
1.718 kelime · ~9 dk okuma
Sevgilini iyice hiç düşündün mü? Bir insanı neden severiz? Ya da bir insana seni seviyorum dediğimizde aslında neyi kastediyoruz? Biz tam olarak neyi seviyoruz? O insanı o yapan şey nedir tam olarak? Yani o insanın kendiliği ne anlama gelir? Neleri kapsar? Mesela o insanın duygularını sevmek, düşüncelerini sevmek, hayatı bakış açısını sevmek, değerlerini sevmek, geçmişini sevmek, o insanın kokusunu sevmek, ellerini sevmek, o insanın bakışını sevmek, ses tonunu sevmek. O insanı sevmek o kadar bütüncül bir şey ki bir insanı sevmek çok fazla şeyi sevmek demek aslında. Ve tabii ki bir insanı koşulsuzca sevmek, bunu daha önce konuşmuştuk bu podcastlerde, o insanı her şeyiyle birlikte sevmek anlamına geliyor. Ama tabii ki bazı özelliklerini sevmemeyi de içeriyor. Bunun bir sakıncası yok. Birbirimizi severken birbirimize dair her şeyi sevmek zorunda değiliz. Bazı küçük ve toleredebileceğimiz şeyleri sevmeyi de biliyoruz. Bunun bir sakıncası yok. Bir insanı sevmek derken, aslında aşk yani bir insanı biz neden seviyoruz diye bir düşündüğümüzde, baktığımızda aslında sevgi, sevmek, ilişkiler, türümüzün devamı dolayısıyla da ortaya çıkmış bir kavram. Yani iki insanın bir arada uzun bir ilişki yaşaması aslında soyumuzun devamı için gereken bir şey.
Bir çocuk kendi başına hayatta kalabilene kadar aslında her iki ebeveynin de yanında olması kritik olduğu için, önemli olduğu için ortaya çıkmış bir kavram aslında. Bağlanma, bir arada olma, birini sevme, bununla çok ilişkili. Ve böyle baktığımız zaman aslında bir insanı sevmek burayı da kapsıyor. Baktığımızda aşk kavramı hakkında aşkın içeriğini tanımlayan üç tane böyle büyük teoriden bahsetmek mümkün. Bir tanesi, ki kendisi benim aynı zamanda doktora çalışmamı tamamladığım insansıydı, Hazan. Aşkı üç boyutta tanımlıyor. Bir tanesi tutkulu aşk kısmı. Yani bir insana karşı hissettiğiniz o yoğun çekim, fiziksel olarak onun yanında olma, yakında olma ihtiyacı, cinsellik. Buralar o tutkulu aşka giriyor. Bir başka boyutu bunun, bakım verme. Yani karşınızdaki insanı duyduğunuz şefkat, onun ihtiyaçlarını gidermeyi duyduğunuz güdü, onun hayatta daha iyi olabilmesi için hissettiğiniz bütün duygular bu bakım verme kısmına giriyor. Bir de tabii ki bakım alma kısmı. Yani onun sizin ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğine duyduğunuz inanç ve gerektiği zaman ondan yardım isteyebilme, bakım isteyebilme hali ve onun bunu sağlayabileceğini bilme hali de bakım alma kısmına giriyor. Başka aşk tanımı yapan yine böyle ünlü teorisyenlerden bir tanesi Sternberg. O da aşkı yine üç farklı boyutuyla tanımlıyor ve şunu söylüyor. Aşk yakınlıktan, tutkudan ve bağlılıktan oluşur.
Yakınlık, partnerler arasındaki yakınlığı, anlayışı, iletişimi temsil eder. Tutku, yine az önceki gibi cinsel çekimi, beğeni, isteği temsil eder. Bir de tabii ki ballık yani sadakati, adanmışlığı, o insanla olmayı tercih etmeyi simgeliyor burada. Ve bu teoriye göre de bu üç bacaktan biri eksik olduğunda ilişkide problemler oluşuyor. Yani üçü de olduğunda aslında olabilecek en iyi ilişkiyi yaşıyoruz.
Yine bir de aşk stilleri teorisi vardır, Hendrik ve arkadaşları tarafından tanımlanan. O da aslında yine aşkı böyle farklı farklı tiplere ayırır ve içinde tutkuyu, oyunu, arkadaşlığı, mantığı, sahiplenmeyi ve bir de fedakarlık yapmayı içerecek şekilde aşkı tanımlar. Sizi TV'lere boğmak gibi bir niyetim yok. Aslında bir insanı neden severiz? Sevince ne olur? Neyine aşk oluruz diye düşündüğüm bu podcastta. Şunu da düşünmek gerektiğini düşünüyorum. Mesela bir insanın bizim biyolojik ihtiyaçlarımızı karşılıyor olması da önemli. Mesela ait olma ihtiyacımızı ya da cinselliğe duyduğumuz ihtiyacı karşılıyor olması da önemli. O yüzden mesela fiziksel çekimin de ilişki içerisinde önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunun eksik olduğu ilişkilerde bazen aksamalar olabiliyor. Ya da karşımızdaki insanın bizim bakım alma gibi duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamasını seviyoruz. Biz de onun o ihtiyaçlarını karşılama isteği duymayı seviyoruz. Yine aynı şekilde bir insanla ortak değerlere veya ortak bir geçmişe sahip olmayı seviyoruz. O insanla hayata benzer bir yerden bakabilmeyi veya işte benzer bir deneyimden çıkarak hayatın bu noktasında olabilmeyi seviyoruz.
Yine aynı şekilde mesela karşımızdaki insanla duygusal anlamda kurabildiğimiz yakınlığı, yani onun bizi anlayabiliyor oluşunu ve bizim onu anlıyor oluşumuzu seviyoruz. Bu insanın bizim kişisel olarak büyüyebilmemize destek olabilme halini de seviyoruz. Hep söylediğimiz bir şey, özellikle bağlanmadan bahsederken, bir insanı özgür bırakabilmek, o insanın kendi geliştirebilmesine alan açabilmek, o insanın hayallerini gerçek yapabilmesine güç verebilmek, cesaret verebilmek de yine sevginin önemli noktalarından bir tanesi. Bir de bence yine gayet önemli, gözden kaçırmamız gereken bir nokta da kültürel olarak ya da daha entelektüel bir yerden de, sosyal bir yerden de o insanı içimize sindirebilmek. O insanı arkadaşlarımızla, ailemizle tanıştırırken, çevremize sokarken yadırgamamak, iyi hissetmek. Yani onun aslında bizim çevremizin bir parçası olabilmesi kolayca. Yine onu sevmemiz için bence önemli bir faktör.
Bütün bunlara baktığımızda gördüğünüz gibi sevginin çok fazla değindiği, dokunduğu yer var. Ama bütün bu anlattıklarım hala çok soyut kalıyor olabilir, kulağınıza çok soyut geliyor olabilir. O yüzden bugünkü bölümde daha farklı bir şey yapmak istiyorum. Ve bugünkü bölüm şansımıza tam da benim çok sevdiğim ve 18 küsur yıldır aşkımı koruduğum adamın doğum gününe denk geliyor. Tam da 40. yaşına denk geliyor. O yüzden ben bugün size
Hem benim onu neden sevdiğimi anlatacağım ve bunu bir yandan da ona küçük bir doğum günü hediyesi olarak da sunmak istiyorum. O yüzden bu podcast'ın ikinci yarısı benim bir insanı neden sevdiğimi daha somut olarak anlatırken aynı zamanda dediğim gibi böyle küçük bir doğum günü hediyesi olarak da bizim kayıtlarımızda dursun istiyorum. Umarım heyecanıma eşlik edersiniz ama önce minik bir ara verelim. Ondan sonra devam edelim birlikte. Aradan geri döndüğümüze göre şimdi dediğim gibi podcast'ın ikinci kısmı benim canım eşimin kırkıncı yaş güne denk geliyor. Ben de izninizle onu neden çok sevdiğimi anlatırken bir yandan da doğum gününü kutlamış olmak istiyorum. Heyecanlı olduğum bir kısım bu podcast'ta. O yüzden umarım heyecanımı eşlik edersiniz. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bugüne kadar podcastlerimi pek de dinlememiş olan bu kısmı böyle kendisine de küçük bir taş atmak için söylüyorum ama bir yandan da yazık hep ama ben sizin podcastlerini her an dinliyorum zaten seninle hayatımı sürdürdüğüm için diyen sevgili kocam umarım bu podcastin ikinci kısmını dinler benimle birlikte. Hazırsanız başlayalım. Onu seviyorum çünkü gerçekten bugüne kadar olduğum halimle, her türlü saçmalığımla, her türlü güçsüzlüğümle, her türlü kendimi geliştirmeye çalıştığım ama bazen de başaramadığım halimle beni gördüğünü ve o halimle beni sevdiğini görüyorum. Onu seviyorum çünkü ben de aynı şekilde onun güçsüz taraflarını, çabasını, mücadelesini görüyorum hayatta ve ona eşlik etmek bu süreçte beni çok mutlu ediyor.
Onu seviyorum çünkü gerçekten hayata dair bir çabası var. Hep oldu ve hep olacağına inanıyorum. Onu seviyorum çünkü hayatı büyük bir tutkuyla yaklaşıyor. Bir sürü farklı şeyi çok seviyor ve sevdiği her şeyle gerçekten yakından ve derinden ilgilenmeye çalışıyor.
Onu seviyorum çünkü hep yeni bir şeyleri öğrenme çabası içerisinde. Ve öğrendiklerini karşı tarafa aktarmayı da çok seviyor. Onu seviyorum çünkü ben ondan her gün yeni bir şey öğreniyorum. Bazen hiç ilgimi çekmeyen konularda bile bir sürü yeni şey öğreniyorum. Ve sonra o esnada dinlerken, of yine çok sıkılıyorum diye aklımdan geçirsem bile iki gün sonra onun anlattığı bir konu karşıma çıkıyor ve bana çok iyi hissettiriyor bu durum.
Onu seviyorum çünkü mesela daha geçen hafta sizinle paylaştığım tepki vermek ve karşılık vermek arasındaki farklarda ben ona hayatım boyunca çok tepki verdim ve o verdiğim tepkileri sonradan telafi etmeme hep izin verdi. Onu seviyorum çünkü o da bana verdiği tepkileri telafi etmek için hep çaba gösterdi. Onu seviyorum çünkü hayatta elim tutarak yürümeyi biliyor ve ben düştüğüm zaman elini uzatmayı da çok iyi biliyor. Ama bir o kadar önemlisi de o düştüğünde bana elini uzatmayı da çok iyi biliyor. Onu seviyorum çünkü yeri geldiğinde kucağıma yatıp, ben bugün hiç iyi hissetmiyorum, biraz benimle ilgilenir misin diyebiliyor. Aynı şekilde benim de ona bunu söylememe izin veriyor. Ben bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum. Böyle kanepede oturacağım, suyumu bile sen getir dediğim zaman bir kere bile söylenmeden bana her şeyi getiriyor. Onu seviyorum çünkü dünyayı onunla beraber keşfetmek çok güzel. Çok farklı ilk yalanlarımız olsa da ya da hayatta çok farklı şeylerden hoşlanıyor olsak da beraber keşfettiğimiz şeyler kadar tat aldığım çok az şey var şu hayatta.
Onunla beraber yeni yerleri görmeyi, yeni insanlarla tanışmayı ya da yeni bir konu hakkında bir şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. Onu seviyorum çünkü belki çocukluğunda edinememiş olduğu bazı becerileri dahi yetişkinliğinde edinmek için gerçek bir gayret gösteriyor. Onu seviyorum çünkü onun müthiş bir sevme kapasitesi var. Gerçekten bir insan nasıl güzel sevilir ben ondan öğrendim. Onun bakışındaki şefkati ya da insanlara genel olarak yargılamadan yaklaşabilmeyi ben ondan öğrendim. Onu seviyorum çünkü gerçekten bütün canlılara, ve belki de cansız varlıkları bile kıymet vermeyi, değer vermeyi, onlara narin yaklaşmayı yine bana o gösterdi. Onu seviyorum çünkü onunlayken ben de kendimde olan farklı özellikleri keşfedebiliyorum. Ve o da farklı şeyleri keşfedebilmek için benden güç almayı biliyor. 40 yaşına girerken beraber geçirdiğimiz 18 küsur yılda birlikte büyüdük aslında. Ve o birlikte büyüme halini de çok seviyorum. Birlikte yaşanabilmek, birlikte yaş alabilmek çok güzel. Onu seviyorum çünkü hayatta onunla olduğum zaman ne olursa olsun bir şekilde ayağa kalkabileceğimi hissediyorum. Ve bana bunca yılı bu kadar güzel yaşattığı için gerçekten ona teşekkür etmek istiyorum. Sizin de huzurunuzda. İyi ki o bu hayatta var. İyi ki benimle olmayı tercih etti.
İyi ki benimle, onunla olmayı tercih edebilmem için bana o alanı verdi. Hayatta aldığı her kararda benimle olmayı tercih ettiğini görüyorum. Beni, ailemizi hep önceliklendirdiğini görüyorum. Ve ben de onu önceliklendirdiğimde, ben de ailemizi önceliklendirdiğimde, her seferinde onun bunu gördüğünü görüyorum.
Bana takdir etmeyi ve takdir edilmeyi o öğretti. Yapamayacağımı düşündüğüm birçok şeyi yapabileceğimi, o cesareti kendimde bulabileceğimi o gösterdi. Aynı şekilde o bir şey için cesaret bulamadığında cesaret bulmaya ihtiyacı olduğunu bana göstermeyi de bildi. Ve ben ona o alanı açtığımda oraları keşfedebilmeyi de bildi.
O yüzden ben bu podcastleri yapıyorsam, bugün bu mesleğin içerisindeysem, mesela sizlere sesimle ulaşabiliyorsam, bu da onun sayesinde. Çünkü o bana bu alanda var olabileceğimi hissettirdi. O bana iyi ilişkilerin olabileceğini, iki insanın birbirini gerçekten sevebileceğini, birlikte yol alınabileceğini gösterdi. O bana sadakat ne demek onu gösterdi. Tabii ki hayatta her türlü şey mümkün, her türlü şey insanın başına gelebilir. Ben bunu her zaman söylüyorum. Ama onunla ne kadar yol alabilirsem o kadar mutlu olurum ben. O da bana hep aynı şeyi hissettiriyor. Tartışsak da, anlaşamadığımız şeyler olsa da, bazen birbirimizi kırsak da... Yine de ilişkinin sağlam kalabileceğini, aslında bir yere gitmediğimizi ve birbirimiz için var olmaya devam edebileceğimizi gösterdiği için de onu çok seviyorum. Ve böyle bir insanın hayatta var olduğunu bilmek bana hem ilişkilere hem de insanlara dair çok büyük bir umut veriyor. O yüzden iyi ki doğdun sevgilim. Umarım bu podcast'ı dinlersin. Ve umarım en azından senin gibi bir partnerin olabileceğini bilmen bana umut verdiği gibi başka insanlara da umut verir. Seni çok seviyorum. Nice mutlu yılların.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.