Podcast

Baygınlık ve İsyan Bakanlığı

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Fethi ve Samet bu bölümde doğrusunu bildikleri yalanları dinlermiş gibi yaparken, çalan telefonlara kayıtsız kalıyor. Kaval seti satmaya çalışan pazarlamacılara karşı Köfteci Yusuf gibi, edilgenlikten uzak, dosdoğru bir kararlılık sergiliyor.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.782 kelime · ~14 dk okuma

Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Bugün hava güzel mi? Aynen öyle kardeşim. Kaynanan seni sever mi? Aynen öyle kardeşim. Aynen öyle.

E işte o öyle deyince ben de tuttum yakasından, yasladım duvara. Sen misin bu hareket karşısında böyle tepki veren dedim. Konuş ulan konuş dedim. Aman abi yapma ne olur falan dedi. Ağladı etti yalvardı işte. Ötekiler ne yaptı abi? Öbürleri vardı onlar ne yaptı? Onları zaten etkisiz hale getirdim ya Samet. Söyledim ya en başında korkup kaçtılar. Birkaçını esir aldım. Onu anlattım ya zaten. Sen beni dinlemiyor musun ya?

Ağabey sen anlatırken bir ara benim şekerim düştü heyecandan. Çok sürükleyici şeyler anlattın ya çünkü. Bayılmışım ben. Ayran falan mı verdiler? Limon mu damlattılar? Bir şey oldu ben ondan sonra uyandım. O ara kaçırmışım ya. O arada olanlar kaçtı benden. Ne oldu ağabey? Yalvardı diyordun en son. Neyse işte gerçekten çok pişman olduk biz yaptığımız şeyden. Bundan sonra senin hiçbir yakınını rencide etmeyeceğiz. İşte sen hatırı sayılır biriymişsin. Efendime söyleyeyim bizden daha karakter sahibisin falan. Özür dileriz diye ağladılar saatlerce böyle. Paçama yapıştılar.

Transkriptin tamamını oku

Öyle oluyor mu yani? Birini dövebilince karakter, haysiyet falan bunlar artıyor mu? Yok, ben hiç kaba kuvvet sergilemedim. Sözlerim dokundu onlara. Sadece tutup duvara yasladım, biraz konuştum. Kenan İmirzalıoğlu dozunda yani, o kadar. Senin de dilin ağırdır şimdi bak. Ben tahmin ettim neler konuştuğunu orada. Fena şeyler olmuştur. Ben şimdi hikayenin devamını da merak ettim biliyor musun? Çünkü insanları bir arada tutan şey nedir? Hikayelerdir. Değerli kardeşim, eğer dedim siz bunu yapmaya devam edecekseniz sizin başınıza dedim çok kötü şeyler gelecek ama dedim devam etmezseniz canınızı ailenize bağışlarım ama bunu da herkese yapmam dedim.

Fethi, abi açmayacak mısın? Telefonum çalıyor. Yok abi, çalsın. Meşgule dağıtmak istemiyorum, birazdan zaten kapanır. Neyse işte adamı tuttum böyle baktım gözlerinin içine. Sen dedim, senin yaratılışından, ay pardon, varoluşundan itibaren büyük bir sıkıntı var dedim seninle alakalı.

Git dedim, yaraların dedim senden önce de vardı. Sen dedim onları bedeninde taşımak için doğmuşsun dedim. Git şimdi gözüm görmesin seni. Bir daha da kimseye naylon fatura kesme çıldırtırım seni dedim burada ha. Ateşlere atarım seni dedim. Bunun bir koşuşu var. İzlemen lazım, görmen lazım. Fethi gerçekten de billur sahibi bir kimseymişsin. Ben buna ikna oldum şu an. Ama bak telefonun yani susmuyor. Bence bir bak artık kimmiş.

Yok abi, ben bu telefona bakmıyorum. Çünkü bu telefona bakmak, meşgule atmak bile anlam hatfetmek olur. Sen benim umurumdasın demek olur. Ben yokmuşum gibi o öyle çalsın. Ben başka işlerle meşgulmüşüm gibi hissedilsin.

Ben senin haklılığına bir kez daha ikna oldum. Şu an gerçekten ikna oldum. Seni yürekten tebrik ediyorum bir kardeşin olarak. Ancak çok haklı insanlar bu kadar telefonuna bakmaz çünkü. Gerçekten imrenilesi bir hayat. Efsane. Samet, kim arıyormuş ağabey? Bir baksana gözücüğüne. Çok da bakma ağabey. Uzaktan bak. Kimmiş? Kim arıyormuş? Ağabey 0850-356 diye devam ediyor. Kapatıyorum ağabey.

Fethi aklında olsun böyle telefonları sakın açma 356 ile devam edenler kaval seti satmaya çalışıyorlar. Kaval seti mi? Sametciğim o ne saçma şey. Birincisi kaval set halinde satılan bir şey değil. Yani her kaval şahsi ve muhterem, tekil. Hadi diyelim ki öyle bu şekilde mi satılır abi? Ben mesela tamam gönderin desem eve kaval seti gelecek mi gerçekten? Abi şöyle işte, istediğin her karar sesten çalabiliyorsun. Mesela La'sı var, Sol'ü var, Fa diyezi var. 9 tane falan kaval var içinde, boy boy. Bir de işte onların bakım sıvıları falan, solüsyon, yağ, pamuk, tiftik, işte koyun sürüsü için uyuşturucu krem falan o tip şeyler var. Hepsi içinde. İşte bir şekilde konuşmaya başlarsan o telefonla ikna ediyorlar seni. Buna ihtiyacın olduğuna dair bir ikna süreci başlıyor.

Hayır Samet şunu anlamadım yani bu kavasetçi oluşum, bu birliktelik, kavaseti sata sata kar etmeye çalışan jiro ortaklaşması neden beni arıyor? Potansiyel müşteri neden benmişim kavaseti bağlamında? Ben mi gereksiniyormuşum kavasetine? Neymiş beni abi bu hususta diğerlerine nazaran eksik ve ihtiyaç sahibi yapan şey?

O önemli değil ki. Hiç önemi yok bunların. Bu saydığın şeylerin hiç önemi yok. Sen hayatında bir kez bile olsun Malatya demişsen mesela ağzından bu kelime çıkmışsa artık bu insanların radarına giriyorsun. Arguvan demişsen mesela direkt kapıya geliyorlar artık. Sana iki kötü haberim var Samet. Önce hangisiyle başlamamı istiyorsun? Kötüsünü söyle abi. Kötü haber seviyorum artık ben. Yer etti bende. Artık telefonlar insanları dinliyor Samet. Gizlimiz, saklımız, özelimiz kalmadı desek abartmış, bir bala etmiş olmayız. Geçen gün bir deney yaptım. Bir hafta boyunca olduk olmadık Isparta dedim.

Tuhaf tuhaf reklamlar akmaya başladı. Isparta'da 2 gece 3 gün, Isparta'nın muhteşem iklimine şahitlik edin falan. Öyle de kötü bir durumdayız. Ben geçen gün telefonuma eğilip, ki ben eğilirim telefonuma sık sık, Fırkateyn dedim. Fırkateyn aşağı, Fırkateyn yukarı. 100 kez falan demişimdir. Ertesi gün Fırkateyn kredisi için uygun taksitlendirme diye önüme reklam çıktı. Şimdi inanmazsın belki ama ben yaşadım yani bunu. Gerçekten dinleniyoruz Fethi. Atam dinleniyoruz hatta öyle anlatayım sana. Atan biz 3 günlük iş göremez raporu aldık. SGK'da muhtemelen rapor ücretimizi ödeyecek. Müsaadenle izindeyiz. Efendiler, dün cumhuriyeti ilan etmiştik zaten. Bu da 30 Ekim 1923 Salı Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtlarındandır. Fethi, konu konuyu açıyor da benim aklıma takıldı. Diğer kötü haber neydi? Artık insanlar insanları dinlemiyor Samet. Sıfır iletişim, kentli yalnızlığı, bitik durumdayız.

Bir geçiş müziği Köfteci Yusuf, Köfteci Yusuf, Köfteci Yusuf demek istiyorum. Başka da bir şey eklemek istemiyorum. Nasıl geçiş? Bence şahane olur. Hatta bana kalırsa şöyle yapalım. İşte yepyeni bir konu Köfteci Yusuf, yepyeni bir konu daha. Nasıl olur Samet böyle yapsak? Vallahi böyle yapalım ya, benim çok içime sınar yaparsak yani. Ama işte çok da mesele var. İstersen biz sadece basına yansıyan açıklamaları inceleyelim. Çünkü şimdi orada bir dava vardır falan, ara dayağı yemeyelim biz. Bilmeyenler için domuz eti varmış içinde gibi bir iddia var. Yusuf Bey şöyle bir şey demiş, hemen aktarıyorum. ''Ben garip bir kuşum. Bize haksızlık yapıldı. Bir kumpas kuruldu. Kötüler iyilerden daha zeki. İyiler her zaman kazanır.''

''Hah, böyle buyurdu Köfteci Yusuf.'' Tuğran Oflazoğlu çevirisiyle raflarda sizleri bekliyor. Samet olaylardan bu şekilde sıyrılabiliyor muyuz abi ya? Bence biz bir iki ay bölüm çıkarmayalım, arasınlar bizi. Biz de garip bir kuş olduğumuzu, bize haksızlık yapıldığını, efendime söyleyeyim kötülerin iyilerden daha zeki, şunun şundan daha dıbıdıdıdı olduğunu söyleyelim. İşte iyilerin gölgesinin kötülerin gölgesi kadar uzun olmadıkça

dünyada hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğini söyleyelim. Böyle olur mu ağabey? Sorumluluklardan bu şekilde kaçabilir miyiz? Bir de şimdi biz olayın ayrıntılarına hakim değiliz ki durduk yere böyle bir ifade görüyoruz. Köfteci Yusuf'un kuşluk iddiası var kendine yönelik. Ben köfteci bir kuşum gibi bir şey diyor. Kitabı ortasından okumuş gibi oluyoruz. Böyle mental sıkıntıları olan arkadaşlarımız var diye Fethiciğim hatırlıyor musun?

Samet, keşke mental sıkıntıları olmayan arkadaşlarımız vardı, onlar kimdi diye sorsaydın da çünkü şu an benim aklımın arama motorları fan telletiyor. Öyle hummalı bir çalışma var zihnimde. Kimdi acaba o mental sıkıntısı olan? Ben bir tanesini tanıtmak istiyorum dinleyicilerimize. İsim de vermeyeyim. O tip insanların da bazı kavgaları olurdu çünkü. Biz de kavgaya hakim değiliz ama şöyle bir şey olurdu. Atarlı giderli bir Facebook gönderisi görürdük mesela.

Kime dedi? Ne oldu? Hiç bilmezdik. Şöyle şeyler hatırlıyorum mesela. Post şöyle başlıyor. Bir de bunlar geçen sene tam aksini savunuyorlardı. Kim abi? Neyin aksini? Neden? Ne oldu? Biz bilmiyoruz ki bunları yani. Biraz bunları andırdı Yusuf Bey'in açıklamaları bana. Kötüler iyilerden daha zeki demiş. Konu ne ara buraya geldi mesela? Biz bilmiyoruz. Belki de zekiler gerzeklerden daha kötü. Düşünmek zorundayız her ayrıntıyı biz. Kontrollü deney yapamıyoruz ki bunlar arasında. Bu arada haberde şöyle bir cümle var Samet. Şöyle yazıyor...

O gün yayınlanan sağlığı tehlikeye düşürecek gıdalar listesi peki nerede yayınlanmış? Çünkü o önemli. Hani mesela Show TV teletekstinde yayınlanan bir şey olur, Tumblr'da yayınlanan bir şey olur. Geçerliliği ne yani bunun? Tarım ve Orman Bakanlığı yayınlamış abi listeyi. Bak aklıma ne geldi Samet. ODTÜ zamanlarında GİSAM'da bir hocamız vardı hatırlarsın, Thomas Balkenhol.

Bizi dinliyorsa bu içeriğe bir şans vermişse eğer kendisine selam olsun. Thomas Hoca bayındırlık ve iskan bakanlığına baygınlık ve isyan bakanlığı derdi. Böyle Türkçe bir şakası vardı. Peşinden de gülümserdi böyle. Bıyık altından sarıtırdı. Şey der gibiydi böyle. Nasıl şaka? Bence bir Alman için Türkçe öğreniminin tap noktası bu şakadır. Yani sen bayındırlığı, baygınlık yap, iskan kelimesini tut böyle isyana çevir. Sonra da gülümse. Nasıl?

Vallahi şahaneymiş gerçekten ya. Severdim. Thomas Hoca'ya da buradan selam olsun. Selam olsun. Ben de İngiliz bir arkadaşımıza İngiliz için teşekkür ederim gibi bir şaka yapmıştım. Hiçbir şey anlamamıştı. Utandığımla kalmıştım ben. Vallahi yazık olmuştu. Ben şu an üstüne çok konuşmak istemiyorum bunun yani. Lütfen habere dönelim. Habere dönelim. Şunu merak ediyorum. Sağlığı tehlikeye düşürecek albümler gibi bir liste de hazırlanıyor mu mesela buna benzer şekilde?

İnce ruhlu yasak oyucular bunu da düşünüyorlar mı? Sonuçta müzik de ruhun gıdası. Bana kalırsa sağlığı tehlikeye düşürecek ruhun gıdaları listesi de olmalı. Olmamalı mı? Yoksa hiç değişmemeli mi? Sametçiğim sen ne düşünüyorsun?

Bence denetim şart. Yani denetimsizliktense... Her konuda ama. Evet. Denetim gerekiyor. Çok fazla üretim fazlası var müzik konusunda. Bir denetim olmalı. Bence her şeyi yasayla sınırlamalıyız. Şarkılarında hangi etten ne kadar kullanılmış bazı insanların biz bilelim bunları. Doğru. Biz vatandaş olarak bunları bilelim. Yasaya aykırıysa da üretimi durdurulsun mesela. Şu an Kontkar'ı Köfteci Yusuf gibi açıklama yaparken hayal ettim mesela. Bro ben kuş değilim tamam mı falan.

Abi denetim konusunda bence söylediklerin doğru. Denetim bence de çok önemli. Ama söylediklerine ek olarak şunları ilave etmek istiyorum Samet. Yerel teşkilatlanma ve genel merkez arasında bu denetim zinciri öncelikle iyi inşa edilmeli. Yani yasaya aykırıysa yasağa aykırı. Olmamalı, bu şakayı da bir yere not et. Çünkü yeral teşkilatlanma iyi denetlenmezse, en ufak bir hatada cezai yaptırma tabi tutulmazsa ve sorumlular görevlerinden alınmazsa, inanılmaz büyük sıkıntılara gebe! Bununla birlikte hiç hata olmamalı. Bu cümlenin önceki cümleyle alakası yok. Hiç hata olmamalı. Hayatta hiç hata olmamalı. Yanlış da olmamalı. Olmamalı. En ufak bir yanlışta olay çıkmalı, her şey mükemmel olmalı. Gerekirse adam kayırılmalı. Çok iyi insanların en yakınları ve kuzenleri, kanzileri, en güzel yerlerde bence bu benim fikrim istihdam edilmeli. Çünkü bunlar kan bağıyla belirlenen şeyler Sabet. İnsanlar öğrenmezler. Yapı olarak, oluşum olarak insan öğrenmez. Belli bir gen haritasıyla meydana gelir ve bunu aşamaz. Annem hariç, dayım da hariç. İkisini de çok seviyorum çünkü. Benim ailem hariç. Tamam mı? Neyse.

Dünyayı iyi insanlar ve onların kankaları yönetirse sıkıntı çıkmaz. Beğenmiyor musun? Mesela bu konuştuklarımı beğenmiyor musun? Pat! Yaptırım. Pat! Sıkıntı. Hangi konudan? Aynı fikirde olmamak konusundan. Tarihimize ve gelecek inşaımıza yönelik en ufak bir endişen mi var? Yallah! Yallah git başka yere. Gideceğin tek yer havaalanı. Umarım bir daha seninle görüşmeyiz. Tebrik ediyorum. Evet sana veriyorum artık mikrofonu. Elimde çok ıslandı mikrofon benim. Bazen böyle oluyor çünkü yani konuş Allah konuş.

Tam da bu konuyla alakalı, bu denetim konusuyla alakalı bir de kitap vardı Fethi. George Orwell muydu, Yılmaz Erdoğan mıydı? Tam unuttum şimdi kimin yazdığını da. Güzel bir kitaptı. Neyse bir sonraki bölüm hatırlarım, onu da söylerim dinleyicilerimize. Hatırlayan varsa DM'den yazsın bize. Samet şeyi diyorsun sen, 1965. Çok iyi kitap. Kırmızı kalpli bir yayın evi basmıştı. Tasarımı da baya şıktı. Böyle erkekler siyahlısını takıyordu, kadınlar füme pembelisini alıyordu renk sıkıntı olmasın diye. Bu arada beyaz olduğu için her kıyafete de yakışır bence. Beyaz çünkü biliyorsun ya cinsiyetsiz ya da çok cinsiyetli bir renktir. Çok sevdiğim bir renktir benim de. Şehirde gezerken böyle gönül rahatlığıyla taşıyabiliriz. Cinsiyetimiz fark etmeksizin, fallik farklılıklar söz konusu olmaksızın.

Farlık Farklılıklar yeni kitabınızın ismi mi? Farlık Farklılık, 1965'te tek şarkı yayınlayan, tek 45'likle gündeme gelen, bir yarışmayı kazanan bir lise. Helvacı ile çıkışlarını yaptılar. Sıradaki cümleyi haberdeki yazım yanlışını düzeltmeden, o hatayla birlikte tonlayacağım. Şöyle demiş Yusuf Bey, başıma ne getirildiğini bilmiyorum.

Olayı hemen adalete bildirdim. Benim siyasi gücüm yok. İşinde, gücünde olan bir insanım. Böyle bilir miyim burada? Şimdi burada D'nin nereye geldiği çok önemli. Ya işinde gücünde mi, işinde gücünde mi? O onun 6. oku da baban gibi işinde gücünde ol.

derler. Ben yazıldığı gibi okudum işin de gücün de senin olsun anlat bakalım neler gördün gibi bir şey anlaşılıyor buradan. Şimdi öncelikle Samet yine ben istersen konuya bir açıklık getireyim. Tabii ki sen bu yüzden buradasın. Evet konulara açıklık getirmek için. Tabii ki. Sen biraz kapatıyorsun konuyu ben açıklıyorum. Yusuf en çok Yusuf kapatıyor burada. Bu köfteci Yusuf birçok acıdan hayatımıza kapatıcı söylemler dahil etti son iki haftada.

Şey demedi yani mesela ben bu konuya şöyle açıklık getireyim. Benim etimdeki bilmem ne et yüzdeliği bu kadar demedi. Ben garip bir kuşum. İyiler kötüleri her zaman tokatlar. İşte kötülerin bilmem nesi... Ya etle alakalı bir şey duyamadık. Konu ete gelemiyor. Konu denetime gelemiyor. Evet, doğru. Bu yanlış. Zaten baktığında Türkiye'deki esas mesele de ilhamını biraz buradan alır. Kimse işini doğru düzgün yapmıyor.

Şimdi öncelikle başımıza bir şey getirilmez Samet. Başımıza bir şey gelir. Çünkü belanın edilgeni olmaz. Bela etkin bir işleyişe sahiptir. Böyle bir fenomendir. Yusuf Bey'in kendisi garip bir kuş olduğu için fiilde çatı konusu işlenirken evdeymiş. Nezleymiş. Ya Nezleymiş. Bak şey demedim. Nezleymiş. Demedim. Nezleymiş. Burada da tonlama çok önemli. Sakın sakın sakın ha. Yaklaşmayın yanına.

Bence şakanız anlaşıldı Fethi Bey. Devam edebilirsiniz. Anlaşıldı mı? Biraz daha çabalayayım mı yoksa? Yok yok bence anladılar. İyi süper. Sonra şey diyorlar yani bu şaka... Yok yok yok bence herkes anladı. İyi tamam sıkıntı yok o zaman. Belanın edilgeni olmaz dediniz. Mesela Allah belanı verdirsin. Belan verilsin. Olmuyormuş. Hakikaten olmuyormuş. Ben biraz denedim olmadı. Ya Allah'la kul arasındaki bela sirkülasyonuna üçüncü bir el zaten giremez. Bu hep böyle öğretildi. Benim bu konularda söylediğim bir cümle var. Ben yine onu söyleyip geçeceğim. İyi saatte olsunlar. Ya olacaksa iyi saatte olsunlar son kertede. Gün yüzü gördürtülmesin sana başkaları tarafından inşallah. Yok. Olmaz. Bu nasıl olmadıysa şu da olmaz. Mesela işte, aa siz ne tatlı bir çocuksunuz Samet Bey. Sizi artık bizim çocuğumuz oldursunlar. Yok gönderttirmiyoruz sizi. Siz artık burada tutulacaksınız. Hoşçakalın annesi ve babası. Tekrar bekliyoruz. Bunu saydırtmıyoruz.

Bu da olmaz mesela, böyle de olmaz. Bu kadar çok pasif cümle kullanınca kendimi üniversitede gibi hissettim şu an. Hani orada da oluyordu ya, bu makalede şimdi şunlardan bahsedilinecektir, miştir. Somet Bey maşallah konu başlıklarınızda fazlasıyla miş. Çok dar bir kitlenin ilgisini çekiyor. Dolayısıyla miş. Biraz öyledir benim. O kadar çok pasif cümleyi biz neden kullanıyorduk Fethi ya üniversitede?

Ya bok gibi şeyler iddia edeceğimiz için acaba bizim iddiamız olduğu anlaşılmasın gibi bir refleks mi vardı? Şimdi Samet biliyorsun akademide hak geçmez. Argümanlar durmadan edilgenleşir. Bir şeyi bilmem kaçıncıyı ağızdan dinleriz. Şu şunu demişti, ona içerleyen bu, ona referans vermişti. Yıllar sonra o tartışma tekrar açılmış, o da ona referans vermiş falan filan. Gariban cümle sonu yüklemi şiştikçe şişer.

O bez olur. Ben bu dilolojik hazımsızlığı fark ettiğimden beri bambaşka şeylerle uğraşıyorum açıkçası. Sadece kendi söylediğim şeyleri ciddiye alıyorum. Çok iyiymiş. Evet, sadece benim ağzımdan çıkan şeyler benim için önem sahibi. Hande Yener dinliyorum bu ara. İki çocuk babasıyım. Herkese de çok selam. Diğer yarışmacı arkadaşlara da başarılar dilemiyorum. Çünkü diğer yarışmacı arkadaşa başarılar dilersem bu beni zayıflatır gibime geliyor. Çünkü ben de bir yarışmacıyım. Oradan...

Yola çıkarak böyle bir rekabet algısı, sistematiği oturdu bende rekabete dair. Sen ne dersin? Hiç bilmiyorum. Bak mesela burada biz kırk bölümdür, kırk küsur bölümdür bir şeyler iddia ediyoruz. Ama hiç öyle pasif pasif böyle çekinik ıkınık konuşmadık Köfteci Yusuf gibi. Yapmadık. Ben dedik, biz dedik. Şöyleyiz dedik, böyleyiz dedik. Burası yiğidin harman olduğu argümanın yetiştiği yer. Mesela bak yiğidin harman edildiği oluyor mu hiç? Olmuyor. Çünkü yiğit harman olur. Bunu aldığı kararlarla yapar. Varoluş bu anlama gelir zaten. Yiğit bulunduğu noktadan kararlar almaya başlar. Öyle karar alır, böyle karar alır. Harman olur ya da olmaz. Doğru. Ağzım dolanıyor sinirden. Yiğit harman olur ya da olmaz. Bu yiğide kalmış bir şey. Yiğit'e de kimse soramaz sen harman olacak mısın diye. Başka biri de Yiğit'i harman edemez. Yani bu konuda Yiğit'in alabileceği bir danışmanlık hizmeti yoktur. Öyle bir fatura kesilemez yani. Harman olma oldurma eğitimi bilmem nesi diye. Yiğit yapar olur. Yiğit ya bunu yapar ya da Yiğit bunu yapmaz. İki ihtimalli bir şey. Yiğit'e kalmış bir şey. Zaten Yiğit'i Yiğit kılan o etkenlik kudreti çünkü.

Harman olmak ya da olmamak diyebilir miyiz, böyle özetleyebilir miyiz? Bütün mesele bu çünkü harman edinilmek değil, edittirilmesi değil yani. To be or not to be. Hadi o zaman dinleyicilerimiz için bölümü kapatmadan sıfır edilgen, yüzde yüz etkin bir şarkı söyleyelim Sametçiğim. Hadi bakalım. Her şey birinci ağızdan çıksın, laf taşıma, akademik selamlaşmalar, bunlarca kirletilmemiş özü sözü bir bir şarkı söyleyelim mi buradan seninle birlikte? Şey mi, Hakkı Bulut mu?

Yani kıskanmak da edilgen bir tutum bence. Doğru. Kendisi henüz 3 yaşındaki kardeşinden bile kıskanmayı pek severdi. Öyle hatırlıyorum Hakkı Bulut'u. Kıskandırılmak epedilgen mi oluyor mesela? Ekstremle edilgen. Evet. Ben ufak bir matematik hesabıyla öyle bir sonuca vardım. Sen başla o zaman ya. Ben Hakkı Bulut sandım da biraz heyecanlandım. Kusura bakma.

Yüreğim yanar deli ateşlerde Yanıyorsa bunlara sebep sensin Gün olur da karşıma cehennemde Çıkıp Allah'ımdan tokat yersin Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Aynen öyle kardeşim Hayde leyle kardeşim, hayde leyle kardeşim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)