Podcast

Beş Evre #Karalamalar Vol.12

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.554 kelime · ~8 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, Kayıp Eşya Bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz. Hem başlıktan hem de açılışa özgü neşenin ortamda olmayışından anladığınız üzere bir tanelerim, bugün eski bir dosta merhaba dedik. Büromuz için karalama vakti.

Özgem, olan biteni zaten Twitter'da, Instagram'da takip ediyoruz. İçimize içimize çürüyoruz. Burada birazcık nefeslenmesek mi diyenleriniz olacaktır belki. Belki de olmayacaktır. Bilmiyorum. Öyle bir topluluk olmadık çünkü. Genellemelerin boşa düştüğü bir topluluk olduk burada. Hem de hiç çaktırmadan olduk. Bunun için çok minnettarım. Bizi bir arada tutan en önemli şey hisli olmamız gibi duruyor. Ve anlam sevmemiz. Ve uyumadan önce muhakkak overthink eylememiz.

Transkriptin tamamını oku

Aslında sorularınızı yanıtladım. Bir danışmanlık aş bölümü de kaydettik bu arada. Çok da güzel bölüm oldu. Neşeli, kahkahalı, hoş. Biz çekerken çok ayıp. Yani birkaç güne yayınlanır. Ama ben hiçbir şey olmuyormuş gibi işime gücüme devam etmeye alışamadığım için şu an burada bugün bunu kaydediyoruz yani. Bunu koymak zorunda hissediyorum.

Hiçbir şey olmuyormuş gibi yani buna alışamadım. Bir türlü alışamadım. Buradan sonra sahneye gitmem gerekiyor mesela. Akşam gösterim var. Nasıl sahneye çıkacağım bilmiyorum. Ama çıkmak zorunda olduğumu biliyorum. Yani ya şartları kapatacağım, ya kendimi yaşamaya devam ettiğime ikna edip bir şey yapacağım yani. Neyse Allah'tan burası var.

Gerçekten bir kere daha şükrettim ya, minnet duydum varlığımıza, büromuza, podbiye, herkese. Çünkü ne hissediyorsak ona göreyiz ve kesinlikle, kesinlikle tırnak içinde bir içerik değiliz. Beni kimse bu konuda ikna edemez. Bu gündem değişir, hislerimiz değişir, biz büyürüz, dünya değişir. Ama günün sonunda farklı yerlerde, farklı zamanlarda kaybolmuş, kayıp birer eşyayız. İşte burası da büromuz. Bence bu değişmez.

Böyle durumlarda, böyle durumdan kastım, ölüm, ölümler ve bu ölümlere sebep olan adaletsizliğin insanın üzerinde bıraktığı tahribat, öfke, hayal kırıklığı, çaresizlik, böyle durumdan kastım bu. İşte böyle durumlarda ilk Biz utanıyoruz yaptığımız işten. İlk tiyatrolar, konserler, gösteriler iptal ediliyor. Ve hem kendini hem insanları şu cümlelerle ikna etmeye çalışıyorsun. Benim işim de bu. Siz sabah kalkıp işbaşı yapmıyor musunuz? Bu kadar insan sahneyi işleteni, orada çalışanı, sanatçısı da hayatını bundan kazanıyor. Neden ilk susması istenen ben oluyorum? Kulağa mantıklı geliyor. Yani şüphesiz haklı bir argüman. Ben de kendime bunları tekrarlıyorum.

Çünkü içinde yaşadığımız dünya bu. Suçu işleyen, suçluya cezasını kesmeyen, suçu önlemeyen bir kişi bile utanmıyor. Çuval içindeki bir bedeni su kenarına bırakan adam elini kolunu sallaya sallaya, fayans bakmaya, gününe devam etmeye devam ediyor. Ama ben utanıyorum. Ben neden utanıyorum? Ben niye susuyorum? Ben niye kendimi hayattan izole ediyorum?

Lütfen tetiklenebilecek olanlar, kafasını dağıtmak isteyenler, burada bıraksın dinlemeyi. Neye ihtiyacınız varsa gerçekten gidin onu yapın. Yani zaten ortalık karışık. Kimse sizi başa çıkma mekanizması yüzünden suçlayacak değil. Gerçekten. Suçlanacaklar listesi çok uzun. Buradan da Arya Stark'a bir selam çakmış olayım ben yine. Son yılların en katarsisli karakteriydi bence.

Yani güçlü kalayım diyorum, güçlü kalmak zorundayım diyorum ama ya bir tap düştük be! Tükendik be hoca be, bitir be! Ya neyse, nesi kimse bu içinde hayatta kalmaya çalıştığımız model, bunu bir al aşağı et, bir hortum tut, bir silkele bir şey yap ya! İşlemediğimiz suçtan, verilmeyen cezadan, sahipsizlikten, görünmezlikten, göğsümüze oturan öküzlerden bir tap düştük. Ya öküzler bile yoruldu.

göğsümüzün üzerinde oba kurmaktan, öyle söyleyeyim. Bir şey olsa da kalksak, çay içmen, geçsek diye kendi aralarında konuşuyorlar, büyükbaşlar. Yaz tutmaktan, hak aramaktan, şuradan şuraya gidecek hal kalmadı ya. Şuradan şuraya genel olarak gidemiyoruz zaten, konu bu. Asıl konu bu, sadece bu. Bu eylemin basitliğine ve bunu yapamıyor olmaya katlanamıyorum, inanamıyorum ya. A noktasından B noktasına herhangi bir saatte, herhangi bir kıyafetin içinde elini kolunu sallaya sallaya yürüyemiyor olmaktan utanç duyuyorum. Ve daha da kötüsü var. Yürüyebiliyor olmaktan utanç duyuyorum. Yürüyebiliyor olmaktan utanç duyuyorum. Üstüne bir de suçluluk da hissediyorum.

Ve bu akılsız piçler hala sadece kadınlar mı öldürüleydi demeye utanmıyor ya. Sadece kadınlar öldürülmüyor, çocuklar, hayvanlar öldürülüyor, erkekler de öldürülüyor. Peki bil bakalım hepsini kim öldürüyor gerizekalı beyin fakiri amına kodumun aptalı seni ya. Şimdi bakın, Maslow'un ihtiyaçları hiyerarşisi beş basamak. Değil mi? Fiziksel ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı, ait olma sevgi ihtiyacı, saygınlık ihtiyacı ve en son, en üstte kendini gerçekleştirme ihtiyacı. Piramidin ilk basamağında ki daha üstte, yani bilmiyorum, daha ilk basamağındayız, fiziksel ihtiyaçlar var. Yiyecek, su, barınma, dinlenme, hadi yiyecek içeceğe geçiyorum yine. Neyse orada da yine takılıyoruz da. Mesela dinlenme derken tam ne kastediliyor? Net bir tanım yapmak istesek, ya biraz irdelesek, biraz peşine düşsek, dinlenme kalemiyle de yollarımız ayrılır. Barınma ihtiyacına gelelim. Yine ilk basamaktayız bu arada. Benim bu ihtiyacı karşılayabilmem ilk önce ev sahibimin yapacağı zam miktarına, insafına

sonra yaşadığım binanın sağlamlık raporuna, en son da artık bilmiyorum yani zeminin sağlamlığı, fay hatlarının vibe'ı falan gibi şeylere bağlı sanıyorum. Ve ben bu üç maddeyi fullediğim senaryoda bile mahalleye uyuşturucu çetesi veya otopark mafyası gelip yuva yapmasın diye de bir takım ritüeller, manifestler, dualar sıralamak durumunda kalıyorum. Bu arada bu birinci basamakta cinsel ihtiyaçlar da var. Yani yabancı kaynaklar da geçiyor ama Türkçemize çevirirken yolda kaybolmuş gibi gözüküyor. Çok az insan değinmiş. Ama var yani, onu da bilin. Kadın için de var, erkek için de var. Onu mutlaka aklınıza tutun. Neyse, bul buluştur ilk basamağı tamamlayan deli gönül ne yapıyor? İkinciye zıplamak istiyor. Güvenlik ihtiyacına. Oradan üçe, dörde, beşe zıplamak istiyor. Ama yapamıyor, yapamıyor, yapamıyor.

2024 bitmişken, Cumhuriyet'in 100. yılı gerilerde kalmışken, ortalama bir kadın TC vatandaşı sadece yaşadığı için, bakın ilk basamaktan aşağı düşmediği için sadece, şansla hissediyor, hayatta kaldığı için. Ve bunu sadece şansla açıklayabiliyor. Çünkü gerçek bu. Ben, Özge olarak, hayatta olduğum 37 yıl içerisinde sadece birkaç kere sözlü tacize, ki o da yani çocukken oldu, sonra durdu Allah'tan.

Birkaç kere de psikolojik şiddete maruz kaldığım için, ki ayrıldıktan sonra musallat olmadılar Allah'tan, şanslıyım. İnanabiliyor musunuz? Bu cümleyi başa sarıp dinlemek ister misiniz? Bence yapmayın, çok saçma bir cümle. Öyle bir iki sözlü taciz, bir iki küçük manipülasyon, hafif zırgılar yani.

Üçüncü basamakta gerçekleşiyor ha bunlar, ait olmaya, sevgiye ihtiyaç duyduğun basamakta. ve üçüncü basamağa geçtiğinde güvenlik ihtiyacının hala bir mesele olduğunu şok içinde, büyük bir hayal kırıklığıyla fark ediyorsun. Dördüncü basamağa çıkıp saygınlık kazanınca, beşinci basamağa ulaşıp kendinle kavuşunca da güvenlik ihtiyacı orada öyle duruyor. E nasıl yapacağız Mazlov ya? Bu beş basamak bizim beş basamağımız değil. Bu beş basamağın beşi de bir değil. Bizimki çok başka. Diğeri bizimki.

Bizim beş basamağımız diğer konuda. Yas. Yas'ın beş basamağı. Yas'ın beş evrisi. Yas'ın beş aşaması. Artık hangisini tercih ederseniz. Elizabeth Kübler-Ross kazandırmış bu çalışmayı da bizlere. Bilmeyenler için tekrar edelim hadi yine.

İnkar, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme. Bunda da 5'te 5 yapamıyoruz ha, onu da söyleyeyim. Bir kere inkar edecek kadar kör değiliz, aptal değiliz, seme değiliz. Ortada pazarlık yapılacak bir konu yok, bir muhattap yok. Pazarlık bir seçenek değil zaten, neyin pazarlığını yapacağız.

E, kabullenecek de bir şey olmadığına göre, bize ha bu beşliden kalan iki şey var. Öfke ve depresyon bir tanelerin. Belki biz de küçük bir ekleme yapalım bu ikisinin yanına, Elizabeth Hanım'ın çalışmasına. Korku bir de. Bir de korkumuz var küçük. Ya benim de başıma gelirse korkusu?

Belki vardır bile çalışmasında zaten bilmiyorum detaylıca okumadım. Ama varsa da belli ki bize gelene kadar yorum farkından bazı şeyler yollarda saçılıp dökülebiliyor. Depresyon konusunda çok bir bilgim yok. Depresyon hakkında konuşursam depresyona girmiş olanlara haksızlık ederim gibi geliyor. Ama öfke...

Öfke hakkında konuşurum çünkü öfke benim yoldaşım. Can dostum, hayat arkadaşım öfke benim. Kimse yokken o vardı. Beni ait olmadığım yerlerden, aşağı çeken ilişkilerden, hayat neşemi çalan işlerden çekip çıkardı her seferinde. Ve benden hızlı büyüdü. Benden çabuk olgunlaştı. Sükunetle birleşti, neşeyle karıştı. Ve en doğru zamanda her zaman kulağıma eğilip şunu fısıldadı. Sen elinden geleni yaptın ama şimdi

Ortalığı ateşe verme zamanı. O zaman bölümü en iyi arkadaşımın beş aşaması ile bitirelim. Beş evresi, beş basamağı artık hangisini tercih ederseniz. Bir, Kıvılcım.

Yaşanan veya tanık olunan bir olay, maruz kalınan bir haber, bir söz, bir durum, bir tetikleyici yani, insanda adaletsizlik, ihmal, sınırlarının ihlal edildiği duygusunu uyandıran bir tane bir başlangıç noktası. Stres hormonunu pompaladığın, kalp atışlarına sola attığın öfkenin, ben geldim buradayım, çekil dediği nokta. 2. Alev Öfkenin büyüdüğü, yayıldığı, içindeki karanlığı ışıl ışıl aydınlattığı kısım, içini ısıttığı kısım, içsel bir tepki. Zihninde olayları tekrar tekrar canlandırma mesaisi. Duyguların dur durak bilmeden hızla tırmandığı o evre bu. Haklı olduğun kısımlarla inşa ettiğin kalenin kapısına, haksızlığı, ihmali, saldırıyı gardiyan diye diktiğin yer burası. 3. Odak. Turnu sol basamağı.

Artık öfkenin gerçek muhatabını arayıp bulmak zorundasın. Gücünün yettiğine değil, göstermelik düşmanlara değil, esas sorumluya gözünü diktiğin kısım. Burası. 4. Yönelim. Öfkemizin ete kemiğe büründüğü, gerçek bir eyleme dönüştüğü aşama benim en sevdiğim kısım. Somut bir çözüm aradığın, bulana kadar da gözünü kırpmadığın, yakasından düşmediğin yer. Deneyip yenildiğin, yine deneyip yine yenildiğin, dayak yiyip yiyip ayağa kalktığın yer. Yaşadığın, kalbinin attığı yer. Hepimizin şu an tam olarak durduğu yer. 5. Soğuma

Bir hedef, bir amaç, bir ideal burası. Bunu somut olarak görebilen, deneyimleyebilen çok az. İçinde büyüyen öfkeyi gerçek sorumluya yönelttikten sonra sonuç aldığın, duygusal yükünden kurtulduğun, anlaşıldığın, kucaklandığın yer. Yani bizim bilmediğimiz bir yer.

Göz hizasından uzaktan bile görmediğimiz bir yer. Her şeyi geride bırakabildiğin, hayatına devam edebildiğin yer. Tekrar güvenebildiğin yer. Halledeceğiz dostlarım. Halledeceğiz. O yere de hep beraber el ele gideceğiz. Kayıp Eşya Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler.

Gimme fuel, gimme fire, gimme that which I desire!

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)