım gücü bağlamında?
Biliyorsun enflasyon biraz işledi o zamandan bu zamana. Ben şöyle düşündüm. Bir şarkı hatırlarsam iki yumruk vursunlar, dört şarkıyı peş peşe hatırlarsam çok fena kavga dönsün. Ben böyle düşündüm. Nasıl? Bende matematik bitti çünkü finans sıfır. Bende durum bu. Samet bence sen ne olur ne olmaz bir bilgisayar mühendisliği yaz.
Yani ister tokat olsun, ister şırnak, isterse ığdır. Yani Ankara'da okunabilecek bir felsefeden, bir siyaset biliminden, ne bileyim bir paleografyadan daha verimli olabilir diye düşünüyorum. Baksana ne haldeyiz. Şarkıyı tahmin eden sensin, ortaya emek koyan sensin. Nasıl ücretlendirileceği üzerine kafa yorarken bile dayak yiyorsun abi. Yani ortaya koyduğun bir emek var, karşılığı dayak oluyor. Bu nasıl bir alışveriş abi? Kahroluyorum.
Kahır oluyorum. Kahır olmak. Bence bunun nedeni Ankara'da bu tarz bölümler okumuş olmamız. Biz bambaşka bir yerde bilgisayar mühendisliği okusaydık 8. tercihten, şey derdik yani şarkı bildik şu kadar para. Şimdi sen bana diyorsun ki bir tane bildim 10 dayak. 20 tane bildiğim 5 dayak. Katılmıyorum kardeşim. Biz bir şekilde mühendislikle okusaydık, ben mesela mühendisi olsaydım, benim de bir şekilde dayak atmaya ve yemeye ihtiyacım var belki Fethiciğim. Yani dünyamız biliyorsun, kişisel alana saygının had safhada oldu. Böyle dokunulmazlıkların kutsal olduğu, herkesin kar tanesine dönüştüğü ilginç bir yere evrildi. Belki bundan rahatsızım ben de. Hakikaten ya. Herkes bir kutsallaştı böyle. Aman sıkıntı yaratmasınlar, aman işte manipüle edilmeyeyim. ''Aman benim her hafta sonu tatilim muhteşem eğlenceli geçsin. En mutlu ben olayım. Bana dokunmayan yılan yaşlanma karşıtı kremler kullansın.'' Bunun gibi bir şeyler oldu insanlara. Haklısın o konuda. Ve bunların hepsi aslında bizim ortalama 30 senelik hayatlarımıza sığdı. Çok fena değişti yani o 30 senede her şey. başka ırktan bir insan kazara ötekileşmesin diye verdiğimiz çabayla 3 aile falan sıkıntısız yaşardı. Hatta yani ara sıra o eve muz falan da girerdi. Öyle yaşardı yani öyle geçinirdi. Biz doğduğumuzda otobüslerde sigara içiliyordu ya. İnsanlar daha rahat dayak yiyordu o zamanlarda.
Şimdi ne bir sigara dumanı ne bir tokat. Yani açıkçası ben biraz şaşkınım. Ben bu şaşkınlığımı söylemek zorundayım. Hoşuma giden yönleri yok değil bu durumun ama belli belirsiz bir rahatsızlık da mevcut. Yani yalan söyleyemeyeceğim. Bize ne oldu böyle ben anlayamıyorum. Nasıl bir dünya olduk biz? Ne yalan söyleyeyim, benim şahsen arada dayak yiyesim, yani şöyle sapa sağlam okkalı bir dayak yiyesim gelmiyor değil. Ama dayağın muhatabı çok önemli. O dayağın, o hakaretin, o aşağılamanın muhatabı kim tarafından ortaya konduğu benim adıma önem teşkil ediyor.
Meşruiyet sadece Ankara'da bir cadde adı değil, zaten o caddenin adı da Meşrutiyet'ti. Yani baştan yanlış oldu. Neyse ne diyordum, bazı insanlardan çok spesifik bir gruba mensup, bir takım insanlardan dayak yesim geliyor arada, yalan söylemeyeceğim. Fethi ben şöyle bir an hatırlıyorum, böyle üniversitede ilk yıllarımız. Daha yeni yeni tanışıyoruz seninle. Sen bir karşı cins hakkında... Tabi burada şimdi karşı diyerek kimseyi öbürsüleştirmek istemiyorum. Kimseyi öyle yargılamak istemem. Yanlış anlaşılmaktan da çok korkarım, aşırı korkarım. Şöyle anlatayım. Senin onu karşında konumlamayı tercih edeceğini düşündüğün tipolojideki bir insan, bir birey diyeyim yani. Kimseyin cimmesin. Çünkü ben istemem kimseyin cinsi. Ya Samet yine toplumsal ahlakın, sosyal etiğin bilmem ne getir götürünü yapmaya başladı arkadaşlar. Ben size şöyle özetleyeyim olayı. Bir gün kampüsteyiz Samet'le, geleni geçeni kesiyoruz. İşte böyle esmer, uzun boylu, uzun çeneli, kimse eyvallahı olmayan, bakarken göz deviren, gülmek haricinde her bakışı sergileyen böyle negativite.
ayaklı bir negativite vardı ve böyle yürürken havayı tokatlıyordu resmen. Tokatladığı hava da gelip bizi tokatlıyordu. Öyle bir karakter. Tom Ryder, cadı silah. Böyle referanslarla özetleyebilirim. Bu arada verdiğin tanım Kenan İmirzalıoğlu. Benim kafamda o belirdi. Direkt o geldi aklıma. Biraz daha açıklamak ister misin yoksa dinleyicilerimizin aklında da böyle mi yer etsin? Valla ben şöyle anlatayım olayı Samet. Bazen sözün bittiği yerde şarkılar yetişir bize. Şöyle oldu olay.
Sıradan bir akşamüstü, durgun bir pazar günüydü Ben bedbaht dolanırken, aylak aylak olan oldu aniden Bir telaş sardı mahalleyi, böylesini gözler hiç görmedi Tutuldum bu afet bir içim su, Allah'ım rüya mı bu? Sen başa bela dilber Her derde deva esmer salına salına sinsice girdin kanıma gizlice Böyleydi ya böyle bir olaydı. Benim kafamda hala Kenan. Neyse tamam ben uzatmış olmayayım konuyu. Ben devam edeyim. Konuyu anlatayım dinleyicilerimize. Senin bir karşı cins hakkında şunu dediğini çok net hatırlıyorum. Keşke beni bir dövse. Keşke kuvvetli bir sopa yesem, sağlam bir sopa yesem ondan. Şimdi bak bu bir istenç.
Değil mi? Ama çağımıza o kadar uymuyor. Yani burada çağımıza uymaması mı onu istenç yapıyor yoksa istençlere kapalı bir çağdan mı geçiyoruz? İşte keşke o telefon görüşmesinde sana bunu sorsaydım Sametciğim. Keşke Kerimoğlu Zeybe'yi mırıldanmak yerine o vakti bu soruyla geçirseymişim. Bana kalırsa bir istencin çağ dışılığı onu egzotik bir yerden estetize eder. İnsan dediğimiz canlı da zaten kendisine ya egzotik ya da erotik gelen bilgiyi öğrenmek için can atar
E durum böyle olunca ben de o hırslı hırslı, öfkeli öfkeli yürüyen, esmer karşı cinsten o an o saniye dayak yemek istemiştim. Hakkımı aramadan öylece teslim olmak istemiştim. İnsan ne garip Samet ya. Hiçbir şeyden mutlu olmuyor. Hiçbir şey insana yetmiyor. Karnı doyuyor, sosyalleşiyor. Evinde çok şık, oda parfümlü bir lavabo da var. Cebinde cüzdanı, anahtarı, sigara paketi var. Yine de yoldan geçen birinden dayak yemek istiyor. İsteyebiliyor yani. Parayla değil ya, istiyor işte. Her şey yolunda. Ne eksik? Yoldan geçen kadından bir dayak yesen. Bitmiyor.
İstekler bitmiyor abi. Bazı istençler var, insan açıklayamıyor bile. Kendine bile açıklayamıyor. Hani yıldızlar yanıp sönerken bir telaş duyar da böyle, karnında bir takım tuhaflıklar olur, şimşekler çakar peşinden, üstüne de biraz yoğurt...
Öyle bir açıklama geliyor kafasına. Hakikaten böyle dille gelmiyor o istenç. Öyle bir şey istiyormuşsun gibi hissediyorsun bazen. Ben seni anlıyorum Fethiciğim. Sen bu durumlarda mesela kendini yalnız mı hissettin? Hemen beni arıyorsun. Hemen dertleşiyoruz. Bu konuyu böyle çözüyoruz.
Fethiciğim, vallahi bir haber, bir şarkı sözü yok mu ya? Ağzımız çürüdü konuşmaktan. Ne olacak böyle? Samet, elimde inanılmaz bir şarkı var. Öyle ki az önce anlattığın hikayede ben nasıl neler hissettiysem birine karşı Özgün de benzer hislere zerk olmuş. Böyle bir şarkı çıkmış ortaya. İstersen sözlerle devam edebilirim. Hadi bakalım. Şarkımızın ismi Zilli. Çok hoşuma gidiyor. İnanamıyorum. Aklım şaşıyor. Özgün şaşkın. Özgün telaşlı. Buradan bunu anlıyorum ben. Bütün dünya onu konuşuyor. O Simon olabilir burada bahsettiği kişi. Neyse devam edelim. Bana mı geliyor kül kedisi? Canı isterse Mars'a gidiyor. Temmuz'da bile kayak yapıyor. Babadan zengin köşkte yaşıyor. Vakit geliyor kül kedisi.
Hatun şöhretli ama ben kalender meşrebim. Yanlış kullanılmamış mı? Hani kalender meşrep zor beğenen gibi bir anlama gelmiyor muydu? Yok, benim bildiğim kadarıyla kalender meşrep her şeye okey olabilen, easy going. Haa tamam, o zaman şeyle karıştırdım ben, müşkül pesent. Evet, müşkül pesent zor beğenir ama şuradan örnek vereyim, ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam. Doğru. Gönlüme bir eğlence isterim. Doğru, ben hep o ikisini karıştırırım zaten. İstersen kolaylaştırayım sende cümle içinde kullanılarak. Tabii tabii. İşte Ali çok müşkül pesent biri. Hiç kolaylaşmadı ama ben seni anladım. Anladın değil mi nasıl kullanıldığını? Tamam.
Hatun şöhretli ama ben de çok fena hırslı bir bireyim gibi bir şey demesi gerekiyordu bence. Orada durduk yere bir deyim kullanayım gibi bir his gelmiş Özgün'e. Dile hakimiyetten 10 üzerinden 3 veriyorum kendisine. Şöyle devam ediyor. Yemesi zor ama ben işimi bilirim. Kalkan balığından bahsediyor gibi.
Şarkıda şu an böyle zor yenen bir balıktan bahsediyor. Devamı çok güzel Serhat. Hadi bakalım. Tek elle kopça çözüp öpmeyi de bilirim. Bu kız zilli fakat ben yola getiririm demiş Özgün zilli isimli şarkısında. Gerçekten güzidevi eser. Ben şunu söylemek zorundayım. Öncelikle bu dinlediğimiz hiçbir söz Özgün değil.
Yani hiçbir his Özgün değil. İsminin hakkını da verememiş, yazıklar olsun. Ben müsaadenle kapı önünde sigara içmek istiyorum ki normalde sigara içmem, sigara kullanmam. Düşün, öyle bir histeyim şu an. Haklı haklı sigara içesin var kapı önünde. Özgün teşekkür ederim, ben bu tarz dinlemiyorum. Ben daha çok Emre Fel. Emre Fel.
Daha 15. yüzyıl tınısındaki sözler yani. Daha uzun saçlar. Ben de böyle. Bu sefer de ben övdüm. Hadi bakalım. Bize peki bir örnek verir misin bu çok sevdiğin Emre Fel'den? Harbiye soslu dürüm. Peki derdime dert ne diyor?
Bir geçiş müziği. Bu arada şunu söylemek istiyorum Samet, hazır Emre Fel demişken, farkında mısın bilmiyorum, doya doya Emre Fel dinleyemiyoruz. İçimiz dışımız Latin alfabesi olmuş durumda, anlayabildiğimiz tek şey tuhaf tuhaf evrimleşmiş hayvan formlarının bilimsel isimleri. Filistomestikus. Bunu biliyoruz ya. Bildiğimiz tek şey periyodik cetvel. İşte elementler vs. Evrimsel formların saçma sapan isimleri. Yeter be! Yeter oğlum! Şöyle doya doya coşamıyoruz ya Emrefel dinlerken. Bize de bu zulmü hak görenlere, müşküle tabi bu durumu bize reva görenlere, can evimizde bir telaş olup canımızı sıkanlara aşk olsun kardeşim.
Olamaz. Bilgi sahibi olma adına, aydınlanma adına, kollektif eğitim adına, sosyal devlet inşası adına böyle cahilleşim görülmemiştir. Benzeri yoktur dünyada Samet. Müşküle tabidir zulüm. Meftun anacım, yorgun. Daha da söz söylemek istemiyorum. Kanuni esası, senedi ittifakı harbiye. Ben bunları seviyorum artık. Böyle konuşmak istiyorum. Emre feyeli bak bakiye.
Demek istiyorum dünyaya artık. Bence tarihi geriye saralım. Genç Osman'dan itibaren tekrar haksın. Ben çok sıkıldım. Çok haklısın. Bu kadar haklı astirat dinlemişimdir bu hayatta. Ben harf devriminin gerçekleştiği 1928 yılından beri ne Emrefel ne Sıla dinleyemiyorum. Dinliyorum, anlamıyorum.
Hiçbir şekilde bağdaşlık kuramıyorum. Bir gecede Zeynep Bastık kaldık. Böyle olamaz. Samet, neyse ki Karsu var da şöyle ağız tadıyla tatlı tatlı dinliyoruz müziğimizi. Ya bir şey diyeceğim, Karsu çok tatlı bir kadın değil mi ya? Bu içten sıcak kanlı böyle izlerken uyuşuyorum ya. Birkaç dakikalığına bayılıyorum, ayağımı hissetmiyorum. Yürümeye kalktığımda ayağımın üzerine basacakmış gibi oluyorum ama yere düşüyorum. Sonra bayılıyorum, komaya giriyorum. Hastanede arkadaşlar uyandırıyor neyse ki. Bir de şey, modelin eski vokalisti. Ya o şey yapıyor ya böyle şarkı arasında sevgilisiyle barışmak isteyen varsa ya uyuşuyorum böyle kolum falan çekiliyor kolumdaki kıllar yer değiştiriyor böyle bacağıma geçiş yapıyor beynim kıllanıyor böyle hafıl paf böceği gibi bir şey oluyorum tele tabii güneşi gibi bir şeye dönüşüyorum böyle insanlar olmasa ne sanatın anlamı var ne de müziğin hiçbir şeyin anlamı yok çok seviyorum ya böyle şeyleri tatlışlıkları
Valla hakikaten bugün haklılık da üstüne yok. Öncelikle bunu söylemek istiyorum. O kadar canış bir insan ki. Miniminacık böyle cheesecake. O kadar miniminacık, naif ve böyle hataylı bir kişilik ki kendisi. Ağlayabilesim geliyor. Ağlayabiliyorsun nihayet. Türkçesi de az. Mesela harf devriminden de etkilenmiyor Emre Fel gibi. Muhteşem, çok iyi, batılı, şık.
Efsane! Sametciğim, vallahi artık yeter. Ben insanları kanuni esasî gibi, senedi ittifak gibi, fecr-i atî gibi, servet-i fünûn gibi güneşe tutmak istiyorum. Tutup bu insanları güneşe kaldırmak istiyorum. Bakalım kaçının içinde emrefel var,
Kaçının içinde yok. Er meydanı. Kim şerefli, kim değil. Kim onurlu, kimin hayatı aksi yönde seyrediyor. Görelim bakalım. Çıksın ortaya. Peki senin burada güneş diye bahsettiğin şey Erken Cumhuriyet kültür politikaları mı? Yani Hasan Ali Yücel mi? Yani ben söylerken Teletubbies'deki bebeksi güneşi düşünmüştüm. Ama sen öyle diyorsan öyle olsun kardeşim. Çünkü buna benzer şeyler benim için farkmaz.
Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Evet.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.