Podcast

S4E3: Kumar İlleti

Bibliyoterapi

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, "Kumar bağımlısı bir eşin bu bağımlılığını kabullenip evliliği sürdürebilmek mümkün mü?" sorusuna cevap arıyor.

Kitaplar:
Kumarbaz - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Kahramanın Sonsuz Yolculuğu - Joseph Campbell
Selvi Boylum Al Yazmalım - Cengiz Aytmatov
Terk Edenler ve Kalanlar - Elena Ferrante

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.810 kelime · ~29 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tuna Kiremitçi. Manimi okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Efendim merhabalar, Yeni Bir Biblio Terapi'ye hoş geldiniz. Merhabalar efendim. Hemen sorumuza geçiyorum. Geçelim. 13 yıldır evliyim ve bir çocuğum var. Evlendikten sonra eşimin kumar bağımlısı olduğunu öğrendim. O zamandan beri iyileşmesi için birlikte çalıştık ama henüz başarılı olamadık. Bu süreçte ben de çok yoruldum, hastalandım da. Bir kumar bağımlısının evin gelirini harcaması bir yana neden olduğu belirsizlik, güvensizlik, korku çok yıpratıcı.

Artık bir yol ayrımında olduğumu hissediyorum. Ya ayrılacağız ya da onu böyle kabul edip yaşamaya devam edeceğim. Hala ikinci seçeneğe daha yakınım. Bunu yaparsam daha çok çocuğum için olduğunu da biliyorum. Böyle yaşamaya devam edeceksem bunu kabullenmem, ortalama bir yaşam sürmem ve kendime de iyi gelebilmemin ne kadar olası olduğunu ve öyleyse bunu nasıl yapabileceğimi bana gösteren kitaplar okumak çok isterim. Bu konuda bana yardımcı olabilirsiniz. Çok sevinirim. Sizleri seviyorum. Adımı paylaşmak istemiyorum diyor hanımefendim.

Transkriptin tamamını oku

Benim babam da kumar bağımlısıydı. Gerçekten mi? Hayattaki pek çok zararlı bağımlılığın yanı sıra bir de kumarı vardı yani. Gerçekten mi? Tabii o yüzden mesela... Bunu hiç bilmiyordum. Belki de ondan dolayı bende kumana karşı çok büyük bir alerji vardır mesela. Kahveye gidip king oynamak bile içimden gelmemiştir. Gençken hele ki bir kasinoya girecek olursam Kıbrıs'ta ya da Bulgaristan'da falan direkt klostrofobiye kapılıyorum. Yani çok da bağımlılığa kapalı bir insan değilim hayatta biliyorsun. Evet.

Ama kumara karşı böyle bir alerjim vardır her zaman. Bu herhalde şeyden dolayı, kendi çocukluk yaşanmışlıklarından dolayı gelen bir şey. Çok büyük ihtimal çünkü ben mesela düşünüyorum hani o kadar bilmediğim bir şey ki, alan ki. Üç yıl Bulgaristan'da yaşadım mesela. Biliyorsun Sofya'da yaşadım. Bir gün aklıma gelmedi ki ya bu şehirde bir sürü kasino var gideyim de bir oynayayım. Yani aklımın hep beni ziyarete Türkiye'den gelen arkadaşlarım derlerdi. Evet bu akşam nerede oynuyoruz falan diye. Derdim ki siz gidin yani ben oraya girmem. Hakikaten kötü hissediyorum kendimi çünkü. Ben yani o kadar nötrüm ki bu konuda mesela. Hani önyargılı da değilim. Kumar oynayanlara karşı bir önyargım da yok.

Şimdi kumarbazlık bir karakter, insan karakteri. Aslında onlar sadece hani kumarhaneye girdikleri... Hayatı da kumar olarak oynuyorlar zaten. Risk almayı seven insan tipleri vardır ya. Hepimiz tanırız böyle insanları. O sadece bir bağımlılık değil, bir karakter türü bence aynı zamanda.

O zaman bak yani çok güzel ilk kitaptan hemen girebiliriz istersen. Çünkü yani ayağına bastın. Eski dostumuz Dosto Eski. Çok bardağın üstüne bastın ayağını kaldır. Evet eski dostumuz Dosto Eski. Evet Dosto'nun kendisi de tabii bundan çok çekmiş birisi kumar hürriyetinden. Bir de bu kumarbazlarda şey vardı. Şimdi kumarbaz kitabından bahsedeceğiz ya. Evet. 1866 tarihli kumarbaz kitabından. Neden yazıyor bu kitabı? Kumar borçlarını ödüyor. Ödemek için hem de bundan daha önce de şöyle bahsetmiştik hani bir ay içerisinde ödemek için alalecele... Karısıyla da burada mı tanışıyordu? Stemograf olarak karısına kitabı hızlı yazdırmak için. Anıl'a mıydı? Evet, çok iyi hatırladın. Yani öyle bir romantik tarafı da var bu kitabın aslında. Önce bu kitabı konuştuk mu bilmiyorum. Annenin anılarını konuşurken konuştuk. Bravo ne muhafaza arkadaş. İnanamıyorum. Sayın dinleyiciler yani siz zannediyorsunuz şu an bu konu daha önce konuşuldu düşünüldüğü yok yani. Hiç öyle Aslı Perker'in zannettiği gibi bir şey değilim yani. Aptal sarışın değilim. Yani Dostoyevski'nin 1866 tarihli bu kitabı bizzat mücadele ettiği parasızlık ve kumar düşkünlüğünü anlatan... ...korkunç ve amansız bir saplantının öyküsü. İroniği ve karamizeyi harmanlayarak yarattığı büyük bir roman. Grotesk bir roman. Şimdi Rulettenburg diye hayali bir kasaba var. Adı da Rulettenburg. Rulet şehri yani değil mi?

Dünyanın her yerinden kumarbazlar geliyorlar buraya ve yazarın kendini kumar borcunu ödemek için bir ay gibi kısa bir sürede tamamladığı bu romanda kendisinden ilhamla yarattığı Alexei Ivanovich diye bir baş kahraman var. Kararsızlıkla coşkunun gerilim hattında gidip geliyor. Dostoyevski genç adamın başarısız ilişkileri ve kumarı olan düşkünlüğü ile harcanan hayatını anlatırken 10'da nesneleştirdiği alın yazısı ve özgürlük ikilemini inceliyor. Thomas Mann da demiş ki kitap hakkında...

Şöyle, kumarhane ortamını da romanda Dostoyevski çok güzel anlatıyor. Yani böyle o numaralara sabitlenen gözler, kumarbaz tipleri. Ben de şu anda kumarhane romanı yazıyorum ya bir tane. Evet.

Yani o yüzden bunu okumam çok iyi oldu aslında bu podcast vesilesiyle. Yani kumarbaz haleti rüyası. Çünkü şu anda benim romanımda şeyi oluşturuyor. Her kumarbaz böyle sürekli sistem peşinde koşarlar ya bunlar. Benim harika bir sistemim var ve bununla oynayacağım. Yeni bir sistem geliştirdim falan. Yok aslında öyle bir şey. Sistem ve totem. Sistem totem ikilisi yani yok öyle bir şey sonuçta şansa bağlı bir şey yapıyorsun abi böyle ne sistemi yani? Ya tabii şöyle bir şey var. Kağıt saymayı bilenler vardır mesela. O poker oynayanlar da. Biric oynuyorsan bir sistemin olabilir belki ama Biric'e de ne kadar kumar diyebiliriz. Hayır böyle olasılıkları çok iyi şimdi şey diye bir dizi başladı Deha diye bir dizi başladı biliyorsun ben Türk dizilerini ilk bölümlerini özellikle takip etmeyi severim. Onda da böyle işte şey var. Çünkü ilk bölümleri film gibi oluyor. Zaten çok soruyor. Deha bir çocuk var böyle matematik dehası. O mesela hani kağıt sayarak ve olasılıkları en iyi şekilde değerlendirerek hani kazanabiliyor. Ama bunun için gerçekten çoğunlukla deha olmak lazım. Olasılıksız diye bir roman vardı Adam Fowler'ın. Onu şimdi geçiyoruz.

Sevmiyordun sen okuyacağımı. Evet evet şimdi dur ona girersek ben konuşmaya başlarsam beni sonra susturamazsın sonra kızarsın çok konuştun diye. Yani şey... Estağfurullah. Çok nadiren hani rastlanan öyle dehalar ve kumarhanede onları görürsün yani hani kazanabilen dehalar. Onun dışında dediğin gibi çoğunlukla şansa kalmış. Onu görürsen de zaten oradaki güvenlikçiler de onu görürler kameradan ve ne oluyor burada dönüp müdahale edilir yani. Bir dereceye kadar kazanmasına zaten izin veriliyor galiba. Bir dereceye kadar da kaybetmelerine izin veriliyor çünkü çok fazla kaybederse de bu sefer hevesi kırılıyor, müşteri kaybediyorsun sen kullanan olarak. Dolayısıyla da hani bir manipülasyon yapacaksın, ara sıra kazandırman lazım. Şimdi yani hani orada çok büyük bir çark dönüyor. Hakikaten sayın bize yazan... Bir de sadece kumarhanelerde dönse neyse sanal kumar diye bir şey var şu anda. Yani bayağı devlet şu anda şey açmış durumda buna karşı. Seferberlik başlatmış durumda. Yani insanlar otobüste cep telefonuyla artık kumar oynuyorlar. Evet yani biraz tabii böyle biraz da eğer bağımlılık geni varsa birinin ya biraz da böyle hani alternatif ve illegal yollara sapası varsa hani ideal ortamlarda oluşturuluyor bir yandan. Ulaşılması o kadar kolay ki 13 yaşında çocuklar kumar oynayabiliyorlar artık okul servisinde. Doğru. Gibi bir durum var yani çok artık iş çığırından çıkmış durumda. Neyse şimdi bir dakika konumuzu toparlayalım. Öbür türlü şey de kalkacaksın kumarhaneye gideceksin geleceksin bilmem ne falan filan öyle değil. Şimdi Dostoyevski diyor ki

Yarın küllerimden doğup yeni bir hayata geçiyorum. Tamamen mahvolmadan önce içimdeki insanı keşfedebilirim. Tövbesi de bu oluyor. Bu oluyor. Evet. Şimdi şöyle sayın dinleyicimiz ismi olmadığı için hitap edemiyorum tabii. Yani durumunuzun ne kadar güç olduğunu görüyorum. Biz hani böyle şimdi biraz güldük ettik falan ama tabii ki hiç hoş bir şey değil. 13 yıldır bir aslında cenderenin içinde yaşıyor bu hanımefendi. Ve seviyor da işini belli ki. Belli ki seviyor, yoksa zaten başka türlü katlamaz. Bir cehennem azaltı tabii ki bu. Çıkış arıyor, bir sevgisi var eşine karşı ve ailesine karşı. Sürekli bir delik var gelir ev kazancında. Ben bu kitabı şu yüzden önermek istedim. Hangi şifa konusuna geldik? Şimdi çok dağılmayalım diye diyorum. Şu yüzden önerdim, bu gerçek bir bağımlılık ve bu karakteri tanımanız bakımından bence çok önemli. Bir kumarbaz karakterini tanımanız bakımından çok önemli. Bu kendi istemediği ve bununla ilgili tedavi almadığı sürece iyileşebilecek bir durum değil. Her bağımlılık öyledir zaten. Evet. Yani önce ben hastayım, bağımlılığımı kabul ettiğin zaman iyileşme süreci başlar ya. Şimdi bu iyileşemeyeceği de için yani belli ki çünkü bak e-mailde bundan hiç bahsedilmiyor. Yani hani beraber diyor şey yapmaya denedik. Ne demiş orada? Bir dakika bir daha bir bakıyorum. Bir kere bir kere tedavi olduğun zaman o iş bitti diye bir şey de yok. İyileşmesi için birlikte çalıştık ama henüz başarılı olamadık. Yani 13 yıldır başarılı olunamıyorsa bu çok büyük ihtimal gerçekten istenmediği içindir. Karşı taraf. Alkolikler de mesela her yıl rehabilitasyona gidebilirsin. O şey değil. Bir kere gittin ve bitti bu iş diye bir şey yok çünkü. Bu hayat boyu sürecek olan bir dikkat ve şey aslında ne denir? Mücadele. Sert bir sözcük olacak ama uğraşma. Şimdi bu mücadeleyi kim verecek? Bu önemli. Kendi kendine veremez bizim dinleyicimiz bunu. Şimdi sevgili dinleyicimiz biz aslında şöyle bir bu konuyu çok az biraz aramızda konuştuk ve şunu düşündük yani siz hani bütün bu koşullara rağmen devam ettirmek istiyorsunuz özellikle çocuğum için diyorsunuz falan ama bu sizin verebileceğiniz bir mücadele değil. Bu eşinizin vermek zorunda olduğu bir mücadele ve belli ki o bunu vermek istemiyor. Daha çok siz istiyorsunuz. Neden siz istiyorsunuz? Çünkü böyle bir bağımlılığınız yok. Siz o mücadeleyi verebilirsiniz. O mücadeleyi veremez çünkü bağımlı. Şimdi öncelikle bu kumarbaz karakterini bir değerlendirmek lazım. Yani bu Alexei Ivanovich nasıl bir karakter? Nasıl yükselmeleri var? Nasıl düşüşleri var? Nasıl tövbeleri var? Nasıl geri dönüşleri var? Bunları bir değerlendirmek lazım.

Sonra, yani biraz aslında Aleksey Ivanoviç'te eşinizi görme ihtimaliniz var. Aleksey Ivanoviç'te iyi bir insan. Evet, evet. Temiz kalpli bir insan. Temiz kalpli bir insan. Bir kadına aşık. Yani onun için her şeyi yapabileceğini düşünüyor. Hani ama böyle bir illete tutunmuş.

Ve yani biraz eşinize oradan bir bakmanız gerekiyor. Şimdi o şöyle bir şey çok güzel olur her zaman, mantıklı olur. Mesela biz bir roman okuruz. O romanda bir karakteri görürüz ve deriz ki, ya saçmalıyorsun, yapma öyle işte, yapma, yok işte, olmuyor. Girme o odaya, girme, dur! Ama aslında o karakter bizizdir. Özdeşleşmedir. Hayır şunu demek istiyorum. Özdeşleşmeyiz. Bak zannederiz ki o karakter onu yapıyor. Aslında biz de onu yapıyoruzdur. Halbuki ben de diyorum ki şimdi muhtemelen siz bu romanı okurken ya bu ne yapıyor bu adam kurtulmaz bu illetten diyeceksiniz. Bunu eşiniz için de düşünebilirsiniz. Ama sen zaten en önemli sözü söyledin. Tek başına verebileceği bir mücadele değil. Evet. Yani sonuçta her bağımlılık için bir takım çareler var ama bağımlı olan kişinin bunu kabul etmesi kaydıyla. Evet, evet. O yüzden yani bu karaktere önce bir uzaktan bir bakın. Siz şimdi içindesiniz ve seviyorsunuz. Ben yani sevdiğinizi ikimiz de karar getirdik. Hani uzaktan konuşuruz ama artık kusura bakmayın hani bu koşullar altında bu kadar.

Dolayısıyla çok objektif bakamıyor olabilirsiniz. Hani onu hala siz de ona bahaneler buluyor olabilirsiniz. Çünkü bu çok önemlidir ve zaten bu kumarbaz romanda bunu göreceksiniz. Sürekli bahaneler bulunur bir de. Tabii içki için de geçerlidir aynı şey mesela. Evet. İçiyorsam sebebi var. Oynuyorsam sebebi var. Alexei Ivanov için her hareketi için bir bahane bahanesi vardır. Ayrıca kaybedilen bir bahisen sonra kısa bir mantık duygusu yaşar ve bir sonraki bahsinde günü kurtaran bahis olacağına dair bir ön sezisi birdenbire gelişir. Siz şimdi bunları bir

Kendi kendini manipüle ediyor. Evet. Siz şimdi bunlara bir bakın. Eşinizle bunlar örtüşüyor mu? Bu karakteristik özellikler. Bir düşünün. Bir de baştan söylediğimi tekrarlamak istiyorum. Sadece bir bağımlılık değildir kumarbazlık. Bir karakter türüdür bence. Yani kumarbazlar hep şansa bırakmayı severler. Ya da şanslarına güvenmeyi severler hayatta. Doğru, doğru. Bu hakikaten tedavi edilmesi gereken bir şey bu arada. Bunun altında neler yatar? Bu genetik bir, yani bağımlılık zaten hani çoğunlukla genetik olduğu düşünülüyor da, hani ailede belki böyle bir şey vardır, kumar, başka türlü kumarlar oynanmıştır. Yani varsanız baksanız, zaten anne babasında belki bir hayat kumarı da görülebilir, belli olmaz. O yüzden oralara bir bakmak lazım ama bu sizin mücadeleniz değil. Şimdi biz o yüzden biz başka türlü hazırlandık. Dostoyevski hakkında zaten ne konuşsak az yani. Sizin istediğiniz gibi siz bu evlilikte kalın ve bu çileyi çekin gibisine, dayı gibi söylüyorum gibisine hazırlanmadık. Biz buradan çıkmanız lazım, gerekiyor gibi hazırlandık. Öncelikle o yüzden bir kumarbazdan bahsettik. Şimdi biz bir buna bakın. Yani bize düşmez tabi bu da mücadelede iki kişi verirseniz başarı şansı var onu söyleyelim yani. Bize arkadaşları yerine koymuş bizi ben öyle anladım e-mailden de başında da yine böyle bir biblioterapiye karşı olan sevgisini de anlatıyordu sonunda da sizi seviyorum diyor. Arkadaşları olarak kabul etmiş yazmış hani ben buradan zaten hani ne ilaç tavsiye edebilirim ne gerçekten şöyle yap kızım diyebilirim ama

Ben de kendimi şimdi onun bir arkadaşı yerine koydum. Dışarıdan gördüğümü söylüyorum ve kitaplardan neler bulabileceğini o yüzden söylüyorum. O zaman sıradaki kitap... Kahramanın Sonsuz Yolculuğu olabilir mi? Senin yönerin. Joseph Campbell. The Hero with a Thousand Faces. Nedense Kahramanın Sonsuz Yolculuğu diye çevirmişiz biz bunu. 1949 tarihli kitabı. Şimdi efendim bu kitap çok kapsamlı bir kitap. Yani nasıl kısaca bahsedilebilecek bilmiyorum ama... Şimdi psikanalizle mitolojinin... Evet.

ve hikaye anlatan insan kavramının birleştiği kitap denilebilir. Ben şimdi sen önerdikten sonra bu kitabı oturdum, okudum. Şimdi ben de önerdim ama sonra bunu nasıl özetleyeceğizi hakikaten bulmakta zorluk çektim. Şöyle diyeyim, kendi sözleriydi Joseph Campbell'in.

elinizdeki kitabın amacı pek de karmaşık olmayan bir örnekler yığınını bir araya getirip kadim anlamın kendi kendini ortaya çıkarmasını sağlayarak dinsel ve mitolojik figürler altında çarpıtılmış bazı gerçekleri aydınlatmaktır. Hadi buyur bakalım. Şimdi ben okudum ve çok büyük bir aydınlanma yaşadım. Sana öncelikle teşekkür ediyorum. Bu kitap Aslı Perker için yazılmış zaten bence bu dünyada. Şimdi bir şey söyleyeceğim. Hedef kitlesisin sen bu kitabın. Evet kitap çok çarpıcı. Şimdi şöyle söyleyeyim sayın dinleyen ve dinleyenler. Aslında A'dan başlayan mitolojinin en başından başlayıp bir mitolojideki kahramanların bize yolculuğunu anlatıyor. Bu yolculukta neler vardır onu gösteriyor. Evet kilit şey yolculuk. Evet. Bir kahramanın yolculuğu, bir kahramanın başına neler gelir bunu da dünyanın her tarafından mitolojilerden örnekler vererek anlatıyor. Doğu mitolojisi, batı mitolojisi, kuzey mitolojisi ne varsa diyor ki bu karakterin başına bunlar bunlar gelmiştir, sonra bunlar bunlar olmuştur, sonra tanrıyla karşılaşmıştır, sonra başarısızlıkla karşılaşmıştır, sonra onu aşmıştır, zorluğu aşmıştır falan böyle adım adım bir kahramanın şeylerini veriyor. Genelde yaşadıklarını. Yani yerinde bir parantez açacağımı sanıyorum. Yolculukları kendi istekleriyle çıkmıyorlar kahramanlar. Ya bir mecburiyetten dolayı yola çıkılıyor. Çünkü kimse kendi konfor alanını terk etmek istemez ya hayatta. Bu dramatik yapı derslerinde de benim söylediğim bir şeydir. Yani karakteri harekete geçiren şey kendi isteği değildir çoğu zaman. Çünkü kimse durduk yere maceraya atılmak istemez.

Evet, şimdi aslına bak ne kadar yerli yerinde oluyor çünkü bu dinleyen hanımefendi de zaten kendi kendine değil dışarıdan bir etkenle bir yola girmiş aslında yani. Evet. Bir şey itilmiş. Şimdi başka bir şeye doğru itiliyor. Şimdi bir karara doğru itiliyor ve bu kararda ne yapacak? Kişisel süreçlerin aşılmasının acısı ruhsal büyüme acısıdır demiş.

Bir dakika, bir daha söyle bakayım. Hemen anlayamam. Kişisel süreçlerin aşılması. Evet. Bir süreç yaşıyorsun. Kişisel bir süreç yaşıyorsun ve acı çekiyorsun bu süreçte. Bu diyor ruhsal büyümenin acısıdır. Yani bir sonraki aşamaya geçeceksin. Ama geçemiyorsun bir türlü. Çünkü hala tutunmaya devam ediyorsun eski aşamaya. Ama artık gittikçe de zorlaşıyor oraya tutunman. Çünkü seni süreç bir sonraki aşamaya sürüklenir.

Yani o arada kalmışlığın verdiği acıyı hatırlattığı için dinleyicimiz bana. Bravo, çok güzel. Bugün iyiyim ben ya. Evet, çok güzel. Bu çok güzel. Ne oldu bu? Ne edemiştim onu da hatırlamıyorum ama. Ben de şunu söylemek istiyorum. Bu kitabı okuması zor, kolay olmayacak. Baştan sona okunmasına gerek olan bir kitap da değil zaten. Diyeceksiniz ki, ya bu kitabı bana neden önerdiler? Fakat ben okuduktan sonra yaptığım bir acayip bence bir çıkarım var. Onu söyleyeceğim. Ben bu çıkarımı, bu kitabı okuduktan sonra ilk kez yaptıysam... Varın siz düşünün. Bence hani siz de içinden bir şey çıkartabileceksiniz demektir. O da şu, söylüyorum. Şimdi hanımefendi dedi ya, çocuğum için muhtemelen devam etmek istiyorum. Yani 13 yıl muhtemelen zaten öyle oldu ya da işte 11 yıl neyse bilemiyorum ne zaman doğdu çocuk. Onun için devam etmek istiyorum. Bu kitabı okurken şunu anladım. Psikolojide buna rastlamış değilim. Belki vardır. Benim cehaletimdir. Affedin. Estağfurullah. Şimdi bir evlilik içinde zaten kadın çocukla bir hale geliyor. Tamam mı? Sen çocuğu doğurduğun anda artık çocukla sen bir oluyorsun. O senin artık hatta bir uzvun gibi oluyor. Ve onu o kadar hissediyorsun ki, o birlik halini o kadar hissediyorsun ki... Şunu anladım ki eşin aslında artık senin kocan değil. Hani biz diyoruz artık o yok. Hani hep bunu söylersin ya sen Doğan'ın bize attığı kazık çocuk bir kere doğduktan sonra kadın erkeği bırakır. Hayır şuna aydım. O artık benim kocam değil ama babam gibi oluyor.

Ve aslında bu hanımefendi belki de kocasından değil babasından ayrılamıyor. Çok büyük bir aydınlanma bu bu arada diyorum ve büyük bir laf bu. Yani ben çocuğumla bir oluyorum ve kocam belki artık benim kocam değil benim babam gibi hissediyorum. Sen de fena değilsin bugün hocam. Ben bu aydınlanmayı dün akşam çok uykulu bir halde bu kitabı okurken yaşadım. Böyle beynim döndü sonra. Gerçekten yatıp uyumam gerekiyor düşüncelerden dolayı. Evet sevgili dinleyiciler, biliyoterapi severler. Biz kendimiz aydınlanmak için bu podcastı yapıyoruz. Ve dolayısıyla şimdi şöyle bir şey var. Sizi düşünüyorsak namerdiz yani. Diyorum ki... Dolayısıyla çocuğun babaya geliştirdiği gibi bir bağımlılık geliştirebilir kocaya. Belki bu yüzden de bırakamıyoruzdur biz. Hani çoğunlukla. Çok kadın duyarsın. Çünkü ben çocuğum için devam ediyorum, çocuğum için devam ediyorum. Ve hatta dışarıdan bir gözleyip der ki, arkadaş ne alakası var? Çocuğun için de buna devam etme. Çünkü aslında bu hanımefendinin de yaşadığı bir şekilde bir istismar aslında.

Çocuk istismarı? Hayır, hanımefendinin yaşadığı eşi tarafından. Yani kendisi de iyi niyeti istismar ediliyor. Yani sürekli... İstismarı açık bir insan diyorsun yani. Dolayısıyla hani belki de buradan çıkması lazım ama o bağımlılıktan dolayı çıkamıyor.

Şimdi bir de şu var. Şöyle notlar aldım kendime. Onlardan okuyacağım. Çünkü toparlaması benim için de güç oldu. Bu yüzden de o ne yaparsa yapsın onu kabullenir. Yani bu baba figürü. Ona itaat eder ve ondan ayrılamaz. Demişim ki bu benim bu kitaptan çıkardığım. Belki de sorun bu yani siz belki başka bir şey çıkartacaksınız bu kitaptan ama muhakkak kendinizle ilgili bir şey öğreneceksiniz ya da notumu eklemişim. Zaten bu şey değil bir roman gibi baştan sona okunması şart bir kitap değil. Yani şey mitlerin ve masalların gizemini çözmek için

başvurulacak, bunu kendi hayatınızla özdeşleştirebileceğiniz, böyle arada 10-15 sayfa okuyup güzel zaman geçirebileceğiniz, böyle şıkır şıkır aydınlanacağınız bir kitap aynı zamanda. Ya tabii bir de bütün mitolojilerde şeyi görüyoruz ki yine şey figür, egemen figür gene erkek ve bu bize hani bir şekilde dikte edilmiş durumda. Yani onlar güçlü varlıklar, neredeyse esrarengiz varlıklar. Mitolojide böyle sunuluyor, sonra dinde de böyle sunuluyor ve biz de buna ister istemez artık inanıyoruz ve onları desteklemek zorunda olduğumuz, her tür eziyete rağmen onların yanında bulunmak zorunda olduğumuz gibi bir his bizim içimizde muhtemelen var. Zaten kurumsal dinler iktidarı kadından alıp erkeğe vermek amacıyla bence şey yapılmıştır, tesis edilmiş olan şeyler. Şimdi dünyadaki herhangi bir dindar insanın kafasındaki Allah emgesi nedir? Zeus. Evet.

Yani Zeyus'tur. Hristiyan'a da sorsan, Müslüman'a da sorsan, Yahudi'ye de sorsan yani Allah'ın kafanda tövbe etmem öyle bir şey falan der ama edersin gene de kafanda. O Zeyus'un resmidir yani işte. Ya şöyle hani biz böyle, böyle şeyler söylendiği zaman ya bu işte erkeklerden hani erkeklerin mutlak doğruluğu şeyi, haklılığı falan filan. Çoğunlukla benim yaş grubumdaki insanlar benden daha yok ya ben hiç öyle düşünmüyorum falan der ama içten içe böyle bir şey olduğunu ben mesela dediğim gibi bu kitabı okurken yine anladım ve sarsıldım. Dolayısıyla tavsiye ediyorum. Son bir alıntı yapıyorum bende. Çocukluğumuzun arınılmamış imgelerine takıntılıyız. Bu nedenle de yetişkinliğimizin zorunlu geçişlerine karşı ilgisiz kalıyoruz.

Çocukluğumuzun arınılmamış imgelerine takıntılıyız. Ve bu seni destekliyor. Bu nedenle de yetişkinliğimizin zorunlu geçişlerine karşı ilgisiz kalıyoruz. Yani zorunlu bir geçiş anı geldiği zaman o çok sancılı. Sanki bu an o an gibi değil mi? Yeni bir dönemin doğum sancısı. Bu an o an sevgili dinleyici. Bu an o an. Ve çok zor. Ama bu... Kaçınılmaz olabilir. Olabilir ve bu kitap size biraz yardımcı olabilir.

Evet, dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor. Evet, ne olsun üçüncü kitabımız... Bakalım anlayacak mısınız? Nedir, nedir acaba nedir? Orta Asya'dan geliyor sıradaki kitabımız. Büyük usta Cengiz Aytmatov ve... Selvi Boylu. Al yazmadım diye Türkçe'ye çevrilen 1970 tarihli kırmızı eşarp yani kızıl joğluk.

Kızıl Joluk. Kızıl Joluk. Ya çok ilginç bir şey öğrendim mesela. Çok kültürleniyoruz ya biz bunu yaparken. Bir Çin masalından esinlenilmiş ve aynı Çin masalından esinlenen bir başka eser de Kafkas Tebeşir Dairesi Brehtin.

Yani mitolojik, pardon, biyolojik anne ile... Anne olunur mu, doğulur mu sorusunun üzerinde aslında. Yani Çin masalında bir tane prenses var, biyolojik anne. Fakat çocukla çok fazla ilgilenmiyor. Bir tane de çocuğa analık eden, doğduğundan beri ve her şeyini veren bir hizmetçi var sarayda. Hangisinin gerçek anne olmayı hak ettiği üzerine, Kafkas Tebeşir Dairesi'nde hatırlarsın konusunu.

Hayır hatırlamıyorum. Çocuk senin mi benim mi diye iki tane kadın kavga ederler. En sonunda kasabanın şeyi ileri geleni muhtarı, yargıcı her neyse bir tebeşir dairesi çizer. Çocuğu ortasına koyar. İki kolunu iki kadına verir. Çekin bakalım çocuğu kim çemberden çıkarabilirse. Çocuk onundur der. Ve aslında gerçek anne kıyamayı bırakır çocuğun elini çekiştirmeyi. İşte şeyde der ki tamam sensin anası der yani. Selvi Boylubal yazmalı da aynı şeyden tersine çevirmiş fakat erkekler var burada da. Biyolojik babayla çocuğa babalık eden iki kişi yani şey karakterleri olarak İlyas ve Bay Temir. Cemşit diyebiliriz Bay Temir'i Türkçe şeyinde filminde. Filminde Cemşit miydi? Filminde Cemşit'tir yani Ahmet Mekin'in oynadığı 1977 tarihli. Bay Temir Cengiz Aytmatov'un kitabındaki. Asel.

Asya. Asya mıydı? Asya, Asya, Samet, Samet, İlyas, İlyas. Şimdi şöyle ben yine sen bu kitabı yapalım dedin. Dur bir dakika neden diye düşündük. Ha evet dedik. Ondan sonra ben yine kitabı okudum. İyi ki okudum. Yaşar Kemalvari değil mi? Ya zaten yani bir yerde sanki diyorsun ki bu böyle... Kırgızların Yaşar Kemal'i çünkü. Geliyor oradan ovalardan işte ilk başta nasıl ovalardan geçtiğini anlatıyor. Zannediyorsun ki ovalardan gelecek Ağrı Dağı'na girecek. Oradan Yaşar Kemal sazı devralacak ve o devam edecek sanki metne gibi. Yani tabii Yaşar Kemal'in hani o böyle bir teatral üslubu var. Evet, ayak notabı daha sade. Bu daha sade, evet. Ama evet, birbirleriyle çok çok benziyorlar. İyi ki okudum kitabı. Bir kere çok... Yani... Bildiğimizi sandığımız şeyleri... Bilmediğimizi... Bilmediğimizi görüp öğrenince çok zevkli oluyor. Şimdi bir kere uyarlama güzel bir uyarlamaymış, film uyarlaması. Kendi de çok sevmiyor zaten. Cengiz Aytmatov, Atif Yılmaz'ın filmini çok severmiş. Hiç denecek hiçbir şey yok, çok güzel bir uyarlama. Daha önce de Rusya'da, zaten Rusça yazmış kitabı, Rusya'da da film uyarlaması yapılmış bunun ama Atif Yılmaz'ın filmini daha çok seviyormuş Cengiz Aytmatov.

Ama mesela hani bilmediğimiz şeyler, şimdi mesela ilk başta İlyas kamyonuyla geçerken, işte bunu zorla çiftliğe gönderiyorlar, oradan geçerken kızla karşılaşıyor, daha doğrusu kamyonun altındayken bir arızadan dolayı kızın önce çizmelerini görüyor falan filan. Aseli, tamam hani birinci öyle, ikinci de onu oraya zaten görmeye gidiyor, ikinci de yine öyle falan ama mesela üçüncüde ya da dördüncü karşılaşmalarında kız mesela kütüphaneden çıkıyor aslında, köyde bir kütüphane var. Çünkü orası Sovyetler Birliği. Kız da kültürlü bir kız. Bizimki gibi saf köylü kızı değil yani. O yüzden mesela bunları bilmediğini fark edince ya da işte o dönemin Sovyetler Birliği ama Kırgızistan'daki o kültürü gördükçe... Kültür devrimi yapmış adamlar. Bu da çok şaşırtıcı oluyor. Peki şunu öğrendim hemen satayım sana. Romanı okuyup Atıf Yılmaz'a film yapalım diyen kim? Kim? Türkan Şoray. Gerçekten mi? Evet. Bunu da düşündüm ya. Bunu kim söyledi ve neden Türkan Şoray oynadı? Bana göre Türkan Şoray harika o rol için. 32 yaşında böyle. Kadınlığının ve güzelliğinin en güzel yaşında. Türkan Hoca evet şey yapmış, hocam demiş Atif Yılmaz'a bunu film yapalım çok güzel olur demiş. Atif Yılmaz'ın da en Atif Yılmaz olduğu filmdir herhalde. Müthiş. Yani gerçek... Şimdi romanı okurken ister istemez gözümün önünde sürekli Türkan Şoray ve Kadir İnanır. Onların o gülüşleri birbirlerine... Çünkü şeyde kitapta da öyle anlatılıyor yani. Dönüyorlar birbirlerine gülüyorlar. Ben de o zaman böyle bir şey sesine gireyim.

Cahit Berkay'a da buradan çok selam olsun. Şimdi bir dakika, bir dakika. Çok dağıldım. Konumuz ne? Yok, konumuza dönmeden önce de şöyle bir bilgi satayım. Müzik, edebiyat, sinema ilişkisi üzerine tez konusu olmuş. Yani Cahit Berkay'ın müziği, Atif Yılmaz'ın filmi, Ayet Motav'ın romanı, sanatlar nasıl birbirlerini etkiler ve yükseltirler diye yazılmış bir teze rastladın. Evet, dön konumuza.

Biz bunu hangi şifayı düşünerek seçtik? Hatta bunu sen söyledin. Evet. Sana ben sordum. Neden bu roman diye? Sevgi neydi? Sevgi emekti. Uçuşan yaprak, boş bir salıncak. Yani çocuğu için seçimi yapıyor Asya, Asel. Asel orada seçimi kendisini ya da İlyas'ı düşünerek değil, Cemşit'i düşünerek dahi değil.

Yani romandaki adıyla Bay Temir'i çocuğu düşünerek seçim yapıyor. Çünkü annelik yapıyor o seçim. Aslında seçim de yapmıyor. Doğa seçtirtiyor zaten orada. Şimdi burada çok önemli bir şey var. Seçim zaten yapılmış yani. Bizim dinleyicimiz şöyle bir şey söyleyebilir. Tamam işte ben de çocuğum için devam etmek istiyorum ama... ...şimdi bu çocuk için doğru kararı aldığınızdan da emin misiniz? Yani ayrıca biliyorsunuz ki kızlar için rol model anne, oğlanlar için rol model babadır.

Yani yarın öbür gün aynı problemle karşılaşmayacağınız ne malum? Yahut yani bir de hani bir nesil sonrası aynı problemle karşılaşmayacağınız ne malum? Yahut yani çocuğunuz için her zaman bir evliliğe devam etmek en doğru karar değildir. Biliyorum hani böyle bir şey var. Biraz önceki kitapta bunları da göreceksiniz. Ben söyleyeyim direkt benim annem de babam da bağımlı insanlardı. Ve evliliklerini devam etmeselerdi çok daha sağlıklı bir çocukluk geçirirdik biz kardeşimle.

Ama sorduğumuz zaman ne diyorlardı? Sizin için katlanıyoruz evladım. Evet. Yani bu çok ailede tabii özellikle Türkiye'de çok fazla ailede görülen bir şey. Ama genellikle... Yani kendi cesaretsizliğini çocuk üzerinden... Bu da bir çeşit çocuk istismarı bence.

Yani şimdi biz hani böyle deyip bu kadar böyle şey kesin ve suçlayıcı bir şey demeyelim dinleyicimize ama bu senin evet bu senin tecrüben ve senin tecrüben de aynen böyle. Ben kendimden bahsediyordum zaten. Evet yani sen kendini istismar edinmiş hissediyorsun ve haklısın. Bana ne lan boşuna hani bana niye bana mı güvenip evlendiniz? Allah Allah. Yani şimdi dolayısıyla hani selvi boylu mağla yazmalımı biraz bunun için seçtik. Çünkü burada da adamın bir yolu var, İlyas'ın bir yolu var. İlyas kendi istediği gibi yaşayacak. Ve ötekileri de yani kadını, Aseli ve oğlunu buna aslında Samet'i şey bırakıyor, mecbur bırakıyor gibi biraz. Ama yani Asel'in işte o verdiği karar çok enteresan. Bu esas gerçek bir şeytan bir işte korumacı içgüdüsüyle çocuğunu o şeyden nasıl desem belirsizlik dünyasından bir var bir yok olan babadan gelip giden babadan korumak için daha güvenlikli bir yere çekiyor. Yani doğa yapıyor bu seçim işte aslında. Yani anne içgüdüsü animal instinct deniyor. Şimdi bunu ben zorlanıyorum tabi. Bir kadının bir kadına bunları söylemesi şu an günümüzde biraz aslında zorlayıcı oluyor Tunacım. Çünkü biz her lafı biraz böyle dikkatli kullanmaya çalışıyoruz kadınlar birbirimiz arasında. Çünkü yargılayıcı olmak istemiyoruz. Hepimiz aynı yollardan geçiyoruz. Çok böyle bak bu böyle böyle de demek istemiyoruz. Farklı açılardan bakmak istiyoruz. Demiyoruz canım zaten. O yüzden biraz böyle sürekli tedirgin davranıyorum. Ama yani gerçekten kötü niyetimiz en azından yok. Ve dediğim gibi yani bunları değerlendirin diye yani eser ve boynumu al yazmanı okuyun ve değerlendirin. Yani 90 bölüm yapmıştır herhalde iyi kalpli insanlar olduğumuzu anlamıştır bilmeyenler.

Yani bunları bir değerlendirin. Hani oradaki baba figürü, kadının neyi seçtiği, neyi seçmediği... Yani bu yüzden aslında... Seçimde dinleyicimize kalmış. İster okusun, ister okumasın. Biz tavsiye ettik, geçtik yani. Aman onu da biz mi düşüneceğiz? Tamam, hemen tavır alma, trip atma. Ben masaja gidiyorum.

Bu da şey karakteri. Son evet şeyimize geçelim kitabımıza. Aitmatov'un şeyi söyleyeyim ben. Kitap tabii farklı bir dönemde geçiyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki on yılı Kırgızistan'ın ve Sovyetler Birliği'nin yeniden inşa süreci. Makineleşme ve sanayileşme o zaman çok hızlı bir şekilde ilerliyor. İnsanla doğanın ilişkisi değişiyor. Bu insanlar arasındaki ilişkileri de değiştiriyor. Karakterler de o ortamın içerisinde şekilleniyorlar aslında. Ha bir de şu da var aslında tabii yani çok büyük bir aşkla evleniyorlar ya. Büyük bir aşk var aralarında ve bir zamanda beraberler. Fakat işte sonra adam yine kendi karakterinin İlyaslığını yapıyor yani. Alçak İlyas sırra kadem basınca. O şeyin peykin şarkısını böyle alçak kaptan. Cengiz Aytmatov kimdir? Cengiz Törekuloviç Aytmatov. Kırgız edebiyatçı, gazeteci, çevirmen, diplomat, siyasetçi. Türk dünyasının en büyük kültürel ikonlarından bir tanesi. Oğlu da Kırgızistan'da bakanlık yapmış. Babası da çok önemli bir siyasetçi. Fakat bu Sovyet devriminin karışıklıkları esnasında idam edilmiş babası.

Aslında yani böyle bu kadar... Çarlık tarafından idam ediliyor. Siyasesinin içinde olup bu kadar bireysel hikaye yazmış olması da şu an bana çok enteresan geldi bu durumda. Çünkü bu evet yani bir sosyal yaşam eleştirileri var içinde. Yine de bir toplumculuk var. Var evet yani yeninin eskiye karşı duruşu var. İnsan-doğa çelişkisi, insan-toplum çelişkisi. Ama şey gelenek-yenilik çelişkisi. Yöntemsel olarak aslında toplumcu bir roman olduğunu söyleyebiliriz. Slogan atmamasına rağmen. Evet ama hiç slogan atmıyor. Çok bireysel bir hikaye. Slogan atsa Cengiz Atatürk olamazsın ki zaten. Evet. Sovyetler Birliği'nde binlerce öyle slogan atsın diye beslenen yazar vardı. Hiçbirini bugün hatırlamıyoruz. Çünkü onlar yazar değillerdi aslında. Doğru. Ama şey, şunu diyecektim biraz önce. Yani büyük bir aşk, hani sizlere bir sevgi görüyoruz. Büyük bir aşk ama demek ki bu aşk bir yerde aşk bitmese bile ilişki bitirilebiliyor. En zor koşullarda bile.

Kilit nokta burada kim? Samet. Çocuk. Çocuğumuz var ya bizim de dinleyicimizin çocuğu var ya. Ondan dolayı geldi bu roman aklıma zaten. Doğru. O zaman dördüncü romanımıza geçelim mi? Geç bakalım. Kırgızistan'ın steplerinden Sicilya'nın... Napoli. Napoli. Bir Napoli dörtlemesi miydi? Napoli Sicilya'da değil mi ya? Değil değil mi? Değil.

Tamam, Napoli dörtlemesine geçtik o zaman. Evet, terk edenler ve kalanlar Elena Ferrante. E buyurun bakalım, Ferrante uzmanı olarak. Ferrante olsun. Ferrantolog Aslı Perker. Ben sonra Elena Ferrante'nin bu arada diğer kitaplarını ne bulursam hepsini de okudum. Hiçbiri beni bu Napoli dörtlüsü dörtlemesi kadar heyecanlandırmadı. Hiçbirini o kadar sevmedim. Sen bir araştırma için mi okuyordun bunu? Hayır, hayır. İlk başta okumaya başlamıştım. Sonra evet çok ilgimi çekti ve yazdım.

Şöyle söyleyeyim sayın sevgili dinleyicimiz. Bu bölüme hakikaten hazırlanırken baya bir bu konulara kafa yordum. Ve sizin için çok ciddi çalıştım diyeyim. Hazırlandım. Elana Ferente'yi. Bir daha bu gözle bu kitabı okudum. Aslında yine kitabı da sen buldun. Benim kitap...

Kütüphanemden çektin çıkardın bu nasıl diye. Ne zaman bir bölüm hazırlayacak olsak ben gidip boş boş Aslı Perker'in kütüphanesine bakmaya başlıyorum. Ta ki oradan lazım kitabı bulana kadar. Şimdi ben bu kitabı okuduğumu biliyordum ama tabii ki unutmuşum. İçine ama çok not almışım. Her tarafı notlarla dolu kitabın. Çok da bir daha düşünmeme sebebiyet verdi. Çünkü ben bu romanları, ben bu dörtlemeyi okurken kendim büyük değişimler yaşadım bir kadın olarak. Ve açıkçası ben de ilişkimde ne sorunlar olduğunu, benim nasıl bağımlılıklarım olduğunu fark ettim, keşfettim ve bir aksiyona geçtim. Yani böyle de bir etkisi var. Şimdi özellikle terk edenler ve kalanların böyle bir etkisi var. Çünkü şimdi iki karakterimiz var ya bu dörtlemede, iki kadın karakterimiz var ve ikisi de aslında hapis oldukları yerden çıkıyorlar.

İkisi farklı yöntemlerle çıkıyorlar ama ikisi de oradan çıkıyorlar ve kendi kişiliklerini inşa ediyorlar. Bir firar öyküsü yani. Yani aslında biraz öyle ama çok tabii ağır ağır yavaş yavaş yıllar içerisinde olan bir firar öyküsü ve bir kadın olmanın bize neleri yüklediğini, bunlardan nasıl kurtulabileceğimizi, anne olmanın bize neleri yüklediğini, bununla nasıl başa çıkabileceğimizi ve buna rağmen kendimizi nasıl gerçekleştirebileceğimizi bir de o var. Yani biz çünkü romanda hani dedim ya feda şeması yazmışım yanına soru işareti koymuşum notlarım arasında. Yani şimdi bir çocuk için kendini feda etmek her annenin muhakkak ki yapacağı bir şeydir. Bu net yani bunu her anne bir noktada yapar. Ama böyle olmalı mıdır? Bunu da bir durup düşünmek lazım. Bu tartışmaya açık bir şey evet. Yani bu konuda en azından okumalar yaparak kendimize gelişebiliriz. Dahası bana göre siz de bir uzmana danışarak giderek belki bu konu üzerinde biraz düşünebilirsiniz. Çünkü hani sonucunda alacağınız şey karşılığında alacağınız şey nedir? Bundan çok emin değilim. Burada faydalı fedakarlık diye bir şey var yani. Fedakarlık tabii yapılacak. Çocuğumuz için hepimiz yapıyoruz sonuçta. Kabul etmişiz çocuk yapılırken. Kadın da etmiş. Kadın etmiş en başta da. O fedakarlık bari bir işe yarasın. Çocuğun da bir işine yaramayan bir fedakarlığın gerekli değil yani. Evet, en basitinden şöyle söyleyeyim. Terk edenler ve kalanların, daha doğrusu bu dörtlemenin bizim sevdiğimiz, benim ve daha çok okuyucuların sevdiği karakteri Lila. Çünkü o da bir deha ve imkansızlıklara rağmen hayatta çok yırtıcı bir şekilde bir noktaya gelebiliyor. Lila'yı 16 yaşına evleniyor, zorla evleniyor aslında ve küçük bir oğlu var.

Ve onu döven kocasından, ona şiddet uygulayan kocasını terk ediyor. Ve sıradan bu romana gelindiğinde, üçüncü roman bu, sıradan bir işçi olarak bir sosis fabrikasında çalışmakta. Çıkmak çünkü ona iyi geliyor. Şimdi diyebilirsiniz ki bir dakika ya, kocam beni dövmüyor, sövmüyor. Belki işte size karşı çok iyi. Önemli değil. Ortada içinde bulunmaktan hoşlanmadığınız bir durum var. Ve bununla çok uzun zamandır yaşıyorsunuz. Psikolojik şiddet diye bir şey var. Bu da bir estismar. Ama bunu beni dinlemeyin, gidin bir uzmanın karşısına oturun. Bir kez değil, birkaç kez, kaç kez eğer olabiliyorsa. Siz önce bir kendinizde bunu çözün. Neden bunu yaptığınızı gerçekten bir anlayın. Karşınızdaki boş verin, o sizin meseleniz değil. Siz onu düzeltemezsiniz, siz onu değiştiremezsiniz, siz onu iyileştiremezsiniz. Bir de şöyle bir şey var, tanıdık yer karanlık olunca insan karanlığın içinde de kendini güvende zannedebiliyor. Yani kendi geldiğin aile yapısı, şimdi insanın evinde hissetmesi diye bir şey var ya, ya o ev karanlık bir yerse, yine evinde hissediyorsun orayı. Ve ilk fırsatta oraya kaçmaya bakıyorsun. Kaçtığın yer karanlık oluyor dolayısıyla. Çok güzel.

Evet, bu da olabilir. Lütfen bu konuyu bir gidin, biriyle konuşun, bir uzmanla konuşun. Bu kitapların ben faydası olacağına inanıyorum. Bakış açılınızı... Güzel seçmişiz bugün, evet. Şimdilik bizden bu kadar diyeceğim. Umarım şifayı bulursunuz her türlü. Umarım en doğru seçim hem sizin hem çocuğunuz için olur.

Eşiniz için de tabii. Yani tabii ki o da bir bağımlılığının şu an kurbanı gibi görünüyor. Umarım o da kendi için en iyi yolu çizer. Ama kendi için. Kendisi istediği zaman olur. Çünkü iyileşmeye atılacak ilk adım nedir? Hasta olduğunu anlamak. Evet, künyeler. Künye'ye geliyorum. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Joseph Campbell, İthaki yayınları. Çeviren kim? Sabri Gürses. Aaa Sabri mi çevirmiş? Evet. Türkiye'nin en iyi çevirmenlerinden biri. Evet. Dikkat et demiştim ben. Terk edenler ve kalanlar, Elena Ferrante, Everest yayınları. Çeviren Eren, Yücesan, Cendey. Bu da çok sevdiğim benim bir çevirmen.

Selvi Boylum, Al yazmalım, Cengiz Aynmetov, Ketepe Yayinevi, Çeviren Mehmet Özgül, Kumar Bas, Dostoyevski, İletişim Yayınları, Çeviren Ergin Altay. Lütfen bize e-mail göndermeye devam edin. Bu arada şunu söyleyeyim, gelmiş olan e-mail'ler var. Onları tek tek sıraya koyduk, yavaş yavaş geliyoruz. Bazılarınıza cevap yazabildim, bazılarına henüz cevap yazamadım. Ama zannetmeyin ki görmedik, ilgilenmiyoruz. Çok teşekkür ediyoruz.

Ayrıca yine sevgili dinleyenler rica ediyoruz. Dinlemekle kalmayın. Lütfen önerin. Çünkü bu podcast ne kadar dinlenirse o kadar devam edebilme ihtimal var. Artık ben sizi tehdit edeyim. Belli ki çok nitelikli insanlarsınız. Çünkü ancak çok kaliteli insanlar biblioterapi dinleyenler.

O yüzden de çok kalabalık olmadığınızın da farkındayız. Ama ondan sonra da vay efendim haberim yoktu, benim keşke daha evvel keşfetseydim diyecek bir arkadaşınız vardır. Bir de şöyle yani Aslı Hanım, Tuna Bey ne olur devam edin. Ay bu hafta gelmedi. Biz her hafta istiyoruz. Her hafta istiyorsanız daha çok dinlenmesi lazım. Ya da İBAN yollayın, verelim para yollayın yani. Daha ne diyeyim Allah Allah.

Evet yani hani arkadaşlar o yüzden yayıyalım. Yani sizden bakın gelip Carrefour'un benden her gün cebimden 500 lira alması gibi gelip cebinizden paranızı almıyoruz. Ne diyoruz? Sadece başkalarına da dinletiverin diyoruz. E hadi bitirelim ben masaja gideceğim. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)