Podcast

Kedi #Karalamalar Vol.11

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Özgemiz, arkadaşının evine kedi bakmaya misafir oluyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.222 kelime · ~6 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo kayıp eşya bürosu buyurun. Bir saniye aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour kayıp eşya bürosuna hoş geldiniz. Benim bu içimdeki bitmek tükenmek bilmeyen Metallica solosu rezervleri ne yapacağız hiç bilmiyorum.

Büromuzda bu hafta karalamalar vakti. Bazen diğer bölümlerle arasındaki farkı düşünüyorum. Bunu özellikle bir başlık koyduk ya, yani niye koyduk en başında diye. Sanırım diğer bölümlerde sizin varlığınız etrafımı tamamen sararken, yani her cümlede sizle konuştuğumu ben kafamın içinde resmederken, bazen kendi kendime konuşurken buluyorum kendimi. Çünkü aslında gerçeklik bu. Somut gerçeklik bu. Ben kendi kendimeyim. Burada, bu stüdyoda, mikrofonun başında tek başınayım. Buraya gelmeden, defterin, klavyenin başında tek başınayım. Metroda tek başınayım. Tek başına kalmayı bildiğim için mutluyum. Ama ara ara gelen yalnız hissetmeye yani hiçbir zaman alışamayacağım gibi geliyor. Neyse çok fazla dramatik bir, hemen ufak bir öpücük yapalım omuzumuzdan. Şu an drama queenliğin alemi. Yok neyse vardır bir hayır Ya Rabbül Alemin diyoruz ve Karalamalar serisinin 11. parçasını sizlerin önüne bırakıyoruz. Sessiz bir sabah uyandık. Full sessizlik. Sessizliğe uyandığımız sabahlar diğerlerine nazaran biraz daha az. Yani bir bulaşık makinesi boşaltma sesine ya da dışarıdaki gürültüye ya da alarm sesine değil de bayağı sabah oldu sessizliğine uyanmak.

Transkriptin tamamını oku

Ve rüzgar var. Perdeler kımıl kımıl. Her şey yumuşatıcı kokuyor. Saate bakıyorum saat 9'u gösteriyor. En sevdiğim sabah çeşidi. Mutfaktan şöyle incecik bir kahve kokusu da gelseydi, üf! Ama olsun, bu da iyi. Tek başımayım. Ve bir başkasının evindeyim. Başkasının koltuğu. Başkasının annesinden gelen güllü dallı çarşaf. Üstümde eprimiş, yakası kaymış başkasının yumuşatıcısı kokan bir tişört. Ve başkasının kedisi. Bir van kedisi.

Dün akşam tanıdığım bir adamın evinde değilim. Çünkü bey oğlu eski bey oğlu değil. Ben de ketojenik beslenmeye geçtiğim için bir süredir içki içmiyorum. Bu şartlarda kimse cinsellik ve şehir tadında bir macera beklemesin. Burası arkadaşımın evi. Arkadaşım tatilde. Ben arkadaşlık vazifem için buradayım. Kendini asla sevdirmeyen, benle aynı odada bulunmak dahi istemeyen bir kedinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için kalktım buraya kadar. Geldim, gelmekle de kalmadım. Bir de çıkıp gidemedim.

Yani demek ki gelmekle kalmışım. Evet kalmışım dümdüz burada. Kaç gündür kalmışım? Dün mü geldim? Bir hafta önce mi? Her şey birbirine karıştı.

Bu ara biraz ruhum bedenimle mesafeli diyelim. Limoniler. Bir arada küçük bir mesafe var. İnsan böyle zamanlarda nerede kalmış, ne kadar kalmış, kimle kalmış çok da ayırt edemiyor. Bu şekilde yıllar süren ilişkilerim oldu. Şu andan tek farkı bana hep iki gözü aynı renk adamlar denk geldi. Karşımdaysa bir gözü mavi, bir gözü yeşil bir adam var ve kedi kendisi. İnsan değil bir de o var.

Neyse kediyse kedi, orospu çocukluğu yapmanın alem yok. İnsan nezakeden yakınlık gösterir burada onun ihtiyaçlarını karşılamak için zaman harcıyoruz. Yemedik yani kafanı elime sürttür sonra siktir git çamaşır sepetine mi giriyorsun, pencere kenarında kuşlarımı üğülüyorsun. Ne yapıyorsan yap. Bir ufak tetikleniyorum, belli. Arada arkadaşım var diye susuyorum. Ama zaten artık eskisi kadar tetiklenmem mümkün değil. Küçük böyle kendi halinde bir cızlama gibi geliyor gidiyor gibi tarif edebilirim. Bazen kapıyı açmak için elini kapı koluna uzatırsın

Bir minik elektrik çarpar ya, o kadar. Tetiklenme maksimum bu kadar oluyor artık. Uyyy o ne hediyeyle başımıza geldi diyorsun ve aynen devam yaşama yuşama. Bu eve neden bu kadar az geldiğimi hatırladım. Koltuk aşırı rahat. Ne zaman evde buluşsak ben yarım saat sonra prensesler gibi uykuya dalıyorum. Koltuğun minderleri beni içine çekiyor, vücudumun şeklini alıyor, boynumu belimi

Hatta bazen beni haklı buluyor. Biraz saçımı okşuyor. Sinir bozucu bir konforu var. Bırakmak mümkün değil bu koltuğu. Bu koltuk bu evde olduğu müddetçe benim kendi arkadaşıma aktif bir dinleyici olmam mümkün değil. Arkadaşlığımızın bozulmasının sebebi olacak bu huzur bahçesi.

Kedi içeri giriyor, yüzüme bakmadan koltuğa atlıyor. Patileriyle kanun çalma hareketi yaparak yatacağı yeri hazırlıyor. Kendi etrafımda iki tur attıktan sonra ben tam götünü yerleştirmesini beklerken, gelip kucağıma çıkıyor. Şaşkınım. Ama mutlu değilim. Tedirginim.

Biz de bu dünyaya dün gelmedik. Güvenmiyorum bu harekete. Geldi, yaklaştı ama durup durup ağzıma bir tane çakabilir. O pembiş patileriyle. İnşallah öyle bir durumda bu sefer çıkıp siktir olup gidebilirim. Mırlamaya, gurlamaya başlıyor. Şımarmıyorum. Ben onunla ilgilenmiyorum. Televizyonu açıyorum.

İran'da helikopter düşmüş, Tahran kasabı yanarak ölmüş. Füze yapana kadar helikopteri bakıma alsaydınız keşke ya. İşte önceliklendirme yapmazsan, yapamazsan, egonun seni yönetmesine izin verirsen manzara bu. Sonun bu olur.

Bunu ben mi diyorum? Yoo ben demiyorum. Desem ağzımı oynatmış olurum. Ağzım oynamıyor ve kafa sesim de değil. Ses yakından geliyor, dışarıdan geliyor. Kediye bakıyorum. O kadınların hepsinin ahı var senin üzerinde. Bir gram üzüldüysem ne olayım? Tüm İran kedileri bayram ilan etmiş, yuvarlanıyorlardır halıların üzerinde. Göbeklerini bile sevdiriyorlardır, o kadar diyeyim. Ha okey.

Okey, okey, okey, tamam. Tamam, kedi konuşuyor. Rüyadayız. Tamam, demek ki rüyadayız. Rüya içerisindeyiz Özge. Uyanmamışız, biz henüz uyanmamışız. Buraya ufak bir reklam. Sonra konuyu toparlayacağım. Ama rüyanda uyandığını gördüğüne göre uyanmaya yakınsın, diyor kedi.

Hani 5-10 saniyeyi bir açarsın gözünü. Sanıyorum saatlerde 5'i, maksimum 6'yı anca gösterir. Hava yeni aydınlanmaya başlarken uyanırsın. Madem bu uykunun son rüyasıyım, hadi yormayayım seni. Sabah sabah rüya yorumu bakacağım diye alacaksın eline telefonu. Instagram'dan Twitter'a, Twitter'dan YouTube'a seke seke seke götünü düzleyeceksin yattığın yerde. Sonra ben bu eve ne zaman gelmiştim de ne kadar kalmıştım. Uyanınca as kendini koltuktan, evine barkına git diye sana bu kıyağı yapıyorum. Mecbur muyum? Asla değilim. Atıyordun, tutuyordun. Yok sevdirmiyor, yok bilmem ne. Benim sevgilim de bu kardeşim. Uyanınca üstüne bir düşünürsün. Haklı.

Şimdi öncelikle Freud'la bir başlayalım. Allah'ın izniyle. Rüyada beni görmen tabii ki de cinsellikle ilgili aklına gelebilecek her şeyi temsil edebilir. Buna şaşırmadık. Takmış cinselliğe. Tamam kardeşim bizde de var çok şükür. Yapıyoruz düzenli seksimizi. Bastırmadık hiçbir şeyi. Laftan anlamıyor ki. Şu helikopter düşmesine bile bak. Evirir, çevirir. Bastırılmış arzularına getirir. İktidar kaybı der. Sertleşme sorununa bağlar. Sen haber izliyorum sanıyorsun, bakıyorsun. Hayır. Seks, seks, seks. Varsa yoksa seks.

Yunga sorsan ben zaten kedi değilim. Ben arketipim ben zaten. Anamın karnında ben arketip olarak çıkmışım. Kollektif bilinçaltı eşittir. Ben, ben eşittir. Kollektif bilinçaltı. Hatta şu an içeride kollektif bilinçaltı ha. Yeni örttüm üstünü. Biraz kurusun çıkmadan kumu temizlerken görürsün minik minik o kollektif bilinçaltıları çıkarken. Götür onları da çöpe at. Şu diyadinnet yorumunu da yapayım. Sen de kalk artık. Bak bu çok hoşuna gidecek. Rüyanda beni görmen Allah'ın sana bir nimet, koruyucu bir varlık göndereceğine delalet ediyormuş.

Mutluluk, huzur, sağlık, bereket. Bunlar zaten İslami yorumun olmazsa olmazı biliyorsun. Artık buradan kendine güzel, karma bir yorum yaparsın. Benden bu kadar. Tamam mı? Hadi yine iyisine. Podcast'e bölümün de çıktı. Kalk yaz hadi bunları. Ya bu kedi sana daha ne yapsın ya? Bu kedi sana daha ne yapsın? Haklı. Tak diye gözlerimi açıyorum. Biri mavi, biri yeşil. İki adet gözü dimdik bana bakarken yakalıyorum. Guruluyor. Uzaktan.

Tamam, bu da böyle bir cins işte, tamam. Sevgi dilin senin de bu. Heh, tamam. Mamaları, suları tazeliyorum. Kolektif bilinçaltını temizliyorum. Poşetin ağzını bağlıyorum. Eprimiş tişörtü ve gülü çarşafı sanki yıkanmayacaklar gibi katlayıp üst üste koyuyorum. Yüzüme bir su çarpıp evden çıkıyorum. Dolmuşa biniyorum. Yanımda oturan kadından mırlamalar geliyor. Bayağı mırlama mırlıyor. Hala uyanmamış olamam herhalde. Rüya içinde rüya olamaz herhalde şu an.

Derimi nefes alıyorum. Bir cesaret. Sanki dışarıda bir tanıdık görmüşüm gibi ondan tarafa dönüyorum, elindeki zikir matiği görüp rahatlıyorum. Oh, mırlıyor. Allah kabul etsin. Kayıp Eşya Bürosu. Özge Özel. Sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)