
2.227 kelime · ~11 dk okuma
Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.
İzmir'de bir büfeci bedavacı akrabalarından sıkıldı, duvara yazı yazdı. Akrabalar giremez. Hadi bakalım. Akrabaları pankartı gördüler, yine de geldiler. Helal olsun. Böyle bir haber var. Akraba kavramı sanırım çok doğru bir kavram değil Fethi. Yani genelde akrabalardan iyi bahsedilmiyor. Ben bir süredir bunun istatistiğini tutuyorum. Sen ne dersin bu fikre?
Yani ben hala herkesin bir noktada akraba olduğunu düşünenlerdenim. O yüzden buradaki akrabalar giremez yasağının kapsamını usul ve şekil yönünden çok muğlak buluyorum. Hangi akraba giremez? Çünkü baktığında diğeri de daha uzak akraba. Yani tartışma benim için ontolojik bir tartışma değil sanırım. Hani akraban mı değil mi, var mı yok mu değil de daha diferans tartışması. Yakın akraba mı, uzak akraba mı gibi. Onun haricinde bir anlık öfkeyle hazırlanmış gibi geldi bana ama bu tepki için pankart hazırlatması takdire şayan gerçekten kızmış olmalı yani. Kapının önünde bir uzaktan akraba hayal ettim sen öyle söyleyince böyle. Uzaktan kuzen mesela kapının önünden böyle gizlice bakıyor. Acaba bana da mı yasak diye. Gerçekten çok muğlak bir kapsam çünkü.
Bence bu işi çözse çözse yine e-Devlet çözer Samet Bey. Koyacaksınız oraya akrabalık durum sorgulama ekranı. Vatandaş bakacak, öğrenecek, öyle tavır alacak. Tıklayacak, TC kimlik numarasına girecek. İlgili kişinin akrabası mıymış değil miymiş görecek. Buna göre davranacak. Yasal bir boşluk var. TC kimlik numaranı gireceksin mesela. Akraba değilsen fiş gelecek, sıraya gireceksin. Çayını içeceksin, tost mu söyleyeceksin artık ne yapacaksan. Yani bak kafana göre.
Samet Bey bakın ben ömrümün altıda birini yani tahminen altıda birini siyaset bilimi ve kamu yönetimi disiplinine vermiş biriyim ve bütün bu eğitim sürecinin bana kattığı altın değerindeki hakikat şu oldu. Nedir? Vatanlışın aklında akrabalıklara dair bir soru işareti olmayacak. Ben kimin akrabasıyım? Efendime söyleyeyim ben kimin akrabası değilim. Ben istesem kiminle akraba olurum? Bu gibi soruların yanıtları feci kristal olmalı. Yoksa ne olur biliyor musunuz? Ne olur? Akrabasını bilmeyen insanların olduğu toplumlarda memur işini yapmaz. Teknisyen işe gelmez. Temizlikçiler gözükmez olur, çöpler toplanmaz olur, elektrik faturaları gelmez olur. Yani insanlar yalnızca Tylilat içer, Radiohead dinler, hasta olmamasına rağmen benik alkol gibi ilaçlara başvurur. Hatta oral yolla da almaz, kırar öyle içer. Feci kötü bir estetizasyon başlar ve köksüzleşme hakim olur. Bu toplumlarda köksüzlük meydana gelir. Ben bunu öğrendim.
Nihayetinde bunlar yaşanır. Vatandaş kimin nesi olduğunu bilecek, kim akrabasıdır bilecek. Bu nedenle bedavacı bir akraba, muğlak akrabadan iyidir. Kesinlikle haklısınız Fethi Bey. Öncelikle çok güzel konuştunuz. Ben bölmek istemedim sizi. Teşekkür ederim Sabet Bey. Herkes bir sağını solunu kontrol etsin ya akrabalık düzeninde bir zahmet. Bir baksın sağında solunda kim vardı dersten önce. Oradan kontrol etsin. Bu arada bir uyarıda da bulunalım. Adınız veya banka hesabınız bir kıraathaneyle akrabalığa karıştı. Bize biraz para gönderin. İmza İçişleri Bakanlığı gibi SMS'ler alırsanız
Bunlara itimat etmeyin çünkü bazı vatandaşlarımız böyle SMS'leri ekmek sanıp yiyor, boğuluyor. Kastettiğiniz mesajlar şöyle mesajlar sanırım Samet Bey. Merhaba, ben Savcıyım. İbanım da burada. Hadi varınızı, yoğunuzu birleştirin ve bana gönderin. Benzeri durumlar. Hakikaten kuşkalpli vatandaşlarımıza buradan çağrıda bulunmuş olalım. Bunlar fake. Bunlar gerçek değil. Lütfen artık capstock açıksa bütün bir SMS'te, O ya bakanlığın gönderdiği bir mesajdır ya da fake bir mesajdır. Ya da Melih Gökçek sizi darlıyordur. Aynen. Yani demek ki neymiş, bütün harflerin büyük olduğu mesajlara o kadar da bakmamak gerekiyor. Kesinlikle haklısınız. Haberin devamında şöyle şeyler geçiyor. İzmir konakta 5 yıldır büfe işleten Mehmet için iş yerine gelen ve sürekli yiyecek içecek alıp parasını vermeyen akrabalarına isyan etti.
Kalabalık bir aileye mensup olan için, iş yerine gelen akrabalarının çay, kahve, meşrubat ve sandviç yediğini ama parasını vermediğini söyledi. Yaşadıklarının ardından isyan ettiğini söyleyen esnaf, dükkanın içine ve sandalyelerin bulunduğu kısma akrabalar giremez yazılı pankart astı. Akrabalarının pankartı görmesine rağmen hala geldiklerini, yazıyı kimsenin de üstüne almadığını söyleyen Mehmet için, yazıyı görüp gülüp geçiyorlar, kimse üstüne alınmıyor diye konuştu. Mehmet dertli Fethiciğim, Mehmet'i çok iyi anlıyorum ancak haberde şöyle bir süreçten bahsedilmiyor. Akrabalar geldi, yedi, içti, ben para istedim vermediler gibi bir durum yok.
Orası es geçilmiş. Bence Mehmet biraz içe kapanık. Queen, Michael Jackson falan sevmiyor. Biraz farklı müzikler dinliyor, biraz farklı birisi. Ve iletişim becerileri düşük. Kendini yüksek sesle ifade etmekten çekinen birisi, yazarak daha iyi ifade ediyor. O nedenle sözel bir yoldansa yazılı iletişimi tercih etmiş. Bana biraz öyle geldi. Mehmet bence tipik bir demir kubus karakteri. Hatta kamüden uyarlama bir demir kubus karakteri sanki.
Hazırlattığı pankartın yanına oturup sigara içen, kirli sakallı biri muhtemelen Mehmet ve sabah üzerinde omlet yediği tavaya sigarasını basmış biri. Anlatabildim mi? Bugün eniştem bir çay içti, bir de tost yedi. Belki de dün. Bilmiyorum. Demir Kupuz'un sevdiğim iki sözü vardır bu konuyla alakalı. Onu da paylaşmadan edemeyeceğim. Bazen günün sonunda bir insanın başardığı en büyük şey hesap almaktır.
İkinci sözü de şöyle, bu sene şampiyon görelim sizi, ölmeden mezara koymayın bizi. İlk alıntı Albert Camus'dan, ikincisinin de yarısı Çanakkale türküsünden. Diğer yandan şöyle bir durum var, konakta bir akrabamın tostçu dükkanı olsa ben de giderim. Muhtemelen belli sıklıkta giderim. Tost ihtiyacımı ben o şekilde gideririm yani. Böyle bir durum söz konusuyken kolay kolay akrabam olmayan bir tostçuya gitmem o saatten sonra.
Hatta ilk hafta hesabı öderim bile. Sonrasında insan farklı şeyler deneyebilir işte. Ne bileyim ağzını temizleyip masadan kalktıktan sonra akrabasının yanına gidip iki hoş beş edip cüzdanını cebinden çıkartmaya çalışır gibi yapıp vakit kaybeder. Ödeyeyim ben deyip böyle... başını hafifçe öne eğer ve bir sonraki yanıta hazırlanır böyle en mağrur haliyle. Yok valla olmaz. İnan ki olmaz. Kaçtır aynısı oluyor. Bak yalvarırım ödememe izin ver falan derim herhalde. Ya çok şüpheci bir tonlamayla mesela. Borcumuz. Borcumuz neydi gibi böyle sesini tize alarak öyle şeyler söylersin. Sonra da zaten o meşhur replik abi. Lan oğlum ya. Hay Allah ya.
Neyse. Vallahi mahcup oluyorum ha. Hoşça kal. Şeklinde de biter gibi o diyalog sanki. Neyse. Ne yapalım? Biz de işletme açınca o sefer de benden olur. Böyle durumlarda ilk itirazın tonu çok önemli Samet. Yani her şekilde ödemeden sıyrılacağını bilsen bile o ilk itiraz tonu kişinin karakteri oluyor. İlk itiraz mesela sinikse, hani teşekkür ve sitem kısmı sahici olmuyor ama
Şunu dinle mesela, ''Sakın! Sakın ha! Bak! Şşş! Hayır! Hayır bu sefer kabul etmiyorum!'' gibi geliyorsa ilk itiraz, bu dışarıdan sahici bir rekabet gibi görünüyor ve boyun eğmeye, kabul etme aşamasının çok gerçekçi işlenmesi gerekiyor. Samet Bey, isterseniz dinleyicilerimizin İzmirli esnafla empati kurabilmesi adına gerçekçi bir örnek yaratalım sizinle. Hadi bakalım. İzmirli büfecinin akraba eşikalinden temsili kurtuluşu gibi de düşünebilirsiniz bunu. Tabii
buyrun, nasıl yapalım o zaman? Şimdi şöyle mi yapalım? Ben mekan sahibiyim mesela, sen beleşçi akraba mı? Siz beleşçi akrabalardan usanmış, mağrur bir tostçusunuz Samet Bey. Ben de hesabı ödemek noktasında iflah olmaz bahanelerle sizi bir limon gibi sıkacağım.
Kanzi, ellerine sağlık ya. Tost şahaneydi valla. Bir ıslak mendil versene be. Afiyet olsun morukcum. Bak çay dökeyim mi? Bir tane daha çay getiriyorum. Dök valla be. Ah, eline sağlık. Şeker... Şeker var mı Kanzi be? Heh, sağ olasın. Üç tane. Üç.
Valla bak yeni demlendi ha bak renge bak çayın rengine bak. Kanzi ne yaptı ya benim hesap şimdi? Kankiletto bak valla olmaz benden bu sefer. Yok kral hayatta olmaz. Morukcum bak başka zaman ödersin. Bu sefer bende hadi selam söyle bizimkilere de hadi tamam. Kanzi valla olmaz bak bu benim yapımla alakalı kardeşim. Ya bana ters. Hani sen ona izin verirsin ama benlik değil kardeşim. Ben girdiğim mekanda öderim. Tamam kanki bak sen öyle rahat edeceksin ben anladım.
Hadi bu sefer ver tamam o zaman. 350 at yeter. Kanzi 350 az bu arada o kadar yedim içtim. Ya yeter o kadar işte tamam karıştırma valla bak o kadar tamam. Getiriyorum bak post cihazını. Telefon... Anahtar... Kanzi ben cüzdanı galiba Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde unuttum ya. As! Tüh be!
Ah be kanka, kankam nasıl yapsak ya? Kankam, Kongo diyorsun. Tamam tamam, sorun değil ki ya. Ne olacak oğlum, sen selam söyle bizimkilere. Valla ne desem bilemedim kankacığım. Ya inanmazsın, tam iki dakika sonra Zeplin kalkıyor meydandan.
Ben de adımı yazdırmıştım Kuvay Milliye'de indirecek. Evi yürüyerek iki dakika sürüyor. Neyse, bak bunu saymıyorum Kanzi. Kardeşimsin, bir numarasın. Yazma vazlık etmiyorsun, tamam mı? Bak neye ihtiyacın olursa direkt arıyorsun. Yarın ben zaten uğrarım senin yanına. No rush. Chill. Kankirello, eyvallah. Sen zepline yetiş. Sonra yürüyerek zor oluyor biliyorum ben. Taksi de çok yazar şimdi. Hadi öpüyorum. Hakkını helal et Kanzi spor belediye gücü. Yarın da anlarım.
Gitar Sesi Buradan İzmirli Büfeci bizi dinliyorsa eğer, biz belki akrabalarının borçlarını ödeyemeyiz, yapamayız bunu. Ama Fethi Bey'in böyle tüm bedavacıları kendi bünyesinde toplayan taklidiyle birazcık içinize su serpebiliriz Sayın Büfeci Mehmet Bey. İltifat ediyorsunuz Samet Bey. O sizin tek bünyede toplayan canlandırmanız ve içinize serptiğiniz sularla alakalı. O sizin gören gözleriniz, işiten kulaklarınızın güzelliğiyle çok bağlantılı bir mesele.
Fethi bu arada olay biraz sıkıntılı bir yerde gibi. Ben çünkü haberdeki görsele de baktım. O akrabalar giremez yazısı var ya, onun etrafında kimi özlü sözler var. Bir tanesi şöyle, sandalye değiliz ama biz de çok göt gördük. Dükkanda böyle bir söz var ya artık o kadar hesap birikmiş bak. Bu şöyle şöyleydi ama şu da böyle böyleydi. Hayırlı cumalar.
Onun gibi mi abi? O tonla mı oldu? Haberin en can alıcı kısmına geliyorum bak. Sona sakladım. Ara başlık şöyle hatta. Dolaptaki içecekleri sakladık.
Allah kimseye kola yancısı akraba vermesin bu arada ya. Bu durum sandığımızdan çok daha can sıkıcı olabilir Samet bu arada ya. Hani çaycı yancılar vardı ya. Onlar bir yere kadar sıkıntıydı da kolacı yancı fenaymış çünkü maliyetli de yani. Çok kötü, Mehmet Bey çok dertli. Şöyle devam ediyor haber. Akrabaların bedava içecek almalarını önlemek için dolaplardaki içecekleri sakladığını söyleyen
için yeğen, dayı, amca, hala hepsi gelip dolabı açıyorlar ve meşrubat içip parasını vermiyorlar. Artık çok sıkıldık. Alttaki dolaba koydum içecekleri, oradan da bulup eğilip alıyorlar. eğitmeye çalışmış bak. Onu da boşalttım ve içecekleri depomuzda saklamaya karar verdim. Gibi bir açıklaması var Mehmet'in. Fethi bunlar artık bedavacı falan değil. Bunlar artık ya arsız, bunlar başka bir seviye bu. Bu nedir yani? Başka bir şey bunlar. Bunlar bir şeyin hıncını alıyorlar Mehmet'ten. Böyle bir hınç yok yani.
Bu akrabalardan kurtulmanın tek bir yolu var. Şimdi reklama girmesin, vermeyeceğim ismini ama haşereleri yuvasında öldürüyordu ya bazı katil spreyler vardı. Benim de dikkatimi şu çekti Samet Bey, meşrubatların ilk aşamada alttaki dolaba konma süreçleri var. Sonra akraba deneklerin eğilmek suretiyle içeceklere ulaşabilmesi durumu var.
Bu süreç size de 60'lı yılların davranışsal deneylerini hatırlatmadı mı? Yani sonra yukarıya koydum meşrubatları ve kafese iki akraba daha koydum. Yeni gelen akrabalar ulaşmaya çalıştıkça eski akrabaların saldırısına uğradılar gibi. Hani hatırlarsınız maymunlar ve muzlu deneyler. 60'larda bilim şeyi fark ediyor ya, aa hayvanlar ne yapacak bakalım bu duruma? Böyle bir şaşkınlık yaşıyor ya Amerika'daki bilim çalışmaları, ona çok benzettim bunu.
Bedavacı akrabalar yaz aylarında genellikle soğuk meşrubatların bulunduğu dolapların etrafında yaşarlar. Hesap ödeme alışkanlıklarını kazanmadıkları için her türlü sıvıyı hunharca tüketirler. Konak büfecisi bakalım bu zorlu sınavı verip bedavacı sürüsünü atlatabilecek mi? Kutu kolaların başka yere konduğunu fark eden genç akraba, dükkandaki bütün çekmeceleri çevik gözleriyle tarıyor. Beyaz led ışık ve bozuk hoparlörlerden yayılan erken 2000'ler Türkçe pop playlisti yüzünden görsel ve işitsel hakimiyetini yitiriyor, acıkıyor ve susuyor. O da ne? Büfeci tehlikenin farkına mı vardı? Hayır. Sadece yoldan geçenlerin kavgasını izliyor.
Kutu kolalar. İşte orada. Akrabamız çevik ve sessiz bir beden deliğiyle hedeflediği kutu kolaya ulaşıyor. Bu çok sıcak. Daha soğuk bir kutu kola için kollarını biraz daha esnetiyor. Bunu yaparken sessiz olması gerek.
Etrafı kolaçan ediyor ve işte burada soğuk bir kutu kola. Şimdi köşeye çekilme vakti. Büfede akşam olmak üzere. Büfecinin ani hareketleri bedavacıyı tedirgin etse de fark edilmediğinin oldukça bilincinde. Büfeci hızlı adımlarla yanından geçip çay ocağına gidiyor. Akraba için serbest çalışma vakti işte şimdi başlıyor.
Sürünün diğer üyeleri satılık araba ilanlarına bakarken hiçbir zaman ödenmeyecek olan tostlar ve ıslak mendiller masaya geliyor. Tostları bir hamlere yutan ıslak burunlu, yağlı elli akrabalar dolabı çepeçevre sarıyorlar. Artık hiçbir ayranın, hiçbir kolanın kaçış yolu kalmadı. Çaresiz kutu kolalar beleşçi akrabaların ablukasında lıkır lıkır içilecekleri anı bekliyorlar.
Artık bir kaçış yolu kalmadı. Tıpkı dün, evvelsi gün ve geçen hafta olduğu gibi. İşte çıkan sesler üfeciyi biraz şüphelendirdi. Ama artık çok geç.
Evet, bu temsil dinleyicilerimize de, esnaflara da, esnaf akrabası olanlara da bir ders olsun. Bunun gibi örnekler bir daha yaşanmasın. Aynı kan bağına sahip olmanın günlük ciroyu etkilemediği, samimi, şeffaf sosyal ilişkilenmeler dileğiyle bir bölümün daha sonuna geldik. Dinleyicilere ve onların akrabalarına vermek istediğin bir mesaj, bir hayat dersi var mı Sametciğim? Siz, siz olun, siz olun. İlim, ilim bilmektir. İlim, slime karmaktır diyebilir miyiz peki bu şartlar altında? Bilim, bilim ilmektir. Bendeki bilgi de böyle. Onun doğrusu böyle sizin için. Diğerinin muadili. Biraz daha ucuzu sadece. Bim'de satılan al beni'ye ne denir Samet Bey? Bilemediniz. Cevap mal beni olacaktır. Vakit olsaydı ben de sal beni diye cevap verecektim. Vakit yokmuş, kısmet değilmiş. Bölümün bitmesine ramakkala gerçekleşen afyon patlamanızda saygım sonsuz Samet Bey. Bunu kime borçlusunuz ve tahminen ne zaman ödersiniz? Bizim bu dünyada Fethi Bey, KYK borcu dışında borcumuz yok. Önce onu söyleyeyim. Kimseye verilmeyecek hesabımız da yok bizim. Ensemiz kalın, başımız dik bizim. Bizim sözlerimiz etkili. İnsanlar üzerinde bazı etkiler yaptık biz. Bizi eşkıyalar soymadı. Biz serserilikten bu hale geldik. Ey yavrum ey! Heyt be! Siz bize şöyle böyle yaparsınız ama... ...biz size vaktinde böyle böyle yaptığımız için... ...bu konuda tecrübe sahibi olduğumuz için... ...şöyle böyle yapmamışız ki daha önce. Nereden bilelim? Hayırlı perşembeler! Ey yavrum ey! Aynen öyle kardeşim! Aynen öyle kardeşim! Aynen öyle kardeşim! Aynen öyle kardeşim! Aynen öyle kardeşim
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.