
2.543 kelime · ~13 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosü'ne hoş geldiniz.
Nasılsınız kerenacılar, bürosunun kokulu gülleri, birtanelerim, aşk kadınlar, aşk adamlar, aşk deydemler nasılsınız? Beni sorarsanız oraya geleceğim. Tam da bugün, bu bölüm, geleceğim oraya. Bugün büromuzun 73. bölümünü dinlemektesiniz. 74 diyenler olacak, onlardan bir tanesi teaser. Ona kanmayın. Danışmanlık aşağımıza da geçeceğim fakat öncesinde bir minik over share'ım var. Gerçi over share da sayılmaz, dümdüz share'dır artık bu hepimizi ilgilendiren bir bilgilendirme, bir güncelleme. Haftalardır ara ara kendimi evin içinde bir yukarı bir aşağı volta atarken buluyorum. Sabahları camın önünde bomboş gözlerle uzun uzun dikiliyorum adeta Tarantino gibi.
Tabii tek bir fark var, Tarantino büfe içinde dizdiği porselenlerle bakışırken ben karşımdaki apartmanın balkonuyla, orada ne alaka dediğim çamaşır makinesi ve üstünde kurutulmuş biberlerle bakışıyorum. Sonra efendime söyleyeyim battaniyenin altında Jen'in pozisyonunda yatıyorum, sağ gödüm uyuşunca soluma dönüyorum, mandalina soyuyorum, mandalina hafif ekşi çıkınca aşırı mutlu oluyorum, yüzümü ekşite ekşite onu yiyorum, sonra gerisini geri tekrar yatıyorum. Böyle böyle dönüyor işte. Ne bileyim bir garip yani ne alaka şimdi bu huzur postuna bürülü bıkkınlık da neyin nesi? Çünkü insan dışarı çıkıp konserlerde kıvırtınca, arkadaşlarıyla saatlerce bir sofrada oturup sohbet edince, işine gücüne gidince, yeni aldığı highlighterı suratına sıvayıp Twilight vampiri gibi gezince ve maniş tuşuyla el ele filmler izleyince, tüm bu az önce saydıkların vuku bulduğunda, e bu ne şimdi amına koyim? Demiyor mu? Bence diyor. Ben diyorum, aha da dedim az önce dedim.
Hayat siyah ve beyazlardan, mutluluktan ve mutsuzluktan ibaret değil, evet. Gri'ler de var, evet. De! Çok affedersiniz ama ya ben bir şeyleri kategorize ederek rahat edebiliyorsam? Mesela, nasıl olacak? Hayat, yeni tanıştığın insanlardan, eve aldığın zerzevata, kredi kartı harcamalarından götündeki dona kadar her şeyi kategorize etmekle geçiyor.
Hayat siyah ve beyazlardan ibaret değil. Griller iyi ki varlar diyorsunuz da maşallah siyahlarla beyazlara ayrı deterjan satmayı da ihmal etmiyorsunuz yani. Bu isyanla muhatabı kim hiçbir fikrim yok. Genel biraz canım sıkkın. Terapinin insanın kafasına vura vura sorduğu bir soru var. Bu duygu bize ne demeye çalışıyor olabilir?
Yani valla açıkçası benim duygular da benim gibi yumurta kapıya dayanmadan kendilerini belli etmediği için durup durup sürekli gidelim gidelim kalk gidelim diyorlar bana. Çeşitli insanlardan, durumlardan, mekanlardan gitmemi istiyorlar. Hiç özler miyim, geri dönmek ister miyim, pişman olur muyum bunlara bakılmıyor. Neyse ki overthink birileri var da anında terazinin diğer kefesine koyuyorlar ağırlıklarını. Özlersin, pişman olursun. Otur oturduğun yerde Özgem. Ne gerek var şu an? Bu yaptığın şeyi yapmana hiç gerek yok şu an. Şimdi belki siz de soruyorsunuzdur. Özgem bize bunları anlatarak ne demeye çalışıyor olabilir? Evet. Yani bunun için bir büromuzu bir toparlamam lazım çok hızlıca bir saniyeniz. Biraz kalabalık çünkü şu an. Öncelikle şu suçluluk duygusunu bir dışarı alalım. Çıkar mısınız? Lütfen. Çıkar mısınız? Hiç sizlik bir durum yok. Utancı da alın yanınıza. Evet, seri ilerleyelim. Kapıyı dışarıdan kapatalım. İsminiz ekranda yanınca gelebilirsiniz. Hüzün... Burada mı hüzün? Buyurun. Bütün büro sizi bekliyor.
Ufaklık kim? Heyecan. Aa, tabii gelsin. Hiç kimseye bir zararı yok. Kapıyı... Aynen, kapıyı kapatmışlardı zaten. Buyurun, oturun. Şöyle kaygının yanına geçebilirsiniz. Alır mısınız bir şeyini? İkram edelim size. Tamam. Tamam. Peki. Evet, hazırım. Bir saniyelerim, büromuzun 73 numaralı bölümünü dinlemektesiniz şu an. Büyük ihtimalle 74 ve 75 numaralı bölümde de buluşacağız. Sonra da büromuzla vedalaşacağız.
Bir radyo ağası alırım. Şu an çok duygu yüklü ve zor bir duyuru oluyor benim için. İlk başta sanki ben pılıyı pırtıyı alıp gidiyormuşum da sizi ardımda bırakıyormuşum gibi hissetmiştim ama hiç de öyle değil, yo. Yani en nihayetinde burayı ben müteahhite kat karşılığı veriyor değilim. Kapıya zincir vuracak halimiz de yok. Ne olabilir? Kayıp Eşya Müzesi. Olabilir. Burası artık çok da güzel olur. Baş köşede Zeyna'mızın...
bıçaklı frizbisi durur, sağ tarafta ilhanmansız posteri, bizim büyük çaresizliğimiz kitabı, lalezar kemerleri şıkır şıkır, simli bebekler, karalamalar defteri, danışmanlık aşeğimizin alektarı. Özledikçe bir uğrarız, girişteki çay ocağında bir oralet patlatırız diye düşünüyorum. Bilenler belki tavlada oynayabilir. Çünkü sığmıyorum. Bürosunun bir taneleri buraya. Daha büyük bir yer lazım. Yani belki sadece kulağınıza değil, gözünüze de hitap etmek lazım. Bilmiyorum, yeni şeyler yazmak lazım. Yeni şeyler denemek lazım. Bunlar için de elimizde ne var ne yok bir bakıp eksikler için çarşı pazara çıkmak lazım. Çarşı pazar kısmı bayağı bir sürer gibi geliyor bana. Sonrası artık hazırlığıdır, pişirmesidir. Özgem mutfakta. Özgem sunumsuz yakalanmak istemiyor. Özgem böyle böyle işler peşinde.
Bu gece son... Biraz sonra... Şaka bir daha var. İki bölüm daha var. 75'te bitireceğim ki sürat sevmiyorum. Evet hazır bu kadar yoğunlaştık. Bir mid-rol demeyelim mi? Tam zamanı araçayı şöyle bir duygularınızı hallaç pamuğu gibi şöyle bir reklamla şöyle bir dağıtalım. Biraz ticaret diyelim. Biraz para akışı diyelim. Hadi bakalım.
Şu anda dinlemiş olduğunuz podcast yayını, komedi, toplum ve kültür başlığı altında şamatasına kaydedilmiştir. Dinleyenlerine profesyonel bir yardım sunmamaktadır, delirmeyin. Kendini darda hisseden dinleyicilerin nerede yanlış yaptım diye düşünmeleri, net bir cevap bulamıyorlarsa gidip bir profesyonele sormaları büyük önem arz etmektedir. Onlar size söyler nerede nasıl yanlışlar yaptınız. Bana düşmez. Arz ederim. Kayıp Eşya Bürosü Genel Müdürü Özge Zer.
Kayıp eski adam hırslanlık Kayıp eski adam hırslanlık Evet, nasıl vurdum kaçtım duyguyu? Hemen ilk sorumuza geçiyorum. İlk sorumuz Çelik'ten geliyor. Bugün sorularımızı İzel Çelik Ercan üçlemesiyle sizlere aktaracağım. İlk sorumuz Çelik'ten. Özgem demiş. Anneannemleri görmek için hafta sonu atlayıp memlekete geldim. Bağbahçe dolaşarak, yiyip içerek, yaşlıların gönlünü hoş ederek, kanalları ayarlayarak ve Müge Anlı izleyerek kafamı da biraz topladım. Fakat bir sorum var. Döndüğümden beri soğan kokuyorum.
Baya baya soğan. Hatta salçalı soğan kokuyorum Özgem. Tüm kıyafetlerimi yıkadım, keselendim, sabunlandım. Deodorantlar, parfümler, gargaralar. Yok, yok, yok. İnsanlara kokuyor muyum diyorum, hayır diyorlar ama bence ayıp olur diye söylemiyorlar. Nasıl çıkar bu soğan kokusu demiş Çelik. Dum ka ka ka ka. Evet, sevgili Çelik. Maalesef sen soğandan çıkarsın. Ancak soğan senden çıkmaz, şalvarının gülü.
Resmi olmayan kaynaklara başvurdum. Mezopotamya efsanelerine göre maalesef cücük lanetine yakalanmışsın. Evet. Sanıyorum köyde geçirdiğin süre boyunca sana ikram edilen bir soğan cücüğünü reddetmişsin. Her ne zamanki bir insanoğlu köye gider ve orada geçirdiği süre boyunca bir tane bile soğan cücüğü yemez ise bu kokulu lanete yakalanırmış.
Çevrendekilerin bu kokuyu almaması normal çünkü cücüğün laneti sadece sana görünür. Sadece sana kokar. Bu laneti kaldırmanınsa çok basit bir yöntemi var. Her şeyi tersten yaşamak. Anneannenleri memleketten kaldın eve getireceksin. Ve onlara bir şehirli sofrası kuracaksın. Artık porçini, mantarlı risotto mu yaparsın? Tofu, ramen mi hüpletirsin, ne ne ne?
ya da daha basit bir şey istersen Big Mac menü yedirebilirsin. Onlar tam yemeklerini yerken sofranın ortasında zumzumlan bir tane kuru soğan kıracaksın böyle. Cücüğünü de onlara sunacaksın. Eğer yerlerse lanet kalkıyor, yok eğer yemezlerse lanet bu cücük yenene kadar. Devam ediyor heyvesinin bir tanesi tezeğinin gülü çeliğin benim. Bol şans diyorum bizi gelişmelerden mutlaka haberdar et ve sakın unutma soğan doğal bir antioksidan ve bağışıklık güçlendiricidir.
Diyorum ve ikinci sorumuza geçiyorum. İkinci sorumuz da İzel'den geliyor be. Özgem, danışmanlık aşığıya bir sorun var. Ben yaz aylarında Otty Ormanı'nda bisiklete çıkıyordum. Bir gün ormanın ortasında bir teyzemiz beni durdurdu. Benim senin yaşlarında bir oğlum var, tanışmak ister misin dedi. Ben, benim bir sevgilim var dedim, halbuki o sırada yeni ayrılmıştık ama yine de ardımdan uydurdum. Aynı mahalle, aynı orman, teyze beni asla salmıyor.
Her gördüğünde soruyor. Tam yaz bitti, nefes aldık derken üç gün önce yine karşılaştık. Ben bu kez spora giderken rastladım kendisine. Salona kadar benimle yürüdü. Sevgilimi sordu. Ben de o sırada ne söylediğimi unutacak kadar mal olduğum için o an yüzümde bir ne sevgilisi ifadesi belirmiş olmalı ki hemen ayrıldınız mı diye sordu heyecanla. Ben de hayır dedim. Teyze bunun üzerine bana senin engelli kartın var mı diye sormaz mı? Ben sormayacağını düşünürdüm. Yalan yok.
Senin engellik artın var mı?" dedi. Engelim yok ki, devletimi kandırayım ne alaka derken benim oğlum aldı, o da senin gibi minyon demesin mi? Benim boyum bir buçuk metre Özgem. Zaten body shaminglerle, ergen zorbalıklarıyla bu yaşa zor geldim. Bir de üstüne bu teyze tuz biber oldu. Sabır göstermeye çalıştım. Yaşlıdır dedim, sakin ol dedim. Sesini çıkarma dedim kendime. Keşke engellik artım yok ama deli raporum var deseydim Özgem. Ben nasıl kurtulacağım bu teyzeden? Demiş İzel.
Hani bir nefeste çekersin işte böyle teyzeler de var. Sevgili İzel, inanılmaz bir soru. Valla kafamda bir sürü sekmeyi aynı anda açan bir dertle geldin. Danışmanlık aşığımızın da baş köşesine oturdun şu an gülüm benim. Bu detaylardan da bilmiyorum modern bir masal çıkmazsa nereden çıkar? Otti Ormanı'nda bir görünüp bir yok olan bir teyze var.
Minyon bir oğlan var. Her şeyden habersiz bisikletinde, sporunda, diri, fit, bir buçuk metre, çakı gibi bir kadın var. O zaman bize düşeni yapalım. Bir zamanlar Ottü'de bir buçuk metre boyuyla her sabah bisiklete binen güçlü bir kadın yaşardı. Adı Diri Kadın'dı. Diri Kadın öylesine güçlüydü ki mevsim dönüp de havalar soğuduğunda hamlamamak için bisikletini bırakır, ormanın içindeki spor salonuna gider orada pedal çevirirdi.
Ormanın diğer bir köşesinde nerede yaşadığı bilinmeyen bir teyze vardı. Kark teyze derdi ona ot düller. Kark teyze diri kadını nerede görse yanına yanaşır, onu oğluyla baş göz etmeye çalışırdı. Günlerden bir gün Kark teyze diri kadını ikna etmek için yanında oğlunu da getirdi.
Kızım dedi, işte benim minyon oğlum. Öylesine minyon, öylesine minyon ki tanıdık doktorlardan cüce raporu aldık ve devletin onu yüzde kırk engelli saymasını sağladık. Erken emekli olma hakkı kazandı. Üstelik ev ya da araba almak isterse de indirimden faydalanabilecek. Eğer sana da engelli kartı alırsak oğlumla evlenir, bir elin yağdağ, bir elin balda yaşayıp gidersin.
Minyon oğlan dizlerinin üzerine çöktü ve cebinden bir kutu çıkardı. Diri kadın, diri kadın dedi. Benimle evlenir misin? Diri kadın büyük bir şaşkınlık içerisinde olduğu yerde dona kaldı. Kutudaki yüzüğe dikkatlice baktı. Yüzüğün iç kısmında bir yazı fark etti. Yardım et, beni annemden kurtar yazıyordu.
Diri kadın bu yazıyı görür görmez her şeyi anladı. Her sabah spor salonuna gittiği için sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyordu. Teyze teyze dedi, oğlun neden bugüne dek evlenmedi? Boyu boyuna huyu huyuna birini bulamadık da ondan diye yanıt verdi Karkteyze.
''Ver o zaman o buruş ellerini öpeyim.'' diyerek teyzenin eline uzağındı diri kadın. Ve onu tek hamleyle omzunun üzerinde bir halı gibi silkeleyip yere serdi. Kart teyzenin üzerinden onlarca araba anahtarı şangır şungur yerlere döküldü. Minyon oğlan ağlamaya başladı. ''Annem beni kullanarak kısa boylu insanları ormanda tuzağına düşürüyor. Onların kartlarını ele geçirip indirimle aldığı arabaları büyük bir kar farkıyla satıyor, o paraları da gidip pavyonlarda eziyor.'' dedi.
Kart teyze artık sinirimi bozuldu nedir? Kötücül bir kahkaha attı. Kısa boylu aptallar siz. Şimdi Alfa Romeo'ma binip kaçayım da siz görün. Alfa Romeo'm var benim.
Fakat Skart teyzenin bilmediği bir şey vardı. Diri kadının gittiği spor salonunda yakışıklı bir güvenlik çalışırdı. İsmi Romeo'ydu ve çok da alfa bir karakterdi. Alfa, Romeo, alfa, Romeo kelimelerini duyar duymaz orada bitiverdi yakışıklı güvenlik.
ve Karp Teyze'yi spor salonunda bulduğu direnç lastikleriyle bağladı. Sonunda seni yakaladım Karp Teyze. Bu ormanda senin gibi kötülerin yeri yok. Artık minyon oğlanla aramıza giremeyeceksin. Saadetimize mani olamayacaksın. Love wins dedi ve Karp Teyze'yi adaletin güvenli kollarına teslim etti. Diri kadınsa tüm arabaları engelli kartı sahipleri cücelere geri verdi.
Cüceler! Teşekkürler diri kadın! Eğer Kızılay'a falan gitmen gerekirse, geç saatte Otty'ye döneceğin zaman falan hep bizi çağır, biz seni gideceğin yere bırakır, sonra da gelir alırız dediler sevinçle. Teşekkürler dedi diri kadın. Bisikletim olmasa tüm bunları yapamazdım. Ben pedal çevirmeye devam edeceğim. Alfa Romeo ve Minyon oğlan da sonsuza kadar mutlu yaşadılar.
Evet, izelim. Sorunlardan kaçmanın en etkili yolu masallar aleminde bir gezintiye çıkmaktır. Sen de bu teyzeyle bir daha karşılaşırsan artık ona detaylı şöyle kan donduran, hayrete düşüren bir yalan söyleyebilirsin bence. Deli raporu bence güzel bir seçenek. Bir sonrakini de kesinlikle kullan. Onun dışında şöyle şeyler de söyleyebilirsin işte. Sevgilim bir milyonla kaçıp beni terk etti. O yüzden bu bende bir travma oldu. O günden beri cücelerle görüşmüyorum.
İşte tüm insanlığa inancım sarsıldı. Artık servi ağaçlarından hoşlanıyorum. İzin verirsen odunum ormanın derinliklerinde beni bekliyor falan gibi. Mesela bunlar şimdi ilk aklıma gelenler. Diyorum ve inanılmaz bir cevapla sonlandırdığım bu sorudan son soruya geçiyorum. Evet, Çelik dedik, İzel dedik. Bu soru da tabii ki Ercan'dan gelecek. Ufuk'tan da gelebilirdi. Ama Ufuk çok kısa bir süre girdi çıktı gruba. Ercan'dan devam ediyoruz. Abla!
Tabii ki abla. Abla yardımına ihtiyacım var. Ben henüz 21 yaşındayım. Fakat tipim evli ve bir çocuk babası bir adamın tipi gibi. Sesim de asla sigara kullanmamama rağmen Ahmet Çakar'ın sesiyle aynı.
Sırf bu yüzden hoşlandığım kızlara açılamıyorum, ne yaparsam yapayım, sugar dedileri olmak isteyen bir ırz düşmanı gibi durmaktan çok korkuyorum. Şimdi böyleysem kim bilir yaşlanınca neye dönüşeceğim? Bunu düşünmekten de kendimi alamıyorum. Estetik mi, cilt bakımı mı? Bir yol göster demiş. Ah.
Ercan'ım, güzel oğlum, ablasının bir tanesi. Umarım bu soruyu doğru Özge Özel'e göndermişsindir her şeyden önce. Çünkü derdin dış görünüşle ilgili olduğu için acaba güzellik koçu olan Özge Özel'e mi ulaşmaya çalıştın diye bir hepimiz düşündük şu an, bir şüpheye düştük. Ama içimde bir ses de doğru Özge Özel'e ulaştığını söylüyor biliyor musun? Çünkü bu üslup, bu farkındalık, bu açık iletişim... Sen buraya, bu büroya aitsin. Sorunun cevabına gelecek olursam yani... Valla ne diyeyim yine çok şükür.
Çok şükür Ercan'ım ya gerçekten evli ve bir çocuk babası bir adam olaydın da zihnin 23'te kalmış olsaydı Allah muhafaza. Öleleri de var görüyoruz. Akranlarının sana görünüşün yüzünden bakmayacağından korkuyorsan bu yanlış. Yanlış düşünüyorsun. Çok yanlış düşünüyorsun. Aman diyeyim o çok tehlikeli bir tünel.
Vallahi bir sabah kalkarsın, kendini insellerin arasında bulursun, bir daha da çıkamazsın o kuyudan. Sen o kaygıyı yanlış hissediyorsun. Öyle söyleyeyim sana. Çünkü bu dünyada milifseverler kadar dilifseverler de var. Bunu da sakın unutma. Yok eğer dış görünüşünden memnun değilsen. Yani kendini falan sev. Zaten oralar cepte. Onları söyleyecek kişi ben değilim. Ama erkek olmadığım için de çok zor şu an sana benim bakım tavsiyesi vermem. Çok hızlıca bir düşünüyorum. Hep beraber düşünelim hatta.
Yani öncelikle 8'i bir arada ürünler kullanmayı belki bırakabilirsin. Bir şişe bulaşık deterjanıyla saçı sakalı yüzü apış arası yıkayıp bir de üstüne ağzını çalkalayacak insanlar var bu hayatta ya. Varlar. Aramızda dolaşıyorlar ve mis gibi limon kokuyorlar. Lütfen sesteli ameliyat olma ablacığım. Bunu aklından çıkar yani unut. Çünkü bu tok ses sana ileride çok kapılar açabilir.
Hemen podcast'a başlayabilirsin, sesli kitap, dublaj işlerine girebilirsin. Çünkü dünyanın bin türlü hali var yani. Bakarsın yarın öbür gün bir uzak mesafe ilişkin olur, telefon ciması ihtiyacı doğar. Bunları hep düşün. Çok büyük avantaj öyle konularda.
Olarak Ercan'ım, şimdi böyleysem yaşlanınca kim bilir neye dönüşeceğim demişsin. Burada da çekim yasası devreye giriyor. Biraz da batıl diyeceğiz. Hemen kendine bir vision board yapıyorsun. Düş kerestesi olarak çevirmiştik geçtiğimiz bölümlerde. Ve yaşlanınca dönüşmek istediğin olgun beyleri dergilerden falan kesip kesip kolaş halinde tek bir dosyada yapıştırıyorsun güzel piritlerle, şeylerle. Ya da şey yap, telefondan yap. Onu dijital yapalım.
Şimdi yurtta falan kalıyorsan, yaşın küçük çünkü ya da aile evinde olabilirsin. Adam biriktirdiğin için zorbalanmanı hiç istemem ben. Hiç istemem. Ya kimse hemcinsine ilgi duyduğu için zorbalansın istemem. Herkes sevsin sevilsin isterim. Bak cilt bakımından nerelere geldik onu görüyor musun?
İyi, o zaman aşkla bitirdiysek bence bölümü burada kapatalım. Güzel bir mesaj verdik gibi de oldu çünkü. Bu bölüm böyle sonlanmış olsun. Son iki bölümde görüşmek üzere, birtanelerim. Ben Deniz, Büronuz'un baş gülü Özge Özel. Hepinize kucak dolusu sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.